
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kelebek Adası
Bir yeşilçam klasiği :D Gray, Kadir Ninanır, Charlotte, Türkan nablamız. Kötü adam Tom, (muhahahahha) Neric ise çapkın koca... Bir replik... "Yıllarca bu adada sensiz yaşamış olsam da sevgilim, şu gördüğün tazecik, fıstık gibi hatuna el sürmedim. Yalnızca arkadaşız. Çünkü ben çok namusluyum." "Ah.... Sevgilim sevgilim, "
Baskı: Yağmur Sonrası
Yoğun günlerin arasında kitap okuma meşgalesinden de vazgeçemeyen kitap kurtları için, okunabilecek çerezlik bir kitap. Başları sıkıcı ve amatörce olsa da, edebi hiç bir zevk vermese de , kitaptan ziyade senaryo okuyormuşsunuz hissini uyandırsa da sonlarına doğru heyecanlandıran popüler bir okuma. Keyifli okumalar
Baskı: Bir Dünyanın Eşiğinde
Meriç'in 48 yılımı gömdüm dediği eser 299 sayfalık ayrıntılı bir bibliyografya yada sistematik olmayan bir ansiklopedi niteliğinde. 125 sayfalık üçüncü bölüm ise Sanskrit Edebiyatı örneklerinden oluşan ve akıcı bir şekilde okunabilen şiir ve öykülerle dolu.
Baskı: Usat
Birinci Dünya Savaşının Osmanlı açısından çetin geçtiği yıllarda, Yozgatın ileri gelenlerinden Çapanoğullarının Hilafeti evvela da kendi itibarlarını kurtarmak üzre o dönem çok güçlü olan eşkıyalar ile birleşmek suretiyle giriştikleri isyanı anlatan Siyami Yozgat sürükleyici bir eser çıkarmış ortaya. Kimseyi yargılamadan, kimseyi aklamadan, olduğu gibi anlatmış duyduğu, dinlediği, okuduğu şeyleri. Tam manasıyla yorumsuz bir dönem romanı olmuş. Kitapta ismi geçen şahısların hepsi gerçek. Ve bu şahsiyetleri tanırken zaman zaman kızıyor, zaman zaman acıyor, zaman zaman da hak veriyorsunuz. En çok da içiniz yanıyor; ülkemizin maalesef bir türlü kurtulamadığı kardeş kavgasının hala sürüp gitmekte olduğunu gördükçe.
Baskı: Körlük
Kabus gibi. Sizi içine alır, sıkar ve bırakır. Uyandığınızda çok şükür dersiniz. Trafik ışıklarında birden bire kör olan birinci körün öncelikle etrafındaki insanlara ardından etrafındaki insanlarında etrafındaki insanlara diye devam edip dalga dalga ülke geneline yaydığı "beyaz körlüğün"yine aniden birinci körün görmeye başlamasıyla dalga dalga görmeye başlayan insanların bu süreçte neler yaşadığını, zaman zaman masal tadında zaman zaman komşunun dertlerini anlatır gibi anlatan, zaman zamanda aöf kitabı notları tadında anlatan harikulade bir kitap. Yazar kabullenip kullandığımız sözcükleri bazen ters yüz edip önümüze koyarken bazende olduğu gibi anadan üryan algımıza sunuyor. Zamanlaması o kadar yerinde ki başta karışık gibi duran sözcük öbeklerini nasıl olup ta anladığınıza , üstelik hayran kaldığınıza kendiniz bile şaşırıyorsunuz. Dediğim gibi ilk sayfalar , hıh, pıh kem, küm tadında giderken sonraki sayfaları adeta yutuyorsunuz. Körlerin dünyasında gören tek kadının dünyayı algılayış biçimi, mücadelesi ve bunun üzerinden üstümüze fırlatılan sorgu okları. Ölüm, hayat, ölü, diri sözcüklerinin, sayıca az anlamca yoğun cümle yapılarıyla sık sık tekrarlandığı, özellikle son bölümlerde, deyimler ve atasözleriyle zenginleşmiş okunulası, tartışılası bir kitap.
Baskı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)
Uzun çok uzun sürdü bu ince kitabı bitirmem. Görünen o ki ilerleyen zamanlarda e-kitap haline sık sık dönüş yapacağım da. Yaşanan bireysel, sosyal olayları farklı bir pencereden bakarak anlamlandırma aşamasında adeta bir kaynakça gibi başvurulacak bu tür kitapları çok seviyorum ben. Düşünülmesi mümkün olanı düşünmüş ve yazmış Goore Qwell. Winston'un düşündüğü gibi; dağınık düşüncelerini toparlayabilseydi,birinci dünya savaşından itibaren düşünen her kişi bu kitabı yazabilirdi. Ancak salt ideolojilere, kişilere yöneltilmiş bir eleştiri gözüyle bakarsak kitabı küçümsemiş oluruz. Bu sebepten belkide kitabı okumak için en uygun dönem içinde bulunduğumuz dönem. Mutlaka okumanız gereken bir kitap. Bir büyüğüm kitabı okumak için geç kaldığımı ifade etmiş ti ama bitirince anladım ki çok geç kalmış sayılmam.
Baskı: Fareler ve İnsanlar
Bir çırpıda okunacak, dokunaklı bir hikaye. Steinbeck ekonominin insan üzerindeki etkilerini ustaca, abartiya kaçmadan anlatan müthiş bir yazar. Bir gece uykunuz kaçtığında elinize alın.
Baskı: Bulantı
Nasıl bir kitap okumalıyım? Bu soruyu okuma ihtiyacımızı gidermeden önce kendimize mutlaka sormamız gerekiyor. Zira yanlış zamanda okunan kitaplar okunması gereken zamanda bıraktığı etkiyi bırakmıyor üzerimizde. Hal böyle olunca hem zaman koflaşıyor , mantar gibi şişiyor hem de doğru zamanlanmayı yaptığımız takdirde alacağımız verimi bile bile düşürmüş oluyoruz. Okundu diye yaftaladığımız pek çok kitaba dönüp bir daha bakmak gelmiyor içimizden. Bulantıyı okumadan önce ona ihtiyacınız olduğunu duyumsayın ve araştırın.Ufak bir zamanlama hatası onu yarıda bırakmanıza sebep olacaktır, özellikle çocuk okuyucu kitlesindeyseniz. Türk okuyucusunun, tipik örneklerinden biri benim, Felsefe ile alakası çok da iyi sayılmaz. Varoluşun, varoşumanın içinizi bulandıracak kadar tekrar edildiği bu kitap maalsef Felsefeyi daha çok, ilginiz dışındaysa, sevmenize olumlu katkı yapacak değil. Çoğu insanın içine düştüğü boşluk duygusunun irdelenmesiyle ortaya çıkan yeni boşluklara;duyulara dopamin etkisi yaratan yalnızlığın ipin ucunu kaçırdığında nasıl pervasızca dolup arsızca işgal ederek yerleştiğini seyrediyosunuz kitap boyunca. Modern insanı özgürleştiriken tutsak eden matbu hayatların ve anlayış ve algılayışlarımızın benzeşip ayrıştığı noktaların benlik üzerinden sorgulandığı, toplumun kendine sorması gereken soruları bireyin kendine sorup cevap aradığı ateist bir günce. Hep derim yalnızın dostu şeytandır. Artık bir dostunuz daha var Sartre. Bu yoruma rastladınız ama yine de kitabı okumak istiyorsunuz çok endişe etmeyin 259 sayfa aynı tonda ilerlemiyor. Bir şans verin derim ben . Belki benim anladığımdan daha çok şey anlarsınız ve beni de aydınlatırsınız.
Baskı: Kroyçer Sonat
Kroyçer Sonat; Tolstoy'un içinde bulunduğu dehşetli buhran döneminde kaleme aldığı dil bakımından muazzam, öğreti bakımından ise bir o kadar başına buyruk, dik kafalı, dediğim dedik eseri. Bir deli Tolstoy. Ve bu eserinde deli cesareti var. Öyle bir deli ki yaşadığı ruhsal ve ailevi sorunların etkisiyle gördüğü halüsinasyonlara herkesin iman etmesini istiyor. Oysa içinde bulunduğu çağ çarmıha gerecek yeni İsa'lar arıyor. Onun deliliği de işte tam da bu noktada şüphe götürmeyecek kadar gerçekçi oluyor. Çünkü ancak bir deli böylesine güçlü bir akıntıya karşı kürek çekmeye cesaret edebilir. Üstelik "Sıkılmadan" kitabının sonuna sekiz sayfalık bir manifesto ekliyor. Öylesine kendinden emin, öylesine dik. İnsanın onun bu cesaretine hayran olmaktan başka çaresi kalmıyor doğrusu. Şuna bak, bir mümin olsa Ömer gibi olurdu, demek geliyor içimden. Yıllarca gerçeğin peşinden koşmuş, yaralı, yaralarının verdiği acıyla saldırganlaşmış ama bir yarası olduğunu dahi kabul etmeyen güçlü kalem Tolstoy'un herşeye rağmen eline sağlık.
Baskı: Satranç
Zweig'in ömrünün son zamanlarda içinde bulunduğu durumu yansıtan bir veda kitabı. Etkileyici
Baskı: Mahremiyetin Dönüşümü
Cinsel kimliğin zorunluluklardan kopuşu ile geldiği noktanın ilginç tespitlerle sunulduğu bir kaynak.
Baskı: Sultanı Öldürmek
Kızımın Doğum Günü hediyesi : ) Okuyup bitirmem için hevesle gözlerimin içine bakan küçük kuzumu mutlu etmek için araya sıkıştırdığım bu masum kitap bir müddet sonra ister istemez aldı içine beni. Masum diyorum zira kitabın kahramanı o kadar iyi niyetli bir insan ki. Müştak. Ahmet Ümit'in okuduğum ikinci kitabı. İlki Beyoğlunun en güzel Abisi idi. Açıkçası beni ciddi bir Ahmet Ümit fanatiği yapacak bir kitap değildi. Ancak Sultanı Öldürmek zihin kütüphanemde farklı bir yere oturdu. Okunuşunda ki yumuşaklık, okuyucuyla zıtlaşmadan kendini ifade etme çabası, karakterlerin oturduğunuz sokakta karşılaştığınız insanlardan herhangi birine kolayca dönüşüvermesi yada zaten onlar orada idi ama siz yeni farketmişsiniz gibi bir durum... Bunlar elime , kafam dallanıp budaklandığı, onları bir müddet kendi haline bırakmanın gerektiği zamanlarda yeni bir Ahmet Ümit kitabı almam için yeterli sebepler. Ancak ivek ivek Ahmet Ümit aramamı gerektiren noktalarda var şüphesiz. Kitap konu itibari le, benim için, kaypak bi zeminde. Bazı tarih sahnelerini okurken Fetih 1453'ü seyrediyor gibi oldum. Bu teorikte olumsuz birşey değil tabi. Adam o kadar güzel yazmış ki 1453 ile birebir örtüşüyor. Okurken izliyorusnuz ama pratikte benim için nahoş bir durumdu. Konu itibarile biraz soğuttu bu beni kitaptan. Kahrmanın, artık bunu onun kişiliğine vermek zorunda kaldım, pimpirklililiği, delicesine sevdiği bir kadına olan aşkının aslında ne kadar da bencilce bir tutku olduğunu, ki hapse girmemek için, aşk boyutundan çıkıp kendini kurtarma çabasına dönüşmüş bencil aşıkın aşkını samimi bulmadım. Yazar bunu, Nüzhet'in yaşlandıktan sonra Müştak'ın hayallerinde yaşattığı kadından uzaklaşarak, farklı bir kültürde uzunca bir süre yaşamanın verdiği doğallıkla değiştiği teziyle sunmuş ama yine de beni ikna edemedi. Aşık maşukunu her daim, her haliyle sever. Hele bu Müştak gibi narin tabiatlı bir insan ise. Kitabın sonu da muallaklı kaldı. Son hatırlama sahnesi sırf kafa karıştırmak için yazılmış. Ve katilin temizlikçi Fazilet çıkması. -Nasıl da faka bastırdım sizi ama ....demiş gibi geldi bana . Hayır Müştak da katil olabilirdi . Benim için sorun yoktu yani. Çünkü , kitabun başından itibaren yarattığı Psikllojik sorunlu Müştak tiplemesi ile gayet de cinayet işleyebilecek bir Müştak tasviri yapmıştı. Yok illa mutlu sona kavuşup, yorumumun başında anlattığım, sokağımızın insanı tiplemesiyle örtüşeceğiz ya . Ne gerek var insanları huylandırmanın, şüphelendirmenin. Oysa herkes göründüğünden ne kadar da farklı... Ve özellikle son dönem Türk roman yazarlarından bir kısmınında yaptığı, okuyucuyu yönlendirme çabası. Yada okuyucuyu cahil varsayarak, yönlendirme çabası. Her ansiklopedik (wikipedilik) bilginin bitişiğine iliştirilmiş ayrıntı kırıntıları. "-Sadece Sordum...Neyse biz yine konumuza dönelim, tarihe...Ben sizin Fatih Sultan Mehmed'i bizim Prens Hamlet'e benzetiyorum... Prens Hamlet...Shakespeare'in ünlü kahramanı..." Tüm saygısını ayaklar altına alarak,sanki bilmiyorduk diyesi geliyor insanın. Yada araştırmayı bilmiyorduk. Bana romanı anlat sen Hoca. Hikaye anlatır gibi. Bildiklerini anlat ama açıklama. Bırak ben araştırayım. Korkma başka kaynaklara gidince seni bırakmam. Yine okurum senin yazdıklarını ama bırak ben özgürce araştırayım kafama takılanları. Türk okuru artık cahil değil. Cahil olsam yazdıklarının arasında ne işim var, değil mi?Ben senin sandığın gibi başımı, deve kuşu misali senin yazdıklarının arasına tıkıp kalan bir okuyucu değilim. Ve son olarak kafama, neon lambaları eşiliğinde çakılıp kalan soru kancası. Kitap boyunca gerçekte yaşamış bilim ve sanat insanlarının adını kullanarak, hayal ürünü bir tarihçiye atfettirdiği Ptricide,Filicide,Fratricide. Tarih Profesörü Nüzhet Hanım'ı kitap boyunca, yine hayal ürünü gelenekçi Tarih Profesörü Tahir Hakkı'nın kelimeleriyle, gerçek olduğu kanıtlanamamış bir konuyu malzeme yaparak şöhret olmaya çalışmakla suçlayan yazar, bunu kendisi yapıyor olmasın? Her neyse, zaten tarih ciddi bir bilimdir. Romanlar vesilesi ile karanlıkları aydınlatılacak olaylar örgüsü değil. Kendi ifadeleri ile: "Ben bir romancıyım benim burada anlattığım şeyler tarihi hakikatler değil." 3 yıla yakın hazırlandığı bu kitap tüm eleştirilerime rağmen 6 gün süren okuma yolculuğumda hoş bir deneyim yaşattı. Eline sağlık.
Baskı: Sefiller
Çocukluğunuzda okuyun, büyüdüğünüzde bir daha okuyun, yıllar anılarını katman katman biriktirdiğinde yine okuyun, yaşlandığınızda son kez okuyun.
Baskı: Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar Casanova / Stendhal / Tolstoy
Setafan Zweig'in okuduğum ilk kitabıydı. Kesinlikle son olmayacak. Zweig'e (özellikleTolstoy'u anlattığı bölümler) bu üç hayatı yaşayan ve yazan isimler adına teşekkür etmek geliyor içimden. Anlatımındaki kaotik sadelik sayesinde en basit gördüğü Casanovaya bile hayranlık duyulmasını sağlayan bir yazın adamı. Seçtiği üç karaketr birbirinden her alanda bambaşka isimler olmasına rağmen, kitabın tamamının,1-407, okurun düşünce dünyasına yansıttığı izdüşüm ne kadarda benzer. karakterleri okurken, yazarın onları kendi kelimeleriyele ama karakterlerin dışına çıkmadan, tasvir etmesi sayesinde hem karakterlerle hemhal oluyor hem kendinize yazarın kaleminden paylar alıyorsunuz. Her cümle yediveren. Dip Not: Kitabı almanca aslından çeviren Gülperi Sert
Baskı: Mağaradakiler
Bu kitabı okumak isterseniz, kitaba, umarım yazara karşı hadsizlik yapmıyorumdur, son sayfalardaki Dosto ve Biz kısmından başlayın. Meriç tevazusundan, eserin önüne geçmemek adına bu kısmı kitabın sonuna koymuş ancak onu tanıyarak bu esere başlarsanız, feryatlarının, zaman zaman asabileşen üslubunun, beylik sözlerinin nedenlerini daha iyi anlarsınız. Geç kalınmış bir tanışma oldu bizimkisi. Bu dehayı keşke korkularımdan, Osmanlıca, çok çok önce arınarak tanısaymışım. İçinde bulunduğumuz şu günlerde, onun; yılmaz, yıkılmaz, dik ve onurlu duruşuna, kelimeleri ile yolumuzu aydınlatmasına ne kadar muhtacız. Sıradan bir kalem değil Meriç, bizlerin baktığını o görüyor, bizlerin gördüğünü o anlıyor, bizlerin anladığını o irdeliyor. Edebiyatın süvarisi o. Kılıcı, kalemi. Benim gibi üç beş kitap okumuş birinin onun gibi yaşım kadar edebiyat hayatı, ki soluksuz bir öğrenme yolculuğu, olan birini anlatması bu sefer gerçekten hadsizlik. Her okuyucuya idraki nispetinde pay düşer kitaplardan. Ben payıma düşeni alıp sizleri Meriç'le baş başa bırakıyorum.
Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar
Sanırım bu kitabı Holden okusaydı şöyle derdi: "Okuduğum en lanet kitaplardan biriydi. Aslında tam olarak öyle söyleyemezssiniz tabi. Yani kısmen. Yazarın ne yapmaya çalıştığını anlayamadım. Durmadan aynı kelimeleri kullanıyordu. Durmadan lanet diyordu. Çok ayıp.. Ayrıca bazı yerlerde lafı gerçekten iyi konduruyordu. Mizah duygusu da çok iyi.... gerçekten çok iyi. Çoğu yerde beni güldürmeyi başardı bu adam. Ooo lanet olsun. Gerçekten güldüm..." Gelelim benim düşüncelerime. Bu kitap hakkında o kadar çok olumlu yorum, şahane yorum ve "mutlaka" oku şeklinde tavsiye yorum okudum ki. Fakat kitabın başlangıcı resmen , haddi canııım, şeklinde oldu. Ancak okuyanların bir bildiği vardır diyerek hızla okumaya devam ettim. Bi an önce o bölümlere gelmek için adeta cümleleri yuttum. Bu arada Holden'lada baya baya sıkı fıkı olmuşuz hani : ) Özetle çok çok çok harikulade olmamakla birlikte (müthiş bir edebi dil beklemeyin diye yazıyorum) , yazarın kitabı yazdığı dönemi, içinde bulunduğu şartları düşünürsek oldukça etkileyici bir kitap. Aslında Holden bana acayip şekilde Markus Zusak'ın, Köpek Düşlerin'in kahramanı Cameron'u hatırlattı. Holden sanki onun sonraki halleri. Büyümüş ve hayattan iyice bezmiş. İçine doğduğu, başarı olmayanların ezildiği dünya onu münzevileştirme derdinde. Kısmen başarılı. Çavdar tarlasında erken olgunlaşmış bir başak Holden. Boyu o kadar uzun ki onları biçmeye gelenleri ilk o görüyor. Kitap uzun yıllar ABD de yasaklı listesinde imiş. Oysa ben 7. sınıfa giden oğluma okutsam mı acaba derdinde idim : ) Tabi ki olmaz, bazı sakıncalı sahneleri var : ) Küçük bir sansürle aslında neden olmasın. Çalış, daha çok çalış çarkına soktuğumuz çocuklarımızla ortak bakış açıları yakalamak için neden olmasın?
Baskı: Osmanlı Aydınları ve Sosyal Darwinizm
Evrim teorisi etrafında şekillenen 17.ve 18. yüzyılı anlamaya, irdelemeye dair geniş kapsamlı bir kitap. Bu dönemlerde ders kitaplarımızın aksine Osmanlı aydınlarının var olduğunu öğreniyoruz. Onların fikirlerine iştirak ediyoruz. Sosyolojiye merak duyanların hafıza kütüphanelerinde olması gereken mühim bir eser.
Baskı: Din Nedir?
İçinde bulunduğu yüzyılda, dünyanın geçirdiği ciddi buhranlara tanık olan Tolstoy'un inandığı değerler üzerinden din-ahlak-devlet-toplum unsurlarına ilişkin çıkarım, kaygı ve kendine ait çözümlerini, kendine özgü bir dille anlattığı bu kitabını kısmen faydalı buldum. Zaman zaman kendi içinde çeliştiği noktalar olsa da okumaktan zevk aldım. Ancak din konusunda bambaşka bir bakış açınız var ise sinirlenebilirsiniz.Kalp, tansiyon, şeker gibi sorunlarınız varsa belkide hiç okumamalısınız. Tabi yine de siz bilirsiniz. Her kitap bi macera: )
Baskı: Kolera Günlerinde Aşk
Yazarın Yüzyıllık Yalnızlık efsanesinin ardından bir hevesle başladığım ama aynı şiirselliği,tutkuyu, baş dönmesini göremediğim, kendi dünyasında, kendi kurallarıyla, ama aynı dik duruş ve tutarlılıkla, birazda eyvallahsız farklı bir öykü ve tarz. okumak isteyen sabrını hazırlayıp, yazarın eyvallahsızlığını hesaba katarak okumaya başlasın : )
Baskı: Elveda Gülsarı
Tek kelime ile etkileyici bir kitap. Evet etkileyici. Tanabay ve Gülsarı'nın hayatını okurken onların sızısını ta iliklerinizde hissediyorsunuz. Aytmatov'un okuduğum ilk kitabı. Kitap boyunca kullandığı deyimler, atasözleri, deyişler kendinizi bir göçebe çadırında hissetmenizi sağlıyor. Öylesine içten, öylesine bizden, öylesine doğal ki....Türk yazarların çok azında gördüğünüz samimiyet ve "benlik", sahiplenmesi aidiyet duygusu kitabın tamamına hakim. Abartısız bir milliyetçilik. Aytmatov'u bu başarısından ötürü kutlamak istiyorum.
Baskı: Köpek Düşleri (Wolfe Brothers #1)
illa okunması gerken bir kitap , aan iham etmeyin diyemeyeceğim. bir ergenin duygularını(tabiki yabancı) aktarmaya çalışmış ve bunda oldukça başarılı olmuş . bir ergen kadar garip çünkü ......, bir ergen kadar dolu ama boş. belkide yaşıma uygun bir kitap olmadığı için böyle düşünüyorum ama çok faydalandığımı söyleyemeyeceğim
Baskı: Mujik
yazarın dili gerçekten çok etkileyici. fakat zamanla olayların aynı mekan içerisinde sürekli tekrar etmesi insanı yoruyor. ayrıca hikayeler pat diye bitiveriyor. Türk okuyucusunun pek alışık olmadığı bişey. Dönemin rusyasının köylü ye bakış açısı tüm hikayelerde net bir şekilde verilmiş. bu hikayelerde ticaret ile uğraşan kişilere bir kan emici, paragöz, yiyici, düşüncesiz insanlar gözüyle bakılmış. kesin bir sınıf ayrımının sivrilmiş uçları bir ülkeyi ihtilalle nasıl taşıdı, sorunuzn cevabının bulunacağı bir kitap.
Baskı: Bir Kayıp Denizci
Marquez'in gerçek bir olaya dayanarak yazdığı bu kitap büyük beklentilerle okunacak bir kitap değil. Edebi yönünden çok, bir insanın 10 gün aç susuz verdiği yaşama mücadelesini çok ağdalandırmadan , sade ve basit bir döngüde anlatmayı seçmiş yazar. Kitabın konusundan ziyade ön sözü daha ilginç. Marquez, gazetecilik döneminde tanıştığı Kahraman üzerinden, insan hayatı söz konusu olduğunda dahi otoritesinden bir şey kaybetmeyen devleti, vefayı ve her şeyin unutulmaya mahkumluğunu sorgulamış. Merquez severlerin bir solukta (109 sayfa) okuyacağı farklı bir kitap.