Berfin.
@Berfin.

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Jordan'ın Peşinde (Hundred Oaks,#1)

Yarım bırakmamak için zor tuttum kendimi. Acayip boş bir kitaptı. Karakterlere ısınamadım ayrıca çok tutarsız ve saçma davranışları vardı. Okudukça size bir şeyler katmasını bırakın tam tersi bir şey eksilten bir kitaptı.Okumayın!

Baskı: Paramparça (A Wicked Saga #2)

Paramparça bitti... Şimdi ben dex üçüncüyü çıkarana kadar iptalim 😑 Öncelikle bir eleştirim var. Onu dile getireyim sonra nasıl ayılıp bayıldığım yazacağım 😂 Kadın karakterler hep tahmin edilen şey olmak zorunda mı ? Mesela Alex'in melez olması, yakın zamanda ki karanlık elementlerden Layla'nın da aynı şekilde melez olması ve en son Ivy'nın buçukluk(melez) olması... Böyle olunca artık biraz farklı olaylara yönelmesini ister oldum. Yani beklenilenden farklı olması ya da en azından diğer kitaplarındaki benzerliklerinden kurtulmasını istiyorum. Ama sadece bu açıdan eleştiriyorum yazarı. Karakterleri ve heyecanlı,akıcı anlatımı her zamanki gibi çok iyiydi. Ivy-Ren-Tink üçlüsü kırdı geçirdi ortalığı. Özellikle Tink ve bu kitapta dönüştüğü muhteşem haliyle beni benden aldı. İlk kitaba göre fae alemini daha iyi anlatmış bu yüzden daha çok akıcıydı. Ve Ren Ivy yakınlaşması kitabın sayfalarını alev alev yaktı 😍 Tink olmasa kitap biraz daha olay odaklı gidermiş ama iyi ki öyle olmamış komik diyalogları ile güzel bir harmanlanmış kitap. Eh kötüler de her zamanki gibi kitapların olmazsa olmazı. Fae Prens, Ivy'nın peşinde. Onu hamile bırakarak tüm fae alemini dünyaya getirmeyi amaçlıyor. Ve onu durdurmak sanırım en en zorlu şey olacak. Acayip nefret ettim şu Prensten.. Özellikle bizim ikiliye yaptıkları kitabın sayfalarına dalıp, boynunu gövdesinden ayırmak ile gözlerini oymak arasında gidip gelmeme sebep oldu.. (seri katil ve düşünce dünyası 😂) Kitapta kime güveneceğime karar verememişken, son sayfalar da olan gelişmeler iyiler geldi dedirtti. AMA tahmin etmiştim ve bu beni epey üzdü. Yazarın bir an önce şu benzerliklerinden kurtulması lazım. Tüm kitaplarını okumuş olan ben artık diğer serilerinden yola çıkarak çıkarımlarda bulunabiliyorum ve bunların tutması da fena halde canımı sıkıyor... Yinede seviyorum bu kadını ya. Güzel bir seri eksikleri olsa da tavsiye ederim. Ama ilk kitapta dediğim şeyi yine diyeceğim; ben Fae alemini Karen Marie Moning 'den okumayı seviyorum. http://satellitebook.blogspot.com.tr/2017/01/paramparca-wicked-saga-2-jennifer-l.html

Baskı: Keder (Öngörü serisi #4)

http://satellitebook.blogspot.com.tr/2016/11/yorum-amy-bartol-keder-ongoru-serisi-4.html Şuan kitabı övmekten başka hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ama öncelikle eleştirdiğim birkaç noktadan bahsedeyim sonra methiler düzerim. İlk olarak neden her yeni karakter, “Evie aşkından ölüyorum. Sen sadece benimsin!” modunda? Tam Russell bitti derken Xavier diye bir manyak geldi… Birde Brennus var zaten onu unutmak imkansız.. İkincisi de Russell’ın Anya ile olan yakınlaşması. Bu yakınlaşma biraz hızlı olduğu için bana samimiyetsiz geldi. Yani ilk başlarda öyleydi neyse ki sayfaları çevirdikçe bu duruma alıştım. Olaylar yeterince çeşitli ve hareketli yani ne ararsan var. Bu yüzden de ekstra bir şeyler katmak için yeni karakterleri ekleyip, onu da sürekli Evie’nin peşine düşen biri yapmak açıkçası biraz sıkmaya başladı. Hava epey bir kasvetliydi bugün. İstanbul kapkaranlıktı ve ben tam o sıralarda bu kitabı bitirmemek için direniyordum. Ah bir de o son sayfaların duygusallığı yok mu? Havada böyle olunca resmen olayların içine girdim, kitabı yaşadım… Kesinlikle heyecanı üst seviye de tutan bir kitaptı. Ve ilk kez Russell ağzından olan bölümler sinirlerimi zıplatmadı. Sebebi sanırım artık Reed ve Evie’nin arasına girmeyecek olması. Bu yeni gelişme ‘team Reed’ diyen bizleri epey sevindirecek gibi. Bir de artık Reed ile kanka olacaklar desem yeridir😂 Evie bu kitapta ince bir ipin üstünde yürüyor. Bir taraftan babası Tau (amacını henüz anlayamadım.) diğer taraftan Brennus ve Xaiver. Eh üstüne bir de kızın ruhunun cehennemde olmasını isteyenler derken hangi olaya odaklanacağınızı şaşırıyorsunuz. Ama bu durum beni rahatsız etmedi aksine acayip heyecanlandırdı. Zaten serinin özelliği bana kalırsa bu, birden çok olayın gerçekleşmesi. Bir de yeni karakterler var. Anya dışındakileri kesinlikle sevmedim. Ah bir eleştirim daha var. Anya’nın konuşmaya çalışmasını neden turistlerin Türkçe konuşmaya çalışması gibi çevirmişler? “Ben gitmek, sen gelmek…” şeklindeki diyalogları sinirlerimi bozdu. Her kitap daha da iyiye gidiyor bence. Umarım diğer kitap çabuk çıkar da çözülmemiş meseleleri açıklığa kavuşturur. "Sensiz kaybolurum Evie. Sadece gözlerinin içinde var oluyorum."

Baskı: Hesaplaşma (Tutku Oyunları Serisi, #3)

http://satellitebook.blogspot.com.tr/2016/11/yorum-hesaplasma-tutku-oyunlar-serisi-3.html Nedensizce… Nefret ede ede… Okuyorum bu seriyi J Bu neydi yahu! Şimdi ben Anton’u sevmiyordum. Hatta sevmemeye yemin etmiştim ama sanki duygularım kendisine karşı birazcık azcık değişmiş olabilir. Ama emin de değilim. Seri kaldığı yerden, pardon yayın evinin daha fazla kazanması için kitabı böldüğü yerden devam ediyor. Olaylar ve hareketlilik bu kitapta çok daha fazlaydı. Her şey düğüm oldu derken son sayfalar biraz anlamamı sağladı bazı şeyleri. Claire’in peşindeki adam, Anton’un evindeki kişilerin aslında kimler oldukları, geçmişinden kesitler ve son sayfadaki şimdi ne olacak soruları ile serinin en beğendiğim kitabı oldu kendileri. Hala ilk kitap içimde bir yaradır ama bu kitap AZ da olsa telafi etti ilkini. Konudan bahsedemeyeceğim çünkü kitaplar o kadar iç içe ki birinci kitabı özetleyip ikinciden azcık bahsedip öyle bu kitaba gelmem gerek. Bu arada Harry sevemedim seni… Diğer kitap ne zaman diye soracağım hiç aklıma gelmezdi ama diğer kitap ne zaman? :)

Baskı: Karanlık Prens'in Gelini ( Immortals After Dark #9 )

Son bölüm bombaydı… Diğer kitabı sabırsızlıkla bekliyorum.

Serbest Düşüş
7/1028.10.2016

Baskı: Serbest Düşüş

http://satellitebook.blogspot.com.tr/2016/10/yorum-serbest-dusus-leah-reader.html Arka arkaya böyle kitaplar okumak beni bunalıma sürüklüyor... Gerçi bu sefer ki biraz merak ettirdi. Ve anlatımı beni etkiledi. Depresif bir havası vardı; hem karakterlerin hem de olayların. Hayatı çok çok boktan olan bir kızı ve yaşadıklarını anlatıyor kitap. İlişkileri sağlıksız ama sonunda istediğini alan, güçlü bir karakterdi Maise. Evan ise kızın hayatında olan bir yan karakter bana göre. Güçsüz ve silikti. Ama yine de kız ile yaşayacağı olayları merak ediyorsunuz. Çünkü ikisinin konumu, ilişkisi farklıydı. Böyle yasak olacak cinstendi. Anlatımı ilk başlarda benimseyememiş olsam da ileri sayfalar için aynısını söyleyemeyeceğim. Şiirsel ve çok gerçekçi, birazda acımasız.. Okudukça 18 yaşındaki bir kızın böyle bir yaşamının olması sizi moral olarak sıfıra indiriyor. Ama sonunda ise hakketti dediği mutluluğu yaşaması da havalara uçuruyor. Okurken kitabın, olayların içindeydim. Ve yazar size çok güzel yansıtıyor her duyguyu. Ama eksik bir şeyler vardı kitapta. Belki çok bunaltıcı ve karalık, umutsuz bir şeyleri anlattığı için belki de Maise dışındaki diğer karakterlerin beni etkilememiş olması böyle düşündürtüyor olabilir. Bu yüzdende biran önce bitsin istedim. Bitsin ki başka kitaba geçeyim ve son iki kitabı sistemimden atayım :) Tavsiye konusuna gelirsek, emin değilim. Okunabilir ama sizi biraz bunalıma sokabilir. Öyle arada bırakıyor işte.. Ama söylemeden geçemeyeceğim, güzel tespitler ve güzel etkileyen kelimeler vardı.

Baskı: Kaleydoskop Kalpler ( Hearts, #1 )

http://satellitebook.blogspot.com.tr/2016/10/yorum-kaleydoskop-kalpler-claire.html O kaleydoskop kalplere benimkini de ekler misin Estelle? Çünkü kitap benim için bir kalp kırıklığından öteye gitmedi. Beklediğim kitap bu değildi. Yani bu kadar boş ve hareketsiz olmamalıydı... 'Neden okudum ki ben bu kitabı?' demek beni üzüyor gerçekten ama neden okudum ? Kesinlikle bana herhangi bir katkısı olmadı. Beni etkilemedi. Heyecanlandırmadı. Öyle dümdüz bir şeydi işte. En azından bahsedilen ilişkiyi biraz karmaşık hale getirseydi ona bile razıydım ama yok. Kitap, "abimin arkadaşısın olmaz." Temalı olsa da son sayfa dışında bunu hissettiren hiç bir gelişme yoktu. Elle'nin ölen nişanlısı için ne hissettiğini anlayamadım. Oliver'in -belli ki geçmişte ailesiyle pek iyi anlaşamadığı zamanlar olmuş- onlara imalar dışında hiç değinilmedi ve gerçekten neden önceden Estelle'yi bırakıp gittiğini anlatamadı. Kitap genel olarak böyleydi yani çoğu şeyi anlayamıyorsunuz çünkü size olayları yansıtamıyor yazar. Birkaç konuşma ve bir kaç anlamlı altı çizilecek sözler dışında kitap bomboştu. Sırf bir kaç kelime beni etkiledi diye de tavsiye edemeyeceğim maalesef.. Estelle ve Oliver birbirlerinin ilk aşkları... Ama ikili beraber olduktan sonra Oliver, ertesi sabah kızı bırakıp gidiyor. AMA NEDEN? tek nedeni kızın abisine bağlamak çok saçma ve korkaklık göstergesiydi. Daha sonra Elle ise kendinden büyük ve sanatçı birisi ile nişanlanıyor.. Ve adam ölüyor. Kitap tamda buradan, nişanlısının ölümünden 1 yıl sonrasından başlıyor. Bu anlattıklarım ilerleyen sayfalarda geçmişe dönüp bakılan bölümlerde anlatılıyor. Neyse kızımız, abisinin yanına taşınıyor ve Oli ile karşılaşıyor sonrada bana göre anlamsız olan olaylar olmaya başlıyor. Birkaç çıkarım ve söz dışında yine söylüyorum boş bir kitaptı. Biraz olsun merak ettirilecek bir şey yoktu ortada. Bir sır, ne bileyim bir olay..hiçbirine denk gelmedim. İkilinin sözde üzüldüğü, acı çektiği bölümlerde o duyguları alamadım. Aralarındaki bağı anlayamadım. Benimseyemedim. Olmamış bu kitap bence...

Baskı: Geçmişin Kırıkları

Aşırı duygusal bir kitapla geldim ben… Tam da pazartesi sendromuna yakışır cinsten değil mi? Bu ara da kitap çoktan bitmişti ama yorum anca geldi. Tristan ve Elizabeth eşlerini kaybetmiş iki yetişkin. İkisi de yalnız ve yaralı ama Tris üstesinden gelmekte çok zorlanmış, biraz vahşi birisi. Yani en azından başlarda öyleydi. Çünkü o eşinin yanında bir de küçük çocuğunu kaybetmiş. Elizabeth, kasabaya yani eski eşiyle yaşadığı eve döndüğü zaman Tristan ile karşılaşıyor. Karşılaşma pek hoş değildi söyleyeyim. :) Ve her şey yan komşusunun Tristan olduğunu öğrenmesiyle başlıyor. Yakınlaşmaları, geçmişlerine dönüp baktıkları anlar, konuşmaları ve daha birçok şeyi sizi ağlatmak için yazılmış. Güzel bir şekilde size bunları yansıtsa da bana göre biraz eksik kalmıştı. Erkek karakterden mi yoksa kadın karakterden mi kaynaklı henüz çözemesem de hikâyenin ilerleyen sayfaları beni dışarı attı. Ayrıca birkaç sahne de tanıdık gelen yerleri söylemiyorum bile. Bunlar dışında yan karakterlerden pisliğin tekinin yapacakları da çok belliydi. Yani şaşırtmak için bir çaba harcanmışsa o olaylar bende pek öyle bir etki yapmadı. Tahmin ettiklerimin çıkması biraz sıkılmama neden oldu… Ve Emma, Liz’in kızı. Çok tatlı bir çocuktu ama bana göre kitapta çok az görüldü. Yine de ikilinin acılarını yaşama şekilleri, daha sonra onları kendi içlerinde kabullenişleri gerçekten çok iyi bir şekilde yansıtılmış. Bazı yerlerde ağladığımı itiraf edeyim. Oturup size ‘benim başıma gelseydi?’ sorusunu düşündürten bir kitaptı. Tavsiye eder miyim? Sanırım ederim :) Eksikleri çok olsa da bir şekilde yer ediniyor içinizde bir yerde… http://satellitebook.blogspot.com.tr/2016/10/yorum-gecmisin-krklar-britainy-c-cherry.html

Baskı: En Karanlık Yalan / Karanlığın Efendileri 6. Kitap

Seride maalesef en beğenmediğim kitap oldu… Gideon’un cümlelerini sürekli kafamda çevirmek sıkılmama ve kitabı uzun süre okuyamama neden oldu. Ve kadın karakter kabus iblisine sahip Scarlet de ilgimi çekemedi. Ama olayların ilerleyişi, her şeyin iyice alevlendiğini anladım. İkili üstünde çok durulmuştu. Diğerlerinin gözünden olan o birkaç bölüm de olmasa antik nesnelere ne oldu, diğerleri ne âlemde bilemeyecektik. O yüzden benim için bu kitap bu seriye yakışmadı… http://satellitebook.blogspot.com.tr/2016/10/yorum-karanlgn-efendileri-serisi-gena.html

İçimdeki Müzik
10/1006.10.2016

Baskı: İçimdeki Müzik

Mutlaka okuyun..

Baskı: Geri Dönüş (Titan #1)

http://satellitebook.blogspot.com.tr/2016/09/yorum-geri-donus-titan-1-jennifer-l.html İkinci bir melez sözleşmelerine hazır mısınız? Ben sayfayı ilk çevirişimde heyecandan bayılıyordum aman dikkat edin  Bu arada melez sözleşmelerini okumayan, bu kitabı da anlamaz... O dünyanın tanıdıklığı, manyak tanrılar ve ek olarak titanlar, kibirli ama hüzünlü Seth, ve Josie… Hepsi size tarihin gerçekten de tekerrürden ibaret olduğunu gösterecek. Ama Alex ve Aidan yerine bu sefer baş rollerde farklı kişiler var. Seth –hatırlarsınız büyük fedakarlıkların adamı- son yaptığı anlaşmanın şartlarını uygulamakta. Yani Tanrı Apollon kimi öldür derse gidip onları öldürüyor. Yanlış anlaşılmasın bu adamlar Ares’e yardım edenler. Neyse yine bir gün çim biçme makinesi gibi düşmanları biçerken Apollon ortaya çıkıyor ve ona JB baş harflerine sahip bir kızı bulmasını ve onu korumasını söylüyor. Kızın kim olduğunu ve tam ismini vermiyor. Sadece okuduğu okul var elinde. Ama bu Seth için zor olmuyor çünkü okula gittiği an kızı buluyor. Zor olansa ondan uzak durması… Bu şanslı kızımız Josie. Annesinin şizofren hastası olduğuna inan, sarının neredeyse her tonunu saçında bulunduran, üniversite de psikoloji okuyan sıradan biri. (mi?) Kızın kim olduğunu öğrendiğinde ve ona her şeyi anlattığında her ikisi için işler epey bir değişiyor. Ve sonra da ardı arkası kesilmeyen olaylar başlıyor. Bayıldım ya. Sevmemem mümkünmüş gibi… Yazarın her kitabını alıp itina ile okuyan ve sıkı takipçisi olan benim için Melez sözleşmelerinin yeri hep ayrı olmuştur. Her ne kadar farklı bir seri olarak çıksa da ben bu ad altında anacağım kitabı. Serinin diğerlerinden farkı, yazarın üslubu, olayların hareketliliği, ilişkiler arasındaki samimiyet ve farklılık. Bunlar daha derin işlenmiş ve bu kitapta da bu değişmemişti. Hem Seth açısından hem de Josie açsından da olayları okuyoruz. Bu da benim en sevdiğim şey. Seth geçmiş olayları unutamıyor ve belli etmese de yaralı. Bunu da öyle güzel yansıtmış ki yazar bazı yerlerde boğazım düğümlendi. Josie ise bir anda hayatının değişmesine, ani ölümlere alışmaya çalışıyor. İkili Akit’e gidiyor ve Seth’in görevi orada sonlanıyor. Peki, bizimki Josie’yi bırakıp gidiyor mu? Eh onu da okuyunca anlayacaksınız. Tek dert yandığım nokta sürekli bir Alex hatırlatmasıydı. Tamam, benzer yerleri Seth bize söylüyor ama bir kere yapılıp gerisini bizim hatırlamamız daha süper olurdu bence. Josie ve Alex çokta birbirine benzemiyor. Onu ayrı değerlendirmek bana göre daha iyi olur. Josie daha yumuşak başlıydı. Ama kesinlikle güçsüz bir karakter değildi. Ve kesinlikle birbirlerini tamamlıyorlardı Seth ile... Bunun dışında tekrar söyleyeyim ba yıl dım!

Baskı: Poseidon Varisi (The Syrena Legacy, #1)

Olamaz! Böyle bitmiş olamaz... Kitap öyle sakin ilerliyordu ki bir anda ne oldu bende anlamadım. Bir bakmışım kitap bitmiş bende dumura uğramışım😑 Poseidon varisi'nden beklentilerim yüksekti. Beklentilerimin hepsini karşılamış olmasa da tatmin etti beni. Komik, anlaşılır, heyecanlı ve samimi bir dili vardı. Olaylar ilk sayfalarda fazla durağandı. O yüzden bitirmem uzun sürdü. Birde tatildeyim gençler ve burada net çekmiyor. Zor koşullar altında bu yorumu giriyorum anlayacağınız 😂 Konusundan azcık bahsedecek olursam; Emma 18 yaşına basmış, beyaza yakın saçları, komik ve sakar halleri, aynı zamanda verdiği tepkilerle sevilesi biri. Galen ise bir deniz varlığı? Deniz taşı? Deniz türünden ? 😂 birisi. Ben bu sıfatları kullandım ama kitapta bahsedilen adı ile syrenalı bir Prens. Galen poseidon yeteneklerine sahip bir kızı arıyor ve tahmin etmesi çok zor olmayan sonuca yakın zamanda varıyor. Aradığı kız Emma. Olay örgüsü bana kalırsa bir çok açıdan tahmin edilebilir seviyedeydi. Sonunun öyle bitmesini beklemesem de Galen karşıda ki kişiye başka isimle hitap edince çok şaşırmadım. Hep şüphelenmiştim. Hatta emindim bile neyse çok uzatmayayım bu kısmı. Rayna, Toraf çok tatlı bir ikiliydi. Ama bir şeylerin eksikliğini hissettim. Sanki çok fazla derine inememis yazar karakterler açısından. Yani benim çok beğendiğim kitaplarda ilk sayfadan yan karakterlerde dahil hepsini hemen benimserim burada hemen hemen hepsine alışmam ve sevip sevmediğime karar vermem uzun sürdü. Bunun bir diğer sebebi olayların çok yavaş gelişmiş olması olabilir. Araştırma işleri ve Emma'nın yeteneklerine alışma süreçleri biraz daha olayların hızını arttırdı. Emma ve Galen ikilisi ise beni güldüren ve samimi bulduğum karakterlerden oldular. Galen'in insanların her şeyine tam hakim olamaması, bazen ne yapacağını şaşırdığı anlar bana kahkaha attırdı. Ve AMANTANRIMYARABBIM diyorum 😂😂 Emma'nın kullandığı bu ünlem cümlesine bayıldım 😊

Tehlikeli Yemin
5/1027.08.2016

Baskı: Tehlikeli Yemin

http://satellitebook.blogspot.com.tr/2016/08/yorum-abbi-glines-rosemary-beach-series.html Bir kere bulaştım sonunu getirmeliyim dediğim bir seriydi. Bu kitapta beklediğim üzere brezilya dizisinin devam niteliğindeydi. O değil de herkes birbirinin kardeşi mi bu kitapta? her sayfa da söz de bir sır bu sırlar da hep başkasının çok önceden çocuğu olduğu ile alakalı. Resmen bütün seri kim kimin çocuğu kim kimin kardeşi üzerine kuruluydu. He bir de manyak kız arkadaşlar var onu unutmayalım. Özenti cümlelerin ve hareketlerin bol olduğu, hiç bir derinliği bulunmayan, kafa yormayan, basit bir kitaptı. Tıpkı diğerleri gibi. Okumamın sebebi serileri bitirme takıntımdan kaynaklıdır. Bence siz hiç bulaşmayın bu seriye.

ÖncekiSayfa 2 / 14Sonraki