AN
@Antivenom

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Leviathan Uyanıyor (Enginlik Serisi #1)

James Holden Kuşak bölgesinde su taşımacılığı yapan Canterbury'de görevlidir. Son teslimatlarını yerine ulaştırmak amacıyla bölgeden ayrılmak üzereyken bir yardım sinyali alırlar. Keşfettikleri hayalet gemiyi incelerlerken 6 hayalet gemi silahsız bir kargo gemisi olan Canterbury'i yok eder. James Holden kendi küçük grubunun yeni atanmış kaptanı olarak bu saldırıyı yayınlar ve saldırganların Mars Donanması'na ait olduğunu ifade eder. Gergin ilişkiler içinde olan Güneş sistemini gezegenler arası bir savaşa sürüklemekte olduğunu hesap edemez... Joe Miller ise Ceres'te özel güvenlik kuvvetinde görev yapan orta yaşlı bir dedektiftir. Amirinin ona verdiği son yan görev onu Güneş sisteminde çalmaya başlayan savaş davullarının merkezine, son dönemlerde yaşanan tüm garip olayların ardındaki sırra götürecektir. Dış Gezegenler İttifakı'nın düşük rütbeli bir üyesi, ailesinin mirastan men ettiği bir kız, Julie tüm komplonun merkezinde önemli bir rol oynamaktadır. Miller'ın davaya olan ilgisi zamanla saplantıya dönüşecektir... Güneş sistemi sürekli bıçak sırtında olan ilişkilerin yaşandığı karanlık bir gelecek tablosu çiziyor. Dünya tüm insanlığın beşiği olarak teknolojik ve stratejik üstünlük sahibi bir gezegen, Mars'ın yaptığı atılımlar onun poziyonunu tehdit etmekten uzak. Mars, Dünya ile tek taraflı bir yarış halinde ve Kuşaktaki tüm istasyon, gezegen toplamından fazla nüfus barındırıyor. Kuşak dağınık ve bürokratik açıdan bölünmüş bir gezegen ve istasyon koalisyonu olarak görülebilir. Uzun zaman boyunca düşük kütle çekiminde yaşamış olan Kuşak sakinlerinin çocukları çok uzun boylu ve kas gücü açısından zayıf. Kuşak kendi lingo ve ağız yapılarını geliştirerek İç gezegenlerden sosyal ve kültürel bağlar bakımından uzaklaşmış. Hizipleşmeler son derece sert kültürel çatışmalara ve bir yerde ırkçılığın yükselmesine sebebiyet vermiş. Özel güvenlik şirketleri ufak ordular gibi bürokrasinin güçsüz olduğu Kuşak bölgesinde adalet dağıtmakla görevli. Kendilerini polis gibi görseler de tam olarak bu tanıma uymuyorlar. DGİ ise terörist olarak algılanan bir grup, Kuşak'ın iç gezegenlerle aynı haklara sahip olması için mücadele ediyorlar. Ancak yöntemleri kimi zaman aşırı kaçtığı için herhangi bir kanuni güçten destek görmüyorlar. Henüz yıldız motorları icat edilmediği için insanlık beşiğinden çok da uzaklaşma imkanı bulamamış. Kitap birbirine zıt görüş ve algıları olan Miller ve Holden arasında ayrılan bölümlerle bağlantıları kuruyor. Holden, eski bir asker. genç bir subay adayı olarak görev yaptığı dönemde askerliği bırakıp su taşımacılığına başlıyor. Fazlasıyla safdil kaçan görüşleri var. Tam bir idealist. Miller ise tüm yaşamı boyunca polislik yaptığı için hayata bakış açısı daha geniş ve sistematik. Karanlık bir karakter. Kendini yok etme yolunda attığı adımlar sonunda kendi insanlığı ile olan bağlantıları zayıflıyor. Yalnızlığını eski karısının hayalini görünmez bir arkadaş gibi yanında taşıyarak ve karar süreçlerine dahil ederek aşmaya çabalıyor. Zamanla Candace yerini, Julie'ye bırakıyor. Holden'in çocuksu safdilliği ona sıkça ilişki fırsatı sunsa da sonunda baltayı taşa vuruyor. İS'sinin ilgisini kazanabilmek adına kendini ve görüşlerini yeniden tanımlamak zorunda kalıyor. Kitabın ele aldığı konular arasında kayıtsızlık, yalnızlık, klinik kasaplık ( bilimin doğaya tahakkümü ), deontoloji tartışmaları ve ırkçılık sorgusu yer alıyor. Makyavellist ifadeler üzerinden modern finans dünyası eleştirilirken; sınırsız nufüz ve güç hayaliyle yanıp tutuşan Dresden karakteri biraz karikatürize kaçmış olmasına karşın kurguyu çok fazla sarsmıyor. Bağlantılar ustaca kurulmuş ve karakterler çoğunlukla inandırıcı. Gizem ve merak öğeleri son derece başarılı kullanıldığı için sürükleyici bir kitap. Kurgu çok sayıda sert öğe ve motif kullanıyor. Eserde büyük ustaların izleri rahatlıkla görülebilir: K.Dick'inkilere benzer dedektif karakteri, Asimov'un öngördüğü kültürel ve fiziksel açıdan farklılaşmış istasyon ve gezegen çeşitlemeleri, Clarke'ın Rama'sındaki gibi tartışmasız teknolojik üstünlüğe sahip uzaylı tanrılar vs...

Efendi Uyanıyor
7/1025.04.2013

Baskı: Efendi Uyanıyor

Graham, uykusuzluktan muzdariptir. Sosyalist idealleri olan hayatının yeni aşamasına alışamamış biri olarak intiharın eşiğine gelmiştir. Her uykusuz gece onu biraz daha toplumdan uzaklaştırmaktadır. Bir gece tanıştığı başarısız bir ressamın arkadaşlığıyla biraz rahatlayan Graham, kataplektik şoka girer. Tüm yöntemleri denediği halde uykuya dalamayan Graham, girdiği şok sırasında uzak bir akrabasının malvarlığı ve sağlığı ile ilgilenmesi sayesinde huzurlu bir şekilde uyur. Doktorların verdiği ilaçlarla bünyesi iyice yavaşlayan Graham, 203 sene sonra uyanır. Bildiği dünya ve insanlar geride kalmış, yönetim sistemleri çökmüş tüm dünyanın en zengin insanı olarak uyanan Graham, artık dünyanın efendisi ve sahibidir... Graham, bileşik faizde 203 sene bekleyen servetini kendi aktif olarak yönetmediği için vekilleri servetini ve dünyayı onun yerine yönetmişlerdir. Zamanla statükoyu simgeleyen birer imgeye dönüşen bu kişiler despotça yönetimleri ile halkı bezdirmiştir. Mega şirketlerin süper liderler altında düşük yaşam kalitesine neden olan politikalar üretmesi motifi siberpunk'ın ortaya çıkmasından 80 sene önce ustanın kurgusundan açıkça işlenmiş gibi gözüküyor. Püriten algıdan çok da uzaklaşmayan Wells, modern batının geleceğini, aslında bugünümüzü çok önceden anlatıyor. Doktorlar, ancak ilaç dağıtan, antidepresan makinelerine dönmüşler, sinema sektörü toplulukları uyuşturan bir araç konumunda, yazılı basın sona ermiş, şirketler tek idare altında toplanmış ve cilalanmış bir borçlandırma ve kölelik politikası üretmekteler ( tanıdık geldi mi? ) , doğa üzerindeki tahakküm fantezisi gerçeğe dönüşmüş artık çılgın mühendislik projeleri ile gökyüzüne bile sınır konmuş, elektrikli bir göğün altında yaşam teknik bilgiye sahip azınlık ve kalifiye olmayan basit işçiler arasında paylaşılmış. İsyan ve devrim kazanı kaynarken uyanan Graham tüm dünyanın sahibi ve efendisi olmak dışında, mitik bir yerde dini bir figür olarak insanlara umut vermektedir. Şimdiyse uyandığı için ondan beklenen halkın yanında yer alması ve adilce yönetmesidir. Elitizm ve kapitalizm eleştiriler son derece açık ve sert. İlk distopyalardan biri olan eser, günümüze dair son derece gerçekçi öngörülerde bulunmuş. Uçak teknolojisini savunması ve önemine sıkça vurgu yapması, 1. Dünya Savaşı'ndan yıllar önce teknolojik üstünlüğün kimler üzerinde toplanacağını bildirmesi çağın on yıllarca önünde görüşleri önemli artıları. Ancak kimi yerlerde açıkça ırkçı yorumlar ustanın diğer eserleriyle ve görüşleriyle örtüşmeyen bir tablo çiziyor.

Yanılsamalar Kenti
8/1023.04.2013

Baskı: Yanılsamalar Kenti

Uzak gelecek... Uzay çağının başlangıcından 2000 yıl sonra dünya içine kapanmış; kendi içinde ve dış gezegenlerle iletişimi kesilmiştir. Kıyamet sonrası dünyada bilinen medeniyet sonra ermiş, bilinmeyen bir ırkın komplosuyla bir paranoya ve durgunluk dönemi yaşamaktadır. Küçük komünlerden birine benliğini yitirmiş bir yabancı sığınır, küçük bir çocuğun becerilerine ve gelişmiş bir adamın bedenine sahip yabancı bu dünyaya ait değildir. Amber rengi gözleri, kedilerinki gibi olan irisleriyle bir uzaylı olduğu açıktır. Ancak o bir düşman mıdır? Dünyayı gizemli yöntemlerle yöneten Shing'lerden biri midir? Eğer değilse... kimdir? Tüm gezegenin kaderini belirleyecek bir arayışa çıkan yabancıya yeni ailesi Falk adını takmıştır. Hem kendini ve medeniyeti duraklamaya sokan gizemi arayacaktır... Taçsız kraliçe, efendi-köle ilişkiyle idare edilen bir dünya kurgulamış. Paranoya yeni kurgulanan bir din haline gelmiş mitosa can vermiş. Bu mitos sıklıkla yaşama saygı yasasıyla vurgulanan alıntılarla okura aktarılıyor. Taoizmin temel öğelerini her eserinde kendi yorumuyla okura sunan Guin, merak öğesini ustalıkla kullanmış. Paranoya ve gerçeklik sorgusu K. Dick'in imzası gibi olan bu öğeler, Guin tarafından pek kullanılmasalarda K.Dick ustalığında kurguya katılmışlar. Sürekli şüphe içinde yaşayan insanlar dinleriyle desteklenen yabancı korkusunun esiri olmuşlar. Medeniyet gerilerken monarşi türleri ve kabile tarzı yaşam ön plana çıkmış. Şehirler yok olmuşlar, insanlar bir arada yaşamayı unuttuğu için bu yapılanmalar uzak geçmişte kalmış. Ancak uzaylı ırkın yaşadığı rivayet edilen son büyük şehir olan Es Toch geçmişin gizemlerini saklamaktadır. Falk, Es Toch'a uzanan yolculuğunda yabancı korkusu ve şüpheyle mücadele etmek zorunda kalacak, kendini ve geçmişini ararken dönüştüğü kişinin de benliğinin korumanın yolunu bulmaya çalışacaktır. Düalizmi kurgusunun yapı taşları olarak kullanan yazar, anlattığı yolculuk öyküsünü bir varoluşsal mücadeleye dönüştürmüş. Shing'ler dünyanın gizemli sahipleri, onlarla özdeşleşen kayıp koloninin torunları uzak bir gezegendeki tek direniş gücünü oluşturuyor. Falk, sahibine dönen silah motifi olarak kurgulanan bir karakter olarak boyutsuz ve yalın kalmıyor. Yolculuğu esnasında gelişen ve katman kazanan Falk, 2 benliği bünyesinde taşıyan son derece ilginç bir karakter olarak okuru hikayeye bağlamayı başarıyor. Yabancı korkusunu hicveden yazar, Shing'ler motifi ile Makyavellist önermelere saldırmaktan geri durmuyor. İnceden din sorgusunu ve mit oluşum süreçlerini irdeleyen mitosları hoş detaylar olarak tatmin edici bir kurgu sunuyor. Tıpkı Hep Yuvaya Dönmek'te olduğu gibi Kaliforniya vadilerine gönderme yapan yazar kıyamet sonrası bir Amerika kurgulamış. Sürükleyici ve merak uyandırıcı bir eser. Kurgu içerisinde telepatiyi sıklıkla vurgulayan yazar şüphe motifini destekleyen bir öğe olarak bolca kullanmış. Ancak ucuz ve yalın bir anlatı sunmadan okura ulaştırılan bir yolculuk hikayesi bu. Bir adamın kendine ve dış dünyaya yaptığı yolculuk ustaca üst üste binen çok sayıda imgeyle güçlü bir anlatı sunuyor.

Flashforward
9/1023.04.2013

Baskı: Flashforward

Nisan 2009'da CERN'de yapılan devrim niteliğindeki deneyin sonuçları kimsenin beklediği gibi olmayacaktır. Deney esnasında bilinmeyen bir etken sonucu tüm dünya bilincini kaybeder ve 1 buçuk dakika boyunca 21 yıl sonrasını deneyimler. İnsanlar geleceği görmüştür. Bilinç kaybı yüzünden oluşan hasar ve can kayıpları çok yüksek olmasına rağmen insanların bir açıklamaya ihtiyacı vardır. CERN'deki görevli bilimadamları bir basın toplantısı düzenlerler ve sorumluluğu üzerlerine alırlar. Ancak hala deneyin değiştirdiği dünyada cevaplanması gereken sorular vardır... Geleceği değiştirmek mümkün mü? Biteceğini bildiğiniz bir evliliği yapmak, asla hayallerinize ulaşamayacağınızı bildiğiniz halde yaşamaya devam etmek? Lloyd Simcoe ve Theo'nun deneyden sorumlu kişiler olarak kendi gelecekleri ve eksiklikleriyle yüzleşmeleri gerekecektir... Dünyayı sonsuza dek değiştirecek bir deneyin sonundaki kaos ve şüpheleri ustalıkla yansıtan yazar, kurgusunda determinizm ve özgür irade arasındaki bitmeyen mücadeleyi işlemiş. Güçlü argümanlar ve detaylı açıklamalarla katman katılan kurgu, merak öğesini başarılı bir şekilde kullanıyor. Minkowski'nin küpü ve Kopenhag yorumuna getirilen açıklamalar eserin güçlü yanlarından... Tipler'in ölümsüzlük kuramı ilerleyen bölümlerde geçerliliğini yitirse de özgür irade üzerine ciddi bir argüman olarak okurun karşısına çıkan güzel bir detay. Karakterlerin ikilemleri samimi ve gerçekçi bir tonda aktarılmış. Yazarın donanımlı ve ikna edici olduğu gözden kaçacak gibi değil. Llyod,deneyinin sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmekten kaçındığı için özgür iradeyi ve geleceğin değiştirilebileceği önermesini reddediyor. Bu durum sevdiği kadınla evlenmesi önünde de bir engel. Geleceğinde evli olacağını gördüğü kişi sevgilisi Michiko olmadığı için ilişkilerine ciddi bir yük biniyor. "Biteceğini bildiğiniz bir ilişkiye yatarım yapmak mantıklı mı?" sorgusu Llyod'un karar vermesini çok zorlaştırıyor. Llyod'un arkadaşı ve deneydeki ortağı olan Theo, gelecekte kendisini ve yaşamını görmemiştir; konunun üzerinde araştırma yaptığında 21 yıl sonra hayatta olmadığını öğrenir. Ölüm korkusuyla katilini ve ölüm sebebini araştırmaya başlayan Theo,"ölmekten korktuğu için yaşayamaz": evlenmez, geleceğine yatırım yapmaz. Michiko Bilinç kaybı esnasında küçük kızı Tamiko'yu yitimiştir. kendi geleceğinde küçük sevimli bir kızı olduğunu görmesi kaybının acısını azaltmaya yaramayacaktır. Belirsizliğin ortadan kalkması, yaşamın temel öğelerinden birinin devrilmesiyle oluşmuş bir dünyada kesinlikler geleceği şimdiden değiştirmeye başlamıştır. Kendini doğrulayan kehanet motifini ustaca ve incelikle kullanan yazar çoğu şeyin belirgin olduğu bir dünyada yaşamın nasıl olacağına dair öngörülerini ikna edici temellere dayanarak hazırlamış. Hangi şirketlerin batacağını, hangi ülkelerin sanayi atılımı ve teknoloji devrimi yapacağını önceden bilseydik nasıl olurdu? Theo'nun saplatısını Melville'in Ahab'ı ve Oedipus'la kıyaslayan yazar en eski sorularda birini yorumlamış: "Cehalet mutluluk mudur? Bilmemek belirsizlik daha mı iyidir?"

Bilim-Kurgu
7/1008.04.2013

Baskı: Bilim-Kurgu

Türün ekol ve akımlarını inceleyen bir kitap. Yazar girizgahta tanım koymanın zorluğu üzerinde dururken türün öncülerinin kendi tanımlarından örnekler sunmuş. İlk ayrımın 2 büyük ustanın yazım farklarından doğduğunun altını çizerken daha sonra "mühendis işi bilim kurgu" olacak Wellsyen ve "kurmaca bilim kurgu" olacak olan Verniyen ayrımlarını detaylı biçimde açıklamış. Ekollerin ayrımları ve tarihçeyi sunulurken önemli eserler ve yazarlara değinme unutulmamış. 2. bölümde ele alınan başlıklar işlenen temalara göre ayrılmış, uzay ve zaman olarak. Tüm temaları ve önemli yazarların eserlerini özetleyen kısımlar açıklayıcı ve sade: Zaman yolculuğu, mutasyonlar, yeni icatlar uzayda yolculuk vs. Yazar Amerikan ve İngiliz ekollerine ağırlık verirken Doğu Avrupa'yı incelenen tarihçe bölümlerine katmış. Son bölümde tür olarak neden saygı görmesi gerektiğini inceleyen yazar, yükselen fantezi ekolüyle arasındaki sınırları net biçimde çizmiş. Eser tarihçe açısından güçlü olsa da eksik kaldığı yönler bulunmakta: En uzun olması gereken bölümün özet niteliğinde olması, önemli eserlerin edebiyat klasikleriyle paylaştığı temalar ve aktarım farklarını es geçmesi, fantezi ve bilim kurgu ayrımının örneklerle zenginleştirilerek daha detaylı açıklanmasının gerekmesi gibi. Tüm ustaların podyum şovuna benzeyen, biraz daha detaylı olması gerekmesi haricinde eksiği olmayan bir deneme. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Deliler Mezarlığı
8/1002.04.2013

Baskı: Deliler Mezarlığı

Sene 1954, Los Angeles. Karşısında kurulu olan mezarlığın aksine Maximus stüdyoları son derece hareketli bir yerdir. Tüm stüdyolar arasında en çok karı kapan güçlü ve köklü bir şirkettir. Kahramanımız arkadaşı Roy ile birlikte korku sinemasını canladıracak bir proje getirmeleri için görevlendirilmiştir. Roy özel efekt ve makyajı hazırlayacak kahramanımız ise senaryoyu yazıp "Canavar" ı tanımlayacaktır. Cadılar Bayramında kahramanımıza yapılan eşek şakasından sonra gelişen tuhaf olaylar onları "Canavar"larına götürür. Fikir ve tema hazırdır ancak bu noktadan sonra işler karışacak, insanlar ortadan yok olacak geçmişin günahlarını sorgulamak ise çiçeği burnunda senaristimize düşecektir... Tüm örgü boyunca 1. tekil üzerinden aktarılan hikayede bir kez olsun kahramanın adı okurla paylaşılmıyor. Bir gizem öyküsü olarak başlayan hikaye kimi zaman polisiye öğeler de barındırarak film dünyasının kilerine sürüklüyor okuru. Filmlerin büyüsüyle gerçeküstü bir düzeye çekilen öykü sık sık birbirine son derece tezat olan 2 yapıyı kıyaslıyor: Mezarlık ve Stüdyo. Birbirinden ilginç karakterler, diyalogları ve hikayeyi hayli zenginleştiriyor. Hollywood'un karanlık yüzüne fazlasıyla yaklaşan karakterimizin vakıf olduğu sırlar onun hayatını tehlikeye atarken gerilim dozunu sürekli yükseltiyor. Kurgunun ve sanatın doğasına dair yazarın paylaştığı çıkarımlar doyurucu. Modern bir "Operadaki Hayalet" uyarlaması olan eser ciddi eleştiriler de içermekte. Oynadıkları rollerle bütünleşip kendi benliğini yitirenler, geçmişin ihtişamında yaşamayı seçenler, hayatını nesneler üzerinden tanımlayanlar, kendinin kurgunun kapıları arkasına saklayıp gerçek dünyadan el ayak çekenler, kırık benliklerini başkalarını inciterek onarmak isteyenler bu eleştirilere hedef olanlardan birkaçı. Yazar, uyarlamalar konusundaki becerisini sergilemekten çekinmezken stüdyo tozu yuttuğunu ( Moby Dick'in senaryosunu sinemaya uyarlamıştı ) da belli ediyor. Stüdyodaki karakterler ve ortam ikna edici bir sahiciliğe sahip.

Gökdelen
7/1030.03.2013

Baskı: Gökdelen

40 katlı, tüm ihtiyaçlarını kendi karşılayabilen bir gökdelen. 2000 dairede, 2000 farklı hayat. İnsanları bir araya getirmek için değil ayrı tutmak için dizayn edilmiş bir mühendislik ve mimari şaheseri. Bu gökdelenin sakinleri, kafaları üzerinde asılı duran beton kabusa zamanla teslim olacak, önce sınıflara ayrılacak, ardından klan savaşlarına katılacaklardır. Durumun kontrolden ne kadar hızlı çıkacağını ise kimse tahmin etmemektedir... Anthony Royal, binanın mimarı ve üst sınıfın lideri, Robert Laing ise orta sınıfa ait bir doktor, Richard Wilder, alt sınıfın lideri ve bir Tv programı editörü. Hikaye bu üç karakterin kendi iç çatışmaları ve sınıflar arasındaki çatışmaya verdikleri tepkiler üzerinde yoğunlaşıyor. Önceleri gelir ve sosyal konum üzerinden ayrılan katlar arasında hiçbir sorun yaşanmazken, ufak kışkırtmalar bir sınıf savaşının patlak vermesine sebep oluyor. Binanın kendisi üzerinde çok sayıda imge toplanmış: Toplumun seviyeleri, betondan bir Everest; önceleri sağlıklı normal insan ( modern insan ) olan, baskı ve beklentiler altında çürüyen hasta toplumun özdeşleştiği bir gösterge... Bir mücadele, değerini kanıtlama çabası, modern bir hayvanat bahçesi, kuş kafesi, hapishane... Binanın içinde gelişen olaylar örgüsü, sosyal ve zeka açısından gerileme motifi üzerinden Freudyen ve Sosyal Darwinist göndermelerle bir savaş alanına dönüşen vahşi bir kurgu sunuyor. Le Bon'un ilkelerine göz kırpan hedonist partiler, ardından başlayan kışkırtmalar, sözlü şiddetin dahil oluşu ve ardından katıksız şiddet toplumun içinde bulunduğu varoluşsal mücadeleye vurgu yapmakta. Karşıt anlamlara ve abartıya bolca başvuran örgüde, iş yaşamı apartman yaşamından kademe kademe ayrılıp kopuyor. İnsan ilişkileri çıkar ve güvensizlik üzerine kurulmaya başlanıyor. Hebefrenik bir gerileme olarak kendini gösteren çürümeye vurgu yapan martılar motifi, kokuşmuş gökdelenin tepesinden bir an olsun ayrılmıyor. İnsanlar önce ilişkilerini ve işlerini savsaklıyor, ardından kişisel saygı ve temizliklerini. Taş Devrine doğru hızla ilerleyen toplumun teknoloji harikası bir gökdelende yaşıyor oluşu, çok güçlü bir tezat olarak okurun karşısına çıkıyor. Gökdelen tüm karakterler için farklı anlamlara geliyor. Royal için, üstünlüğü kabul ettirmesini sağlayacak ve fiziksel hasarlarının ötesinde tatmin sağlayacak bir araç, Laing için araya karışabileceği, uyum sağlayabileceği bir kovan, Wilder içinse tırmanılmayı bekleyen betondan bir dağ. Cep kıyametinin patlak verdiği bina sonlarına doğru bir kıyım makinesine dönüşüyor. Koridorlarında golf sopalarından yapılma yaylarla avlanan, trabzanlardan sökülmüş sopalarla gezen katil ve tecavüzcülerin dolaştığı, insanlığın sona erdiği zayıf bir deney. Ekzogeni çöpe atılıp akraba için üremeye dönenler, zekası 3 yaşındaki çocuklardan daha az kalanlar, evrimsel açıdan gerilemeye vurgu yapan sert motifler. Kadınlar matriarşiye geri dönerken insan ırkının en temel gelişim unsurlarından biri daha ortadan kalkıyor, yamyamlık geri dönüyor. Öyküdeki gökdelenin ikizi karşıda gururla dikilirken örgü başlarındaki ufak ve görülebilir sorunların orada da ortaya çıkması tüm toplulukların sonunun aynı olacağı öngörüsüyle metni kapatıyor.

Kıyamet Kitabı
10/1028.03.2013

Baskı: Kıyamet Kitabı

Sene 2054. Tarih artık uygulamalı bir bilim dalı haline gelmiştir. Geçmişe yapılan yolculuklar sayesinde daha gerçekçi veri ve tablolar elde edilmektedir. Genç bir öğrenci olan Kivrin, Ortaçağ'a yapılacak bir yolculukta yer almayı çok arzulamaktadır. Ancak bir sorun vardır: O kadar geriye dönük bir yolculuk henüz yapılmamıştır. Bu konuda kendini eğiten Kivrin, dönem dil, edat ve sıfat kalıplarını, latinceyi, sofra ve ev adabını öğrenir. Hocası Bay Dunworhty'nin tüm uyarılarına rağmen 1320 senesine yapılacak yolculukta tek başına olmayı kafasına koymuştur. Tüm aşıları yapılmış, tüm detaylar gözden geçirilmiştir. Ancak bir terslik çıkar: Kivrin arzu edilen tarihe gönderilememiştir. Kara Ölüm'ün Avrupa'yı kasıp kavurduğu 1348'e pek uzak olmayan bir tarihteki olası sapmayı hesaplayacak olan teknisyen ateşlenir ve hastahaneye kaldırılır. Zaman çizgisinin iki ucunda da salgına ve kol gezen ölüme karşı amansız bir mücadele verilecektir... Yazar, bir bilim kurgu öğesini insani sorguya çevirmiş. Tarih uygulamalı bir bilim olsaydı? Yüzlerce yıl önce ölmüş olan insanlarla aynı ateşin başında ısınıp aynı tabaktan yedikten sonra... hala objektif olabilir miydik? geçmiş trajediler bize daha çok mu dokunurdu? Zaman engeli kaldırılabilseydi eğer... geçmişle paralellikler bulur muyduk? Zaman kendini gerçekten tekrar mı ediyor? İncil alıntıları milimetrik etkinlikle ve yerinde kullanılmış. Özellikle "Masum Çocuklar Günü" ve "Agnus Dei" vurguları son derece sert motifler olarak okurun karşısına çıkmakta. Geçmişin cahilliğiyle bugünün cahilliğinin kıyaslaması yapıldığında çok yol gitmediğimizi sadece gösterişli oyuncaklarımız olduğu önermesi fazlasıyla sarsıcı bir paralellik kurulmasını sağlıyor. Agnus dei ( Tanrının kuzusu ) ilahisi salgında yiten masum ruhları vurgularken din ve Tanrı sorgusuna giriyor, yüzünün akıyla altından kalkıyor. ( spoiler vermemek adına ilahi ve karakterlerden biri arasındaki bağlantıyı es geçiyorum ) Dunworhty'nin geçmişte tutsak kalan öğrencisine yardım etmesindeki acizlik, Kara Veba günlerinde ve oğlu çarmıha gerilirken Tanrı'nın acizliğiyle özdeşleştiriliyor. Kivrin, Azize Katherine'le özdeşleşirken bulunduğu köye yardım edebilmek adına sersefil oluyor. Zaman çizgisinin 2 yanında aynı anda patlak veren salgın kurbanlarını toplarken İnsanın tüm iyi ve kötü özellikleri gün ışığına çıkıyor. Çocuk gelinler, meymenetsiz kaynanalar, merhamet yoksunu insanlar, zenginliğe ve şaraba dini pozisyonlarından önem veren rahipler, şehvet düşkünü yaşlı adamlar, cehalet, başkasını suçlamaktan yardım etmeyi aklına getiremeyenler, tembellik, kibir kefenin bir yanında yer alırken; diğer yanında, asla pes etmeyen, birine yardım etmek adına tüm kural ve prosedürleri çiğneyebilen insanlar, merhamet, özgecilik, insaniyet yer alıyor. Zaman çizgisinin her iki yanında da kefelerde bu kavramlar sallanırken yazarın verdiği detayların boyutu hayret verici. Çok incelikli bir araştırma sürecinin ürünü olduğunu ortaya koyan metin, kıyametin tüm irinleri ve tüm güzellikleri ortaya döktüğünü kanıtlıyor her sayfasında. Aynı zamanda yüzlerce yıl önce ölmüş olan karakterlerle ( aslında hiç var olmamış ) okurun duygusal bağlar kurmasını sağlayan yazar, üslubunun gücünü de burada tekrar belli ediyor. Bilim kurgu ekolünün en paradokslu konusunu hiçbir mantık hatasına takılmadan işleyebilmesi, sorgularının gücü, tarihsel detayların zenginliği, eleştirel yapısı, merak öğesini ustalara layık bir güçte kullanması aldığı tüm ödülleri tek tek hak eden bir eser olmasını garantiliyor.Tam bir şölen.

Baskı: Oyuncu 1 - Sonumuz Ne Olacak

Birbirinde çok farklı olan 4 karakter tesadüf eseri bir hava alanının kokteyl barında bir araya gelir. Dışarıda petrol krizi krizi yüzünden bildikleri dünya sona ererken tek yapabilecekleri birbirlerini tanımaktır. İnternet flörtüyle buluşmaya gelen Karen, her şeyini yitirmiş olan Rick, kilisesini soyan kaçak rahip Luke, çok sayıda algı bozukluğuna sahip olan dünya güzeli Rachel; 5 saat boyunca kendileriyle ilgili gerçekleri paylaşacak ve keşfedeceklerdir... Modern çağ buhranlarını inceleyen bir eser olma özelliğini taşıyan roman, Vonnegutvari ironileri ustalıkla kullanan bir melodram. Tüm karakterler onları tanımları önemli özellikleri yitirmişler. Karen, genç goth kızıyla boğuşmak zorunda olan otuzlarının başında bir dul, aşka inancını yitirmiş ve birilerine tutunmak adına ciddi çabalar harcıyor. Rick, Self- help zırvalarının batmış olan hayatını kurtaracağına inanan bir peyzajcı, dini bir kurtuluşun biriktirdiği parayı peygamber gibi gördüğü bir şarlatana vermesi ile gerçekleşeceğine inanan bir alkolik. Luke, yıllarca gördüğü cahillik, şiddet ve tüm kötü özelliklerin Tanrı'yla açıklanması ve haklı çıkarılmasından bıkmış yeni bir ateist; evrimi keşfettiği andan sihirli dünyası ve cemaati kafasına yıkılıyor, kiliseyi hortumlayıp sırra kadem basıyor. Rachel, çok güzel olmasına rağmen tüm insani özelliklerden ari bir otistik; mizah, müzik, tutku gibi kavramları algılamakta zorluk çekiyor; beyaz fare yetiştiriyor, online oyunlarda kendisi olabiliyor ancak, ondan umudu kesmiş olan ailesine bir insan olduğunu kanıtlamak için hamile kalıp evlenmek istiyor. Roman, beş saat boyunca karakterlerden arasında sırayı bozmadan gidip gelerek, iç dünyaları ve farklı algılarına ışık tutarak çok sayıda konuyu irdeliyor. Oyuncu 1, bir dış ses ve tüm olanları özetleme görevini yükleniyor. Aşırı bilgi girdisi, nete bağımlılık, teknolojinin esir ettiği hayatlar, aşkın doğası, ölüm, hastalıklar, insan olmak, birey olabilmek gibi kavramlar üzerinde özellikle durulurken kayıtsızlığın yükselişi "Yeni Normal" olarak tanımlanıyor. Zamanın ruhunu kaybeden toplumu eleştiren yazar, evangelist zırvaları kendi pisliğine kalkan olarak kullanan canavarlara da değinmekten geri durmuyor. Nihilizmin sınırlarında gezen romanın ayağı kesinlikle tökezlemiyor, düşmüyor. Yazarın donanımı ve algı açıklığı tüm eser boyunca rahatlıkla hissediliyor.

S*ktir Et
1/1026.03.2013

Baskı: S*ktir Et

zaman ve kağıt israfı.

Baskı: Perdido Sokağı İstasyonu (Bas-Lag, #1)

Yeni Crobuzon'a gelen bir yabancı, serbest çalışan bilim adamı İsaac van der Grimnebulin'e bir teklifte bulunur. Toplumun dışına atılmış bir kuş-adam olan Yagharek, utancını ve arzusunu gösterir: Kesilmiş kanatlarını. İssac'ten onu tekrar göklere çıkarmasını ister. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya başlayan İsaac, sokağa haber salar, her türden uçucu canlının teslimatında ödeme yapılacaktır. Bu teslimatlardan biri esnasında ele geçen, gün ışığı görmemesi gereken bir canlı İsaac'in laboratuvarında kozaya girmiştir. Yeni Crobuzon üzerine dehşet saçacak canlılarla çarpışmak İsaac ve arkadaşlarına kalacaktır. Şehrin güvenlik güçleri ve yeraltı örgütleri de bu canlıları yok etmek adına işbirliği yapar: İsaac ve arkadaşlarının milis,yeraltı örgütlerinden de kaçınmaları gerekecektir... Yeni Crobuzon çok canlı işlenmiş ve güçlü bir şehir. Kozmopolit yapısı ve yazarın sürekli vurgu yaptığı tırmanan ırkçılık gibi konuları bağrında barındıran bir yer. Kuş adam Garuda'lar, Amfibi Vodyonoi'ler, Böceğimsi Kepri'ler, Kaktüs adamlar, Ceza fabrikalarında işlenmiş olan Tekraryapımlar, robotlar ve insanlar şehrin sakinleri. Orwellci göndermeler taşıyan milisler, şehrin güvenlik örgütü. Kimlikleri bilinmiyor, herkes olabilirler: Şu alışveriş yapan teyze veya balıkçı tezgahındaki adam bir milis olabilir. yazar özellikler toplumdışı karakterleri işlemeyi sevdiğini bu romanında da gösteriyor ve ana karakterleri bu şekilde sunuyor. İsaac, öğretmenlik yapamadığı için üniversitede iş bulamayan bir bilim adamı, her bilim kolundan bir şeyler biliyor ve birleşik alan kuramını bulmak gibi arzuları var. Lin, bir Kepri, ancak kovanından ve ailesinden uzak kendi ırkı için kabul gören sanat kavramının dışında çalışmaktan hoşlanıyor. Derkhan, Başıboş şiddet adlı derginin yazarlarından biri ve şehir yönetimini yerden yere vuran yeraltı dergisinde sert eleştiriler yazıyor. Yagharek, bir Garuda, yargılaması sonucu kanatları kesilmiş. Lemuel, bir gammaz, sokakta olup biten her şeyden haberi olan bir muhbir ve bilgi dağıtıcısı... Tekraryapımlara verilen dehşet verici cezalar, ırklar arasındaki gerginlik, gibi hırçın öğeler başta çocuksu olarak algılanabilecek çok ciddi eleştiriler saklıyor altında. Tüm ırkların ortak bir tehdide karşı aynı tepkileri vermesi, bir araya gelme umutları olması ise şehrin en çok dikkat çeken binasında vücut buluyor: Perdido Sokağı İstasyonu. Bu istasyon tüm hava gemilerinin gökrayı siteminin kalbi, aynı zamanda şehrin mozaik yapısına da vurgu yapmakta. Freudyen çıkarımlar, sosyal darwinist önermeler ve toplum eleştirileri bu steampunk dünyaya katman katıyor. Büyü ve teknolojinin bir arada var olduğu endüstriyel devrim sonrası bu şehre dair göndermeler arasında nükleer silahlanma eleştirileri ve Hiroşima, Nagazaki hatırlatmaları da bulunmakta. Yazar, diğer kitaplarında da olduğu gibi, Marksist önermelere bolca yer vermiş. Karındeşen Jack'in bir uyarlaması olarak Peygamberdevesi Jack karşılaşılan ilginç karakterden bir tanesi. Geneli hırçın ve vahşi olan romanın bölümleri arasında Yagharek'in günlüğünden kesitler yer alıyor. Makinedeki hayalet göndermesi gözden kaçacak gibi değil ve romanın içerisinde bilinç sorgusu sıklıkla dile getirilmiş. Dopdolu ve akıcı bir roman. Donanımlı ve edebi üslubundaki kendine güvene dikkat edilmesi gereken bu genç yazar okunmayı hak ediyor. Özellikle şehir tasvirlerinde göz dolduran yazar, sürükleyici bir roman kaleme almış.

Görünmez Adam
8/1021.03.2013

Baskı: Görünmez Adam

Sussex'te, İping kasabasına bir gelen bir yabancı, halkın merakını cezbedecektir. Yaşanan tuhaf olaylar örgüsü, şüpheleri yabancının üzerinde toplayacak, hakkında çok sayıda önermenin sunulduğu bir fenomene dönüşecektir. Kanundan kaçan bir suçlu mudur? Deneyleri üzerinde çalışmak için inziva arayan bir bilim adamı mıdır? Bir hayalet? Belki de hırsız? Kimdir bu adam? Şüpheler ve cahilliğin toplumun dışına ittiği bu münzevi, ona biçilen rolü sonunda kabul edecek, kendi türüyle olan son bağlarını koparıp bir caniye dönüşecektir... Yazar, büyüklük düşleriyle yanıp tutuşan genç bir bilim adamının trajik ve düşündürücü hikayesini, merak öğesini ustalıkla kullanarak anlatmış okuruna. Toplumdışına kendi arzusuyla çıkan ancak geri dönemeyen bu adam her geçen gün biraz daha insanlıktan uzaklaşıyor ve sağlıksız bir ruh haline giriyor. Adını vermediği için, halkın ona yaklaşımı şüphe ve korkuyla biçimlenmiş cahil görüşlerden öteye gidemiyor: Kimisi yabancının bedeninin beyaz ve siyah ırkın renk parçalarından oluşmuş bir melez olduğunu düşünürken, kimisi de kiliseye gitmediği, gün ışığında ender görüldüğü için onun bir hayalet, vampir gibi doğaüstü bir varlık olduğunu düşünüyor. Tekdüze hayatlarına bir merak nesnesi girmiş olan insanlar, yabancının tek talep ettiği şeyi ona çok görüyorlar: Yalnızlık. Arı kovanına çomak soktuklarının farkında olmayan halk, bir canavarın son rotüşlarını atıyor... Sıfatların, tanımların ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bu içi boş adamı, herkes bir görüşle doldurmaya çalışıyor. "Kendini saklıyorsa mutlaka bir suçu olmalı" inancı, yabancıyı insanlardan daha da uzaklaştıran kabalıklarla ifade ediliyor. Ona biçilen rolü sonunda kabul eden yabancı, hayatını tıpkı onun gibi toplumdışı olan bir dilenci vasıtasıyla sürdürmeye çalışıyor; yemek ve para çalıyor, konuşmak gibi basit insanı bir ihtiyacı onunla gidermeye çalışıyor. Gururuna yenilen yabancı görünmez olduğunu ilan ederek son bağlarını da koparmış oluyor, insan ırkıyla. Hayvan gibi yaşamaya zorlanan, çırılçıplak gezen bu adam ufak da olsa hala insanlığını tutunmaya çalışıyor: Giyinik değilken yemek yememek gibi kendine koyduğu kurallar bu duruma vurgu yapan motifler. Farklı olana saldırma, ötekileştirme gibi motifleri ustalıkla kullanan yazar, bilim kurgunun en güzel eserlerinden birine imza atarken, okuru peşinden sürüklüyor. Keyifli ve akıcı bir okuma sunan çok güçlü bir eser.

Baskı: En Uzak Sahil (Yerdeniz Serisi, #3)

Artık Başbüyücü olan Ged, Roke adasında pineklemekten sıkılmıştır. Enlad Prensi'nin oğlu Batı'dan kötü getirmiş, büyünün ve yaşam arzusunun yokolduğuyla ilgili söylentileri aktarmıştır. Başbüyücü, Ustalar Konseyi'ni toplar ve bu salgını araştırmak için yola çıkacağını belirtir. Arren ve Ged en uzak adalara yelken açacak, Ejderhalarla müzakere edecek, kaybolan sihri arayacaklardır... Yazar, eserinin konusunu yaşam / ölüm diyalektiği olarak seçmiş. Düalist çıkarım ve kayıtsızlık eleştirileri gözden kaçacak gibi değiller. Kaçış yolu olarak uyuşturucu seçenlere ciddi ithamlar ve yaşayan ölü benzetmeleri, varoluşçu önermelerle süslü bir kurguya sahip olan eser, büyüme üzerine çok sayıda tez sunuyor. Ölümün kabullenilmesinden sonra olgunlaşma teması metine güzelce yedirilmiş. Ged ve Arren arasında gelişen arkadaşlık motifi, hikayeye samimi bir hava katma konusunda son derece başarılı işlenmiş. İnce bir gönderme olarak doğal olanın ve doğanın reddi teması kurguya dahil edilmiş. Keyifli bir okuma sunan , akıcı dili ve güçlü kurgusuyla okunmayı hak eden bir eser

Baskı: Atuan Mezarları (Yerdeniz Serisi, #2)

Ailesinden küçük yaşta koparılan Tenar, Atuan'ın yüce rahibesi olmak için eğitilir. İnanışa göre rahibe ölümsüzdür ve öldüğü gece doğan bebeğin bedenine geçer. Tenar başkası olmak için eğitilirken Gece'nin mekanı olan höyüklerin sahibesi unvanını alır. Höyüklerde ışık kullanılması yasaktır. El yordamıyla yolunu karanlık dehlizlerde bulan Tenar, büyüyüp yüce rahibe olduğunda iktidar oyunlarıyla, Tanrıkral'ın uşaklarının öfkesi ve dehlizlerdeki hazineyi aramak için höyüklere giren sihirbazlarla yüzleşmek zorunda kalacaktır... Tenar, Reenkarnasyonu olduğuna inanılan rahibenin ismini alacak ve Arha adını taşıyacaktır. Meraklı bir kız olan Arha, çölün ortasındaki höyüklerin bekçiliğini yapmaktan fazlası olduğunu bilmemektedir, bu yüzden Tanrıkral'ın yolladığı ölüme mahkum tutsaklarla karşılaşınca şaşırır. İzole bir gençlik geçiren ondan önce gelen rahibelere duyulan ödünç bir saygı ile sınanan bu genç kız henüz yaşayamadan ölü bir geçmişin ve mezarlıkların sahibesi olmuş. Tutsaklarla özdeşleşmesi, ilerleyen sayfalardaki bir kurgu oyununda kullanılacak olan motif ve son derece ince bir gönderme olarak yer alıyor. Cehalet ve yalanlara merakıyla karşı koyan genç kız esasen kendini ve olmak istediği kişiyi arıyor. Bir varoluşsal mücadele olarak kurgulanan eser, ilkinin performansını aratmadığı gibi akıcı dili ve ustaca kurgulanmış yapısıyla okunmayı hak ediyor.

İçeriden Ölmek
9/1009.03.2013

Baskı: İçeriden Ölmek

David Selig, kırklarının ortasında dışarıdan belirgin bir özelliği olmayan bir adamdır. Mezun olduğu üniversiteye yakın oturmakta öğrencilere karşılaştırmalı edebiyat sunum ve tezleri konusunda "hayalet yazarlık" yapmaktadır. Yalnızdır, ancak kafasının içinde herkesin düşüncelerini okuyarak büyüttüğü bir alem vardır, başka zihinlere dokunarak yaşamakta hayatını 3. kişilerin deneyimleri üzerinden algılamaktadır. Ancak tıpkı yeni başlamış olan kelliği gibi telepatisindeki dengesizlikler ve azalmalar bir gün söneceğini düşündürmektedir. Entropiye verilecek bir kurban mı olacaktır? Selig'in, geçmişini, gücünü, etkilerini ve ilişkilerini sorgulaması gerekecektir.... Orta yaş kriziyle beraber azalan güçleri, kelliği ile özdeşleştirilmiş ve iktidarsızlıkla vurgulanmış. Benmerkezci bir karakter olan Selig kendine acıma çukurunda gün geçtikçe çürüyen bir adam. Hayatları ve insanları transparan algılayan Selig dolaylı bir yaşam sürüyor. Şizoidliği gücünün kaybolşuyla özdeşleştiren karakter yaptığı şeyi röntgencilik olarak algılamasına rağmen bundan geri duramıyor. Selig'in başarısız ilişkileri ( aile, dost ve sevgili...) üzerinden yazar bize yalan söylenmesine muhtaç olduğumuz argümanını yürütmüş. Her bilgi parçacığına zahmetsiz sahip olmak ve kesinlikle bilmek karakteri insanlara güvensiz ve içine kapanık hale dönüştürmüş. Şiirsel tasvirler ve detaylı tanımlar son derece başarılı bir aktarımla okuyucuya sunulmuş. Selig'in yaptığı edebi incelemeler en son aktarılan konunun derinliğine güçlü vurgular yaparak anlatıyı zenginleştiriyor. Göndermeler ve incelemelerde vurgulanan kavramlar yerinde ve abartısız, net. Selig'in özdeşleştiği karakter olan üvey kardeşi ile olan ilişkisi kendi gücüne atıf olarak da rahatlıkla algılanabilir. Sevgi / nefret ilişkisine sahip bir ailenin son üyeleri birbirlerine olan güvensizliklerini yenmek için ciddi çabalar harcıyorlar, araya karışan ensest korkusu gibi parazitler ilişkiyi vurgulamaktan ziyade Selig'in gücüne haddinden fazla abanması ve kendini bu koşul olmadan tanımlayamamasının altını çizen muhteşem bir metafor. Selig üzerinden yürütülen tartışmalar içedönük / dışadönük, bilgi / cehalet ikilemleri olduğu kadar uyum / uyumsuzluk'u da içeriyor. Freudyen göndermelerle katman kattığı kardeş ilişkisi, sevgi için rekabet kavramına dikkat çekiyor ve toplumdaki sosyal darwinist algıların altını çiziyor. Karakter temas etmekten korktuğu için gücünü kullanarak önce güvence arıyor, kendini kabullenememiş, bir ucube olarak algılanacağını düşündüğü için sırrını paylaşamamış. Kendini değiştiremediği çin başkalarını değiştirmeye çalışması hüzünlü ve motif olarak, çarpıcı önermelerle okurla buluşuyor. Entropi açılımı yapılan pasaj gözden kaçacak gibi değil. Galathea göndermesi, karakterin benmerkeciliğini göz önüne koyan en güçlü öğe. Başka karakterlerin algıları üzerinden Amerikan Rüyası eleştirisi ve son bölümdeki Tanrı sorgusu çarpıcı ve sert önermelerle dolu. Kendi gibi bir telepat olan Nyquist karakteriyle olan zıtlıkları, kendini sorgulamasına neden olurken, gücünün onu nevrotik yapmadığı gerçeğiyle yüzleşmesine neden oluyor. Akıcı dili, eleştirel yapısı, sert önermeleri, göndermeleri ustalıkla ve yerinde kullanması döneminin tarz ve akımlarını irdelemesi yoluyla geniş bilgi aktarması gibi özellikleri basit bir orta yaş krizi senaryosunun varoluşsal bir mücadeleye dönüştüğü kurguyla taçlandırılmış bir modern çağ klasiğine dönüştürüyor, bir okuma şöleni sunuyor.

Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar

Holden Caulfield'in Pencey'den atıldıktan sonraki 2 günün aktarıyor roman. Modern çağ klasikleri arasına girmiş olan roman 1. tekil üzerinden yazılmış. Gündüz düşleri, içgörüler ve düşüncelerini paylaşan Holden'e göre herkes kasıntı, sahtekar, orospu, pezevenk ve gerizekalı. Bolca "falan filan" gibi kalıplar kullanan yazar, Holden'in düşüncelerini "yani.." diyerek tamamlıyor genel olarak. Yazım dilindeki tutarsızlık Holden'in 17 değilde 13 - 14 yaşında olduğu izlenimi yaratan aktarımından kaynaklanıyor. Karakter sadece ailesinden ve hoşlandığı kız olan Jane'den bahsederken samimi olduğu hissini veriyor. Kendinden yaşça büyük olan herkesin bin yaşında veya yüz bilmem kaç yaşında olduğunu düşünen karakter ölüm ve büyüme, olgunlaşma gibi kavramlara çok yabancı. Bu yabancılık hissini kırmak için boyundan büyük işlere kalkışıyor ve başarısızlığa uğruyor: Kaldığı otelde telekız çağırması ve aslında sevişmek bile istememesi, barlara girip yaşı tutmadığı halde içki almaya çalışması, arkadaşının annesi veya 30 yaşındaki kadınlara asılması gibi çok sayıda örneği var bu kalıbın. Yazar, karaktere sadece ailesiyle olan etkileşimlerinde boyut verebilmiş, özellikle küçük kız kardeşinin ölümü motifi tüm kitap boyunca en güçlü aktarılmış bölüm olarak göze çarpıyor. Genelinde masumiyetin kaybı teması işlenmiş olmasına rağmen masumiyet savunusu, karakterin öfke selinin altında kalmış gibi gözüküyor. Yalancı, ödlek, ikiyüzlü ve çıkarcı bir karakter olan Holden, kendi tüm kötü özelliklerine dünyaya ve kişilere yansıtarak, kendine olan öfkesinin acısını başkalarından alıyor. Kimi yerde ciddi oedipal göndermeler göze çarpıyor. Tüm roman boyunca yapmacıklığı yeren bir karakterin daha ağır basması, daha gerçekçi olması gerektiği halde Holden, çoğu yerde katmansız kalıyor. Aktarım başarılı, herkes ve her şeyle ilgili , her şeyi bilen bir ergen olarak karakter, tüm yardım çabalarını sonuçsuz bırakıyor, sosyal kontrol mekaniklerinin irdelendiği bölümler ciddi eleştiriler içermekle beraber, karakterin hatalı genellemeleri bir kavram veya duruma yöneltilmiş değil. Bu durum eleştirinin ciddiyetinin sorgulanmasına neden oluyor. Karakterin Anti - kahraman olduğu tezine katılmıyorum. Topluma ve kendine yabancılaşan karakter motifi, kendini yitirme korkusuyla tavan yapıyor, ancak fazlasıyla abartılı işlenmiş.

Kayıp Cennet
6/1006.03.2013

Baskı: Kayıp Cennet

İngiliz edebiyatının önemli şairlerinden olan John Milton'ın klasik kabul edilen eseri. Milton, monarşiye karşı Cromwell'i desteklemiş ancak huzursuzluk dönemi sona erip monarşi tekrar kurulduğunda hapse atılmıştır. Hapiste kör olan şair İngilizce'ye en çok kelime kazandıran kişi olarak da bilinmektedir ( 630 kelime ). Epik tempoda yazdığı serbest vezinli romanında Şeytan'ı demokratik bir lider olarak resmettiği için eleştirilmiştir. Metin Cehennemin Prensinin konseyi toplayarak fikir alışverişinde bulunmasıyla açılıyor. Ardından yeni yaratılan ırk olan insanların temsilcilerini bulması, Havva'yı baştan çıkarıp yasak meyveyi yedirme çabası ve insanların atalarının Cennet'ten kovulmasıyla gelişen kurgu Mikail'in Adem'e Tufan'ın görüsünü, geleceği göstermesi ve çocuklarına iletmesi gereken uyarılarla kapanıyor. Her pasajın başlangıcındaki özetler son derece açıklayıcı olmuş. Dipnotlar çok sayıda mitik karakter ve göndermenin yer aldığı metinde göze batacak kadar sık kullanılmamış, göz yormuyorlar. Bazı yerlerdeki ufak çeviri hataları bu kadar karmaşık ve zorlu bir metni ustalıkla çeviren ve lirik tempoya bozmayan çevirmenlere yakışmayacak kadar önemsizler. Tanrı, monarşiyi ; şeytan ise hükümdeki yeniliği temsil ediyor. Havva'yı narsisist yansıtan yazar tüm metni boyunca cinsiyetçi çıkarım ve yorumlarla dokuyor kurgusunu. Bir çeşit iç tartışma yürüttüğü gözden kaçmıyor yazarın : otoriteye itaat ve itaatsizlik, özgür irade ve kadercilik arasındaki gidiş gelişler bu muhasebeye dikkat çekiyor. Püriten algılara başkaldıran metni cinselliği, arzuları yücelten ( elbette evlilik bağı altında 17 yy. da yazıldığı gözden kaçırılmamalı ) cesur görüşlere de ev sahipliği yapıyor. Metin boyunca "tasarımdan doğan argüman" kullanılmış ve Tanrı'ya methiye ve yergi arasında gidiş gelişler bulunuyor. Doğayı anlayarak Tanrı'nın anlaşılabileceğine dair görüşler çağın çeşitli buluşlarını yapılan göndermelerinde vücut buluyor. Tanrı'nın hükmünü oğlu olan İsa'ya devretmesi monarşi atfı yapıyor ve bu ilişki üzerinden monarşi yergisi sıkça dile getiriliyor. Özgür iradeyle ilgili olarak ket vurucu bir sosyal kontrol tehdidi, itaatın kabülüne sebep oluyor. Günahın Cennet'te anlam bulması ve cisme gelmesi gibi son derece çarpıcı yorumlamalar gözden kaçmıyor. Metinde ciddi tutarsızlık ve mantık hataları göze çarpıyor: Dünya Henüz yaratılmışken melekler ve Şeytan'ın Norveç köpüğünden, İtalya vadilerinden bahsetmesi gibi. Metin önce isyankar ve sorgulayıcı bir tonda kendini geliştiriyor sonunda ise itaatkar ve kabullenmiş ( aynı zamanda yitik ) olarak kapanıyor. Milton, daha sonraları Tanrı ve din sorgusunda kullanılacak o kadar çok cephane üretmiş ki bilmeden, hayranlık duymamak elde değil. Lirik dili, akıcı kurgusu ve farklı bakış açısı önemli artıları.

Ağır Görev
7/1005.03.2013

Baskı: Ağır Görev

Mesklin, Dünya'nın bir kaç katından daha büyük ve Jüpiter'dan daha fazla kütleye sahip bir gezegendir. Bu gezegene gönderilen insansız araştırma gemisi kutup bölgesine yakın bir yere düşmüş ve kaydettiği bilgileri gezegenin ayında konuşlanmış olan Dünya'lı bilim insanlarına iletememektedir. Tek çözüm Mesklin'e inip Kütle çekiminin Dünya'nın 660 katı olan kutup dairesinden geminin kara kutusu ve kayıtlarını almaktır. Ancak şu anki teknolojiyle bile bir insanın koruyucu giysileriyle bu basınca dayanması mümkün gözükmemektedir. Sıvı metan denizlere sahip, hidrojenden atmosferi olan ve bir gününü 18 Dünya dakikasında tamamlayan bu garip gezegenin halkına mensup kişilerle iletişime geçen insanlar onları bu zorlu göreve ikna etmeyi ummaktadır... Kurgu kimya bakımından güçlüyken, fizik ve biyolojide tökezliyor. Tüm problemler enlem bölgeleriyle beraber değişen kütle çekiminin yarattığı anomalilerden kaynaklanmakta. Ekvatorda 3 atmosfer basınç kutuplarda 660 atmosfer basınca dönüşüyor. Ancak kendi içinde tutarlı metni ve bu kadar yabancı ve dengesiz bir ortamda kültür ve biyoloji kurgulamak kolay değil. Bu açıdan yazar alkışı hak ediyor, aynı zamanda gezegen fiziği konusunda yanılgısını ortaya koyan hesaplamalar yapan okurlarına da şu cevabı veriyor sunuş kısmında : " Biri oturup hesaplayacak kadar kafa yorduysa veya ilgi gösterdiyse amacına ulaşmıştır." Yazarın ağırbaşlılığı ve elindeki bilgilerle mümkün olduğunca inandırıcı olan kurgusu kendini okutuyor. Bunun bir nedeni de merak öğesini güçlü kullanmış olması. Ortamın kültür üzerindeki etkilerini son derece başarılı vurgulayan yazar hikayesini 2 ana parçaya bölmüş. İlk bölümde bir insanın bölge yerlileri ve yabancı ortamlar olan ilişkisi ve algısı ön plandayken diğer bölümde kurgu Mesklin'li kaptan ve çevreyle, tayfası ve sorunlarla etkileşimine kayıyor. Önemli bir karakter olan Barlannen adlı Mesklin'li, fırlatma, uçma gibi kavramları daha önce hiç duymamış; evlerinin çatısı yok. Bunun gibi ufak detaylar 30 santimlik bir düşmenin bile sakatlayıcı olabileceği bir kütleçekim alanın yaşayan bir uygarlıktan beklenecek tutarlılıkta algılar. Detayların üzerinde durması açısından da başarılı. Mesklin'lilerin bilim için yaptıkları pazarlık bilgi birikiminin ve bilimin önemine vurgu yapan bir pasaj olarak gözden kaçmıyor. Keyifle okunabilecek hoş bir bilim kurgu romanı.

Eve Dönüş
9/1004.03.2013

Baskı: Eve Dönüş

Bir Cadılar Bayramı masalı. Hortlak ailesinin buluşmasını heyecanla bekleyen Timothy'i diğerlerinden ayıran bir şey vardır: O fanidir. kanatları yoktur, kan içmez, sülfür kokusuna katlanamaz, ektoplazması da yoktur, bedenden bedene atlayamaz... Kendi ailesi içinde bir yabancıdır. Tek isteği ailesi içine karışmak, o ölümsüzlerle beraber eğlenebilmektir. Yazar, bir klasik haline gelen hikayesinde son derece etkileyici şiirsel bir üslup kullanmış. Tüm kelimeler bir sonrakini tamamlamak için sıraya girmişçesine akıcı. Çeviri çok başarılı, sıfır hata. Yazarın yabancılaştığı toplumu ve aileyi bu gerçeküstü hikayeyle aktarmasını küçük Timothy sağlıyor. Timothy'e faniliğinin ve farklılığının kıymetini fark etmesini her ailede var olan uçuk bir amca sağlıyor. Kız kardeşinin eşek şakası onun soyutlanmasına vurgu yapsa da aile içinde dargınlık olmaz hele Cadılar bayramında. Annesinin sevgisi ve çocuğunu kabullenmesi de çok güçlü bir motif. Sevgi dolu bir aileye bile yabancılaşabileceğini belirten pasajlar ve arada vurucu olabilen hüzünlü dokusu, gerçekten usta işi. Genelinde yabancılaşılan toplum ve uyumculuk kavramları üzerinde durulan bir eser. Dave McKean'ın ilustrasyonları donuk ve sert hatlı olmasına rağmen hareketli bir aile toplantısı temasına çok güzel bir tezat olarak göz dolduruyor. Gölge ve renk seçimleri çok başarılı. Mezar taşı grisi temayla uyumlu olsa da fazlasıyla kullanılmamış, bu da ressamın ustalığının göstergesi.

Son Tiryaki
2/1003.03.2013

Baskı: Son Tiryaki

Kitap 15 kısa Fantezi / Bilim kurgu hikayesinden oluşuyor. Yazar, Asimov, Le Guin, Kafka, Marx gibi göndermeleri çok açık biçimde kullanmış. Topluma gömülü olan oedipal kompleks tüm hikayelere sinmiş. Kimi hikayeler o kadar ergen erotik fantezisi kıvamında kurgulanmış ki okuru feci soğutabilir. Çoğu kurgu temel aldığı kavramlara takılıp düşmüş. Dualizm ve Jung arketiplerine de yer veren yazar makinedeki hayalet göndermesini kelimenin tam anlamıyla algılamış. En uzun hikayesindeki Arthur C. Clarke'ın Şehir ve Yıldızları esinlenmesi o kadar açık ve kısa kalmış ki... Bir öyküsünde cadı göndermesi, bir başkasında ise peri orjisi kullanmış, gene transparan bluzlar sahnede. Modern çağ eleştirisi olarak kurgulamaya çalışılan hikayeler yalın ve özgünlükten uzaklar. Türk BK'sını geri bırakan tüm hataları net biçimde görmek için alınıp okunabilir aslında. Yazar hatları net çizememiş, sadece kavramların isimlerinden bahsedip toplumsal arka plan ve bilimsel bir gerçekçilik iknasına girmektense yüzeysel davranmış. Özellikle Fantezi ve BK arasındaki ince ayrımları yapamadığı gözden kaçmıyor, ve bu durum Le Guin gibi ustaca bir imge örtülemesi tarzındaki melezlemeden çok kısa kalan kurgulama gücüne işaret etmekte. Ancak en büyük sorun yalınlık. Esinlenmeler farklı bir bakış açısı veya anlatım tarzına kavuşsalar belki güzel kurgulara vesile olacaklar ama sadece kalitesiz kopyalar olarak kalıyorlar. Katmansız karakterler son derece basit kompozisyonlar fırlamış gibiler.

Baskı: Şok Dalgası Süvarisi

Uzak gelecek. Kabilelere dönüş yaşanmış, iktisadi kıyametin ardından külçe birimi nakit yerine geçmiştir. Ağ, herşeye bağlıdır, her şey de Ağ'a. Ekonomik ve sosyal koşular üzerine bahis oynanan bu gelecek kendi "felaket" borsasını yaratmıştır. Tahakkümde son noktalara ulaşan insan genetik shirbazlıkları ve insan mühendisliğine soyunmuştur. Modern çağın heykeltraşları Davranış bilimciler, toplumu ve bireyleri uyumlu bireylere dönüşmeleri için törpülemekte, insanlar baskı karşısında bir boşalma olanağı ( catharsis ) aramaktadı: Bu olanak İşitme Cihazıdır. Bir ağlama ve hakaret duvarı görevi gören bu araç modern toplumun tutkallarından biridir. Sosyal kontrolün geri kalan öğeleri, grup baskısıyla oluşan konformite, göz kapaklarına kadar sakinleştiricelere gömülmüş insanlardır. İşte bu insanlar arasından biri... Nick Haflinger adlı bir adam tüm sisteme savaş açar... Kitabın geneli Nick karakterinin kendini arayışı ve sorgusu sırasında karakterin özelliklerinin ve geçmişinin yapısının aktarılmasından oluşuyor. Son kısım da ise toplumun ters- otopsisine ayrılmış. Nick, üstün yönetici sınıfın yetiştirildiği akademide eğitim alan bir adamdır. Polis ve çete devletinin okullara kadar sızmış olduğu vahşi ve güvenilmez bir çağda kimseye temas etmeden büyümüştür. Büyük bir "düşünce deposu" ( think tank) olan Tarnover zamanla en nefret ettiği şeyleri sembolize eder hale gelecektir. Nick, Tarnover'dan kaçar ve kendine yeni bir hayat inşa eder. Ancak tüm yaşadığı hayatlar ona uyumcu olmasını salık veren toplumla birleşince her seferinde hayal kırıklığına uğrar. Çağın nevrozlarını sırtında taşıyacak kadar güçlü değildir, yakalanır. Bu noktadan itibaren bir toplum ve karakter sorgusuna girer yazar. Yazar, freudyen çıkarımlara fazla yaslanmış ve açıkça davranışçılara saldırmış. Sanal seksle, en insani dürtülerinde biri ayıklanmış bir toplum kurgularken aynı zamanda alt metindeki güvensizlik ve izlenme paranoyasını da desteklemiş. Sosyal darwinizmi en uç noktalarda kurgulayan yazar, kayıtsızlık eleştirisi ne yer vermiş. Evrimsel yaklaşım üzerinden grup psikolojisini açılımlayıp sosyal kontrol mekanizmalarını göz önüne sermiş. Karakterin geçmişinin muhasebesinde her personasının çökmesinin nedenini kendisi olmamasına bağlayan yazar, varoluşçular ve evrimsel yaklaşım psikologlarının görüşlerini melezlemiş. Son derece başarılı benzetmeler ve sürükleyici yapısı, eleştirel dili önemli artıları. Bilimin de dinleri olduğuna dokunan yazar, zamanla kuramların kemikleştiğini ve dogmatik bir gözü dönmüşlükle savunulduğunu hoş bir biçimde belirtmiş. Şirket maskeleri, telefonda günah çıkarmak ,her köşe başında bekleyen panik atak gibi başarılı motifleri ustalıkla kullanmış: dijital bir 1984. Bazı yerlerde fazlasıyla yalın kaçmasına rağmen alt metini destekliyor: Saklanan tüm gerçekleri açığa çıkarmak için Don Kişotvari bir adanmışlıkla çabalayan toplum dışı biri olan Nick'in, bir kara ütopyayı, ütopyaya dönüştürme çabası. Yazar farkında olmadan yerdiği elitizmi bazı yerlerde yüceltmiş ancak bu pasajlar metne zarar vermiyor. Geneli itibariyle çok başarılı bir roman.

Kral Fare
8/1026.02.2013

Baskı: Kral Fare

Saul, sarhoş halde evine evine döner, son günlerde anlaşamadığı babasıyla karşılaşmamak için odasına çekilir ve sızar. Sabah polisler tarafından apar topar götürüldüğünde, tutuklanıp babasını öldürmekle itham edildiğinde tüm dünyası tepesine çöker. Ancak leş kokulu hücresinin kapısını açan ona özgürlük ve bir krallık vaad eden gizemli yabancı tüm gerçekliği algılayış biçimini değiştirecektir. Kral fare, krallığını geri almak niyetindedir ve eğitmesi gereken küçük bir fareciği vardır artık. Böylece Saul, Londra'nın gerçek yeraltı dünyasına girer... Yazar, güçlü ve akılda kalıcı tasvirleriyle yabancılaşan bir aileyi, katılaşmış bir baba- oğul ilişkisini alıp karanlık bir intikam fantezisi kurgulamış. Freudyen göndermeler ve Jung'a dokunan imgeler arasında Lenin'e atıf da bulunmakta. Hikaye totem varlıkları olan Anansi, Hornebom ve Kral Fare'yi kastra edip hükümlerini sona erdirmesinin intikamı üzerine kurgulanmış. Totem varlıkları ve avcılarının kendi aralarında yarattığı mistik bir ekosistem var ve Saul, bir melez olduğu için 2 dünyaya da ait değil. O ne fare, ne de insan. Esasında yazar, Fareli Köyün Kavalcısı masalını, karanlık ve pis Londra arka planında tersten anlatmış okuruna. Kavalcı karakteri, hırs, açgözlülük, kayıtsızlık ve oral fiksasyona bağlanan tüketim güdüsünün, doğaya tahakkümün vücut bulmuş hali. Kısacası, modern çağa dair eleştirilebilecek tüm olgular bu karaktere toplanmış. Yazar, kurgusunda emperyalizm eleştirisine, karşı kültür savunusuna varan yüceltmelere, bireyselcilik savunusuna, kayıtsızlık eleştirilerine yer vermiş. Hayvan ve insan arasındaki gidiş gelişler aynı zamanda, ilkel ve modern ( doğal / yapay ) arasındaki dönüşümlü ilişkiye güçlü vurgular yapıyor. Totem varlıklarının doğanın kendisini, pisliği, çamuru ve günümüzde kabul edilmeyen şeyleri simgelemesi aynı zamanda doğa üzerindeki tahakküm eleştirisi olarak da alınabilir. Kavalcının müziği yerine konulabilecek çok fazla sayıda simge var; isterseniz para deyin, saygınlık veya trend olma gibi konformist olgular güçlü bir tiksinti nesnesi olarak karşımıza çıkıyor. Vahşi ve çılgın bir karşı - masal bu eser. Sürükleyici yapısı, çoğu yerde samimi dili, güçlü çıkarımları büyük artıları. Totem varlıkları gibi tanıdık ve sık kullanılan kurgu öğeleri bulundurmasına rağmen taze fikir ve açılarla dolu yepyeni bir eser olduğunu hissini veriyor. Karakterleri çok boyutlu ve yeraltı Londra'sının coğrafyasına aşina olan yazarın mekan tasvirleri özellikle göz alıyor.

Baskı: İlginç Psikiyatrik Sendromlar

Psikiyatri tarihinde çok az karşılaşılan ve son derece ilginç olguların toplandığı bir kitap. Yazarlar, Edebiyat eserlerinden alıntı yaparak sendromlara giriş yapıyor, tarihçe ile devam ediyorlar. İlk defa bildirilen vakalar üzerindeki olgu analizlerini ve hasta kayıtlarını paylaşıp, sendromun psikodinamik özellikleri, adli yönleri, yaklaşım stratejileri, tedavi önerileri ve prognozdan bahsederek her açıdan ele alıyorlar. Çoğu sendromun nörolojik arkaplanları ve psikopatolojide yer aldığı bölümlere de değinen yazarlar çalışmayı yapan araştırmacıların isimlerini ve tarihleri de vermeyi unutmamışlar. Her sendromun sonunda en az 3-4 sayfa kaynakça sunmaları ciddi bir retrospektif araştırma yaptıklarını kanıtlıyor. Tam olarak bir tıbbi metin sayılmasa da, çevrilmeden bırakılmış veya dipnotla açıklanmamış olan olguların çoğu konuyla alakası pek olmayan okura hitap edecek açıklıkta değil. Dil akıcı ve bakış açısı son derece tarafsız. Olgu üzerinde görüş bildirmiş olan tüm ekoller ve araştırmacıların alıntıları, önermelerle çok fazla tartışmaya girmeden açıklamaya yönelik olarak yazılmış kitabın dokusuna son derece uygun. Sinema ve edebiyatta cisim bulmuş değişik vakalar tek tek mercek altına alınmış. Örneğin Cotard Sendromuna sahip kişiler, öldüklerini iddia ediyor ve gömülmeyi talep edebiliyorlar. Gıda tüketimi ve günlük ihtiyaçların karşılanması onların ölü olduğu sanrısıyla hiç çelişmiyor... Kimi zaman bu sanrılarını kötü koku yaydıkları ( çürüdüklerini düşündükleri için ) veya aldıkları kötü tatlar gibi sanrılarla da pekiştiriyorlar... Son bölümde cin çarpması, medyumluk ve hayalet görme gibi sanrılara geniş yer verilmiş. Yazarlar iddiaların gülünçlüğü karşısında bazen tökezlemiş ve tarafsız kalamamışlar. Geneli itibariyle insan zihni ve ruhunun kırılganlığına adanmış olan kitapta Tourette gibi çoğu zaman nörolojinin ilgi alanına giren nerede yer aldığı ve kökenleri tam tespit edilememiş vakalar, konuyla ilgilenen kişilere hayli ilginç bir okuma sunacaktır. Ancak dipnot eksikliği ve tıp terimlerinin yoğunluğu kimi okuyucunun canını sıkabilir.

Baskı: Yerdeniz Büyücüsü (Yerdeniz Serisi, #1)

Cont Adasında doğmuş olan Duny, "Sanat" 'a ilgi göstermektedir. Annesini çok genç yaşta kaybeden ve çobanlıkta veya tunç işçiliğinde pek gözü olmayan Duny'i köyün cadısı olan halası yetiştirir. Çocuğun içindeki büyük gücü Yörenin büyücüsü Ogion'da sezmiştir. Ailesinden ayrılıp Ogion'un yanına çırak giren Duny, çok güçlüdür ama disiplinsizdir, içindeki hırs onu ustasından ayrılmaya zorlar. Roke Adası'na gidip Büyü eğitimi görmeye başlar, hikayesi tam anlamıyla bitmeden Yerdeniz'in en güçlü büyücüsü olacak bu genç adam önce hasedi ve kıskançlığıyla, gururuyla sınanacaktır... Kendini bulmak için yolculuk yapan genç bir adamın lirik destanını kaleme almış olan yazar, karakterine katman kakmada son derece başarılı. Düalist çıkarımlarla süslenmiş olan Sanat ve felsefesi, yaratılan dünyayla uyumlu. Kıskançlık, gurur, haset gibi özelliklerle boyut kazanan karakterin büyüme ve bilgeleşme yolunda yolculuğu ders çıkarılacak çok öğe taşıyor. Algı farklılığı ve üst üste bindirilen imgeler usta işi sahiden. Konformizm eleştirilerine de yer veren metinde yalnızlık, günlük yaşamda rutinleşen yaşam gibi motifler imgeler altına çok güzel gizlenmiş. Kahramanın kendi karanlığına, kendi kötülüğüne karşı giriştiği varoluşsal mücadele etkileyici. Taoist öğretilerden etkilendiği belli olan yazar, kurgusunda insan ruhunun ikiliği üzerinde detaylı durmuş. Çok güçlü bir eser, fantezi edebiyatının kültlerinden biri ( haklı olarak ).

ÖncekiSayfa 8 / 12Sonraki