Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İnsanat Bahçesi
Yazar, "Çıplak Maymun" gibi tartışma yaratan bir çalışmadan sonra, bu kez de insan-hayvanın kurduğu toplumu ve devasa örgütlenmesini irdelemiş. Giriş kısmında insan toplumu ve tutsak hayvanların ( hayvanat bahçesinde doğal ortamlarından uzakta bulunan ) benzer davranışlarını ortaya dökmüş. Doğaya karşı kültür tartışmasına girmekten kaçınan yazar, insanı tutsak bir hayvan olarak tasvir etmiş. Tarıma geçen avcı-toplayıcı toplum genetik anlamda bu yeni koşullara uyum sağlayacak kadar süre yeni koşullar içinde olmadığı için çeşitli sıkıntılar çekildiğini belirtmiş. Küçük ve kişisel olan topluluklardan yani kabilelerden , devasa süper-kabilelere geçiş sürecini inceleyen yazar; insanın bugünkü örgütlü yapısının avcı dönemlerine dayandığını belirtmiş. Ava ve yiyeceğe ulaşmak için işbirliği yapması gerekli olan neolitik insanın bu işbirliği duygusu üstün liderlere ve altgrup oluşumlarına neden oluyor. Dilin ayırıcı gücünü, jargon ve argo oluşumları, yerel dillerin birleşerek ulusal dil olması, kabile kültürünü yitirmekten korkan insanın lehçe ve ağız geliştirmesi gibi örneklerle açıklamış yazar. İktidar gücü ne kadar çok insana uygulanıyorsa ( kabile büyüklüğü ) bu süreçte pantheonlar güç kaybediyor ve süper kabileye geçerken tüm yetkileri Tek Tanrı'ya devrediyor. Liderlerin savaşa hem despot olmak istekleri ( güç kullanma arzusu ) hem de halk tarafından sevilmek, çevresinde kenetlenmek güdüsünden faydalanmak için ihtiyaç duyduğunu ifade eden yazar, dışarıdan gelecek tehditlerin bağlılığa sebebiyet verdiğini detaylı bir şekilde açıklamış. Modern çağın yönetim açısından uzman kimselere ihtiyaç duyduğunu, sorunları çok ve karmaşık olması sebebiyle uzaman bir yönetici kasta gidildiğini açıklayan yazar, yetki dağılımı ve ve örgütlenmenin doğasını açıklamış.Kent, yaşamının merakı ve oyunculuğu, zihinsel yarışmacılığı bileylediği için tercih edildiğini belirten yazar, intihar oranın kentlerde çok daha yüksek olduğunu göstererek modern çağın ciddi baskılarını ifade etmiş. İntihar olgusunun statü yarışına kendini fazla kaptırmış kimselerde daha çok görüldüğünü de eklemiş. Görücü usülü evliliklerin biyolojik şartlanmalara aykırı olduğunu, aksi iddia edilse de çift kurma ( birliktelik, evlilik vs. ) olgusunun son derece doğal ve gerekli olduğunu belirten yazar, uzun süre tutsak kalan hayvanlarda şizoid karakter özellikleri görülebileceğini örneklerle açıklamış. Egemen liderin özelliklerini ve seksin çeşitlerini evrimsel tabanda inceleyen yazar, iç-grup / dış -grup ( biz / ötekiler ) ayrımlarına detaylı yer vermiş. Statü seksi ve sembollerin bilinçaltı anlamlarına geniş yer veren yazar, Lorenz, Bowlby ve Freud'un kuramlarına bolca gönderme yapmış. İnsanın maddi bolluk içinde davranışsal yoksunluk çektiğini ifade eden Morris, Modern çağın ikilemlerini eleştirmiş ve son bölümü kabul törenlerine ayırmış. Dil samimi ve akıcı. Bazı kuramlar çiğ dursa da, cesur bir çalışma olduğu su götürmez. İnsan ve kurduğu toplumla ilgili olarak birbirinden tartışmalı çıkarımları son derece açık bir şekilde anlatmış yazar. Eğer davranış-bilim ve sosyoloji ilginizi çekiyorsa bugün bile içimizde yaşayan kabile üyesi-avcı insana göz atabileceğiniz güzel bir eser. Giriştiği çoğu tartışmada nesnel kalmayı başarması da büyük bir artısı.
Baskı: 2001: Bir Uzay Efsanesi
Neandarthal insanı ve koşullarını tanıtarak eserine giriş yapan yazar, milyonlarca yıl önce meydana gelen zihinsel farklılaşmayı Eski ve güçlü dünyadışı varlıkların çabalarına bağlamış. Gökten düşen simsiyah bir Tektaş ( monolith ) atalarımıza önce doğaya sonra da kendi ırklarına tahakküm arzusunu öğretmiş. Giriş kısmındaki bu kurguyu yalın ama şairane bir tonda aktarmış. Günümüz dünyası ise nüfus yoğunluğu yüzünden kıtlığa çok yaklaşmış, nükleer güçle sarmalanmış güvensiz ve 2 kutuplu bir dünya. İki süper gücün ( Sovyetler ve Amerika ) gölgesi altında yaşamaya çabalayan insanlar ise uzaya sıçramış ve Ay'ı fethetmişler. Ay'da Kalıcı üslerin kurulduğu, uzay yolculuklarının uçak yolculuğu kadar konforlu olduğu gelecekte, insanın ilk fethi üzerinde bir gizem yatmaktadır. Ay'da tespit edilen manyetik sapmalar sonucu bir Tektaş bulunur. Dünyadışı varlıklara dair bu ipucu sütün zekalardan bir hediye midir yoksa açılmayı bekleyen bir tehdir mi? Bunun cevabı ancak Satürn'ün uydularına yapılacak ilk insanlı uçuşta verilecektir. Son derece güçlü çözüm önerileri ve futuristik düşüncelerle süslenmiş kurgu. Uzayda meydana gelebilecek sorunlar ve gündelik sıkıntıların nasıl çözüleceğine dair açılımlar, ustanın bilim adamlığını da net bir şekilde ortaya koymakta. Tasvirleri ve fiziki arkaplanları son derece güçlü aktarmış. Uzay ortamının fiziki sorunları kadar psikolojik sorunlarına değinen ve çözümlemeye çalışan yazar kurgusunun bazı bölümlerinde gerilimi ustaca kontrol etmiş. En ufak yardımdan milyonlarca kilometre uzakta deli bir yapay zeka ile kısılı kalmak? Gerçekten ürkütücü. H.G. Wells ve Dünyalar Savaşı, Bohr, Einstein- Rosen köprüsü atıflarında bulunan yazar, dünya dışı varlıklara dair samimi bir tartışmaya girmiş ve evrim genetiğini sorgulamış. Prostetik yaşam formlarının doğa üzerinde tam tahakküm olduğunu belirten yazar, bir gün makine-insan olacağımızın ipucu olduğunu ifade etmiş. Ana karakter olan Dave Bowman uzayı tüm zorluklarına ve yalnızlığa katlanması gereken bir öncü. İnsanoğlunun yıldızlara taşıdığı elçi o... Beden ve zihin üzerinde tam kontrol, metafizik bir varoluşa ufak bir gözatışla eseri noktalamış usta yazar. Okuması son derece keyifli 2 kısa hikayeyle de süslenmiş sonu. Kült bir eser olduğunu belirtmeme gerek olduğunu sanmıyorum. Kubrick ve Clarke arasındaki fikir paylaşımlarına da yer veren bölümler ise okuma keyfini katlıyor. Tarihe geçecek bir bilim kurgu için Clarke'tan fikirler isteyen Kubrick... sanırım istediğini elde etmiş. Başından sonuna son derece akıcı ve merak öğesini ustaca kullanan bir eser. Yıldız tarlalarını sürme hayalleri olan herkesi, evrenin bildiğimiz ( ve bilmediğimiz ) kısımlarında güzel bir yolculuğa çıkaracaktır.
Baskı: Şifacı (Diskdünya Serisi #5)
Sekizinci oğulun sekiz tane oğlu oldu, burada kalsa gene iyi. Sekizinci oğlun sekizinci oğlunun da sekiz oğlu oldu: Büyücünün karesi. Son çocuk bir şifacıydı. Ölmeden hemen önce Kızıl İpslore ruhunu asasına aktardı ve şifacı oğlunu eğitmeye başladı. Onu Üniversite'den kovan büyücülere büyü neymiş öğretecekti. Yıllar sonra İpslore geri döndü, şifacı oğluyla beraber. Gerçekliğin dokusunu bozan, içinden büyü fışkıran bu küçük çocuk ve deli babasını durdurmak ise Diskdünya'nın en beceriksiz büyücüsü Rincewind'e kalacaktır. Ancak yardım da alacak kahramanımız, maceracılığı kitaplardan öğrenmiş bir manav ve barbar Cohen'in gayri meşru ( kuaför olma hayalleri ile dolu ) ölümcül kızı ona yardım edecekler, her şey pür şamata zıvana dan çıkarken üçlümüz kıyametin önüne geçmeye çalışacaklar. Yazar, Diskdünya'nın en iktidarsız takımına ( büyücüler ) mutlak kudret vermiş. Gücün yozlaştırıp yozlaştırmadığı tartışmasını mizahın altına gizleyen yazar gönderme ve atıflarını bu alt metne göre çok yerinde seçmiş. Zıvanadan çıkan büyücüler en sonunda Tanrılar'a bile kafa tutuyorlar. Ancak gücün sarhoşluğu içinde hepsinin unuttuğu bir şey var: Zindan Boyutları. Gerçekliğin dokusunda bir yırtık arayan tarifsiz dehşetler, büyünün kritik seviyeye ulaşmasını heyecanla bekliyor. Kısacası büyücüler kendi mezarlarını kazıyorlar. Kitaba hakim olan diğer tartışma ise kişinin kendi arzu ve ihtiyaçlarına yabancı kalmaması. İçinde gıdım büyü olmamasına rağmen büyücülüğü bırakmayan Rincewind, barbar olarak çok daha başarılıyken kuaför olmak isteyen Conina gibi karakterler; hayallerin peşinden koşma motifinin güçlü işlenmesine çok yardımcı olmuş. Coin karakteri ise babasının gölgesinden çıkmaya çalışan tecrübesiz çocuk olarak hoş bir karakter olmuş. Kelime oyunları ve absürd bağlantılarla kahkahalara neden olan kitap akıcı ve keyifli bir okuma sunuyor. Doğa üzerine tahakküm, iktidar arzusu ve hayallerin 3. kişiler üzerinden tatmini gibi motifleri başarılı kullanan yazar, güldürürken bolca düşündürüyor.
Baskı: Bir Yanılsamanın Geleceği
Metnine özümüzde uygarlığa verilen ödünler yüzünden öfkeli olduğumuz ve yıkıcı davranışlarımızın kökeninin bu olduğunu savunusuyla giren ünlü psikolog, her hakkın eşit dağıtılsa bile, arzu ve siteklerin eşit şekilde giderilemeyeceğini belirtmiş. lider ve kültürle özdeşleşme olmadan grup bilincinin dolayısıyla uygarlığın ortaya çıkamayacağını söylemiş. Sanatın verilen özveriler için bir ikame ve güçlü bir doyum aracı olduğunu, kültürle özdeşleşmeye yardımcı görevi bulunduğunu ifade eden yazar, doyumun en üst tabakasının diktatör olduğunu ve yasakların elde ettiklerini yitirmemek adına bu diktatör tarafından çıkarıldığını göstermiş. Doğaya dönme şansımız olsa bile modern insanın eski avcı- toplayıcı toplum modeline uyum sağlamak için fazlasıyla ilerlemiş olduğunu belirterek uygarlığın esas görevinin bizi doğaya karşı savunmak olduğunu ifade etmiş. Tanrıların üç önemli görevinin ( doğaının dehşetini gidermek, kaderin zulmüne alıştırmak, uygarlığın getirdiği acı ve yoksunluklara telafi sağlamak ) zamanla sadece kültürün korunması ve üstü ahlakın yüceltilmesi görevine döndüğünü savunmuş. Dinin, yıkıcı güdülere baraj görevi gördüğünü, ortadan kalkması durumunda insanların uygarlığın dayatmalarından ari olacaklarını ifade etmiş. Kitabın ortalarında kendisiyle tartışmaya başlayan yazar, aklına gelen tüm soruları cevaplamaya çalışmış. Dayton davası ve darwinizm atıflarında bulunan yazar, kutsallık kisvesinden çıkarılıp sosyal kontratın yararlarının açıklanmasının uzun vadede çok daha iyi olacağını savunmuş. Din ve saplantı nevrozları arasındaki belirtileri inceleyen yazar, üzerindeki baskı unsurlarından kurtulamayan insanın tam olarak tanımlanamayacağını ifade etmiş. Oedipal kompleksi doğaya atfederek Tanrı figürünün aile içinde korkulan ve saygı duyulan "baba" figürünün metafizik bir eşdeğeri olduğunu söyleyen yazar, çağı içerisinde düşünülürse çok sayıda kaşın kalkmasına neden olacak çıkarımlarını bilime ve akla methiyeyle kapatmış. Cesur ve sağlam çıkarımlarla dolu bir eser, samimi anlatı tarzı ve bayağılaşmadan tartıştığı konuların ciddiyetine saygılı bir üslupla yazılmış.
Baskı: 2010: Uzay Efsanesi 2
Discovery'nin yaşadığı trajediden sonra ilk programın koordinatörü Heywood Floyd istifa ettirilmiştir. Hawai Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmakta olan Floyd, Discovery'nin geri getirilmesi ve meçhul tektaşın incelenmeye devam etmesi için süregelen bir uzay yarışı olduğunun farkındadır. Soyvetler ve Amerika bu zorlu ödüle ulaşmak için güçlerini birleştirirler. Leonov mürettebatına katılan Floyd, en büyük başarısızlığı ve sorumluluğuyla yüzleşmek için uzun bir yol gidecektir. Ancak meçhul taşla Çinlilerde ilgilenmektedir, bu yarışın sonuçlarını ne modern bilim ne de politika belirleyecektir. Yıldız tarlalarının çiftçileri sessizliklerini korumakta bu yeni filizlenen türü yakından izlemektedir... Merak unsurunu Rama serisi kadar ustaca kullanan yazar, bu kez kurgusuna bolca politika katmış. Uzayın ortasında politik bir kriz patlak verirse ne olur? Görev kontroller araya girebilir mi? Ülkeler savaşır mı? Bunun gibi bürokratik engeller ve uzayın dayattığı çaresizlik öğelerini son derece başarılı kullanmış eserinde. Güneş sistemi içinde yüksek yaşam formlarıyla ilk temas kimsenin beklemediği bir yerde gerçekleşiyor, şaşırtıcı ve hoş bir motif. Yazarın imzası yerine geçen Shakespeare alıntıları yanında; Tolkien ve Yüzüklerin efendisi, Moby Dick, Don Kişot, Disney, Freud, Einstein göndermeleri göze çarpıyor. Tasvirlerini son derece güçlü kullanmış, o parlak renklere dokunacakmışsınız gibi dokumuş kelimeleriyle. Ekibin psikolojisini es geçemeyen usta yazar, kurgusunu samimi itiraflar ve eşcinsellik gibi motiflerle süslemiş. İlk kitaptaki kahramanımız geri dönüyor. Yıldızların çocuğu Dave Bowman sayesinde hayalgücünün sınırlarında gezindiğimiz yolculuğa devam ediyoruz. Akıcı yazımı ve merağı doygun kullanan bu kitap bir kültün devamı niteliğinde ve ilk kitabından aşağı kalır bir yanı yok. Farklı bir şey okumak isteyenler içinde Uzay efsanesi serisi iyi bir tercih olabilir.
Baskı: Cadılar Dışarıda! (Diskdünya Serisi #11)
Desiderata Ana öldüğünde ondan boşalan peri annelik işi için bir halef ataması gerekir, ölümünden hemen önce sihirli değneğini ve sıfatını genç Magrat'a aktarır. Bu genç fulltime cadı ve part time peri anneye yardımcı olmak için Dadı Ogg ve efsanevi Havamumu Nine'de onun peşine takılır ve bir krallığı masal diyarına dönüştürmeye çalışan hikayelere savaş açarlar. Hikayeler mutlu sonla mı bitmeli? Mutlu sonlarla savaşabilir misiniz? Üç çılgın cadının, zombilerle, gökten düşen çiftlik evleriyle, maskeli balolarla ve aynalarla mücadele etmesi gerekecektir. Yazar, insanların düşüncelerini ve hayatlarını değiştiren tüm dayatmacı kollektif bilinçaltına saldırmış. Kaleminden hiçbir akım kurtulamamış: savaş sanatları, reiki, quantum iyileşme, masallar vs... Aynı zamanda en bilindik masallara farklı sonlar yazıp şaşırtmış. Roman Külkedisi'nin tersten anlatımı olarak da algılanabilir. Göndermeleri arasında, Dracula, Oz Büyücüsü, Kırmızı Başlıklı Kız, Kurbağa Prens gibi tanınmış eserler yer alıyor. Esas tartışma mutluluğun dayatılıp dayatılamayacağı... seçim hakkı olmadan mutluluk mümkün mü? veya bir anlamı var mı? Tıpkı "Küçük Tanrılar" da olduğu gibi seçimin insanlara bırakılması savunusu çok yoğun biçimde işlenmiş. Mizahı kelime oyunları ve çoğu masalın saçma yanlarının vurgulanması oluşturuyor. Güzel çıkarımları ve doyurucu mizahıyla okuması son derece keyifli bir kitap. Masalları farklı bir ağızdan dinlemek isterseniz... kitabınızı buldunuz.
Baskı: 2061: Uzay Efsanesi 3
Jüpiter'in yabancı zekalar tarafından minik bir yıldıza dönüşmesi, eski Jüpiter'in uydularının artık terraform için uygun koşullara gelmesinin 2 önemli sonucu vardır. İnsanlar evrende yalnız olmadıklarını anladıkları için eski kan davalarını unutup birleşmeye başlarlar, Dünya Devleti kurulur. Bu organizasyona katılmayan çok az sayıda ülke vardır. İkincisi ise Yıllardır insanların dikkatini cezbetmiş olan buz dünyası Europa uyanmıştır. Lucifer ( eski Jüpiter ) 'in ısısıyla buzları erir ve yaşama uygun hale gelir. Ancak Jüpiter'i çökerten zeka İnsan ırkına net bir mesaj vermiştir : Tüm uydular sizin, Europa'ya inmeyi denemeyin. Gezegenlerarası bir komlonun kurbanı olan Galaxy adlı gözlem gemisi kaçırılır ve Europa'ya zorunlu iniş yapar. Mürettebatı arasında Heywood Floyd'un torunu Chris'de vardır. Bu esnada Heywood, uzayda geçirdiği yıllar sayesinde 65 yaşında birinin sağlığına sahiptir takvim yaprakları aksini söylese de. Universe'in asil konuklar listesinde bulunan Floyd Halley kuyruklu yıldızına inecek şanslı azınlıktan biridir. Ancak "Galaxy"'den yardım sinyali aldıkları zaman yolculuğun doğası ve aciliyeti değişir... Nispeten silahsız bir gelecek kurgulayan yazar, ilginç göndermelerle süslemiş eserini. Darwin, Freud, Star Wars, Beatles ve kendi kitabına "Cennetin çeşmeleri" ne göndermeler yapan yazar, İnsan ırkının gözüne yasak bir meyve sallamış : Europa. Tsien felaketinden bu yana Europa'ya temas etmekten kaçınan insan ırkı, açgözlülüğünün ve merakının kurbanı oluyor gene. İnsanın gördüğü en büyük gizemi çözmeye yönelik bir komplonun içinde yer alan karakterlerin birbirleriyle bağlantılarını ustaca kuran yazar, denizcilik terimleri ve kendi kişisel geçmişinden paylaşımlarla daha samimi ve inandırıcı bir atmosfer yaratmış. Merak öğesi diğer kitaplarındaki kadar yoğun değilse de hayal gücünün sınırlarındaki yorumları ve cesur manevraları hayranlık duyulacak ölçüde rahat bir tonda aktarmış. Tasvirler son derece yerinde ve benzetmelerle güçlü bir şekilde desteklenmiş. Tamamen yabancı bir ortam mahsur kalan kazazedelerin psikolojisini unutmayan yazar, kuru ve sönük diyaloglardan genelde kaçınmış. Diğer kitaplarında kullandığı teknoloji ve gelişmelere dair kavramları ekte güncelleyen yazar, bilimselliğin dışına çıkmamış. Akıcı ve keyifle okunmasına rağmen 1 ve 2. kitabın performansında olmadığını belirtmeliyim. Sanırsam bunun nedeni politik ve ekonomik kaygıların daha yoğun işlenmiş olması.( Everest boyunda bir elmasa kim hayır diyebilir ki? / piyasa ve ekonomiye yapacağı etkiler dehşete düşürücü. )
Baskı: Aşıklar
Yıl 3050. Kıyamet Savaşlarından sonra Dünya Haijac birliği ve diğer devletler arasında paylaşılmıştır. Sigment City'de dilbilimci olan Hal Yarrow, mutsuz bir evliliği olan küfürbaz bir adamdır. Devlet Kilisesi'nin atadığı karısını uzun süredir boşamayı düşünmektedir, eğer değerlendirme puanları biraz daha düşecek olursa C'ye ( cehennem ) gönderilecektir. Yüce Öncü İsaac Sigmen'in kurduğu düzene ve yasaklara olan öfkesi onu hırçın ve geçimsiz bir insan yapmıştır. Yüce rahip kastı olan Urielitlerden biri onu çağırttıığı zaman, yaşamının sona erdiğini düşünmektedir. Ancak durum farklıdır Dünya dışında koloni kurulması düşünülen yabancı zekaların yerleşik olduğu bir gezegenin dilini çözmesi ve sefer arkadaşlarına öğretmesi görevi verilir. 40 yıl sürecek bu yolculuk otomatik boşanma anlamına geldiği için Hal hemen kabul eder. Wog gezegeninde geçirdiği vakit kurduğu dostluklar ve Jeanette adlı kadınla yaşayacağı yasak aşk, onun hayal bile edemeyeceği günahlar işlemesine sebep olacak tam bir düzen karşıtına dönüşecektir... Viktoryen toplum ve tüm imaları gelecekte baskıcı teokratik bir düzende geri dönmüş. Düzen ve topluma karşı öfke, tiksinti ve suçluluk duygusu elle tutulacak kadar yoğun işlenmiş. Tüm yüce imalar Öncü figüründe karakterize edilirken, günah keçisi görevini Gerici üstlenmiş. Herkesin içinde bir Gerici ( günahkar, yoldan çıkaran / Şeytan eşdeğeri ) bulunurken Öncü tek ve ulu, o dokunulmaz. Günah ve sevap kavramları çökmüş. Gerçek hareketler ve gerçekdışı hareketler var. Topluma paranoya ve güvensizlik hakim. Mahremiyet yok, herkesin bir koruyucu meleği var. Koruyucu melekler kişilik polisleri gibiler, en ufak hatada size ceza veren acımasız rütbesiz polisler onlar. İnsanın kendine yıkıcı ve habis doğası sıkça eleştirilmiş kitapta. Korku, cehalet ve baskı üzerine kurulmuş olan toplumda, abartılı da olsa insan bedenine dair tüm imalar gizlenmiş. Yemekleri peçeler ardında yiyor, bol giysiler giyiyor, ışık açıkken sevişmiyorlar. kendi bedeninden insanlığından tiksinen insanlar yaratmışlar. Asiler 7 günahı temsil eden 7 sicimli kamçılarla hemen cezalandırılıyor. Kadercilik ve özgür irade üzerine tartışmalar son derece güçlü. Sitemi kurgularken yıkılabilir bırakmak için çabalamış yazar. biraz üstünkörü ve yalın da olsa Freud ve Viktoryen dönem imalarını bolca işlemiş yazar. Sistem hataları ve sosyal dinamiklerdeki uyumsuzluk dikkatli gözlerden kaçmayacaktır. Çoğu yerde psikiyatriye saygı duruşunda bulunan kitap çarpıcı bir sonla kapanmış. Yazarın özellikle entomolojiye çalıştığı gözden kaçmıyor. Kurguladığı ırk olan Wog'ların böceklerle olan benzerlikleri son derece güzel tasvir etmiş. Zamanında basılması reddedilen ve çok sayıda kaşın kalkmasına sebep olan bu eserde yazar farkında olmadan planladığı kişisel devrimi yarım bırakmış. Yunan mitolojisinden fırlamış gibi kurguladığı bir çeşit Nymph olan Jeanette'a dair sondaki açıklamalar kadından korkan erkek figürünü desteklemiş ve Viktoryen imalara çanak tutmuş. yıkmaya çalıştığı imaları fak etmeden yüceltmesi hayal kırıklığı yaşatabilir okura. Cesur yazımı ve Hristiyanlığın yeniden yorumlanmasına dair göndermeler, Milton'a atıf başarılı olsa da eksik lan yanları var. Ancak 60 yıl önce bunları yazabilmesi takdir edilesi. Tıp ve entomoloji hakkında saçmalamadan kurgulamış olması da eserin güçlü bir diğer yanı. Farklı bir şeyler okumak isteyenlere hitap edecektir.
Baskı: 3001: Son Efsane
Yıl 3001. Sıradan bir kuyruklu yıldız avı görevindeki kaptan Chandler'in görevi aldığı bozuk radyo yayını tarafından kesilir. Bir uzay çöpünü araştırmak üzere görev alan Chandler, gemiye aldıkları çöpün 1000 yaşında bir astronot olduğunu görünce tüm insan ırkı gibi şaşkınlığa düşecektir. İlk Jüpiter görevinde yer alan ve şizofren yapay zekanın ölüme mahkum ettiği Frank Poole, yüzyıllarca uzayda dolanmış bir nevi dondurulmuş vaziyette kalmıştır. İleri teknoloji ve tıp teknikleri sayesinde uyandırılan Poole, zamanı ve insanlarından ayrılmış bir mağara adamı gibi kalacaktır modern Dünya'da. Uzayda geçirdiği uzun süre kas sitemine ciddi zarar verdiği için bir daha ana gezegeni üzerinde yürüyemeyecektir, bu sürgün hissinin verdiği hüzün ve içinde bulunduğu boşluk onu bir amaç ve görev arayışına sürükler. Kapanmamış hesapları görmek için Jüpiter ( Lucifer )'e ve yasak gezegen Europa'ya gitmeye karar verir... Geçmişin hayaletleri ve mekanik tanrılara meydan okuması gerekecektir... Geleceğin dünyasında şiddet yok, sefalet yok, savaş yok. Tanrı figürü çökmüş, toplum 2 kesime ayrılmış inanç açısından: Deizm Ve Teizm. yıldızlara uzanan merdivenler inşa edilmiş, Clarke'ın üzerinde çalışmayı en sevdiği proje olan uzay asansörleri artık gerçekler. Yazar 20. yy Amerikasına yerinde ve çok sert eleştirilerde bulunmuş. Sentetik besinler ve beyin başlıkları gibi fütürist temaları güçlü arkaplan ve tarihsel detayla aktaran yazar, çok sert Tanrı ve din sorgusuna girmiş: Freud ile aynı terimi kullanmış " yanılsama ". Sosyal kontrolü dijital tamponlar olan beyin başlıkları ile sağlamı olan yazar, bu öğeyi yüceltmiş. Göndermeleri arasında Lorenz, Freud, Darwin, Tolkien, Disney, Lewis Carroll gibi isimler barındıran eser tasvirleri ve hayalgücünün sınırlarında gezinen ama sağlam basan kurgusuyla hoş bir okuma sunuyor. Poole'un yeni dünyaya uyum çabaları ve sıkıntıları son derece güzel aktaran akıcı dili ve merak öğesinin başarılı kullanımı önemli artıları. Tektaş'ın uyanması ve dizgelerinde oluşan sorunlar yüzünden insan ırkının kıyametle karşı karşıya kalması ve çaresizlik hissi son derece güzel aktarılmış. Köşeye sıkışmış bir hayvan gibi son çareleri kullanan insan ırkı dijital hayaletlere ve truva atlarına güvenmek zorunda kalıyor. Kendi sistemlerini çökerten öğelerin kurtarıcı rolünde olması ise hoş bir tezat açıkçası. Kitap meraklı zihinlere seslenecek ve fütürist bir açık büfe görevi görecektir okuyucuları için.
Baskı: Douglas Adams'ın Otostopçunun Galaksi Rehberi ve Başka Bir Şey Daha
Arthur Dent, ıssız bir adada sakin sessiz yaşlanıp gitmiştir, Ford hedonist alemlerle gençleşmiş, Spa ve açık büfeleri talan ederek yaşamıştır. Trillan Başarılı bir gazteci olmak uğruna bir çok vücut parçasını kurban etmiştir, Random ise Galaksi Başkanı olmuştur. Ancak Rehber MK2 onlar adına kurguladığı sahte gerçeklikleri sonlandırınca Dünya'nın yıkımı anına geri dönerler... Vogonlar tüm gerçekliklerdeki Dünyaları yok etmekte kararlıdır. Tam sonsuza uğurlanacakken kahramanlarımız... Zaphod , Altın Kalp'le çıkagelir. Ancak şanssızlık bu ya gemi arızalanır. Bu esnada Ebedi Dumura Uğratıcı hakaret etmek için ortaya çıkar ve kahramanlarımızı onu öldürmeleri karşılığında gezegenlerinin yıkımından kurtarır. Ölümsüzlükten sıkılmıştır. Zaphod, Thor'u arayıp bir karşılaşma ayarlayacağını söyler. ' ölümsüzün kavgasından ciddi para kazanmayı düşünmektedir... Önceki kitaplara bolca gönderme kullanan yazar, bağlantıları hoş bir şekilde kurmuş. Bürokrasi ve elitizm eleştiri, tanrı ve din sorgusu üzerinde bolca mizah öğesi kullanan yazar, mizahı daha çok uygunsuzluk öğesi yardımıyla kurmuş. Cthulhu, Pangea gibi göndermeleri kullanmış olan yazar, kara enerji, kara madde ve beyaz deliklerden bahseden gördüğüm ilk yazar oldu açıkçası. Medya ve şov dünyası eleştirilerinde son derece başarılı olan kurgu, Ebedi Dumura Uğratıcı karakteri üzerinden ölümlülüğün değeri çıkarımlarını yürütmüş. Dünya'dan kaçmış olan kaymak tabakanın otorite boşluğunu ve sosyal kontrol ihtiyacını doldurmak adına Tanrıları iş görüşmelerine çağırması gibi son derece komik detaylar başarılı işlenmiş. Ancak anlatının akıcı olduğunu söyleyemeyeceğim, dipnotla o kadar boğulmuş ki okumanın sürekli kesilmesine neden oluyor. Bu çok ciddi bir eksiklik kitap adına. Mizah olarak Adams kalitesinde değil, incelikli bağlantılar üzerinden mizah yazarın güçlü yönü değil. Yazım bu yüzden yalın kaçmakta. Ustaya saygıda kusur etmemesine rağmen, tanınan karakterlerin fazlasıyla değiştirilmesi okuyucuyu rahatsız edebilir. Seriye aşina gözler Marvin , Fenchurch ve Slartibarfast'ı arayacaktır. Otostopçu evrenine doyamamış okurlar için bir mola olmak dışında ne yazık ki başka çekici bir özelliği bulunmuyor.
Baskı: Hayvanlılar Şehri (Zoo City)
Zinzi December, bir keş, eski bir gazeteci ve kardeş katilidir, Johannesburg'da yaşamaktadır. İyi halden erken salınan Zinzi,tüm canavarlar gibi bir hayvana sahiptir. Günahların tezahürü olduğu düşünülen hayvanlar toplumu 2 ye bölmüş silinmeyecek damgalar olarak insanları mimlemiştir. Zinzi'nin hayvanı bir tembel hayvandır, Zinzi'nin yeteneği ise kayıp eşyaları bulmak. Yaşlı bir bayanın yüzüğünü geri getiren Zinzi, müşterisinin öldürüldüğünü öğrenir. Bu andan itibaren hiç istemediği bir işi kabul etmek zorunda kalacaktır. Mafyaya olan borcunu ödemek için yapacağı son şeyi kayıp bir pop yıldızını, 15 yaşındaki bir kızı arama görevini üstlenir... Sıradışı benzetmeleri, akıcı ve samimi anlatı tarzını 1. tekilden kurgulamış olan yazar, sosyal dinamikleri çok güçlü işlemiş. Karanlık bir Johannesburg anlatmış olan yazar, sokağa yansıyan şiddet, ayrımcılık ve duyarsızlığı okurun yüzüne sıvamadan gazetecilik yaptığı dönemden paylaştığı anekdotlarla sunmuş. Çoğu kırık hayatı hayvanlarla damgalayan yazar, ara pasajlarda gündelik göndermelerle son derece inandırıcı bir atmosfer yaratmış. Toplum ve medya eleştirileri, şiddet dolu ve değişken Afrika ortamında vermiş olan yazarın en güçlü yanı inandırıcı atmosferi. Büyücü doktorlar, kara büyüler, parazit hayvanlar olmasına rağmen bir "urban noir" romandan ziyade "dark fantasy" olarak algılayabilir okuru. Kara edebiyat öğrelerini de ustaca kullanmış olan yazar, dolandırıcılıklar, çocuk askerler, insan kaçakçılığı, keş dünyası gibi son derece sert bir dünya kurgulamış. Kurgu bir yerden sonra tatlı bir kurgu oyunuyla kayıp vakasından seri cinayet araştırmasına dönüyor. Polisiye unsurlarını son derece ustaca kullanmış olan Beukes, sıradışı karakterinin öyküsünü bir vahşet senfonisiyle kapatmış.Yazarın kelime seçimleri, tasvirleri ve akıcı dili kitabın büyük artıları.
Baskı: Ölüm ve Ölmek Üzerine
60'ların sonunda ölümcül hastalarla yapılan bir çalışmanın kitabı. Modern tıp ve psikiyatrinin çehresini değiştiren röportajlara dair kayıtlar ve Kübler Ross'un ünlü 5 aşama modelinin açıklandığı kaynak olma özelliğini taşıyor. Yazar önce hangi koşul ve insanlarla çalışma yapıldığını ve gelen tepkileri açıklamış giriş bölümünde.Çalışmanın amacını açıklamaya çalışmış. Ardından bilinçaltımızda ölümü reddettiğimizi, ancak öldürülme veya kaza gibi olayları gözümüzde canlandırabildiğimizi belirtmiş. İnkar mekanizmasına dair ufak örnekler verip yas dönemi ve anlamına dair açıklamalar yapmış. İnsanı yabancı ve soğuk bir ortamda sevdiği şey ve kişilerden soyutlayan modern bakım tekniklerini eleştirmiş. Eleştirisi bakımın teknik veya fiziksel yanı değil, duygusal bakımın yetersizliği tüm kitabın ana vurgusu olarak karşımıza çıkmakta. Hasta - doktor ilişkisinin önemine değinip modern çağın getirdiği kitle imha silahları, savaş gibi olaylara karşı medyanın insanlıkdışı tutumunu eleştirmiş. Teknik bilgi kadar iletişim yeteneğinin önemine vurgu yapan yazar izolasyon ve yalnızlaşmanın ölüm döşeğindeki insanlara yapılacak en kötü şey olduğunu belirtmiş. Tüm aşamalarda ölüm tabusu yüzünden iletişimsizlik ve empati kurulmasının zorluğunun yenilmesi gereken esas sorun olduğunu ifade eden yazar, öfken aşamasının sebeplerini açıklamış. Vaka analizleri ve röportaj kayıtlarıyla her aşamaya dair çıkarımlarını destekleyen yazar, tüm kitap boyunca hastanın saygınlığının önemine vurgu yapmaya özen göstermiş. Pazarlık aşamasının bir erteleme denemsi olduğunu ve çocukluktan itibaren kullandığımız ana mekaniklerini taşıdığını gösteren yazar, suçluluğun bu aşama da güçlü bir şekilde ortaya çıktığını belirtmiş ( daha iyi bir insan olabilirim vs...). Depresyon aşamasını 2 türe ayıran yazar, ilk türün çoktan yaşanmış bir kayıba tepki ( alınan rahim, ameliyat izleri gibi kalıcı değişiklikler...) diğer türünün ise yaklaşan yaşam kaybına bir hazırlık hüznü olduğunu savunmuş. Son aşama olan kabullenmenin mutlu bir son olmadığını bir nevi hissizleşme aşması olduğunu açıklayan yazar bu durumun kayıtsızlık kalıbından nasıl ayrıldığına dair bir açıklama getirmemiş. Umudun çoğu zaman acının nedenselleştirilmesiyle beslendiğini ve son ana dek sürdüğünü göstermiş. Bir nevi geçici inkar olan bu mekanizmanın garipsenmemesi ile ilgili tavsiyeler vermiş. Ölümü yok sayan doktorların hastalarına bilmeden zarar verdiğini açıklamış, hasta yakınları ve görüşlerine önem verilmesi gerektiğini vurgulamış. Ölümün yanında getirdiği en ciddi duygunun suçluluk olduğunu ve hastaların çoğu zaman olduğunda daha kötü belirtiler göstermesinin nedenin psikosomatik kökenlerine değinmiş ve uyarılarda bulunmuş. Detaylı görüşme kayıtlarına bir bölüm ayırmış, konsültasyonun önemine, personelin tepkilerine, hastahane yönetiminin yapabileceği değişiklik ve hasta yakınlarına sunulabilecek imkanlara dair tavsiyelerde bulunup görüşlerini paylaşmış. Tüm çalışmaya dair son bölümde gerçekçi ve samimi bir değerlendirme yapan yazar, herkesin eşsiz olduğunu ve son ana dek saygıyı hak ettiğini belirterek kapatmış. Modern tıp ve psikiyatrinin algısını değiştiren bu çalışma, 2.5 senelik ciddi bir uğraşın sonucu. Samimi ve çarpıcı bir eser. Çok sert bir tabuyu cesurca işlemiş olmasının yanı sıra o kadar aydınlatıcı anekdotlar paylaşıyor ki en bilgi yoksunu olduğumuz konulardan birinin algısına dair farklı görüşlerin daha rahat algılanmasına yardımcı olacaktır. Tıbbi metin dilinde yazılmamış olduğundan durağan bir okuma sunmamasına rağmen her okura hitap edeceğini sanmıyorum, konusu itibariyle ağır bir metin... Alıntıları çok güzel ve kibire kapılmadan hastanın saygınlığını savunuyor olması büyük artıları.
Baskı: Sevmek Dokunmaktır
Ünlü etnolog, metnini önümüzdeki yıllarda salgına dönüşme tehlikesi bulunan kayıtsızlığı ve sevgi yoksunluğunu ifade ederek açmış. Sevginin biyolojik bir gerçek ve kültürden bağımsız olduğunu belirten yazar, bedensel temasın önemini vurgulayacağının sinyallerini vermiş. Fiziksel açıdan dokunulmaz olamnın duygusal uzaklaşmaya neden olduğu çıkarımı yapan yazar, deyim köklerinde bulunan duyu organına ve algıya yapılan göndermeleri ortaya sererek ilk bölüme giriş yapmış. Bowbly, Lorenz ve Rank'ın kuramlarını harmanlayarak Ayrılık anksiyetesinden bahsetmiş. Yetiştirme hatalarından bahsetmeden önce niyet belirleyen hareketleri açıklamış ve bebeklik dönemindeki temaslar ve anlamlarını açmış. Çocukluk çağı ve ergenlikte temasların giderek azaldığını ve ikamelere ihtiyaç duyulduğunu belirtmiş. Flört döneminde tekrar insanı bir temas kurulduğunu da eklemiş. kültürün izin verdiği cinsel ima taşıyan nesne ve giysi seçimlerinden bahsetmiş, ardından bedenin cinsel iması olan tüm bölümlerini açıklamış. Gerçek sevgide bir alışverişin söz konusu olmadığını, karşılık beklenmeden ifade edildiğini belirten yazar, çiftlerin sevgi bağıyla değil ekonomik koşullanmalarla birleşmelerini eleştirmiş. Flört aşamalarını açılımlayan Morris, günümüz toplumu ve cinselliğe bakış açısını kendine özgü tabirleri ve cesur tarzıyla incelemiş. Alkışın sanatçıyı kucaklama jestinin evrilmiş bir versiyonu olduğunu ifade edip çoğu dokunma jestinin toplum tarafından kabul edilebilir olmadığını bu yüzden değişikliğe uğramış gizlenmiş veya parçalara bölünmüş halde ifade edildiğini söylemiş. Erkeklerin birbirlerine dokunmak için cinsel imalardan arınmış " saldırı şakaları" imal ettiğini, umutsuzca bir kıskançlıkla kuşatılan toplumun bedensel temasları suç sayıp yasaklamayı görev bildiğini belirtmiş.dışarıdaki dünyayla başa çıkabilmek için insani dokunuşlara ihtiyç duyduğumuzu ve şiddet karşıtı bir toplumun yakınlaşma karşıtı bir toplum olacağını savunmuş. Dansın kökenlerinin niyet belirleyici hareketler olduğunu ifade eden yazar, filogenetik kökenleri detaylı bir şekilde açıklamış. Evcil hayvanların ve sigara gibi alışkanlıkların güven ve temas ikameleri olduğunu, kişisel bakım hizmetlerinin gizlenmiş dokunulma ihtiyacını giderme görevi taşıdığını da söyleyen yazar, hiç temas etmemektense hangi bir şeye veya herhangi birine temas etmenin yeğ olduğu koşullara zorlandığımız çıkarımını yapmış. Modern toplumun aşırı alınganlığının ve yanlış anlamalarının kendini tekrarlayan bir kayıtsızlık döngüsüne neden olacağının uyarısını yapmış.insanın en ilginç yönlerini utanç ve alay korkusuyla derinlere gömmek zorunda kaldığını dolayısıyla kendine ve çevresine güven konusunda hasar aldığını belirtmiş. Watson gibi kasapların ve yanlış yetiştirmenin yol açağı sorunlara değinmiş, isyan mekanizmasının her şekilde sevilme ( sadece usulu veya konformist olduğu için değil de ) testi olduğunu ve anne babaların bu testten çoğu zaman kaldığının altını çizen yazar, samimi uyarılarla kapatmış. Çoğu kuramı detaylı ve samimi bir tarzda işlemiş. kimi çıkarımlar kabullenmesi zor imalarda olabilir okuyucu için, ancak insani temasın önemini savunması ve çıkarımlarının gücünü kaynakçasında belirttiği çok ciddi araştırmalardan alması gibi artıları, metnin güvenilirliğinin sorgulanmasını engelleyecektir sanıyorum. İnsan davranışı ve davranış bilim gibi konulara ilginiz varsa, tabu edilmiş bir konunun tarafsız bir bilimadamının kaleminden okumanızı öneririm.
Baskı: Güzel Sarı Tuna
İlia Krusch, Tuna Oltası balıkçılık yarışmasının birincisi olan pek tanınmamış bir balıkçıdır. Ünlü olan Krusch emekliliğini sakin ve huzurlu geçirmektedir. Çok fazla şeye ihtiyacı olmayan bu dürüst balıkçı Tuna nehrini baştan sona kat etmek amaçlı yola koyulunca halkın ve hayranlarının heyecanlı taşkınlıklarından kaçması da güçleşir. Ona yolculuğu sırasında eşlik etmek üzere katılan Bay Jaeger'le birlikte Tuna yolunca yol alırlar. Tuna boyunca kaçakçılık almış ve yürümüştür, hadut elebaşısı Latzko'yu yakalamak için bir Komisyon kurulmuş gümrük ve mavna kontrolleri sıkılaşmıştır. İlia Krusch ve gizemli yolcusu ise tüm bu kovalamacadan habersiz yollarına devam etmektedirler. Ancak yolculukları tahmin ettikleri kadar huzurlu olmayacaktır. Genelinde bir gezi rehberi gibi Tuna boyundaki köy ve şehirleri tanıtan, Krusch'un ağzından kimi zaman yeren, alay eden kimi zaman yücelten bir metin. Krusch'un dürüstlüğü ve açık sözlü mizacı ve Jaeger'in gizemli tavrı birbirlerini tamamlayan hoş tezatlar olarak kurgu içerisinde yer alıyor. Kurgu boyunca şüpheleri karakterler üzerinde dolaştıran usta, son ana dek haydut elebaşının kimliğini açık etmiyor. Tatlı kurgu oyunları ve ince yergileri ile insan doğasını ve politik tavırlar üzerinde başarılı bir şekilde duran usta yazarın diğer kitapları kadar akıcı olmamasına rağmen sıkıcı olduğunu söylenemez. Verne hayranları için güzel bir mola olacaktır.
Baskı: Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?
Rick Deckard bir avcı-katildir. İşi "izinsiz" androidleri "emekliye" ayırmaktır. Üçüncü Dünya Savaşı'ndan sonra çöken toz, radyoaktif serpinti Dünya'yı neredeyse yaşanmaz hale getirmiş, neredeyse tüm hayvanların soyunu tüketmiştir. Hayvan sahibi olmanın ciddi bir statü göstergesi olduğu bu toplumda Rick, en son çıkan android modelleri üstünü yaraladıklarında karşılaşacağı en zorlu ve büyük gelirli görevi alır: 6 android "Emekliliği". Ancak görevi tamamlamadan varoluşunu, işini, inançlarını ve yaşamını sorgulaması gerekecektir... Radyoaktif serpinti, insanları dönüştürmekte ve "özel" yapmaktadır. Özeller, zeka geriliği olan veya gen testlerinden kalan insanlardır. Kolonileştirilen Mars'a göç etmeleri yasaktır. Mars'a göç devlet tarafından desteklenmekte ölen Dünya'nın terk edilmesi için propagandasını yayında olan tek devlet kanalından yapmaktadır. Mars'ın kolonileştirilmesi yardımcı olması için dizayn edilen androidlerden bazıları sahiplerini öldürüp dünyaya kaçmaktadır. Devletin propagandasını yapan arkadaş canlısı Buster, ve diğer yapay figürlerle insanlar özdeşleşmekte, sentetik bir yakınlık duymaktadırlar. Gerçek hayvanlar astronomik fiyatlar ettiği için gerçeklerinden ayırt edilemeyen elektirkli hayvanlar üretilmekte ve satılmaktadır. Mercerizm, toplumun yeni dinidir. Ufak empati kutularıyla diğer insanların duygularına ortak olan insanlar, Mercer'in zorlu tırmanışında onunla yürümektedirler. Mercer, mezar dünyasına hapsolmuş, hayvanları ve ölmüş insanları hayata döndürmeye çalışan bir mesihtir... Yazar yükselen kayıtsızlığı muhteşem imgelemlerle işlemiş. İnsanların temas ettiği her şey sentetik, plastik, cansız, ölü... Hissedebilmek için duyarıcılar kullanıyorlar, belli rakamlar tuşlandığı zaman bu duyarıcılar talep edilen ruh halini sağlıyorlar. Hayvanlar elektronik. Mercer ve diğer inananlarla bütünleşmek için empati kutuları gerekli. Tüketimle bastırılmaya çalışılan bir bunalım mevcut. İnsanlar artık yıldızları göremiyorlar, toz ve çürüme gökyüzünü de yakmış ve bozmuş. İnsanlar yalnızlar... yaşadıkları sentetik rahimden kaçamıyorlar, plastik tanrılara tapınıyor, dijital dostlar ediniyorlar.İsa'nın kendini feda etmesi ve 2. Gelişi motiflerini uyarlamaları Mercer'de toplanıyor. Buster ve Mercer insanların ruhları için rekabet eden 2 steril tanrı. Androidleri tanılamak için kullanılan testin açıklarını kurgu oyunları dahilinde hikayeye dahil eden yazar, gerçeklik sorgusunu paranoyak bir atmosferde vermiş. Şizoid ve androidleri birbirlerine benzetmesi çok güçlü bir motif. Munch'ın Scream tablosunu yorumlayan yazar, sanat icra eden androidler üzerinden insanlık sorgusunu çok güçlü işlemiş. Varlığını onatmaya çabalayan yaşam taklitleri için plastik bir hüzün duyan karakterin sorduğu en ciddi sorular şunlar: " Cansız bir nesneye duyulan nefret veya arzu patolojik midir? Sınırı nerede çekeceğiz?" Eski bilimkurguların bazı saçma kurgularını eleştiren yazar, bir Bilim Kurgu klasiği olan romanın her sayfasında ustalığını tekrar kanıtlıyor. Statükoyu, sanat üzerinden eleştiren yazar, imgeleri altında çok ciddi uyarılarda bulunuyor
Baskı: Marslılar
Ustanın 4 kısa hikayesinin bulunduğu kitabı. Yazar, işlemeyi en sevdiği motifleri burada da kullanmaktan geri durmamış. İlerleme adına verilen çaba, mantıklı çözümlere duyulan ihtiyaç, ekol çatışmaları hikayelerin ana motifleri olarak göze çarpıyor. Ayağı yere basan kurgusu, güçlü çıkarım ve öngörüleri ile bezeli olan hikayeleri sosyolojik açıdan son derece akla yatkın ve sağlam olsa da tıpkı Clarke gibi birebir ilişki ve diyaloglarda konferans salonları hakim olan soğukluğa benzer bir his alabilir okur. Bilimsel verileri boğmadan yedirdiği öyküler, çarpıcı sonları ve etkileyici kurgu oyunlarıyla göz çarpıyor. Mantık ve sağduyudan sapmaması ve geleceğe dair güçlü öngörüler eserin büyük artıları. Öykülere bir göz atalım... Marslıların Yolu Dünya ve Mars arasındaki materyal rekabeti ve su kıtlığıyla ilgili ambargonun politik etkileri üzerine yazılmış olan öyküde, uzay çöpçülerinin cesur girişimleri işlenmiş. Materyallerin ve alaşımların eldesinde güçlükler, Mars'ın bağımsızlık çabası, suyun önemi hakkındaki görüşlerine yer vermiş bu öyküde. Gençlik Medeniyetinin alacakaranlığını yaşayan bir ırkın, huzurlu ve gelişmeye yönelik ilgilerinin kaybolduğu bir zaman anlatılmış bu öyküde. Başka zeki ırklarla temasın bu miskinlik ve durağanlığı bozmasının umut edildiği diyaloglar göze çarpıyor. Aynı zamanda merak ve gençliğin yüceltildiği pasajlar da yer almakta. Derinlerde Kendi ölen Güneş'lerinden kaçan ve gezegenlerinin derinlerine saklanan bir ırkın biz insanlarla temas kurma çabası işlenmiş. Sosyolojik farklılıklar ve semantik algının değişkenliği üzerine güzel çıkarım ve ince yergiler yer almakta. Anne - çocuk ilişkisini görünürde yeren, ancak alt metninde önemine saygı duruşunda bulunan bir hikaye bu. Enayi Tuzağı Hükümetin yerleşme planları yaptığı bir gezegene daha önce yerleşen kolonicilerin hepsi ölmüştür. Aynı felaketin yaşanmasını istemeyen devlet görevlileri tümü gönüllü ve kendi alanlarında uzman olan bir kadroyu bu fenomeni incelemeye gönderir. Hikayede bilim dalları arasındaki iletişimsizlik ve akademik yobazlıklar masaya yatırılmış. İnsanın bencil ve hırslı doğası eleştirilmiş ve bilgi açlığı, merak yüceltilmiş. En çarpıcı sona ve güçlü kurguya sahip öykü kitaptaki bu. Yazar, yergilerini farklı ırklar üzerinden aktarırken, tüm kısa öykülerinde olduğu gibi atom bombalarına ve getireceği felaketleri karanlık ve unutulmuş bir çağ olarak öykündürmüş. Hikayelerindeki veriler ve öngörüler hayranlık uyandırıcı güçte. Dilinin samimi olduğunu söyleyemem, ancak merak öğesini son derece güçlü kullanan yazar, kopmaya fırsat bırakmıyor.
Baskı: Kitle Psikolojisi
Yazar metnini Le Bon'un Grup Zihni kuramını alıntılayarak açıyor. Bireylerin oluşturduğu grup dışındaki hallerde var olmayan ve harekete dönüştürülmeyen bazı fikirler ve hisler olduğunu belirtiyor. Le Bon'un kuramında evrimsel psikolojiye göndermeler var. Le Bon, ayrı cinsten olanların aynı cinse gömülüp ırksal bilinçaltının ortaya çıktığını savunurken, Freud kişinin bastırdığı bilinçaltını ve güdülerini açığa vurabilmek için grubu kullandığını savunmuş. Sosyal kaygının bilince eşit olduğunu savunan Freud, bilinç yitimini tanılamış ve grubun etkisini hipnotizmaya benzetmiş. Aşk kavramının da bir grup oluşmasına neden olduğunu ifade edip kilise ve ordu gibi yapay grupların özelliklerini incelemiş. Totem ve Tabu'ya gönderme yaparak liderin üstün bir baba figürü olduğunu savunmuş. Dinlerin bir grup oluşturduğunu ve "öteki" lere karşı hoşgörüsüz ve acımasız olduğunu ifade edip Özdeşleşme kavramına girmiş. Duygusal bağların en eskisi olduğunu savunduğu özdeşleşmeyi Oedipus'u açılımlayarak tanılamış; ünlü Dora vakasını örnek olarak sunmuş. Sempatinin özdeşleşme dışında ortaya çıktığını savunmuş. Eşcinselliği de Oedipal kompleksle tanımlaya çalışmış. Aşkı 2 uçta ele almış: İdealleştirme ve yerme. Düalist yaklaşımlar tersinebilir çıkarımlarla Adler'e fazlaca yaklaştığı gözden kaçmıyor. Darwin'e atıfta bulunan yazar, grubun tarihöncesi ilkel topluluğun dirilişi gibi gözüktüğünü belirtmiş. Hipnozun psikolojik süreç ve arkaplanını açıklamış ve egonun farklılaşmasıyla ilgili bölümde manik- depresif hastalarla ilgili görüşlerine yer vermiş. Kişinin kendini terk etmesi durumunda dışlandığı büyük grup oluşumun talepleriyle nevrotik belirtilerin yer değiştirdiğini belirtmiş. Trotter, McDougall ve Le Bon'un grupla ilgili görüşlerini incelediği eserini Rank'ın peri masallarıyla ve bilinçaltına yaptığı göndermeleri irdeleyerek kapatmış. Genelinde çıkarımların ve görüşlerin diğer eserlerine göre çok sağlam olmadığı göze çarpsa da, grup psikolojisiyle ilgili önemli temel eserlerden biri olduğu tartışılmaz.
Baskı: Dünya Dışı Uygarlıklar
Usta yazar ve bilim adamı bu kez insanlık tarihindeki çok önemli bir soruya yanıt aramış: Evrende yalnız mıyız? Yabancı basım tarihi 79, Türkçeleştirilmesi 83. Yazar, metnini insanın yalnız olmadığına hep inandığı ve totem ruhları yaratma ihtiyacının bundan ileri geldiğini tartışarak açmış. Evrim aşamaları ve uygarlığın kökenlerine dek biyolojik, kimyasal ve astronomik sabitelerden ve bunlara uygun olmayan durumlardan bahsetmiş. Uydumuzun bu kadar yakın olmasının başka dünyalarda yaşam düşüncesini perçinlediğini ve merakı körüklediğini belirtip önemli bilimsel gelişmeleri aktarmış. Diğer gezegenlerdeki yaşam olasılığını konu edinen kitap ve öyküleri kronolojik sıraya göre irdelemiş ve bilimsel gelişme sırasına göre incelemiş. Öncelikle İç Güneş Sisteminde yaşam olasılığını inceleyen usta, ardından Dış Güneş Sisteminin olasılıklarını tartışmış. Gezegen oluşum teorilerini açıkladıktan sonra Mikrokozmos'a dalmış. Gözle görülmeyecek kadar küçük yaşam ve bunlarla ilgili gelişme ve teorileri aktardıktan sonra. Uygarlığa ve zekaya sahip olması gereken bir türün beyin geliştirebilecek kadar iri olması gerektiğini belirtmiş. İnsanın kurduğu uygarlığı biyolojik, sosyolojik açılardan eleştirmiş ve materyalist toplum, kitle imha silahları gibi kendi yıkımımıza neden olacak önemli sorunlara değinmiş. Bu noktada demiş ki: " Zeki türlerin geliştirdikleri silahların gücü ve tahribatı, onların inşa etme ve kurma yetilerini aştığı an uygarlık sona erer." Aşırı nüfusun yaratabileceği sorunlara da değinmeyi unutmamış. Daniken'in fikirlerini eleştirmiş ve bilimsel verilere dayanarak çürütmüş. Ufo fenomeni ve bizi neden bu kadar etkilediğini açıklamış. Uzay yolculukları ve bu kavramın zorluklarına detaylı yer ayıran yazar, savaşa ve silahlanmaya ayırılan kaynak ve çabanın uzay araştırmalarına ve bilimsel çabalara aktarılması gerektiğini belirtmiş. Bilimsel açıdan muhafazakar davranmış ve kanıtı olmayan hiçbir veriye kitabında yer vermemiş. Yazarın veriler, üzerinden eleme yöntemiyle yaptığı hesap 200 sayfanın biraz üzerinde tutuyor ve aldığımız sonuç şu : Şu anda galaksimiz içinde teknolojik uygarlığı yaşıyor olabilecek gezegen sayısı ( doğal olarak yaşamı da destekliyor ) 530.000... Aynı zamanda ustanın romanlarında ve hikayelerinde kullandığı çıkarımların en saf hallerini bu eserde görebiliyoruz. meraklı zihinlere açık büfe görevi görecek olan güçlü, yere sağlam basan bir bilimsel makale. İlginç bilgi ve benzetmelerle dolu yazını, bilimsel jargonla boğulmadığı için akıcı ve keyifli bir okuma sunuyor.