Berfin.
@Berfin.

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Başka Dilde Aşk
10/1023.07.2015

Baskı: Başka Dilde Aşk

İşaret dilini öğrenmeye başlıyorum  Okuduktan sonra bana sürekli bir şeyler öğrenme merak etme hissi uyandıran bu ve buna benzer kitapların olması gerçekten harika. Birkaç vasat kitaptan sonra Archer ve Bree çok iyi geldi. Bana göre sıradanın tam tersi bir kitap okudum. Geçmişte yaşamış oldukları sorunlar(sorun demek çok hafif) yüzünden saçma ve sinir bozucu davranışlarla daha doğrusu çoğu romanda okuduğum şekilde önüme çıkan karakterlerden olmadıkları için memnunum. Ergence davranışlar, sorunlu garip tepkiler yerine, yaşanılan şeyleri yan yana olarak, olgunca karşılamaları ve yavaş yavaş bir birlerini iyileştirmeleri çok güzeldi. Ama hüzünlü olan havası ortalara hatta sonlara doğru beni ‘kesin şurada çok kötü olacak’ demek zorunda bıraktı. Diken üstünde olmak bile kitabın beni içine nasıl aldığını gösteriyor. Tahmin etmediğim olaylar dizisi beni çok etkiledi. O olaylarda ufacık bir oynama gözlerimi devirmeme, sıkılmama neden olabilirdi. Tabi ki çok fazla mutsuzluk, acı da aynı şekilde hissetmeme neden olurdu. Ama her şey bence yerli yerinde tam istediğim şekilde önüme sunulmuştu. Ve içinde saf kötülüğü barındıran insanlar vardı bu kitapta. Arada kalmış ne iyi ne kötü diyebileceklerim de vardı. Ve melek dediğim Arc ve Bree. Tek takıldığım nokta konuşamama kavramı neden bu kadar büyütülmüştü. Yani tabi ki yaşanılan hayata ayak uydurma da zorluk çekilebilir insanlara karşı yansımaları farklı olabilir ama kendini aciz hissetmeye kadar gitmeli miydi? Emin değilim. Bu açıdan biraz yadırgasam da Arc her şeyin üstesinden gelmek için çabaladı sonunda da hak ettiği yaşamı buldu.  Anlatım biçimi akıcıydı. Dili yalın, öyle süslenip önümüze sunulan kelimelerden ziyade açık ve net biçimde anlaması kolaydı. Yazar, kitabın konusu, karakterleri ve kelimeleriyle takip listeme girdi. "Senin için buradayım. Sen olduğun için buradayım. Buradayım çünkü beni sadece gözlerinle değil, aynı zamanda kalbinle gördün. Buradayım çünkü ne söylemem gerektiğini bilmek istedin çünkü haklıydın… Herkesin arkadaşa ihtiyacı var. Senin için buradayım ve her zaman senin için burada olacağım." "Sessizliği getirdin sen, Duyduğum en güzel sesti, Çünkü senin olduğun yerdi. Şimdi bunu benden alıyorsun. Ve artık dünyadaki tüm o sesler, Kırık kalbimi tamir edebilecek kadar yüksek seste değil. Sonsuz, uçsuz bucaksız yıldızlara bakıyor ve fısıldıyorum, Bana geri dön, Bana geri dön, Bana geri dön."

Baskı: Acıtan Güzellik 2 Adanmış Güzellik (Beauty, #2)

Biraz farklılık katsalar konuya çok güzel olabilirdi ama olaylar ve konuşmalar klasik, karakterler ise tek tipleşti. Hepsi bir birinin aynısı gibi geliyor artık. Kitap boyunca sıkıntıdan patladım maalesef. İlk kitap da tür olarak diğerlerinin aynısı gibiydi ama yine de yeni bir ikiliyi, olayları okumak merak uyandırıyordu ve kendisini okutmuştu. Serinin bu ikinci kitabında ise sıradanlaşan bir ilişki okudum. Üstüne bir de sayfalar dolsun diye anlamsız cinsellik. ikinci kitap her anlamda vasattı...

Baskı: Koruyucu (Return of the Highlanders #1)

Okurken hiç zevk alamadım. Yaşanılan olaylar çok klişe ve yüzeysel geldi bana. Böyle olunca da kitabın, olayların içine giremedim...

Barbarlar Zamanı
8/1017.07.2015

Baskı: Barbarlar Zamanı

Rayver Mirzali derin bir iç çekip, "Evlat, o general hayaleti boşaltılmış bütün köylerde gezinip durur hala. Bütün hakikati o bilir. Elindeki defteri silmeden alırsan öğrenirsin köylülere ne olduğunu. HAKİKAT SİLİNENDİR!" Göndermeler ve kelimelerin içinize işleyişine bayılacaksınız. İnce bir işçilikle tarihi ve günümüzü hayal ve gerçeği bir birine harmanlamış yazar. 38'i bir de bu açıdan okumak benim için büyük bir farklılıktı. Dersim'i her yılda görebiliyoruz. Ve bu yıllar da başa geçen her hükümdar için Dersim'e hep aynı gözle bakılmış hangi paşa hangi padişah hangi dönem olursa olsun Dersim onların gözünde isyankar bastırılması gereken bir yermiş..

Baskı: Çarpışma (Collide, #1)

Kitabın ikincisi çıkmadan okumamanızı tavsiye ediyorum. Çünkü pekte hoş olmayan hatta yuh ve oha laflarımla ve tatmin etmeyen bir sonla bitti. Ve öyle bir kadın karakter var ki sinirden patladım. Hele bu kadın, ana karakter oluyorsa durumun vahametini siz düşünün.. Kitabın odak noktası bir aşk üçgeniydi. Emily annesini kaybettikten sonra “iğrenç” erkek arkadaşı Dillon ile beraber yeni bir hayata başlamak için New York’a taşınıyor. Adama iğrenç diyorum çünkü gerçekten de öyleydi. Peki, daha kötü olanı neydi? Davranışlarını ve ikiyüzlülüğünü okurken Emily’nin bunları görememesi. Bana göre de bunları içten içe fark etse bile ayrılığa cesareti olmadığı. Gavin ise Em için bir fırsattı. Onunla tanıştıktan sonra kitabın işleyişi değişiyor. İlk sayfalarda hemen Dilliondan soğumasını zaten beklemiyordum. Ama birçok olayda ve Gavin ile yakınlaşmalarını hissettikçe artık bitirmeli dedim. Tahmin edersiniz ki saçma davranışlarla Emily beni kendisinden soğuttu. Ve hala “ben Dillon’u seviyorum.” saçmalıklarına devam etti. Sırf bu yüzden kitap okunması zor hale geldi. Hatta belli bir okumadan sonra kızın davranışları tahmin edilebilir seviyedeydi. Sürekli Gavin’i kendinden uzaklaştırmaya çalıştı. Yine de Gavin’e karşı koymak zor. Uslanmaz birisi. İlk görüşte âşık oldu Emily’e. Ve kitabı sırf onun için okuduğumu itiraf edeyim.  Davranışları, düşünceleri ve kendisine engel olmaya çalışsa da yapamayan halleri boğazımda kocaman bir yumru bıraktı. Yaşanılan şeyleri hak eden son kişi bile değildi. Son olarak kitap üçüncü bir kişinin ağzından yazılmış. İlk başlar da yadırgasam da olayların içine girebildim. Anlatım biçimini benimsemeniz zaman alsa da olayların akıcılığı sayesinde çok takılacağınız sanmıyorum. “Senin her parçanı sevmeme izin ver. Aklını…” Parmaklarını boynundan aşağıya kaydırdı. “Vücudunu… kalbini… yaralarını…” Elleri belli belirsiz kalçalarındaydı. “Garipliklerini… alışkanlıklarını… düşüncelerini… her şeyini. Bana her şeyini ver Emily.” “Her parçan benim için yapılmış. Dudakların benimkileri öpmek için, gözlerin her sabah yatağımda uyandığında sana baktığımı görmek için ve lanet olası dilin adımı söylemek için. Biz olmamız gerektiğine, nefes almak için oksijene ihtiyacım olduğunu bilmekten daha fazla eminim.” –Gavin

Baskı: Jacob (Gece Gezginleri #1)

Yeni favori serim oldu. Söze böyle başlıyorum çünkü çok beğendim. Yazarın dilini, Olay örgüsünü, karakterleri anlatışını, heyecanı iyi bir şekilde yansıtıp bize tattırmasını… Kısacası kitabın her yerini beğendim. İlk başlarda iç seslerin uzunluğundan dert yansam da kitap bittiğinde iyi ki başlar da o kadar uzun yer verilmiş dedim. Çünkü karakterlerin tüm duygularını anlayabilmemi sağladı. Olayları kabullenişleri, bir birleri arasındaki hisleri, hepsi oturdu kafamda. Kitaptaki isimlerden kaynaklı( Jacop Bella  ) bir an içime kurt düştü. Alacakaranlık özentisi bir şey mi yoksa demedim değil. Ama Bella ve Jacop’ın tanışması bile bence diğerlerine göre çok farklıydı. Konuya gelirsek, Bella sıradan bir insan(!) -mı acaba?- Jacop ise bir İnfazcı. Gece Gezgini. İblis. Yakışıklı. Karizmatik. Seksi. Hangisini söylerseniz kabulümüz. Görevi söz konusu olunca sert ve acımasız olabilen, duygularına ket vurmuş biri. Ama Bella ile tanıştıktan sonraki değişimi okunmaya değer. İkili çok tatlıydı. Birbirlerine olan uyumu benden tam puan aldı. Bella’nın hayatı Jacop geldikten sonra başlıyor diyebilirim. Çünkü birkaç sayfada kitap kurdu bir kütüphaneci olarak karşımdaydı. Ama ilerleyen sayfalarda onunda değişimi bazen kahkaha atmama neden oldu bazen de vay be dememe. Kitapta bulunan yan karakterlerin(Noah, Legna, Elijah, Gideon ) hepsi ziyadesiyle olayların içindeydi. Ama bu kafa karıştırıcı veya sıkıcı bir biçimde değildi. Hepsini çok sevdim. Tek sıkıntım Bella ve Legna’nın çok yakın arkadaş olmalarını kanıtlayan birkaç sayfanın olmayışıydı. Aralarında gelişen yakınlığı tam hissedemedim. Bir tek Legna da değil Bella’nın kardeşi Corrinede de aynısı oldu. Kitap boyunca ‘Kardeşine ne oldu. Nasıl bir anda onu bırakıp gidebildi. Gittiyse düşüncelerinden bile neden geçmedi?’ dedim. Kitabın ilk birkaç sayfası ve son birkaç sayfası dışında görülmedi. Bu biraz mantıksız gelse de sonunda toparladı ve yazarın aslında bir gerçeği sakladığı için ortaya çıkarmadığını anladım. Yine de en azından birkaç konuşmaya yer verseydi diyorum hala. Ben çok beğendim ve tavsiye ediyorum. Diğer kitap Gideon’u anlatıyormuş. Umarım çok beklemeyiz. “Bak sana ne diyeceğim, Isabella. Çok uzun olan yaşamım boyunca pek çok insana pek çok şey adadım. Ama sen… sen sadece kendim için kendimi adama gereği hissettiğim tek varlıksın.” “Ona çok dikkatli bak eski dostum. Bu yüz,” dedi Noah usulca, “bir gemiye yelken açtıran Truvalı Helen’in yüzü olabilir.” –Bella için en iyi tasviri yapmış. "Isabella!" Kızgın bir sesle konuşuyordu ama sonunda kahkahasını bastıramadı. "Bana cevap verecek misin vermeyecek misin?" "Bana soru mu sormuştun ki?" "Sana evlenme teklif ettim sanırım." "Ah.. Önümde diz çöktüğünü filan hatırlamıyorum hiç" dedi Jacob. "Bak, modern bir kadın olabilirim ama bu biraz aşırıya kaçıyor. Elmas yüzük de istersin sen şimdi." "Aslında, bana zümrüt daha çok yakışır," diyerek gülümsedi Jacob. Jacob'ın düşüncelerini okuyamaması Isabella'yı kanı görmekten daha fazla korkuttu. Aklının bir köşesinden hızla panik duygusu yükseldi ama öfkeyle bu düşünceyi bir kenara bırakıp duruma odaklandı. "Onu nasıl böyle kolayca alt ettiğimi merak ediyorsundur. Eğer ağzını açıp bana onun adını söylemezsen bunu öğreneceksin!" "Adı..." Sesi çatlak çatlak çıkıyordu. "Evet, hadi söyle," dedi adam hevesle. "Bond. James Bond." "Jacob," dedi usulca Isabella, "nasıl bundan emin olmayayım? Sen benim kaderimsin. Bana bunu bir kehanetin filan söylemesine gerek yok." Uzanıp parmaklarını hafifçe yüzünün çevresinde ve üstünde gezdirdi. "Ruhumun yeri senin yanın. Kalbinin yeri benim yanım. Varlığımın her parçasında hissediyorum bunu.”

Baskı: Aşkın Ritmi (Stage Dive #2)

'Kötü çocukların büyüsü neydi böyle? Birinin bir tedavi bulması gerekiyordu.' Çok beğendiim. İlk kitaptan daha da güzeldi. Ve Mal beni hayal kırıklığına uğratmadığı için çok mutluyum :) Tam beklediğim gibi bir karakterdi. Eğlenceli, çılgın, arada sinir bozucu ama çoğunlukla tatlı. Ve acayip enerjik. Anne'de bence davranışlarıyla yakıştı Mal'in yanına. Geçmişi pek parlak değil ama yazar, kendine acıyan hüzünlü bir karakter olarak yansıtmamış Anne'i çokta iyi yapmış. Kitap boyunca hiç bir yanlış anlaşılma ya da büyük kavgalar olmadı ve buna rağmen hiç sıkıcı değildi. Ufakta bir sır vardı. Mal'in ilk başta bir türlü söyleyemediği şeyi öğrendiğimde üzüldüm. Ve okuyunca anlayacaksınız ki Mal sorunlarla nasıl baş edebileceğini bilmiyor. Anne de taam bu noktada yanında oluyor. Anlayacağınız sadece güldüğümüz bir roman da değildi. Araya bir kaç hüzünde katmış yazar. Böylelikle kitap basit olmaktan çıkmış bana göre. Bu seri sevdirdi kendini. Dili akıcıydı. Diyaloglar ise kahkaha atmama yetecek kadar komikti. Ama içinde çok fazla duygusallık beklemeyin. Kitap boyunca seni seviyorum lafını duymak için kendimi yedim bitirdim amaa maalesef hiç de önemli bir şey söylenmiyormuş gibi son sayfalarda bir iki kere rastladığım bir kelime oldu. Buna rağmen ikisi arasındaki çekim o eksiği kapattı. Diğer kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. Ben bir kolunu Mal’in boynuna doladı, saçlarını dağıttı. “Gel, başka bir oyuncak bul kendine.” Mal dudaklarını büzdü. “Ben çocuk değilim.” “Ona ne dersin?” Ben zayıf, havalı bir sarışına işaret etti, kız da cevap olarak gülümseyip saçlarını düzeltti. “Bahse girerim seninle tanışmak onun hoşuna gider.” “Vaaay, parlıyor.” “Neden gidip ona ismini sormuyorsun ki?” diye öneride bulundu Ben. Mal’in sırtına bir şaplak attı. “İsmini bilmem gerekiyor mu?” “İşe yaradığını duymuştum.” Mal “hıh”layarak, “Belki senin için,” dedi. “Ben sevişirken sadece kendi ismimi haykırırım.” :D “O kadar iyisin yani, ha?” Bir bakışla susturdu beni. “Hiçbir fikrin yok, Bayan Rollins.” “Biliyor musun, egonun iğrenç mi, yoksa etkileyici mi olduğuna cidden karar veremiyorum.” “Senden hoşlanıyorum,” dedi sadece. “Beni doğru dürüst tanımıyorsun bile.” “Evelyn’in ve Lauren’in arkadaşısın. Sohbet ettik. Üstüne atladım. Yerde beraber yuvarlandık. Epey bağlayıcı bir tecrübeydi.” Gözlerimi kırpıştırdım. “Daha da mı? Ciddi misin?” “Biliyorum, biliyorum. Benim ihtişamıma kıyasla o hiçbir şey.” Parmakları parmaklarımı okşadı ve bakışları yumuşadı. “Ama sadece meraktan soruyorum, alnına ismimin dövmesini yaptırmak konusunda ne düşünürsün?”

Baskı: Aylardan Aşk (Sancaktarlar Serisi #1)

Eylül ayı sanırım en çok bu kitaptan sonra anlamlı oldu. Çünkü en önemli olaylar o ay da oldu. Diğer ayların da anlamlarını, isimlerini nereden aldıklarını o sayfalarda görmek çok hoştu. Esasa gelirsek, kitabı beğendiğimi söyleyeyim ama yine şu gereksiz uzunluktan yana dertliyim. Tanem’ in hastane süreci çok fazla uzatılmış ve sıkılmama neden oldu. Neyse ki sonradan uyandı da asıl olaylar başladı. Ve diğer bir nokta, birçok karakterin anlatılması dikkatimi dağıttı. Hangisine odaklanacağımı şaşırdım. Doruk ve Asya’ya mı Ahmet ve Sena’ya mı Burak ve Yağmur’a mı? Bilemedim. Bir de üstüne Ailenin büyük sırrı ve biri tarafında Taneme zarar vermek istenmesi eklenince iyice karmakarışık oldu her şey. Ama yine de her karakter kendini sevdirdi. Yağız’ı şu cümleyle anlatabilirim size “Sevmeyi bilen, sevginin en güzel halini yaşatan bir gün gelecek sevdiğini de söyleyebilecekti. Sevdiğini söyleyemeyen, sevmesi güzel Abime.” Bu sözler küçük kardeşine ait. Son sayfaları okurken Yağız’ı kafamda hangi cümlelerle anlatmam gerektiğini bilmiyordum Kalın Kafalı? Belki. Ama bu sözler cuk diye oturdu adama. Tanem ise çekingen tavırlarıyla ve yağızın peşinden koşmasıyla sinirlerimin odak noktası oldu. Ama yavaş yavaş kendine gelmesi ve elinde ki gücü fark etmesiyle toparladı. Takıldığım bir yer var hafıza kaybı yaşamıyormuş gibiydi. Arada gördüğü geçmişe dair kesitler olmasaydı bu nasıl hafıza kaybı derdim. Peki, o nasıl bir sondu? Doruk sana etmediğim küfür kalmadı söylemeden geçemeyeceğim. Sırf bu yüzde hemen diğer kitaba geçmem gerekecek. Son olarak yazarın özel anlarda kullandığı şiirsel anlatımı sayesinde duygusallaşıyorsunuz. Bazı kelimeler çok özenli ve duygu doluydu. Ama şu karışık ve herkesi anlatan tarzını maalesef benimseyemedim. Ve uzatmış olduğu süreçlerde bir ara yeter dedirtmedi değil.  “Ben bir Eylül günü düşlerimi kaybettim. Şimdi de şairin dediği gibi, yüklemi olmayan bir aşkın öznesi oldum. Peki, aşk neydi? Düşlerimi, geçmişimi, kısaca beni, geleceğin karanlık suretine gömmüşken, onlardan vazgeçip yüzümü döndüğüm mü aşktı? Aşk isyan mıydı, yoksa Nazım Hikmet’in dizelerinde betimlediği gibi ‘Gelsene dedi bana, kalsana dedi bana, gülsene dedi bana, ölsene dedi bana. Geldim. Kaldım. Güldüm. Öldüm. ‘ diyen içtenliğin adı mıydı aşk? Yoksa mağrur bir hoşça kal mıydı aşk; yıl yorgunu bedenim bir ‘hoşça kal’a daha hazır mıydı? “

Baskı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)

Hayali bir ülke de olanları anlatmış yazar ama şimdiki hallerimizi öngörmüş diye bilirim. Harikaydı. 'Bilinçleninceye kadar asla baş kaldırmayacaklar, ama baş kaldırmadıkça da bilinçlenemezler.' 'Her siyasi kuram kendine ne ad takarsa taksın, hiyerarşiye ve baskıya dönüş yapmıştır.'

Siyah Kadife
10/1015.06.2015

Baskı: Siyah Kadife

Bayıldıım. Emily'nin hüznünü yazar o kadar iyi bir şekilde kelimelere dökmüş ki onunla beraber neye üzüldü, güldüyse içimde hissettim. Böyle bütünleşe bileceğim, o an her şeyden kopacağım kitaplarla gelin bana. Hayatımı bu şekilde geçirebilirim. Rita da sesi mi duymuş olmalı ki bu romanı yazmış :) Sinir olduğum nokta -ki o da belli bir yere kadar sürdü Allah'tan- Erkek egemen zihniyet. Bu dediğimi William ve Em'in babasında çok gördüm. Ve sinirlerimi bozmaya yetti. O saçma davranışlarına iyi ki daha fazla maruz kalmadık da istediğim şekilde sahneden çıktılar. Bu gidişle feminist olacağım... Marcus ve Emily ikilisini çok sevdim. Aralarında ki çekim hiçte küçümsenecek cinsten değildi. Em'in yasak elma olması Marcus'u fazla cezbetmiş olmalı ki davranışlarının kontrolünü elinde tutamıyor. İlk başlarda sürekli tesadüfi karşılaşmalar, sonraları büyük bir tutkuyla harmanlanarak önümüze çıkıyor. Yazar Marcus'u anlatırken karanlık kelimesini kullanmıştı. Tam yerine oturmuş. Adam da mistik, soğuk bir hava vardı. Tabi sonra üstüne olur olmadık yerlerde Emily'i kurtarması da eklenince süper kahraman dedim. Arada sinir oldum ona da. Çünkü, duygularını hiç belli etmedi. Nasıl yakınlaşmalar oldu adam hala bir yumuşaklık göstermedi. Ama öyle bir yer var ki tüm düşüncelerimi değiştirdi. Bir olaydan sonra Marcus utandı! O anı okurken acayip şaşırdım ve hoşuma gitti. Sanırım kitapta Emily dışında hepsi kusurluydu. Kız ağır başlı tavırları, hüzünlü gözleri, zekice uğraşları ve kim ne yaparsa yapsın doğru bildiği o hanımefendi davranışlarından vazgeçmemesi ile dört dörtlüktü. Ve ilk kez bir kitabın kapağına insan yüzü konmasına sinir olmadım. Çünkü kafamda ki ve yazarın anlattığı Emily'e tam uyuyor. Akıcı bir dili vardı. Ve yalın. Daha çok karakterlerin duygularına yer vermiş bir anlatım hakimdi. Bu da onları daha iyi anlamama neden oldu. İsmiyle bile farklı bir yerde olacağını anlatan bir kitaptı diyebilirim. Yazarın bütün kitapları bir yana Siyah Kadife bir yana.. Okumalısınız. "Korku yaşadığını hissettirir. Yeter ki hissettiğin korkudan daha güçlü olduğunu fark edebil." "Zalimsin." "Belki de..." "Fakat bu seni sevmemi engellemiyor Marcus." Marcus'un güzel gülüşü derinleşti. "Bunu çekici hatta ateşli bulduğunu düşünüyorum." :)) '..Ama her şeyden çok aşkını istiyorum. Seni sevdiğimin yarısı kadar bile olsun beni sevdiğini bilmek istiyorum. Tutkunu istiyorum ama şefkatini de istiyorum. Bir bebeğimiz olacağını söyleyebilmem için beni cesaretlendirmeni istiyorum. Bana dokunmanı istiyorum ama baştan çıkartman için değil... Bana dokunmadan duramadığın için parmaklarını yüzümde hissetmek istiyorum. Beni öpmeni ve bir daha asla üzülmeyeceğimi söylemeni istiyorum.' "Fakat sen bana aitsin. İşte bu yüzden geçmişin ya da geleceğin sandığından çok daha önemli… ve konuşman gerekiyorsa şimdi konuş, Emily. Kafandakilerden kurtul. Çünkü benim yatağımda uyuduğun sürece, hayalet ya da değil hiçbir adamı düşünmene izin vermem. Ve emin ol, bir ömür kadar uzun bir süreden bahsediyorum.”

Bela (Bela, #1)
9/1010.06.2015

Baskı: Bela (Bela, #1)

Okuduğum Fantastik kitaplardan çok ayrı bir yere girdi. Hepsinden farklıydı. Aynı şeyleri okumaktan sıkılmışsanız bire bir ilacı bu kitap. Nathan'ı okurken üzüldüm. Tek başına hayatta kalmaya çalışması doğduğundan beri istenmediğini açıkça hissetmiş olması etkiledi beni. Ayrıca o kadar çok acı çekti ki benimde okurken yüzüm buruştu kalbim sızladı. -Özellikle Game of Thrones'un küçük bir çocuğun diri diri yakıldığı sahneyi izledikten sonra psikolojimi siz düşünün.- Ninesi ve iki üvey kardeşi açısından her ne kadar şanslı olsa da meclis ve diğer bütün çevresindeki insanların davranış biçimleri sinirlerimi zıplatmaya yetti. Herkes bir şey karşılığında harekat edip durdu. Ak Cadılar , sözde içlerinde iyilik olanlar. Kesinlikle tam tersi davranışlarıyla Kara olmaya laiklerdi. Ama ya Karalar bahsedilen gibi kötü değilse? Kafam allak bullak. Ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Betimlemelere ve iç seslere çok fazla yer verilmiş olmasına rağmen kitap su gibi aktı. Tek sıkıntım, karakterler arasındaki bağları çok hissedemedim. Sadece Ninesi ve Nathan arasındaki ilişkiyi benimseye bildim. Diğerleri fazla ilgimi çekemedi. Bu söylediklerim yazarın dilinden kaynaklandı. Sanki biraz özensiz yazmıştı. Aksiyonu bol bir kitaptı. Özellikle son sayfalarda çok heyecanlandım ve üzüldüm. 'İkinci kitabı mutlaka okumalıyım!' dedirten bir sondu. "Ninem bardakları doldurmak için çaydanlığı eline aldı. "O kafayı yemiş yaşlı cadının teki," dedim. "Aileden başka kimse davet edilmemiş. Onu tanımıyorum ve Meclis'in izni olmadan da hiç bir yere gidemem." Arran'a sırıttım. "Yani, tabii ki gidiyorum." 'İşin Püf Noktası aldırmamak. Acıya aldırmamak, hiçbir şeye aldırmamak.' "Küçük oğlanları esir etmiyormuş zaten, onları yiyormuş." "Ciddi misin?" Ellen başını sallayıp yutkundu."Benim duyduğum bu." Başka bir cips seçip bana baktı. "Çiğ değil ama. Önce pişiriyormuş." :))

Baskı: Direnme Savaşı / Saygon Zindanlarında Mücadele

"Yıllardır uğruna çarpıştığım renkleri ilk kez görüyorum!"

Deha (Efsane, #2)
8/1010.06.2015

Baskı: Deha (Efsane, #2)

"Day, üzerindeki giysileri ve gözlerindeki samimiyetinden başka hiç bir şeyi olmayan bu sokak çocuğu, kalbimin sahibiydi. Her şeyiyle güzeldi. Karanlık dünyada ki umuttu. Işığımdı."

Baskı: Yitik Bir Aşkın Gölgesinde

Evet mirim... En büyük delilik, sevda ve aşktır. Ancak öyle bir delilik ki onsuz da olmaz.

Baskı: Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık

"Çünkü aşk, umutsuz ve çaresizlerin düşüdür. Çünkü aşk, güçlüklerle yüz-yüze yaşayan insanların düşüdür." Toprağa düşecekler,Baz bunu biliyor,toprağa düşerken doğa türkülerini söylemeye devam edecek. Bu türküler kefenleri olacak, onları sarıp sarmalayacak. “Aşk bir kaçıştır, insanın sığındığı bir sığınak; yüreği yaralı olanların, çaresizlerin kurduğu bir hayaldir aşk”

Baskı: Kor (Nefes Nefese Üçlemesi, #3)

Bu seride eksik bir şeyler vardı. Her kitabında bunu hissettim. Üç yakışıklı arkadaşın hikayesini anlatıyor. Yakışıklı zengin garip zevkleri olan adamlar. İlk iki kitaptan sonra Ash'ı merak etmiştim. Diğerlerine göre farklı, ilgi çekiciydi. Ama bu kitapta fikrimi değiştirdim. Yazarın anlatımından, çeviri sırasında oluşan hatalardan sıkıldım. Ve olay örgüsü hiç ilgimi çekemedi maalesef. Durağan olmasının dışında yanına birde sıradanlığı ekleyin tadından yenmez. Kitabı hareketlendirmek için aslında bir sürü fırsat vardı. Ash'ın acayip hasta ailesini kullanabilirdi yazar. Veya Josie'e olanları. Ama hepsini kısa keserek resmen sıradanlığa davetiye çıkarmış. Josie demişken silik ve her şeye evet diyen bir karakterdi. Sözde bu Ash'ın o baskın kişiliğinden kaynaklanıyor ama alakası yok. Bu tip karakterler benim için unutulup gidecekler arasında. Maya Banks'ın iki tane tarihi aşk romanını okudum ve onları çok beğenmiştim. Yazar belli ki "Farklı bir alana daha kayayım Ceo ve ona benzeyen tipleri ile farklı zevkleri olan şu zenginleri birde ben yazayım." demiş. Ama olmamış. Dediğim gibi kitap baştan aşağı sıradandı. Tekrar eden cümleler zaten tepemi attırdı. Bu sefer ki çeviri harikalığının sahibi epsilon! Bence okumayın bir şey kaybetmezsiniz...

Hayallere Dokunmak
8/1001.06.2015

Baskı: Hayallere Dokunmak

Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve ben çok beğendim. Amaa o çeviri yok muu beni deli etti. Yine de karakterler, olaylar sayesinde katlanılır seviyeye geldi de bitirdim kitabı. Lütfen bize eziyet etmeyin ve şu çeviri işini dikkate alın. En ufak kelime hatası bile olayların seyrini değiştiriyor. Özenli olunması gereken ciddi bir iş en azından yazara saygı olmalı. Ve tabi ki kapak! Orijinalini görünce hüsrana uğradım. Çok mu zor aynı kapağı kullanmak merak ediyorum? Evet isyan edişim bitti. Kitaba gelirsek; Ryan, mükemmel gibi görünen ama aile içinde bir sürü sorun yaşayan yakışıklı beyzbol oyuncusu. Erkek kardeşinin gitmesi ile ailesi onu mükemmeliyetçi davranışlarıyla sıkmakta. Sadece beyzboldan ibaret bir çocuk değil aynı zaman da kalemi kuvvetli bir yazar olabilir. Bunu fark ettikten sonra aslında seçmiş olduğu şeylerin onun kararı olmadığını acı bir şekilde anlıyor. Ah bir de kötü bir özelliği var, İddaa ve hiç bir zaman ikincilikle yetinmiyor. O hep birinci olmalı ama Beth'de tökezliyor. :) Beth, geçmişi pek iç açıcı değil. Anne ve babadan yana şansız olanlardan. Yine de noah ve ısaıah açısından şanslı tabi bir de teyzesi var. En azından belli bir sayfaya kadar tek akrabası o sanıyordum. Sonra Sahneye Scott amca çıktı. Ve Beth nasıl davranırsa davransın Scott'un gelmesi iyi şeylerinde gelmesine neden oldu bence. Duvarları var. Güvenini boşa çıkartacak bir sürü insan olmuş hayatında, bu yüzden de sinirli ve kaba davranışlarla insanları kendinden uzaklaştırıyor. Ama o da Ryan'da tökezliyor. İlk kitabı (Echo ve Noah) benim neznimde geçememiş olsa da güzel bir kitaptı. Üzüldüğüm yerler çok oldu Beth'e sinirlendiğim yerler, geçmişine takılıp kalması ve adım atmaya korkmasına içerlendiğim yerler ama genel olarak hüzünlü bir kitaptı diyemem. Her duyguda eşit ölçüde hakimdi kitaba. Ve sevdiğim bir diğer özellikte her iki ana karakterin bakış açısına da yer veriliyor. Bence bu seriyi okuyun. Diğer kitap Isaiah'ı anlatıyormuş. Onunda hikayesini merakla bekliyorum. 'Yaşamak, küçük ve sığ bir gölün dibinde zincirlenerek, açık gözlerle ve hava olmadan kıvranmak gibidir.' Beth 'İkinciliklerle ilgilenmiyorum. Hiçbir zaman ilgilenmedim. Hiç bir zamanda ilgilenmeyeceğim. Bu, büyük oynamak isteyenlere yakışır bir tarz değil.' Ryan Vay be dediğim o sahne; Şişeyi yağmurun altında tutuyorum ve yağmur sularının doluşunu izliyorum. Yeter kadar dolduğunda şişeyi Beth'e uzatıyorum. Tek kışını kaldırıyor ama şişeyi kabul diyor. "Bu bizim yağmurumuz Beth. Sana seni sevdiğimi bu yağmurla anlattım ve sen ne zaman benim sözlerimden şüphe duyarsan senden bu şişeye bakmanı istiyorum."

Baskı: Karanlıkta Buldum Seni

Daha iyi bir şeyler bekliyordum. Klasik bir olayla, bir çarpışmayla başlıyor her şey. Maggie Clay'e çarpıyor ve sonra hayran kalıyor. Hemen tanışmıyorlar yazar bu süreci azcık uzatmış. Yani hızlıca olan o, pek sevmediğim ve mantıksız bulduğum yakınlaşmalar yok, o açıdan iyiydi. Ama Maggie'nin ilk günden beri çocuğun dibinden ayrılmamasını anlayamadım. Aslında kitap boyunca o karakteri anlayamadım. Mesela; Clay'i çok seviyorum diye orta da dolanıp durdu ama ben o sevgiyi hissetmedim. Daha çok takıntı gibi geldi bana. Etrafında ki insanlara sürekli "Anlamıyorsunuz" diye bağırıp durdu ama onların anlaması için de hiç bir şey yapmadı. Aksine Davranışları yüzünden Clay'i daha da kötü bir insanmış gibi yansıttı. Yakın arkadaşlarına ve ailesine takındığı ergen, saçma davranışlar sinirlerimi bozdu. Sözde Clay'e yardım ediyor. Tam tersi sorunları halı altına süpürmekten başka bir şey yapmadı. Çok tutarsız bir karakterdi. Son sayfadaki davranışları en azından daha iyi bir hal aldı. Sevgisini anlamama neden olan şey bir olaydan sonra yanında tereddütsüz durmasıydı. Ona direk evet demesiydi. Clay ise dengesiz davranışlarının, hastalığının hakkını verdi. Okuduğunuzda bir tek onun davranışlarının analizini iyi bir şekilde yapabilirsiniz. Anne ve babası pardon anne ve baba sıfatını hak etmeyen insanlar beni deli ettiler. Çocuğun neden böyle olduğunu anladım. Maggie ve Clay'in tartışmalarının kendini tekrar etmesi beni sıktı. Tamam dengesiz bir ilişkileri olmasını anlıyorum ama bari bu tartışmaları çeşitlendirseydi yazar. Sürekli kıskançlık ve şunu yapma bunu yapma üzerine olan kısır döngü, kitabın konusunu da basitleştirmiş. Konuya göre yaşananlar basitti. Ve tabi ki sonu belli olan kitaplar kategorisine girdi benim için. İlerleyen sayfalarda ya da son sayfalar da kitap düzeldi ama yine de başından kaynaklı olan sıkıcılık ve tek düzelik beni hikayeye bağlayamadı..

Baskı: Tatlı Tehlike (The Sweet Trilogy, #2)

Şimdi karakterler kafamda iyice oturdu. Ve Anna Kai ikilisinin arasındaki bağı anlamama neden oldu. Ama sadece bu işe yaradı kitap. Serinin konusuna göre biraz olay bekledim ama yakınlaşmalar, aşk üçgeni dışında pek bir şey bulamadım. Anna önemli bir nef fakat hala önemli olduğunu hissedebilmiş değilim. Davranışlarıyla sanki tam tersini hissettim. Kitaptaki yan karakterlere çok ısındım Kope'e ise bayıldım. Kai'nin davranışları bir ara sinirlerimi bozup sıkılmama neden olsa da toparladı sonlara doğru. Gerçekten ilginç, akılda kalıcı bir seri olmaya çok müsait karakterler ve konu bakımından ama dediğim gibi beni etkileyecek herhangi bir olay yoktu. Yaşanılan şeyleri bile heyecandan yoksun okudum. Halbuki ordu kurmak için sürekli birilerini aramaya çıktıklarında farklı şeyler hayal etmiştim. Sözde bir ordu kuracaklar, tabii bunu yapmak için giriştikleri işler, hiç merak uyandırmadı. Heyecan yaratarak araya azcık gizem serpiştirip daha farklı bir şeyler ortaya koyabilirdi yazar. 3. kitap son ama yazar olayları onda nasıl toparlayacak bilmiyorum.

Kördüğüm
10/1026.05.2015

Baskı: Kördüğüm

‘Sakince oturup hikâyemi anlatmamı bekliyor. Ama başlamadan önce gözlerine bakıyorum. Dikkat et, diyorum gözlerimle. Dikkatli dinle. Her kelimemi düşün. Ama her şeyden önce lütfen inan bana.’ Kafamda kurdum durdum, sürekli bir son bulmaya çalıştım bu kitaba. Okudukça şu olabilir bu olabilir. Ama resmen dumura uğradım. Belki de yorumun sonunda söylemem gerekenleri şimdi söylüyorum ama öyle bir şeydi ki içim buruk yine de hafif bir tebessüm var suratımda. Tabi bir de kocaman bir öfke. Bu kitap size hem hayali hem gerçeği yaşatacak. Arada bıraktıracak. Ve sonunda muslukları açmaya hazır olun. Öyle harikulade bir şekilde kurgulanmış ki sözcükler sizi alıp götürüyor. Kelimelerin özenli halleri büyük bir duygu karmaşası yarattı bende. Düşünmeye itiyor ama daha çok hissettiriyor. Kitabın ismi gerçekten de çok uyumlu içeriğine. Olaylar Kördüğüm. Aslında dönüp baktığımda yazar bize birçok ipucu vermiş ama eminim anlayamamam benim akılsızlığımdan kaynaklanmıyor  İpucunu vermesine rağmen çok iyi bir şekilde de gerçeği saklıyor. Meraklandırıyor. Kitapta öyle çok fazla olay beklemeyin. Tabi bu eksi değil artı bir özellik bence. Durağan olması Lachlan, Max , Naomi ve Lana’ya odaklanmamı sağladı. Lachlan ve Max demişken; düşünceli, Naomi’nin her daim yanında olan bu iki(!) yakışıklıdan hangisini seçeceğime kitap boyu karar vermek zor oldu. Peki, favorim kim miydi? Tabi ki söylemeyeceğim. :)) Yaşanan olaylardan sonra bu kitap beni çaresiz hissettirdi. Kim bilir kaç insan bunları yaşamaya mahkûm kaldı. Elim kolum bağlı, bu tür gerçeklere kendimi kapatmışım gibi kötü hissettim. Öyle gaza geldim ki psikolog olmalıydım ben dedim  Neyse kitabın içeriğine ya da konusuna değinmeyeceğim anlatırsam kitabın tüm büyüsünü bozacak ve kendimi tutamayarak ağır bir spoiler vereceğimden korkuyorum. Sürekli erteleyip durdum. Öylece kitaplıkta bekliyordu. Okusam mı okumasam mı? Güzel yorumlar giderek arttı ve merakıma yenik düştüm.. Hala okumayan tereddüt eden varsa kesinlikle okumalı. *** “Ama unutma ki en temiz ruhların bile içinde bir parça karanlık vardır. Fark etmek zor olabilir. Belki de bunu dünyadan saklama sanatında mükemmelleşmişlerdir. Ya da belki zihinlerinin kuytu bir köşesinde saklıdır. Ama vardır. Dünyada yaralanmamış hiç kimse yoktur." ‘Öfkeliyken bile aşk en can yakacak şekilde ruhunuzdan tutup çekiştirir sizi. O an yapmak isteyeceğiniz son şey bile olsa önemsemenizi, hissetmenizi sağlar.’ ‘Son bir haftadır alt dallardan birindeki donmuş su damlasını izliyorum. Hâlâ orada, düştü düşecek gibi sarkıyor. Cılız dal rüzgârda sallanıyor ama damla olduğu yerde kalıyor. Eğer bir buz saçağı dayanabiliyorsa, belki ben de bir parça kalmış sağlam aklıma tutunabilirim.’ "İdare eder, iyi ya da harika değildim. Ben... hiçbir şeydim."

Baskı: Gönülçelen (Warenne Dynasty, #1)

Ezberim bozuldu resmen. Okuduğum diğer tarihi-aşk kurgusuna sahip kitaplar bu kadar sert bir mizaçla yazılmamıştı. Çok etkilendiğim bir roman oldu. Gerçekle iç içe olması daha da etkiledi. Dönemin acımasızlığı, insanların acımasızlığı ve Ceidre’nın başına gelenler beni çok üzdü. Öyle ki en sevdiğim kadın karakterler arasına girdi. O başkaldıran tavırları ama insanlara karşı olan merhameti, aşkına rağmen yoluna olan o bağlılığı, güzelliğe ve kusuruyla beni kendine hayran bıraktı. Zekice verdiği karşılıklar, dışlanmış olsa bile takındığı tavırlar.. Ve Rolfe! Bu adam beni sinir etti. Özellikle şu satırları okurken film koptu “Daha önce durum farklıydı onu herhangi bir köylü kadın sanmıştı ve tecavüze yeltenmişti. Oysa şimdi baldızı olacaktı bu Rolfe’un mizacına uygun değildi.” Ah ne kadar da iyi niyetli tecavüz mizacına uygun ama bu durum uygun değil ve tabi soylular insan, köylüler değil! Bu yaklaşımından ve sıra gelen birçok olaydan sonra Rolfe kendinden soğuttu. Düşünce ve davranışlarıyla okurken beni yıprattı resmen. Dengem bozuldu. Kaba, hatalarını ve sonuçlarını bilse de sürekli tekrarlayan- ki mazoşist olduğundan şüphelenmedim değil. - sinir bozucu biri. Ama sıra dışılığı az ilgimi çekmedi değil haksızlık etmeyeyim  Kitapta tek sıkıldığım nokta, sürekli Ceidre’nın başına bir şey gelmesiydi. Bir şey oluyor hemen kıza yükleniyorlar. Bu ikiden fazla olunca da azcık sıktı. Ve üvey kardeşi Alice! Tanrım o nasıl bir kadındı öyle. Ondan bahsederek kelimelerimi ziyan etmek istemiyorum. Yazar karakterlerin içindeki çelişkiyi çok iyi yansıtmış. Okurken bende gel git yaşadım. Ve Rolfe gibi bir karakter olmasına rağmen kitabın kendini bu kadar sevdirip okutmasına şaşırdım. Yazarı ilk kez okuyorum ve ilk fırsatta başka bir kitabını elime alacağım. Bence okumalısınız 

Gül ve Avcı
7/1022.05.2015

Baskı: Gül ve Avcı

Aslında bir çok tarihi-aşk romanında gördüğüm olayların bazıları bu kitapta da vardı. 'Bir yerden hatırlıyorum' dediğim bir çok sahne.. Ayrıca Jullian'ın davranış geçişlerini ayarlayamamış yazar. Sert somurtkan kibirli haldeyken hemen sonra aşk şiirleri okuyor. Bazı karakterlere bu davranışlar cuk diye oturur ama bu erkek karaktere uymamış. Rosa'nın da davranışlarını anlayamadım daha doğrusu mantıksızlık vardı. Yazar, Rosa'yı zeki güçlü göstermek istemiş ama biraz silik bir karakter gibi geldi bana. Son 50 60 sayfada görebildim ben bu bahsedilen davranışları tabi bu da beni tatmin etmedi. Sürekli Jullian'a "Benimle oynamana izin vermeyeceğim" dedi ama aynı aşık davranışlarını tekrarlayıp durdu. Ve bu dedektiflik işini biraz daha görseydik heyecanlı olurdu gibi. Yani Rosa eve hafiyelik için girdi ama araştırma işine dair pek bir şey göremedim. Bence asude tarihi romanlara pek yönelmesin. Diğer romantik-komedi romanları çok daha iyiydi. Ama yinede kendini okuttu. Özellikle shakespeare' den olan alıntılar çok güzeldi. Ve Jullian'ın oğlu Albert tam bir şekerdi. Otur ye kıvamında.. Kitabın kapağını çok sevdiğimi söylemem lazım. :) "Bir kadının aşkına sahip olmak sana fazla gelir. Bunu hak edecek biri değilsin. Bundan sonra seni sevmekten vazgeçiyorum." "Baba, Bayan Druffo gitmesin diye bir şey düşündüm ben." Julian oğluna bakıp "Nedir?" diye sorduğunda Albert bilmiş bir ifadeyle "Bayan Druffo'ya vermen için sana güller koparacağım," dedi. "Çünkü sen bizim kocaman evimizin sahibisin. Eğer sen ona güller verirsen Martin amcanın güllerini çöpe atar ve evden de gitmez." "Tanrı aşkına Albert, bir kadın gitmek isterse güllerin buna engel olacağını mı sanıyorsun?" "Ama baba o zaman onunla sen evlen diyeceğim de Bayan Druffo seninle evlenmek ister mi bilmem." :))) “Sana bir mürebbiye tutacağım Albert. Artık her an başında bir bakıcın olacak.” Zavallı çocuk tırnakları kapıya kadar uzamış, kırmızı saçlı, siyah dişli bir kadını gözünde canlandırırken yorganı korkuyla üstüne çekti.

Baskı: Limon Yapraklarının Kokusu

Kitap ilerledikçe sanki sıradanlaşmaya başladı. Beklentimin çok aşağısındaydı. Konusu ilgimi çekmişti ama yazar bunu kullanamamış..

Baskı: En Karanlık Arzu (Karanlığın Efendileri Serisi, #5)

Ne yazacağımı bilemiyorum. Gerçekten harika bir seri ve Aeron favorim oldu. Gena'ın kalemi çok kuvvetli tek dileğim hep yazmaya devam etsin. Bu seriyi okumaktan bıkmam. Kitapta, Aeron ve Olivia anlatılıyor ama neredeyse çoğu karakter kitabın içindeydi. Paris, William, Sabin hatta Pandora bile vardı.Ve melekler de olaylara dahil olmaya başladı. Paris hala yas tutuyor. William ise sanki iflah olacak gibi. Gideon ve Paris'i bir sürpriz bekliyor. Tabi hepsi yine diğer kitaba kaldı.. Olayların birbiriyle olan bağlantısını okurken heyecandan yerimde duramadım. Tanrıların işin içine burnunu bu kadar sokması iyice heyecan patlaması yaşattı. Tabi onlar hakkında ki gerçekleri öğrenmekte bir o kadar şaşırtıcıydı. Aeron'un küçük kızı(!) gibi gördüğü Legion beni acayip sinir etti. Bir yerlerden fırlayıp durdu. Aeron'un Olivia'dan kendisini çekmesine neden oldu.. Ve kitap boyunca vaat edilen, tam oldu derken olmayan durumu okurken sevinçten bayıldım. Diğer kitaplara göre bende büyük yer kaplaması belki de bu yüzden oldu. Tabi olayların daha da kızıştığını söylemeyi unutmayayım. Hatta en çok şaşırdığım kitaptı da diyebilirim. Gerçi diğer kitapta Sabin'in eşi Gwen'in babasının kim olduğunu öğrendiğim kadar şaşırmadım. Ve Yaşasın Kadın Gücü diyorum! Bana göre karanlığın efendilerinin bu kadar şanslı olmaları Kadınları sayesindeydi. :)

ÖncekiSayfa 6 / 9Sonraki