ebrusner
@ebrusner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Yalan da Olsa
9/1012.10.2020

Baskı: Yalan da Olsa

Albany Dükü İskoçya kralı III.Robert'in yirmi üç yaşında ki oğlu Rothesay Dükü Davy Stewart ve yedi yaşında ki James Stewart'tan sonra tahtın üçüncü sırada ki varisidir. Kral Davy'e kendi yerine hükmetmesi görevini verdiği üç yıl öncesine kadar da ülkeyi yönetmiştir.Yeniden yönetici olmaya da kararlıdır. Kraliçe ölmeden önce Albany'nin James'i iradesine alıp kendi çıkarları için kullanmasından korkmuştur. Davy'e bir şey olursa küçük prens taht arasında ki tek engel olacaktır. Zayıf halde ki kral da karısının endişelerinden sonra küçük prensi sorumluluğu altına almak isteyen kendisinden çok güçlü olan ve karşı koyamadığı Albany'den korumak için atmaca diye anılan sör Ivor Mackintosh'dan st.Andrews'a götürmesini ister. On yedi yaşında ki leydi Marsi Drummond Cargill anne ve babası öldükten sonra teyzesi kraliçenin vesayetine girmiştir. Gece uyuyamayınca hep yaptığı gibi kraliyet çocuk odası hizmetkarının yatağına girer fakat bu kez yatakta çıplak Ivor vardır. Ivor onu okşamaya başlayınca yumruk atıp kaçar. Daha sonra yataktakinin kim olduğunu öğrenir ve Albany'nin kendisi için ayarlamaya çalıştığı evlilikten kurtulmak için kuzeninin de isteğiyle yardımcı kılığında onlarla birlikte yola çıkar. Marsi daha ilk andan Ivor'un ilgisini çeker daha sonrada gerçek kimliğini öğrenir.Yolculuk onları iyice yakınlaştırır,peşlerindekilerden saklanırlar. Kim oldukları anlaşılmasın diye Marsi gelen bir gruba evli olduklarını bile söyler.Fakat bu gerçekten evlenmelerine neden olur. İskoçya'da tek tarafın yaptığı açıklamayı diğer taraf hemen reddetmiyorsa bu o iki kişinin yasal olarak evli olduğu anlamına gelir. Bu evlilik Marsi'i sadece toprakları için istendiği evlilikten kurtaracağından ikilide feshini istemediğinden evliliklerini gerçekleştirirler. Yeni evli ve mutlu çift Marsi'nin dayısının yanına gider fakat umdukları gibi olmaz ve Albany'e yakalanırlar. Ivor tabi ki boş durmaz ve ilk kitabın da kahramanı arkadaşı Fin'in de yardımı ile karsını ve prensi kurtarır. Kralın'da Marsi'nin kiminle isterse onunla evleneceği ve topraklarının da kendisinin olacağına dair izni ile Albany'den kurtulmayı başarırlar. İlk kitaptan çok çok güzeldi. Ivor'u zaten ilk kitaptan tanıyoruz kız kardeşi ve onun kocasını sık sık anıyor hatta onları da görüyoruz. Bu taht mücadelesi,savaş,kaçma kovalama olayını çok sevdim. Yolculuk kısmı,aşkları ve sonrası güzeldi. Tek problem yazarın bunu biraz daha iyi anlatamaması.

Anlasana
7/1012.10.2020

Baskı: Anlasana

Ash Turner artık geleceğin Parford Düküdür ama bu konuma gelmesi hiç kolay olmamıştır. Babası öldükten sonra annesi incilin ilkelerine göre hareket etmeye karar verip her şeyi satmış parasını da fakirlere vermiştir. Kendi çocuklarını ise açlığa terk etmiştir. Kız kardeşini ise fare ısırmış ve fenalaşmıştır. Anneleri tanrı yaşamasını isterse yaşayacağına inandığından doktor getirmelerine bile izin vermemiştir. Durumları da kötü olduğundan o sırada on dört yaşında olan Ash çok uzun bir yol yürüyüp Parford Malikanesine gelmiş ve yalvarıp dükten yardım istemiştir. Dük ise yıkanması için yüzüne para fırlatıp onu küçümsemiştir. Bir gün düke özür dileteceği hayali ile eve dönen Ash kardeşinin ölümünü izlemiştir. Ondan sonra da bir daha çaresiz kalmayacağına yemin etmiştir. Bir daha kardeşlerinin iyi olması için birilerine yalvarmak zorunda kalmayacaktır. Bu yüzden Hindistan'a gitmiştir. Zengin bir halde döndüğünde kardeşleri Mark ve Smite'i zayıf halde sokaklarda bulur. Onların iyi bir eğitim almasını sağlasa da yalnız bıraktığı için vicdan azabı çeker. Onlara her şeyi vermek ister. Herkesin onların ne kadar mükemmel olduğunu anlaması ve hak ettiklerini almaları için her şeyi yapmaya hazırdır. Ve Ash sonunda Parford düklüğünü ele geçirir. Dükün ilk evliliğine dair kanıt bulur.Böylece aynı anda iki kişi ile evli olduğu ikinci evliliğinin yasal olmadığı ortaya çıkar. Çocukları da gayrimeşru ilan edilince varis olmaları imkansız hale gelir ve dükün reddettiği beşinci kuzeni yani Ash varis olur. Yeni evini ziyarete gelir gelmezde gördüğü ona kötü bakan kızdan çok etkilenir. Hatta birlikte geldiği kardeşi Mark'ı o benim diye de uyarır. Dükün hemşiresi olarak tanıdığı bu kız aslında dükün kızıdır. Anna Margaret Dalrymple gayri meşru olduğu ortaya çıkınca çeyizini ve annesinin servetini kullanma yetkisini kaybetmiştir. Beş yıllık nişanlısı kendisi ile birlikte olduğu halde nişanı saklayıp,ertelemiş bu haberden sonra da ayrılmıştır. Şimdi ise hiçbir zaman kendisine şefkat göstermeyen ve öldüğünde çocuklarına ne olacağını umursamayan babasına bakar. Başka bir görevi daha vardır. Ash'ı gözlemleyecek ve onun yönetmeye uygun biri olmadığını kanıtlamak için kusurlarını belgeleyecek deliller toplayacaktır. Anna görevini yapmaya çalışır ama Ash'ı tanıdıkça o hiç kimsenin vermediği kadar kendisine değer verince bu iş zorlaşır. Kendisini Ash'dan uzak tutamaz ve ikili zor şartlara rağmen birlikte olmayı başarır. Kitap çok güzel başladı yazar güzel bir konu yakalamış arkayı okuduktan ve kitaba başladıktan sonra beklediğim ve okuduğum çok farklı oldu. Konu Ash etrafında döndü kardeşleri ile problemleri var bir de geçmişte yaşadıkları eklenince daha çok bunları çözmeye çalıştı. Aşk ise daha geri planda kaldı. Ash okuma bilmez ve kardeşlerinin cevap yazmadığından şikayetçi olup gönderdiği mektuplara cevabı katibine yazdırmıştır. Altına da birkaç kelime ekleyebilmek için saatlerce çabalar. Bu ve kardeşleri için yaptıkları hissettikleri etkileyiciydi. Ama bazı yerler çok çok fazla uzatılmıştı bazı yerler ise o kadar yüzeyseldi ki ortası bulunamadı kitapta. İkilemde bırakan bir kitap oldu.

Baskı: Her Nefesimde Sen Varsın (The Proposition, #3)

İkiliyi önce ki kitaplardan tanıyoruz aslında. Pesh'ın Emma ile kısa bir yakınlaşması olmuş,Emma doğum yaptığında Aidan'ı uçağı ile doğuma yetiştirmişti. Pesh Nadeen otuz yedi yaşında sürekli çalışan bir doktordur. Altı yıl evli kaldığı karısı iki yıl önce ölmüştür. Karısı öldükten sonra çok acı çekmiştir. Ailesi ve arkadaşları onun hayatına devam etmesini istediklerinden onlara bunu kanıtlamak için Emma ile görüşmüş ve ona aşık olduğunu sanmıştır.Çok geçmeden onu arkadaş olarak sevdiğini anlamış ve arkadaş kalmışlardır. Emma ondan oğlunun vaftiz babası olmasını ister. Vaftiz annesi de Aidan'ın yeğeni Megan McKenzie'dir. Megan'ın küçüklüğünden beri hayali doktor olup insanlara yardım etmek olduğundan tıp okumaya karar vermiştir. Fakat üniversitede yaşadığı iki terk ediliş nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalmıştır.Futbolcu sevgilisi iki yıl önce onu hamile bırakıp kaçmıştır. Oğlunu sadece doğduğunda ve eve geldiğinde görmüş sorumluluğunu almak yerine de bir çek yazıp gitmiştir. Megan'ın gönderdiği hiçbir resme ve postaya cevap vermemiştir. Yirmi beş yaşında ki Megan'da hemşirelik eğitimini bitirmediği için tam zamanlı çalışamaz.Ev kirası,oğlunun masrafları da çok olduğundan ailesinin bodrum katına taşınmıştır. Emma ve dayısı oğullarının vaftiz annesi olmasını isteyince de kabul eder. Emma ve Aidan ikilinin arasını yapmak ister. İkilide birbirini görür görmez beğenir çok etkilenirler.Fakat Megan evliliğe hazır değildir. Biriyle çıkıp keyifli vakit geçirmek ister. Oğlu bağlanırsa ve oda ayrılırsa oğlu üzülür diyede korkar bu yüzden ciddi ilişki istemez. Pesh ise biriyle çıkmak ve yeniden evlenmek ister.. Böylece ikili kısa bir vakit geçirmeden sonra ayrılır. Birbirlerini düşündükleri İki aydan sonra Megan okulu bitirip Pesh'ın yönetici olduğu hastaneye atanır.Böylece ikili yeniden bir araya gelir.Fikirleri değişmemiştir ama Pesh Megan'ı elde etmenin tek yolunun ona istediğini vermek olduğunu anlar ve onu kendisine aşık edebilmek için ver ve al uygulamasını devreye sokar. Birlikte oldukça yemekler,uçakla gezmeler,uçağı kullanmayı öğretmeler,hastanede kaçamak buluşmalar başlar. Pesh Megan'ın oğlu ile de ilgilenir. Çok geçmeden sevgi sözlükleri gelir. Megan'n evlenme teklifinden sonra da hindu bir nişan töreni sonrasında da büyük babasının o meşhur gül bahçesinde düğün gelir. İkiliyi sevdim.Pesh mükemmel bir karakter tam bir beyefendi aynı zamanda yanakları sürekli kızaran, ağlayan duygusal bir erkekte. Yıllar sonra kendisinin gibi benimsediği soy adını verdiği bir oğlu ikiz kızları da olur. O kadar acıdan sonra yaşadığı mutluluk görülmeye değer. İkili balayında Paris'e Sex and the city dizisinde ki Carrie Bradshaw'un kaldığı otele gidiyor bu detayda harikaydı. Diğer kitapların ikilisi Emma ve Aidan da bol bol yer alıyor kitapta. Aidan bu kitapta fazlasıyla komikti. Emma'nın ikinci hamileliğinde ki kontrolde bebeği ikiz sanılınca bayılıp başını çarpması,doğum anında ki halleri,korkunç sesiyle kızına söylediği şarkı bölümleri komik ve nereden nereye dedirtiyor. İkilinin üçüncü çocukları da yolda. Emma'nın iki kankasıda vardı yani kitapta yok yok. Tam bir son kitap hali var.

Baskı: Tek İstediğim Sensin (The Proposition, #2)

Aidan önce ki kitapta Emma'a olan duygularından ve bebekten korkup bir hata yapmıştı. Bunun pişmanlığını yaşar. Geçmişte de nişanlısı evlenmeyi istediğinden onu tuzağa düşürüp hamile kalmıştır. Baba olma düşüncesi,duyguları o zamanda onu korkutmuş yine aynı şeyi yapmış ve nişanlısı onu bir kadınla yakalamıştır. Kendini affettirmeye çalışsa da bunu yapamamış nişanlısı da kaza yapıp bebeği düşürmüştür. Aslında nişanlısı onu aldatıp onu diğer kadınlar içinde berbat biri yapsa da yıllarca bunun kabusunu görüp,suçluluk hissetmiştir. Yine aynı duruma gelir. Emma'yı sever ve onu geri kazanmaya kararlıdır. Ayrı kaldıkları dönemde perişan hale gelir yemez,uyumaz. Kendisini affettirmek için Emma'nın ofisine gider ama güvenlik tarafından dışarı atılır, durmadan mesajlar atar,pişmanlığını ve özlemini yazdığı sayısız çiçek,aşk şiirleri kitabı gönderir ama yanıt alamaz. Emma Aidan'ın yeniden aldatmasından korktuğu için bir adım atamaz. Aidan'ın babası rahatsızlanınca günler sonra bir araya gelirler ve Aidan'ın geçmişini öğrendikten sonra bu bebeğin geçmişin acısını dindireceğine inanır ve azda olsa yumuşar. Bir de kendisi erken doğum riski yaşayıp yatak istirahati alınca Aidan'ın evinde kalır. Önünde diz çöküp af dileyen,her daim yanında olup destek olan Aidan'a karşı yumuşar. Aidan'nın babasını götürdüğü hastanede tanıştığı doktorda kendisiyle ilgilenince bir süre arada kalır fakat sevdiği adama kayıtsız kalması fazla sürmez ve evli mutlu çocuklu mutlu son gecikmez. İlk kitap daha iyiydi. Başka bir adamın Emma'nın aklını karıştırması,beğenisi,yakınlaşması sonra bunu hormonlara ve sonrasında da aslında başka insanlara aşık olan kalbi kırık iki insan olayına bağlamaları durumu hoşuma gitmedi. Ama ikilinin attığı büyük adım,sevgileri,mutlu evlilikleri ve çocukları ile biten son güzeldi.

Baskı: Sana İhtiyacım Var (The Proposition, #1)

Emma Harrison Atlanta'nın önde gelen reklam ajanslarından birinde çalışır. Çocukken babasını iki yıl öncede kanserden annesini kaybetmiştir. Dört yıl öncede nişanlısını kaybetmiştir. Nişanlısı ölünce bir yıl kendisini kapatmış sadece işe gidip gelmiştir. Tam düzelmişken de annesi kanser olmuş ve ölene kadarda ona bakmıştır. Yitirdiği sevgiyi bir eş bulup çocuk sahibi olarak yerine koymayı ister. Tekrar bir ailesi olmasına ihtiyacı vardır. Fakat hiçbir şey istediği gitmez çıktığı erkekler hep sorunlu çıkar. Tek istediği bir çocuk olduğundan bunu bir bağışçı bularak halletmek ister. Bankadan bulacağı bağışçının seri katil çıkacağından korktuğu için gey olan en yakın arkadaşından bağışçı olmasını ister. Arkadaşı da söz verir fakat sevgilisi karşı çıkınca vazgeçer. Aidan Fitzgerald pazarlama başkan yardımcılığı terfisi aldığı işinden çıkarken çift olduğunu sandığı ikilinin kavga ettiğini görür. Kadının yardımına koşar ve onun şirketin reklam departmanında çalışan ve bir partide eve atmayı başaramadığı ve çok etkilendiği Emma olduğunu görür. Arkadaşı Emma gittiğinde Aidan'a dökülür ve Emma'nın bebek isteme olaylarını anlatır. Aidan kontrolü ele alır ve Emma'yı bir şeyler içmeye ikna eder. Karşılaştıkları partide Aidan'da Emma'nın dikkatini çekmiş fakat arkadaşları onu tek gecelik ilişkilerinin ünü konusunda uyarmış, uzak durmasını söylemişlerdir oda böylece reddetmiştir. Fakat bir şeyler içme teklifini reddedemez ve Aidan müstakbel çocuğunun babasıyım diyerek bir teklif yapar. Aidan çocuğunun babası olacak,oda doğal yolla hamile kalacaktır. Aidan Emma'nın yaşadığı kayıplardan sonra annelik isteğinin derinliğini anlar. Oda kanserden ölen annesine bir gün çocukları olacağına dair söz vermiştir. Böylece ikili buluşmalara başlar. İki ay sonra da bebek haberi gelir. Bu süreçte ikili yakınlaşır, ailelerle tanışırlar, daha fazlasına karar verirler. Emma sevdiğini itiraf eder ama Aidan için bu kolay olmaz ve tam her şey yolunda iken duygularından korkar,uzaklaşır. Emma'ı benliğinden atmak içinde başka bir kızın ilgisine karşılık verir. Tam Emma'ı sevdiği bunu ona yapamayacağı kafasına dank edince de yakalanır. Serinin ilk kitabı olduğu için kısa bir kahramanlar tanıtımından sonra olaylar başlıyor. Seri olduğu içinde tabi ki araya bir ayrılık,küsme durumu koyularak kitap bitiveriyor. Çok farklı olaylar yok olayın akışı tamamen beklenen şekilde gelişiyor. Emma önce bebek isterken yeniden bir ailem olsun isteği olunca kimsesi kalmamış sandım ama meğer bir ailesi varmış oldukça da fazla. Kesinlikle yalnız değil ve bu isteği çok saçma geldi. Klişelere takılmazsak iyi bir kitap.

Saklı Düşler
10/1012.10.2020

Baskı: Saklı Düşler

Elysia Demarice'nin anne ve babası devrilen faytonlarının altında kalıp ölmüştür. Bir gün sonra da İngiltere donanmasında subay olan abisinin denizde kaybolup öldüğü haberi gelmiştir. Bir hafta içinde de annesinin üvey kız kardeşi gelip borçlarını ödemek için tüm mallarını satmış oda teyzesi ile yaşamaya başlamıştır. Zalim teyzesi ile zorlu iki yıl geçirmiştir.Kaldığı yerde kıyafetleri de kötü durumdadır. Sürekli ev işleri yapmış, köle gibi çalışıp,hor görülmüştür. Buna daha fazla dayanamayacağını düşünürken teyzesi onu üç kızı olan,neredeyse babası yaşında olan şövalye silahtarı ile evlendirmek ister. Bunu intikam için yapar.Evlenmek istediği adam Elysia'nın annesine aşık olunca ikiliden yıllarca nefret etmiş ve intikamını kızlarını bulaşıkçı kız haline getirip bulduğu kötü adayla evlendirerek almaya karar vermiştir. Elysia'da bunu kabul etmez ve evden kaçar. Yolu St.Fleur Markisi Alexander Trevegne ile kesişir. Alex kayıtsız,kibirli,kaba,çapkın,herkesin çekindiği,aşka inanmayan biridir. Kaldığı hana gelen Elysia ilgisini çeker ama karşılaştıkları anda atışmaya başlarlar.Hatta Elysia bu kibirli markiden nefret eder.Gece markinin yanında ki adamın odasına gönderdiği romu içer ve sabah kendisini çıplak bir halde marki ile yatakta bulur. Alex'in de bu durumdan haberi yoktur birde o halde yakalanırlar. İntikam için ikiliye ilaçlı romdan içirilmiştir. Alex Londra'ya gidip iş arayacak olan Elysia'nın gitmesine izin vermez. Zaten evlenme düşüncesi vardır. Elysia'nın akrabası yoktur,ona varis verebilir üstelik güzeldir de. Sonunda Elysia'ı da ikna eder ve ona kaçma fırsatı vermeden evlenirler. Evlilikleri çok iyi başlamaz. Alex önce karısını görmezden gelir,zalimce konuşur,evdekiler de dahil herkese kükrer. Elysia'da farklı bir durumda değil sivri dilli hallerinden kocası sürekli nasibini alır. Emirlerinin yerine getirilmesine alışkın olan kocasının isteklerine karşı gelir. Araları bir iyi bir kötü şekilde devam eder. Birde ülkesine ihanet eden bir hain ve casusluk,kaçakçılık durumu var. Bu mesele Elysia'nın ölen kardeşinin ortaya çıkması,Alex'in onu karısının sevgilisi sanması bu yüzden aralarının iyice açılması, eski sevgili ile kıskandırma durumları,ikilinin hayranları,kıskançlık durumları,Elysia'nın başına gelen yaralanma,kaçırılma olayları sonunda gelen aşkla kitap bitiyor. Kitap sıkıcı başladı ikilinin hayatları fazla uzun tutulmuştu ama bir araya geldikten sonra hemen aktı kitap. Bazı kısımlar çok detaylı hatta tüm karakterlerinin hayatlarından ve düşüncelerinden kesitler var. Kitapta yok yok her türlü olay ve karakter mevcut. Teyzenin de ortaya çıkıp bir karmaşanın da ondan geleceğini düşündüm ama olmadı. İkilinin atışmaları,inatlaşmaları bu bölümler çok keyifliydi. Severek okudum.

Baskı: Bir Leydinin Sırları (Windham #5)

Maggie Windham Moreland dükünün gayrimeşru kızıdır. Aileye kabul edilip,evlat edinilmiş her yerde kabul görmüştür. Fakat o hep gerçekleri aklından çıkaramamış,gerçek annesi gibi olduğu düşünülmesin diye hep mükemmel bedenini saklayacak şekilde giyinmiştir. Ailesinden sakladığı bir sırrı olduğu içinde evlenmek istemez göze çarpmayan bir hayat ister. Bu yüzden kendi evine taşınmıştır. Finansal konularda ise çok başarılıdır. Yatırımları sayesinde de çok zengindir.Sırrı yüzünden el çantası çalınınca da Benjamin'den yardım ister. Benjamin Hazlit aslında bir konttur. Ayrıca sosyetede istenilen sır,bilgi ve kişileri bulan bir dedektiftir. Maggie ile normalde birbirlerinden hoşlanmazlar fakat onda kendisini yoldan çıkaran,dikkatini dağıtan bir şeyler vardır. Bu yüzden atışmalarından keyif alır. Maggie kayıp çantasını bulmasını isteyince önce kabul etmez. Her müşteriyi,işi kabul etmediğinden önce istemez.Fakat Maggie ikna etmeyi başarır. İşleri kolaylaştırmak içinde flört ediyor gibi görünmeleri gerekir. Bir süre sonra ise oyun gerçek olur. Benjamin'den evlilik teklifi gelir ama Maggie kabul etmez. Gayrimeşru olduğu için çıkacak dedikodulardan,çocuklarının dışlanacağından en önemlisi de sırrının zarar vereceğinden korkar. Neyse ki zorda olsa aklı başına gelir. Birde Maggie'nin kız kardeşi Sophie ile Benjamin'in üvey kardeşi evli. Benjamin ilk kitabın kadın karakterini de araştırmıştı yani ilk kitaptan beri tanıyoruz. Maggie'nin yıllarını yalnız boşa geçirmiş olmasına üzüldüm ama sürekli kaçması çok sıktı. İstemem evlenmem dedi dedi adamdan asla uzak durmadı.Önce ki kitaba göre çok çok iyiydi.

Baskı: Aşka Davet (Windham, #4)

Wilhelm Charpentier son on beş senesini ticaret amacı ile deniz seyahati yaparak geçirmiştir. Amcasının varisi olan bir barondur. Bir gün kucağında ağlayan bir çocukla duran Sophie'nin yardımına gider. Sophie Windham Moreland dükünün kızıdır. Yardıma muhtaç tüm hayvan ve insanlara yardım eden fazlasıyla duyarlı,aklı başında biridir.Şimdiye kadar hiçbir erkek ilgisini çekmemiştir. Noel arifesinde yardımcılarından biri çocuğunu ona bırakıp kaçınca ne yapacağını şaşırır. Kandırıldığını anlamasını sağlayan ise Vim olur. Vim onların güvenli bir şekilde evlerine götürür. Bebek bakımı konusunda fazlasıyla bilgisi olduğundan Sophie'e nasıl altını değiştireceğini,bakımını yapacağını öğretir. Sophie'de evde yalnızdır ve ondan kalıp kendisine yardım etmesini ister. Zaten şiddetli kar yağdığından Vin teklifi kabul eder. Böylece Noel arifesinde birbirini hiç tanımayan ikili bir bebekle birlikte yalnız kalır. İkisi de birbirinin unvanlarından habersiz birkaç gün geçirir ve Sophie'nin abileri ortaya çıkınca gerçekleri de öğrenirler. Abileri Vin'i düelloya davet etmez. Kardeşlerinin kendilerine yaptığı iyiliklere teşekkür olsun isterler. Kardeşlerinin aşık olduğunu da hemen anladıklarından yakınlaştırmaya çalışırlar. Vin'den ona teklif denilirse bir teklifte gelir fakat Sophie bunu kim olduğunu öğrendikten sonra görev bilinci ile yapılan bir teklif sanar ve kabul etmez. Zorda olsa sonunda her şey yoluna girer. Kitap sayesinde bebek bakımı ile ilgili her şeyi öğrendik. Yarısı zaten bebeğe bakmaları ile geçti kalan yarısında da bebek var zaten. Vin asla doğru düzgün bir teklif yapmıyor aileleri bile diz çöküp teklif ettin mi hediye yağmuruna tuttun mu diyor. Onda iş yok onun için bebeğin kirli bezlerini değiştirip.baktım diyor. Böyle duygularını anlatmada beceriksiz bir adam daha görmedim. Kızın abileri resmen al götür dedi ama onda tık yok.Neyse ki zorla el birliği ile adamı harekete geçirebildiler. Birde sürekli Sophie çok duyarlı dediler durdular sıktı artık. Okurken çok sıkıldığım kitaplar arasına girdi bile.

Yasak
8/1012.10.2020

Baskı: Yasak

Isabella Riley ahırda seyis ile birlikte iken Maybum Kontu abisine yakalanır. Babasının bıraktığı borçlarla uğraşan, kardeşlerinin geleceğini güvenceye almaya çalışan hayal kırıklığına uğrattığı abisi Lord Stirlingle ile evlenmesini isteyince evlenir ve İskoçya'ya gider. Beş yıllık evliliğinde hep yalnız kalmıştır kocası neredeyse hiç evde kalmamıştır. Geldiği zamanlarda da kendisinden nefret eden kocasının dayaklarına,hakaretlerine maruz kalmıştır. Kocası iktidarsız olduğu içinde evliliği tamamlanmamıştır. Evlendiğinden beri ailesinden kimseyi görmemiştir. Tek konuştuğu kişi sürekli ziyaretine gelen kuzenidir. Kuzeni son ziyaretinde bir erkeğe ihtiyacı olduğunu ve iki hafta kalacak bir erkek tutacağını söyler. Bu Isabella'nın olmak istediği kişiye ters olduğundan ve abisinin bir gün kendisini bağışlayacağına dair umudu olduğundan istemesine rağmen kabul etmez. Fakat kuzeni onu dinlemez ve Gideon Rosedale'i gönderir. Gideon annesinin sevgililerinden biri olan babasını hiç tanımamıştır. Annesi de sevgilisi ile yaşamak için onu terk etmiştir. Yedi yaşına kadar yaşlı teyzesi ile büyümüştür. Sonra ise annesi ile yaşamaya başlamıştır. Bir randevu evinde büyümüş kendi geçimini sağlamak içinde orada çalışmıştır. On yedi yaşında da şimdi ki işine başlamıştır. Hayatını kadınlara zevk vererek kazanır. Bir eş ve aile istediğinden paraya ihtiyacı vardır. Köyde kendisine saygın bir gelir getirecek mülk edinmek için birikim yapar. Yeni işi ise Isabella'dır. Isabella önce yanlış bulsa da dayanamaz ve Gideon'un kalmasını ister. Hem sevgilisi hem arkadaşı olan Gideon'a zaman geçirdikçe aşık olur. Süre dolduğunda kötü bir şekilde ayrılsalar da Isabella para gönderir ve yeniden Gideon'un gelmesini ister. Gideon patronu gönderdi diye gitse de gidince ilişkilerine kaldıkları yerden devam ederler. Süre dolunca da yeniden ayrılırlar. İki ay ayrı kalırlar ve bu süreçte Gideon her sabah bir mektup almanın umuduyla uyanır ve çok geçmeden Isabella'ı sevdiğini anlar. İşinden ayrılmak istediğinde patronu izin vermez tehdit eder. Sevdiği kadını yeniden görmenin tek yolunun hayallerinden elinde ki her şeyden vazgeçmek olduğunu bildiğinden tüm birikimini patronuna verir ve gider. Gittiğin de dönen kocasına senin yapamadığını yapabilecek sevdiğim bir adam tuttum dediği için kocasından şamdanla dayak yiyen kötü halde ki Isabella'ı bulur. Bir de işin içine olanları öğrenen Isabella'nın abileri girer.Yeniden ilişkilerine devam ederler ama büyük bir problemleri vardır. Isabella evlidir. Kitabın konusu farklıydı bu yüzden ilgi çekici ama çeviri hataları ile dolu. Çoğu zaman kim ne söyledi ne oldu diye kafa karıştırabiliyor. Kitap ismi konuya çok uygun kapakta güzeldi. Isabella'nın yaşadıkları,yalnızlığı,kuzenine gönderemediği halde içini döktüğü mektupları üzücü olsa da onu sevemedim doymak bilmez halleri sıktı. Kitapta ikilinin ilişkileri de hızlı başladı. Ayrıca erkek karakterin kavga da kocayı yendiği klişesinin olmaması güzeldi. İki acılı insanın bir araya geldiği,aşklarının hissedildiği, konununda olaylarında güzel olduğu kitap çeviri ile biraz ziyan oldu.

Yedi Gün Yedi Gece
10/1012.10.2020

Baskı: Yedi Gün Yedi Gece

James Archer yirmi beş yaşında ticaretle uğraşan, zengin ve üç yıldır evli bir adamdır. Babası çok zengindir ama unvanı yoktur. Ailesinin soylu olmasını istediğinden borçları olan bir vikontun kızı olan Amelia ile oğlu arasında evlilik ayarlamıştır. James'ın kız kardeşi sosyeteye girmeyi çok istediğinden kardeşi için kabul etmiştir. Karısı ile ikisi de babalarının zoru ile evlenmiştir. James evlenirken yakınlık,içtenlik bulmayı ümit etmiş,konuşabileceği,hayatını paylaşacağı,çocuk verebilecek birini istemiştir fakat karısı evliliklerinin sabahında daha misafirler varken bir daha yatağıma gelme demiştir. James evliliği için uğraşmış aldığı çiçekler çöpe gitmiş,süs eşyaları duvarda parçalanmış sadece mücevherleri saklanmıştır. Karısına yüklü bir hesap sağlamış ama karısı her fırsatta zorla evlendiğini hatırlatmış,sürekli aşağılamış,sevgililerini övünerek göz önüne sermiştir. Ne yaparsa yapsın soylu olmadığı için karısının düşünceleri değişmemiştir. Uzun süredir yalnızdır evde olmaktansa işte olmayı tercih eder ve kendisini küçük görmeyecek,nereden geldiği ile ilgilenmeyecek,nefret etmeyecek bir kadın ile bir gece geçirmek ister ve suçlu hisederek bir geneleve gider. Oranın hazinesi herkesin istediği Rose Marlow ile tanışır. Rose 'nin annesi küçükken ölmüş babasıda beş yıl önce yüklü bir borç bırakarak ölmüştür. O zamanlar on üç yaşında olan erkek kardeşi Dash babasına hayran olduğu için servetlerinin kumar borcuna gittiğini oturdukları evi bile kumara yatırdığını söyleyememiştir. Borçlarını ödemek ve kardeşine bakabilmek için Rose önce iki sevgili bulmuştur.Bir senesi böyle geçtikten sonra kötü sevgilisinden kaçıp dört yıldır çalıştığı genelevde çalışmaya başlamıştır. Her ayın ilk haftası gelip bir hafta kalıp evine döner. Son gelişinde de James ile tanışır. İlk gece sohbet ve bir öpücükle sonlanır ama James yine gelmeye devam eder. Yedi gün dolunca arkasından bir yedi gün daha gelir. Hem sevgili hem arkadaş olan ikili birbirinden ayrılamaz hale gelir. İkili bir yandan da kardeşleri ile uğraşır. Ailelerine karşı sorumluluklarını kendi isteklerinin önünde tutan ikili aşık olur ve aşklarının önünde ki tek engel James'ın evliliğidir. Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Genelev ve patronlar aynı. Diğer kitapta erkek karakter genelevde çalışırken bu kitapta kadın karakter çalışıyor. Yine o kitapta kadın evli iken bu kitapta erkek evli. Yazar farklı karakterler yazmayı seviyor. Konu çok farklı gelmedi böyle tanışıp aşık olan bir çift okumuştum. Yine aynı şekilde böyle bir karısı olan ve sesini çıkarmayan erkek karakterin olduğu bir kitapta okumuştum. James'ın karısı nefret edilesi bir karakter. Kendi sevgilileri olduğu halde kocasının sevgilisinin olmasını kendisi için utanç meselesi olarak görmesi resmen sinir bir kadın. O şirret kadının boşanmayı hemen kabul etmesi, Rose'nin bu işe başlama nedeni biraz saçma gelse de ikiliyi de aşklarını da çok sevdim. Hemen biten güzel bir kitap.

Beni Uzaklarda Arama
10/1012.10.2020

Baskı: Beni Uzaklarda Arama

Leydi Molly Fairbanksin on üç yaşındayken Mallan Dükünün oğlu ablası Penelope'nin de nişanlısı Roderick'e aşık olmuştur. Dükün her yıl düzenlediği noel balosunda aşkını gösteren bir şiir okumaya karar verir. Ablasının nişanlısının kardeşi Harry ile öpüştüğünü de yazdığı şiir herkesin ağzını açık bırakır. Kardeşler birbirine girer,ortalık karışır fakat nişanlılar barışır zararlı çıkan ise ikili olur. Harry'i babası orduya Molly'ide babası sıkı bir eğitim için uzağa gönderir. Hayatları değişen İkili birbirinden nefret ederek ayrılır. Harry Traemore evlenmeye tamamen karşıdır. Arkadaşının düğününden önce ki gece diğer arkadaşları Vikont Charles Lumley, Kaptan Stephen Arrow, Lord Maxwell ile evlilik hakkında karamsar halde konuşurlarken prens onları duyar ve bir karar yazdırır. Her yıl düzenlenecek olan ulaşılmaz bekarlar bahsi her Ağustos devam edecek, bahsin kazananı bütün yıl evlilikten, evlilikle sonuçlanan tüm organizasyonlardan mahrum kalacak,anneler tarafından kovalanmayacak, evliliğe zorlanmayacaktır. Bahsi kaybedenler ise çubuk çekecek ve en kısa çubuğu çeken kulüp yönetiminin seçtiği bir kadına iki ay içinde evlenme teklif edecektir. İlk yılın bahsi ise en iyi metres yarışmasıdır. En iyisini getiren bir yıl özgür kalacaktır. Böylece dörtlü ve prensin sonradan dahil ettiği Baronet sör Richard Bell artık Prensin Ulaşılmaz Bekarları olur. Molly on üç yaşından beri sıkı bir şekilde eğitilmiş şehirden uzak kalmıştır. Babasının yardımcısı olan Cedric'i sevmese de kız kurusu olarak kalmak istemediği için Gretna Green'e kaçmaya karar vermiştir. Durdukları otele gelen güzel kadın Cedric'in ilgisini çeker birlikte geldiği adam ise Harry'dir. Hala birbirinden nefret eden ikili atışırken yanlarındakiler birlikte kaçar ve ikili birbirine yardım etmeye mecbur kalır. Harry ev sahipliği yaptığı ve en iyi metresi getirenin kazandığı partiye yanında bir metres götürmek zorunda olduğundan Molly'den sahte metresi olmasını ister. Molly ise önce kabul etmediği teklifi kazanırsa Harry'nin kendisine bir koca bulması şartı ile kabul eder. Böylece ikili yola koyulur ve sahte oyunları başlar. Dört metresin arasında kalan Molly uyum sağlamaya çalışır. Bir yandan kimliğini gizleyip kazanmaya çalışırken bir yandan da peşine düşen Richard'dan kaçar. Harry ile de iyice yakınlaşır. Keyifli,eğlenceli,zorlu bahisten sonra kazanan aşk olur. Kitabın konusu çok farklıydı bu yüzden ilgimi çekti. Hem ikili hem diğer karakterler de ilgi çekici olduğundan okurken çok keyif aldım. Sıkmayan.akıcı,güzel bir hikaye.

Baskı: Nefes Nefese (Daughtry Ailesi, #3)

Leydi Lydia Daughtry ikizlerden sessiz,sakin,hoş,kurallara uyan,kimsenin başına dert açmayan olandır. On sekiz yıl boyunca hep yanında olan ikizi Nicole nişanlısı ile gitmiştir. Kardeşi hep görünmemesini sağlayan bir kalkan olmuştur fakat artık yok. Bir yıl önce aşık olduğu abisinin arkadaşı Fitz'in ölümünü,onsuz yaşamayı kardeşi sayesinde öğrenmiş ve artık dünyayla tek başına yüzleşmek zorundadır. Malvern Dükü Tanner Blake Fitz'in ölüm haberini getirmiş ve Lydia onu suçlayıp yumruklamıştı. Daha sonrada davranışından utanmış ve dükten hep kaçmıştır. Ama Tanner arkadaşına Lydia'sına iyi bakacağına dair söz verdiği için ziyaretlerinden hiç vazgeçmemiştir. Babasına söz verdiği için üçüncü kuzeni ile nişan ilan etmek üzere olduğuna dair dedikodular olsa da o Lydia kendisine vururken onu kollarına aldığı ilk andan beri aşıktır. Arkadaşının yerini almaya çalışıyormuş gibi hisseder ve Lydia'a hep Fitz'i hatırlatacağını düşünür. Lydia'nın kendisini hep geri çekip kardeşinin parlamasına izin verdiğini de düşünür. Bu yüzden onu sosyeteye sokup hedefine ulaşabilmesi için kendisini Fitz'den başka biri ile kıyaslayacak hale gelmesini ister. Onu kazanmak ister ve canlı biri ile rekabetten korkmaz. Böylece Tanner Lydia ve kuzeni ile vakit geçirmeye başlar. Zaten ikilinin birbirlerine karşı duyguları var. Vakit geçirdikçe de dahada yakınlaşırlar. Tanner için rakip bir arkadaş daha çıkar. Başında çok konuşan kuzeni,onun evlenmelerini isteyen babası var bir de Malvern mücevherlerinin sahte olduğu ortaya çıkar. Tanner'in Lydi'nın ilgisi için yaptığı plan çok ama çok saçmaydı. Sevdiğini bile bile başka erkeklerin kollarına atıyor. Kıyaslama yapabilsin diye saçmalık. Arkadaşı Justin ondan daha mantıklı bir karakterdi. Lydia ise bambaşka bir olaydı sürekli bir Nicole ile kıyaslama Nicole olsa böyle yapardı,Nicole bunu yaptı sürekli Nicole lafı geçti yeter bu senin kitabın. Kitabın sonuna biraz aksiyon eklenmişti iyi ki eklenmişti. Kitabı katlanılır kılan tek yanı sonlarıydı.

Arkana Bakmadan
10/1012.10.2020

Baskı: Arkana Bakmadan

Sabine Godard iki yaşındayken anne ve babasını kaybetmiştir. Ünlü düşünür ve öğretmen olan amcası tarafından yetiştirilmiştir. Amcası emekli olunca da Oxford'dan Londra'ya gelmişler ve amcası da şövalyelik nişanı almıştır. Gelir gelmez Sabine'nin güzelliği yayılmış ve ulaşılmaz bayan olmuştur. Crosshaven Kontu da Sabine'i takibe almış ve onunla birlikte olduğunu aralarında Foye Markisinin kardeşi Edward'ın da olduğu arkadaş grubuna anlatmıştır. O zamanlar nişanlı ve evlenmek için heyecanlı olan Edward arkadaşının bu yaptığını onaylamaz ve çıkacak dedikodudan sonra Sabine'nin başına geleceklere üzülür. Aynen Foye'nin düşündüğü gibi olur ve çıkan dedikodu yüzünden Sabine ve amcası İngiltere'den ayrılmak zorunda kalır. Yalan haberler Sabine'nin amcasını hayal kırıklığına uğratsa da onu suçlamaz ve ikili amcasının yazdığı gezi günlüğü için seyahatlere çıkar. Edward'ın düğününe iki ay kala nişanlısı Crosshaven ile kaçmıştır.Aslın da arkadaşı nişanlısının peşindedir ve dikkatleri kendilerinden uzaklaştırmak için Sabine ile ilişkisi olduğuna inandırmıştır herkesi. Kalbi kırılan Edward abisi ölünce Foye Markisi olur. Çıktığı seyahatte Türkiye'de Büyükdere de Sabine ve amcası ile yolları kesişir. İkili hemen birbirinden etkilenir.Yeni yakınlaşmaya başladıklarında Sabine amcası ile Nazım Paşanın Kiliste'ki paşalığına gitmek zorunda kalır. Birbirini seven ikili yeniden kavuşma hayali ile ayrılır. Fakat Foye fazla dayanamaz ve arkalarından gidince Sabine'nin amcasının öldüğünü öğrenir, yanında kaldıkları paşada Sabine'i vermek istemez. Foye paşa ile para pazarlığı yapar fakat Sabine'i erkek kıyafetleri ile kaçırır. İkili kavuşmuş olsa da zorlu bir yolculuk başlar.Paşa peşlerine düşer tüm saklanmaya rağmen ikili evlenmeyi başarır. Yeni bir ayrılık yaşamaları ise kaçınılmaz olur. Kitap önce sıkıcı başladı çok akıcı değildi. İkili tanışınca ve aşkları başlayınca o sevgilerini beğenmemek elde değil. Farklı bir konusu vardı. Öyle bilindik maceralar,olaylar yaşanmadı kendi farklı olayları,maceraları vardı üstelik büyük bir aşk,sevgi vardı.Kitabın büyük kısmı Türkiye'de geçiyor bu zaten tamamen farklı ve alışkın olmadığımız bir durum. Şu eski sevgililer ile yaşanılan durumu ise daha farklı bir hesaplaşma olur diye bekledim ama hayal kırıklığı oldu. Biraz kasvetli bir havada geçen, nereden nereye dedirten,büyük bir aşkın olduğu güzel bir kitap.

Skandal
8/1012.10.2020

Baskı: Skandal

Sophie Evans on yedi yaşında iken aşık olduğu kocasına inanarak kaçıp evlenmiş ve skandala yol açmıştır. Fakat kısa bir süre sonra kocası onu kentte bırakıp parasını harcamaya başlamıştır. Evliliği boyunca kocasını çok az görmüştür. Kocası parasını harcarken o harcamaları,faturaları,ev vergilerini yazdığı ve farklı bir isimle yayımladığı kitaplar sayesinde ödemiştir. Hayatı böyle geçerken kocası eve döndüğü bir gece yanında Banallt Kontu Gwilym'i oda yanında başka bir kadını getirmiştir.O sırada evli ve bir kızı olan hovarda Banallt çok güzel olmayan Sophie'e den ilk görüşte etkilenir ve onunla birlikte olmak ister.Aldığı cevap ise tokat olur. Başka bir gelişinde Sophie'nin severek okuduğu romanların yazarı olduğunu öğrenir. Aralarında tam bir dostluk kurulmuşken Banallt kızı ölünce yeniden gelir ve Sophie'e kendisi ile birlikte olması için açık çek sunar. Bu oradan tamamen kovulmasına sebep olur. Sophie eski yaşamından bıkıp yanına gelen kocası ile mutlu iken kocasını bir kadın ile yakalar. Tartışmalarından sonra çok içip dışarı çıkan kocası o gece ölür. Bu olayın arkasında ise başka bir gerçek vardır. Bir yıl Sophie'i görmeyen Banallt yeniden Sophie'nin hayatına girer. Ona duyduğu hayranlığın gitmesini ister. Hiçbir kadın aklını başından alamazken aslında hiçte tipi olmayan Sophie bunu bir bakışı ile yapar. Hatasını telafi edip kendisini affettirmek hatta onunla evlenmek ister. Öleceği güne kadar seveceği,vazgeçmeyeceği kadına evlenme teklif eder. Sophie değiştiğine inanmaz ve kendisine sadık olmayacak bir adamla bir daha evlenmek istemez. Karısı değil sevgilisi olmayı kabul eder. Sevgililik sürecide fazla sürmez. Kısa bir ayrılıktan sonra nihayet Banallt ikna eder ve Sophie küçükken hayalini kurduğu gibi kalenin hanımefendisi olur. Kitap ikilinin bir yıl sonra ilk kez karşılaşmaları ile başlıyor. Geçmişten, yaşadıklarından kısa anılar önce aralarında ne geçtiğine dair meraklandırıyor. Geçmişin fazla yer alacağını düşündürüyor ama kesinlikle öyle değil çok az bu kısımlar ve kitap üzerinde neredeyse hiç etkisi yok. Sophie tereddütlerin de haklı olsa da bu şüphesinin,güvensizliğinin kitap sonuna kadar sürmesi çok sıktı. Kitapta hiç olay yok,ikilinin başına gelen bir şey yok,geçmişte yaşanan büyük bir olayda yok ama kitap boyunca geçmişin etkisi sürüyor. Duygular açısından güzel ama durağan bir kitap.

Baskı: Masumiyetin Tadı (Cynster, #14)

Sekizinci Meredith Kontu Charlie Morwellan'a kontluk üç yıl önce babasından miras kalmıştır. Babasının ölümünün öncesinde ve sonrasında kendisini evlilik tuzağına düşürmek isteyenlerden kaçıp kurtulmayı başarmıştır. Servet sahibi bir kont olduğundan çöpçatanların ilgisini fazlasıyla çeker bu yüzden onların tüm hilelerini öğrenerek hep kurtulmuştur. Fakat evlilik onun için kaçınılmazdır evlenmek zorundadır. Bu yüzden artık gelinini seçme zamanı gelmiştir. Kader onu aşkın tuzağına düşürme fırsatı bulamamışken kaderin üzerinde kontrol sağlamak için harekete geçmelidir. Bunu bir zorunluluk olarak görür. Çocukluktan beri tanıdığı komşusunun kızı olan Sarah Conningham'ı seçer. Evliliği düşündüğünde gözünün önüne gelen tek yüzdür. Sarah son üç yılda aldığı evlilik tekliflerinin hepsini reddetmiştir. Geleneksel bir evlilik değil aşk evliliği ister. Bir duygu olmazsa karşısında ki erkek ne kadar zengin,yakışıklı olursa olsun kabul etmeyecektir. Aşksız bir evlilik ona çekici gelmez. Kendisine daha azını sunan bir evliliğe kesinlikle ihtiyaç duymaz. Bu düşünceler içindeyken beklemediği bir şey olur ve Charlie evlerine gelip evlilik için babasının onayını ister. Beş kızı olan ve ikisi evli olan babası kararı kızlarına bıraktığından onayını alması gereken kişi Sarah. Charlie Sarah'ı ikna etmenin kolay olacağını düşünür. Birkaç tatlı söz ve gülümseme ile kendisine aşık edeceğine inanır fakat Sarah teklife şaşırır ve sorgulamaya başlar.Hemen kabul etmez. Charlie'i tanıyınca karar vermek ister. Bu yüzden Charlie'e bir teklif sunar. İki haftalık bir flörtten sonra kararını verecek ve öyle evleneceklerdir. Charlie Sarah'ın teklifini tereddüt dahi etmeden kabul edeceğini, oradan nişanlı olarak ayrılacağını düşünürken Sarah'ın teklifini hemen kabul etmemesi dikkatini çeker,ondan tahmin etmediği kadar etkilenir. İkili iki haftayı geçirmeye başlar. Aralarında etkileşim olur Sarah sevdiğinden emindir ama Charlie'nin başka düşünceleri vardır. Sarah'ı diğerlerinden ayıran masumiyetin tadıdır. Onda ki masumiyete bağlanır. Evlendiklerinde bu büyünün bozulacağından emindir ama öyle olmayınca bir karar verir. Evlilikleri yatak odası dışında mesafeli olacaktır. Babasının aşık olup yaşadıklarından sonra o durumlara düşmemek için bu kararı vermiştir. Bu kararı uygulaması düşündüğü kadar kolay olmaz. Üstelik başka olaylarla da ilgilenmek zorunda kalırlar. Sarah'ın yönettiği yetimhane arazisini almak isteyen biri vardır. Bu da aranan bir suçludur. Bu olay Sarah'ı etkileyince bir yandan olayla ilgilenirler bir yandan da Charlie'nin kararlarını değiştiren aşkları ile. Kitapta hem aşk hem polisiye vardı. Yazarın romanların da polisiye olur ve yazar bu konuda iyi. Kadın karakter kesinlikle hiç masum değil kitabın adı ile alakası yok.

Baskı: Koruyucu (Return of the Highlanders #1)

Ian MacDonald Alex ve Connor'un anneleri üç kız kardeştir. Bu üçlü ve annesi Connor'a bakıcılık yapmış olan Duncan küçüklüğünden beri çok iyi arkadaştır. Bir de Ian'ın peşinden ayrılmayan Sileas vardır. Sileas neredeyse yürümeye başladığı andan itibaren Ian ile evlenmeyi hayal etmiş,hep onu takip etmiş, başı her derde girdiğinde Ian'ın gelmesi için dua etmiştir. Ian da ona okumayı öğretmiş, hep yardım etmiş ilgilenmiştir. Sileas'ın üvey babası onu MacKinnonların en berbatı olan oğlu ile evlendirip mirası olan Knock Castle'e sahip olmak ister. Daha on üç yaşında olan Sileas dayak yediği üvey babasından ve evlilikten kaçar. Yardım istediği kişi ise Ian olur. Ian önce kabul etmese de sonunda Sil'i amcası ve babasının yanına,evine götürmeyi kabul eder. Ian sınırda ki dövüşten ailesine yakında evleneceğini söylemek için dönmüştür. Fakat işler ters gider babası ve amcası yola çıktığı Sil ile onu uyurken bulur. Hem Knock Castle'ı kaybetmemek hem de Sil'in itibarını düzeltmek için babası evlenmelerini ister. Ian evlenmek istemez ama babası kabilene ve Sileas'a karşı görevini yerine getireceksin deyince kabul eder ve ikili evlenir. Ian ve diğer üçlü beş yıl boyunca Fransa'da savaşmışlardır. Ian düğünden hemen sonra gittiği evliliğini unutmak için elinden geleni yapmıştır. Evliliğine son verme düşüncesi ile evine döner fakat işler düşündüğü gibi olmaz. Ian'ın sıska,kırmızı saçları yüzünden kimse onunla evlenmek istemez diye düşündüğü karısı artık hayran kaldığı bir güzelliktedir. Babası savaşta yaralanmış ve tek bacağını kaybetmiştir. Connor'un kabile şefi babası ve abisi ölmüştür. Amcası Hugh kabile şefi olma peşindedir ve kaleyi ele geçirmiştir. Sileas'ın üvey babası da Knock kalesini almıştır. Ian'ın babası yeni kabile şefini belirlemek için Connor'un dönmesini beklemelerini söylediği için Hugh onları cezalandırmış ve çalışanlarını tehdit etmiştir. Aile de mecburen çalışanlara gitmelerini söylemiştir. Bu yüzden Sileas erkek kıyafetlerini giyerek çalışmış evin içinde de tüm işlerini kendileri yapmıştır. Ian Sileas'n hatırlatmasıyla da ailesinin kendisine ihtiyacı olduğunu anlar ve yardıma koyulur. Sileas'ı da karısı olarak kabul etmeye karar verir. Sileas ise beş yıl boyunca diğer kadınların kayıp kocası hakkında ki yorumlarını dinlemek zorunda kalmıştır. Hep kocasının dönmesini beklemiştir. Artık vazgeçtiği anda kocası çıkıp gelir. Ian'ın bir de rakibi Gordan var ve karısını ona bırakmaya niyeti yoktur. Bir süre atışma, kaçma, kovalama, gerçekleşir istiyorum, istemiyorum durumları olur.Kavgalarında Ian kafasına tava yer,bıçakla kovalanır,tekmeler yer ama yılmaz. Kalbini kırıp,gururunu incittiği karısına kendisini affettirip, güvenini kazanmaya çalışır. İkilinin arasında ki problemler,Ian'ın kendisine kızgın kardeşi ile arasında ki sorunlar, kabile şefliği problemleri,üvey babanın açtığı sorunlar derken güzel bir aşk hikayesiyle bitiyor kitap. İkiliyi çok sevdim atışmaları,kıskançlıkları,maceraları çok güzeldi. Bir süre onlarla kalan çapkın Alex ve yaptıklarını okumakta çok keyifliydi. Beğenerek okuduğum hemen biten bir kitap oldu. Diğer arkadaşların hikayesini merakla bekliyorum.

Baskı: Arzu Şövalyesi (All the King's Men, #1)

Catherine Rayburn İngiltere ve Galler sınırı arasında ki stratejik alanda bulunan kalelerden birinin tek varisidir. Bu yüzden kralın isteğiyle on altı yaşındayken evlenmiştir. Kocası kocalık görevlerini yerine getiremediğinde onu hep dövmüştür. Varis ister ve Catherine hamile kalamayınca daha çok saldırganlaşmıştır. Catherine artık kendisini öldüreceğinden korkmaya başlar. Yine kocasının kendisini yaraladığı bir zamanda evlerinde bulunan çocukluk arkadaşı prensin bıraktığı şövalye ona yardım eder. Şövalye hayatını kurtarması için başka bir adamdan hamile kalması gerektiğini söyleyince şövalyeyi ikna eder ve ondan sonra hamile kalır. Hamile kaldığında kocası dayaklara bir son verir yeniden çocuk istediğinde ise dayaklar yine başlar. Beş yıllık evliliği hep böyle kötü geçmiştir. Artık dayanamaz ve kocasının Galler isyancılarla buluşacağı yeri öğrenir. Bu ihaneti casusluk yaptığı prense söyler. Bu mesajla hain kocası yakalanıp idam edilir. Ayaklanmanın ortasındayken kral Henry sınırda ki Ross Kalesi'ni bir kadının ellerine bırakamaz. Bu yüzden kalenin kontrolünü sadakatini kanıtlamış,toprak sahibi olmak isteyen ve toprağını elinden kimsenin almasına izin vermeyecek William Neville FitzAlan'a verir. William'ın annesi kendisinden yaşlı FitzAlan ile evlenmiştir. Kocası krala karşı gelmiş topraklarının çoğuna el konulmuştur. Annesi de yeni bir koca arayışına girmiştir. Kocası ölüm döşeğindeyken yeni ölen Northumberland ile ilişkisi olmuştur. Kocasının cenazesinden birkaç hafta sonra hamile olduğunu anlamıştır. Sevgilisi daha varlıklı bir dulla evlenince oda kocasının ölüm döşeğinde kendisini hamile bıraktığı yalanını uydurmuştur. Bu yüzden annesinin kocasının adını taşır.Gerçek babası da şövalyelerinden biri ile annesini evlendirmeyi planlamıştır. Herkes gerçek babasını bilir ve annesi de altı yaşındayken onu babasının yanına gönderir. Bu yüzden hayatı zorlu geçmiştir. Düşmanının kanı hala cüppesindeyken yeni toprağını almaya gider. Hainin karısının kaderini de kral onun ellerine bırakır. William da daha kadını görmeden evlenmeye karar verir. Kocasının ölüm haberini şükürler olsun diye karşılayan Catherine zaten hastadır ve bir de kir ve kana bulanmış William'ı görünce bayılır. William ise hep düşlediği kadını karşısında görünce çok şaşırır. Yıllar önce Catherine evlenmek üzere iken ikili ahırda karşılaşmışlardır. Catherine o zaman evlenmek istemez. Özgürlüğünün son saatlerini yaşamak için at ile gezintiye çıkar ve ona eşlik eden William olur. İkili o gece bir öpücükle ayrılır. O zamanlar William topraksız bir şövalye olduğundan Catherine'i evlilikten kurtaramamıştır ama yıllar boyunca o gecenin hayali ile yaşamıştır. Catherine'i görür görmez tanır. Catherine sık sık o gecenin hayalini kurup mutsuz olduğunda rüyalarını görmüş olsa da William'ı tanımaz.Önce evlenmeyi istemez ama oğlu için evlenmeyi kabul eder. Böylece bir günde dul kalır ve yeniden evlenir. Catherine'nin kocasına ihanet etmesi önce William'ı korkutur. Yaşadıklarını öğrendikten sonra korkularına,kabuslarına karşı sabırlı olur. Ona kendi isteği ile gelmesini bekler. Hem kendi yaralarını hem karısının yaralarını iyileştirmeye çalışır. Tam araları düzelmeye başlamışken sevgi sözcükleri gelmişken William'ın kıskançlıkları başlar. Catherine'nin çocukluk arkadaşı prens ile samimiyetini bile kıskanır. Güvenmez. İkilinin çalkantılı ilişkisi, kaçırılma olayları,yanlış anlamalar, o dönem şartları, savaş ortamının getirdiği karışıklıklar derken nihayet mutlu son gelir. William'ın annesinin gönderdiği kardeşi Stephen ve Catherine'nin oğlu Jamie'de renk katıyor kitaba. Kitap dolu dolu bir kitap. Kitap yarılandığın da daha ne olacak ki düşüncesi gelse de olaylar eksik olmuyor. William'ın güvensizlikleri,şüpheleri ikilinin bazı davranışları sıksa da kitap güzeldi. Catherine baya baskın bir karakterdi. Kaçırılma olayından sonra hemen birkaç sayfada gelen bir kurtarma olayının olmaması iyiydi. Daha gerçekçi oldu. On iki yıl sonra ki finalde çok güzeldi. Prens Harry dört sene önce kral olmuş Catherine,annesi ve baş rahibe Stephen'i evlendirmeyi kafaya takmış durumdadır. Bu sonra ki kitabın sinyallerini veren sondan dolayı ikinci kitabı merak ediyorum. Beğenerek okuduğum güzel bir hikayeydi.

Baskı: Değerli Şeyler (Blackstone, #4)

Önceki kitap ikili evlenip kırsalda ki yeni evlerine gittiklerinde bitmişti ve kaldığı yerden Ethan'ın anlatımıyla devam eder. İkili evli mutludur fakat tabi ki bu böyle sorunsuz devam etmez. İkilinin geçmişleri yeniden gündeme gelir. Senatörün oğlu savaşta yaralanır. Senatör hem videoyu geçersiz kılmak hem de kampanyasına destek gösterisi olarak Brynne'den hastane ziyareti ister. Brynne'nin annesi de bunu ister. Senatörde Brynne'i kaçıran Karl'ın o gün kurtarılmak için Brynne'nin onunla birlikte olduğuna dair yaptığı durumdan beri kayıp olduğu ile ilgili şantaja başlayıp Ethan'dan karısını ikna etmesini ister. Video olayından da kurtulacaklarından Brynne ikna olur ve ziyaret gerçekleşir. Brynne geçmişi ile yüzleşir, yıllar önce olanların gerçek yüzünü öğrenir ve önüne bakar. Ethan'da geçmişte yaşadığı acı olayları,suçluluğu daha çok anlatır,geçmişi ile yüzleşir. İkili hem birlikte hem ayrı ayrı gittikleri terapiler sayesinde daha iyi bir hale gelir. Bu süreçte bebeklerini de ihmal etmezler. Şeftalileri limon olur,tatlı patates,marul,ananas olur ve onun doğuma kadar gelişim sürecini onlarla birlikte bizde yaşarız. Hata Ethan araştırmaları sayesinde bebek doğumu ile ilgili her şeyi bilen süper bir inek haline gelir. Kitap dört kısımdan oluşuyor. Yine ikilinin bakış açısından okuyoruz. İlk kitapta önce Brynne'nin sonra Ethan'ın ve son iki kitapta ikilinin birlikte anlatması durumu güzeldi sevdim. Yazarın kolay okunan,sıkmayan bir kalemi var. Mutlu balayı,bebekleri ve gelişimi,geçmişin yeniden araya girişi,geçmişle yüzleşme derken ağır havada geçen kitap bitiveriyor. Bu son kitaba gerek var mıydı aslında hiç gerek yoktu. Kitap birbirini bulan iki yaralı ruhun o sonsuz desteği,aşkı açısından güzeldi ama onun dışında ağır ilerleyen,olaysız bir kitaptı. Brynne'nin teyzesi ile Ethan'ın babası durumu da hoştu. Yazar bir de ilk kitabında ki karakterlerinin aşk hikayesini bu kitaba bağlamıştı. Onların hikayesini ve Ethan'ın arkadaşı Neil ile karısı Elaina'nın hikayesini de merak ediyorum.

Baskı: Aç Gözlerini (Blackstone, #3)

Önce ki kitap ikilinin Ethan'ın ablasının evine gittiği zaman bitmişti ve kaldığı yerden devam eder. Ethan evlenmek ister. Bu Brynne için tehlike oluşturan insanların onunla evlendiğini duyduklarında uzak duracaklarına,tehditlerden korunmasını sağlayacağına inandığı için yaptığı bir plandır. Brynne'nin çalışma vizesine ihtiyacı kalmayacak,onu koruyabilecektir. Üstelik birbirlerini de seviyorlardır. Bu yüzden bu mükemmel çözümü bulur. Daha bu fikir sindirilmemişken Ethan'ın ablası Brynne'nin hamile olduğunu düşünür ve bu düşüncesi doğru çıkar. Hamilelik için bir kabullenme sürecinden sonra hemen sahiplenirler. Artık önceliklerinde bebekleri de vardır. Büyük bir haber yaparak evlenmelerinin,çocuklarını duyurmalarının Brynne'nin peşindekileri korkutacağını düşünseler de öyle olmaz ve Brynne kaçırılır. Neyse ki Brynne korkusuna rağmen akıllıca hareket eder şifre bırakır,yerini çekip atar,facebookdan konum bildirip Ethan gel beni al diye durum bile atar. Tüm yaşanan sıkıntılara rağmen küçük üzümleri,frambuaz olur sonrasında yeşil zeytin,kuru erik,şeftali olur ve anne babası da evlenir. İkilinin duygularının dahada yoğunlaştığı bir kitap. Ethan'ın kabuslarının sebeplerini daha çok öğrenebiliyoruz. Tehlike ise şaşırtmalı olarak bambaşka birinden geliyor. Bu kez ikilinin bakış açısından okuyoruz ve bu durumu daha çok sevdim. Son sayfalar dışında hareketlilik olmadığından çok uzatılmasına gerek yoktu.

Baskı: Senin için (Blackstone, #2)

İlk kitapta Brynne Ethan'ı asansörün önünde gitmemesi için yalvarırken bırakıp terk etmişti. Kitap bu kez kaldığı yerden Ethan'ın anlatımıyla devam eder. Ethan bir poker turnuvasında Brynne'nin babası ile tanışmış ve arkadaş olmuşlardır. Amerikalı kongre üyesi uçak kazasında ölünce yerine senatör Oakley geçmiştir. Brynne'nin on yedi yaşındayken senatörün oğlu ile bir ilişkisi olmuştur. Aslında ilişkisi yokken yaptıkları onu sinirlendirince iki arkadaşı ile o baygınken videosunu çekmişler ve yayılmasını sağlamışlardır. Çok zor günler geçiren Brynne hala etkilerini yaşarken olay yeniden gündeme gelir. Senatör başkan yardımcılığı için seçimi kaybetmek istemediğinden oğlunun video olayının duyulmasını istemez. Oğlunun videodan haberi olan bir arkadaşı ölünce Brynne'nin babası da videodan haberi olanların hedef alındığından şüphelenir. Kızını korumak içinde Ethan'dan yardım ister. Ethan önce bunu kabul etmez fakat Brynne'nin resmini görünce büyülenir ve galeride ki sergiye gidip fotoğrafını alır. Brynne oraya gelince de gözlerini ondan ayıramaz ve o anda onun için işten daha fazlası olmaya başlar. Brynne onun gerçeği söylememesine kızar ve geçmişini öğrenince de kendisini istemeyeceğini düşünür. Fakat Ethan kendisini gezegende ki en şanslı adam gibi hissetmesini sağlayan kadınının yokluğuna dayanamaz. Onu affetmesi için mektup bile yazar ve sonunda kendisini affettirir. İlişkileri kaldığı yerden daha da güçlenerek devam eder. Kitap bu kez Ethan'ın bakış açısından bunu çok sevdim. Kitapta çok olay yok ilişkilerini yaşayıp sağlamlaştırdıkları, geçmişlerini ortaya döktükleri,daha çok açıldıkları bir kitap. Ethan'ın da geçmişinde yaşadığı işkenceleri,kabuslarının sebebini öğrenebiliyoruz. Normalde kızlar önce aşık olurken, daha çok sevdiğini dile getirirken, mesajlaştıkları ekranı okşarken,her yaptığına sevinirken burada tam tersi bir durum söz konusu. Yine kısa çabuk biten bir kitaptı.

Baskı: Kaçınılmaz Günah (The Sin Trilogy #1)

Stella Bleu Lawrence'nin krupiye olan annesi İskoç Thane Breckenridge ile bir iş gezisi için geldiğinden tanışmıştır. Yedi yaşındayken annesi ile kurabiye yaparken de Thane gelir ve annesi ile köpeğini öldürür onuda yastıkla boğup öldürmeye çalışır. O gün Stella ölür ve Bleu MacAllister doğar. FBI ajanı üvey babası onun hayatını kurtarır. Kurtulmuştur ama hayatta tek bir amacı vardır. Annesinin katili olduğunu düşündüğü Thane'i öldürmek.Bunu da on iki yaşındayken babasına söyler. Babasını da kendisini eğitmesi için ikna eder ve intikam almak on sekiz yıl boyunca tüm hayatı olduğundan kendisini her konuda hazırlar. FBI ajanı ve aynı zamanda da fotoğrafçıdır. İlişkiler konusunda hep ilgisiz,soğuk,mesafeli olmuştur. İnsanlarla hiçbir şekilde bağ kurmamıştır. Üvey babası kanser olduğundan ve durumu kötü olduğundan yıllarca gözlemlediği ve çalıştığı düşmanının organize suç dünyasına sızma planını öne çeker. Thane'nın yirmi altı yaşında ki oğlu Sinclair avukatlık stajını tamamlamak üzeredir. Örgütün savunma avukatı olacaktır ve aynı zamanda babasından sonra ki liderdir. Bleu örgüte onun üzerinden sızmak ister.Sin'in yakın arkadaşlarından biri kardeşliğin üyelerinin sürekli takıldığı barın sahibidir. Bleu'da hepsi ile iletişime geçeceği bu barda çalışıp Sin'e ulaşmaya karar verir. Büyükannesinin yakın arkadaşı ve halasının yanına geldiğini öldükten sonrada mülkleriyle uğraştığı yalanına söyler ve böylece onların dünyasına girer. Her istediğini yapmaya etrafındakileri umursamamaya alışkın olan Sin Bleu'nun peşine düşer. İlk günden onu evine bırakmaya, elini kaybetmek istemeyen kimsenin ona dokunamayacağı emrini vermeye,resmini masasına koymaya başlar.Sadece kendi hoşuna giden şeyleri yapan Sin aklını başından alan kadını mutlu etmeye çalışır,gerçekten istediğini kanıtlamak için güller göndermeye,yemeğe çıkarmaya başlar. Hiçbir kadını evine götürüp,öpmez,çiçek almazken ona istisna yapar ve bunu büyük bir istekle yapar. Böylece ilişkileri başlar. Önce hak talebi isteme gelir. Kardeşliğe ait bir uygulama olan hak talebi sayesinde Bleu ona ait olacak onun her istediğini yapıp,koruyacak,maddi manevi destek olacaktır. Fakat o dışarıdan olduğu için bu talep kabul edilmez ve bu yüzden bunu gizlerler. Bleu'nun annesine olan benzerliği Sin'in babasına annesini hatırlatır.Fakat lider olmak isteyen üvey kardeşi bu benzerliğe inanmaz ve sorunlar çıkarmaya başlar. Annesinin katilinin oğluna aşık olduğu daha çok vakit geçirmek istediği için Bleu intikamını erteler. Sin'de onu bırakmak istemediğinden kardeşliğe kabul ettirmenin yollarını arar.Onuda üye yapabilmek,kabul töreni olabilmesi için dayanıklılık testinde yemesi gereken dayakları onun yerine yer. Kardeşliği bile karşısına almışken her şey mahvolur ve öyle bir yerde biter ki merak etmemek imkansız. Kitabı sevdim farklıydı. Tüm bu kardeşlik olayları güzeldi. Sin başlarda gösterilen adamdan çok farklı çıkıyor. Yıllar önce yaşadığı dizinde ki sakatlık,daha sonra ki vurulmaları,Bleu'nun her söylediği yalana hemen inanması lider gibi değil. Fakat aşkı için yaptıkları,her halde koruması o en son anda dahi söyledikleri her şeyi affettiriyor. Kitap çok kısa ama boş bir kitap değil. Bol olaylı, dolu dolu bir kitap. Merak içinde bıraktırıyor sonu. Sadece ikiliye ne olacağı değil anne ve babalarının aşkı adamın arkasından yas tutup,resmine bakıp sarhoş olmasından sevdiği belli aralarında ne olduğu, Sin'in yıllar önce öldürülen küçük kardeşinin katili sır perdesi fazlasıyla merak edici.

Baskı: Acıtan Güzellik 2 Adanmış Güzellik (Beauty, #2)

İlk kitapta Laurelyn Jack Henry'i terk etmişti ve kaldığı yerden devam eder. Laurelyn daha ilk andan onu çok özler, büyük bir acı yaşar bir süre de eve kapanır. Sonra albüm kayıtları için işe gitmek zorunda kalır ve hala peşinde olan eski sevgilisini de görür. Hatta ondan kendisine dönmezse kariyerine bitireceğine dair tehdit bile alır. Bunlar yetmezmiş gibi annesi hala evli olan babası ile barışır. Yıllarca onları görmezden gelen babası da karşısına çıkıp herkese babası olduğunu duyurmak ister.Fakat Laurelyn başarısının ünlü babasının kızı olması ile değil de iyi bir müzisyen olduğu için olmasını ister bunu bir süreliğine askıya alır. Jack Henry ise Laurelyn'nin peşinden gidip yetişmemiştir. Duyduğu acıdan dolayı önce onu unutmak ister. On dört numarayı bulmaya çalışır ileri gitse de bunu yapamaz ve soy ismini dahi bilmediği sevdiği kadını bulması için dedektif tutar. Onsuz bir gün daha geçirmek istemediğinden kendisini affettirip, bir daha gitmesine izin vermemeye hatta evlenmeye kararlıdır. Fakat onu bulması o kadar kolay olmaz ve ancak üç ay sonra bulabilir. Laurelyn artık ünlü bir grubun solistidir. Karşısına çıkınca da her şey kaldığı yerden devam eder. Tabi bu kez daha farklıdır ikili birbirini sever ve bunu söylemekten de çekinmez. Artık bir yıldız olan Laurelyn'nin turnesi vardır. Jack Henry'de ona katılır. Tabi ki her şey yolunda gitmez ve Laurelyn'nın eski sevgilisi yeniden ortaya çıkar. Dört haftalığına orada olan Jack Henry'nın gitme zamanı gelir. Bir daha ayrılmak istemezler ama bir çözümde bulamazlar. Jack onun kendisiyle gelmesini ister uçağa binmeden önce de ona günler önce evlenme teklif etmek için aldığı yüzüğü verir. Kariyerini bırakmaya hazır olmadığını biliyordur. Denemesini ister o hayattan bıktığında karısı olmaya hazır hissettiğinde döneceği zamana kadar bekleyeceği sözünü vererek gider. Laurelyn ise gruptan ayrılır ama onlara borçlu hissettiğinden üç ay daha kalıp turneyi bitirmeyi kabul eder. Bu yolculukta da bu hayatın kendisine göre olmadığını anlar. Bu süreç ikili için zor olsa da dayanmanın yolunu bulurlar. Acıtan güzellik kendini adayan güzelliğe dönüşür ve büyük mutlu son gelir. İkiliyi zaten ilk kitaptan sevmiştim. İlk kitap gibi buda güzeldi. Jack Laurelyn'e birçok hediye verir ama endişelendiğin de parmağıyla hep sonsuzluk işareti çizdiğinden ve ona olan sonsuz,sınırsız,ölçülemez aşkını temsil ettiğinden aldığı sonsuzluk sembollü hediye çok güzeldi. Ayrılacakları zamanki üzüntüleri çok duygusaldı. O duygusal evlilik teklifi ise ayrı bir güzeldi. Evet birliktelikleri çok çok fazla fakat aralarında ki aşk,duygu yoğunluğu,o aile bağları,sevgileri çok yoğun ve bu tamamen hissediliyor. Yine ikilinin bakış açısıyla anlatılan hikaye güzeldi.

Baskı: Acıtan Güzellik (Beauty, #1)

Laurelyn Prescott yirmi iki yaşında bir müzisyendir. Kendisi gibi müzisyen olan annesi evli ve ünlü bir şarkıcı ile gizli bir ilişki yaşamış ve sonrasında Laurelyn doğmuştur. Onları umursamayan babası ile olan ilişkisi annesini kötü etkilemiştir ve bu yüzden Laurelyn'nin acı dolu bir geçmişi vardır. Bu yüzden evli bir erkekle ilişkisi olmasını kesinlikle istemezken albüm yapımcısı olan sevgilisi evli ve üç çocuklu çıkınca yıkılmıştır.Sevgilisini,albüm anlaşmasını,tüm kariyerini bırakmış ve en yakın arkadaşı ile üç aylığına abisinin yanına Avustralya'ya gitmeyi kabul etmiştir. Gider gitmez gittiği kulüpte ise bir adamın dikkatini çeker. Jack McLachlan şarap imalatı işinde olan,pek çok şarap imalathanesi,bağı olan otuz yaşında zengin ve gözde bir bekardır. İlişkileri hep üç dört haftalık,isimlerin bile bilinmediği ilişkilerdendir. Fakat bu kez üç aylık bir ilişki peşindedir. Kahverengi saçlı güzel bir kız arar. Bunun içinde iş için bulunduğu kasabada gittiği barda arayışa başlar. Orda şarkı söyleyen Laurelyn dikkatini çeker ve aradığı kadını bulmuş olur. Garsona rüşvet vererek onun hakkında bilgi alır,nereye gideceğini bile öğrenir ve peşine düşer. Böylece birbirinden etkilenen ikili bir araya gelmiş olur. Bir yemekte de ne istediğini belirtir. Üç ay gerçek isimlerini bilmeden ilişki yaşayacaklar,bu üç ay Laurelyn'nın hayatının en güzel üç ayı olacak ve hayallerini gerçekleştirecektir. Laurelyn teklifi önce kabul etmese de sonra kabul eder ve mağara adamı ile Amerikalı kızın üç ay sürecek ilişkileri başlamış olur. Laurelyn'nın arkadaşının ondan hoşlanan erkek kardeşi, sürekli arayan eski sevgilisi, Jack Henry'nin gerçek kimliğini öğrenip sürekli sorun çıkaran eski sevgilisi, oğlu ölünce kendisi ile tanışmak isteyen Laurelyn'nın babası derken ilişkileri pek de sorunsuz geçmez. İkili birbirini daha iyi tanımaya başlar. Jack Henry korumacı olmaya,kıskanmaya başlar. Babası hastalanınca da Laurelyn'i yanında götürür ve böylece ailesi ile tanışmış,gerçek adını da öğrenmiş olur. Oda Laurelyn'nın gerçek adını bildiğinden artık rol yapmayı da bırakırlar. Laurelyn seviyordur ve bunu söyler de fakat Jack Henry söylemez. Gideceği gün geldiğinde de Laurelyn kalmasını istemeyeceğini düşündüğünden daha bir gün varken gider. Jack Henry'de sevdiğini söyleyip kalmasını istemek için eve gelir ama sevdiği kadını bulamaz. Böylece ikili acı bir şekilde ayrılmış olur. Jack Henry'nin sonunda sevdiğini anlayıp peşinden hava alanına sonrasın da nefret ettiği Laurelyn'nın arkadaşının abisinin yanına bile gitmesi. Bu ayrılık durumu veda mektubu çok duygusaldı. İkiliyi sevdim. Aralarında sonradan gelişen bu acı güzellikten gelen acı aşkı beğendim. Jack Henry'nin gelin isteyen annesine ve yaptıklarına da bayıldım. Olaylar iki karakterin de bakış açısından anlatılıyor bu durumda güzeldi sevdim.

Baskı: Kader Ağları (Graham Clan #1)

Waryk de Graham'ın topraklarına Normandiyalılar saldırır. Babası yüce,büyük William ve amcası dahil tüm ailesi ölür. Ailesin de tek kalan Waryk daha on dört yaşında iken savaşır. Gösterdiği cesaretten sonra yardıma gelen kral onu şövalye ilan eder artık sör Waryk de Graham Laird Lion'dur. Yıllar geçer ve Waryk kralın en gözde savaşçısı olur. Hayali ise aile kurmaktır. Dul İngiliz bir kadınla ilişkisi vardır ve artık onunla evlenmeyi düşünür. Bu fikrini krala söyler fakat kralın başka bir gelin adayı vardır. Stratejik olarak önemli bir noktada verimli toprakları olan krallığın en zengin,önemli mirasçılarından güzel Mellyora McAdin'dir. Mellyora İskoçya'nın en eski ailelerinden birinden gelir ve aynı zamanda Viking'dir. Babası ölünce vaftiz babası olan kral ona sahip çıkar. Mellyra'ı isteyen çok olmuştur fakat kral güçlenmek için böyle bir güce,ödüle sahip olmayı hak eden kişinin Waryk olduğuna karar verir. Mellyora ise babasının topraklarında mirasını devam ettirmek ve çocukluğundan beri tanıdığı Ewan ile evlenmek ister. Bu yüzden kralın isteğini reddeder ve kaçar. Bindiği kayıkta bir adama yakalanır adamı kalbini yerinden söküp,bedenini lime lime doğrayıp,kargalara yem etmekle tehdit edince onu kaçması için yardım etmeye ikna eder. Ama kürekler düşünce kürek alıp gelmek için Mellyora'ı küreksiz kayıkta nehrin ortasında yalnız bırakır. Waryk saraya gidince yardım isteyen kızın kaçtığı,kralın onu evlendirmek istediği zalim,sefil Normandiyalı'nın kendisi olduğunu öğrenir. Yani Mellyora evlendirileceği adamdan kaçmak için o adamın kendisinden yardım istemiştir. Mellyora tabi ki rahat durmaz sulara atlar,Waryk'ı vurur,at ile kaçar,kaçırılır baya direnir. Kralın evlense de evlenmese de topraklarını Waryk'a vereceğini öğrenince evlenmeyi kabul eder. Birbirleri ile evlenmek için zorlanan ikili büyük maceralar,fırtınalar atlatır ve sonunda galip gelen tabi ki aşk olur. İskoçyalılar,Normandiyalılar,Vikingler ve savaşları,tarihi detaylar ile dolu bir kitap. Bu dönemi sevdiğim için ilgimi fazlasıyla çekiyor. Aye kelimesi o kadar çok kullanılmış ki bıkkınlık getirdi. Mellyora krala bile karşı gelebilecek kadar cesur,inatçı biri. Çok inatçıydı kaçıp durdu. Waryk'da evliliği istemedi ama Mellyora'ı baya kovalamak zorunda kaldı. Zaten Mellyora ya kaçtı ya kaçırıldı. Kitapta aksiyon savaş eksik olmuyor. Aşk,kıskançlık bunlara macera,kovalamaca da eklenince hemen bitiveriyor. İkiliyi sevdim, atışmaları çok keyifliydi. Mellyora'nın yaşlı,kötü kalpli Normandiyalı bir şövalyeye böylesine aşık olması çok güzeldi.

ÖncekiSayfa 22 / 32Sonraki