Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Olağanüstü Bir Gece
Yine Zweig'ın insanı mükemmel anlatan bir hikayesi. Bir insanın iç dünyasını bu kadar gerçek anlatabilen çok az yazar var. Ve bunu çok güzel bir şekilde tasvir ediyor. Kafanızı karıştırmadan, dünyaya yabancılaştırmadan. Kendi yıllarının buhranlı zamanlarında çok farklı erkek ve kadın karakterleri bu kadar iyi anlatabilmesi muhteşem.
Baskı: Tatar Çölü
Her kelimesinde Albert Camus'yu hissetmenize rağmen kendi öznelliğine sahip harika bir eser.
Baskı: Dune Mesihi
İkinci kitabı ilki kadar beğenmiyor çoğu kişi. Bunu anlıyorum. Normal. Ama benim için mükemmel bir devam kitabı oldu. Öz farkındalık ve öz yıkım süreçleri mükemmel anlatılmış.
Baskı: Galapagos
Arada güzel aktarılmış satırlar dışında nereye gittiği belli olmayan bir hikaye. Anlatımı keyifli, karakterler ilginç ama iz bırakacak kadar değil.
Baskı: Abluka
Hakan Karahan lafı hiç gevelememiş. Çok net ve akıcı bir dille bir sürü kompleks ilişkiyi yazmış. Çok iyi analiz etmiş. Eski bankacı. Eski topraklarının ne mal olduğunu iyi biliyor. 2002 sonrası Türkiye'ye geçiş sürecini anlatmak için onun öncesine gitmiş. Bir çok konudaki bilgi ve birikimini çok güzel bir kalemle anlatmış. Ağzıma bal çalıp sonra hevesimi kursağımda bırakmadı. Başından sonuna tempoyu hiç düşürmemiş. Dikkatimi hep kitapta tutmayı başardı okuduğum süre içerisinde. Şimdi geriye gidip diğer romanlarına da bir göz atmak lazım.
Baskı: Hain
Sıkıcı başladı, hareketlendi ve sıkıcı bitti. Ne olacak dendiği anda ortada bıraktı kitap.
Baskı: İçeriden Ölmek
Olmuş yine. Bu sefer Robert Silverberg farklı bir üslup kullanmış. Oğuz Atay tarzı bir şekilde diyalog kuruyor kahraman kendisiyle. kendini üçüncü şahıs, ikinci şahıs, bazen tekil bazen çoğul olarak tanımlıyor. Sosyolojiden, aşka insanın çöküşüne neden olan şeyleri kısa bir romanda başarılı bir şekilde tanımlamış. Bulabilirseniz alın okuyun.
Baskı: Tersine Kanon
Bir Lüneburg Varyantı kadar akıcı değil ama kesinlikle okunması gereken diğer bir Maurensig romanı. Tabi bulabilirseniz piyasada.
Baskı: Madde 22
"En büyük eksikliği kitabın ikinci dünya savaşında geçmesi. Çok güzel alıntılar yaptım, çok eğlendim okurken ama o konu bütünlüğünün o savaşa uygun düşmemesi kitabı sekteye uğratıyor azıcık. Ama kesinlikle okunması gereken kitaplardan."
Baskı: The Kill List
En iyi Forsyth romanı diyemeyeceğim çünkü çok çok iyi romanları var. Ama türünün en iyi romanlarını yazan bir adamdan bahsediyoruz burda. Sevenlerini hayal kırıklığına uğratmayacak bir Forsyth kitabı daha.
Baskı: Kaplan! Kaplan!
Yıkıma Giden Adam'ı bitirdiğimde bayılmıştım. Kaplan! Kaplan! bittiğinde ağzım düştü. Alfred Bester yine sürekli ters köşeye yatırmış. Psikolojik gerilimi yine yüksek, temposu hiç düşmeyen bir kitap. Adamdaki hayal gücü ve bilgi inanılmaz. Universal 2006 yılında film haklarını almış. Yapılması çok zor ama iyi yapılırsa kitap gibi efsane olabilecek bir film çıkabilir. Altıkırkbeş Yayınları güzel bir çeviri yapmış. Tek sorun kitabın piyasada bulunması yıkıma giden adam gibi oldukça zor. Ben sıfır olarak geçen sene aldım bir kitabevinden ama kitap 2000 basımı. Umarım yeniden basımı olur
Baskı: Yaban
Hem anlatımı, hem içtenliği hem de bu topraklarda yüzyıllardır aynı yalanların, hurafelerin hala devam ettiğini görmek için okunabilecek en güzel kitaplardan birisi herhalde. Yakup Kadri'nin üslubu o kadar güzel ki konu ne kadar ağır olursa olsun yazdığı kitapların akıcılığını engellemiyor.
Baskı: Kralın Dönüşü (Yüzüklerin Efendisi, #3)
Bence Tolkien orta dünyayı falan kendisi yaratmamış. Orta dünya gerçekten var ve kendisi bir süre oraya misafir olmuş. Sonra da bütün gördüklerini ve öğrendiklerini yazmış. Öyle anlatmış, öyle betimlemiş ki sanki tarih kitabı okuyor gibi hissettim. Hobbit daha eğlenceliydi ve masal gibiydi ama Yüzüklerin Efendisi başka bir boyut. Orta Dünya 1910larda yazılmaya başlanmış ve Yüzüklerin Efendisi 1954 yılında basılmış. Kitabın arkasında en az kırk yıllık bir birikim var. Yazım tarzını çok akıcı bulmasam da sırf merak ettiğim için diğer kitaplarını da okuyacağım. Belki Orta Dünyanın varlığına dair bir delil bulurum.
Baskı: Ustura
ATK'ı 1997 senesinden -yani ben 17 O 23 yaşındaymış- takip ederim. Nasıl takip ederim peki? On senedir bir şey duymuşluğum yok kendisinden. Ama bilgisayar mevzularında temel bilgilerimi ve onunla ilgili bir çok mevzuyu öğrenmemde yazar olarak faydası olmuştur. Bana bir şey öğreten insanlara her zaman bir bağlılık hissetmişimdir. Bu bağlılık benim okur olarak düşündüklerimi beyan etmeme engel olmayacak elbette. Zaten araya bir on yıl girmiş, hem twitterdan beni takibi bırakmış adama daha nasıl sempati duyayım? Neyse bunların da beni etkilemesine izin vermiyorum. Objektif insanım ben. Bir, ATK'ın sevdiğim eğlenceli, beyni zorlayan ama bunu okurun sırtına eşek yüküyle anlaşılmaz bir dil kullanarak yapmayan bir yazım üslubu vardır. Hiç bozmamış bu üslubu Ustura'da. Bozsa zaten twitterdan bi güzel döşerdim kitap bitmeden. Konu bir kere çok güzel. Çok alakadar olmasam da 19. YY Osmanlısını sanki biz ordaymışız gibi anlatmış. Günümüz zamanıyla ve o zaman arasındaki geçişi konusunda kafama takılan bir kaç lojistik soru var. Çok emin değilim nasıl olduğundan. Açıklanmamış da tam olarak. Zaten bu tek kitap da değil. Devamı geliyor. Orda ne olduğu ortaya çıkar tahminim. Arada bir iki tane çiğ cümleyi kitaptan söküp atasım geldi ama bu daha çok ATK'ın seviyesine göre bir değerlendirme. Ona uymamış cümleler. Çok önemli bir ayrıntı değil. Elif Şafak'ın üç,sene araştırma yaptığı Ustam ve Ben'le ilgili epic fail tanımlamalar bu kitapta yok elbette. Çünkü ATK mimar ve araştırmayı öğrenmeyi gıdası sayan birisi. Hemen herşeyi adıyla sanıyla anlatmış. Zamanın dili nasıldır bilmem ama ona yakın bir dil kullanmış belli ki. Uzun süredir elime aldığım kitapları okuyup bitirmede sorun yaşarken bu kitabı keyifle ve hızlı bir şekilde bitirmem kitap için ayrı bir artı. Demek ki kafasında iç savaş yaşayan insanlar okuyabilir. Kitabın bir de ekler kısmı var. 40 sayfa arkadaş. 58. sayfaya gelene kadar 20 sayfasını okudum. Şükür, kitap kadar akıcı ve eğlenceli bu bölümde. ATK mimar ve beyninde elli at koşturan birisi olduğu için herşeyi ayrıntılı olarak anlatmak istiyor, eksik birşey kalırsa meramımı anlatamam, yanlış ifade ederim diye bir sürü ekler ve dipnotlarla ve de kitabın içinde aktarıyor bize kafasındakileri. Güzel de yapıyor. Yapmaya devam etsin.
Baskı: Geri Sayım
İlk kitap kadar yoğun ve sürükleyici değildi. Sonunu iyi getirse de kitabın önemli kısmı çok kalıplaşmış ve can sıkıcı üçüncü sınıf casusluk filmlerinden çıkan diyaloglarla örülüydü. Sonunu iyi bağlamasa ve yer yer vites arttırmasa çok amatör bir kitap olarak kalacakmış. Sanki kitabın yarısını Ludlum'dan başkası yazmış. Son Çember'i sevdiyseniz karakterlerin uğruna 530 sayfayı okumak isteyebilirsiniz benim gibi.
Baskı: Buğday Kokusu
Kitabın ilk iki yüz sayfası kötü demeyeyim ama çok basit bir Türkçeyle yazılmış. Sonra dili iyileşmiş ama kitabın bir ekseni yok. Başladığı yer bittiği yer aynı gözükse de tamamen sapmış.
Baskı: Banko
Henri Chariére'in Kelebek kürekten kaçtıktan sonra Venezuela'da hayatla mücadelesinden Kelebek kitabını yazmaya kadar olan süreyi anlatan kitabı. Doğal olarak Kelebek kadar heyecanlı değil. Ama okunmaya değer, bir insanın hayatının 13 senesi çalındıktan sonra hayatını kazanmasının ne kadar zor olduğunu çok güzel anlatmış.
Baskı: İşadamı İçin Felsefe
Özellikle Edwin Locke, Jaana Woiceshyni Richard Salsman ve Leonard Peikoff'un yazdığı makaleler oldukça verimliydi. Ayn Rand'ın daha önce de okuduğum iki makalalesi dışında kitapta makalesi bulunmuyor. Kitabın yakın zamanda yazılmış olması olayları objektivizm felsefesi ışığında değerlendirmeye oldukça katkı sağlıyor. Ekonomi, iş dünyası,adalet, ve hükümet düzenlemeriyle ilgili bilgiler sade bir dil kullanılarak kafayı zonklatmadan anlamayı sağlıyor. Kitapta tek sevmediğim makaleler Harry Binswanger'ın yazdıkları. Konuyu çok dağıtmış, felsefi ve epistemolojik dayanakları daha zayıf argümanlar ortaya koymuş. Çok akıcı bir haldeyken kitaba neredeyse demir attırmış. Ayn Rand'ı, kitaplarını, felsefesini benimseyen birisiyseniz okumalısınız. İş adamı olmak veya iş dünyasında yer almak zorunda değilsiniz. Ama ekonomilerin, refah düzeylerinin bu kadar bozuk olmasının nedenlerini çok net bir şekilde görebiliyorsunuz.
Baskı: Veba
Sıradan bir kentin sıradan insanları sıradışı bir salgın olan vebayla yüzleşip tecrit altına alınınca neler yaşar? Camus o bilindik düz ve açık anlatımıyla, hiçbir karakteri kahramanlaştırmadan ya da yermeden sanki o süreci yaşıyormuşcasına yazmış. Bütün ağırlığını, karamsarlığını, arada sırada olan ilginç olaylarıyla anlatmış. Ne ders çıkartabiliriz bu kitaptan? Camus'nun hep dediği şeyi. Bir amaç için doğmadınız, hayatınız düşündüğünüz gibi anlamlı değil. Yaşayabiliyorken elinizden gelenin en iyisini yapın, keyif alın, başkalarına zarar vermeyin.
Baskı: Kayboluş
Yarım bırakma noktasına geldim neredeyse. O kadar girift bir girişi vardı ki toplayamadım okuduklarımı. Abartıldığını düşünüyordum. Kitaba tutunmamı sağlayan mizahi ve absürd öğeleri oldu. Gerçekten insanı ters köşeye yatırıyor. Kitap bildiğiniz birbirine geçmiş yün yumağı. Yavaş yavaş çözülmeye başlıyor ama okuyucuyu da yoruyor. Çok fazla referans, gönderme var. Ama anlatış tarzı olsun, bitişi olsun insana çok farklı bir okuma tadı veriyor. Yalnız bir daha okumam gerekiyor başını. Anlamadığım şeyler var hala sanırım. Ama anladıklarım bile çok büyük keyif verdi.
Baskı: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Zamanının en sıra dışı yazarlarından Zweig. Bir kadının kafasına girecek kadar iyi bir analist bundan kitap yazacak kadar da iyi bir yazar. İyi kelimesi burda muhteşem, olağanüstü, mükemmel, vs. gibi alternatiflerle değiştirilebilir.
Baskı: Hilekar
Frederick Forsyth'ın yazdığı soğuk savaş romanları gibisi yok. Okurken sabır ve dikkat istiyor. Sizi sürekli olayın içersinde tutuyor ve ortamla ilgili detaylar vererek kafanızın içinde birinci sınıf bir casus filmi izlemenizi sağlıyor. Bu kitap aslında tam roman sayılmaz. Aynı baş karakterin rol aldığı dört olay birbirlerine İngiltere'nin ünlü casuslar evi Yüzyıl Evi'ndeki bir masa başı toplantısındaki hararetli tartışma esnasında bağlanıyor. Özellikle ikisi mükemmel sürükleyici ve detaylı. Anlatılan olayların bir çoğu gerçek karakterlere ve olaylara dayanması ise kitabın keyfini bir seviye daha arttırıyor.
Baskı: Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Hayat sizin için öyle güzelse ve yüzeysel yaşıyorsanız hiç okumayın. Bu kitapta ciddi bir hastalık olan şizofreni ilk elden anlatılıyor. Çok bunaltıcı, çok üzücü tecrübeleri yazarın kaleminden okuyorsunuz. Kitap bittiğinde insanın hayata dair umutları gerçekçi bir biçimde artıyor. Hayatın mükemmel olamayacağını, fakat yine de sorunlarımız ne olursa olsun, sahip olduklarımızdan en iyi şekilde yararlanabileceğimizi kavramamızı sağlıyor.