
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kor (Nefes Nefese Üçlemesi, #3)
Bu seride eksik bir şeyler vardı. Her kitabında bunu hissettim. Üç yakışıklı arkadaşın hikayesini anlatıyor. Yakışıklı zengin garip zevkleri olan adamlar. İlk iki kitaptan sonra Ash'ı merak etmiştim. Diğerlerine göre farklı, ilgi çekiciydi. Ama bu kitapta fikrimi değiştirdim. Yazarın anlatımından, çeviri sırasında oluşan hatalardan sıkıldım. Ve olay örgüsü hiç ilgimi çekemedi maalesef. Durağan olmasının dışında yanına birde sıradanlığı ekleyin tadından yenmez. Kitabı hareketlendirmek için aslında bir sürü fırsat vardı. Ash'ın acayip hasta ailesini kullanabilirdi yazar. Veya Josie'e olanları. Ama hepsini kısa keserek resmen sıradanlığa davetiye çıkarmış. Josie demişken silik ve her şeye evet diyen bir karakterdi. Sözde bu Ash'ın o baskın kişiliğinden kaynaklanıyor ama alakası yok. Bu tip karakterler benim için unutulup gidecekler arasında. Maya Banks'ın iki tane tarihi aşk romanını okudum ve onları çok beğenmiştim. Yazar belli ki "Farklı bir alana daha kayayım Ceo ve ona benzeyen tipleri ile farklı zevkleri olan şu zenginleri birde ben yazayım." demiş. Ama olmamış. Dediğim gibi kitap baştan aşağı sıradandı. Tekrar eden cümleler zaten tepemi attırdı. Bu sefer ki çeviri harikalığının sahibi epsilon! Bence okumayın bir şey kaybetmezsiniz...
Baskı: Hayallere Dokunmak
Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve ben çok beğendim. Amaa o çeviri yok muu beni deli etti. Yine de karakterler, olaylar sayesinde katlanılır seviyeye geldi de bitirdim kitabı. Lütfen bize eziyet etmeyin ve şu çeviri işini dikkate alın. En ufak kelime hatası bile olayların seyrini değiştiriyor. Özenli olunması gereken ciddi bir iş en azından yazara saygı olmalı. Ve tabi ki kapak! Orijinalini görünce hüsrana uğradım. Çok mu zor aynı kapağı kullanmak merak ediyorum? Evet isyan edişim bitti. Kitaba gelirsek; Ryan, mükemmel gibi görünen ama aile içinde bir sürü sorun yaşayan yakışıklı beyzbol oyuncusu. Erkek kardeşinin gitmesi ile ailesi onu mükemmeliyetçi davranışlarıyla sıkmakta. Sadece beyzboldan ibaret bir çocuk değil aynı zaman da kalemi kuvvetli bir yazar olabilir. Bunu fark ettikten sonra aslında seçmiş olduğu şeylerin onun kararı olmadığını acı bir şekilde anlıyor. Ah bir de kötü bir özelliği var, İddaa ve hiç bir zaman ikincilikle yetinmiyor. O hep birinci olmalı ama Beth'de tökezliyor. :) Beth, geçmişi pek iç açıcı değil. Anne ve babadan yana şansız olanlardan. Yine de noah ve ısaıah açısından şanslı tabi bir de teyzesi var. En azından belli bir sayfaya kadar tek akrabası o sanıyordum. Sonra Sahneye Scott amca çıktı. Ve Beth nasıl davranırsa davransın Scott'un gelmesi iyi şeylerinde gelmesine neden oldu bence. Duvarları var. Güvenini boşa çıkartacak bir sürü insan olmuş hayatında, bu yüzden de sinirli ve kaba davranışlarla insanları kendinden uzaklaştırıyor. Ama o da Ryan'da tökezliyor. İlk kitabı (Echo ve Noah) benim neznimde geçememiş olsa da güzel bir kitaptı. Üzüldüğüm yerler çok oldu Beth'e sinirlendiğim yerler, geçmişine takılıp kalması ve adım atmaya korkmasına içerlendiğim yerler ama genel olarak hüzünlü bir kitaptı diyemem. Her duyguda eşit ölçüde hakimdi kitaba. Ve sevdiğim bir diğer özellikte her iki ana karakterin bakış açısına da yer veriliyor. Bence bu seriyi okuyun. Diğer kitap Isaiah'ı anlatıyormuş. Onunda hikayesini merakla bekliyorum. 'Yaşamak, küçük ve sığ bir gölün dibinde zincirlenerek, açık gözlerle ve hava olmadan kıvranmak gibidir.' Beth 'İkinciliklerle ilgilenmiyorum. Hiçbir zaman ilgilenmedim. Hiç bir zamanda ilgilenmeyeceğim. Bu, büyük oynamak isteyenlere yakışır bir tarz değil.' Ryan Vay be dediğim o sahne; Şişeyi yağmurun altında tutuyorum ve yağmur sularının doluşunu izliyorum. Yeter kadar dolduğunda şişeyi Beth'e uzatıyorum. Tek kışını kaldırıyor ama şişeyi kabul diyor. "Bu bizim yağmurumuz Beth. Sana seni sevdiğimi bu yağmurla anlattım ve sen ne zaman benim sözlerimden şüphe duyarsan senden bu şişeye bakmanı istiyorum."
Baskı: Karanlıkta Buldum Seni
Daha iyi bir şeyler bekliyordum. Klasik bir olayla, bir çarpışmayla başlıyor her şey. Maggie Clay'e çarpıyor ve sonra hayran kalıyor. Hemen tanışmıyorlar yazar bu süreci azcık uzatmış. Yani hızlıca olan o, pek sevmediğim ve mantıksız bulduğum yakınlaşmalar yok, o açıdan iyiydi. Ama Maggie'nin ilk günden beri çocuğun dibinden ayrılmamasını anlayamadım. Aslında kitap boyunca o karakteri anlayamadım. Mesela; Clay'i çok seviyorum diye orta da dolanıp durdu ama ben o sevgiyi hissetmedim. Daha çok takıntı gibi geldi bana. Etrafında ki insanlara sürekli "Anlamıyorsunuz" diye bağırıp durdu ama onların anlaması için de hiç bir şey yapmadı. Aksine Davranışları yüzünden Clay'i daha da kötü bir insanmış gibi yansıttı. Yakın arkadaşlarına ve ailesine takındığı ergen, saçma davranışlar sinirlerimi bozdu. Sözde Clay'e yardım ediyor. Tam tersi sorunları halı altına süpürmekten başka bir şey yapmadı. Çok tutarsız bir karakterdi. Son sayfadaki davranışları en azından daha iyi bir hal aldı. Sevgisini anlamama neden olan şey bir olaydan sonra yanında tereddütsüz durmasıydı. Ona direk evet demesiydi. Clay ise dengesiz davranışlarının, hastalığının hakkını verdi. Okuduğunuzda bir tek onun davranışlarının analizini iyi bir şekilde yapabilirsiniz. Anne ve babası pardon anne ve baba sıfatını hak etmeyen insanlar beni deli ettiler. Çocuğun neden böyle olduğunu anladım. Maggie ve Clay'in tartışmalarının kendini tekrar etmesi beni sıktı. Tamam dengesiz bir ilişkileri olmasını anlıyorum ama bari bu tartışmaları çeşitlendirseydi yazar. Sürekli kıskançlık ve şunu yapma bunu yapma üzerine olan kısır döngü, kitabın konusunu da basitleştirmiş. Konuya göre yaşananlar basitti. Ve tabi ki sonu belli olan kitaplar kategorisine girdi benim için. İlerleyen sayfalarda ya da son sayfalar da kitap düzeldi ama yine de başından kaynaklı olan sıkıcılık ve tek düzelik beni hikayeye bağlayamadı..
Baskı: Tatlı Tehlike (The Sweet Trilogy, #2)
Şimdi karakterler kafamda iyice oturdu. Ve Anna Kai ikilisinin arasındaki bağı anlamama neden oldu. Ama sadece bu işe yaradı kitap. Serinin konusuna göre biraz olay bekledim ama yakınlaşmalar, aşk üçgeni dışında pek bir şey bulamadım. Anna önemli bir nef fakat hala önemli olduğunu hissedebilmiş değilim. Davranışlarıyla sanki tam tersini hissettim. Kitaptaki yan karakterlere çok ısındım Kope'e ise bayıldım. Kai'nin davranışları bir ara sinirlerimi bozup sıkılmama neden olsa da toparladı sonlara doğru. Gerçekten ilginç, akılda kalıcı bir seri olmaya çok müsait karakterler ve konu bakımından ama dediğim gibi beni etkileyecek herhangi bir olay yoktu. Yaşanılan şeyleri bile heyecandan yoksun okudum. Halbuki ordu kurmak için sürekli birilerini aramaya çıktıklarında farklı şeyler hayal etmiştim. Sözde bir ordu kuracaklar, tabii bunu yapmak için giriştikleri işler, hiç merak uyandırmadı. Heyecan yaratarak araya azcık gizem serpiştirip daha farklı bir şeyler ortaya koyabilirdi yazar. 3. kitap son ama yazar olayları onda nasıl toparlayacak bilmiyorum.
Baskı: Kördüğüm
‘Sakince oturup hikâyemi anlatmamı bekliyor. Ama başlamadan önce gözlerine bakıyorum. Dikkat et, diyorum gözlerimle. Dikkatli dinle. Her kelimemi düşün. Ama her şeyden önce lütfen inan bana.’ Kafamda kurdum durdum, sürekli bir son bulmaya çalıştım bu kitaba. Okudukça şu olabilir bu olabilir. Ama resmen dumura uğradım. Belki de yorumun sonunda söylemem gerekenleri şimdi söylüyorum ama öyle bir şeydi ki içim buruk yine de hafif bir tebessüm var suratımda. Tabi bir de kocaman bir öfke. Bu kitap size hem hayali hem gerçeği yaşatacak. Arada bıraktıracak. Ve sonunda muslukları açmaya hazır olun. Öyle harikulade bir şekilde kurgulanmış ki sözcükler sizi alıp götürüyor. Kelimelerin özenli halleri büyük bir duygu karmaşası yarattı bende. Düşünmeye itiyor ama daha çok hissettiriyor. Kitabın ismi gerçekten de çok uyumlu içeriğine. Olaylar Kördüğüm. Aslında dönüp baktığımda yazar bize birçok ipucu vermiş ama eminim anlayamamam benim akılsızlığımdan kaynaklanmıyor İpucunu vermesine rağmen çok iyi bir şekilde de gerçeği saklıyor. Meraklandırıyor. Kitapta öyle çok fazla olay beklemeyin. Tabi bu eksi değil artı bir özellik bence. Durağan olması Lachlan, Max , Naomi ve Lana’ya odaklanmamı sağladı. Lachlan ve Max demişken; düşünceli, Naomi’nin her daim yanında olan bu iki(!) yakışıklıdan hangisini seçeceğime kitap boyu karar vermek zor oldu. Peki, favorim kim miydi? Tabi ki söylemeyeceğim. :)) Yaşanan olaylardan sonra bu kitap beni çaresiz hissettirdi. Kim bilir kaç insan bunları yaşamaya mahkûm kaldı. Elim kolum bağlı, bu tür gerçeklere kendimi kapatmışım gibi kötü hissettim. Öyle gaza geldim ki psikolog olmalıydım ben dedim Neyse kitabın içeriğine ya da konusuna değinmeyeceğim anlatırsam kitabın tüm büyüsünü bozacak ve kendimi tutamayarak ağır bir spoiler vereceğimden korkuyorum. Sürekli erteleyip durdum. Öylece kitaplıkta bekliyordu. Okusam mı okumasam mı? Güzel yorumlar giderek arttı ve merakıma yenik düştüm.. Hala okumayan tereddüt eden varsa kesinlikle okumalı. *** “Ama unutma ki en temiz ruhların bile içinde bir parça karanlık vardır. Fark etmek zor olabilir. Belki de bunu dünyadan saklama sanatında mükemmelleşmişlerdir. Ya da belki zihinlerinin kuytu bir köşesinde saklıdır. Ama vardır. Dünyada yaralanmamış hiç kimse yoktur." ‘Öfkeliyken bile aşk en can yakacak şekilde ruhunuzdan tutup çekiştirir sizi. O an yapmak isteyeceğiniz son şey bile olsa önemsemenizi, hissetmenizi sağlar.’ ‘Son bir haftadır alt dallardan birindeki donmuş su damlasını izliyorum. Hâlâ orada, düştü düşecek gibi sarkıyor. Cılız dal rüzgârda sallanıyor ama damla olduğu yerde kalıyor. Eğer bir buz saçağı dayanabiliyorsa, belki ben de bir parça kalmış sağlam aklıma tutunabilirim.’ "İdare eder, iyi ya da harika değildim. Ben... hiçbir şeydim."
Baskı: Gönülçelen (Warenne Dynasty, #1)
Ezberim bozuldu resmen. Okuduğum diğer tarihi-aşk kurgusuna sahip kitaplar bu kadar sert bir mizaçla yazılmamıştı. Çok etkilendiğim bir roman oldu. Gerçekle iç içe olması daha da etkiledi. Dönemin acımasızlığı, insanların acımasızlığı ve Ceidre’nın başına gelenler beni çok üzdü. Öyle ki en sevdiğim kadın karakterler arasına girdi. O başkaldıran tavırları ama insanlara karşı olan merhameti, aşkına rağmen yoluna olan o bağlılığı, güzelliğe ve kusuruyla beni kendine hayran bıraktı. Zekice verdiği karşılıklar, dışlanmış olsa bile takındığı tavırlar.. Ve Rolfe! Bu adam beni sinir etti. Özellikle şu satırları okurken film koptu “Daha önce durum farklıydı onu herhangi bir köylü kadın sanmıştı ve tecavüze yeltenmişti. Oysa şimdi baldızı olacaktı bu Rolfe’un mizacına uygun değildi.” Ah ne kadar da iyi niyetli tecavüz mizacına uygun ama bu durum uygun değil ve tabi soylular insan, köylüler değil! Bu yaklaşımından ve sıra gelen birçok olaydan sonra Rolfe kendinden soğuttu. Düşünce ve davranışlarıyla okurken beni yıprattı resmen. Dengem bozuldu. Kaba, hatalarını ve sonuçlarını bilse de sürekli tekrarlayan- ki mazoşist olduğundan şüphelenmedim değil. - sinir bozucu biri. Ama sıra dışılığı az ilgimi çekmedi değil haksızlık etmeyeyim Kitapta tek sıkıldığım nokta, sürekli Ceidre’nın başına bir şey gelmesiydi. Bir şey oluyor hemen kıza yükleniyorlar. Bu ikiden fazla olunca da azcık sıktı. Ve üvey kardeşi Alice! Tanrım o nasıl bir kadındı öyle. Ondan bahsederek kelimelerimi ziyan etmek istemiyorum. Yazar karakterlerin içindeki çelişkiyi çok iyi yansıtmış. Okurken bende gel git yaşadım. Ve Rolfe gibi bir karakter olmasına rağmen kitabın kendini bu kadar sevdirip okutmasına şaşırdım. Yazarı ilk kez okuyorum ve ilk fırsatta başka bir kitabını elime alacağım. Bence okumalısınız
Baskı: Gül ve Avcı
Aslında bir çok tarihi-aşk romanında gördüğüm olayların bazıları bu kitapta da vardı. 'Bir yerden hatırlıyorum' dediğim bir çok sahne.. Ayrıca Jullian'ın davranış geçişlerini ayarlayamamış yazar. Sert somurtkan kibirli haldeyken hemen sonra aşk şiirleri okuyor. Bazı karakterlere bu davranışlar cuk diye oturur ama bu erkek karaktere uymamış. Rosa'nın da davranışlarını anlayamadım daha doğrusu mantıksızlık vardı. Yazar, Rosa'yı zeki güçlü göstermek istemiş ama biraz silik bir karakter gibi geldi bana. Son 50 60 sayfada görebildim ben bu bahsedilen davranışları tabi bu da beni tatmin etmedi. Sürekli Jullian'a "Benimle oynamana izin vermeyeceğim" dedi ama aynı aşık davranışlarını tekrarlayıp durdu. Ve bu dedektiflik işini biraz daha görseydik heyecanlı olurdu gibi. Yani Rosa eve hafiyelik için girdi ama araştırma işine dair pek bir şey göremedim. Bence asude tarihi romanlara pek yönelmesin. Diğer romantik-komedi romanları çok daha iyiydi. Ama yinede kendini okuttu. Özellikle shakespeare' den olan alıntılar çok güzeldi. Ve Jullian'ın oğlu Albert tam bir şekerdi. Otur ye kıvamında.. Kitabın kapağını çok sevdiğimi söylemem lazım. :) "Bir kadının aşkına sahip olmak sana fazla gelir. Bunu hak edecek biri değilsin. Bundan sonra seni sevmekten vazgeçiyorum." "Baba, Bayan Druffo gitmesin diye bir şey düşündüm ben." Julian oğluna bakıp "Nedir?" diye sorduğunda Albert bilmiş bir ifadeyle "Bayan Druffo'ya vermen için sana güller koparacağım," dedi. "Çünkü sen bizim kocaman evimizin sahibisin. Eğer sen ona güller verirsen Martin amcanın güllerini çöpe atar ve evden de gitmez." "Tanrı aşkına Albert, bir kadın gitmek isterse güllerin buna engel olacağını mı sanıyorsun?" "Ama baba o zaman onunla sen evlen diyeceğim de Bayan Druffo seninle evlenmek ister mi bilmem." :))) “Sana bir mürebbiye tutacağım Albert. Artık her an başında bir bakıcın olacak.” Zavallı çocuk tırnakları kapıya kadar uzamış, kırmızı saçlı, siyah dişli bir kadını gözünde canlandırırken yorganı korkuyla üstüne çekti.
Baskı: Limon Yapraklarının Kokusu
Kitap ilerledikçe sanki sıradanlaşmaya başladı. Beklentimin çok aşağısındaydı. Konusu ilgimi çekmişti ama yazar bunu kullanamamış..
Baskı: En Karanlık Arzu (Karanlığın Efendileri Serisi, #5)
Ne yazacağımı bilemiyorum. Gerçekten harika bir seri ve Aeron favorim oldu. Gena'ın kalemi çok kuvvetli tek dileğim hep yazmaya devam etsin. Bu seriyi okumaktan bıkmam. Kitapta, Aeron ve Olivia anlatılıyor ama neredeyse çoğu karakter kitabın içindeydi. Paris, William, Sabin hatta Pandora bile vardı.Ve melekler de olaylara dahil olmaya başladı. Paris hala yas tutuyor. William ise sanki iflah olacak gibi. Gideon ve Paris'i bir sürpriz bekliyor. Tabi hepsi yine diğer kitaba kaldı.. Olayların birbiriyle olan bağlantısını okurken heyecandan yerimde duramadım. Tanrıların işin içine burnunu bu kadar sokması iyice heyecan patlaması yaşattı. Tabi onlar hakkında ki gerçekleri öğrenmekte bir o kadar şaşırtıcıydı. Aeron'un küçük kızı(!) gibi gördüğü Legion beni acayip sinir etti. Bir yerlerden fırlayıp durdu. Aeron'un Olivia'dan kendisini çekmesine neden oldu.. Ve kitap boyunca vaat edilen, tam oldu derken olmayan durumu okurken sevinçten bayıldım. Diğer kitaplara göre bende büyük yer kaplaması belki de bu yüzden oldu. Tabi olayların daha da kızıştığını söylemeyi unutmayayım. Hatta en çok şaşırdığım kitaptı da diyebilirim. Gerçi diğer kitapta Sabin'in eşi Gwen'in babasının kim olduğunu öğrendiğim kadar şaşırmadım. Ve Yaşasın Kadın Gücü diyorum! Bana göre karanlığın efendilerinin bu kadar şanslı olmaları Kadınları sayesindeydi. :)
Baskı: Kaçınılmaz (Öngörü Serisi #1)
Arka arkaya böyle güzel kitapları okuyunca benden mutlusunu bulamazsınız Yine harika bir fantastik kitap ve tesadüf ki yine serii. Bir yandan keşke serinin ikinci kitabı çıktığında başlasaydım şimdi kim bilir ne zaman çıkar diyorum bir yandan da vay be harikaydı iyi ki okumuşum diyorum :D 2.si çıkana kadar ben 3 kere daha üstünden geçerim bu kitabın. İlk sayfalar da sıkılabilirsiniz. Hatta Evie ve Russell’in(sinir oldum bu çocuğa!) anlamsız, bir an da oluşan yakınlaşmasını yadırgaya bilirsiniz. Aman yarıda bırakmayın çünkü devamı sizi epey şaşırtacak. Konusuna kısaca bir değinirsem; Evie üniversiteye yeni başlayan güzel kendi halinde ara da kâbuslar gören dayısı dışında ailesinden kimsesi olmayan hoş bir kız. Dayısı ile olan yakınlığını sadece ilk sayfalar da okudum ama öyle iyi anlamış ki yazar kitap boyunca karşıma çıkmasa da sanki başkarakterlerdendi. Ve okuldaki herkesin Evie’ye hayran olması biraz sinirlerimi bozdu. Bu kadar mükemmel olmamalıydı çünkü birazcık normallik şarttı kitapta. Sınıfa adımı atar atmaz Reed ile karşılaşıyor ve olaylar başlıyoor. Reed; kusursuzluğun vücut bulmuş hali.. Ne harika bir şeydi o öyle. Başlar da davranışları kafamı karıştırdı. Azcıkta sinir oldum. Ne bu gizem yeter dedim. Ama Evie çocuğu öyle bir anlatıyor ki benim de ağzımın suları aktı okurken. Hayran olmamak elde değil. Sonlara doğru heyecan doruktaydı. Beni şaşırtan birçok karakter oldu. Ve tekrar ediyorum şu Russell denen çocuğa hiiiç ısınamadım. Umarım 2. Kitapta kendine göre birini bulur. Yoksa Reed’den önce ben devreye gireceğim. İyi ki uzun bir kitap olmuş. Her şey yerli yerine oturdu. Ve her şey zamanından önce olmadı. Sıkılmadım hiç. Olayları anlamaya çalışırken o 430 sayfa sanki 100 sayfa gibiydi. Reed ve Evie’nin duygularını anlatma biçimlerine bayıldım. Sözcükler öyle özenle seçilmiş ki aslında ne hissettiklerini o kelimeler de bulup sizde hissediyorsunuz. Buradan sesleniyorum lütfen 2.kitabı çabuk çıkartın. Olaylar öyle bir hal aldı ki tam asıl okumak istediğim zamanlar geldi ve kitap bitti. O yüzden beklentim çok yüksek.
Baskı: Gecenin Öpücüğü (Dark Hunter #5)
Serinin 4.kitabında Wulf ve Cassandra ile tanışın. Akıcı, bol heyecanlı, güldüren, eğlendiren ve arada hüzünlendiren hoş bir kitap daha bitti. Cassandra, yarı Apollit (yani 27. yaş gününde ölecek..) ve bu ırkın son prenseslerinden. Tatlı, ama sinirlenince içinden canavar çıkacak türden bir tatlılık. Ayrıca çok düşünceli ve zeki. Wulf'u sözleriyle alt üst etti ve ezberini bozdu. Wulf ise bir karanlık avcı. Tanışmaları çok havalıydı. Wulf sahneye adımını atar atmaz 'vay be!' dedirtti. Adam bir viking. -Burada benden sonsuz beğeni kazandı iskoçlar bir vikingler iki:)) - Savaşçı. Acayip korumacı. Ama derindeki yere ulaştığınızda farklı biri olduğunu anlıyorsunuz. Ayrıca üzüldüğüm bir nokta Wulf'u gören herkes 5 dk sonra onu unutuyor. Ve böyle olunca çok yalnız kalmış. Tabi ki avcılar ve onun soyundan olanlar hariç. Onun soyundan demişken Chris'e değinmem lazım. Çok komik ve tatlı bir çocuktu. Wulf ile aralarında ki konuşmalar kitapta en çok güldüğüm yerlerden biri oldu.. Diğer kitaplardan farklı olarak aşırı bir bilgi yüklenmesi yaşıyorum şuan!! Ben daha karanlık avcıları, Ash'ı çözmeye çalışırken işin içine birde Apollit ve Daimon'ların aslında neler olduğu girdi. Ve diğer kitaplardaki o tanımları bu kitapta unutun çünkü onları da anlamamızı sağlamış yazar. Özellikle Wulf'un katı kurallarından şaşması, bildiklerinin yerine yenilerini koymasını okurken neler hissettiğini çok iyi anladım. Hele bir bölüm var kii 'aşık adam her şeyi yapar' sözünün karşılığı gibiydi. Ah bir de Ash var. Yani Acheron Parthenopaeus. Bu adamın hikayesini beklemekten öleceğim sanırım. Ne olduğunu hala çözemedim. Artemis cadısı ise hala sinirlerimi bozmaya devam ediyor. Ash yine günün kahramanı oldu diyebilirim. Çok karşımıza çıkmadı ama diğer kitaplar da olduğu gibi burada da son sayfalarda karşımızdaydı ve kurtarıcı darbeyi indirdi adamım. Kısacası seriyi tavsiye ediyorum. Severek okuduğum ve fantastik kitaplar konusunda gözü kapalı güveneceğim yazarlar arasında Sherrılyn. Her karakteri bende ayrı bir yer aldı. Talon, Zarek, Trakyalı Kyrian. Ayrıca çevirisi de çok iyiydi. Su gibi aktı. Bence okumalısınız :) *** Üç adam arkada tartışırlarken işçiler ön tarafa geçmişti. “Hayır, kaydırak çok yüksek", diyordu Wulf. “Düşüp beyin sarsıntısı geçirebilir”. “Onu bırak,” dedi Chris. “Tahterevalliden düşebilir.” “Tahterevalli bir şey değil,” dedi Urian, “salıncakta boğulma riski var. Kimin fikriydi böyle bir şeyi almak?” :D *** “Tekrar söylüyorum, cevabını bilmek istemeyeceğiniz sorular sormayın,” dedi Zarek. “Acheron’un bir ucube olduğunu kabul edin ve hayatlarınıza devam edin.” *** “...ve tanrının ve hemen ardından da bir ejderhanın saldırısına uğradım. Beni kurtaran bir Karanlık Avcı var. Korumam bir tanrıçanın hizmetinde olabilir de, olmayabilir de ve şimdi de bir uyku ruhu ile karşılaştım. Ne gün ama ha?” Wulf’un yakışıklı yüzünde gülümsemeye benzer bir şey gördü cassandra. “Bana göre son derece sıradan bir gün” dedi Wulf.
Baskı: Ya Hep Ya Hiç
Bana göre değildi. Normalde tarihi aşk romanlarına bayılırım ama bu kitap beni sarmadı. Sanırım bir çok yer de olan çeviri hataları yüzündendi odaklanamamam.
Baskı: Kaplan Laneti (The Tiger Saga, #1)
Kelsey, yazın çalışmak için bir sirkte işe başlıyor. Sirkte kendine en yakın hissettiği hayvan bir kaplan. Garip bir biçimde yanında kendisini huzurlu hissediyor. Bu süre içerisinde kaplan ile aralarında oluşan bağı sevdim. Olayların gelişme süreci de sıkılmamı engelledi. Ama kafamda oturmayan bir çok yer oldu. Özellikle Kelsey'in Ren'in durumunu çok çabuk kabul etmesi yadırgamaması o yerlerden biriydi. Ve bu lanet meselesi birazcık daha gizemli olabilirdi. Heyecan vardı olaylar hareketliydi ama açıkçası merakta kaldığım yerler olmadı talimatlar doğrulusunda hareket edip durdu Ren ve Kelsey. Yani bir sonraki adımlarının ne olduğunu bilmemeyi tercih ederdim. Bunlar dışında güzel bir fantastik kitaptı. Serinin devamını bekliyorum özellikle son sahneden sonra. “ 1657 ’de doğdum .” “Anladım ” dedim. Galiba olgun erkeklerden hoşlanıyorum. Ünlü bir varyete sanatçısı olan Mae West bir defasında, “ Bir erkeğin öpücüğü imzasıdır,” demişti. Sırıttım. Bu doğruysa Ren’in imzası öpücüklerin John Hancock ’ uydu. Ayna karşısında cümleleri prova ettim fakat hepsi saçma geliyordu. “ Sorun sen değilsin, benim ,” “ Denizde başka balıklar da var,” “ Kendimi bulmam lazım ,” “ Bizim dünyalarımız çok farklı,” “ Ben sana uygun değilim ,” “ Başka biri var” . Tanrım , “ Kedilere alerjim var” bahanesini bile denedim . :)))
Baskı: Senin için (Blackstone, #2)
İyi ki kısaydı kitap yoksa işkence olacaktı benim için. Öncelikle seriyi sevdiğimi belirteyim. Daha doğrusu serinin ilk kitabını beğenmiştim. Ama bunda çok sıkıldıım. Ethan'ın bakış açısıyla okumak güzeldi hoştu lakin Brynne hakkındaki düşünceleri bazen çekilmez bir hal aldı . Kitabın içinde biraz olay olsaydı eminim hoşuma giderdi bunlar ama maalesef bir gıdım hareketlilik yoktu ve sürekli sürekli birbiriyle olan yakınlaşmalarını okumak arada sayfa atlamama bile neden oldu. Ama Ethan gerçekten 'bir tane de bana' dedirten bir adam :) Kıskandığı zaman ki hallerine çok güldüm. Özellikle iç sesi çok tatlıydı. Yine de Brynne'nin bakış açısıyla ve olayların hareketlendiği bir kitap okumayı tercih ederim. Umarım diğer kitap öyle olur. Zaten çeviri deymiş.
Baskı: Zevk Mahkumu ( Immortals After Dark #6)
Kresley Cole'nin tarzına bayılıyorum. Ama bu kitap diğerlerine göre daha iyiydi bence. Holly ve Cadeon arasındaki konuşmalar, Cadeon'un kur yapması Holly'nin onu tersleyip durması çok güldürdü beni. Özellikle İlk karşılaşmalarında Holly Cade'i tersliyor ve Cadeon kekelemeye başlıyor. Ve ben de gülmeye :)) Çok düşünceli, genelde kibirli, kendinden emin, çekici iblis Cadeon ve ilk başlar da tüm hislerinden kaçan ama zamanla Cade'ye bağlanan, kimliğini kabullenen ve tam bir savaşçı olan valkyrie Holly'i okurken kitap bir çırpıda bitti. Holly'nin aşırı titizliği her şeyi düzeltme halleri çok tatlıydı. Ama Cade ile karşılaştıktan sonra bu davranışlarından sapması daha da tatlıydı. Cade'nin onun her davranışını bilmesi ona göre davranması ona yardım etmesi kadınım diye sahiplenmesini okurken ben ona öfke iblisi demezdim. Ama bazen de tam bir öfke iblisi oldu.. Akıcıydı. Ve kitapta her şey tam dozundaydı. Nix . pardon 'daima bilen Nix' zaten her kitapta beni merakta bırakıyor. Bu kitapta da aynen öyle oldu. Davranışlarının pek bir açıklaması yok çatlak diyorlar ama bununla sınırlı olmaz diye düşünüyorum. Diğer seriler de ki karakterler de kitabın sonlarına doğru sahnedeydi. Rydstrom'a (Cade'nin abisi) ise tam olarak ne olduğunu öğrenemedim ve meraktan çatlıyorum. Genel olarak seriyi kesinlikle tavsiye ediyoruum. İrfanın ölümsüzleri acayip havalı ve seksiler. Benim favori serilerimden biri. Başlamayan varsa başlayabilir. Serinin sıralaması ; The Warlord Wants Forever (Bu kitap bizde çıkmamış öyle duydum. Zaten 163 sayfaymış. Ben okumadım ve Arzuların Esirinden başladım direk bir eksiklikte hissetmedim.) Arzuların Esiri Tutkuların Pençesinde Şehvetin Kölesi İhtiras Tutsağı Zevk Mahkumu Ve seri tam 15 kitaptan oluşuyor :) "Ah Tanrım! Emniyet kemeri nerede?" "Bir kaç yıl önce koptu." "Ve tamir ettirmedin mi?" "O zamanlar genellikle ölümlülerin etrafında dolaşmıyordum!" "Bir dakika bana 'Aracı' mı diyorlar? Bundan daha aşağılayıcı bir kelime olabilir mi. Bu irfan türleri 'bebek yapıcı' ya da 'ekmek fırını' diyemezler mi?" "Kargo bölmesi denmesi için kulis yaptım ama kaybettim." :D "Eğer bir valkyrie olarak kalmak istiyorsan atla bu geçe cümbüş var." dedi Nix arka koltuğu göstererek. Holly içeri doğru bakış atınca dehşet içinde kaldı. Plastik bardaklar, şişmemiş balon, fıstık ambalajları ve üzerinde tehlike! C-4 plastik yazan kutu yığınlarıyla doluydu. Holly kendini tutamayıp geri adım attı :)) "Fiziksel yakınlıktan çok akıl yakınlığını tercih ediyoruz." - Holly "Beynin orgazm olmuyor!" :D :D Ah Cade beni güldürmekten bayılttı.
Baskı: Hüznün İsyan Olur
"Suya düşen bir karanfilse yüreğin bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm vursun seni o taştan bu taşa o çağlayandan bu çağlayana Kavgadan uzak kalmışsan sevdadan da uzaksın demektir devinmez yüreğinin magması çatlamaz sabrın kara taşı "