
Aktiviteler
Bu okurun herkese açık aktiviteleri.

Yazar: paulo coelho
Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir nasihatnâme: Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın? sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşku…

Yazar: zülfü livaneli
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş…

Yazar: josé mauro de vasconcelos
Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelos'un başyapıtı Şeker Portakalı, "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü"dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğren…

Yazar: antoine de saint-exupéry, merve otçeken
Hiç kimsenin kitabımı özensizce okumasını istemem doğrusu. Bu anılarımı yazarken çok üzüntülü anlar yaşadım. Arkadaşım koyunu ile birlikte beni bırakıp gideli tam altı yıl oldu. Onu burada anlatmaya çabalıyorsam, bu biraz da onu unutmamak için. Arkadaşı unutmak çok üzücü bir şey. Herkesin arkadaşı olmamıştır. Arkadaşımı unutursam, kendimi o, sayılardan başka bir şeye değer vermeyen büyükler gibi…

Yazar: ırvin d. yalom
Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek... Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyanası. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk. Aktörler Nietzsche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey…

Yazar: elif şafak
Bundan uzun zaman önceydi. Bir roman düştü gönlüme. Aşk Şeriatı. Yazmaya cesaret edemedim. Dilim lal oldu, kalemimin ucu kör. Kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi. Dünyayı dolaştım. İnsanlar tanıdım, hikâyeler topladım. Üzerinden çok bahar geçti. Fırınlarda ekmek kalmadı; ben hâlâ ham, hâlâ aşkta bir çocuk gibi toy...Hamuş derdi Mevlana kendine. Yani Suskun. Düşündün mü hiç bir şairin, hem de…

Yazar: murat uyurkulak
Yazarın ağzından; -''Tol'' ne demek? -Kürtçe intikam. İki nedeni var bu kelimeyi kullanmamın. Kelimeyi çok sevdim, çünkü intikam biraz daha alışılmış, biraz daha gevşek bir kelime gibi. Tol biraz çekiç gibi. Bir de Kürtçe olması. Bu ülkedeki en büyük “kenardakiler”in dili. Ülkenin yüzde 90’ı yoksul, onlar zaten kenarda, kadınlar, eşcinseller... Ben Kürt değilim ama bir m…

Yazar: murat uyurkulak
''Bu ülke, ki Netamiye derler adına, ulu bir ejderhanın mide fesadından doğdu. Biz oradaydık, gördük her şeyi. Kıyametin yarım boy küçüğü bir alamet gündü. Yalan elbet, ulu falan değildi ejderha. Kanatlarından irin saçan, pespaye bir yaratıktı aslında. Hastaydı, uçarken kusuyordu sürekli. Şöyle son bir kez titredi, süzülürken ağzını açtı ve macunumsu fokurdak bir sıvıyı, uzun ince kilim…

Yazar: murat uyurkulak
İnsan çocukken bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki o dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezartaşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benz…

Yazar: tayfun pirselimoğlu
Matbaa işçisi Cezmi Kara eve dönüş yolunda, tren garında karanlıklar içinde bir cinayete tanık olur. Sessizce, titreyerek izler cinayeti. Yüzünü bile bilmediği annesini merak etmemek için derinlerde bir yerlerde hapsettiği merak canavarı musallat olur başına. Altı ve üstü karmakarışık bir memlekette yaşadığı ve hiçbir şeyin farkında olmadığı için merak denen canavarın nasıl tehlikeli ve ölümcül o…

Yazar: tayfun pirselimoğlu
Gelecekteyiz, sıkıyönetim koşullarının hüküm sürdüğü İstanbulda...Bir kuleden şehri gözetlemekle görevli T. Karanın, işiyle evi arasında sıkışmış, sıradan tedirginliklerle örülü yalnız yaşamı, aldığı bir emirle ağır ama kararlı bir değişime uğramaya başlar. Yeni görevi, hiç kimsenin görmediği bir film çekmiş olan Ferit Gözü izlemektir. T. Kara, göreve başladıktan sonra ortadan kaybolan bu garip y…

Yazar: tayfun pirselimoğlu
Çocukluğumda konağımızın bodrumunda tesadüfen keşfettiğim kapıyı yıllar sonra açtığımda karşıma çıkan o çöl neler neler saklıyordu: Zarafetle intihar eden kadınlar, sıradanmış gibi görünen ama çarpıcı sırlarla donanmış kurbanlar, hırçın şövalyeler, huzursuz sirk cambazları, ruhları ve bedenleri değişen cellatlar, mermer bir şehre mahkum edilen garip kaderleri biriktiren rehberler, lanetli uzak yo…

Yazar: tayfun pirselimoğlu
Sonuçta,bütün aşk hikâyeleri başkalarına ait oldukları sürece tehlikesizmiş gibi dururlar.Umuyorum ki,bu satırların okuyucusunun, son sayfayı kapattığında eğer o sebatkâr okuyuculardan birisiysemayınlı bir araziyi selametle atlatma ayrıcalığına sahip olmanın keyfi içerisinde bir başkasına, bir başkasının hikâyesinden hâlâ alayla söz edebilecek kadar bir hevesi kalmış olur. Değilse;yani ufak tef…

Yazar: laurence sterne
James Boswell, 1760 baharında Okumamış olan var mı Tristram Shandyyi?Böyle kötü yetişmiş ölümlü olabilir mi? diye yazıyordu. Anglikan vaiz Laurence Sternein komik romanı Tristram Shandynin 1759un Aralık ayında Yorkta birlikte yayımlanan ilk iki cildi çıkar çıkmaz muazzam bir övgüyle ve biraz da şaşkınlıkla karşılanmış, ateşli bir edebiyat tartışmasına yol açmıştı. Sterne de bir yıl sonra şunları…

Yazar: laurence sterne
Geçen yüzyılda Dostoyevski, Rus edebiyat geleneğinin içindeki yazarlık çizgisini vurgulamak amacıyla Hepimiz Gogolun paltosundan çıktık! demişti. Bizler de yirminci yüzyılda onun bu nükteli deyişine benzer bir analoji kurmaya kalkışarak şöyle diyebiliriz belki; Bütün modern edebiyat Laurence Sterneün cübbesinden çıkmıştır! Evet, deyim yerindeyse bütün modern edebiyat bu cübbeden çıkmıştır. Çünkü…

Yazar: angela carter
Amerikalı yazar Angela Carterın kimi yerde ironik, kimi yerde ürkütücü, ama akıcı ve sıcacık üslubuyla kaleme aldığı Sirk Geceleri, okuru coşkunun ve sevecenliğin ve fantastik anlatımının peşine takıp bu romanda her biri en az Fevvers kadar renkli olan diğer kahramanların öyküleri arasından geçirip son satıra kadar sürüklüyor. 19. yüzyıl 20. yüzyıla bağlanırken başta Avrupa olmak üzere tüm dünyay…

Yazar: sylvie germain
Fransız edebiyatının yetiştirdiği en güçlü ve önemli kalemlerden biri olan Sylvie Germain son romanı Magnuste 2. Dünya Savaşının hemen öncesinde doğan ve beş yaşında geçirdiği hastalık sonucunda hafızasını kaybeden Franz-Georgeun acılar, arayışlar ve yüzleşmelerle örülü yaşamını anlatıyor. Magnus, sorularına bir başına yanıt arayan ve tüm yanıtların aslında Hitler rejiminin karanlıklarında gizli…

Yazar: sylvie germain
Sylvie Germain (1954) günümüz Fransız romanının önde gelen yazarlarından. Daha önce yayınladığımız ve sıcak bir ilgiyle karşılanan Gecelerin Kitabı adlı romanıyla Sylvie Germain, Fransada altı ödül birden almıştı. Jours de Colere adlı romanı da 1989 yılında Femina Ödülüne değer görüldü. Amber Gece, bir bakıma, Gecelerin Kitabının devamı olan, ama aynı zamanda bağımsız bir roman. Felsefe doktoru o…

Yazar: sylvie germain
Sylvie Germain, günümüz Fransız romancılığında bir yıldız gibi parlayan, yazdığı roman ve öykülerle ustalığını ve özgünlüğünü kanıtlayan, 1954 doğumlu genç bir kadın romancı. Onu, ilk romanı Gecelerin Kitabı ile tanıtmayı uygun bulduk. İnsan, doğa, doğaüstü güçler ve cinsellik temalarının işlendiği bu roman, 1985 yılında yayımladığında büyük bir övgüyle karşılanmış, altı edebiyat ödülü birden kaz…

Yazar: laura esquivel
Çok beğenseler de, yemek için can atsalar da genellikle insanlar çok açgözlü görünmemek ve son lokmayı diğerlerine bırakmış olmak düşüncesiyle tabaktaki son biberi almaya cesaret edemezlerdi. Böylece, içinde narın serinliğini, acitron'un tadını, biberin acısını, cevizin yararlarını, akla gelmeyecek pek çok lezzeti barındıran bu harika biber el sürülmeden servis tabağında kalırdı. Aşkın tüm s…

Yazar: umberto eco
Tarihin en büyük komplo teorisi… 19. yüzyılda Paris: Komün Günleri; hançer darbeleri; absent dumanları arasında hazırlanan cinayetler; kanalizasyonda yatan cesetler; patlamalar; isyanlar; takma sakallar; sahte noterler; düzmece vasiyetler; satanist örgütler; kara ayinler; cinsellikle pek fazla ilgilenmeyen, hastalarının rüyalarına burnunu sokmamaya kararlı bir Doktor “Froïde”… Torino, Pale…

Yazar: umberto eco
Umberto Eco'nun ilk romanı olan Gülün Adı gibi, bu ikinci romanı Foucault Sarkacı da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en uygunu, onu bir bilim-roman ya da Eco-roman diye nitelemek. Foucault Sarkacı, çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman. Bu da, romana değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor. Foucault Sarkacı, kısaca, irrasyonel düşüncenin 5…

Yazar: umberto eco
Kısa sürede imparatora danışman olan Baudolino, onunla Üçüncü Haçlı Seferine katılır. Latinlerin 1204 yılında İstanbulu yakıp yıktığı, her yeri talan ettiği döneme ve İmparator Friedrichin kuşku uyandıran ölümüne de tanıklık eden Baudolino, Bizanslı tarihçi Niketasla sohbetleri sırasında her şeyi yeniden kurgular.Baudolinoda tarih, yalnızca bir fon. Eco, bu romanında bize, bir cinayet gölgesinde…

Yazar: amin maalouf
Adana'da ayaklanmalar olmuştu. Kalabalık, Ermeni mahallesini yağmalamıştı. Altı yıl sonra çok daha büyük çapta olacakların provası gibi bir şeydi. Ama bu bile dehşetti. Yüzlerce ölü. Belki de binlerce. Can çekişen Osmanlı İmparatorluğu ve Beyrut ile Fransa arasında yaşamı sürüklenen İsyan. Doğunun Limanları bu yüzyılın başını, bir insanın trajik tarihinin içinden anlatıyor. Grubun dışında ki…