
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Cemile - Sultanmurat
Neden bilmiyorum ama çok zorlandım bu kitabı okurken.
Baskı: Şarkı Söyle Luna
Kitabı D&R'daki yaz indiriminden beş liraya almıştım. Klasik bir savaş öyküsü okuyacağımı sanıyordum, çocuk romanı olduğu için daha da basit olacağını düşünmüştüm. Ancak Şarkı Söyle Luna beklenenin ötesinde bir kitaptı. Bir çocuk kitabı mı? Bence bu da kuşku götürür... Kitabı okurken hem ağladım, hem isyan ettim. Son zamanlarda sabahlara dek kitap okuma zevkini yaşayamıyordum, bu kitap sayesinde tekrar yaşamış oldum. Çok güzeldi.
Baskı: Küçük Ağaç'ın Eğitimi
Daha önce Say Yayınevi'nden bir kitap okumamıştım galiba. Kitabın başında yazarın yaşamıyla ilgili iki sayfalık bir yazı var, sonuna da kitap hakkında yazılanları eklemişler. Bu ayrıntılar hoşuma gitti. Çeviriden kaynaklandığına inandığım bazı sıkıntılar vardı bazı cümlelerde. Biraz gözüme battı ama çok da takmadım. Çevreye ve canlılığa olan sevgim, ilgim beni biyoloji okumaya yöneltmişti. Bölümde geçirdiğim bir sene de beni bu konuda daha hassas, daha duyarlı biri haline getirdi. Bir süredir, belki de doğaya en saygılı topluluklardan biri olan Kızılderililer ile ilgili bir kitap okumayı çok istiyordum zaten. Küçük ağaç da bir Kızılderili öyküsü. Yazar kendi yaşamını yazmış, otobiyografik bir roman. Çok hassas, çok ince. Hepimiz okumalıyız.
Baskı: Yokyer
Aslında ben bir devam kitabı gelir mi umudu içindeyim. Sanki buna müsait bitirilmiş kitap. Eh ne diyelim. Umarım gelir, biz de okuruz.
Baskı: Işığın Oğlu (Ramses #1)
Konu ilginçse de belki yazarın anlatımı iyi değildi... Bilemiyorum akıcı bir kitap olduğunu düşünmüyorum ve bitirmek konusunda biraz zorlandım.
Baskı: Caribou Adası
Daha önce Bir İntihar Efsanesi'ni okumuştum. Ondan daha bir etkilenmiştim, Caribou Adası o kadar etkilemedi.
Baskı: Şeker Portakalı (Zeze, #1)
Çocukken okumuştum, çok sevmiş, çok duygulanmıştım. Biraz büyüyünce bir daha okuyayım dedim ve aslında büyümemiş olduğumu gördüm.
Baskı: Çin'de Bir Çinli'nin Başına Gelenler
Kitabı çok severek almıştım, çok beğeneceğimi düşünmüştüm. Aslında beğendim de ama yavaş ilerledi biraz.
Baskı: Charles Darwin - Evrim Devrimi
Darwin'in kitaplarını okumadan önce, onu tanımak veya onun yaşamına bir göz atmak için okunabilir.
Baskı: Mirasyedi (Windham, #1)
Öncelikle kitabın kapağı hakkında konuşacak olursak,kendi adıma ben bizim versiyonu daha bir sevdim kırmızıdan hoşlaşmamama rağmen. Gerçi hemen hemen aynı ama Kont'un giyinik olması tercihim zira onu kıllı hayal etmemiştim okurken. Anna adamın o kadar orasını burasını yalarken kılları da işin içine karıştırmak istemedim herhalde. Evet iğrençleştim, farkındayım ama, elden ne gelir ki kitabın anlatımı da böyleydi. Kabaca konusundan bahsetmek gerekirse, Yeşilçam filmlerimize konu olan gerek dadı- patron yakınlaşması, gerek sekrete-patron yakınlaşması gelebilir aklımıza. Bu da o ayarda bir öykü işte. Bir kont var, varlıklı ve kaslı. Ve pipisi büyük. (Bu özellikle vurgulandı kitapta, bahsetmesem olmazdı) Bir de kahya var, kahya beklenmedik bir şekilde kadın, bana hep erkek olurlar gibi gelirdi. Ama aslında o da burjuva takımından da biz bunları hep kitabın sonunda öğreniyoruz. Neyse... Sonra bunlar birbirine aşık oluyor da falan filan. Bir kere, hayatımda okuduğum en fiki fikili kitaplardan biriydi. Yazar hayatının hangi evresinde yazmış bilmiyorum ama sanıyorum kafayı cinsellikle bozmuş biraz o esnada. Gerçi böyle kitapları da o okutur değil mi? Ama yok yahu, insan bir aşk öyküsü ister. Öyle olmasa kitaba para vermek yerine şu seks maceraları paylaşılan sitelere de girebilir. Bence bir karışıklık olmuş. Beni bilirsiniz, kitapta sevişen, öpüşen olmasın kafasında değilimdir. Ama dediğim gibi, anlatmak var anlatmak var. Yazar o kadar itici anlatmış ki, hele "Kont'un boyu 1.80'di, vücudu kaslıydı" gibi bir anlatım görünce... Bir kere o 1.80 ne orada? Uzun boyluydu desen de daha şık dursa ya. Sonra olay örgüsü zayıftı. Belki Kont ile Anna'nın yakınlaşması bizi, ortada hiçbir şey yokken oral seks yapmaları nedeniyle itici ve anlamsız geldi. Yok, alaycılığımı aşıp terbiyemi koruyamıyorum. Cidden hayatımda gördüğüm en itici, en sevimsiz anlatımdı. Bir diğer sorun da kitapta düşük cümlelerin olması, hatta anlatım bozukluklarının olmasıydı. Koridor'u hep iyi bilirdim, bu duruma çok şaşırdım. Kitapta her şey oldu bittiye geldi. Ne ikisinin aşık olduğunu gördük ne adam gibi naz yaptılar, ne serim, ne düğüm ne de çözüm iyi kurulmuş ve aktarılmıştı. I-ıh, bu yazar benim nazarımda sınıfta kaldı.
Baskı: Kent ve Köpekler
Kent ve Köpekler konusu sebebiyle çok zorladı beni, çok yabancı olduğum şeylerdi. Askeriye, katılık, saldırganlık, kavgalar... Ama idealler ve bunlardan vazgeçiş, yani bu konuda yapılan sorgulama gerçekten güzeldi. Bir de nerede kesişeceği belli olmayan hayatlara tanık olmak.
Baskı: Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği
Ben kitabı pek sevdiğim (!) Harun Yahya'ya cevap niteliğinde olduğu için değil de pek çok bilim insanın makalelerinden veya röportajlarından yola çıkılarak derlendiği için okumak istemiş ve içinde Ali Demirsoy'un ve Ergi Deniz Özsoy'un da yazıları bulunduğunu görünce satın almıştım. Ancak bir türlü okuyamamıştım. Bu tatili fırsat bilip elime aldım ve okumaya başladım. Kitap dört bölümden oluşuyor. İlk bölüm Bilimin Safsataya Yanıtı. Harun Yahya'nın Atlas'taki iddialarına yanıt niteliğindeki yazıları okuma fırsatı buluyorsunuz bu bölümde. Benim için bir anlamda öğretici oldu bu bölümü okumak. Yo, hayır, iddiaları yalanlamasının dışında öğreticiydi çünkü o iddiaları hiçbir zaman ciddiye al(a)mamıştım. İkinci ve üçüncü bölüm biraz daha durağan ilerledi. Son bölümse daha ziyade röportajlardan oluştuğundan belki, çabucak okundu ve böylece kitap bitti. Eleştireceğim tek şey ise "Harun Yahya'nın bilimin yanıt veremediği iddiaları / Dünya Böyle bir âlim görmedi!" başlıklı yazıydı. Ben yazıyı gereksiz buldum, ben olsam yazmazdım, yayınlamazdım. Gerçi okurken güldüm, fena da olmadı ama yine de dediğim gibi, olmasa daha iyi olurdu gibi geldi. Kitabı herkesten çok, şu veya bu şekilde eline Yaratılış Atlası geçmiş insanların okumasını tavsiye ederim. Evrim teorisinin karşısında durabilirler, bir ön yargı edinmiş olabilirler ama lütfen, lütfen Yaratılış Atlası'ndan daha geçerli, daha makul bir gerekçeleri olsun. Evrim konusunda bilgi edinmek isteyen insanlara önereceğim bir kitap olmaz çünkü dediğim gibi kitap daha çok Harun Yahya'ya ve onun çalışmalarına (?) cevap niteliğinde. Yine siz de benim gibi bilim insanlarının görüşlerini okumak istediğiniz kanısındaysanız, kitaptan faydalanabilirsiniz.
Baskı: Usta ile Margarita (Çizgi Roman)
Bana biraz kopuk geldi, çizgi romana uyarlamada sıkıntı çekmişler sanki. Ama romanın enfes olduğundan eminim.
Baskı: İt Kopuk Takımı
Belki elimde bu kadar süründüğünden, sündüğünden keyif alamadım belki kitap gerçekten kötüydü. Bilemedim. Ama övgülere bakılırsa kötü olmamalı mantıken. Oradan buradan fırtan bir sürü insan vardı kitapta ve yaşamları küçücük bir noktada kesişiyordu. Bu kesişim noktası sebebiyle ister istemez onların dünyasına da kafamızı uzatıyorduk ama bence biraz eksikti. Ne bileyim ne birinin deliliği ne ötekinin intiharı beni etkilemedi, kalbime dokunmadı. Belki de beni kendisine çeken bir kitap olmadığı için bu kadar uzun sürdü, bilemedim ama, son sayfayı çevirdiğimde elimde kalan aman aman bir şey yoktu.
Baskı: Tutulma (Alacakaranlık, #3)
Şu ana dek, serinin en yavaş ilerleyen kitabı oldu benim için.
Baskı: Dost Mektupları
Engin Cezzar'ı feci halde kıskanıyorum. Benim hayranlık duyduğum, karşıma çıksa kekelemeden konuşamayacağım hatta belki hiç konuşamayacağım adama "piç kurusu" diye hitap edecek kadar yakın olmuş biri... Ah, dünya adletsiz.
Baskı: Yeniay (Alacakaranlık, #2)
İlk kitaba nazaran daha iyiydi sanki... Ama çok ruh bunaltıcıydı allahım! Bella'yla birlikte benim de içim oyuldu!
Baskı: Alacakaranlık (Alacakaranlık, #1)
Kitabı okumadıysanız yorumu okumanız tavsiye edilmez. "Kitaba tam kaptırıyorum kendimi, tam içimden diyorum ki, "İşte, oldu. Güzel ya, seveceğim! Öyargı yok! Bak önyargı olmayınca ne güzel okunuyormuş, öyle de kötü değilmiş!" birden bir diyalog geçiyor ikisinin arasında vıcık vıcık sinir oluyorum. Sonra, bir insanın ayakları hiç mi yere basmaz? Basmadı! Bella'nın ayakları yere basmadı! Bir sırt çantasıymış gibi sırtlarda, bir karpuzmuş gibi kucakta... Yahu iki ayağın var, kullansana! Adam güçlü, kuvvetli tamam ama bir de "kendi işimi kendim görürüm" mantığı olur insanda! Bella'da yoktu... Sonra, kitapta Edward'ın vücudu bir soğuk ve sert tasvir ediliyor bir "Bella'nın Edward'ın yumuşacık elinden tuttuğu" söyleniyor... Umarım yazar ilerleyen kitaplarda vampirlerin sert mi yumuşak mı olduğuna karar vermiştir... Bir de şu güneş ışığı olayına gelelim. Tamam Stephenie, sarımsağı, haç'ı, tabutu, gümüşe dokununca tutuşmayı bir köşeye attın, ses etmedik. Tamam batıl inanç olsun onlar... Tamam yani koskoca vampiri sarımsakla soğanla korkutmak bence de gülünç ama bu kadar da olmaz ki yahu! Bunca senenin korku saçan, filmlere kitaplara konu olan yaratığını "disko topu"na çevirdin! Vampir olsam önce senden bunun intikamını alır sonra kalbime kazık çakarak intihar ederdim! " Söyleyeceklerim bunlar.
Baskı: Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey
Afallatıcı, müthiş bir kitaptı.
Baskı: Hollywood Kızları
Hollywood, güzellik, hiç bilmediğim giysi, ayakkabı ve çanta markaları ve su gibi harcanan para bana oldukça uzak, belirtmeme gerek yok sanırım. Zaman zaman "Bu kadar param olsaydı da böyle bir yaşamım olmazdı benim. Olur muydu?" diye düşünmeden edemem. Yine düşündüm ama yoo sanmıyorum. O kadar markanın ismini öğrenmek bile ölüm bence. Ben yine bir kot bir tişörtle yaşıyor olurdum. Kitap, nasıl desem, tipik Amerikan gençlik filmleri gibiydi işte. Konuşmalar birer film repliği gibiydi. Dili basitti, sadeydi. Başlarda biraz durağan gelse de sonra akıp gitti. Sanırım kızın iki erkek arasında kalması veya tam tersi, erkeğin iki kız arasında kalması bestseller'ların ortak paydası. Bunun bu kadar çok tekrarlanması (dizilerde, filmlerde, kitaplarda vs.) bazen sinirimi bozuyor. Böyle bir sıradanlıkla karşılaşmamak isterdim tabii ama dediğim gibi, artık kural olmuş sanırım. Kitaba bayıldım mı? Hayır bayılmadım. Zaten benim bayılabileceğim bir kitap değildi, özellikle bu sene Saramago'yla, Trevanian'la tanıştığım gerçeğini göz önünde bulundurursak imkan dahilinde bile değildi. Sevdim mi? Neden olmasın. Ama yine dediğim gibi size şiddetle tavsiye etmemi sağlayacak bir şeyler yoktu içinde. Klasik, ailevi sorunları olan zenginler ve birbirlerinin kuyusunu kazma hobileri. Benim yaptığım gibi, boşta kalmayayım diye okuyacaksanız olabilir. Ama bir beklentiye girmenizi salık veremem, bu yalancılık olur.
Baskı: Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer
Sürprizli şaşırtmalı bir kitaptı diyebilirim sanırım.
Baskı: Açlık Oyunları (Açlık Oyunları, #1)
Sartan'a Peeta ile ilgili olarak katılmakla birlikte, akıcı oluşu seriyi benim için okunası kıldı. Aralara serpiştirerek, sıkıldıkça, çerez niyetine tamamlamak niyetindeyim.