Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Doğuştan Yalancı
Yazar metnini genel anlamda yalan anlayışımızı irdeleyerek açmış. Yeni tanışan kimselerin 10 dakika içinde ortalama 3 yalan söylediğini, yalancının hep bir başkası ( kesinlikle biz değil ) olduğunu ve gerçeği içinde bulunduğumuz arkaplana göre sürekli yeniden yarattığımızı, esas kültürel normdan uzaklaştığı zaman ifadenin yalan sayıldığını belirtmiş. Kutsal kitaplara kelimesi kelimesine inanılacak olursa en büyük yalancının Tanrı olduğunu belirtip açıklamış: “Adem ve Havva’nın ölmeyeceklerini bildikleri halde onlara öleceklerini söylemiştir. Tanrı ikiyüzlüyse insan neden olmasın?” Daniel Defoe ve Robinson Crusoe atfı yapan yazar, Humprey’e göre insanın evrimleşmesinin nedenin alet kullanımı olmadığını, toplumsal hayatla baş etmeyi öğrenmenin doğayla mücadeleden daha zorlu olduğunu bu yüzden insanın sosyal arkaplanın evrimleşmesinde kilit etmen olduğunu vurguluyor. Jane Goodall ve orangutanlarla yaptıkları çalışmalara değinen yazar, atalarımızın yaşadığı çevrede hayatta kalmanın ancak başkalarına karşı olan davranışların etkilerini sezerek mümkün olacağını ve bu sayede aldatılan ve aldatan arasında evrimsel bir silahlanma yarışı başladığını aktarmış. Hayvanlar aleminden aldatma davranışlarına örnekler vererek Frans De Waal atfı yapan yazar, beynimizin büyüklüğünden yola çıkarsak 150 kişilik bir sosyal grupla etkileşime girebileceğimizi ifade etmiş. Aldatma sıklığının türün neokorteks büyüklüğüyle ilgili olduğunu da vurgulamış. Jean-Paul Sartre ve J.D Salinger atfından bulunan yazar yalan iki şekilde tepki verdiğimizi belirtmiş: Huzursuzluk , kurnazlık ve zekaya gösterilen hayranlık. Montaigne, Darwin, Kant, Nietzsche,Homeros atfı alıntıları yapan yazar, insan dışı primatlar ve küçük çocukların davranışlarındaki benzerlikleri gözler önüne seriyor: Muziplik, Rol yapma, Örtbas etme, Dikkat dağıtma. Küçük çocukların yalanlarının basit ve savunmaya yönelik olduğu itirafın çabuk geldiğini belirten yazar, bu koşulların 4 yaş civarında değiştiğini söylemiş. Çok küçük yaştaki çocuklar için onların zihninden geçen diğer herkesin zihninden geçen aynı olduğunu, çocuğun diğer insanların kendi zihni olduğunu algılamasının 3-4 yaşları arasında denk geldiğini belirtmiş. Yazar en iyi yalancıların insan davranışlarını en iyi şekilde okumaya eğilimli kişiler olduğunu, bu nedenle otistik çocuk ve yetişkinlerin yalan söyleyemeceğini aktarmış; yalan söylemenin ileriyi düşünme,strateji kurma ve akıl yürütme gerektirdiğini ; çocukların büyüdükçe yalan söylememeyi değil ne zaman söyleyeceğini öğrendiğini belirtmiş. Lincoln ve Jane Austen atfı yapan yazar, çocuğun sürekli karakterinin sorgulandığını hissettiği durumlarda aldatmayı arkasına saklanılacak bir şey olarak göreceğini okuruyla paylaşmış. Konfübülasyon hastalarından bahsedip, William James, Antonio Damasio, David Hume ve Robert Louis Stevenson atfında bulunan yazar, sanatsal hikayecilik ve yalancılığın birbirine çok yakın olduğunu vurgulamış. Sanatın gizli bileşeni yalan olan bir hakikat olduğu çıkarımını yapan yazar, psikopatların doğru ve yanlış arasındaki farkı bildiğini ancak hissedemediğini ifade etmiş. Yaygın inanışın, diğerlerine güvenmeye eğilimli olanların kolay av olacağı, yüksek güvenin saflıkla bağdaştırıldığı ancak bu görüşlerin yanlış olduğunu belirten yazar, kolay aldanmak ve kolay güvenmenin çok farklı şeyler olduğunu vurguluyor. Yalan makinesinin tamamen tutarlı ve güvenilir sonuçlar verdiği inanışının ve reklamının da bir yalandan ibaret olduğunu aktaran yazar, adalet ve toplumun gözünü boyama arasındaki farkı irdelemiş. Sahte itirafların yoğun polis sorgusu altında verildiğini, sonuca ulaşma konusunda baskılanan polisin suçladığı kişide itirafta bulunmasının kendisi için daha iyi olacağı fikrini doğurma konusunda uzman olduğunu aktarmış. Hafızanın şaşmaz bir bilgi deposu olmadığını boşluk olan yerleri kendimizin doldurduğunu belirten yazar, yalan makinesinin mucidi ve Dc Comics’in Wonder Woman karakteri arasındaki ilişkiyi de okuruyla paylaşmış. Paul Ekman’ın ünlü “Mary” anekdotu üzerinden mikro ifadelere giriş yapan yazar, Darwin’in yasaklı kitabına ve ifadeleri ilk kez anatomik olarak tanılamaya çalışan Duchenne’e atıfta bulunmuş. Başkalarını olduğu kadar kendimizi aldatmaya da yatkın olduğumuzu, çoğu zaman harekete geçip ardından motivasyon ve nedenler kurguladığımızı aktaran yazar; hukukun büyük çoğunluğunu yetersiz kanıtların oluşturduğunu ifade ederken modern hukuk sisteminin güvenilirliğini sorgulamış. Güçlü telkin ve konformist baskıların işlenmemiş suçları bile itiraf ettirdiğini de eklemiş. Beynin sağ ve sol yarıkürelerinin ve Corpus Callosum’un işlevlerini belirten yazar, yabancı el sendromunu, bilişsel uyumsuzluk teorisini açıkladıktan sonra, Freud, Coleridge, Schopenhauer, Camus atfında bulunmuş. Matıksallaştırmanın nefes almak kadar doğal olduğunu kendimizi özellikle “ideal imajlar” kurgulayarak kandırdığımızı ifade edip normal insan beyninin gerçekliği belirgin şekilde iyimser bir filtreden geçirerek işlediğini söylemiş. Çeşitli çalışmaların orta seviyede depresif kişilerin gerçekliği daha net algıladığını gösterdiğini ifade ettikten sonra uyarmış: “Kendini veya başkalarını aldatma bir kişi veya grup için faydalı olabilir ancak türümüzün geleceği için ölümcül olma riski taşıyor.” Yazar, en iyi yalancıların kendine daha iyi yalan söyleyebilenler olduğunu belirtip yalanın farklı alanlardaki kullanımlarına geçmiş. Plasebo’ları açıklayan yazar, bir yalan tedavi edebiliyorsa bunun sebebinin bir anlamı olmasından ileri geldiğini; anlamın da insanlar arasında oluştuğunu içlerinde oluşmadığını; ona inanmadığınız sürece bir yalanın sizi iyileştiremeyeceğini ifade etmiş. Şifacının kötü bir şeyi ( ruh, tümör, böbrektaşı vs. ) bedenden çıkardığı şeytan kovma ya da kesip atma metaforunun tıbbın yararlandığı en güçlü cephanelerden olduğunu aktaran yazar, ardından reklam sektörüne geçmiş. Reklamcılığın sadece bilgiyi iletmek değil aynı zamanda tüketicinin almaya razı olacağı sembolik bir değer üretmek olduğunu ve anlamın tükenmez bir kaynak olduğunu okuruyla paylaşan Leslie, yüklediğimiz anlamların en temel fizyolojik etkileri bile derinden etkilediği gösteren örnekler sunmuş: Bir asker ve sivil aynı yaralara sahip olabilir ama farklı şekilde tecrübe ederler. İlaçların basit bir farmasötik kapsül değil, aynı zamanda değişken bir hikayeler evrenine dair semboller oldukları çıkarımını yapan yazar bu bölümü kapatıp yalanın etikle ilişkisine geçiş yapmış. “Kapıdaki katil” motifini okuruna açıklayan yazar yalanın doğasını sorgulamış: Yalanın kendisi kötü müdür yoksa nasıl kullanıldığına göre bu durum değişir mi? Silahlı bir adam kapınızı çalıp içerideki arkadaşınızı sorsa... sofuluğunuzdan ötürü arkadaşınızı ( tıpkı İmmanuel Kant gibi ) açık edip kaderini mühürler misiniz yoksa hiç tanımadığınız ve amaçları bilmediğiniz bu tehlikeli kimseye ( pragmatik amaçlarla ) yalan söylemeyi mi tercih edersiniz? Modern yalan anlayışını Aziz Augustinus’un yaratığını, 8 maddelik bir yalan hiyerarşisi dahi oluşturduğunu ifade eden yazar, yalan beyanın tarihçesini okuruyla paylaşmış. Batı’nın yalanı yasaklayışının ardından o toplumda bireyin yüceltilmesinin yattığını Batı ve Doğu’nun yalana çok farklı gözlerle baktıklarını aktarırken yazar, kültürel arkaplanlarında etik ve sosyal kabuller üzerindeki esnekliğini gözler önüne sermiş. Beyaz yalanları, gündelik sosyal sorunların açtığı yaraları kapatan yara bantlarına benzeten Leslie, küçük yalanların biraraya gelip büyük kamusal yalanlar oluşturabileceğini, modası geçmiş gelenekleri sosyal uygulamalarının insanlar onlara inanmayı bıraktıktan sonra da sürmesini sağladığını öne sürmüş. Nörofizyoloji, sosyoloji, evrim psikolojisinden sıklıkla yararlanan yazar, her sayfası bilgi dolu bir kitap kaleme almış. Popüler bilim adı altında sayfa doldurmak adına verilen boş anekdotlar bu eserde mevcut değil. Son sayfalardaki ileri okuma da detaylı ve bölümlere göre ayrılmış bir kaynakça olarak ilgililere hitap edecektir. Konuyla ilgilenen herkesin sıkılmadan ve mesleki jargonla boğulmadan okuyabileceği keyifli bir kitap.
Baskı: İsyan Pazarlanıyor
Çokuluslu şirketlerin sadece sembol ve hareketleri satış metalarına ürünlerine dönüştürmesini anlatan ve halk hareketlerinin, huzursuzluk ve endişelerin alışveriş girdabında söndürüleceğini fetva eden zayıf bir makalecik.
Baskı: No Logo
Banu Avar, detaycılığında bir korku tüneli ancak doyurucu ve tarafsız görüşler içeriyor. Okunmalı, ders kitabı olmalı o derece.
Baskı: Olmaya Bırakılmışlık
Hiçbir yere varmayan ağdalı laf salataları ve totolojiler altında 20 bin fersah.
Baskı: İkinci Vakıf (Vakıf #3)
Katır’ın Vakıf’ı dize getirmesinin üzerinden geçen 5 sene boyunca, 2. Vakıf’ın hayaletini ensesinde hisseden hükümdar en iyi adamlarını ava yollamak da dahil her şeyi yapmaya hazırdır. Bali Channis adlı hırslı genci dönüştürülmüş Han Pritcher ile beraber 2. Vakfı aramaya yollayan katır bir blöfler düellosunun göbeğine hükümdarlığının geleceğini koymuştur... Bilmediği ise gizemli Vakfın sandığından daha yakında ve tüm düzeni değiştirmeye hazır olduğudur. Katır, genetik bir hata olan varlığını onatmak için tüm galaksiye diz çöktürmeyi kafasına koymuş ve bir bakıma da gerçekleştirmiş olan hüzünlü bir figür. Kısır olması hükümdarlığını sürdürecek çocuklara sahip olmayacağını okura yansıtırken tüm evrene karşı bir sefer düzenleyen bu mutant Napolyon’un kendini kabul ettirmek adına yapabileceğini şeyleri de net bir şekilde görüyor. Aşağılık kompleksi ve megalomani arasından sarkaç gibi gidip gelen Katır, zihinsel tecavüzü bir hak olarak görerek insanların düşüncelerini duygularını değiştiriyor ve onları uysal bir tebaa haline getiriyor. Seldon planı’nın esas koruyucuları olan 2. Vakıf gizliden gizliye Katır’a meydan okuyor ve sabırını test ederek kelime anlamıyla bir akıl savaşına zorluyorlar. Telepati kullanan 2. Vakıf ajanları mahremiyet olgusunu ortadan kaldırdıkları için tehlikeli düşmanlar. Katır’ın kibrini yem olarak kullanan 2. Vakıf üzerinden çok başarılı kurgu oyunları yürüten yazar, basit taşra yaşamına özlemi ve pastoral bir romantizmi de metnine katmış. Vakıf , Vakıf ve İmparatorluk kitaplarında geçen olayların kısa özetini 2. Kitabın kahramanlarından Bayta Darrell’in torunu Arcadia Darrell üzerinden aktaran yazar, Katır’ın ölümünden sonra demokrasiye hızla geçiş olduğunu vurguluyor. Ufak federasyonlar kurulan, ticaret yasalarının düzeltildiği ve sosyal eşitsizliğin azaltıldığı yeni galakside açıkça 2. Bir Rönesans yaşanıyor. 1. Vakfın politik, 2. Vakfın yönetim birimini oluşturduğu tekrokratik bir oligarşinin temellerini atan Seldon planı’nın selametine en büyük tehdit ise 2. Vakfın varlığından kaynaklanmakta. 2. Vakfın varlığından şüphelenen Vakıf artık tekinli hareket ederek bir durağanlığa kapılıyor. Vakfı saran hurafelerle ve batıl inançlarla dolu tarihi onu başa çıkması zor bir rakip haline getiriyor. Fizyolojik ve genetik farklılıklar üzerinden güdülen ırkçılığı kınayan ve akademik dogmatizmi eleştiren yazar, bilim evrim geçirmesi ve yenilenmesi gereken organik bir kollektif bilinç düzeyini olduğunu sıklıkla vurgulamış.İnsan biçimcilik ve din sorgusunu güçlü yürüten yazar, 2. Vakıf üzerinden son derece Makyavellist önermeler sunmuş. K. Dick kadar başarılı akıl oyunları yöneten ve gerçeği sorgulatan metin, her kitabından olduğu gibi determinizm ve özgür irade tartışması yürütmüş : “ Kişi kukla olmadığını ne zaman ve nasıl anlayabilir?” Gizemi aralamaya yönelik tüm çabalar boşa çıkarken polisiye yönü ağır basan arayış öyküsü daha muhteşem bir kurgu oyunuyla son buluyor. Plan’ın eski haline gelmesi için ince ayarlamalar 2. Vakfın yok edildiği ilüzyonu yaratarak tüm kurguyu başlangıç noktasına götürüyor. Seldon Planı artık kaldığı yerden işlemeye devam edebilir...
Baskı: Terra'nın Gizli Ajanı
şok dalgası süvarisinin yazarına hiç yakışmayan çok zayıf bir eser.
Baskı: Ruh Avcısı
ustanın sadece bilim kurgu değil edebiyatın çoğu alanında yetkin olduğunu gösterir nitelikte.
Baskı: Uzayda Büyük Sıçrayış
İlk büyük sıçrama gerçekleştirilmştir. Cesur bir ekip yıldızlara gidip geri dönmüştür, ama bilgiler halktan saklanmaktadır. Bir şantiye şefi olan Arch Comyn, hayatını borçlu olduğu Paul Rogers'ın akıbetini öğrenmek adına Mega şirket Cochrane'in laboratuvarlarına sızar ve onlarla yüzleşir. Edindiği bilgiler suikastçilerin peşine takılmasına, Cochrane'lerin intikam ve hırsla dolu entrikalarına dahil olmasına neden olacaktır. Arkadaşını bulmak için 2. büyük sıçrayışa dahil olacak ve aklın almayacağı şeyler görecektir... Kimi yerde fazlasıyla şovenist ifadeler kullanan yazar, enerji ve maden sektörünü ardından tüm yaşamı kökünden değiştirecek bir olasılık olarak transuranik maddeleri hırslı Cochrane şirketinin hedefine koymuş. Tam bir space opera olan kitap, temelsiz teknolojiler kullanmış. Uzay deliliğine neden olacak kadar sıkı bir izolasyonu, sıçrayış esnasında kurgulayan yazar, Cochrane içindeki çekişmeleri, ihtiras ve intikam döngülerini fazlasıyla kurgusuna dahil etmiş. Tıbbi iktidar imalarına yer veren, Yeşil anarşist imaları Bernard Yıldızındaki transuranikle mutasyon geçirmiş insanlar üzerinden götüren kurgu "soylu vahşi" mantrasını yüceltmiş. Maslow'un "ihtiyaç piramadine" atıfta bulunmuş. Aşkıncılık akına dair ifadeler, varoluşçu imalar içeren kitap son bölümlerinde "Cennet"'in tersine mühendisliğine girişmiş. İhtirasların, ihtiyaç ve arzuların ötesindeki hayatın yaşamaya değer olmayacağı argümanını güçlü bir şekilde savunsa da sönük bir sonla kapatmış. Genelinde okuması hoş bir space opera, türün hayranları beklentilerini yüksek tutmadığı sürece keyif alacaktır.
Baskı: Kutsal Gezegen
Komisyonla çalışan bir kaşif olan Bill Warden, maden filizleri yoğun olan bir gezegen keşfeder. Gezegenin halkı fazla gelişmemiş bir ırktır. Rakipleri de aynı gezegene göz koyunca, gezegen üzerinde hak iddia etmek için yarışırlar, ancak hırslı iki kaşif grubunun da hesaba katmadığı biri vardır: Gezegenin Tanrısı! Din ve tanrı eleştirisi ile açılış yapan metin, mizahi yönden yaklaşmış diyaloglara. Uygarlığın belirtisi olarak radyo sinyallerinin aranması görüşünü benimseyen yazar, " Altın Humması" arkaplanını yıldızlararası uzaya uyarlamış. Büyük şirketler keşfettikleri gezegenlerin kaynaklarını işletiyor ancak onları düzenleyecek bir federasyon yok. Korporatizm eleştirilerini metne saklamış olan yazar, nüfusun kontrol altında tutulması yöntemi olarak doğal afetleri bir seçenek gibi tanıtırken Malthusçu ifadeler kullanmış. Rahip - kral olarak kurguladığı gezegen yerlisi Zelnak hırslı bir rahip karikatürü olarak sunulmuş okura. Dalga geçmek için Zelnak'ın seçtiği saçmalık toplu iğne üzerinde dans eden melekler oluyor. Buna benzer abartılı ve ilginç tezatlar metin bulunca bulunabilir. Terraform yapan tanrı "En Ulu" sıkıntıdan coğrafyayla oynuyor, rutini bozmak için dışarıdan uzay gemilerini gezegenine çekip canlı ithal ediyor ve kuralları nasıl bozduklarını incelemek için din gönderiyor. "Soylu vahşi" kavramına sempati duyan "En Ulu" bir medeniyetin tersine mühendisliğine soyunurken doğaya tahakküm konusu irdeleniyor. Descartesçi bir aşırılığın metne hakim olduğu gözden kaçmazken, şovenist ifadeler de okuru rahatsız edebilir. Çoğu karakterin karikatürize olarak kurgulandığı metinde Dünya'nın sosyal gelişim evreleri irdelenmiş ve Papalığın, Kilise'nin yükselişiyle dalga geçilmiş. Deus Ex'i fazlasıyla kelime anlamıyla alan yazar, "En Ulu"'yu makinadan bir tanrı olarak kurgulamış. Adem ve Havva deneyine girişmek isteyecek kadar "İncil'le kafayı bozmuş olan "En Ulu"'yu kapatmak için karakterlerin yaptığı yolculuk klasik bir "yeraltı dünyasına yolculuk" motifi. "Makinelerin yükselişi" konsepti ilginç bir şekilde işlemiş olan şaşırtıcı ve donuk bir sonla metni kapatmaya çalışan yazar, başarılı olamamış. Ortalamanın çok altında kalan kitap Okatlar serisini tamamlamak isteyen okurlar dışında türün hayranlarına dahi keyif verecek düzeyde değil.
Baskı: Sürgündeki Yıldız
Kumandan Perry Rhodan, yıldızlar-arası yolculuk teknolojisini yeni geliştirmiş Terra'nın düşmanları olan Frank-Passörlere karşı güç kazanması için yeni teknik ve silahlar peşindedir. Kadim bir ırk olan Arkonid imparatorluğundan ayrılan isyankar Frank-Passörler ticari tekellerinin bozulmaması için her şeyi yapmaya hazırlardır. Rhodan, bu güçlü düşmanlar karşısında Dünya'yı koruyabilmek için şakacı yarı tanrılarla imkansız yolculuklara çıkacak zamanın ve uzayın sınırlarında zorlu bir maceraya atılmak zorunda kalacaktır... Temelsiz ve ucuz bir space opera olan bu roman ( hayran kitlesi beni linç etmekte özgür, buyrun.. ) da yazar "gençlik çeşmesi" motifini bilim kurgu arka planına uyarlamaya çalışmış. Kayıp gezegen Delos ve onun egzantrik lordu olan "Ölümsüz" kurguda önemli yer kaplamakta. Yeni silahlar bulmak için Delos'a yelken açan Rhodan ve mürettebatı bir yarı-tanrı olan "Ölümsüz'ün eşek şakalarına katlanmak zorundalar. Erotik öğelere fazla bel bağlayan kimi yerlerde şovenist ifadeler kullanan yazarın metninde çevrilmeden bırakılmış kelimeler açıkça görülüyor. Delos üzerinden doğaya tahakkümü iması yapan yazar, canı sıkılan tanrısı olan "Ölümsüz"le yapay insanlar yaratmış, böylece Descartesçi bir tahakkümün aşkıncılık akımıyla uyumsuz dansı çıkmış ortaya. Zamansal paradokslara takılıp düşen kurgu, beden-ruh ikiliğini savunmuş ve rüyaların kelime anlamıyla gerçek olduğunu iddia ederken saçmalaması tepe yapmış. Akıl almaz çeviri hatarıyla delik deşik olan metinde kurgu boşlukları ve mantık hatalarına örnek vermek gerekirse... teleskopları veya radarları olmayan bir ırkın tüm gezegenlerini bir uzay gemisine dönüştürecek ( ki yıldız sisteminden çıktıklarında tarım veya yaşamı nasıl sürdürecekler o da merak konusu olabilir ) teknoloji seviyesine ulaşıp yıldızlar arası motorlar inşa etmesi yeterli olacaktır, örnek olarak... Klasik Freudyen psikanalizi yücelten, kurgusunda geniş ve alakasız yer veren yazar transferans, vıcık vıcık bir Elektra kompleksi ve Skinner'ı dahi utandıracak seviyede davranışçılığın yüceltilmesini de içeren lezzetsiz bir fikir salatasıyla sayfa doldurmaya çabalamış. Catharsis'e feci yüklenen ve psikanalizden de turp yetiştirmek kadar anladığı belli olan yazar " makinelerin yükselişi" konseptini de metnine dahil etmiş. Zayıf bir korporatizm eleştirisi yapan yazar son derece zayıf olan romanını sonlandırdığında okura derin bir "oh" çektiriyor.
Baskı: Cebirci
Sene 4034. Mercatoria Hükümdarlığı'nın uzak bir köşesindeki Nasqueron'da, Yavaş Kahinler Tarikatı'na dahil olan Fassin Taak, kadim bir ırk olan Ahali'yi araştırmaktadır. Yaklaşan İşgal söylentisi, askeri eğitimi olmamasına rağmen Fassin Taak'ın Şeriflik Oculası tarafından binbaşı yapılarak milyarlarca yıllık bir sırrın peşine düşmesine sebep olacak olaylar serisini başlatacaktır... Yazar metnini açarken animalist imalar kullanmış, insanlar belli koşullar altında hayvan beden parçaları insanlara entegre edilebiliyor. Klan Bantrabal ( Yavaş kahinler ) 'ın lideri ve Fassin'in amcası olan Slovius'un bir ayıbalığı olması, aslan yüzlü bir suikastçi gibi örnekler verilebilir. Bu uzak gelecek romanında Descratesçi bir tahakküm hakim, insanların hafızaları silenebiliyor, insan bedeni üzerinde çok gelişmiş bir anlayış mevcut.Genetiğe olan hakimiyetleri anne karnında istenilen özelliklerin yerleştirilmesini sağlamakta. İlerleyen teknoloji, yeni ve dehşet verici işkencelerin icat edilmesine neden olmuş. İnsan ömrü bin yılın üzerine çıkmış bu sayede ışık hızında yolculuk insanlığın galaksiye yayılmasını sağlıyor: Yolculuklar solucandelikleri aracılığıyla yapılıyor. Kadim Irk "Ahali", Galaksiye Yayılmanın Anahtarını Elinde Tutuyor Kurgusunu milyarlarca yıllık bir galaksi tarihine yayan yazar, en eski ve bilge ırk olarak gaz devlerinde yaşayan Ahali'yi metninin önemli bir parçası olarak kullanmış. Nasqueron'un bulut katmanları arasında yaşayan Ahali ve onları araştıran Kahinlerin ilişkileri deniz biyologlarının memelilerle olan ilişkilerinin sofistike bir uyarlaması olarak dizayn edilmiş. Ahali'nin sosyal dinamiklerine sert Darwinist ve Freudyen imalar hakim olmakla birlikte, kayıtsız yapıları sosyal eleştiri olarak alınmalarına neden olabilir. İnsan merkezci ahlak anlayışı ve yararcılık , Ahali'nin sosyal dinamiklerini tartışırken karşı karşıya geliyor. Milyarlarca yıl yaşayan bir ırkın gençlerinin 100 yıllık süre boyunca köle, av ve yemek olarak sınıflandırılması tüm bu tartışmasının ortasındaki motif. Ahali'nin sahip olduğu teknoloji ve askeri güç bir sır. İşgal kuvvetlerinin başındaki general/rahip Luseferous ( Lucifer iması ), katıksız bir sadist. Bir diktatör olan Luseferous üzerinden anal sadistik bir sağaltım yapan yazar Freudyen öğelere fazla ağırlık vermiş. Akıcı diliyle, hiyerarşi, militarizm ve kayıtsızlık eleştirisi yapan yazar geçmişe gidiş gelişlerle öyküsünü kurmuş. Yenilikçilik ve gelenekçilik tartışmasını Yavaş Kahinler deki dinamikleri değiştirmeye çalışan Fassin Taak üzerinden işleyen yazar, kimi yerde Orwellyen tezatlar kullanmış. Kahin hiyerarşisinde Fassin'in yarattığı dalganlanma ile sorgulanan tartışma sonunda, yenilikçilik yüceltilmiş. Fassin'in geçmişindeki bir olay "hayatta kalanın suçluluğu " sergilemesine neden olurken kurgu içinde yer kaplayacak olan Saluus'un da okura tanıtılmasına hizmet ediyor. "Ciddiyet Okulu" bir askeri akademi olarak yasal bir işkence odasından farksız. Ordu'dan metin boyunca sıkça söz edilmesine karşın güçlü militarizm eleştirileri ve kimi yerde mizahi dokundurmalar dışında kurgu için yer kaplamamakta. İşgal Kuvvetleri Yaklaşırken... Yapay Zeka bir tabu ve geçmişte yaşanan büyük bir "etnik temizlik" sonucu kurulan Şeriflik Oculası yeni bilinçlerin devreler arasında uyanmamasını sağlamak için gereken tüm önlemleri alıyorlar. Kimi yerde mota mot çeviriler göz çarpsa da metnin geneli son derece başarılı. Polis şiddeti sorgusu ve acımasız uygulamaların detaylı tasvirleri anarşist imalar içermekte. Ahali listesi " Cebirci" nin peşindeki Fassin,'in Öteden gelen ajanı olmasına dair yapılan imalar ve kurgu oyunları gibi sonunda bir motife bağlanmayan kurgudaki delikler belli yerlerde ciddi tutarsızlıklar oluşmasına neden olmuş. Rehavetteki uygarlık "Ahali", toplumsal yaklaşımı ima etmekte. Yavaş ve Hızlı ahali kıyaslaması , tüketim toplumu atfı ve eleştirisi olarak okurun karşısına çıkarken beden ve ruh ikiliği görüşünü tüm metine hakim olduğu gözden kaçmıyor. Konformizm uyarılarını Ahali üzerinden yürüten yazar, Platocu bir imayla " Gerçek"i hegemonya dini olarak kurgulamış. Bilimsel kuşku ve merakın dinleşerek ana akım inanç haline gelmesi güçlü bir tezat olarak kullanılmış. Ahali üyesi Oazil üzerinden anarşist argümanlar yürüten yazar, Saluus karakterini yürüyen bir "İd" olarak kurgulamış. Saluus'un babası ile olan ilişkisi üzerinden klasik psikanalitik sağaltım yaparak doyumsuzluğu ve oral fiksasyonu açıklamaya çalışmış. Çığrından çıkmış bir hedonist olan Saluus bir kadın avcısı. Ağır bir sosyal Darwinizmin Mercatoria hiyerarşisine hakim olması, yazarın elitizm ve oligarşik tahakküm kurguladığı seferberlik koşullarında toplumsal müşterek ve bireysel özgürlüklerin ihlal edilmesine neden olan azınlığın hükmünü vurguladığı başarılı öğeler. Uzay giysisi/mekiğinden çıkışı doğuma benzeten yazar, ayrılık gerginliği iması yaparken yaşam ve uzayı benzeterek nihilist bir argüman olarak kullanmış. Ythyn ırkını ölüme tapan uzay boşluğundan ceset toplayan bir ırk olarak dizayn eden yazar, "Thanatos" atfında bulunuyor. Savaştıkları başka bir ırk tarafından yenilip genetik manipülasyona tabi tutulan Ythyn, son derece hüzünlü öğelerle bezenmiş. Kadercilik bu ırk üzerinden eleştirilirken ibret motfi olarak okurun karşısına çıkıyor. Cotard Sendromuna sahip bir yıldız gemisi yapay zekası, canlı ve kadim bir ırk olan Bulutçular ( yazarın bitkisel kökenli olduğunu iddia ettiği zeka sahibi bir nebula türü ) gibi son derece taze ve kimi yerde fazlasıyla desteksiz motifler metni canlandırıyor. " Makinedeki hayalet" atfı yapan yazar, metninin tümünde binlerce yıl süren cümleler kullanmış. Bağlaç ve virgülleri yarı otomatik cephanesi gibi kullanan yazar kimi zaman bir sayfanın üçte biri tutan cümleler kuruyor. Kurgudaki boşlukları ve yüzlerce sayfada kurduğu motfi saniyeler içinde çok da ikna edici olmayan bir şekilde dağıtması okurda hayal kırıklığı yaratabilir. Geneli ortalamanın üzerinde olan kitap sadece Bilim kurgu hayranlarının ilgisini çekecektir.
Baskı: Elif
Elif, İran’da ismi belirtilmeyen bir kıyı şehrinde yaşayan genç bir hackerdır. Sevgilisinin onu terk etmesiyle yıkılır ve kendisini sanal alemde asla görmemesi için çok gelişmiş bir tanılayıcı/ keylogger dizayn etmeye başlar. Eski sevgilisinin ona yolladığı kitap tüm dünyasını alt üst edecek sanal dünyayı ve başka alemleri de sarsacak çatışmaları başlatacaktır. Yan komşusuyla beraber Devlet’in gönderdiği polislerden kaçan Elif, cinlerin de yardımını arayacak alemler arasında bir kovalamaca başlayacaktır... Yaşlı bir adamın hapsettiği bir cine zorla hikaye anlattırmasıyla açılan eser, büyüyle doğaya ve algılara tahakküm arzusuna vurgu yapıyor.Entropiye atıfta bulunan metin Philip Pullman’ın Altın Pusula’sından bahsetmiş. Aile içinde bir iç grup dış grup çatışmasını Elif ve annesi üzerinden aktaran yazar, toplumda bulunan ırksal ayrımcılığı vurguluyor. Çokça siyasal tarihi gönderme yapıp elitizm ve sosyal adaletsizlik vurgularına başvuran yazar sansür altında baskıcı bir hükümet ve toplumun dayatmalarını tanımlıyor. Elif ve İntizar’ın kırık aşkı ırksal arka planından doğan ayrımcılığa bağlanarak, katı sosyal dayatmalar vurgulanmış. Elif’in çocukça hezeyanı onu çok gelişmiş bir hack aracı yaratmaya itiyor. Atatürk ve John Addams atıfları yapan yazar “Makinedeki Hayalet” atfında bulunmuş. Kaçışçılığın Elif üzerinden irdelendiği metinde gerçek dünyadan çekinen Elif sanal alemi ve makineleri insanlardan ve hayattan daha rahatlatıcı bulmasıyla vurgulanmış. Mistisizmi yücelten Vikram, son derece ilginç ve taze bir karakter olarak okurun karşısına çıkıyor, bilgeliği yüceltiyor. Narnia Günlükleri atfı yapan yazar, Binbir Gündüz Masalları üzerinden gizli Jung ve ortak bilinçaltı göndermelerinde bulunmuş. Görücü usülü evlilikler ve nette başlayan ilişkileri son derece güzel bağdaştıran yazar, Baudrillard atfı yapmış ve Modern Batı ve Doğu’yu kıyaslamış sıkça. Toplumun yüzeyinin altında yatan seksizm ve ırkçılık tecrübesiz bir oğlanın ağzından okura aktarılıyor. Kuantum hesaplamaları ve Kur’an’ın farklı anlamları, anlambilim hakkındaki çıkarım ve önermelerin dansı ahenkli akıcı ve ilgi çekici. İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı işkenceler ve psikolojik çözünmeye neden olacak vahşetin tanımlandığı hapishanede geçen bölüm okuru rahatsız edebilir ancak diktatörlüğün gerçekliğini aktardığı için son derece başarılı. Elif’in sanal alemde Devlet’e açıkça saldırması, isyankar tavırlarında Arap Bahar’ının esintileri hissediliyor. El, anal sadistik yönelimleri olan çığrından çıkmış bir pragmatist. Nesne ve özne kavramlarının karıştırılması bu tahakküm delisi ayrıcalıklı üzerinden aktarılmış. Elif’le benzeşmelerine rağmen önemli konularda taban tabana zıt karakterler. Akıl sağlığını korumak için geçmişinin imgelerine ve Dina’nın imajına sarılan Elif’e demokrasinin artık demode olduğunu, halkın kendi gücünden korktuğu için gidip oy vererek yetkisini aktardığını söyleyen El üzerinden aynı zamanda kayıtsızlık eleştirisi de yürütülmüş. Elif’i kandıran Farukyaz nihilizm savunusu yaparken, yazar, sosyal değiş tokuşları sorgulamış. Kadın mahkumlara tecavüzün “normalliği” ise okurun kanını donduruyor. Lebon’a atıfta bulunan bir devrim kurgulayan yazar, kibrin veya bilenen silahın sahibine döneceği klişesiyle bitirmiş. Populist argümanları iki kadın arasında seçim yapmaya zorlanan Elif üzerinden aktaran yazar, metnin devrimci altyapısına karşın kadın haklarını, peçe gibi dayatmaları hiç sorgulamamış aksine yüceltmiş. Bun a benzer tutarsızlıklar kendine haklı yarım bir metin oluşmasına neden olmuş. Sadece ifade özgürlüğünü sanal alemde talep eden yazar, diğer özgürlükleri metnine katmamış. Acem kültürünü yüceltmeye biraz fazla çabaladığı Batı’yı eleştirirken ortaya çıkan çıkan yazar, kraldan çok kralcılık yapmış kimi yerde.Akıcı, sürükleyici bir metin ve kesinlikle okunmayı hak ediyor.
Baskı: Merkeze Seyahat (Asgard Üçlemesi #1)
Michael Rousseau, yapay dünya Asgard'ın gizemli alt katlarını araştıran bir çöpçü ( scavenger ) dür. Çoğu uzaylı ırkın üzerinde toplandığı Asgard, Tetron ırkı tarafından yönetilen bir kültürel çorbadır. Çoğu uzaylı ırkı ufak tefek biyolojik farklar haricinde birbirlerine benzemektedir. Kültürel açıdan farklılaşan bu topluluk Asgard'ın taşıdığı gizemleri çözmek için üzerinde yaşamaktadır. Donmuş bir cehennemin üzerinde yükselen Asgard'ın geleceğini etkileyecek olaylar bir Salamandran andoridin gezegene iniş yapmasıyla başlayacak ve Mike Rousseau'nun çirkin bir komployla suçlanmasıyla hız kazanacaktır. Topluma borcunu ödemek ve özgürlüğünü elde etmek amacıyla Mike merkeze yıldız ordusu askerleriyle beraber yolculuk yapmak zorundadır... Tanrıların Evi, Asgard'ın merkezini saran gizem bir an olsun okuru rahat bırakmıyor. Evrenin 4 büyük gücüne hükmetmeyi başardıklarına inanılan Asgard'ın gerçek sakinlerinin çöpleri ve milyonlarca yıl önce kurdukları dış katmanlar içindeki rotalar yüzeydekiler için servet değerinde. Tetron ırkı, kayıtsız bürokrasiyi temsil eden talepkar ve kendine haklı bir ırk. Çalışmanın alternatifi olarak köleliliği gören Tetronlar üzerinden, kapitalizmin sonraki aşamasının bu olacağını ima eden yazar güçlü uyarılarda bulunmuş. Ekonomik bolluk olan bir toplumda kişi borcunu ancak kendini satarak ödeyebilir diyen yazar, antimilitarist hiciv ve bürokrasi eleştirileri eklemiş metnine. Çok katmanlı olan kurgu ne yazık ki çeviri hataları ve motamot çevirilerle dolu. Ancak bu durum son derece merak uyandırıcı ve akıcı olan kurgudan kopmaya neden olmuyor. Asgard gibi çok eski ve çok sayıda gizemler barındıran bir yapı çok sayıda spekülasyon oluşmasına neden oluyor, bir nevi " Boş dünya (hollow earth)" modeli olan gezegenin merkezinde yapay bir yıldız bulunduğuna dair dahi söylentiler dolaşıyor. Mrylin üzerinden , Frankestein atfı yapan yazar, metninde doğaya tahakküm motifini tüm kurgusuna yaymış. Her sayfasına entropi ( termodinamiğin 2. yasası ) nin sızdığı eser ilginç çıkarımlarda bulunmuş. Yırtıcı bir ırk olan Vormyrlerden Amara Gurr üzerinden yeme alışkanlıklarına göre kültürel sınıflandırmaya tabi tutulan Asgard, konformizim ve zayıf da olsa taze olan bireycilik savunularına ev sahipliği yapıyor. Esinlenmeleri arasında en çok "Rama" ve "Işık Tanrısı" yla olan yakınlığıyla göze çarpan metin, eski tanrılara ve teknolojiye olan hakimiyetlerini överken "Işık Tanrısı" na, devasalığıyla ve eski bir teknoloji harikasına olan ilgiyle de "Rama" ya yaklaşıyor. Sonlara doğru gerçeklik sorgusuna giren yazar, gizemi ve merak öğesini son sayfasına değin taşımış. Başından sonuna keyifli bir okuma sunan eser, kalitesiyle şaşırtıyor.
Baskı: 100 Dünya`nın Gizli Yüzü (100Dünya #1)
Sandiane ve babası, çok tanınmış iki gazeteci olarak içinde bulundukları uzay gemisinin kaza yapmasına ve Başkadeniz gemilerince kurtarılmasına ilk elden tanık olurlar. Başkadeniz gemilerinin akıl almaz hızlarda seyahat edebilmelerini ve gezegeni saran sır perdesini aralayarak şöhretlerini pekiştirmek adına gezegene iniş yaparlar. Ancak aradıkları sır tüm gezegen tarafından paylaşılmaktadır ve sakinleri bu gazetecilerin işini hiç de kolaylaştırmayacaklardır. Sandiane’nin şöhret ve ahlak arasında seçim yapmasını gerektirecek olaylar dizisi gemilere dair sır perdesini aralamasıyla başlar.... Uzak gelecekte insanlık yıldızlara yayılmış ve 100 dünya üzerinde koloniler kurarak, Federasyon’un birer parçası olmuşlardır. “Warp drive” kullanan gemiler uzay ve zamanı bükerek ışık hızından daha hızlı ( FTL ) seyahati gerçek kılmış, günlük yaşamın bir parçası haline getirmiş. Başkadeniz’e ait gemiler ise farklı bir isimle anılıyorlar : Abis. Bir okyanus dünyası olan Başkadeniz, doğal güzelliğiyle turistleri çekiyor, ancak bu güzellik insanları sırlarından uzak tutmak için ortaya konan bir yem. Dünya’nın artık sadece bir sayfiye yerine dönmüş olduğu bir zamanda, tuz arıtıcı devasa su altı fabrikaları, gelgit enerjisini hasat eden enerji santralleri gibi teknolojik gelişmeler de okura sunulmuş. Katı bir Makyavellist olan Sandiane üzerinden habercilik ve casusluk arasındaki sınır tartışılmış. Bilgi edinme özgürlüğü ve kişisel mahremiyetin korunması arasındaki çatışma tüm metin boyunca okurun karşına çıkıyor. Gelenekçilik ve yenilikçilik tartışmasını Sandiane ve annesi üzerinden götüren yazar, şımarık bir materyalist olan Sandiane’nin inançlarını sorgulatarak metnine çeşni katmak istemiş. Andy Warhol atfı yapan yazar, nesne-özne ilişkisinin karıştırıldığı uyarısını gene ana karakteri üzerinden yapmış. Sandiane ve babasının Gezegen arkaplanı üzerinden neredeyse gözden kaçacak elitizm yergisi de yürütmüş yazar. Uçarkamerasına insanlardan daha çok değer veren ve sadık olan Sandiane teşhirci bir karakter özellikleri sergiliyor. Gezegenin gerçek efendileri olan Abisler, sentetik gemiler değiller; aksine son derece zeki ve biyolojik formlarını isteklerine göre yeniden düzenleyebilen canlılar. İnsanlarla bir çeşit sosyal sözleşme yapmış olan bu canlılar uzay ve zamanı büküp imkansız süratlerde uzayda yolculuk yapabiliyorlar. Biyolojileri açıklanamayan Abisler hem evcil hayvan hem de seyahat aracı olarak aktarılmış. Tıpkı “Ejder Uçuşu”ndaki gibi telepatik bağ kuran bu canlılar üzerinden “Leviathan” dolayısıyla “Tevrat” atfı yapılmış. Stockholm sendromuna da atıfta bulunan yazar, uçların biri teşhircilik de bir diğeri ketumluk da olan iki karakterin olgunlaşan aşkını aktarırken, ana karakterin kendi hayatının da medya sirkine dönmesiyle onu Başkadeniz insanlarına yaklaştırıyor. Medyatik bir şovla metnini kapatan yazar tartışmalarını net bir biçimde kapatmamış. Hem biyolojik hem fiziki açıdan imkansız canlılar olan Abisler, yarım bir metinle birleşince sadece Y/A bilim kurgu hayranlarının ve yeni bir şeyler okumak isteyenlerin keyif alacağı bir kitap çıkmış ortaya.
Baskı: Vakıf ve İmparatorluk (Vakıf #2)
Geçmişin ihtişamını, İmparatorluğun köhne ve tembelleşmiş mekanizmalarına rağmen geri getirmeyi takıntı haline getirmiş büyüklük düşleri içinde kaybolmuş genç bir general, hırslı bir şekilde Vakıf’ın yerini aramaktadır. Vakıf’ın ticaret ve hurafelerle ördüğü kalkan, Vakıf’ın amacından habersizlere karşı güçlü bir kalkan , amacını bilenler için ise determinist bir iyimserlik kaynağı. Determinizm ve özgür irade tartışmasını yürüten yazar, Vakıf’ı yenilikçiliği, İmparatorluğu ise gelenekçiliği temsil edecek şekilde kurgulamış. Lathan Devers tam bir pragmatist olarak dizayn edilmiş. Psikotarih LeBon’un çıkarımlarıyla olasılık istatistiğinin uç noktalardaki bir evliliği olarak yorumlanabilir. Aynı zamanda Newtonyan ve Kuantum fiziği arasındaki uyuşmazlıkta determinizm ( mekanik evren ) ve özgür irade ( olasılıklar evreni/ çoklu evrenler ) tartışmasının temsilleri bulunmakta. Elitizm yergisinde bulunan yazar, Ducem Barr ve Lathan Devers arasındaki ittifak, İmparatorluk’a duydukları öfke ile oluşuyor. İmparatorluğun merkezi Trantor’un varlığı doğa üzerine tahakküm iması ve çevrecilik uyarıları barındırıyor. Bürokrasi eleştirilerine de yer veren usta, güçsüz imparatorlar yönetimdeyken güçlü generallerin taht için birbirleriyle savaşacaklarını, güçlü imparatorların ise gelişmeyi durduklarını bu nedenlerden ötürü Vakıf’ın kendisine fetih amaçlı savaş açamayacakları çıkarımda bulunmuş. Yenilikçiliği temsil eden Vakıf, kurulmasından 300 yıl sonra yerini almak için kurulduğu İmparatorluk’un günahlarını sergilemeye başlıyor: Durağanlık, baskı, eşitsizlik. Vakıf’ın seyahat sınırlamaları ve vergi düzenlemeleri yüzünden fakir düşmüş olan tüccarlar, Galaksi sahnesinde yeni ortaya çıkan ve gittikçe güç kazanan bir generali desteklemeyi düşünüyorlar. Yüzbaşı Han Pritcher ve Vali’nin diyalogları üzerinden Dunning-Kruger Sendromu atfında bulunan yazar, bir din gibi benimsenen Seldon Planı üzerinden İncil alıntısı yapıyor: “ Seldon’un planları yalnızca kendine yardım eden yardım eder.” Bir mutant olan Katır, klasik böl ve yönet taktiğini kullanıyor, Vakıf ve tüccarların arasındaki dargınlığı istismar ederek kendine karşı çıkabilecek bir ittifakın önüne geçiyor. İkinci Vakıf en büyük sır olarak İlk Vakıf ve Katır’ın karşısında bulunuyor. Bu sırrın ortaya çıkmaması için Bayta, yapabileceğini düşünemediği şeyler yapıyor. Kişisel görelilik vurgusu Katır üzerinden yapılırken başarısızlıkla sonuçlanan arayış İkinci Vakıf’a gelecek mücadeleye hazırlanması için zaman kazandırıyor. Yazarın çıkarımlarının gücü kurgusuna çeşni katarken kurguladığı evren gittikçe daha net bir şekil kazanıyor.
Baskı: Hatasız Düşünme Sanatı (Yapmamanız Gereken 52 Düşünce Hatası)
Hatasız Düşünmek Mümkün Mü? Günlük hayatta sıklıkla fark edemediğimiz düşünce hatalarını, Daniel Goleman'ın deyişiyle "lacuna" ( bilinçteki boşluklar ) bu kitapta bir araya getiren yazar; her bölümünü 3-4 sayfaya sıkıştırdığı, anekdot ve örneklemelerle süslediği pasajlarla okuruna taşıyor. Günlük hayatta başarılar başarısızlıklardan daha fazla görünürlüğe sahip olduğu için, başarı olasılığını gerçekte olduğundan daha yüksek algıladığımızı, eleme kriterlerini sonuçlarla karıştırdığımızı ( yüzücü vücudu yanılsaması ), bilgimizi ve öngörümüzü sistematik olarak gözümüzde büyüttüğümüzü ( aşırı güven etkisi ) belirten yazar, bazı kavramları küçük parçalara bölerek kitabına taşımış. Konformizm kavramı okurun karşına 5-6 bölümde çıkabilirken, Genovese sendromuna 3 bölüm ayrılmış. Jargona dayalı yazmadığı için daha okur dostu görülecebilecek olan kitap ilginç bir ironiye de ev sahipliği yapıyor: " Bir ürün <sırf en çok satıldığı> için neden daha iyi olsun ki diye soran yazarın kitabının 1 milyondan fazla satması gibi. ( Batık maliyet yanlışı / Concorde etkisi ), Yapılan manevi veya maddi yatırım ne kadar büyükse planı devam ettirme arzumuzun o kadar güçlü olduğunu ifade eden yazar, Huxley ve Darwin atfı yapıyor. Yeni bilgileri var olan inanç ve teorilermizle ve dünya bakışımıza uygun olacak şekilde yorumlamaya eğilimimiz olduğunu, beynimizin doğrulanmayan kanıtları 30 dk içinde unuttuğunu sırf bu yüzden Darwin'in yanında hep not defteriyle dolaştığını anlatıyor. Hepimizin dünya, kariyer, hayat ve ilişkiler vs. ile ilgili kuramlar geliştirdiğimizi, bu kuramlar ne kadar muğlaksa doğrulama eğiliminin o kadar güçlü olacağını ifade ediyor. İnternet'in doğrulama eğilimini aynı düşünen kişilerle bir araya gelmemizi kolaylaştırdığı için destekleyeceğini söylüyor. Otorite'ye Neden Baş Kaldırmalısınız? Milgram'ın dehşet verici "otorite" deneyini detaylı olarak okuruyla paylaşan yazar, otorite önyargısının ciddi bir düşünce hatasına olduğuna değiniyor. Mantıken ve ahlaken hiçbir anlamı olmayan yerlerde bile otoriteye boyun eğdiğimizi bu durumlarda ne kadar eleştirel durursak o kadar özgür olacağımızın altını çiziyor. Mitolojinin felsefeden daha eski olduğunu, hikaye önyargısının hakikatleri çarpıtıp basitleştirdiğini içine uymayan her şeyi bastırdığını ifade ediyor. Kontrol yanılsamasına değinen yazar, Jenkins ve Ward'ın ampul deneyini açıklıyor. Objektif bakıldığında üzerinde herhangi bir gücümüz olmayan şeyleri etkileyebileceğimizi sanmamızın kontrol ilüzyonu olarak adlandırıldığını ifade edip günlük hayattan ilginç örnekler sunuyor: Trafik ışıklarının ve asansörlerin kapanma butonlarının işlevsiz olduğunu belirtiyor. Marcus Aurelius, Soljenitsin ve Frankl atıfları yapan yazar, insanların amaçlara kayıtsız ama teşvike açık olduğunu ifade ediyor. Seçenekler ne kadar çoksa seçiminden o derece güvensiz ve memnuniyetsiz olacağımızı, biri bizim için ne kaeya yardım etmeye o derece eğilimli olduğumuzu, iltifatların yalan olsalar dahi mucizeler yaratacağını, siyasetçilerin karşılarındaki topluluğa göre farklı ortak paydaları vurgulayacaklarını belirtmiş. Konformizm uyarılarında bulunan yazar, Gizli bir Lebon atfı yaptıktan sonra Jung'un eşzamanlılığından örnek veriyor. Beklenen bir olayın boyutuna göre tepki verdiğimizi, o olayın gerçekleşme olasılığını göz ardı ettiğimizi, tehlike ne kadar büyükse, konu ne kadar duygusalsa riskin azalmasının bizi o kadar az rahatlattığını ifade ediyor. Parcelsus'un doz hakkındaki alıntısına değinip sahip olduklarımızı olamadıklarımızdan daha değerli olarak algıladığımızı belirtmiş. En Tehlikeli Hata: Tümevarım, Genele Uyarlama Tek bir gözlemden yola çıkarak bir şeyin genel geçerliliğinden emin olmaya meylederiz. Sezgisel olarak kara verir, sonrasında kararımızı da gerekçelendiririz. Bir şeyi kaybetme korkusu, aynı değerde bir şeyi kazanma düşüncesinden daha çok motive edicidir diyen yazar, literatürde Genovese sendromu olarak da bilinen sosyal aylaklaşmaya değiniyor: İnsanlar grupların kararlarının arkasına saklanır, sorumluluk rakam içerinde dağılır, aynı şekilde performansımızı da gruba yükleriz. Toplumun düşüncesizce harekete geçmeyi mantıklı bir beklemeye tercih ettiğini, aynı şeyin farklı şekillerde sunulduğunda tamamen farklı algılandığını ve buna çerçeveleme dendiğini aktarmış. Başarıları üzerimize aldığımızı, başarısızlıkları ise dış unsurların üzerine atarız diye yazar, maddiyatla mutlu olunmayacağının sıklıkla altını çizerken, kişisel gelişim kitaplarına ( Ve yazarlarına ) bolca çatmış. Evrimsel psikoloji ekolünden sıklıkla bahseden yazar, Michel'in marsmallow testinden bahsederken, bir kararın şimdiki ana ne kadar yakın olursa "duygusal faiz oranının" o derece yükseldiğini, uzun dönemdeki kazancı tam olarak algılayamadığımızın altını çizmiş. Risk almanın son derece nadir görülen bir durum olduğunu evrim baskısıyla açıklayan yazar, Pavlov'a ve ilişkilendirme yanılgısına değiniyor. ( Özellikle şans oyunlarında görülen "kumarbazın yanılgısının" ) Birbirinden bağımsız olaylarda dengeleyici bir güç olmadığını vurgulamış. Bir seçenek elimizden alındığında ( Romeo ve Juliet etkisi ) artık ulaşılması mümkün olmadığı için daha çekici olarak algılandığını ifade etmiş. Genelinde okuması son derece kolay ama konuyla yakından ilgilen kişiler için hafif bir kitap olmasına karşın ilgi çekiciliğini hiç kaybetmiyor. Daha detaylı incelemeler gerektiren bazı bölümleri olmasına karşın okurunu soğutmaması ve akıcı olması ciddi artıları. Bilinçteki tüm boşlukların tek bir eserde toplanması rahat bir okuma isteyen okuyucuları çekecektir. Hatasız düşünmenin mümkün olmadığını vurgulayan ve kimi yerde varoluşçu ifadeler de kullanan ve sıklıkla CEO'lardan örnekler vermiş. Son söz olarak okuması keyifli ve akıcı bir kitap.
Baskı: Yaylı Bacak Jack
Yaylıbacak Jack'in Gizemi Richard Francis Burton ve John Speke arasındaki , Nil'in kaynağı üzerine yapılacak tartışma Speke'nin vurulması üzerine iptal edilir. Algernon Swinburne, DeSade'nin takipçilerinden biri olarak güçlü eserlerini henüz yazamamış bir şairdir. Hayatlarının dönüm noktasında olan ikili, Lord Palmerton'un Burton'un gizemli bir vakaya komiser olarak atamasıyla değişir. Şehrin peyzajını Teknolojistler, dünya görüşünü ise Liberyentinler değiştirirken, kaçırılmalar, cinayetler ve gizemli Yaylı bacak Jack'in de ortasında bulunduğu olaylar serisi Burton ve Swinburne'ü aklın almayacağı tuhaflıkların içine düşürecektir... Tutkulu ve maceracı bir ruh olan Burton karakteri, Viktoryen dönem Londra'sının soğuk mesafeli ve püriten dünya görüşleri ciddi bir tezat olarak okurun karşına çıkıyor. Speke ile beraber Nil'in kaynağını araştıran Burton döneme has akademik kıskançlıkların arasında kalır ve youlunu bulmaya çalışırken, yazarın kullandığı Sanayi devriminin getirdiği zamanının ötesindeki buluşlar alternatif tarih arkaplanına son derece uygun. genetiğiyle oynanmış haberci muhabbet kuşları ( küfretmeyi çok sevdikleri kesin ), koşucu adı verilen zeki köpekler doğaya tahakküm atfında bulunan çok sayıdaki öğeden sadece ikisi. Yazar çağın ruhuna uygun olarak seksist ve ırkçı söylemlerde bulunurken, bunun arkaplanıa uygun olması amacıyla yazıldığı kendini belli ediyor. DeSade alıntı ve atıfları yapan yazar, Swinburne'ün sado -mazo eğilimleriyle zıt ikilisini tamamlamış oluyor. Swinburne üzerinden Aşkıncılık imlarını, Burton üzerinden Varoluşçu argümanlarını yürüten yazar; klinik kasaplığı eleştiren yazar, Teknolog ve Liberyentinler'in Londra'nın ruhu için çatıştığı bir arkaplanda çok sayıda sosyolojik çıkarımda bulunmuş. ( Rasyonalizm ve Romantizm akımları ) Teknologların etik Liberyentinler ( en azından Rakes tayfası ) in ahlak sınırlarını zorladığı çağın püriten ahlakını ve toplumunu eleştiren yazar; Galton, Darwin, Nightingale ve Dore gibi ikonik figürleri karakter olarak kullanmış. Swinburne üzerinden sağlam anarşist argümanlar yürütürken bireysel özgürlükleri savunuyor ve püriten ahlak dayatmasından beslenen konformizmi yerden yere vuruyor. Londra ve Afrika yabanıllarının karşılaştırılması ve emperyalizmin eleştirilmesinden sonra, "soylu vahşi" motifi yüceltilmiş. Alternatif Tarihin Buhar Gücüyle Çalışan Gizemleri Freduyen öğeleri metninden eksik etmeyen yazar, Burton'un id ve süperegosu üzerinden çağın dayatmalarını irdelemiş, ilginç kurgu oyunlarına başvurmuş. Sanayi devriminin ayrıcalıksızlarını da örgüsüne dahil eden yazar, varoşların ve çocuk işçiliğinin ortasına okurunu bırakırken Swinburne'de bir rol takasına gidiyor: şımarık ve hedonist şair çocuk baca temizleyicisi kılığına girerek Londra'nın gerçekliğini deneyimliyor. Oscar Wilde'ın da kurgu içinde yer aldığı gizemli olayları ikiliyi büyük bir komplonun içine düşüyor. İnsanın doğa üzerindeki tahakkümünü vurgulamak için tek bedende toplanmış olan iki bilimadamı kullanılmış. Charles Darwin'i ağzından nazizime varacak seviyede aşırı sosyal darwinist argümanlar kurgulayan yazar, esasen Galton'un "insan ıslahı" hakkında ıslak düşlerini aktarmış. Çeşitli tarihsel tutarsızlıklar , eserin alternatif tarih ekolüne girdiği için göz ardı edilebilir. Hikaye içindeki bazı ciddi tutarsızlık çoğu karakterlerin çok aşırı uçlara taşınmasından kaynaklanmış. Örnek vermek gerekirse milyonlarca yıl alacak çarpık bir deney için çocuklara işkence edilmesi gösterilebilir. Bosch atfında bulunan yazar, dizginlerinden kurtulmuş bir neo liberalizmin ıslah düşlerini dillendirmiş: Tıpkı Aldous Huxley'in "Cesur Yeni Dünya" sında olduğu üzere işe göre insan dizayn etme düşü, insanın açıkça meta olarak görüldüğü vurgusunu yapıyor. Bu koşulları genetik manipülasyonla sağlayamaya çalışan bilim adamları sadece kendi meraklarına hizmet ediyorlar insanlığa değil çıkarımı yapan yazar, güçlü argümanlar dile getirmiş. H.G. Wells ve "Dr. Moreau'nın Adası"na gizli atıfta bulunan yazar, döneme ait bir fenomen olan " spontane içten alev alma" ( Spontaneous human combustion ) ya değinmiş. Determinist bir zaman öngüsüne giren Jack karakteri ( time loop ) nin durumu ünlü mitolojik karakterlerden Siphos'la özdeşleşiyor. Kafkavari bir umutsuzluğu Jack üzerinden tanımlayan yazar Determinizm ve özgür irade tartışmasına girmiş, özgür iradeyi savunmuş ve çok sayıda varoluşçu argüman öne sürmüş. Taze fikirleri ve akıcı diliyle, okurlara tam bir şölen sunan kitap doyurucu bir sonla kapanıyor. Çeviriler genelde başarılı olmasına karşın bir İngiliz Albayının " Bismillah!" şeklinde şaşırma ünlemleri kullanması veya Tanrı yerine sıkça "Allah" yazılmış olması ciddi bir uyumsuzluk olarak okuru rahatsız edebilir. Eserin tümüne bakılınca zekice kurgulanmış ve kayıtlara geçmiş gizemlerden beslenmiş olan hikaye örgüsü son derece tatmin edici. Meraklı okurlar detaylı bir araştırma yapıp "Zıplayan Jack" e ait tüm kayıtlara yazarın riayet ettiğini ve tek tek öyküsünde kullandığını görebilir. "Karındeşen Jack" kadar ülkemizde tanınmamasına karşın İngiliz tarihinin önemli fenomenlerinden biri olan karakter öyküyü taze ve merak uyandırıcı kılıyor. Kitabın son bölümünde yazar, ek olarak kullandığı tüm tarihsel kişiliklerin gerçek tarihini de okuruna sunmuş. Aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden, heyecan ve gizem dolu bir macera olan eser, hem bilim kurgu hayranlarının hem de tarihi roman sevenlerin ilgisini çekecektir.
Baskı: Gizli Göz
9 ünlü yazarın gizem / bilimkurgu öykülerinden derlenmiş kitap. Kitabın geneline yayılmış olan mota mot çeviriler ve bazı yerlerde çevrilmeden bırakılmış kelimeler okuma zevkine balta vuruyor. Kimi yerlerde yazım hataları göze çarpmakta. Polisiye / gizem / bilim kurgu karışımı olan öykülerin çoğunda Malthusçuluk akımının izleri olması 60-70 yılları arasında yazıldıklarına dair ipucu veriyor. Çarpıcı öyküler çoğunlukta olmasa da, beklenmedik yazarlar sürpriz kurgu oyunları ve etkileyici sonlarla eseri son derece güzel süslemişler. Hikayelere göz atmak gerekirse: Çalan Çanlar Ay'ın karanlık yüzünde egzotik canlı kabukları için işlenen bir cinayeti konu alıyor. Yazar cinayet esnasında failin söz konusu mekanda olmadığı mazaretinin gerçekliği üzerinden konuyu irdelemiş. Düşüncelerin okunmasının suç olup olmadığı sorusunu bir cinayet soruşturmasına dahil edip özel yaşamın ihlalini sorgulamış. Gezegenler arası ulaşım ve konaklamanın kesin delillerinin neler olabileceği ana sorgulama konuları olarak okurun karşısına çıkmakta. Şaşırtıcı bir sonla hikayesini kapatan yazar kendisiyle yaptığı mantık düellosunu okuru sıkmadan aktarmayı başarmış. Mars Tacının Mücevherleri Mars uygarlığının Dünya'ya sergilenmesi amacıyla verdiği ziynetin Mars yolunda çalınmasını işleyen hikaye insansız uzay araçlarının kaçakçılık aracı olarak kullanabilme ihtimali üzerinde durmuş. Klasik bir "kilitli oda gizemi" nin iki uygarlığın ajanlarının ortak çabası sonucu çözüme kavuşturulması hoş bir şekilde işlenmiş. Bir Scarletin Çalışması Klasik Farmer imzası taşıyan hikaye pervasız ve tabansız hayaller ve zorlama fallik bir mizahın izlerini taşıyor. Ünlü bir ressamın tablolarının değil de kendinin çalınmasını işleyen konu süper zeki ve konuşan bir köpek dedektif ve insan dedektifin araştırmalarını konu alan hikaye akıcı olmasına karşın çok fazla gizem sunmuyor. yazar Lewis Carroll, Francis Bacon ve Carl G. Jung, Oz Büyücüsü atıflarında bulunmuş. Kazanan Politik tutuklulara vericiden fazla uzaklaştıkları takdirde elektrik şoku veren,pilot uygulamanın gerçekleştirildiği bir hapishane ve mahkumlarının durumun aktarıldığı hikaye fazlasıyla tekdüze ve insan azmini yüceltmesine, devletin tahakkümüne baş kaldırmasına karşın mesajlarını çok zayıf şekilde aktarmış. Okuru ne yazık ki hayal kırıklığına uğratıyor. Küçük Detweiler Klasik bir cinayet öyküsünü konu alan roman kimi yerde fanteziye kaçan önermeleriyle tarzından uzaklaşmış. Gizem ve polisiye öğelerini başarılı bir şekilde işlemesine karşın "katil vampir" motifi biraz fazla şekere bulanmış ucuz bir yeniden yorumlamadan öteye gidememiş. Zamanlamalı Pozlar Silah taşımanın yasak olduğu bir gelecekte gerçekleşen cinayeti konu alan hikaye, zaman içindeki hareketleri yakalayabilen bir fotoğraf makinesiyle çözülmeye çalışılmasını irdelemiş. Fotoğrafçıların aşina olacağı terim ve kavramları okura yabancılık çektirmeden ve sıkmadan aktarmayı başaran yazar tokat gibi bir sonla okuru şaşırtmayı başarıyor.
Baskı: Asi Şehirler
en önemli soruna prekarya nın örgütlenmesine ve sosyal medyanın olanaklarına değinmemiş olması çok ciddi eksiler. genel olarak başarılı bir eser.
Baskı: Sürgün Gezegeni
Birlik'in dağılıp dağılmadığı bilinmemektedir. yıldızının çevresindeki dönüşünü 60 dünya yılında tamamlayan gezegenin sakinleri göçebe Hilf ler ve ataları dünyadan gelmiş olan Uzakdoğumlular, beraber ama ayrı yaşamaktadırlar. uzakdoğumlular Kültür Ambargosu kanununa uyarak gezegenin yerlilerin seviyesine inmiş 60 yıllık dönem boyunca atalarının birikimlerini unutmuşlardır. Telepatik yetenekleri olan Uzadoğumlular, Hilf leri ürkütmekte, farklılıkları deri renklerinden belli olan bu yabancılar kabul edilmemektedir. Kış yaklaşırken Kuzey'in barbar kavimlerinin yerleşim yerlerine saldırdıkları söylentisi bu farklı iki ırkı daha büyük bir tehdidin altında birleşmeye itecektir, ama öncesinde Agat ve Rolery'nin aşkı bu birleşmeyi ve göç umutlarını yok eder. Şimdi vahşi bir düşmana ve 15 yıl sürecek bir mini buz devrine karşı tüm farklılıklarını bir kenara bırakıp beraber çalışmak zorundadırlar.... Yazar tüm kurgusunu işlemeyi sevdiği iç grup dış grup çatışması üzerine odaklamış. Akıcı ve inandırıcı yazım stili kurguyu okuması ve sürükleyici hale getirmiş.Ataerkil kabile düzeninden henüz çıkamamış Hilf ler üzerinden feminist görüşlerini aktaran yazar, iki farklı kültürün karşılaştırılmasıyla geçmişin bağnazlığından bugünkü kültürel kabullere nasıl ulaşıldığını gözler önüne sermeyi başarmış. Hainish döngüsünün 2. kitabı olan sürgün gezegeni, unutulmuş bir koloninin kültürel olarak gerilemesi, evren ve teknoloji hakkında daha fazla bilgisi olan, onlara kıyasla geri kalmış gözüken kabilenin onlardan kaçınması ve cadılar olarak yaftalaması gibi motiflerde ve sosyal ilişkilerin dinamiklerinde gelenekçilik ve yenilikçilik tartışmaları yürütülmüş. Rolery ve Agat'ın aşkı bilimkurgu arkaplanında bir Romeo ve Juliet uyarlaması olarak görülebilir. Kültürün dayatmalarının önünde dağılıp çöktüğü bir kavram olarak sevginin savunulması son derece hoş bir motif. Darwin atfı yapan yazar, yeni koşullara uyum sağlayan Uzakdoğumlular ve Hilf ler arasında düzenli bir ilişki kurulmasının ancak aile bağları ve çocuklarla mümkün olacağı argümanını ileri sürmüş. Yazar tıbbi tartışma geçen bir pasajında gizli bir İgnaz Sammalweis atfında bulunuyor ki bağnazlık yüzünden bir araya gelemeyen toplumların konu olduğu bir hikayede son derece yerinde kullanılmış bir detay.
Baskı: Şafağın Robotları (Robot Serisi #3)
Elijah Baley, hükümetinin görevlendirmesiyle Aurora'da işlenmiş bir suçu araştırmak için yola çıkar. Yıldızlar arası seyahatin inceliklerinin Arz'la paylaşılması konusunda politik çalkantılar içinde olan Aurora ilerlemiş robot teknolojisi ile en gelişmiş Uzaycı dünyasıdır. En ileri modellerden biri olan robot Jander Parnell,"öldürülmüştür". Baley, politik gerilimleri de hesaba katmak zorunda kalacak Arz'ın geleceğini de bu davaya bağlı kararlarla şekillendirecektir... Yenilikçilik ve gelenekçilik tartışmalarını işleyen yazar, Baley karakterini doğaya dönme arzusu ve şehrin konforu arasında sıkışmış orta sınıf insanları temsil edecek şekilde kurgulamış. Steril bir gelecek kurgulayan usta, sanistasyona fazlasıyla önem veren Aurora'lılar üzerinden elitizmi yermiş. Aurora'lılar robot diye bir şey yokmuş davranmalarına rağmen onlara insan ayrıcalıkları da sunmuyorlar. insanlık sorgusunu Daneel Oliwav üzerinden götüren yazar, robotlara fazlasıyla bağımlı olan Aurora'nın gelişmesinin yavaşlaması ve toplumun fazla refaha alışmasıyla kısa zamanda toplumsal çöküntü yaşanacağı uyarısını yapıyor. Çözülmesi çok zor bir vaka daha üzerine kalan Baley, tıpkı Dr. Fastolfe gibi nostaljiye dönük bir karater. Solaria'da insan tenine ve doğal her şeye duyulan tiksinti kültürüyle yetişmiş olan Gladia, robot Jander Parnell ile evlenerek doğaya karşı duyulan tiksintinin ne kadar uç noktalara taşınabileceğine dair hoş bir portre çiziyor. Vakıf'ın kaldırım taşlarını döşeyen usta sık sık psiko tarih atfı yapıyor. Robot hikayelerine ve Susan Calvin karakterine sıklıkla atıf yapan yazar, iç grup dış grup çatışmasını Arz ve Aurora üzerinden işlemiş. Davranışçı psikoloji ekolüne sert bir çıkış olarak görülebilecek olan Dr. Vasilia ve babası ile olan ilişkisi motifi hoş bir detay. İkiyüzyıllık adam ( bicentennial man ) ,Shakespeare, Dickens atıfları yapan yazar, freudyen imalara da başvurmuş. Arzlıların duvarlar, Auroraların ise robotların ve konforun ardına saklanması gibi motiflerle çağının ötesinde toplum mühendisliği fikirleri ileri süren kurgu yazarın kendisiyle mantıksal bir bilek güreşi yapmasını andırıyor. Polisiye türünün öğelerini de taşıyan eser, Robotlar serisinin 3. kitabı olarak hayal kırıklığına uğratmıyor.
Baskı: Labirent: Ölümcül Kaçış (Labirent, #1)
Thomas hafızasını kaybetmiş olarak uyandığında kendini Kayran'da bulur. Kayran, en ortasında bir yerleşim yerinin bulunduğu 9 bloğa ayrılmış bir labirenttir. Lise çağındaki çocukların oluşturduğu gruplar Kayran'ın güvenliğini ve devamlılığını gözetmekte ve bir çıkış yolu bulmak için labirente deneyimli "koşucular" göndermektedirler. Thomas, sürekli değişen labirent'i ve geceleri labirenti turlayan dehşetleri aşıp buradan çıkabilmek için önce takım arkadaşıyla ardından geçmişiyle yüzleşmek zorundadır... Yazar, amneziye fazlasıyla bel bağlayarak kurgusunu hiçbir mekan veya zaman atfı olmadan sürdürmüş. Tamamen kapalı bir mekan olmasına karşın yıldızların görülebilmesi labirentin tamamen izole olamdığı hissini doğurmakta ve umut ışığı vermekte kullanılmış bir motif olarak okurun karşısına çıkıyor. Labirent'i turlayan aç kabuslar veya "ızdırap verenler" labirentin gardiyanları. Kayran'da doğa olaylarının görülmemesi, yağmur yağmaması, sıcaklığın değişmemesi, kontrollü bir ortam olduğu hissi yaratırken ortada uçan mekanik böcek / kameralar çocukların her hareketlerinin izlendiğini vurguluyor. Thomas'ın sabırsızlığı gizem hissini körüklese de okuru bunaltacak seviyelere varabiliyor. Sineklerin Tanrısı'na benzer bir çocuk komünü kurgulamış olan yazar, hayatta kalma güdüsünün öne çıkarılmasıyla fazlasıyla sert bir hiyerarşi ve kurallar bütünü uygulatmış.Yenilikçilik ve gelenekçilik tartışmasını çok da güçlü yürütemeyen kurgu çok sert bir Darwinizmin izlerini taşıyor. Duygu durum ve düşüncelerdeki değişimlerin çok hızlı olması kurguda bir tutarsızlık örüntüsü yaratıyor ve okuma zevkini düşürüyor. " Birden, aniden" kalıplarının suyunu çıkarırcasına kullanılması kitabın aceleye getirilmiş olduğu hissi uyandırabilir. Çoğu argümanın yararcılık ekolüne dahil olduğu kurgu, "tabula rasa" mantrasına hafızasının sadece belli kısımları kısımları silinmiş karakterler aracılığıyla atıfta bulunuyor. Fare labirent testlerini andıran bu akıl almaz labirent ve gardiyanları doğaya tahakküm arzusunu göstermekte. Karakterlerin labirentin efendileri olan "Yaratıcılar" tarafından birer et kukla ( meat puppet ) gibi kontrol edilebilmesi çığrından çıkmış bir Descartesçiliğin izlerini taşıyor. Yunus peygamber atfı yapan yazar, Herbert Spencer'in mantrasını yanlış anlamış. ( güçlü olan değil en iyi uyum sağlayan hayatta kalır.) Temposunun yüksek olması ve merak uyandırması artıları iken aceleye getirildiği hissi ve son bölümlerde bir finale vardırmak için kurgunun adeta koşması ciddi eksileri. Entellektüel bir klinik kasaplığın son seviyelerinde olan kitap çok daha iyi olabilirmiş. Genç yetişkin ( young adult ) kitlesine hitap edecek olan eser, ciddi bilim kurgu hayranlarını tatmin etmekten uzak.