bilge çetin
@bilge çetin

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Otomatik Portakal
6/1004.10.2017

Baskı: Otomatik Portakal

Teknik olarak çok zayıf bir kitap. Ergen Alex'in boyunu aşan kötülüklerini, ürettiği slav kökenli argo kelimelerden sökmeye çalışıyorsunuz. Özünde , bireyin kendi haline bırakılması gerektiğini (su akar yolunu bulur), eninde sonunda doğru yolu bulacağını anlatan, düşünce ve eylem özgürlüğünü uç noktalarda anlatan bir kitap. Alex sevimli çocuk ama işlediği veballer iğrenç. Kitap özgürlük konusunu sok gözüme gözüme yapmak için pek çok gerçeği saf dışı bırakmış bence. Netice de Alex'in yaşadıkları masum gençlik fantezileri değil. Kitap boyunca iyi-kötü, güzel-çirkin sürekli yer değiştiriyor. Çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Yalan
7/1015.09.2017

Baskı: Yalan

Çok beğendim. İlk defa böylesine içli, böylesine etkileyici bir Türk Yazar okudum. Sıradan insanların bu kadar uzun sayfalı bir kitabı dolduracak ne gibi yaşantıları olmuştur dersiniz. Ama yazar kişileri çok fazla tasvir etmekle uğraşmadan, söz ve hareketlerini bize aktararak onları tanımamıza vesile olmuş. sadece onları değil, onların nezdinde bir toplumu ve o topluma hakim olan anlayışı. Ve okudukça ne olur şu anlayış artık yakamızdan düşsün diyorsunuz. kendinizden ait olduğunuz toplumdan tiksiniyorsunuz. Şüphesiz bu sadece bizim toplumumuza ait bir çürümüşlük değil ancak galiba biz onu kendimize çok yakıştırmışız. Uzun uzun kitap yorumlarını okumaktan sıkılırım ancak bu sefer bende galiba uzun bir yorum yapacağım. Ve belkide bir müddet sonra kendi yorumla karşılaştığımda sıkılıp bırakacağım... Romanın ana karakteri Yusuf Aksu. Kendi haline bıraksalar silik, kendinden bile bir haber ancak talihi yaver gitmiş ama kendisi bunu bile farketmeyen bir aciz. Ancak ona öyle bir kisve giydiriliyor ki ne buna itiraz edecek gücü bulabiliyor ne koskoca kisveyi doldurmaya çalışıyor... Ona yapılanları okudukça insan bunların hepsi uydurma olabilir mi, gerçeklik payı ne kadardır diye düşünüyor. Ve eğer ciddi bir gerçeklik var olduğu varsayılırsa medyada boy gösteren tüm ilişkiler, kişilerinde bir yanının yalan olup olamayacağı geliyor aklınıza. Onu, bunu, şunu sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Ne kadar çok Yusuf Aksu,Bayram Beyaz, Cazibe Çelebi, Firuz Bolat olduğunun farkına varıyorsunuz. Ve koskoca bir yalanın içinde mi yaşıyorum diyorsunuz. Biraz biraz Kemal Sunal filmi, biraz biraz Aziz Nesin kahramanları desem Romancıya haksızlık etmiş olur muyum acaba. Olmam galiba. Neticede hepsini senetezleyip, hepsinden farklı bir yapıt koymuş ortaya. Eline sağlık. Gerçekten.

Aşk
5/1008.09.2017

Baskı: Aşk

Fi
1/1021.07.2017

Baskı: Fi

Camus'un usta eseri Veba'yı okuduktan sonra rastlaşmış olmaktan kaynaklı bir iğreti duygusu mu, yoksa gerçekten kitapta var olan bir bayağılık mı beni bu kadar yazarından ve kitaptan soğuttu, bilemeyeceğim. Aslında yazmaya değer görmemiştim ancak son zamanlarda tüm dünyada filizlenen yeni bir akımın, basit ve sadelik adına , edebiyatın, sanatın, katledilmesi olarak gördüğüm ucuz ve basit bir akımın dalga dalga yayıldığını gördükçe yazmaya karar verdim. Hoş benim burada dile getirdiğim üç-beş isyan cümlesi neye yarar ama en azından kendi adıma bu akıma teslim olmayacağımı ifade etmiş olurum o kadar. Evet, maalesef, basit bir dilin sadelik, amiyane tabirlerin halk ağızı, pornonun aşk diye, ustaca pazarlandığı bu tür kitaplar hızlıca, parazit gibi yayılarak ele okurları ele geçiriyor. Özellikle genç okurlar klasiklerin ağır havasından bunalarak bu tür kitaplara yöneliyor ve ne yazık ki edebiyat bu sanılıyor. Oysa bu çizgideki kitaplar edebiyatın; insanların içinde yaşatmaya çalıştığı güzel,çirkin, yalın,karışık ama eşsiz duyguları merak ve hayal ile fikrin kanallarına,onları zaman zaman ipek kumaşlara zaman zaman kaba abalara sararak kelimelerden sandallarla yollamaya çalıştığı o eşsiz duygulara saplanan kör bıçaktan başka bir şey değiller. Pazarlamanın tüm olanaklarıyla süslü ve iddialı tümceleriyle, çok satanlar sıralamasında yer buluyor olmaları bu gerçeği hiç bir şekilde değiştirmez ve onlara tırnak kadar bir değer atfetmez. Edebiyat bu değil! Grinin ucuz bir tonu olmaktan öteye gidemeyecek olan bu kitap , aslından da bayağı.

Veba
8/1020.07.2017

Baskı: Veba

Başlarda oldukça zor okunmaya başlayan kitap , sabırla okunmaya devam ettiğinde kendi ritmini okuyucuya dayatarak, çok hızlı ilerlenmese de, sonuca ulaştırıyor. Ölümün, yaşamın, Tanrı'nın varlığının Veba altında irdelendiği bu kitapta aslında, Camus'un çırpınışlarını görmek mümkün. Veba tıbbi bir hastalık olarak sorgulandığı kadar, insanlara , sırf insan olmalarından dolayı bulaşmış kötülükler ve Tanrı'nın , yazarın gözünde "adalatsizliklerinin" yansımasından kaynaklanan kötülükler açısından da sorgulanıyor. Ölüm ve yaşam. Yaşamak var olmak, ölüm ise yokluk. Yaşamak kutsal bir olgu . Ve onu beklenmedik bir şekilde sonlandıran her şey bir cinayet. Paneloux Tanrının her şeye rağmen, bu kadar acılı ölüme rağmen sevilmesi gerektiği ve ona inanılması gerektiği le ilgili vaazını yaptıktan hemen sonra trajik bir şekilde ölür. Tarrou ikiliemlerine ve inançsızlığına rağmen bir aziz olmak istemektedir. Rieux ise bir doktor olara Tanrının ya da bu tür felekatlerin ya da yaşamın zıddı olana ölümün her gün kişisel bir felaket yaşatmaasına karşın varlığın ve hayatın savunucusu ya da askeri (ki bu Rieux ve Camus için iddialı bir laf olur) olmaya devam edecektir.

Baskı: Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

Saramgo'nun alışılagelmişi dışlayan, dalga geçen, ti'ye alan ve zaman zaman da çekinmeden diline uşak ettiği , son yüz sayfasıyla da aklınıza kazıdığı güzel bir eseri. Tarzı ile usandıran, ama hikayesi le , bir kitap okumuştum, ve harika bir konusu var dı diye, sıkça söze başlatacak bir eser bu. Kitap 206 sayfa. İlk 50 sayfa usanç verici. Buram buram bürokrası kokuyor (ne alaka demi...) sonraki 60 sayfada Saramago 'nun kılı kırk yaran, ya da dili kırk yaran cümleleri le , dalgalı bir denizde teknesini sahile ulaştırmaya çalışan bir denizci gibi boğuşuyorsunuz.( Noktası görünmeyen cümleleri okumadığımı utanarak ifade ediyorum. Ama, o pırıl pırıl güneşin altında yatan incecik ve huzur verici sahile ulaşmak için buna mecburdum.) ve son 96 sayfa o yıllara, pardon sayfalara ,inat bir çırpıda bitiverdi. Uzatmayınca ne güzel yazıyon Saramago. Olsun seninle uzatmak da güzel. Ölüm bile güzel : ))))

Sarı Sıcak
7/1005.07.2017

Baskı: Sarı Sıcak

22 hikayeden oluşan harika bir kitap. Çoğu Adana yöresinin, unutulmuş, hatırlanmak istemeyen, yıkık dökük, insanın yüreğini parçalayan dehşet bir anlatım ile yüzüne vurulan, okumuş olma hissinden ziyade şahit olma hissi yaratan gerçekleri.

Kelebek Adası
3/1022.06.2017

Baskı: Kelebek Adası

Bir yeşilçam klasiği :D Gray, Kadir Ninanır, Charlotte, Türkan nablamız. Kötü adam Tom, (muhahahahha) Neric ise çapkın koca... Bir replik... "Yıllarca bu adada sensiz yaşamış olsam da sevgilim, şu gördüğün tazecik, fıstık gibi hatuna el sürmedim. Yalnızca arkadaşız. Çünkü ben çok namusluyum." "Ah.... Sevgilim sevgilim, "

Yağmur Sonrası
3/1021.06.2017

Baskı: Yağmur Sonrası

Yoğun günlerin arasında kitap okuma meşgalesinden de vazgeçemeyen kitap kurtları için, okunabilecek çerezlik bir kitap. Başları sıkıcı ve amatörce olsa da, edebi hiç bir zevk vermese de , kitaptan ziyade senaryo okuyormuşsunuz hissini uyandırsa da sonlarına doğru heyecanlandıran popüler bir okuma. Keyifli okumalar

Değişim
7/1015.06.2017

Baskı: Dönüşüm

Huzur
8/1027.03.2017

Baskı: Huzur

Baskı: Bir Dünyanın Eşiğinde

Meriç'in 48 yılımı gömdüm dediği eser 299 sayfalık ayrıntılı bir bibliyografya yada sistematik olmayan bir ansiklopedi niteliğinde. 125 sayfalık üçüncü bölüm ise Sanskrit Edebiyatı örneklerinden oluşan ve akıcı bir şekilde okunabilen şiir ve öykülerle dolu.

Yabancı
10/1027.09.2016

Baskı: Yabancı

Usat
8/1022.02.2016

Baskı: Usat

Birinci Dünya Savaşının Osmanlı açısından çetin geçtiği yıllarda, Yozgatın ileri gelenlerinden Çapanoğullarının Hilafeti evvela da kendi itibarlarını kurtarmak üzre o dönem çok güçlü olan eşkıyalar ile birleşmek suretiyle giriştikleri isyanı anlatan Siyami Yozgat sürükleyici bir eser çıkarmış ortaya. Kimseyi yargılamadan, kimseyi aklamadan, olduğu gibi anlatmış duyduğu, dinlediği, okuduğu şeyleri. Tam manasıyla yorumsuz bir dönem romanı olmuş. Kitapta ismi geçen şahısların hepsi gerçek. Ve bu şahsiyetleri tanırken zaman zaman kızıyor, zaman zaman acıyor, zaman zaman da hak veriyorsunuz. En çok da içiniz yanıyor; ülkemizin maalesef bir türlü kurtulamadığı kardeş kavgasının hala sürüp gitmekte olduğunu gördükçe.

Körlük
9/1012.10.2015

Baskı: Körlük

Kabus gibi. Sizi içine alır, sıkar ve bırakır. Uyandığınızda çok şükür dersiniz. Trafik ışıklarında birden bire kör olan birinci körün öncelikle etrafındaki insanlara ardından etrafındaki insanlarında etrafındaki insanlara diye devam edip dalga dalga ülke geneline yaydığı "beyaz körlüğün"yine aniden birinci körün görmeye başlamasıyla dalga dalga görmeye başlayan insanların bu süreçte neler yaşadığını, zaman zaman masal tadında zaman zaman komşunun dertlerini anlatır gibi anlatan, zaman zamanda aöf kitabı notları tadında anlatan harikulade bir kitap. Yazar kabullenip kullandığımız sözcükleri bazen ters yüz edip önümüze koyarken bazende olduğu gibi anadan üryan algımıza sunuyor. Zamanlaması o kadar yerinde ki başta karışık gibi duran sözcük öbeklerini nasıl olup ta anladığınıza , üstelik hayran kaldığınıza kendiniz bile şaşırıyorsunuz. Dediğim gibi ilk sayfalar , hıh, pıh kem, küm tadında giderken sonraki sayfaları adeta yutuyorsunuz. Körlerin dünyasında gören tek kadının dünyayı algılayış biçimi, mücadelesi ve bunun üzerinden üstümüze fırlatılan sorgu okları. Ölüm, hayat, ölü, diri sözcüklerinin, sayıca az anlamca yoğun cümle yapılarıyla sık sık tekrarlandığı, özellikle son bölümlerde, deyimler ve atasözleriyle zenginleşmiş okunulası, tartışılası bir kitap.

Budala
7/1030.09.2015

Baskı: Budala

Baskı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)

Uzun çok uzun sürdü bu ince kitabı bitirmem. Görünen o ki ilerleyen zamanlarda e-kitap haline sık sık dönüş yapacağım da. Yaşanan bireysel, sosyal olayları farklı bir pencereden bakarak anlamlandırma aşamasında adeta bir kaynakça gibi başvurulacak bu tür kitapları çok seviyorum ben. Düşünülmesi mümkün olanı düşünmüş ve yazmış Goore Qwell. Winston'un düşündüğü gibi; dağınık düşüncelerini toparlayabilseydi,birinci dünya savaşından itibaren düşünen her kişi bu kitabı yazabilirdi. Ancak salt ideolojilere, kişilere yöneltilmiş bir eleştiri gözüyle bakarsak kitabı küçümsemiş oluruz. Bu sebepten belkide kitabı okumak için en uygun dönem içinde bulunduğumuz dönem. Mutlaka okumanız gereken bir kitap. Bir büyüğüm kitabı okumak için geç kaldığımı ifade etmiş ti ama bitirince anladım ki çok geç kalmış sayılmam.

ÖncekiSayfa 3 / 7Sonraki