
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Pembe Evdeki Ölü
Tuppence ve Tommy karakterleri ile tanıştığım ve bir çırpıda okuduğum eğlenceli bir kitaptı. Ve tam olarak kestiremediğim bir yönüyle diğer Agatha kitaplarından ayrılıyordu sanki...
Baskı: Ölüm Çığlığı
Okuduğum en keyifli Agatha kitaplarından biriydi. Cinayetlerin uçuştuğu romanlar yazıp sonunu bu kadar neşeli bağlamak Agatha Teyze dışında kimsenin yapabileceği iş değildi sanırım.
Baskı: Serpico
Yer yer sıkılsam da zaman kaybı olarak niteleyemeyeceğim, tam anlamıyla arada kaldığım bir kitap oldu SERPICO.
Baskı: Göz
Orijinal ismi Carrie olan kitap çeviride neden "Göz" diye adlandırılır bunun merakı içindeyim sadece.
Baskı: Kambur
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu yazıyı yazmaya başlamadan önce kendimi sıkı bir sorguya aldım. Haksızlık edip etmediğimi düşündüm, kendimi olumlu ve düzgün bir yorum yapmaya ikna etmeye çalıştım ancak bu mümkün olmadı. Öncelikle kitabı gereksiz buldum. Sanki biri -ki bu durumda yazar- oturmuş ve yaşamı boyunca -aslında buna koca bir yaşam ayırmak da haksızlık olur ya- biriktirdiği tumturaklı (?) cümleleri sıra ile bir araya getirip anlamlı bir metin oluşturmaya çalışmış. Sonucunda da bu ne başı ne sonu belli öykü çıkmış. "Kambur" lardan konu açılınca aklım ister istemez, kambur denince ilk akla gelen efsane karaktere, Quasimodo'ya kaydı. Onunla Şule Gürbüz'ün kamburunu kıyaslamak elbette doğru olmazdı. Ancak bir o kamburun oturtulmuşluğuna, bir de diğerinin eğretiliğine takılmadan edemedim. Yine Kambur'umuzun kontrbasa duyduğu ilgi aklıma Süskind'in Kontrbas'ını getirdi. Oradaki huysuz müzisyen ile buradaki Kambur arasında bir bağ kurabildim yine ama, dediğim gibi, Kambur hep çok eğretiydi. Sanki bir kişiliği yoktu ve cümleler onun üzerine iğneyle tutturulmuştu. Kambur benim için somutlaşamadı ve hatta oluşamadı. Bence acemiliğini belli eden, -başta da söylediğim gibi- gereksiz ve yetersiz bir kitaptı.
Baskı: Aganta Burina Burinata
Dalgalarla, denizle, tuzla, buna büyük tezat oluşturan toprakla, ağaçla, meyveyle iç içe güzel bir kitap gibi geldi bana. "Ne olacak a canım! Hepimiz ya bir kaza neticesinde ya da kazasız olarak cavlağı çekeceğiz. Fakat ne bileyim, ölmeden önce insan yaşar a."
Baskı: Dört Mevsim
Kitap oldukça akıcıydı. Türünden bekleneni sanırım karşılıyordu.
Baskı: Kaplan Savaşçı
Allahım bir kitap bu kadar mı ağır ilerler, bu kadar mı iç bunaltır?! Sevmedim, sevemedim.
Baskı: Ve Geri Kalan Her Şey (Pucca Günlük, #2)
Pucca yazar olarak göremediğim, edebi bir tat alamadığım ama içtenliğini sevdiğim, özgüvenine hayran olduğum bir kadın. Eğlenceli bir kitap daha çıkarmış, yaz günlerinde neden okunmasın?
Baskı: Katya'nın Yazı
Trevanian'ın "Şibumi" isimli kitabı ünlüymüş ancak yazarla tanıştıran kitap Katya'nın Yazı oldu beni... Öyle sardı, öyle sevdim ki bir solukta okudum, bitince de bittiğine üzüldüm. Karakterlerin her biri çok özgündü belki, daha doğrusu bunları bir arada kullanmak özgün bir fikirdi, bilemiyorum ama beni etkiledi, hem de çok etkiledi. Trevanian sanırım hoyratça harcayamayacağım bir yazar. Kitaplarını bir çırpıda okuyup bitirmektense hayatıma yaymayı, aralara serpiştirmeyi düşünüyorum. Çünkü kendisi 14 Aralık 2005'te aramızdan ayrılmış ve bizim için yeni eserler kaleme alamayacakmış. :(
Baskı: Kaçaklar ve Mülteciler
Merak ediyorum, Chuck bunu neden yazdı ki...
Baskı: Şimşek
Peyami Safa okumayı sevdiğimi yeni yeni fark ediyorum... Yine güzel bir romandı.
Baskı: Göl İnsanları - Evrim Sürecinden Bir Kesit
Akıcı ve açık bir anlatıma sahipti ve keyifle okudum.
Baskı: Çağımızın Bir Kahramanı
Ön sözünden son sayfasına dek ilgiyle okudum. Rus edebiyatının en önemli eserlerinden biri olduğunu az önce öğrendim. Kesinlikle tavsiye ederim.
Baskı: Şeytan Ayrıntıda Gizlidir
Ahmet Ümit'ten akıcı ve pürüzsüz bir dille anlatılmış on sekiz gizemli öykü. Polisiye severlerin kaçırmaması gereken bir kitap.
Baskı: Son Söz Aşkın (Bridgerton, #3)
Yine hoş ve bolş, atıştırmalık okunacak kitaplardan. Kendi kategorisinde fena olmadığı görüşündeyim, ama daha fazla puan vermek bir Vonnegut'a, Saramago'ya haksızlık olurdu.
Baskı: Hayvan Çiftliği
Anlaışlan o ki okuduğum her kitap ile Gerorge Orwell'e olan hayranlığım artacak. Daha "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört"ün etkisinden sıyrılamamışken okuduğum Hayvan Çiftliği beni öyle ürpertti ki yazmak için yarını bekleyemedim. Tekrar tekrar ve gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki mükemmel bir bakış açısı, inanılmaz bir hayal gücü ve ifade yeteneği sergileyen Orwell'e hayran olmamak elde değil. Arka kapakta, "reel sosyalizm" eleştirisi olarak tanımlanan kitabı bir görüş/rejime indirgemek bana çok yanlış geliyor. Hayır, bence Hayvan Çiftliği bir "reel sosyalizm" eleştirisi değil. Bence Hayvan Çiftliği insanoğlunun tatmini mümkün olmayan egosuna, aç gözlülüğüne, karakter (sizlik) sorununa tutulmuş bir mercek. Yine darmadağınım, yine düşünmekten bile aciz bırakıldım Orwell tarafından. Bir kitabını daha okumaya cesaret edebilecek miyim bilemiyorum.
Baskı: Lutetia
Lutetia,II.Dünya Savaşı'nın dönemin önde gelen otellerinden birine nasıl yansıdığını konu alıyor.Savaş,otel çalışanlarından biri tarafından gözlemleniyor ve anlatılıyor.Lutetia önce sanatçı ve yazarlara,daha sonra düşman askerlerine,en sonunda da toplama kampından dönen esirlere açıyor kapılarını.Olaylar savaşın ortasında,topların tüfeklerin patladığı bir cephede geçmediği için savaş ortamının yıkıcılığını yaşamıyorsunuz.Ama savaşın sivil halk üzerinde ne gibi etkileri olduğuna tanıklık edebiliyorsunuz. itabı okurken ana kahraman (Edouard Kiefer) yerine zihnimde Jean Reno'yu yerleştirdim.Leon'da gördüğümüz deri ceketi,kasketi ve yuvarlak camlı gözlüğüyle değil de takım elbisesi,beyaz gömleği ve kravatıyla bence anlatılan ortama çok uygundu.En az Leon'daki kadar sessiz ve içine kapanık...Öyle ki bu yalnız adam "Tek olmak bir hapishane,hatta bir sınır değil,tam tersine,bir başarıdır." diyordu yalnızlığı ile övünerek. Savaşla ilgili pek çok şey söylenmiş veya yazılmış olabilir.Ama ben savaş hakkında veya savaş karşıtı daha iyisini okumadım: " Savaş,bana savaştan bahsetmeyin,savaşta en ufak bir soyluluk göremiyorum,vatansever kasaplık temiz ve onurlu da değil,belki gazetelerin redaksiyon bölümlerinin dışında...Savaştan,gerçek savaştan kurtarılacak bir şey yok...Savaşta insanın kendini öldürteceği güzel bir şekil de yok...Asker olarak gittim,mağara adamı olarak döndüm...Savaş hayatlarımızı sonsuza dek damgaladı..."
Baskı: Uyku
Ayrıntı'dan çıkıp da "Okunmaz ki bu." denecek kitap yoktur herhalde.Uyku'yu da çok beğendim. Uyuyamadığım için alıp okumuş olmam pek ironik oldu,gece gece bunu düşünüp kendi kendime sırıttım uzunca bir süre,sonra korktum,silkinip kendime geldim. "Herkes uyur. Uyku, geçmişle bu günü birbirine bağlar. Uyku sindirir, yaraları sarar. Uyku, zenginle fakiri, kadınla erkeği, insanla hayvanı eşitler. Benden başka herkesi. " Tam da uyumak için debelenirken okumalık güzel bir kitap.