
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kadınlar Rüyalar Ejderhalar
- Bir bilimkurgu ya da fantastik hayranı mısınız? Bu kitabı mutlaka okuyun. -Tolkien'e tapıyor musunuz? Bu kitabı mutlaka okuyun. - Le Guin kraliçeniz mi? Hiç durmayın. Ama hepsinde de önemlisi, fantastik, bilimkurgu, kadın/erkek, hak/özgürlük, edebiyat/sanat gibi konularda kendini kanıtlamış bir yazarla sohbet etme fırsatını kaçırmayın. Çünkü Le Guin yine o okurla samimi biçimde sohbet eder tavrını koruyor ve sizi çoook farklı düşüncelere sevk ediyor.
Baskı: Dikenlikler Prensi (Parçalanmış İmparatorluk Serisi #1)
Baskı: Başka Dünyalar Mümkün
Bu kitaba 10 puan verme nedenim içerik değil, gösterilen emek ve oluşturulmasının ardında yatan fikir. Bu kitapta bulunan makalelerin hepsi zaten kendini kanıtlamış ve bilimkurgu alanında söz sahibi olan ustalarca yazılmış. Onlara bir de benim 10 puan vermem oldukça saçma olur. Ancak o makaleleleri derleme fikrine, her makaleyi bu kadar başarılı biçimde çevirenlere ve o çevirilere böyle muazzam editörlük edenlere tam puan verebilirim. Her bilimkurgu okurunun edinmesi gerek. Türkçe kaynak konusunda çok ciddi sıkıntılarımız var ya hani, Varlık Yayınları'nın 2007'de yaptığı bu girişim meğer nasıl bir cevheri içinde barındrıyormuş! Hatta bilimkurguyla da bitmiyor, çünkü yazarlar hep usta isimler. Onlar da tek yerle sınırlı kalmayarak daha birçok konuda ufuk açıyorlar. Yer yer okuduğum kısımların orijinal metnini düşünüp "yahu burayı nasıl bu kadar başarılı çevirdiler!" diye şaşıp kaldığım, fazlasıyla yetkin ellerden çıkmış bir çeviriye sahip. Editörlük de öyle. Ayrca seçilen makaleler de güzel bir seçim sürecinin sonucunda derlenmiş, o da belli. Özellikle çoğu makaleyi okurken dönüp ülkemize bakmadan edemiyor insan. İşte bu nedenle bence doğru seçimler bunlar. Ne diyelim, bilimkurgu tutkunları bu kitabı mutlaka edinsin. Kısa zamanda tükenenler listesine girer. Kıymeti bilinmemiş, bari şimdi bilelim.
Baskı: Erotologya?
Aslında bu kitaba puan vermek istemiyorum, çünkü ben bu kitabı değerlendirebilecek düzeyde değilim. Ancak madem sistem böyle gerektiriyor, ben de bu puanı uygun görüyorum. Denemelerle aram yoktur. Bu kitaba başlamamsa periyodik neşriyat adlı güzel yorumlar sahibinin bu eser için olan yorumunu görmemle oldu. Evet, bu kitap Türkiye ve Orta Doğu'nun erotologyası. Evet, bu denemelerin birçoğu cinsellik ve cinsel tarihimizle ilgili. Önyargı mı oluştu? Yapmayın, etmeyin. Hulki Aktunç gerçek bir usta. Ben bu kitabı okurken sayısız kelimenin kökenini, tarihi ve siyasi bilgileri öğrendim. Okudukça şaşırdım, bilge dağarcığım genişledi. Hulki Aktunç'un ne kadar iyi bir "okur" olduğunu görerek kıskançlıktan çatladım. Sonrasındaysa Türkçeyi bu kadar samimi kullanışına alkış tuttum. Bu kitabı sadece "cinsellik" boyutuna indirgerseniz bu sizin dar görüşlülüğünüzden başka şey olmaz. O zaman sakın okumayın bu güzel eseri. Düşüncelerinizle kirletmeyin. Aama eğer Türkiye'nin önemli aydınlarından birinin tatlı mı tatlı diliyle yepyeni şeyler öğrenmek, hatta onunla bir iki sohbetin belini kırmak istiyorsanız hiç durmayın! Ne diyor Hulki Aktunç o samimi diliyle? "Allahım bu ülke bildiğin gibi değil!"
Baskı: Elif
Daha önce hiç böyle bir kitap okumadım. "Elif"i, tam adıyla "Görünmez Elif"i, okuduğum hiçbir kitaba benzetemiyorum. Kitabın tam adıl, Alif the Unseen, yani Görünmez Elif. Yayınevinin bu adla basarak çocuk kitabı imajı vermesinden çekinmesiyle kitap bize Elif adıyla geldi. Ama bu bir şekilde bir kayıp olmuş. Çünkü Görünmez Elif adının kitap içerisinde o kadar çok manası var ki, her yeni manayı satır aralarından kazıyarak çıkarmaktan büyük keyif duydum. 2013'te World Fantasy Award'ı kazanmasına hiç mi hiç şaşırmadım. O ödülü nasıl hakettiğini sayfalarında bana defalarca kanıtladı. Peki neyin nesidir bu kitap? Bu kitap, hackerlerın, sosyal medyanın gücünün, Arap Baharı'nın ve cinlerin kitabı. Evet, ciddiyim. Cinlere dair küçüklüğünüzde duyduğunuz pek çok şey bu kitapta görerek şaşıracaksınız. İyisi, kötüsü ve nötrü, hepsi bu kitapta. Elif kullanıcı adına sahip hackerımız ise devletle ters düşüp olmadık şeyler yaşayınca kaçışı cinler aleminde buluyor. Bitmedi, bir de ortada Binbir Gündüz Masalları var. Yo, dalga geçmiyorum. Cinler tarafından anlatılmış masallardan derlenmiş bilmem kaç yüzyıllık bir kitap. Ve bunca alakasız şey birbirlerine halka halka geçmeye başlayınca ortaya sıra dışı bir eser çıkıyor. Açıkçası Elif, yazarının Doğu kültürünü şaşırtıcı derecede iyi özümsemesinin de sonucu. Derviş Evi kitabını bilenler bilir, o da Arthur Clarke gibi büyük bir ödülü almıştı ama okuduğumuzda yazara lanetler etmiştik. Anlattığı toprakları hiç bilmeyişinden rahatsız olmuştuk. İşte bu kitap onun tam tersi. Okurken sık sık çocukluğumu ve Geziparkı'nı düşündüm. Evet, bu kadar tezat şeyleri aynı potada eritiyor. Son cümlem de alın okuyun olsun. Not: Vikram karakteri için bile okunur bu kitap. Kitaba dahil olduğu anda birkaç seviye atlatıyor.
Baskı: Görünmez Canavarlar
O kadar dehşet vericiydi ki, bu dehşet ekseninde sürüklenmekten hastalıklı bir keyif aldım. Hiçbir yerini tahmin edemediğim, insanı kendin geçiren ve bir o kadar ürküten harika bir kitaptı.
Baskı: The Witcher: The Sword Of Destiny
Her şey bir yana, son 2 öyküyle birlikte göklere çıkıyordu. Hele o son öykü yok mu... Hem hüzün hem de mutluluk gözyaşları döktürdü bana. Buruk sevinçler yaşatıp şok üzerine şok geçirtti. İçerdiği öykülerdeki tüm kurgular kaliteli, göndermeleri olması gerektiği gibi başarılıydı. İnsanı güldürmek istediğinde bile bunu rahatlıkla başarıyor. Ana karakterlerinden yan karakterlerine kadar büyük bir zenginliğe sahip. Dahası, hiçbir karakter birbirini tekrar etmiyor. Yazarı kıskanmamak elde değil, şahsen ortadan ikiye ayrılıyordum az daha :). Ayrıca, bu okuduğumuzun hayran çevirisi olduğu düşünülürse ekibin önünde "saygıyla" eğiliyorum. Gollancz'ın çevirisinden daha iyiydi, bunu da açık yüreklilikle söylüyorum. Hayran çevirisi falan diye (Lehçeden İngilizceye) burun kıvrılacak gibi değildi yani, çok profesyönelceydi. Ama Andrzej Sapkowski , bizi bu kadar -ister acı ister tatlı nedenlerle- ağlatmak zorunda değilsin be adam :). Azıcık acı okurlarına.
Baskı: The Witcher: The Last Wish
Çok uzun zamandır merak ettiğim, Türkçeye çevrilsin diye kıvrandığım bir kitaptı. En sonunda yayınevlerinden umudu kesip okumaya başladığımdaysa bu uzun merakın karşılığını son sayfasına kadar verecek bir eser buldum. Witcher benim gözümde acı-tatlı olarak tanımlanacak bir kitap. Sizi eğlendirdiği, heyecanlandırdığı her öyküde bir şekilde boğazınıza yumru oturtmaktan vazgeçmiyor. Geralt'ın dünyasının o karmaşık düzenini okura yansıtmakta hiçbir zorluk çekmiyor. Özellikle masalların çarpık versiyonlarının bazı öykülere yedirilmiş halini görmek hem şaşırtıcı hem de oldukça tatmin ediciydi. Sayısız masal mutlu sonlarından ayrıştırılıp, adeta gerçek düzene uyarlanarak başarıyla öykülerin belli kısımlarına nakledilmişti. Bittiği için gerçekten üzüldüğüm, bitişinde de o buruk tadı ağzıma çalmaktan vazgeçmeyen, sıra dışı bir eserdi Witcher. Etkisinden bir süre kurtulamayacağımı biliyorum.
Baskı: Injustice - Gods Among Us #16
İlk sayı ve yayınlanan son sayı favorilerim arasına girdi. Başlangıçtaki Batman'in sözü insanı tam kalbinden vuruyorken, bu son sayıda belki de ekibin tek mantıklı düşünen adamına (Batman'e) yapılan bu haksızlığı görüyoruz. Aslında ona haksızlığı yapan hayat, ancak tüm bunların olmasına neden olan kişi de bunca zamandır beraber savaştığı dostlarından başkası değil. Bruce Wayne için kötü bir haber var bu sayıda. Üstelik hiçbiri buna engel dahi olamıyor.
Baskı: Injustice - Gods Among Us
Normalde okuduğum çizgiromanları/mangaları Vikitap profilime ekleyen biri değilim. Eklediklerim genelde beni çok derinden etkilemiş olanlar olarak ayrı bir yere sahip. Bu seri de bunu başaranlardan oldu. Watchmen'den sonra o tatta bir şeye bir daha kavuşamam sanıyordum. Bir Watchmen benzetmesi tam olarak tanıtımı olmayacağı gibi "süperkahramnalar ne zaman yoldan çıkar" sorunsalına bir bakış atıyor Injustice. Justice Leauge hayranı falan değilim, hatta içlerindeki çoğunu da sevmem; fakat burada durum farklı bir boyuta gitmiş durumda. Çünkü süperkahramanların "süperliğinin" bittişini görüyoruz. O insanüstü güçleriyle tanrılaşıyorlar ve bu defa halkın sevgilisi değil, onlara zayıflıklarını hatırlatan bir hale geliyorlar. Şunu da belirtmek gerek, her şeyi tetikleyen kişi Joker. Süpermene yaptığı şeyden sonra adeta çılgına dönen Clark Kent (gerçi hak vermemk elde değil) aynı zamanda ilk defa birilerini öldürmeye başlayan kahraman da oluveriyor. Sonrası malum, görüş ayrılıkları, dünyada düzeni sağlamyı takıntı haline getirip Süpermeni destekleyenler, birbirine giren kahramanlar... Ayrıca bu durumun çeşitli devletlerin çıkarlarına hiç de uymadığını söylemiş miydim? "Süperkahramanlar nasıl birbirine düşürülür 101", dersi veren Joker'in fikrine de şapka çıkarmak lazım. Ancak onun akıbeti de hiç iyi olmayacak. Getirdiği yenilikçi bakış açısıyla benim kalbimi kazanan bir seri oldu. 16 sayısını da bir gecede, merakla okuyup bitirdim. Başta yaptıklarını bir şekilde haklı bulurken işin aldığı boyutları görünce insan ürpermeden edemiyor.
Baskı: Robot Öyküleri Antolojisi
Neredeyse "Ben Robot" kadar güzel bir antolojiydi. Hele ki oradan tanıdığımız Mike Donovan ve Susan Calvin de öykülerde ara ara karşımıza çıkması (Donovan 1, Calvin 2 kere geliyor) kitabı okumuş olanlar için de çok ayrı bir tat veriyor. Asimov denilince akla hemen zekice kurgulanmış öyküleri geliyor ve bu kitaptaki öyküler de bu tanımı kesinlikle sarsmıyor. Dahası, öykülerden biri Ben Robot'taki "Küçük Kayıp Robot" adlı öykünün devamı niteliği taşıyor. Söylenecek fazla bir şey yok aslında. Asimov hayranlarının kaçırmaması gereken, kesinlikle doyurucu ve 1 günde bitecek bir eser. Not: Yalancı! öyküsünde bizi şaşırtan Susan Calvin bu kitaptaki öykülerden birinde de sizi bir hayli şaşırtacak.