Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Ekolojik Zekâ
Ünlü psikolog ve yazar, farkındalık yaratılmasına yardımcı olacağını düşündüğü bir örnekle, günlük hayattan kişisel bir anekdotla metnine giriş yapmış. Endüstriyel sistemlerin ekolojik sistemlere benzer olduğunu belirten yazar, pazar şeffaflığı üzerinde durmuş ve saklı etiket kavramını açıklamış. Bireysel bilinçlenmenin önemine dikkat çekmiş. Medyada sıkça karşılan tarımsal ilaç ve gübrelerin yeraltı sularına sızması gibi örnekler vererek piyasaya hakim olan " Yeşil badana" kavramına dikkat çekmiş. Yeşil badana, ürünün çevre dostu olduğu izlenimi yaratan ve renk veya imge kullanarak diğer ürün ve markaların önüne geçmesi olarak tanımlanan bir pazarlama taktiği. Ancak işin iç yüzü biraz daha farklı. Örneğin "trans yağ içermez" ibaresini düşünelim: Peki yapay şeker? Yüksek oranda tuz? koruyucu olarak kullanılan birikici yapıdaki kimyasallar? Bunlarla ilgili bilgi verilmiyor. Ürünün olumlu özelliğini ön plana çıkarmak dışında bir artısı yok yeşil badananın. Tüketici olarak sanayi süreçlerine dair bilgimizin kısıtlılığı ve sayısız yan ürünün sonuçlarına dair cahilliğimiz üzerinde duran yazar, Endüstriyel olarak üretilen hiçbir şeyin tümüyle değil ancak nispeten "yeşil" olduğunu vurguluyor. Çevreci veya yeşil gibi kavramların bir sıfattan ziyade fiil ve süreç gibi algılanmasının önemli olduğunu belirtiyor. Kollektif rolümüzün ekolojik sonuçları hakkında bilgisiz olmanın işimize geldiğini bu suçluluk ve sorumluluk hissiyle yüzleşmeme adına toplumsal bir kör nokta ( kollektif lacuna ) yarattığımızın altını çizmiş. Evrimsel şartlanmalarımızın kısa dönemdeki tehdit ve kazançlara yönelik geliştiğini ve şartlanmalar yüzünde de uzun dönemli düşünemediğimizi yaptıklarımızın ekolojik sonuçlarını hesaplayamadığımızı vurgulayıp ortak farkındalık yaratılmasının ve eş güdümlü çabaların öneminden bahsediyor. Evrimsel biyoloji ve nörofizyolojiye yer veren yazar bu bölümde verdiği pasajlarla çıkarımlarını destekliyor. Daha önce pek temas etmediğimizi kavramları örnekler ve geniş tanımlarıyla açıklıyor : Gömülü karbon, Biyoçözünürlük, Radikal şeffaflık, Oksidatif stress gibi... Toplumsal bir savunma mekanizması olarak yansıtmayı kullandığımızı, sorumluluk almamak için sanayi, kamu, özel sektör ve tüketicilerin sorumluluğu birbirlerine atmaya çalıştığını gösteren yazar, sosyal yararları da olmayan ekolojik bir çabanın anlamsız olduğuna parmak basıyor: Çocuk işçilerin köle gibi çalıştırılarak işlediği organik ürünleri tüketsek ne değişir? gibi sert sorular sormayı ihmal etmiyor. Fiyat ve maliyet her şey midir? Piyasa baskısının çok ciddi sonuçları olabileceğine dair verilen örnekler, geri beslemenin ve müşteri görüşlerinin önemi üzerinde detaylı durarak, gıda konusunun perde arkasına okurun göz atmasına yardımcı olarak yeni bakış açıları kazandırıyor, yazar. Yazar çok zor sorular sormuş, ve her grubun ihtiyaç ve eksikliklerine tek tek değinmiş. Farklı alanlardaki çok sayıda uzman ve yenelikçi girişimlerin liderleri, müşteriler, yöneticilerin görüşlerine yer vermiş. Şeffaf bir pazarda alışverişin jeopolitik bir eylem olduğunu belirtmiş. Çok sayıda ciddi soru soran yazar, samimi cevaplar vermiş, her kurum ve kişiye önerilerde bulunmuş. Kitap son derece cahil olduğumuz konulardan biriyle ilgili samimi ve kapsamlı bir araştırmanın ürünü. Çok sayıda farklı bakış açılarına sahip görüşlerin ve önermelerin paylaşılması, yaşadığımız gezegenin değil onunla olan ilişkimizin bozuk olduğunu savunması, ayrıntılara dikkat çekmesi eserin büyük artıları.
Baskı: Vakıf (Vakıf #1)
Galaktik İmparatorluk, durgunluk dönemine girmiştir. Milyonlarca gezegene yayılmış olan insan ırkı kadim tarihlerdeki anayurtlarını unutmuş, bilimsel merakın tükenmeye yüz tuttuğu, barbarlık ve savaşla geçeceği kesinleşmekte olan karanlık bir geleceğe bakmaktadır: Çöküş. İmparatorluğun Çöküşü'nü yeni geliştiriği bilimsel yöntemle önceden görmüş olan Hari Seldon, Çeşitli politik manevralarla Evrenin iki ters ucunda iki tane bilimsel vaha kurar. Terminus sitemindeki Vakıf'ın görevi, Çöküş dönemini kısaltmak ve yeni İmparatorluğun tohumlarını atmaktır. Seldon, ölümünden sonra bir mesihe dönüştürülecek, her yaşanan toplumsal ve galaktik kriz "Seldon Krizi" olarak anılmaya başlayacaktır. Vakıf'ın görevini yerine getirmesi için cehalet ve hırs gibi insanı unsurlarla çarpışması gerekecektir.... Kendisi de klostrofilik olan yazar, kurgusundaki yönetici gezegeni bir matruşka gibi iç içe geçmiş katmanlar olarak kurgulamış. Bir beton ve çekil okyanusu altında boğulan doğa motifinde ince yergiler bulunmakta. İnsan kibrinin ve doğa üzerindeki kontrolün son noktası olarak kurgulanan Trantor'un sakinleri açık havaya hiç çıkmadıkları için agorofobik özellikler gösteriyorlar, bu imge aynı zamanda statüko ve yenilikten korkuyu da barındıran alt metindeki yergiyle son derece uyumlu. Kontrolsüz büyümenin sonunu getirdiği İmparatorluk, olasılık istatistiği, toplumsal analiz ( sosyoloji ) ve uzun dönem projeksiyonun bir melezi olan "Psikotarih" bilimini yadsımaktadır. Toplumsal inisiyatifin azalması, bilimsel merakın engellenmesi, bürokrasinin yükselişi, ekonomik ve siyasal durgunluk çöküşe neden olmakta, insanlık tarihinin bilgi birikiminin korunması gerekmektedir. İstatistiğin birey için anlam ifade etmediğinin vurgusu, bireyciliğin yücelten hoş bir imge olarak karşımıza çıkıyor. Uygarlıktaki gerileme, hem bilimsel hem siyasal anlamda en net görülebilir şekilde. Fosil yakıtlara dönemeye başlayan bölgeler, feodal bölünmelerle İmparatorluk'tan kopan sistemler bu durumu vurguluyor. Uyuşukluk ve merakın yitirilmesini sıkça eleştiren yazar, bilgi birikimi altında ezilen bilime ve uzmanlara dikkat çekmiş. Kronolojik sırasına göre, 5 ana hikayeden oluşuyor eser. İlk hikaye Çöküş başlamadan Vakıf'ın nasıl kurulduğu üzerine odaklanıyor, diğer hikayeler ise "Seldon Krizleri" ni betimliyor ve getirilebilecek çözümler üzerinde duruyor. Kemikleşen kuram ve yöntemleri yeren yazar, cehaleti ve eleştirel algının kaybolmasını sıkça vurgulamaktan geri durmamış. İlk kriz Vakfın kurulmasından 50 yıl, 2.si 70 yıl, 3.sü 150 yıl sonra ortaya çıkıyor ve yazarın toplumsal çıkarımlarına dikkat çeken kurgu içerinde yer alıyorlar. Eser, her şeyden önce bir kült. Ayrıca bilgi birikimi ve insiyatifi yücelten alt metniyle bir an olsun çelişmiyor. 1953'te yazılan eser hakkındaki kişisel görüşüm şu yönde; sosyoloji saygın bir bilim dalı olarak yeni yeni kabul edilirken bu kavram üzerine yüz binlerce yıla dağılacak bir kurgu yazmanın çok basit şey olmadığını belirtmeme gerek olduğunu sanmıyorum. Çıkarımları bir bilim adamına yakışacak netlik ve sağduyuda olan yazarın, eşinin psikiyatrist olmasından ileri gelen bir bilgi birikimi olduğu ve kullanmaktan çekinmediği de gözden kaçmıyor. Psikoloji ve bilimin yüceltildiği bir altın çağ bilim kurgu klasiğidir bu eser.
Baskı: Sevme Sanatı
Yazar metnine, sevginin bir sanat gibi bilgi ve çaba gerektiren bir edim olduğu savunusuyla girmiş, insanın sevilmek adına girdiği çabaları açılımlamış. Ün, para ve güç için her şeyi yapabilecekken sevmeyi öğrenmek adına hiçbir şey yapmadığımızı belirtmiş. Yalnızlığın yarattığı huzursuzluktan bahsedip İncil'den örnek olarak Cennet'ten kovuluş mitosunu vermiş. Alışveriş mantığı ve tüketim açlığı üzerine dönen bir kültürde insan ilişkilerinin mal mülk ve ticari açıdan geçerli olan yöntemlerle yönetildiğine şaşırmamak gerektiğini belirtmiş. Rank'a atıfta bulunup bir arada olmanın getirdiği güvenlik hissinin bireyin yaşı ilerledikçe azaldığına dikkat çekmiş. Kitleye teslim olmaktan bahsederken Le Bon'a gönderme yapan yazar, yalnızlığın bastırılması için alkol uyuşturucu ve seks kullanıldığını, dışlanma korkusunun kişiyi uyumcu veya toplumdışı yaptığını ifade etmiş. Bir olmak ve aynı olmak arasındaki farka değinip bireyselliği tatmak için sanat ve zanaatın önemine değinmiş. Mazoşizmi ve sadizmi açılımlayan, etkinlik ve edilgenlikten bahseden yazar, Freud'un ataerkil önermelerini eleştirmiş.Viktoryen şovenizmden tam kopamadığı sezilse de yazar androjeni kuramına ve empatiye değinmiş. Sevginin paylaşımla doğduğunu ve geliştiğini belirten Fromm bu durumun güçlü bir duyguya kapılmanın ötesinde bir seçim, bir karar, söz verme ve yargı olduğunu söylemiş. Haklı olarak annenin çocuğuna duyduğu sevgiyi yüceltip anaerkil toplumdan ataerkile geçişi irdelemiş. Narsisizm, bencillik, çıkarcılık ve özgeciliği açtıktan sonra, Tanrı sevgisi kavramına girmiş ve tasavvufa geniş yer vermiş. Daha çok Doğu felsefesinin önermeleri üzerinden duran yazar, düalist ve tersinir çıkarımları ve diyalektiği metninde sıkça kullanmış. Metninde Totem ve Tabu öykünmeleri sezilen Fromm, Freud'un klasik psikanalizinden tam kopamadığını hissetiriyor. Lao Tse, Herakleitos, Aristoteles alıntılarına yer vermiş. Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sından alıntılar kullanarak kapitalist toplum eleştirisine giren yazar, özellikle yabancılaşma ve izolasyon üzerinde durmuş. Çeşitli nevrotik edimleri ve yalancı sevgi türlerini örneklerle açıkladıktan sonra Oedipal kompleks'e dayalı görüşlerini sunmuş. Yaptığımız her şeyin zaman kazanmak adına olduğunu ancak kazanılan zamanla ne yapacağımızı bilemediğimizi, bu yüzden sadece zaman öldürmeyi tercih ettiğimizi ifade edip, modern toplumun doyumsuzluğunu oral fiksasyonla açıklamış. Seçici duyarlılık ve benmerkezci algıyı açıklayıp eleştirmiş. Son bölümde tüm görüşlerini toparlayıp özet halinde günlük yaşama uyarlamış. Marx etkilenmesi hala seçilse de metni boğacak yoğunluğa ulaşmamış.
Baskı: Mars'ta Zaman Kayması
Sene 2045. Mars'ta koloni kuran insan ırkı , orada yaşayan insanları köle etmiş. Su yokluğunda dağınık ve birbirlerinden kopuk yaşamaktadır. Farklı ülkelere dahil koloniciler, kendi gruplarını oluşturmuş BM'nin zorlamasıyla iyi geçinmektedirler. Suyu BM kontrol ettiği için son söz hakkı bu kuruma ait. ırkçılık ve güvensizlik yüzeyin altında ortaya çıkmak için beklemektedir, eski Dünya'nın kavgaları yeni Dünya'ya taşınmıştır. Kontrol ve güç hırsıyla gözü dönmüş Arnie Kott, geleceği görebildiğine inandığı şizofren bir çocuğun dünyayla iletişim kurmasını sağlamak için esk şizofren tamirci Jack Bohlen'i kiralar. geleceği önceden görüp yeniden şekillendirecektir. Ancak bu küçük şizofren... hepsinin gerçeklik algılarını zorlayacaktır. Çöladamları ölen bir uygarlığın son temsilcileri, kısa boylu zenciler. Uysal ve korkak bir yapıları var, avcılık toplayıcılık aşamasını hiç geçmemişler. Yazar Dış döllenme ( panspermia ) kuramıyla insanı kökenlerine götürmüş. Evcil hayvanlarda Mars'ın katı doğasına uygunlar : Peygamberdeveleri. Kusurlu doğanları eleme arzusu çok sık bir şekilde karşımıza çıkıyor kitapta. Dokusu genel olarak son derece hüzünlü. Tezat kullanarak konformizm eleştirisi yapan yazar, insanın ikiyüzlü doğasını göstermekten kaçınmamış. Sert, soğuk ve acımasız ticaret dünyasını, tıbbi iktidarı da eleştiren ve karikatürize eden yazar, kayıtsızlık uyarısında bulunmuş. Mana yoksunu yaşamların tüketimle doldurulduğunu göstermekten çekinmemiş ve yaşayan ölü benzetmelerini sıkça kullanmış. Dayatmacı kültür ve konformizm eleştirileri son derece sert ve güçlü. okullar uyumcu, sınıflandırmaya tabi tutulmuş küçük memurlar yetiştiriyor ve öğretmenler yapay. Hepsi insan taklidi... Uyum göstermeyen çocuk otistik ve şizofren damgası yiyerek akıl hastanesine gönderiliyor. Üst kasta ait kişisel cenneti, Valhalla'ya gökkuşağı köprüsüyle gönderme yapan yazar, Temassızlık ve anlayış yoksunluğu dair uyarılarda bulunmuş. otoritenin algısına uyum göstermeyen herkesin deli olduğunu sıkça vurgulayan yazar, entropiyi diğer eserlerinde olduğu gibi başarılı bir şekilde kullanmış. Rank ve Jung'a atıfta bulunan yazar, herkese deliliğin farklı dokularını tattırmış romanında. Özellikle kümülatif deja-vu motifi muhteşem işlenmiş. Karakterlerine kişilik bozuklukları ile boyut kazandırmış. yazarın imzası gibi olan gerçeklik algısının sorgusu çok güçlü işlenmiş. Okuru bolca şaşırtmış. Sürükleyici ve eleştirel yazını, samimi çıkarımları ve okuru sarsan kurgu oyunlarıyla son derece başarılı bir eser. yazıldığı dönem itibariyle kullandığı kişilik profilleri ve kuramlar geçerliliğini yitirmiş olsa da bu durum okuma keyfinden bir şey götürmüyor.
Baskı: Kişilik - Psikoloji Biliminin İnsan Doğasına Dair Söyledikleri
Yazar, metnini kişiliği tanılamanın zorluğu hakkında bilgi vererek, basit bir örnekle açmış. Kitabın tümü 6 farklı kişilik kuramı yaklaşımı ve bunlar üzerine yapılan çalışmalara ayrılmış. Kültür ve tanımı üzerine bilgi veren yazar, her bölümün sonuna açıklayıcı ve basit bir özet koymuş. İyi bir kuramın özelliklerinden bahsedip vaka incelemelerine değinmiş. İlginç ve sağduyu sahibi pasajlar, konuyu bölmediği gibi kamuoyu ve algı hakkında ilginç bilgiler sunmakta. Kuramcılara dair bolca alıntı kullanan yazar, tüm önemli kuramcıların kişisel ve akademik geçmişlerini pasajlar halinde sunmuş okurlarına. Neredeyse tüm kuramcıların kişisel geçmişleriyle ilgili kuramlar geliştirdikleri bu sayede gözden kaçmıyor. Bu bölümlerden sonra kuramcılara ve yorumlara geçiyor yazar. Öncelikle Freud ve bilinçaltının keşfinden bahsedip rüya yorumlama, serbest çağrışım tekniği ve dil sürçmelerine değiniyor. Ardından Yeni Freudculara; Adler, Jung, Erikson ve psikanalitiğin kara koyunu Karen Horney ile devam ediyor. Kimlik bunalımı kavramı, Sullivan ve Fromm'un yorumlarına değinip basit ve güzel tablolar kullanarak daha anlaşılabilir kılıyor. Jargonla boğmadan ve akıcı yazmış aynı zamanda. İçe dönük / dışa dönük tipolojisini açıkladıktan sonra, anksiyete ve kaygı, başa çıkma stratejilerine girmiş, bağlanma modelleri ve Bowlby'e geniş yer verip ayırıcı özellik kuramından bahsetmiş. Karakter testlerini ve eksikliklerini, başarı faktörleri ve başarı algısını, duyuş şiddeti, etkilenirlik, dışa vurma kavramlarından sonra biyolojik yaklaşıma girmiş ve doğal ayıklanmanın psikolojik mekanizmalara nasıl uyarlandığını açıklamış. Kaygı ve toplumsal dışlanma, mizaç ve akademik performans, eş seçimi konularını evrimsel kişilik kuramı üzerinden açıklamış. Varoluşçuluk ekolüne girdiğinde, kişisel sorumluluk, özsaygı, kültürel farklılıklar, "Şimdi ve Burada" yorumlarına yer verip yalnızlık ve açığa vurmada karşılıklılık ilkesine değinmiş. Davranışçılık ekolünde Pavlov, Watson, Skinner gibi boş tahta ( tabula rasa ) ilkesine inanan klinisyenlerin görüşlerine yer verilmiş. Davranışlar, pekiştirme değerleri, beklentiler gibi sert davranışçılık kuramlarından sonra Bandura ve sosyal bilişsel kuramı, cinsiyet ve rol atıfları, androjeni, saldırganlığın gözlem yoluyla öğrenilmesi konuları işlenmiş. Öğrenilmiş çaresizlik ve depresyon arasındaki bağlatılar, kontrol odağı ve başarıya güdülenme konularından sonra Bilişselcilere giriş yapmış. Algı şemaları, kendilik şemaları, olası kendilikler ve NLP, akılcı duygusal terapi ve Ellis'in yorumlaması üzerinde durmuş. Sona yaklaşırken yeniden gündemde olan Freudcu kavramlara ve bunlarla ilgili çalışmalara yer vermiş. Aktarım ve bastırma üzerinde detaylıca durmuş. Özellikle aktarımın sadece danışman ve danışan arasında gerçekleşmediği, aktarım üzerinden yapılan hatalı genellemeler üzerinden fikirler vakit ayrılmasına değer görüşler olarak karşımıza çıkıyor. En son bölümü tüm bölümlerde incelenen en önemli konuların tartışmalarına ayırmış: Başarı, sağlık, ilişkiler ve iyilik hali hakkındaki karma görüşlere yer vermiş... Bu tartışmalarla kapanış yapmış. Tüm kuramlarla ilgili olarak objektif ve bilimsel bir bakış açısını korumuş ve tüm kuramların güçlü ve eksik yönlerine güzel örnekler vererek tartışmış. Konuyla ilgili olarak yazılmış en güçlü eserlerden birisi kesinlikle, aynı zamanda kaynak kitap. Sözlük ve kaynakçasının 100 sayfaya yakın tuttuğunu belirtirsem ne kadar zorlu ve ciddi bir çalışma ürünü olduğu daha net anlaşılacaktır.
Baskı: İtaatsizlik Üzerine
Kutsal kitaplardan alıntı yaparak, uygarlığın ve birey olarak insan olmanın savunusuyla açmış metinini yazar. İtaatsizliğin yozlaştırmayacağını aksine özgür kılacağını belirtmiş ve Cennet'ten kovuluş, Prometheus mitoslarını örnek olarak göstermiş. Asimov'la aynı çıkarımları yapmış ve sormuş : "Teknoloji ilerliyor ama biz ilerliyor muyuz?" İtaati ikiye ayırmış; güce yönelik itaati, dışa dönük olarak, akla yönelik yönelik itaati içedönük olarak sınıflandırmış. Otoriter vicdanın ( üst benlik ) dış bir güce boyun eğdiğini ve bu durumun "insani vicdanı" zayıflattığını ifade etmiş. itaatsizlik için yalnızlığa ve yanlış anlamalara karşı cesaret gerektiğini söylemiş. İtaatsizliğin yöneten azınlığın çıkarına olduğu için "günah" olarak kabullendirilidğini ifade edip emir kulu örneği olarak Nazi kasabı Eichmann'ı göstermiş ( biraz sert ve uç bir örnek esasen ). Marx'tan fazlasıyla etkilendiği gözden kaçmayan yazar, mekanik materyalizm ve psikanalitği melezlemeye çalışmış eserinde. "Toplumsal kişilik" önermesinde kollektif bilinçaltı öykünmesi sezilen yazar, tüketim açlığını Freud'un oral fiksasyonu ile açıklamış: tüketici insanın bir şeylere sahip olmak amacında olmadığını, içindeki boşluğun ve anksiyetenin üstesinden gelmek için tükettiğini ifade etmiş. İnsanın rakama indirgenemeyeceğini, istatistik konusu olamayacağını savunup ardından sosyoloji ve istatistik çalışmalarını yüceltmesi tutarsızlık olarak göze çarpıyor. Mantığın evrensel olduğunu, tüm yasalardan üzerinde bir kavram olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtiyor, tıpkı vidan gibi. Bertrand Russell'ı yücelten yazar bolca alıntı yapmış. Göndermeleri arasında Cicero, Marx, Freud, Goethe, Sartre gibi isimler bulunmakta. Konformizm, endüstriyel toplum ve bürokrasi eleştirilerinde bulunmuş ve çift kutuplu ( ABD Vs. SSCB ) bir dünyada, çıkarımları "Yeni Freudcular" ve "Varoluşçular" arasından sıkışıp kalmış. Sendika başkanlarının bürokratik yöneticilere dönüştüğünü belirtip Sosyalist hümanizm açılımı yapmış. insanın makinelerin efendisi değil uşağına dönüştüğünü alıntılayıp sosyalizm savunusu yapmış: Görüşün amacının tektipleştirmek değil bireyselleştirmek olduğunu iddia etmiş.Küresel silahsızlanmayı metninde ateşli bir şekilde savunan yazar, aç kalma ve dışlanma korkusunun insanları köleleştirdiğini belirtmiş.Ülkeler arasındaki gerginliğin tipik bir paranoya vakası olduğunu ifade edip yaşlılık, ölüm ve ölümden sonrası ile ilgili görüşlerini sunmuş. Telkin, kamuoyu ve sosyal istenirlikten bahseden yazar Freud'un yaşam ( libido ) ve ölüm ( thanatos ) güdülerini uç ve dayanaksız noktalara taşımış. Loren'in saldırganlıkla ilgili kuramını yüzeysel bulan Fromm, insanın idoller yaratma ihtiyacından bahsederken Freud'un "Totem ve tabu"suna gönderme yapmış. Son bölümde barışı tanımlayan ve bu konuda görüşlerini bildiren yazar, optimist bir havada kapatmış metnini. Metnin çoğunluğuna dağılmış olan fazla iyimser ve kimi yerde safdil kaçan çıkarımlar okuru şaşırtabilir, kendi görüşlerinden çok başka kuramcıların çıkarımlarına yer vermesi okuru hayal kırıklığına uğratabilir. Ancak modern toplum üzerine genelinde güçlü eleştirilerde bulunduğu su götürmez bir gerçek. kişinin seçim şansını ve vicdanına güvenmesini savunması ise önemli artıları.
Baskı: Odd Ve Ayaz Devleri
Odd, garip bir çocuktur. Sakat bacağı ve köyündekilere tuhaf gelen davranışları yüzünden insanlara yabancılaşmış, hayal dünyasına ve tahta oymakla geçirir günlerini. Babası vefat edince, annesi yeniden evlenir. Kendi evine de yabancılaşan Odd, babasının ormandaki kulübesine gider, köye asla dönmemeyi aklına koymuştur. Ancak yolda karşılaştığı kartal, tilki ve ayı ona çok garip bir hikaye anlatır. Tüm yaşamı tehdit eden sonsuz kışa kafa tutmak Odd'a kalmıştır... Odd, toplumdışı biri. İyi niyetli ve zeki bir çocuk aslında. Karşılaştığı hayvan suretleri çeşitli kavramların metaforları olarak karşımıza çıkıyor: Kartal bilgeliği, tilki kurnazlığı, ayı da gücü simgeliyor. Nors tanrılarının Ayaz devleri ile olan anlaşmazlığını çözme yükü sıradan ölümlü bir çocuğa kalıyor. Tahmin edileceği üzere Oz Büyücüsü'ne benzer motifleri masalsı hoş bir tonda aktarmış yazar. Devlerin estetiğe olan açlığı son derece güzel bir motif. Tanrıların kurnaz oyunlarına kanan devlerin onları kendi silahlarıyla vurması da ustaca bir kurgu oyunu ( Nifak tanrısının kandırılabilir olduğunu varsayarsak tabi ) karşımıza çıkıyor. Bu çatışmaya son derece insancıl bir çözüm getiren Odd'un hareketlerindeki varoluşçu esintiler gözden kaçmıyor. İnanç sıçrayışı kavramına gönderme yerinde ve başarılı. Brett Helquist'in birbirinden güzel ve çocuksu ilustrasyonları da hikayeye ayrı bir hava katıyor. Bu kanlı bir viking destanı değil, büyüklere ve çocuklara yazılmış bir masal.
Baskı: Şehir ve Şehir
Beszel Ağır suçlar biriminden dedektif Borlu, bir cinayet vakasını soruşturma görevi alır. Ancak vaka tahmin ettiğinden çok daha büyüktür. Zanlıları araştırmak için kendi şehrinden ayrılıp Komşu şehre gitmesi, oranın güvenlik birimleriyle de çalışması da gerekecektir. Ul Qoma'da da zanlıları kovalayacak her iki şehri birden tehdit eden milliyetçiler, birleşmeciler, dış güç odakları da soruşturmasını zorlaştıracaktır. İhlale sebep olmadan davasını kapatması pek mümkün görünmemektedir... Yazar, Budapeşte, Batı ve Doğu Berlin, Kudüs gibi bir şehir kurgulamış. Birbirine düşman olan iki şehir aynı coğrafyada üst üste binmiş. Çatışma olmadan aynı yerde yaşamak adına bu iki toplum birbirlerini görmezden gelmeyi tercih ediyor. Aynı sokakları aynı binayı ve trafiği kullanmalarına rağmen farklı şehir ve ülkelere bağlılar. Vize ve yeniden görmezden gelme eğitimi alınmadan yan koşuyu ziyaret etmek mümkün değil çünkü farklı ülkenin toprağı. Bitmeyen bir ön yargı ile kuşatılan iki toplumda sert sosyal kontrol mekanizmaları ve seçici kayıtsızlıkla birbirlerine yabancılaşmışlar. Absürd sayılabilecek bir konsept son derece güçlü bir yabancılaşma ve kayıtsızlık eleştirisi olarak, ön yargı ve ötekileştirme karşıtı bir metin olarak kurgulanmış. Bürokrasi ve milliyetçilik altında ezilen insani değerlerden de bahsetmekten geri durulmamış.Hikaye geçtiği şehir ve kronolojik sıraya göre bölümlere ayrılmış. Bu şehirler arasında 2 tarafa da ait olmayan ve aynı zamanda 2 tarafında sahip olduğu bölgeler var. Sınır güvenliği "İhlal" tarafından sağlanıyor. İhlal, sınır güvenliği görevi yapan gizemli bir organizasyon. Her iki tarafa da rahatça girip çıkan dokunulmaz ve yasalar üstü bir kurum. Görüldüğü üzere 2 toplumda sürekli gözetim ve kuşatma altında. Orwell esinlenmeleri, K. Dick'in paranoyak atmosferi ustaca melezlenmiş bu eserde. Eser tek seferde fantezi ve bilim kurgu dalında 3 saygın ödül sahibi, ve yazar kaleminin hakkıyla almış. Açıkçası kurgudaki oyun ve ikna kabiliyetini Ursula K. Le Guin'e benzettim biraz.
Baskı: Dikkat Vücudunuz Konuşuyor
Paul Ekman gibi ustalardan öğrenecek o kadar çok şeyi var ki... Bahsettiği konseptlerin yarısından fazlası yanlış.
Baskı: Özgürlük ve Kader
Rollo May'ın varoluşçu psikoloji üzerinden yazdığı kitaplarından birisi.Kendisi yılların tecrübelerini ve kişisel çıkarımlarını harmanlayarak;Batı toplumlarını eleştirmiş,ilaç kullanımı ve "yeni narsizmin" yükselişini irdelemiş,toplum tarafından dayatılan konformist kabullere başkaldırmış,"özgürlük" ve "kader" gibi devasa kavramları tekrar tanımlamış.Doğu felsefelerinden çıkış yolları arayan çoğu yeni çağ psikologlarının aksine kavramların altındaki imaları anlamaya çok yaklaşmış ve güzel tespitlerde bulunmuş.Kitabın yayınlandığı 1981 yılından bugüne psikoloji alanında çok sayıda devrim oldu,ancak yazarın bazı çıkarımları o kadar güçlü ki zamanın ve değişimin karşısında sağlam durabiliyorlar. Yazarın açıkçası Gandhi'nin tüm pasifist felsefeyi kurmasına yardım eden Hindu destanı olan,Bhagavad Gita'yı okumuş olsa kader kavramını nasıl tanımlayacağını düşünmeden edemedim okurken.Ortodoks psikologların görüşlerinden uzaklaşmış özgür fikirleri olması,bireyin seçenekleri olduğunu savunması,tahakkümü bireye tercih eden "psikolojinin yeni dini olan davranışçılık ekolüne" açıkça ve umarsızca saldırması,"konformizme" karşı bireyi savunması yazarın çok büyük artılarından. Yazar güçlü alıntılar ve hikayelerle görüşlerini desteklemiş,eksik kaldığı yerler elbette var ancak büyük kavramların ne olduğunu gerçekten bilmediğimizi sadece bildiğimizi sandığımızı bize açıkça göstermeye cesareti olması bile okunması için yeterli bir neden.
Baskı: Hayati Yalanlar, Basit Gerçekler
Daniel Goleman,en çok duygusal zeka ve kullanım alanları üzerine araştırmalar yapan bir psikologdur.Duygusal zekanın kurucu babalarından olan Goleman,bu eserinde insanın en zayıf noktası üzerinde yaptığı araştırmaları paylaşmış.Zihinde açılmış boşluklar olan "lacuna"ların tespiti ve onarılmasının imkanı olup olmadığını açıklamış.Günlük yaşamda karşılaştığımız sosyal dinamiklerin incelemeleri yapmış ve bunlarla ilgili yaptığımız yanlış kabulleri ortaya çıkarmış.Mesleki jargonla okuyucuyu sıkmadan,son derece anlaşılır bir şekilde tespitlerini ve çözüm önerilerini paylaşan Goleman;kendimize söylediğimiz yalanları yüzümüze vurmuş,azarlamadan çıkış yolları göstermeye çalışmıştır. Yazarın en sevdiğim özelliği anlaşılabilir olması,akıcı yazması,bağlantıları güçlü ve yerinde kullanması,herkesin rahatlıkla okuyabileceği kitaplar yazmasıdır.Kendisinin diğer kitaplarını da keyifle ve sıkılmadan okuduğumu belirtmeliyim.Aynı zamanda bireyi savunması ve çözümü bireye bırakması da yazarı diğer psikologlardan ayıran önemli ayrıntılardan biridir.Self-help ve nlp tuzaklarına takılmadan okuyucuya ulaşmayı başarması ise takdire şayan bir şey.
Baskı: Ben, Efsane!
Robert Neville,ölümcül bir salgının ardından hayatta kalmış tek insandır.Geri kalan herkes ölmüş,medeniyet çökmüştür.Ancak Dünya’nın başka sahipleri vardır artık:Vampirler…Geceleri hayatta kalan son insanı sığınağından çıkarmak için her oyuna başvuran canavarlardır onlar. Kurgu 1. tekilden yazılmış ve kıyamet sonrası dünyada hayatta kalma rehberi gibi başlıyor.Aralarda kişisel geçmişe dair anılar ve ayrıntılarla süslenen kurgu güçlü ve keyifli bir okuma sunuyor.Yalnızlığıyla sınanan karakterimiz çoğu kez dışardaki canavar sürüsüne katılma arzusuyla doluyor ancak onlardan biri olma düşüncesinin dehşeti yalnızlığını yeğlemeye itiyor kendisini.Araştıracak başka kimse kalmadığı için salgının nedenlerini araştırıyor ve çeşitli deneyler yaparak rakiplerini tanımaya çalışıyor.Yalnızlığına ufak molalar verilse de,bu molalar daha ciddi yıkım yaratıyor karakterimizde.O bir çağın son temsilcisidir,insanlığın son kalesi onun evidir. Yazar açıkçası burada değişen topluma ayak uyduramayan kimselerin hikayesini anlatmıştır ancak çoğu zaman yanlış yargılanan bu eser,gene de değerinden bir şey kaybetmez.Neville’in iç çekişmeleri modern insanın yalnızlığından kurtulmak için verdiği çabaların metaforudur.Yazar,sosyal göndermeler ve dini sorgulamalarla eseri süslemiş kuru bir kıyamet sonrası roman olmasını engellemiştir.Yazar, cinayet psikozunun baskısını;rakiplerin canlı olmadığı teziyle önüne geçerek karakterimizin akıl sağlığını korumayı başarır.Ancak bazen bu bile yeterli olmaz…Karısını gömdükten sonra tekrar öldürmek zorunda kalan Neville aylarca kendine gelemez:İçeriden de ihanete uğramıştır kalesi. Ne kadar dirense de düşmanları onun tek zayıflığından faydalanmayı bilirler;yalnızlığı,Neville’in düşüşü olur. Yazar,kitabının sonunda efsanenin ne olduğunu açıklar;eski çağlara ait,modası geçmiş şey…Ancak dokunulmazdır:Değiştirilemez.Neville amacına ulaşmıştır,o güruha katılmamıştır.Kitap bu şekilde son bulur.İnsan denen şey artık vampir nasıl bir zamanlar efsaneyse,şimdi efsane olmuştur.Toplumsal kalıplar yer değiştirmiştir.Bu değişime ayak uydurmayan insanın hikayesidir Ben efsane. Yazar,aynı zamanda vampir efsanesine dair özellikleri de mercek altına alır ve mantıklı bilimsel açıklamalar getirir çoğuna.Tek eksik kaldığı konu patoloji ve epidemiyoloji hakkındaki bilgilerdir.Onun dışında başarılı bir roman güçlü,bir bilimkurgu klasiği olduğunu kanıtlıyor her sayfasında.
Baskı: Sonsuzluğun Sonu
Vakıf serisinin kurucu kitaplarından biri.Zaman yolculuğu ve değişen geleceklerle ilgili olarak yazılmış sürükleyici bir kitap.Diğer Asimov kitaplarının aksine bu kitapta başrol hikayenin kendisi değil,bu kez kanlı canlı bir karakter var:Andrew Harlan.Hikayenin özeti şöyle: 27.yüzyılın sonunda Sonsuzluğun bulunmasıyla insanoğlu geleceğini değiştirme gücüne erişmiştir.Zamanın dışına çıkabilen seçkin bireyler kendi zaman çizelgelerinden koparılıp Sonsuzluk’a götürülür.4 aşamadan sonra Sonsuz olurlar ve birimlerine atanırlar.Bu andan itibaren insanlığın geleceği ve refahı için çalışır,gereken gerçeklik değiştirmeleriyle geleceği yeniden tanımlarlar:Savaşları çıkmadan önlerler,kıtlıkları durdurur zaman çizgileri arasındaki ithalat ve ihracatı kontrol ederler vs.Bu kadar büyük bir güce insanlık hazır mıdır?Hayatlarımızın üzerinde mutlak kontrole sahip bu kimseler bu gücü olgunlukla kullanabilmekte midir? Karakterimiz Andrew kendi zaman çizelgesinden koparılmış ve bir Sonsuz olmuştur.Yaptığı başarılı gözlemler ve verdiği yerinde kararlarla,en önemli yöneticilerden birinin gözüne girer ve özel asistanı olur,aynı zamanda teknisyen rütbesi alır.Teknisyenler gerçeklik değiştirmelerinden sorumlu olan Sonsuzlardır;izole ve duygusuz bir yaşam sürmektedirler.Andrew iyi bir teknisyendir,ancak bir gün başka bir zaman çizgisinden olan Noys’a aşık olunca tüm değerleri sarsılır.Andrew’in aşkına ulaşma çabası ve iç çekişmelerini konu alan kitap kurulmuş en sert distopyalardan biri. Andrew içten içe nostaljik bir karakterdir:Değiştirilemeyen İlkel çağlara ait koleksiyon yapması(27.yüzyıldan öncesi) onu diğer sonsuzlardan ayırmaktadır.Hepsi birer zaman mühendisi olan sonsuzlar tamamen erkeklerden oluşur ve manastıra benzeyen sert bir hiyerarşileri vardır.Bu hiyerarşi içinde en yalnız ve en izole olanları ise teknisyenlerdir.Her sonsuz kendi zaman çizgisine dönme arzusu duyar(sıla hasret gibi) bu onları mutsuz ve ketum olmaya itmektedir.Üzerlerindeki baskılar da azımsanmayacak kadar büyüktür:Yaptıkları değişimlerle astronomik rakamda insanın hayatını değiştirmekte eskiden varolan insanların hepsi,gerçeklik değiştirmelerinde değişerek farklı kimseler olmaktadırlar;bir yerde ölmektedirler.Bu kadar devasa bir cellatlığı ise yapanlar teknisyenlerdir.Andrew Noys’a aşık olduktan sonra onun olduğu gibi kalması,silinmemesi için tüm değerlerini yıkar,her kanuna karşı gelir ve Sonsuzluğu yıkmayı bile planlar.En önemli yöneticilerden birine olan yakınlığı ve Sonsuzluğu yıkabilecek bilgilere ulaşmasıyla yer aldığı düzenin üzerinde bir noktaya gelir.Sayısız gelecek artık onun merhametine kalmıştır. Sonsuzlar ölümsüz değillerdir,bedenleri yaşlanmaya devam eder;normal ömürleri dolunca sıradan insanlar gibi ölürler.Zamanda yolculuk yapmanın yaratacağı karışıklıklardan kurtulmak için yıllar fizyolojik açıdan geçen zaman olarak değerlendirilir.Sonsuzların üzerindeki baskıyı azaltmak için evlenme izinleri alma şansları vardır ancak eşleri gerçeklik değiştirmesi yapılınca kaybolur.Sonsuzlar dışında bir aileleri ve aidiyetleri yoktur(kendi zaman çizgileri hariç).Gerçeklik değiştirmelerinin suçu teknisyenlerin üzerine atılır,onlar topluluğun günah keçisidir.Gerçeklik değiştirmeleri konusu ziyaret ettikleri çağlardaki kimselerden saklanmaktadır.Böylece hakimiyetlerine gelecek herhangi bir tehdit oluşmamaktadır. Yazar zamansal paradokslardan özellikle sakınmıştır(büyükbaba paradoksu),ancak kimi yerlerde göndermeler yapar;hatta mantıklı açıklamalarla da zaman mühendisliği esnasında çıkabilecek sorunları okuyucuya sıkmadan aktarır.Kurgu son derece güçlü,etik sorgulamalar ve aşka dair çıkarımlarla süslenmiş;aynı zamanda Asimov’un toplum mühendisliği konseptini ilk kez denediği romanlardan biri(Bknz Vakıf).Son derece sürükleyici ve zamansal paradokslardan hoşlananlar(mesela Geleceğe Dönüş) için birebir bir kitap.
Baskı: Yaşlı Adamın Savaşı (Yaşlı Adamın Savaşı, #1)
John Scalzi’nin en iyi yeni yazar ödüllü romanı.Açıkçası önyargıyla okumaya başladım çünkü ustaların elinden 2 hugo ödüllü roman(Robert Heinlein-Yıldız Gemisi Askerleri ve Joe Haldeman- Bitmeyen Savaş) okuyunca beklentiler ister istemez artıyor.Kurguyla ilgili tüm önkabullerimi geride bırakmış değilim ancak şunu söyleyebilirim ki bitmeyen savaş ve militarist toplum motiflerine farklı bir bakışı oldu benim açımdan. Karakterimizin adı John Perry ve kendisi on yıl kadar önce gelen celbe karısıyla beraber yazılmıştır.Ancak karısı anevrizma sonucu hayatını kaybeder ve John’un amaçsız bırakır.Bu dünya üzerindeki işlerini yoluna koyan John gençleştirme terapileri için askere yazılan çok sayıda insan gibi teslim olur ve macerası başlar. Öncelikle yaşlı insanların askere alınması konsepti saçma gibi gözükse de çok mantıklı,onca senenin tecrübesi ve yaşanmışlıklar nelerin korunması gerektiğiyle ilgili katı kabuller kazandırıyor askerlere.Ayrıca yeni bir yaşama genç bir insan olarak başlamanın cazibesi de işleri kolaylaştırıyor.Ancak ufak mantıksal hatalardan kaçınamıyor yazar.Celplerin mekiklere binmeden son anda bile iptal edilebilmesi açıkçası kavrayamadığım bir motif(askerden yeni geldim).Kimi yerde kurgunun içerisine bilim de serpiştiren yazar çoğu yerde sade hayal gücüyle yazmış ve dayanaksız konseptleri biraz fazla kullanmış.Asker klişelerinin başarılı kullanımını beğenmeme rağmen karakterin kendisini çok kağıttan ve boyutsuz bulduğumu belirtmeliyim;psikolojik derinliğe sahip olmadığını düşündürdü bana.Aynı zamanda tasvirlerin eksik kullanımı farklı ırkları gözde canlandırmayı son derece zor bir hale sokuyor.Kurgu döngüsü içerisinde Yıldız Gemisi Askerleri’nden çok ciddi “esinlenmeler” var:Karakterin gelişim süreci bile aynı şekilde işliyor.
Baskı: Hayalet Tugay (Yaşlı Adamın Savaşı, #2)
Scalzi’nin Yaşlı adamın savaşı’nın devam kitabı.Geçen kitapta bahsedilen özel kuvvetlerin(hayalet tugay) anlatıldığı bağımsız bir hikaye.Bu hikayede bir kolonistin Dna'sından yaratılan Jared Dirac’ın hikayesi ve devasa bir komplo teorisi ön planda.3 büyük ırk KSG’nin sonunu getirecek bir savaşa girmeye hazırlanırken ellerinde müthiş bir koz var:Jared’in Dna'sını aldığı ünlü bilimadamı Charles Boutin… Kitap ilk hikayenin üzerine çok şey ekliyor.KSG ve Koloni Birliği’nin iç yüzü ve gizemli Hayalet tugayla ilgili birçok detay veriliyor.İkili oyunlar,otorite ve insan olmanın masaya yatırıldığı bölümler açıkçası orjinallikten biraz uzak.Karakter biraz sığ kaçmış ve kişilik sorgulamaları havada kalıyor.Birde karakterlerin ağzından büyük eserlerin eleştirilmesi tuz biber oluyor üzerine(Yıldız Gemisi Askerleri,Ender’in Oyunu vs.).Kurgu içinde önemli açıklar var ancak üstü kapalı davranarak yazar,bu tarz eksiklerin çok göze batmamasını sağlamış.Çok eksik yanı olmasına rağmen son dönemin militarist bilimkurguları arasında en iyilerinden biri olduğunu gözden kaçırmamalıyız elbette. Kitap akıcı,sürükleyici ve okurken yormuyor.Çok büyük beklentileriniz yoksa çerez gibi keyifle okunabilecek bir kitap.
Baskı: Gümüş Çekirgeler
Bradbury,kitabın genelinde ufak hikayeleri kronolojik sıraya göre düzenlemiş;her bir hikaye farklı bir doku farklı bir konsept sunuyor.Bu açıdan Ben,robot’a benzetilebilir.İnsan kültürü,doğası incelenmiş hikayelerde;karanlık da olsa çarpıcı tespitler var ve tatlı kurgu oyunlarıyla süslenmişler.İnsan doğasının yıkıcılığı sıkça eleştirilmiş,bahane ve yalanlarını yeni “dünya”lara taşıyan insanların hüsran dolu sonları sıkça betimlenmiş.Psikolojik derinlik verdiği karakterlerin çoğu kendimizden bir parça bulup çok da hoşlanmayacağımız özelliklere sahip.Zaten kitabın esas vurucu yanı da burası…Fazla dürüst.İnsanların kendine yıkıcı doğası,çekirge sürüsü anlamına gelen “locust” ile betimlenmiş,bu kavram bilimden güç alan açgözlülüğün ve tahakküm arzusunun doğaya atfı olarak gözüküyor kitapta.İnsanlar,insanlıktan çıkarılmış ve doğanın yıkıcı bir gücü olarak tasvir edilmiş. Yazarın gücü anlattığı hikayelerin içerisindeki insanların bugün bile çevremizde gördüğümüz zayıflıklarını açığa vurmasında yatıyor bence. En çok okumaktan keyif aldığım hikaye ise insanlar çoktan terk etmiş olsa dahi günlük işlerini aksatmadan sürdüren otomatik bir evin anlatıldığıydı.Ben o hikayeyi açıkçası,günlük rutinleri arasında robot gibi yaşayan insanlara çok sert ve merhamet yoksunu bir gönderme olarak algıladım.
Baskı: Kaplan! Kaplan!
Roman çıktığı tarihte adı "Hedefim Yıldızlar" (The Stars My Destination)'dı.Ancak sonraki baskılarında William Blake'in "Kaplan!Kaplan!" (Tyger,Tyger) şiirinin ilk sayfaya eklenmesiyle adı değiştirildi. Gully Foyle,hikayenin ana karakteridir.Okuma yazması yoktur,iyi para kazanmaz,düşüncesiz kimi yerde aptal,potansiyeli olan ama motivasyonu olmayan bir serseri,tecavüzcü,eğitimsiz aşağılık bir adamdır.Karakter bizi uzayda geçirdiği kazadan sonra içinde bulunduğu gemi enkazının içinde hayatta kalmaya çabalarken karşılar.Yalnızdır,ona yardım edecek kimse yoktur,havası ve yiyecekleri tükenmektedir,ancak ölümü reddeder.Zaten çok iyi durumda olmayan küçücük akıl sağlığını korumak için kendine sürekli bir tekerleme tekrarlar: "Gully Foyle is my name Terra is my nation Deep space is my dwelling place The stars my destination" Gully Foyle,onda eksik olan şeyi bulmuştur:Motivasyon.Öfkeyle ve intikam ateşiyle yanmaktadır.Bu yoğun duygular onu kırar,yeni bir insana gebe bırakır.Gully Foyle,onu bu çaresizliğe ve kesin ölüme mahkum eden uzay gemisinden(çok zeki olmadığını belirtmiştim),Vorga'dan intikam alabilmek için yaşamaya ve gelişmeye açar kendini.Enkazdan gemiyi onararak kurtarır hayatını.Artık yeni bir insandır.İnsandan çok daha fazlasıdır:Bir avcı,bir cellattır artık.Gully Foyle böylece bir kaplana dönüşür.Daha sonra egzantrik bir kabilenin yaşadığı asteroide çarpar ve o baygınken aralarına kabul töreninden geçer.Yüzünde artık kaplan çizgilerini andıran şeritler vardır:Öfkesine her yenildiğinde çizgiler kan kırmızı yanarlar yüzünde,nasıl bir canavar olduğunu ortaya çıkarırlar.(Bu ikonik dövmeler iç çatışmayı net bir şekilde yansıtır)Normal koşullarda belli olmayan dövmeler Gully'e zorla kendini kontrol etmesini öğretecektir. Av başlar... Gully,kendini yıkar ve baştan yapar,tüm zorluklara intikam güdüsüyle katlanır.O zaten bir kez kırılmıştır,bir daha kırılması mümkün değildir.Sosyal kastın basamaklarını atlayarak çıkar,onu hedefinden alıkoyacak güçte bir şey yoktur.Büyük zorluklardan sonra hedefine ulaşır ancak ödediği bedel çok ağır olur.Gully toplumun üzerinde bir seviyeye ulaşır.Hastalıklı toplumu ve bireyleri yerer,onlara mücadele sunar.Kendi özgürlüklerini söküp almaları gerektiğini haykırır,insanları ve koşulları sarsar: "Sizi domuzlar!Hepiniz domuzlar gibi çürüyorsunuz.İçinizde çoğu var ama azını kullanıyorsunuz..Düşünmeniz için engellenmeniz gerek.Büyümeniz içinde bir meydan okuma.Kalan zamanınızda yerinizde sayıyorsunuz.İşte size meydan okuyorum!Ölün ya da yaşayıp büyük olun,nalları dikin ya da bana gelin!Ölün kahrolasılar ya da gelip beni,Gully Foyle'u bulun!Sizi büyük yapayım.Size yıldızları vereyim.Sizi adam edeyim!" Gully Foyle,postmodern bir Monte Kristo Kontudur.Benzer aşamalardan geçer ve sonunda büyük biri olur.Toplumun dışladığı bomboş ve ruhsuz bir adam,"170 gündür ölen ancak henüz ölmemiş olan" o adam skalaları altüst eder:Toplumu kırar ve seçenekleri,olasılıkları aşağıladığı insanlara bırakır. Bester,gördüğüm en iyi bilimkurgu yazarlarından biri:Kurgusu çok güçlü,akıcı ve sürükleyici.Ele yapışan kitaplardan biri bu.En az bir kez okunmayı talep ediyor.
Baskı: Resimli Adam
Ray bradbury’nin Mars Yıllıkları’ndan sonra yazdığı kitap.1951 tarihinde basıldı.Tıpkı Mars Yıllıkları(Gümüş Çekirgeler) gibi kısa hikayelerin toplandığı bir eser.Hikayelerin hepsinin dokusu ve tadı farklı,teknoloji ve insan psikolojisi üzerine çok sayıda çıkarım ve varsayım bulunduruyor.Bu hikayeler bize kasaba kasaba dolaşan bir adamın bedenindeki dövmeler olarak aktarılıyor.Resimli adam,hiçbir yerde uzun süre kalmaz,hep hareket halindedir.İnsanlar onun bedenindeki sanata hayran kalırlar ve merak ederler. O,onlarca serbest hikayenin aktığı bir çerçevedir insanlar için.Ancak onun bedenindeki resimler sıradan dövmeler değillerdir.Resimli adamın gelecekten geldiğine inandığı yaşlı bir kadın yapmıştır dövmeleri ve hepsi birer sanat eseridir.Yeterince uzun süre bakarsanız resimler size bir hikaye anlatırlar,hepsinin hikayesi farklıdır.İnsanlar bu hikayeleri öğrendikten sonra ondan uzaklaşır ve korkarlar… Ölümden,inançlara,ırkçılıktan,nükleer kıyamete,insanın yalnızlığına ve yıkıcı doğasına,teknolojinin karanlık yanlarına kadar bir çok konuda kesitler sunar yazar.Bizi bize anlatır,hikayeleri karanlık ve genelde hüzün doludur.İnsanın eksiklikleri ve korkuları son derece ince dokunmuştur hikayelerde.Bazı hikayeler ortalama,bazıları saçma gelebilir belki;ancak yazıldığı yıllara baktığınız zaman hayalgücüne hayran kalmamak elde değil.Bazı hikayeler sahiden sarsıcı:Açıkçası benim favorim “Kuklalar A.Ş.” oldu.Bu hikayede Bradbury,insanın sevmekte bile ne kadar aciz kaldığını güzel yermiş. Kitabın eksikleri elbette var,bir şaheser değil.Ancak dürüst,cesur ve samimi çoğu yerde.Ben okumaktan gerçekten keyif aldım,eğer kısa bilim kurgu öyküleri sizi çekiyorsa veya yazarın daha önce bir eserini okuduysanız(Fahrenheit 451 vs.)yabancılık çekmeyeceksiniz.Bir spoiler vermeden geçemeyeceğim,”Resimli Adam” motifini yazar çok beğenir ve bir diğer kitabında tekrar kullanır,bu kez antagonist olarak…”Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana”’da tekrar karşılarız Resimli Adam’la.
Baskı: Aşk ve İrade
Yazar çağın hastalıklı kabullerine ve eksikliklere uzun uzun değinmiş.Aradan 40 yılın üzerinde zaman geçmesine rağmen sorunların aşılmadığı ve yazarın çıkarımlarının doğruluğu eserde açıkça görülebilir.Viktoryen dönemin baskıcı,kişinin kendi bedeni ve arzularından tiksinmesine neden olan kabullerinin Freud'la beraber çöküşünün insan algısı için bir altın çağ başlatmadığını gösteriyor bize May.Aksine serbesti bulan arzuları,dayanaksız ve irade yoksunu yaşantılamanın ciddi bunalımlara ve yalnızlığa dönüştüğünü,kişilerin sonunda kayıtsızlaştığı yapay ve tatsız hayatlara neden olduğu çıkarımlarını yapıyor. Birbirlerine ters kavramları ustaca birleştiriyor ve bize içinde irade,seçenek olmayan ilişki ve insanların yarım kaldıklarını terapi kayıtlarından da yararlanarak sunuyor.Kayıtsızlığın yükselişini irdeliyor ve yeni hedonist çağın mutlu ve özgür bireyler yerine tatminsiz ve bağımlı kimseler yarattığını açıklıyor.Neden ve nasıllarını güçlü alıntılar ve referanslarla destekliyor,çıkarımlarında hiç açıklık veya zayıf nokta bırakmamaya özen gösteriyor eserinde. Ancak konuyla ilgili referansları ve dilinin ağır olması ciddi eksiler,herkesin keyifle okuyabileceği bir eser değil.Konuyla gerçekten ilgilenen,iç ve dış dinamiklerin irdelemesini merak eden kimseler hariç ağır makalelerle dolu bir eser.
Baskı: Şimdi ve Daima
Yazarın 2 kısa romanının toplandığı kitabı.İlk kısa romanın konusu uzay boşluğunda dev beyaz kuyruklu yıldızı avlamaya niyetli kaptanın ve tayfasının öyküsü.Uzayda geçen bir Moby Dick kısaca.Melville'in Moby Dick filminin senaryosunu yazarken çok etkilendiğini itiraf ediyor yazar.Açıkcası Melville'in eseriyle karşılaştırılmamalı çünkü çok hoş oturmuş bir konsept.Ben okumaktan çok keyif aldım.Bilimkurguyu ve önceki eserin göndermelerini çok etkili harmanlamış bu hikayede. Diğer kısa roman ise,hiçliğin ortasındaki bir kasabaya yolu düşen genç bir gazeteciyi anlatıyor.Bu hikayede fantastik öğeler daha yaygın,bilimkurgu ekolüne dahil değil.Ancak şiirsel üslubu,saran yazım tarzıyla okuması son derece keyifli bir hikaye olmuş.Bu hikayeyi yazar hayranı olduğu Katharine Hepburn'e ithaf etmiş.Hikayedeki ana karakterlerden birini şiirsel dokunuşlarla anlatıyor olması,hayranlığının boyutların göz önüne açıkça seriyor.
Baskı: Hep Yuvaya Dönmek
"Ütopyalar imkansız,ama gene de yazılabilir." Ursula K.Le Guin Dediğini yapmış.Kıyamet sonrası bir coğrafya da distopik olmayan bir Dünya yaratmış.Kıyamet sanki temizlemiş Dünya'yı,yeni fikir ve insanlara yer açmış.Barış dolu,hoşgörülü ve saygılı insanlar onlar,mülkiyet kavramları yok.Onlar Keş insanları.Birbirlerine,kendilerine ve çevrelerine saygılılar.Öldürmek için öldürmüyorlar,canını aldıklarını onurlandırmadan bir tavşanı bile yemiyorlar.Canı alınanlara şarkılar ve methiyeler düzüyor,kimseye şiddet uygulamıyorlar.Bir devletleri yok,bir düzenleri yok.Polisleri yok,savaşçıları yok,savaş makinaları yok,talan etmiyorlar.Akıllı kentler insanlığın tüm bilgisini saklamış ve bir karşılık beklemeden her ırk ve her insanla paylaşıyor.Tam anlamıyla bir dinleri yok,totem ruhları gibi varlıklara saygı gösteriyor ancak tapınmıyorlar.Teknolojileri var ancak bugünkünden çok ileri değil,basit hayatlar sürüyorlar. Bildiğimiz tüm kavramlar ters bu dünyada. Kuzey Amerika Kızılderilileri ile olan benzerlikler gözden kaçacak gibi değil.Tam bir saygı duruşu,bir yerde özür.Yıl belirtilmemiş 5 bin yıl sonra da geçiyor olabilir,3 yüz yıl sonra da,Guin çok muğlak davranmış bu konuda.Aynı zamanda başka bir boyut mu-bir paralel evren mi(arada buna benzer göndermeler var)-yoksa bizim bugün üzerinden yaşadığımız gezegen mi çıkarması çok güç.Coğrafya olarak bugünün Kaliforniya vadilerine göndermeler var ancak sıradağlar ve deniz tamamen farklı,kıyamet sonrası olmasına bağlıyoruz bunu da.Kıyametin de ne şekilde geldiği belirtilmiyor,siz dolduruyorsunuz boşlukları.Ancak yazar Keşlerin ağzından hoş bir kozmogoni kurgulamış,Cennet'ten kovuluş ve yaradılış mitleri özellikle çok güçlü uyarlamalar olarak göze çarpıyor... Bu kitap bir roman değil.Ursula tarzlara sığmamış ve gene taşmış.Fantezi de diyebilirsiniz,bilimkurgu da.Bir yerde bir yöreye ait şiirler antolojisi,bir yerde kısa öyküler,bir yerde tiayatro metni başka bir yerde deneme,belgesel kıvamı makaleler,mit,halk masalı,drama okuyabiliyorsunuz kitapta.Teatral işlenmiş hikaye ve öykü parçalarıyla karış karış tanıtıyor ütopyasını bize.Modern Batı'nın apaçık karşı tezini Mülksüzler'den daha iyi (evet,cüret ettim) aktarmış bu eserde.Çünkü Mülksüzler'de ortam koşullarının zorluğu da insanları komün düzeninde yaşamaya ve paylaşmaya zorunlu bırakıyordu.Ancak Keş Diyarı'nda insanlar sadece(garip,kabul) insan oldukları için paylaşıyor ve hoşgörü gösteriyorlar.En uzun hikaye Anlatan Taş'ın hikayesi bir genç kızın kırık bir yuvadan çıkıp hayatı ve insanları tanıma çabası anlatılmış.Savaş,ırkçılık ve kadına değer konularını muhteşem işlemiş bu hikayede... Eğer Mülksüzleri okuduysanız veya yazara aşinaysanız onun en güçlü eserlerinden birine bakıyorsunuz.
Baskı: Susuz Deniz
Toz yatı Selene'nin, Ay yüzeyindeki yolculuğu bir kaza sonucu kesintiye uğrar.Mürettebatı ve yolcuları ile Ay'ın toz denizinin derinlerine gömülen Selene,dışarıda verilen kurtarma çabalarının ve kazazedelerin yaşam savaşının odağı haline gelecektir.Hava ve umutlar tükenirken gerilim yükselmektedir... Postlarım arasındaki kısa zamandan da anlaşılacağı üzere bir solukta biten bir kitap.Temposu hiç düşmüyor,ele yapışıyor.Clarke karakter kurgusu üzerinde çok durmasa da (kuru biraz karakterler),hikayenin kendisi başrolde olduğu için sayfalar çevrilmeye,heyecanla okunmaya devam ediliyor.Ortamı o denli güçlü aktarmış ki uzansanız ay tozuna dokunacakmışsınız gibi geliyor.Başa gelebilecek tüm felaketleri ve sorunları çok net vermiş okuyucuya,çözümleri de aynı güçte fizik yasalarına bağlı ve güzel aktarılmış.Yat içindeki yolcuların psikolojisini de unutmayan yazar,içeriden ve dışarıdan ustaca yükseltmiş gerilimi. Kitapla ilgili tek kısa kalan yan,çevirisi...Çoğu yerde komik kaçacak çeviri hataları göze batıyor,onun dışında tam bir şölen.
Baskı: Günlük Yaşamın Psikopatolojisi
Ünlü psikolog bu eserinde bizi biliçdışına bir adım daha yaklaştırıyor . Rüyaların Yorumu'nda , "rüyaların , arzuların yaptıkları kazalar" olduğunu gösteren Freud ; bu eserinde dil sürçmesi , unutma , yanlış çağrışımlar , sakarlıklar ve boşinançları ele alıyor . Bu olguların altında yatan mekanizmaları , çevresinden topladığı örneklerden ve kendi yaşamından , özsağaltımından yola çıkarak okuyucuya son derece anlaşılır bir dille aktarıyor . Bilinçaltına az da olsa ışık tutan davranış kalıplarını okumanıza ve anlamanıza yardım edecek çok sayıda ipucu sunuyor bu eser . Özellikle dil sürçmelerine ayırdığı bölümdeki bazı örnekler komik olduğu kadar aklın incelikle işleyişini görmek açısından da heyecan verici . Freud , "Dil sürçmesi niyet edilmiş kazadır" diyor kısaca , güçlü çıkarım ve örneklemlerle destekliyor kuramını . Sakarlıkların da kendi düzeni olduğunu öğrenmek ilginç bir deneyimdi benim açımdan . Akıcı ve keyifle okunan bir kitap , mesleki jargonla şişirilmemiş olduğundan rahat bir okuma sunacaktır herkese
Baskı: Uzay Tazısı'nın Yolculuğu
Elliot Grosvenor, Dış uzayı taramak ve incelemek için yola çıkmış olan Uzay Tazısı'ndaki tek neksiyologtur. Tek üyesi olan bölümünün başkanlığını da yapmaktadır. Uzay Tazısı yolculuğu esnasında tehlikeli türlerle,yabancı zekalarla karşılacak ve tüm sorunlarını bilim ışığında çözmeye çalışacaktır. Tüm bilimleri bünyesinde birleştiren neksiyolojinin ve Grosvenor'un akademik yobazlıklar ve kişisel husumetlerle ciddi sınavlar vermesi gerekecektir. Kitap adı dolayısıyla (Beagle) açık bir Darwin göndermesi. Aynı Darwin gibi değişik ve yeni fikirleri olan Grosvenor'un akademik açıdan rüşdünü ispat etme çabası çok hoş bir şekilde aktarılmış okuyucuya. Çok uzak bir tarihte geçiyor roman. Kesin tarih belirtilmesede, gökadalar arasında yolculuk yapacak, yıldızları büyük nükleer santraller gibi kullanacak, gezegenlerin koşullarını değiştirecek (terraform) seviyededir insanoğlu artık. Ve "Tazı" da tıpkı "Atılgan" gibi olasılık ve yenilikleri araştırmakla görevli bir gemidir. Hayalgücü çok canlı bir yazar, karşılaşılan türlere dair bulduğu çözümler ve yaptığı çıkarımlar açıkça çağının ötesinde. Tabi ki bugün geçerliliğini yitirmiş onlarca kuram var kurgu içerisinde ama bu eserden bir şey götürmüyor.