AN
@Antivenom

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Ara Dünya
6/1012.02.2013

Baskı: Ara Dünya

Joey Harker, sıradan bir genç. Kendi evinin içinde bile kaybolması dışında tabi. Egzantrik sosyal bilimler öğretmeninin verdiği ödev esnasında gerçekliğin kenarından düşen Joey,düzlemler arasında kaybolur. Kendinin yüzlerce değişik versiyonunun bulunduğu "Ara Bölge"'ye ulaşıncaya kadar delirdiğini düşünmektedir. Ancak bundan sonra paralel düzlemler arasında gezebilme yetisine sahip bir "boyutgezer" olduğunu anlar.İşler buradan sonra çok karışacak, Joey ve arkadaşları tüm düzlemleri korumak için zorlu bir savaş vereceklerdir. Kitabın dokusu Yıldız Tozu'na daha yakın açıkçası,Amerikan Tanrıları ya da Yokyer gibi karanlık bir kurgusu yok.Tasvirler tatmin edici,benzetmeler son derece güçlü. Akıcı ve bir solukta biten bir kitap.Keyifli bir boyut gezintisi vaad ediyor bu eser,benden söylemesi. Bilimkurgu ve fantezinin tatlı bir melezi olmuş bu kitap.

Baskı: Son Koloni (Yaşlı Adamın Savaşı, #3)

Yaşlı Adamın Savaşı serisinin 3. kitabında ilk kitabın sonunda bıraktığımız karaktere John Perry'in hikayesine geri dönüyoruz. John karısı eski özel kuvvetler teğmeni Jane Sagan ve evlatlığı Zoe ile sıradan bir kolonide çiftçiliğin yanı sıra idarecilik yapmaktadır. Ancak huzurlu yaşamları ve verdikleri bu tatil uzun sürmez. Koloni Birliği, John ve ailesini yeni kurulacak prototip bir koloniye taşıyacak onu ve eşini idareci olarak atayacaktır. Macera tutkusuna yenik düşen John, bir kez daha yuvasından olur. Ancak çiçeği burnunda koloni liderinin bilmediği galaktik bir satranç oyununda piyon olduklarıdır. Yeni koloninin üzerinde devasa bir hedef tahtası vardır ve düşmanları onları bulmakta gecikmez. Koloni birliği ile iletişimi kesilen koloni tek başına galaksinin onlara fırlattığı her zorluğa göğüs germek zorunda kalacak ve zor kararlar vermeleri gerekecektir. Dürüst olmak zorundayım.Kitapta tasvirler yok denecek kadar az. Şiddet kareografilerini detaylı aktaran yazar,özellikle yüzlerce yeni zeki ırkın geçtiği bir romanda görsel tasvir yapmamakta diretmiş, dolayısıyla bir ırkı diğerinden ayıracak veriler sadece isimlerle sınırlı tutulmuş. Yazarın dayanıksız konseptlerde kullandığı son derece güzel çıkarım ve gözlemleri bulunmakta ancak çok fazla göze çarpmıyorlar. Kurgu oyunları yok denecek kadar az, en iyi yeni yazar ödülü sahibine yakışmayacak yalınlıkta bir tekdüzelik söz konusu. Amerikan esprileriyle bezeli diyaloglar incelikten yoksun ve kurgunun bazı yerlerinde açıkça elitist ve ırkçı yaklaşımlar var. Onbinlerce yeni gezegende koloni kuran insanlığın yönetici koltuğunda hala tek ülke olması ( tabi ki ABD) bana mantıksız geldi.

Evrim Adamı
10/1012.02.2013

Baskı: Evrim Adamı

Hikayemiz Pleyistosen çağın ortalarında ufak bir kabilede doğmuş olan Ernest tarafından aktarılıyor. Sağlam evrimci ,futurist ve bilim adamı olan babası Edward, bilimden ve ilerlemeden korkan yobaz amcası Vanya, ilk ressam ve zanaatkar olan kardeşi Wilbur, usta avcı Oswald ve filozof Ernest eserdeki birbirinden komik karakterlerden sadece birkaçı. Bilimin tahakküm arzusuyla doğaya egemen olmayı kafasına koymuş olan Edward ve öze,"esas maymun adamlığa" dönmeyi erdem bilen Vanya'nın çatışmalarıyla başlar kitap, Ernest zamanla babasının tekelciliğinden bunalacak ve sürü lideri olmak için elinden ne geliyorsa yapacaktır. Kitapta ateşin dolayısıyla medeniyetin doğuşuna tanık oluyor ; kültür, dans, felsefe, psikoloji, sosyoloji, teknik servis, monopol piyasa, evlilik ve aşk, moda, müzakere, demokrasi ve meclis, cinayet gibi kavramların keşfini, sayfalarından zeka damlayan bu kitap sayesinde tekrar yaşıyoruz. Yazarın göndermeler ve incelikli imalarla süslediği kurgu bir an olsun sıkmıyor, tebessümle okumaya devam ediyorsunuz. Diyaloglar komik ve samimi. Bizim 10 bin yılda gerçekleştirdiğimiz çoğu önemli buluşu bir çağ kapanmadan elde etmeye çalışan maymun adamlar kabilesinin öyküsü, bol alt mesajıyla ve esprili diliyle sizi hayran bırakıyor.Göndermelerin arasında Ford, Kolomb, Darwin, Freud gibi isimler olduğunu belirteyim.

Baskı: Dünyalı İstilacılar

Ted Kennedy başarılı bir hakla ilişkiler uzmanıdır. Çalıştığı şirket Ganymede'nin üzerinde koloni kurmuş ve kendi planlarına göre halkın görüşlerini yontma işini Ted'e bırakmıştır. Bu Ted'in geçirdiği en zorlu sınav olacak ;bu durum onu, dünyaya bakış açısını ve evliliğini son noktasına kadar zorlayacaktır. Yazar Amerikan rüyası kokan bir hayatı ve yalan mühendisliklerini başarılı bir şekilde eleştirmiş, Özel teşebbüslerin herhangi bir sınırlamayla karşılaşmadan uzaya açılmasının tehlikelerini açıkça göstermiştir bizlere eserinde. Aynı zamanda bilimkurgu da sıklıkla kullanılan uzaylı istilası klişesini tersten yazarak ,yazıldığı yılların ötesine dair uyarılar yapmış, Soğuk savaş'tan sonra gelebilecekleri aktarmaya çalışmış gibi algıladım çıkarımlarını. Çıkarımlar açıkça çağın ötesinde; yeni hedonizmin yükselişi, kayıtsızlığa gömülen takım elbiseliler de yazarın kaleminde kaçamamıştır. Kurgu rahat okunan, akıcı bir dokuya sahip. Kurgu oyunlarına pek başvurmamış ve imalar biraz yalın olsalar da göze batacak başka bir yanı yok.

Uzaylı
8/1012.02.2013

Baskı: Uzaylı

John Lane uzay filosunun kumandanıdır ve 10 yıllık seferi sona ermiştir. Evine karısı ve çocuğuna dönmekten memnun olan Lane her şeyi bıraktığı gibi bulacağını sanmaktadır. Oysa geride bırakılanlar özlem ve merakın altında terkedilmişliğin acısı ve kırgınlıkla doludur.100 bin kişinin kumandanı,başka zeki ırklarla çarpışmış olan uzay fatihinin savaşı bitmemiştir. Karısı ve kızıyla da mücadele etmesi, yetişkinlerin yokluğunda çeteleşen gençlerin kurduğu toplumla yüzleşmesi gerekmektedir. Kumandanın bilmediği ise uzaylı bir ırkın ajanlarının topluma sızmış olduğu ve her hareketini gözlüyor olduklarıdır. Yazar, çok güzel bir soru sormuş: Geride kalanlar ne olacak? Ebeveynleri "son sınırda" şan şöhret peşinde koşarken çocukları kim yetiştirecek? Spaceport şehri çocukların kurduğu "birliklere" teslim olmuştur.Bu birlikler sıradan çeteler değildir. Askeri bir yapıları ve hiyerarşileri vardır:Uyuşturucu kullanımı yoktur birlik içinde ve yetişkin olana dek cinsellik olmaması gibi katı kurallar bunun bir çeteden çok askeri organizasyon olduğu hissini verir. Ebeveynlerinin yokluğunu kapatmak isteyen çocuklar bu kurumu suçu engellemek ve kardeşlerini,kadınları korumak için kurmuşlardır. O kadar başarılı olurlar ki birliklere yetişkinler de katılır. Yazarın kurduğu argo son derece yerinde ve çete dinamiklerini güzel yansıtıyor. Ayrıca uzay fatihlerinin kendi evlerinde mağlup olması gibi ince eleştiriler,askeri organizasyonları yeren alt metinle çok uyumlu. Uzaylı ırk ve bizim çocuk yetiştirme modellerimizin kıyaslanması çok yerinde ve başarılı bir detay: Onlar çocuklarını terk etmiyorlar,ışık saatleri uzaklıkta bulunsalar bile zihinsel olarak hep beraberler. Dil akıcı, bağlantılar ince. Kurgu saçma gelebilir, ancak yazıldığı yılları ve çiçek çocuk akımını göz önüne getirdiğimizde o dönemin koşullarını da aktaran bir pencere sunacaktır bu roman okuyucularına.

Baskı: İstiridye Kabuğundaki Venüs

Tüm galaksiye pis kokular yayan insan ırkına artık katlanamayan,obsesif kompülsif bozukluğuna sahip Hoonhorlar, Büyük Tufan'a neden olurlar. Tüm insan ırkı yokolur. Ancak "eleştirmenleri" gıcık edecek şekilde tek bir insan kurtulur: Simon Wagstaff. Onunla beraber Tufan'dan kılpayı kurtulan köpeği Anubis ve baykuşu Athena ile kapağı Çin bandrollü Hwang Ho gemisine atarlar. Yokolan ırkını ve gezegenini geride bırakan Simon, Tanrı'nın kapısına dayanmak ve yakasına yapışıp gerçeği öğrenmek için binlerce yıl sürecek bir yolculuğa çıkar. Arada ölümsüz de olmuş olabilir... Yazarın eleştirmenlerle alıp veremediği ne tam olarak çözemesem de kitap süresince beni kovalayan bir motif oldu. Kurgu saçma değil...Absürd. Bu şekilde yazılmış ve aktarılmış. Hikaye bazen tuvalet komedilerini aratmazken bir anda çok ciddi ve derin sorgulamalara dalıyor. Çoğu yerde Freud'a takılıp düşen mizah bazen ince bazen kalın göndermelerle toparlıyor ve şaşırtıyor.Geneli itibariyle bir kara mizah örneği bu eser. Ancak fallik göndermeler içinde okuyucuyu itmesine rağmen öyle sivri ve güçlü çıkarımlar içeriyor ki kendini okutmaya devam ettiriyor. İnsanlığın sorgulandığı bölümler göze gerçekten çarpıyor, mizahın arasında çok ciddi şeyler de söylüyor bize yazar. Genelinde mantık aramadım absürd doku nedeniyle. Arasam temel fizik ve biyoloji açısından zayıf olduğunu belirtirdim, ancak bu hikayenin arada kahkahalara sebep olacak kadar komik olabildiğini eklerdim. Bir Adams veya Pratchett değil ama sivri ve eğlenceli bir kara mizah bilimkurgu eseri. Çarpıcı sonu ve katlanabilenler için bulunmayı bekleyen o çıkarımları büyük artıları eserin.

Baskı: Rama Bahçesi (Rama Serisi #3)

Öncelikle Clarke'ın bir dörtleme planlamadığını sadece ilk kitabı yazıp bırakmak istediğini ancak arkadaşı Gentry Lee'nin baskı ve fikirlerinden etkilenip beraber dörtleme kaleme aldıklarını belirteyim. Gentry Lee'nin karakter arkaplan ve ana karakter kurgusundan sorumlu olduğunu, Clarke'in mühendislik ve toplumsal görüşlerle kitabı beslediğini ekleyeyim. Rama 2'de mahsur kalan 3 insan bilinmeyen bir rotada ve hiç kontrol sahibi olmadıkları bir çevrede hayatta kalmak zorundalar.Zamanla bu idraklarını aşan uzay aracı onların yuvası olacak ve küçük ailelerine yapılacak eklemelerle hayatları hem şenlenecek hem de zorlaşacaktır. Hiçbirinin bilmediği şey ise Rama 2, ufak bir rötardan sonra Dünya'ya geri dönmektedir. İnsanlığın yabancı zekalarla 3. karşılaşmasında neler olacaktır? Roman, merak öğesini o kadar güçlü kullanmış ki sıkılma veya kopmaya vakit bırakmıyor. Kurgu çok güçlü, özellikle karakter boyutlandırması çok güzel olmuş. Clarke hayranları yakından bilirler ki karakterler kurudur genelde: Çünkü Asimov'un romanlarında da olduğu gibi başrolde hikayenin kendisi vardır. Ancak Gentry Lee'nin katkısı burada açıkça görülmekte. Karakterler çok boyutlu bazı etnik arkaplanlarda sorun yaşanmasına karşın tüm karakterler son derece canlılar. Lee'nin tek kısa kaldığı yer isim seçimlerinde ırklara dair önkalıplara fazla takılması ( Japon = Kenji örnek olarak) olmuş. Kurgu tam bir gönderme yuvası. Aynı zamanda tabulara açıkça saldırıları da cesur bir motif. Ensest korkusu, ihtiras, aldatma, suçluluk, izolasyon, geçmişle hesaplaşmalar gibi motifler karakterleri doygun hale getirmiş. Yazarlar bu kitapla Cennet'i yıkmışlar: Mitik cennet, yaşam içermesine rağmen ilerleme ve teknolojiden yoksunken bu Yeni Cennet ise Yaşam barındırmasa da bir teknoloji ve mühendislik harikası. Ve yolcuları izolasyon sorunu yüzünden - tüm ırklarından kopmaları neticesiyle- birer Modern Adem ve Havva olarak yer alıyorlar kitabın başlarında. Irkçılığa açık ve umarsız saldırılarla dolu fikir harmanları, bence ( eleştirmenlerin etnik karikatürler olarak aktarıldığını düşündükleri ) yan karakterlere duyulan samimiyeti içermekte. Özellikle Clarke'ın Güneydoğu Asya'da geçirdiği yıllar, o kültürden gelen karakterlerin daha çarpıcı aktarılmasını sağlamış. Clarke kültürün öğelerine hakimiyetini akıcı Thai ve Japonca diyaloglarında sergilemekten hiç çekinmemiş. Toplumsal eleştirileri son derece açık ve anlaşılır verdiklerinden ima aramaya gerek yok: İnsan yalan,hırs ve şeytanlarını kendiyle beraber yıldızlara da taşımış. Aktarmak istediğim son bir eleştiri daha var. Zamanın eleştirmenleri; tutku, sevgi, aşk ve seks öğelerinin ne aradığını sormuşlar bilim kurgu içerisinde... İnsanı insan yapan öğeler onların varolduğu her yerde olacaktır diye düşünüyorum. Farklı bir gezegen ve makineden tanrıların uzay araçları içerisinde olsalar bile... Kurgu içerisinde rahatsızlık verecek yoğunlukta erotik öğe kullanıma denk gelmediğimi ve aksine kullanıldığı yerlerin hikayeyi zenginleştirdiğini belirtirim. Özellikle modern bilim insanlarının bile arkaik sahiplenme ve kıskançlık davranışları göstermesi alt metni destekleyen bir motif kitap içerisinde.

Baskı: Rama'nın Sırrı (Rama Serisi #4)

Rama efsanesinin son kitabında Rama 3'ün son günlerine, 2. kitaptan bu yana ana karakter olan Nicole des Jardins'in gözlerinden tanık oluyoruz. Dörtleme burada sona eriyor. Tüm ihtiyaçları ve isteklerini karşılayan mucizelerle dolu yapay bir Cennet'e yerleştirilen insan kolonisi, kendine yenik düşüyor... Hırs ve acımasızlıkla yükselen yeni polis devletinde, bu distopyada ileri görüşlü ve yabancı canlılardan korkmayan insanlara yer yok. Nicole ve küçük gurubu parçalanmış eşi insanların itinayla yürüttükleri soykırımı engellemek için diğer modüle geçmiştir. Nicole küçük hücresinde idamı beklemektedir. Rama'nın yolculuğu nerede bitecektir? Bitecek midir? Henüz insanlarla temasa geçmeyen 3. tür ne zaman saldıracaktır? İnsanın gittiği her yere kendini taşımasını konu alan roman, toplumsal çıkarım ve fikir harmanlarının çoğunu Freud'dan ödünç almış. Kimi göndermeler yalın ve açıkken bazıları incelikli ve üzerine düşünülmüş imgeler olarak sunulmuş. İnsanlık sorgusu, kültür, ayrımcılık, ırkçılık eleştirileri ile süslü olan kurgu sürükleyici bir nitelikte. merak öğesinin etkili kullanımı tüm Rama kitaplarında olduğu gibi bu romanda es geçilmemiş. Batı Afrika mistisizmi ve Katolik öğretiler harmanı, içinde bulunulan ortama tatlı bir tezat katarken alt metni destekliyor. Diğer zeki türlerle toplumların karşılaştırılması yapılırken ince alt mesajlarla vurmayı ihmal etmeyen akıcı kurgu, bilinen toplumsal çıkarımları farklı renklerde başarılı bir harmanla sunmuş. Örümcek ırkının arzu ve istekleri kontrol etmelerini sağlayan minik kımıl kımıl kurtçuklar, Batı toplumunun şeker niyetine attığı Prozac, Lustral gibi ilaçların metaforu olarak karşımıza çıkıyor. Bunun gibi ince göndermelerle karşılaştırılan toplumlar aslında birbirinden ari değiller. Clarke ve Lee insan toplumunu güzel eleştirmişler. İnsanın arkaik korkularına değinmekten geri durmayan roman; hastalık, böcek ve parazit kavramlarına farklı açılardan bakmamızı sağlıyor. İnsanın tam bir taklidini yapabilen ürkütücü yaratıcılar... gerçekten bizi yaratmış olabilirler mi? Yoksa raslantıların altın oranının sonucu muyuz? Kitabın sonunda evren, Tanrı, ölümden sonra yaşam ve seçim hakkı gibi konulara geniş yer bırakan kurgu, kapanışı ufak bir evren tarihi dersiyle güzelce vermiş.

Karanlığı Taramak
10/1012.02.2013

Baskı: Karanlığı Taramak

Yakın gelecekte, Amerika uyuşturucuya karşı verdiği savaşı kaybeder. Yaş farkı gözetmeksizin Amerikan rüyasından uyanmaya çalışan kalabalıklar ölümün yeni bir tadına aşık olmuştur. Nüfusun dörtte birinin kullandığı D maddesi, uzun dönemde beyinde fiziksel hasara, psikozlara ve sonunda ölüme yol açmaktadır. Bu canavarla savaşan Narkotik şubenin ajanlarından biri, büyük bir balığı oltaya getirmek için sallanan yem olduğunu bilmemektedir. Fred, kovaladığı ölüm taciri Robert'la çok ortak noktaları olduğunu keşfedecektir: Aynı bedeni paylaştıkları gibi... 77 yayın tarihli olan roman, alt metni ve göndermelerini ustaca kullanan bir kurguya sahip. Eleştiri ve uyarıları göz ardı edilecek gibi değil. Uyuşturucu ile savaşmak bahanesiyle bir polis devletine dönüşen Amerika'da, artık her birey izlenmekte ve gözlenmektedir. Mahremiyet kavramı çökmüştür. İnsanlar Batı kültürü'nün çirkin yan ürünü olan kayıtsızlıkla savaşabilmek için kimyasallardan medet ummaktadır. Soğuk savaş'ın yarattığına benzer paranoyak ortam ve derin güvensizlik hissi dokunulabilecek kadar yoğundur. Kurumlara ve oynadıklara oyunlara cesurca saldırmıştır yazar. Usta yazar K. Dick bu romanda, akıl oyunlarını ve detaycı yazını bambaşka bir seviyeye taşımıştır. Paranoyak ortamdan güzelce beslediği akıl oyunları ve tıp tarihinin en ilginç vakalarından birini yazınına dahil ederek, eleştirilerini çok katman arasında paylaştırır.Fiziksel ufak bir travma ile başlayıp, uyuşturucu ile pekişen ve kalıcı hale dönen hasar Fred'i parçalar. Beyninin sağ ve sol yarımküreleri bedenin hakimiyeti için rekabet eden Fred, bir müptela olmuştur. Gizli ajanlığın getirilerinden biri olan kişilik bölünmesine benzemez durumu, bu kalıcıdır. Kendini yok etmeye kararlı olan Fred ailesini geride bırakır ve başkası olur. D maddesi ve müptela arkadaşlarının paranoyak sohbetleri onun hayatından tek kaçışıdır . Kırık bir aşk öyküsüyle süslenen kurgu, aşıklar arasına çok sayıda engel koyar: Kokain, vicodin, eroin, lsd, d maddesi gibi... Kedi-fare oyunlarını ustaca kullanan kurguda, kimin kaçtığı kimin kovaladığı dahi belli değildir. Şüphe ve gerilimle dolu roman boyunca; ironilerle beslenen karakterler, toplumun kırdığı bu oyuncaklar insanlara ayna görevini üstlenirler. Güneş sütünden nasıl kokain yapacağımızı da öğretirler. Hüzünlü dokusu, şaşırtıcı sonuyla tam bir şölen olan bu roman, ustanın en güzel eserlerinden biridir. Kara edebiyatın öğelerini incelikli kullanarak, bol alt mesajıyla, zekice gönderme ve metaforlarıyla bir solukta biten bu romanı tüm bilim kurgu ve kara edebiyat hayranlarına gönül rahatlığıyla öneririm.

Baskı: Yıldızlardan Dönüş

Hal Bregg, uzun yolculuğunu bitirmiştir. Yıldızlara dokunup gelmiş bir pilot, bir kahramandır o. Gerçekten öyle midir? Yolculuğa çıktığından bu yana 126 sene geçmiştir. 150 yıldır yaşamasına rağmen 40 yaşını biraz geçkindir ve kendini kahraman gibi hissetmemektedir. O gittiğinden bu yana tüm Dünya değişmiştir. Bu adam zamanın kıyısından düşmüş kayıp biri olarak yeni dünyaya uyum sağlayabilecek midir? Lem tüm hikayeyi Bregg'in ağzından anlatır. Kitabın başlarındaki kafa karışıklığı, algı yoksunluğunu, ortalarda onu terk eden dünyaya olan öfkeyi, sonunda ise mahsun bir kabullenişi o denli güçlü verir ki... kurgunun değil ancak aktarımın gücünü sergiler. "Bu neandarthal, bu fosil insan yıldızlardan hiç dönmemeliydi. Onun bugünkü toplumda yeri yok." Kendi hayatını ilerleme, bilim için tehlikeye atan insanların sorunlarını bize aktarırken toplum ve bilime saldırmaktan geri durmaz yazar. Yeni dünyanın toplumu kastra edilmiştir. Çocuklukta yapılan ufak bir kimyasal işlem tüm toplumu uyuşturmuş, arzu, heyecan, mücadele, özgecilik gibi kavramları yok etmiştir. Rahat ve ılıman bir dünyadır burası, spor yoktur, en azından bizim bildiğimiz anlamda. Yazar tüm toplumsal kalıpları tersine çevirmiştir, tezatı kullanırken belli sosyolojik çıkarımları görmezden gelmesi ancak bu şekilde açıklanabilir. Cinayet yok, şiddet yok, tecavüz yok , kabalık yok... peki bu bir ütopya mı? Yoksa kötü özellikleri imha ederken insanlığı da mı yok ettik? Yazar kayıtsızlığın altın çağının başlarında yazdığı romanıyla batı toplumunu sertçe uyarmaya çalışıyor. Ancak Descartes'in fikir çocuklarına umarsızca saldırdıktan sonra "davranışçılık ekolünü" yüceltmesi akım içerisindeki bir tutarsızlık olarak göze çarpmakta. İletişimsizliği, anlayış yoksunluğunu kurgusuna güzelce yediren Lem, gerçekçi olabilmek için bilimsel makale ve yazarlardan bolca bahsediyor: Tıpkı kült eseri Solaris'teki gibi... Alt metni yazarın doygun çıkarımlarıyla dolu olan roman kesinlikle okunmayı hak ediyor. Solaris'in performansını göremesek de güzel bir eser olduğunu belirtme gereği duyuyorum.

Baskı: İçdeniz Balıkçısı

Bilim kurgu ve fantezinin taçsız kraliçesi Guin'in 8 öyküsünün toplandığı kitabı. Girişte Guin'in "Bilimkurgu Okumamak Üzerine" adlı kısa bir eleştirisinin bulunduğunu belirtmeliyim ki sadece bu kısa yazı için bile alınıp okunabilir. Bu eleştiride Guin steril bilim kurgu yazarlarına ve diğer ekolleri yücelten eleştirmenlere iki çift laf etmiş. Baltayı gömdüğünü ama yerini unutmadığını görebiliyoruz bu yazıda. Her ne kadar Guin "altında bir mana yok bunlar öykü sadece" dese de tanıtmak için bahsetmem gerek. Guin eleştirisinde bahsettiği tüm konulara kısa öykülerinde bir bir değinmiş. Bilimi tekeline alıp yazında kitlesini soğutacak karmaşıklıkta kullanan yazarlarla ve kendisiyle dalga geçmiş. Kendi kurgusundaki hataları bulup onlar üzerinden eğlenmiş. Yeni teoremler geliştirmiş bu esnada; örneğin "Çörtme teorisi". Şiirsel ve akıcı dilini kurgusuna ustaca yediren yazar, çokbilmişlere, steril toplumculara, ayrımcı ve ırkçılara çatmış. Cinsiyet imalarına saldırmış ve bazı öykülerde ensest ve poligami gibi çok cesur motiflerle örmüş. Yeni toplumlar kurmuş ve yıkmış. Tanıdık kavramlara rastlayıp selam vermemizi istemiş olacak ki, kurguladığı en geniş evren modelinde ( Hain merkezli olan ) diğer kitaplarına göndermeler yapmış. Gethen'li çift cinsiyetliler ( Karanlığın Sol Eli ), Anarres ve Urras'lı uzay-zaman mühendisleri ( Mülksüzler ) basit çiftçi ve yerliler ( Hep Yuvaya Dönmek ) ve daha niceleri hayran ve okurlarını beklemekte. Kitabın ismi zaten "Hep Yuvaya Dönmek" te kurguladığı ütopyaya açık bir gönderme. Kitabın adını aldığı hikayesinde kurgu mühendisliğini son noktalarına kadar zorlayan yazar, imgelem kurarken 3 farklı hikayeden bahsediyor; Rip Van Winkle'a bir uyarlama olarak başladığı kurgusu zaman ve uzayı içine katlayarak şaşırtıyor, çarpıcı ve güçlü bir öykü sunuyor.

Baskı: Otostopçu 1 Otostopçunun Galaksi Rehberi

Richard Dawkins'in "Tanrı Yanılgısı" adlı kitabını ithaf ettiği dostu, Douglas Adams'ın kült eserini tanıtmaya çalışacağım. Dr. Who adlı ünlü dizide editör olarak çalışan yazar bilim kurgu ve mizahı harmanlayacak eğlenceli bir eser yaratmak amacıyla kolları sıvamış, öncelikle BBC radyo oyunu olarak geliştirdiği eserini daha sonra kitaba dönüştürmüştür. Giriş yazınında fikrin nasıl geliştiğini bize esprili bir dille anlatan yazar, sağolsun gezegenden ayrılmak için yapmamız gereken şeyleri ve NASA'nın telefon numarasını da bize vermiştir. Arthur Dent, akşamdan kalma olarak uyanır. Sıradan bir perşembe sabahıdır onun için bu. Evini yıkmak için bekleyen buldozerleri fark eden Dent, her mantıklı insan gibi buldozerlerin yolu üzerine çamura uzanır. Onu çiğneyip evini yıkamazlar sonuçta. Bu sıradan sabahta ( haber verilmediği için ) itiraz etmediği imar planları yüzünden evinin yıkılması can sıkıcı bir durumdur. Gezegeninin de hiperuzay otobanı inşası için yıkılacağını öğrendiğinde Murphy'nin yardımcı pilot koltuğunda oturduğu komik macerası yeni başlamaktadır. Sağolsun uzaylı arkadaşı Ford Prefect, otostop çekerek onu nihai yıkımdan kurtarır. Ardından gelecekler ise şu ana kadar olanlar kadar mantık dışı ve komiktir... Kitap tam bir kahkaha yuvası. Yanlışlıklar komedisi ve tezatla harmanlanmış mizah, kara mizahtan ince çizgilerle ayrılıyor ve yazarın göndermeleri arasında okuyucuyu samimi diliyle gülümsetiyor.Tatlı kurgu oyunları nda, K. Dick'in akıl oyunlarının mizahi versiyonları, Asimov'un mantık düellolarının tezatlarını kullanan yazar, kimi zaman mantığı tatile çıkarıyor ve güldürüyor. Belli akım,kurum ve görüşleri esprili bir dille yeren kitap akıcı ve eğlenceli bir okuma sunuyor. Neden kült olduğunu her sayfasında kanıtlıyor.Yazıldığı yıllarda hakkında çok az şey bilinen kuram ve motifleri başarılı kullanması da cabası.

Baskı: Otostopçu 2 Evrenin Sonundaki Restoran

Nihai sorunun cevabını bulmak için dizayn edilmiş devasa organik bir bilgisayar olan Yerküre'nin kestirme yol yapmak amacıyla yıkılmasından sonra, bu küçük ve önemsiz gezegen üzerinde yaşayan maymunsulardan sadece iki tanesi hayatta kalmıştır: Arthur Dent ve Trillan. Nihai cevabın peşinde koşmamaya çabalayan ama bu konuda pek söz hakkı tanınmayan Altınkalp tayfasına dahil olan maymunsular, Galaksi başkanı Zaphod, kuzeni Ford ve depresif robot Marvin'le beraber birbirinden ilginç belalara bulaşacaklardır...Peşlerinden gelen Vogon inşaat filosu ise yıktıkları gezegenden geriye görgü tanığı kalmaması konusunda takıntılı olduklarından kahramanlarımızı takip etmektedirler.Hikaye pek karıştı,belki bir mola verip evrenin sonundaki restoranda bir şeyler yemeliyiz? Güldürü yuvasının ikinci kitabında Adams, bürokrasi, psikiyatri, medya, teknik servisler, havayolu şirketleriyle dalga geçerken bilim kurgunun en sık kullanılan kavramlarını da esprili bir dilde kurgusuna dahil etmiş. Felaket tellalarını yeren, İsa'nın ikinci gelişiyle feci dalga geçen Adams, züppe ve elitistlere de sataşmayı unutmamış. Kurgu gittikçe dallanıp budaklanırken eğlenceli geçişler ve zekice çıkarımlarla süslenmiş hikaye, doğaya karşı acımasız davranışlarımızı da eleştirmiş. Komplo derinleşirken, politikacılarda Adams'ın elinden kaçmamış. Akıcı ve sürükleyici dili, tebessümle okutan ritmiyle elinize yapışıyor bu kitap. Tüm evreni yöneten güç odakları nerede? Gölgeler ardından işlerini gören bu kişiler kim? Arthur nihai sorunun cevabını bulabilecek mi? Zaphod'u kim lobotomi etti? Bir fincan çay yapmak ne kadar zor olabilir ki? Konudan saptım afedersiniz.... Şimdi birikimlerimizi yatırsak evrenin sonuna kadar faizden ne kazanırız? Evrenin sonundaki restoranda vejetaryen menüsü yok mu?

Baskı: Kadınlar Rüyalar Ejderhalar

Guin'in eleştiri ve irdelemelerinin yer aldığı kitabı. Ünlü yazar, Batı toplumunun okuyucu modellerini irdeleyerek başlıyor eleştirmeye. Bize diyor ki: " Yaratıcı kişi, hayatta kalmış olan çocuktur." Nasıl hayatta kalmış? Ne derdi var ki modern insanın? Sahte gerçekliklerle kendi doğası ve arzularına, hayalgücüne aç bırakılmış olmasının telafisi var sonuçta: Yarışma programları var, mısır gevrekleri kutusu reklamları, sonra bestseller'lar var. Para ve başarı üzerinden yürüyen hayatlara dokunabilen tek edebiyat kırıntısı bu. Yazar hayalin iç benliğin dili olduğu söyledikten sonra, Tolkien'in " basitleştirmeci" tavrını eleştiren kişilere, Taoizm ve Jung ekolü üzerinden saldırıyor,can yakıyor. Kelimelerle müzik yapmanın önemine değiniyor. Eril şiiri yeriyor ve alternatifler sunuyor, sözlü metinlerin önemine parmak basıyor. Yazarın okurla ilişkisini, hikayelerin oluşum ve gelişim süreçlerini, önemli öğelerini paylaşıyor. Tecrübelerini sunmuş ve öğüt vermiş, azarlamış ve kimi yerde şefkatle uyarmış genç yazarları. modern çağın ezdiği bireyselliği ve öznelliği aramış yazınlarda. Mit ve simge kullanım alanlarından bahsetmiş. Simge arayışının edebi zevki baltaladığına, gösterişçi yazının ruhsuzluğuna çatmış. Yazarın bilinç ve bilinçdışı arasında bir aracı olduğunu belirtmiş, Sansür ve piyasa kaygılarına değinmiş. Amerikan bilim kurgusunu yermiş, yerinde ve düzgün eleştirilere; eleştirmen ve ciddi okurlara olan ihtiyaçtan bahsetmiş. Kadının hem toplumdaki yerini ( yazar olarak ) hem de metinlerdeki,romanlardaki karakterler olarak irdeleyen yazar bize farklı bir tarih sunmuş. Tarihin bile fallik öğelerle eril-toplum ve tarihçiler tarafından çarpıtıldığını açıklamış alıntılarıyla: Kalın ve etkileyici sopalar,keskin dehşet verici mızraklar gibi fallik çağrışımlara sahip öğelerden önce toplanan yiyeceklerin taşınması gereken uydurulan nesnelerin önemine dikkat çekmiş. "Doğurursan yaratamazsın ( yazamazsın ) veya tam tersi..." mitosuna saldırmış, kıymık kıymık doğramış Guin. Kadının fizyolojik evrimini menopozla tamamladıktan sonra, kendine gebe kalması gerektiğini savunmuş. Kocakarıların ima ve önemine parmak basmış. Eleştirel edebiyatı, çocuk raflarından modern edebiyat raflarına çıkmasının, fantezinin ve bilim kurguya olan algının değişmesinin nedenlerinden biri olan bu bilge kocakarı çok konuşmuş, güzel konuşmuş.

Baskı: Otostopçu 3 Hayat, Evren ve Her Şey

Sürekli evreni ( gönülsüz de olsa ) kurtaran kahramanlarımız, çok uç bir ihtimalsizlik sebebiyle birbirlerinden ayrı düşer. Arthur ve Ford, tarih öncesi Yerküre'de mahsur kalırlar. Büyük bir ihtimalsizlik sayesinde bu kısa ve eğitici tatili yarıda kesen kahramanlarımız, evreni yok etmeyi saplantı haline getirmiş bir ırkla uğraşmak zorunda kalacak, Evrenin anahtarlarının çalınmasını önlemeye çalışacaklardır. Arada kriket de izleyeceklerdir... Adams güldürü şöleninin bu bölümünde komployu derinleştirirken bilim kurgu klişelerini gene eğlenceli ve esprili bir şekilde aktarmayı sürdürüyor. Ayrımcılık ve ırkçılıkla feci dalga geçen Adams, sıradan, sakin, kendi halinde bir gezegeni kana susamış neonazilere dönüştürürken tezatın gücünü sergiliyor. Savaşın teknolojik ilerlemenin ardındaki itici güç olmasını eleştiren yazar, reenkarnasyonun zararlarından da bahsetmeyi unutmamış. Philip K. Dick'e atıfta bulunan Adams, dalga geçtiği meslek grupları ve kurumlara yenilerini de eklemiş: Yargıçlar, halı temizleme şirketleri vs...

Baskı: Aksın Gözyaşlarım Dedi Polis

Jason Taverner, ünlü bir şarkıcı ve Tv şovu sunucusudur. 30 milyon insanın hayran olduğu bir fenomen, aynı zamanda elitist bir genetik mühendisliği ürünüdür. "Altılar" diye bilinen bu üstün insanlardan olan Taverner'in dokunulmazlığı eski flörtlerinden birinin intikam almasıyla kalkar. Başka bir gerçekliğe uyanan şovmen gene aynı polis devletindedir, zaman kayması da yoktur... Ama kimliksizdir, hiç doğmamış hiç işlenmemiştir. Artık dokunulmaz değildir, ünlü değildir. O hiç kimsedir, artık sıradandır: Herhangi bir muhbirin polislere satacağı isimsiz bir kanun kaçağı...Kendi gerçekliğine,ününe ve hayatına kavuşabilecek midir? Ustanın kurduğu dünyada ırkçı, baskıcı bir düzen hüküm sürmektedir. Öğrenci ve öğretmenler üniversitelerde karantina altına alınmış, bodrumlarda kurdukları kibubtz'larda hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Polis devleti temellerini bürokrasiyle sağlamlaştırmış, medya desteğiyle güçlendirmiş ve mahremiyete her an tecavüzle perçinlemiştir. Burası öyle bir dünya ki, kimliksiz olmak zorunlu-işçi-kamplarına tek seferlik bilet anlamına geliyor. Paranoyak ve güven yoksunu ortam, muhbir kaynayan sokaklarla pekişiyor. Benjamin Franklin göndermesiyle pekiştirilen tersine bir toplum mühendisliğinin ürünü olan bu dünya, dehşet verici bir distopya. Ana karakter, hedonist, bencil, ırkçı, hırslı ve sadakatsiz bir adam. Spot ışıklarının altına dönmek dışında bir gayesi yok. Bu herkesin birbirini kullandığı dünyada o sıradan bir adam, herkes gibi kullanıyor ve kullanılıyor. Elitizmi ve şöhret imalarını bu karakter üzerinden eleştiren yazar, polisleri, "sistemin koruyucularını" da boş bırakmıyor. Takım elbiseli avcı-katiller değil onlar, her insan gibi günah ve sırları var...Polisler bile bilinçaltlarında sistemi desteklemiyorlar. Nostaljik hobilere sahip olan karakterler, geçmişe özlemin elit kimselerin tekelinde olduğu çıkarımıyla desteklenirken sisteme karşı duruş iması da taşıyor. Polislerde medyayı ustaca kullanıyorlar; aslında kaçan da kovalayan da şov dünyasına ait. Her iktidarın ıslak rüyası olan "ölüm-şalterleri" ( kill-switch) 'e sahip olan polislerden kaçış yok burada. Dünyanın dayattığı yalnızlık ve güvensizliğe kalkan olsun diye üretilen küçük telepat oyuncaklar, çoğu zaman insanlardan daha dürüstler. Tıp tarihinin en ilginç vakalarına el atmaya devam eden yazar, nörofizyolojik bozukluğu, psikoz ve nevrozları yetkin bir şekilde kullanmış. Kaçan ve kovalayan arasındaki dansı güzel aktaran yazar, geçişleri düalist bir dengede vermiş okurlara. Empati ve sempati gibi kavramları bulundurmayan karaktere, bu kavramlara en uzak kişiler yardım etmeye çalışıyor ( tıbbi iktidar olarak aldım yergiyi ) Sübyancılık, homoseksüellik, ensest, psikozlar, sanal seks, cinsel esaret gibi çok cesur motifler ören usta, çok güzel bir esrar halüsinasyon senkronu kurgulamış. Freudyen sürçmeleri kıvrak kullanmış ve kelime oyunlarıyla oyulmuş zekice bir kara mizah katmış kitabına.Karakterlerini samimi ve yersiz itiraflarla detaylandırmış, çok güçlü tasvir, çıkarım ve fikirlerle pekiştirmiş.

Baskı: İnsanı Tanıma Sanatı

Viyana Ekolünün 3 büyüklerinden ( Freud, Jung, Adler) psikolog Adler'in konferanslarda sunduğu makalelerinin toplandığı kitabı. Kitap 1924'de yayınlanmıştır. Adler, daha çok aşağılık kompleksi, telafi mekanizmaları, aşırı telafi ve gizli karşıtlar üzerinden çalışmalarını yürüten bir psikologtur. Bu kitabında da daha çok bu kuramlarının üzerinden insan ve toplum ilişkilerini tanımlama çalıştığını görüyoruz. Adler, sosyal darwinist bir yaklaşımla her davranış, kalıp ve algıyı, yetersizlik - yeterlilik üzerinden yargılıyor. Her davranışın esasen karşıt anlamını içerdiğini ifade eden psikolog, kendini beğenmişliğin aslında kişinin kendine duyduğu nefretin aşırı telafisi olduğunu söylüyor. Ruhsal organ? ( Psyche / çevri hatası ) ın kişide doğuştan bulunmadığına toplumsal kalıp,algı,etkileşim ve ifadelerle oluştuğunu savunan Adler, psikopatinin kalıtımsal yönünü yadsıyor. Adler'in toplumsal açıdan bütünleştirici görülen çabaları ve kurduğu "bireysel psikoloji ekolü", fizyolojik kökenler ve nedenlerin üzerinden durmayı reddettiği için ayrılıkçı bir görüş olarak kalmakta. Freud'un yıllarını verdiği rüya yorumlama tekniklerini benimsemeyen Adler, terapi ve sağaltım sürecindede sadece gizli karşıtlık ( karşıt anlamlılık) üzerinde durmuş. Fobi ve nevroz ayrımlarını yapmayan Adler için paranoya ve agorofobi aynı şey... Çocuk eğitimi ve aile ilişkileri kısmında, kadının ev ve toplumdaki yerini savunuyor ancak, Viktoryen çağrışımları geride bırakmış değil: Alt metinde şovenistlik okunuyor. Ancak çağının görüşlerinin dışına taşamamış olması, en önemli kuramcılardan biri olduğu gerçeğini değiştirmemekte. Eser, çeviri hataları ve kelimesi kelimesine çeviriden dolayı zarar görmüş, konuya aşina kişilerin canını sıkacaktır. Aynı zamanda hala 4 fizyolojik kalıp üzerinden karakter analizi yapılması da garip gelebilir. Kitap ancak psikolojiye giriş için iyi bir kaynak olabilir. Bunun dışında bir artısına ne yazık ki rastlamadım.

Uzayın Sınırları
8/1012.02.2013

Baskı: Uzayın Sınırları

Usta bilim-kurgu yazarı ve aynı zamanda bilim insanı olan Asimov'un gazetelerde yayınlanan makalelerinden seçmelerinin toplandığı kitabı. Kitap İnkılap yayınlarının bestseller'larından biri olmuştur. Asimov, öncelikle insanın geçmişini sorguluyor ve bilim ışığında bizleri evrimimizin ilk günlerine götürüyor.Daha sonra teknoloji ve bilimin geldiği son noktaları aktarıp bizi uzaklara simsiyah denizlere taşıyor. Son sınırda, bugüne kadar edinilen bilgileri paylaşıyor.Tartışmalı konulara açıklama getiriyor ve uyarılarda bulunuyor. Daha 88'de küresel ısınma, ozondaki delik gibi ciddi küresel sorunların aşılması için insanlığı kibar biçimde uyaran yazar aynı zamanda Sovyet ve Amerikan rekabetinin sona ermesi gerektiğini savunuyor. Uzlaşmaları tarafsız bir konuda yapmanın önemine parmak basıyor. "Eğer bilim adına hep beraber çalışırsak farklılıklar o kadar da önemli olmayacaktır" çıkarımını yapan yazar, Ay ve Mars'taki kolonilerden ve bunların tıpkı Antarktika gibi serbest bilimin icra edileceği vahalar olacağından da bahsediyor. İnsanların gözünü korkutan konuları, lisede öğrendiğimiz temel bilgilerin dışına çıkmadan kuram ve isimlerle bulandırmadan anlaşılır ve sohbet tarzındaki üslubu ile rahatça aktarıyor. Şaşkınlık uyandırıcı gelişme ve hiç duymadığımız konulardan bahsederken bile akıcılığını kaybetmiyor. Meraklı bir yapınız varsa yeni bir başucu kitabı buldunuz diyebilirim.

Baskı: Otostopçu 4 Elveda ve Bütün O Balıklar İçin Teşekkürler

Gizemli bir şekilde anayurduna dönen Arthur çok mutludur. Tüm çılgın yolculuğu hiç yaşanmamış gibidir. Ancak bazı gariplikler onu sorguya iter. Yunuslar kayıp olmuştur, Greenpeace yastadır. Aslında insanları uyarmaya çalışan yunuslar son performanslarındaki akrobatik hareketleriyle bize şunu demişlerdir: "Elveda ve tüm balıklar için teşekkürler." Bu ve bazı başka garipliklerle karşılacak olan Arthur, dünyanın yokedilişini hatırlayan tek insana da aşık olacaktır. Ford'un Dünya'ya dönmesiyle yolculukları tekrar başlayacak yeni maceralara atılacaklardır. Yazar, bu kitapta romantizme ( absürd bir tarzda elbette ) daha fazla yer vermiş ve hikayenin geri kalanında daha çok kişisel etkileşimler ön planda. Arthur için mutlu oluyoruz ister istemez, kader ( veya tanrı veya kosmos veya adının siz koyun ) espri anlayışını yitirmemiş ancak espri nesnesi bu kez karakterimiz değil. Tauton semalarında beraber uçabileceği! birinin bulmanın mutluluğunu yaşayan karakterimiz, halinden memnun.Göndermeleri ve yergileri ile güldüren yazar, eski ve sevdiğimiz karakterleri de unutmamış, arada onlara da selam veriyoruz. Akıcı ve esprili dili kolaylıkla okunmasını sağlıyor kitabın.

Baskı: Otostopçu 5 Çoğunlukla Zararsız

Paralel evrenler ve herşeye dair karman çormanlıklar kahramanımızın hayatını bir kez daha karıştırır... Bir yolculuk esnasında aşkı Fenchurch uzay-zaman çizelgesinden silinir, bu deliliği geride bırakıp normal hayatına geri dönmeyi kafasına koyan Arthur, Dünya'nın yerini bulamaz. Anayurdunun olması gereken yerde hep ona benzer ama o olmayan çirkin taklitler vardır. Bu esnada Trillan, Rupert üzerinde ( Güneş sistemindeki 10. gezegen ) yaşayan kayıp bir ırkla temas kurar, ve habercilik kariyerini çok ileri taşımak adına gezegene gider. Ford ise sevdiği ve güvendiği Rehber'in yeni yönetim kadrosuyla tanışır ve geliştirdikleri yeni "rehberi" çalar, tüm uzay zaman boyutlarında var olabilen bu çokbilmiş ve ukala kuş başlarını türlü türlü belaya sokacaktır. Bu arada inzivaya çekilen Arthur, ufak bir kabile içinde kendine yer bulur ve Onurlu Sandviç Ustası olarak hayatından memnundur... Sonra Trillan gelir ve onu çocukları olan Random ile tanıştırır! Beşlemenin son kitabında işler feci halde karışıyor, yazar her türlü klişeyle feci dalga geçerek eğlendiriyor. Tüm bağlantılar kuruluyor ve görünürde seri sonlanıyor... Ancak Adams'ın ölümünden sonra basılan bir kitabı daha bulunmakta : Kuşkucu Somon. Bu kitapla görülen o ki galaksiye vede etmemiz gerekecek. Göndermeleri ve klişeleri başarılı şekilde kullanımıyla okuru fazlasıyla eğlendiren kitap mizahta İngiliz üstünlüğünü kanıtlıyor. Akıcı ve esprili dili serinin tüm kitaplarında olduğu gibi keyifli bir okuma sunuyor.

İşte İnsan
10/1012.02.2013

Baskı: İşte İnsan

Konrad "Baba Kaz" Lorenz, ünlü bir davranışbilimcidir ve "Mühürlenme ( imprinting ) " kuramını keşfetmiştir.Köken olarak biyolog olan Lorenz, canlılarda gözlemlediği davranış kalıplarının izini sürerek insan doğasını anlamaya çabalamış ve çalışmalarının şiddetle ilgili olan bölümlerini bu kitapta toplamıştır. Yazar ilk 2 bölümde bir belgesel izliyormuşçasına, okuru sosyal kalıplarından arındırıp doğanın kendi mekanikleri içerisine çekmeye çalışmış bu esnada kuramlarla ilgili ilk referanslarını vermiş. "Yaşam mücadelesi" kavramının yanlış algılanmasını eleştiren Lorenz, özellikle seleksiyon baskısı üzerinde durmuş, hayvanlarda ritüel oluşum şemalarını gözlemlemiş. Kültürün filogenetik kökenlerine değindikten sonra, Morris, Bowbly, Freud, Darwin 'e atıflarda bulunmuş. Ritüel oluşumunun, saldırganlığın önüne geçilmesi için öneminden bahseden yazar, bunun aynı zamanda canlılar arasında bağ kurulmasıyla sonuçlandığını da savunmuş. Farklı kültüre ait olan öğelerin en az bağlı bulunulan kültür ve sosyal grubun ritüelleri kadar kutsal sayılması ve saygı gösterilmesi gerektiğini belirttikten sonra, güç farkı bariz belli olan karşılaşmaların sadece ritüellere bağlı kaldığını, gerçek mücadelenin denkler arasında meydana geldiğini örnekler aracılığıyla paylaşıyor. Tür içi devamlılığa zararlı olsaydı daha önce evrimsel olarak geride bırakılırdı diyor Lorenz, şiddet için. Diğer uyumsuzluk üretebilecek davranışların sosyal engel mekanizmalarına takılarak ritüelleştiğini savunan yazar, bu tarz sosyal engellerin en güçlüsünü annelik içgüdüsü olarak olarak tanımlamış. gebelik ve doğumdan sonra tolerans sınırları çok düşük olan dişinin kendi canlısı hariç her canlıya karşın vahşi olduğunu da ekliyor. Dürtü tatmini için sembolik hel gelmiş davranışların gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtiyor. İnsan türüne çok benzer davranışlara ilkel düzeylerde tanık olmamızı sağlayan yazar, insanın tür olarak sosyal ve dini dogmalara takılmadan tarafsız bir gözle incelenmesi gerektiğini savunuyor. insanın doğasından ve doğadan ayıran kibrini de eleştirmeyi unutmuyor. Kant'ın düşünce sistemini eleştiriyor, sosyal darwinizmi yanlış anlaşılmalardan sıyırıyor ve elitizme bulaşmadan uyarılarda bulunuyor. Sanatın ve bilimin en güçlü iki kolektif değer olarak toplumda yerlerini almaları gerektiğini savunuyor ve mizahın, gülmenin önemin de dikkat çekiyor. Son iki bölümü sadece insanlığın ve görüşlerin eleştirisine ayırıyor.

Çıplak Kadın
8/1012.02.2013

Baskı: Çıplak Kadın

Desmond Morris, esasen zoolog olan bir davranış-bilimcidir. Morris'e göre insan, sadece "çıplak bir maymundur". Davranış bilimi, sosyoloji ve antropoloji alanlarında eserler üreten Morris, insanı tarafsız gözle inceleyen bir biliminsanıdır. 60'larda primatları insan yavrusu gibi yetiştirmeye çabalayan bir grup bilimadamına dahil olan yazar, diğer evrimbilimcilerin aksine kültürel referansları kullanmayı ihmal etmez. Bu kitabı adının aksine sadece insan fizyolojisinin muhteşemliğine adanmış bir fizyolojik çalışmadır. Yazar, niyetlendiği şeyi yapıyor... Kadın bedeninin tüm önemli bölgelerinden bahsederek bize tekrar tanıtıyor. Başlangıçta kadın ve erkeği tarafsızca kıyaslayarak metnine giriş yapan yazar, ırk oluşumunun temellerine inerek 2 paragrafta ırkçılığı paramparça ediyor. Fenotipik farklılıkların önümüzdeki yüzbinyıllarda ortadan kalkacağını savunan yazar, çok sayıda hayret uyandırıcı fizyolojik bilgi veriyor. Kendimizi, bedenimizi tanıdığımızı sandığımızı ama ne kadar cahil kaldığımızı gösteriyor. Sosyolojik ve kültürel bağlamlara bolca örnek veriyor ve kıyaslıyor. Batıl inaçlara saldırıyor, yıkıyor, kültürel farklılıklardan doğan bu yanlış anlaşılmaları gün ışığına çıkarıyor. Hiçbir biyoloji kuramını sahiplenmeden tarafsız ve ustaca tanıtıyor okura. Tüm kozmetik uygulamalara ve estetik cerrahi olanaklarına bir bir değiniyor. Kadının sözlü iletişim yeteneğini haklı olarak yüceltiyor ancak cinsiyetleri eşit gördüğünü, şovenist yaklaşımlara hiç bulaşmadan belirtiyor. Kitabın çoğu yerinde hayrete düşüyor bizi Morris. Özellikle "Saçlar" bölümünün okunmasını öneririm. Burada Morris, binyıllardan beri ciddi kültürel farklılıklara sebep olan konuları kafa şişirmeden demogoji yapmadan yalın, basit ve dürüstçe yazmış. Hele bizimki gibi bu konuda sorunlar yaşayan ülkelerde özellikle okunması gerekiyor. Beden diline ve anlamlarına da yer veren yazar, jargonsuz, sade ve akıcı biçimde yazmış. Biyolojiyi son derece anlaşılır ve uzatmadan aktarıyor. Bir nevi "Cahillikler Kitabı" gibi görülebilir bu eser.

Baskı: Kemik Titreten (The Clockwork Century, #1)

Altına hücum döneminde Amerika: İç savaşla parçalanmış doğum sancıları çeken bir ülke... Klondike altınını çıkarmak için Rusların düzenlediği yarışmayı kazanan Dr.Blue "Kemik Titreten" adlı süper matkabını denemeye hazırdır. Deneme tam bir felakete dönüşür. Seattle şehir merkezini yer altından delik deşik eden Blue, depremlere ve göçüklere sebep olur. Makinanın kullandığı kimyasalları soluyan kişiler hasta olmakta ve yaşayan ölüler olarak vefatlarının ardından geri dönmektedirler. Seattle bir ölü kasabaya dönüşür; Zehir ve ölüleri içeri hapsetmek için yükselen 70 metre yüksekliğindeki Duvar, kasabayı 2 ye böler. Duvarın diğer yakasına kaçıp yeniden başlamaya çabalayan Dr. Blue'nun dulu Briar ve oğlu Zeke, geçmişin günahlarını sırtlayacak yegane insanlar olarak dışlanırlar. Zeke babasının adını temizlemek ve kökenlerini öğrenmek için cehenneme dalınca... annesinin onu takip edip kurtarmak dışında bir şeçeneği kalmaz. Briar Wilkes, hem nefret ettiği babasının hem de kocasının hayaletlerini çocuğunda gördüğü için ondan uzak durmaktadır. 12 saatlik vardiyalarla kendini harap eden, başkasının günahlarının kefaretini ödemeye çalışan Briar, oğlunun vakit geçirdiği Limon özü( Zehir'den damıtılan bir uyuşturucu ) satıcılarından rahatsızlık duymakta ama işinden dolayı vakit ayıramamaktadır. Zeke inatçı, becerikli ve olgun bir çocuktur. Daha 15 yaşında olmasına rağmen kendine bakmayı öğrenmek zorunda kalmıştır. Annesinin yokluğuna dayanabilen ama kökenleri yüzünden aşağılanan dışlanan bu genç adam, çareyi Duvar'ın ardına geçip babasının şuçsuzluğunu kanıtlayacak bir şeyler aramakta bulur. Briar, ona baba olmak dışında her şeyde üstün tutulan bir adamın, ünlü kanun adamı Maynard'ın kızıdır. Duvar'ın öte yanındaki hurdacılar için bir aziz olan bu adam Banliyö'de de kaçakçı ve zehir tacirlerinin takdisini istediği, saygı duyduğu biridir. Tıpkı oğlu gibi Briar2da geçmişle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Yazar, dönem koşullarını son derece güzel yansıtmış. Tasvirler güçlü ve akılda kalıcı. Alternatif bir tarih olduğu için Viktoryen dönem koşullarını yansıtmıyor bunu belirtmeliyim. İcatlar çağının heyecan verici büyüsü, dişliler, buhar makinaları, zeplin ve elektrik gibi motifler; İç Savaş koşullarının dayattığı zorlu yaşam şartlarıyla son derece güzel bir tezat oluşturuyor. Aynı zamanda toplumsal mesajları da ırkçılık ve yabancı korkusu gibi konular üzerinde toplamış olan yazar, anne- oğul ilişkisini çok ustaca kullanmış: Çocuk kaçan, anne kovalayan rolünde. Çocuk geçmişi açığa çıkarıp annesinin acısını ve utancını dindirmeye çalışırken; anne geçmişin gömülü kalması gerektiğini öğrendiğinde oğlunun kalbinin kırılacağını belki de annesini red edeceğini düşündüğü için muğlak davranıyor. Kullanılan motifler yeni değil, ancak bakış açıları ve işlenme tarzları son derece taze. kitabın temposu yüksek ve zaman karşı yarış hissi, gizemle yoğrulmuş kurgunun merak öğesini incelikle kullanması sayesinde son derece keyifli bir okuma sunuyor. Hugo ve Nebula ödüllerini teğet geçmiş son derece kaliteli bir kitap. Güçlü kadın motifleri ( Prenses, Briar, Lucy ) toplumsal mesajları, samimi ve akıcı dili büyük artıları. Tarz "Steampunk" , en yoğun kullanılan öğe " Zombi kıyameti". bilim kurgu hayranlarına ve zombi severlere taze bir soluk yeni bir bakış açısı olacaktır diye düşünüyorum.

Cennetten Akan Irmak
8/1012.02.2013

Baskı: Cennetten Akan Irmak

Tanrı Yanılgısı'nın yazarı, Dawkins'in 1995'te yayınlanmış olan kitabı. Yazar, ilginç bilgiler vererek, elektronik mühendisliğine atıflar yaparak kitabına son derece güçlü bir giriş yapıyor. Soy ağaçlarıyla ilgili kanıksanmış yanlış anlaşılmaları düzeltiyor ve "ata" kavramını açıklığa kavuşturuyor. Ünlü "Mitkondriyel Havva" bulgularından detaylı bahsederek insanın ortak kökenlerini arayan bilim dünyasına davet ediyor okuru. İstatistiksel örnekleri, mantık kalıplarından sıyrılmadan güzel tasvirlerle anlaşılır bir dilde aktarıyor. Tanrı Yanılgısından önce en güçlü ateizm savunularından birini bu kitapta yapan yazar, ünlü égözün evrimi" ve "orkidenin evrimi" gibi tartışmaları , canlıların körnoktalarından ve kandırılma olasılıklarından faydalanarak abartılı uyaranlarla destekleyerek açıklıyor. Aşamalı evrimi bilgisayar simülasyonları üzerinden açıklıyor . Lorenz'in de sıkça kullandığı " sağır hindi" örenğini veren yazar "Boeing 707" argümanına gönderme yapıyor ancak cevap vermiyor ( daha sonra cevabı Tanrı Yanılgısı'nda geniş olarak işleyecektir ) . çıkarımlarını önemli ( aslında çığır açan demek daha doğru ) araştırma bulgularına ve jeolojik zamanın büyüklüğüne dayandırıyor. Olasılıksızlık Dağı'na Tıımanmak'ta kullanacağı argümanların bu kitapta şekillendiklerini görüyoruz. "tasarımdan doğan argüman" 'ı eleştirmiş ve her yerde görmeye çabaladığımız amaçlılığın, insanın bermerkezci düşünce yapısından kaynaklandığını azarlamadan ( henüz ) anlatmış. Cinsiyet oranı oluşum mekanizmalarına geniş yer ayırmış ve önemli genetik hastalıkların geç tetiklenme mekanizmaları üzerinde durmuş. Genel olarak "Tanrı Yanılgısı" ve "Olasılıksızlık Dağı'na Tırmanmak" isimli eserlerinin omurgasını oluşturacak argümanlar dizisi olarak görülebilir. Dil akıcı ve jargonla boğulmamış, yazar mümkün olduğunca çok sayıda kimsenin bu bilgilere ulaşmasını istemiş olacak ki rafine ve yormayan bir eser kaleme almış. Meraklı tüm akıllara seslenecek bir eser.

ÖncekiSayfa 10 / 12Sonraki