ebrusner
@ebrusner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Cennet (Second Opportunities, #1)

Meredith Bancroft'ın babası Bancroft mağazalar zincirinin sahibidir. Meredith küçükken dişleri telli, şaşı, gözlüklü ve zengin olduğu için dışlandığından kötü hissettiği bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Babası Philip ona bir yetişkin gibi davranmış ve bir yetişkin gibi davranmasını istemiştir bu yüzden yaşıtlarına uyum sağlayamamıştır. Annesi ünlü bir oyuncudur ve babası ile boşanmıştır. Babası bunun annesinin sadakatsizliği olduğunu söylemiştir. Geleneksel yaşama, değerlere önem veren babasına göre annesi sadece kendisini düşünen, sadakat gibi sorumluluk duygularından yoksun biridir. Meredith'ın de annesi gibi olmaması, rezalete adının karışmaması için elinden geleni yapmıştır. Ailenin kadınları gibi yararlı işler yapan, dürüst ve doğru bir insan gibi yetişmesini istemiştir. Boşandıktan sonra annesini hiç görmemiştir. Meredith büyüdükçe güzelleşmiş eski halinden eser kalmamıştır. Yıllarca babasının istediği gibi giyinmiş, davranmış, istediği okullara gitmiştir. Bu şekilde yaşadıktan sonra üniversite konusunda uyuşmazlık yaşamışlardır üstelik tek hayali olan mağazanın başkanı olmak için çalışmasına izin vermemiştir. Babasına göre bu hak yalnızca erkek torununun olabilecektir. Bu olay Meredith'in babasına isyan etmesi ile sonuçlanır ve gittikleri kulübün kutlamasın da babasının uzak durmasını söylediği ama çok etkilendiği Matt Farrell ile yakınlaşır. Bu yakınlaşmanın sonu bebek olunca ikili evlenir. Matt çelik fabrikasında çalışan, boş zamanlarında tamircilik yapan, üniversitede gece derslerine devam eden azimli biridir. Hayallerini gerçekleştirmek için ihtiyacı olan parayı kazanabilmek için Venezuela'ya gidip çalışması gerekmektedir. Bu problem önce ikili arasında sıkıntı yaratmasa da araya giren Meredith'in babası sonunda ikiliyi ayırır ve tam on bir yıl ayrı kalmalarına neden olur. Yıllar sonra Matt hedeflerine ulaşmış ve çok zengin olmuş bir şekilde döner. Meredith ise hayali olan mağazada çalışmaya başlamıştır üstelik çocukluk aşkı ile birliktedir hayatı yolunda iken Matt ile aslında boşanmadıklarını öğrenir. Yıllar sonra yeniden bir araya gelen ikili yanlış anlaşılmaları, kalp kırıklıklarını onarıp yeniden mutlu olmaya çalışır. En sevdiğim yazarın en sevdiğim kitaplarından. Matt bayılıyorum ona. Tekrar tekrar okuduğum kitaplardan. Meredith'in babasına az laf söylememişimdir kendisi çok daha fazlalarını hak etmiştir. Tek kelimeyle harika bir kitap.

Baskı: İçinde Aşk Saklı (Westmoreland, #2)

Whitney Stone küçükken annesini kaybetmiştir. Babası ile yaşar ama ilişkileri iyi değildir. Hayatı hep kendini sevdirmeye çalışmak ile geçmiştir. Yunanca, Latince, Fransızca, İtalyanca birazda Almanca bilir. Babasını yabancı dil ve tarih konularında ders almak için ikna etmiştir. Kendisini derslerine verip erkek evlat niteliklerine sahip olursa babasının sevgisini kazanacağına inanmıştır. Kadınsı becerileri yoktur, Dikiş dikme, müzik, şarkı söyleme konularında yeteneksizdir ve nefret eder. Yaramazlıkları ile ünlü, dikkat çekmeye çalışan, inatçı biridir. Davranışları rezalettir. Bu yüzden babasını hep hayal kırıklığına uğratmıştır. Paul ise onun çocukluk aşkıdır. Tek istediği Paul ile evlenebilmektir. Dikkatini çekebilmek için elinden gelen her şeyi yapmış, hep takip etmiştir. Cesaretlendirilirse kendisini sevdiğinin farkında olmayan Paul'un evlenme teklif edeceğini düşünür. Onu etkilemek için pantolonla atın sırtında ayakta bile durur. Whitney'in bu umursamaz tavırlarına daha fazla dayanamayan babası teyzesinin yanına Fransa'ya gönderir, eğitimini tamamlamadan gelmesini istemez. Whitney ise farklı biri olarak dönüp Paul'dan evlenme teklifi alabileceği hayali ile orada hevesle çalışmıştır. Whitney üç sene kaldıktan sonra büyüleyici güzel ve eşsiz olarak nam salmaya başlamıştır. Sayısız evlilik teklifi almış, talipleri niyetlerini belli eder etmez onları caydırmıştır. Hayatı böyle giderken babası çağrınca bambaşka bir Whitney olarak evine döner. Paul'den vazgeçmemiş hala onunla evlenmeye kararlıdır. Bir de Whitney ile evlenmeye kararlı olan Clayton var. Fransa'da bir maskeli baloda Whitney Clayton'la tanışmıştır. Kim olduğunu bilmeden aralarında geçen atışmalardan sonra ondan aslında etkilense de nefret ettiğine karar verir. Clayton ise kendisini istemeyen Whitney'den fazlasıyla etkilenir. Fransa'da Whitney'i gördüğünde onu izlemiş, taliplerini geri çevirişini gülerek seyretmiştir. İlk karşılaşmalarında Whitney ona fazla genç görünmüş, ikinci karşılaşmalarında etrafının ilgisini çekmek için yarışan talipleriyle dolu olduğunu görmüştür. Gönlünü çalabilmek için kur yapması gerektiğini anlamıştır. Aşk hayatı boyunca bir kadına kur yapmaya mecbur kaldığı hiç olmamıştır. Artık sabrı kalmamıştır. Whitney'i ister ve bu sebep kendisi için yeterlidir. Ayrıca onun gönlünü çalabileceği konusunda da endişesi yoktur. Bu yüzden harekete geçer ve evlenmek için babası ile anlaşır. Babasının bozulan mali durumu da bunu kolaylaştırmıştır. Gerçi mali durumu iyi olsa da babası hayır demez çünkü o Cloymore Dükü. Whitney bir süre Clayton'un gerçek kimliğini öğrenmez. Clayton kur yapıp Whitney'i evlenmeye ikna etmeye kararlıdır. Clayton Whitney'in peşinde iken Whitney Paul'un. Whitney uzun süre Paul diye gezdi durdu fakat aşkından öldüğünü söylediği zamanlar Clayton ile yakınlaşmasına engel olmaz. Üstelik baya da etkilenir bu anlarda. Neyse ki sonra Paul'un gerçek yüzünü görür ve o aşk sandığı olay hemen biter. Bundan sonra Whitney ve Clayton aşkı başlar. Clayton kovalarken öyle sabırlıydı ki dinlemeden üst üste yaptığı hatalar şaşırttı. Bunlar için ona kızamıyorum. Clayton kadar aşık, kıskanç bir erkek daha görmedim onun bu hallerine bayılıyorum. Whitney ise evlendikten sonra resmen bambaşka bir insan oluyor aşk bir insanı bu kadar mı değiştirir. Kitap kaçan kovalanır olayını en güzel anlatan kitap ikili sırayla birbirini kovaladı. En sevdiğim kitap. Bu kitap sayesinde okumaya başladım, bir kitap ancak bu kadar güzel olabilir ve bir adam ancak bu kadar sevilir. Uzun bir kitap ama tek bir sayfasında sıkılmadım. İkiliye bayıldım kesinlikle okunması gereken bir kitap.

Baskı: Kusursuz (Second Opportunities, #2)

Julie, küçüken terk edildiği ve kimse kendisini evlat edinmediği için büyüyünce işe yaramaz biri olup, yeterince akıllı ve güzel olmadığı için terk edildiğine ve aynı nedenlerle evlat edinilmediğine inanmıştır. Bu yüzden saçlarını erkek gibi kesip, erkek giysileriyle dolaşmaya, hırsızlık yapmaya başlamıştır. Önemli olmak birilerinin umurunda olmak istemiştir. Mathisonlar tarafından yetimhaneden evlat edinildikten sonra bu sevgi dolu aileyi mutlu etmek için de elinden gelen her şeyi yapmış öğretmen olmuştur. Hayatı yolundadır ünlü oyuncu Zachary Benedic onu rehin alana kadar. Zack'in kendisinden nefret eden büyükannesi kardeşlerini kovmazken onu evinden kovmuştur. Sırtında ki giysileri dışında bir şey götürmesine izin vermemiştir. Evden çıkıp yürüdüğü sırada onu alan kamyonetin gittiği Los Angeles'a gitmiştir. Kamyonette Empire stüdyosuna ait eşyalar vardır ve oraya gittikten sonra kendisini götüren adamın yardımı ile orada iş bulmuştur. Hayatını kazanabilmek en büyük amacı iken figüran olarak işe başlamıştır. Yakışıklılığı dikkat çekince oyunculuğa başlamıştır. Arka arkaya film teklifleri gelmiştir. Hayatını kazanabileceğini, başarılı olacağını büyükannesine ve yaşadığı yerdekilere göstermek istemiştir. Oscar ödülü kazanmış, üniversiteden diplomasını almıştır. Sinema dünyasında efsane diye anılmaya başlamıştır. Banka hesabında servet sayılacak kadar çok parası vardır. Herkese başarılı olabileceğini kanıtlamıştır. Artık ulaşmak istediği bir amacı kalmayınca başka tatmin yolları aramıştır. Tüm kadınlar peşindedir. Sinema yıldızları nüfusundan dostlarından yararlanabilmek ister. Hayranları tarafından karşılanmadan dışarıya adımını atamaz. Kadınlar ona ulaşabilmek için her şeyi yapar hale gelmiştir. Fakat Zack rastgele ilişkilerden, yapaylıktan iğrenmeye başlamıştır. Buna artık dayanamayacağını anlamıştır. Anlamsız ilişkilerden, partilerden, hırslı yıldız adaylarından bunalmıştır. Yaşadığı hayattan tiksinir. Yaşantısında ki boşluğu doldurmak için başka bir yol daha geçerli bir yaşama nedeni aramaya başlar. Filmlerde oynamak eskisi gibi çekici gelmeyince yönetmenliğe heveslenir. Stüdyosu ona ders vermek asıl işinin oyunculuk olduğunu göstermek için mesleğinde inişe geçmiş bir oyuncu olan Rachel Evans ve bir çocuk oyuncu seçer. Fakat Zack başarı ile üstesinden gelir. Çok geçmeden aile kurmak istediğini anlamıştır. Hayatında eksik olan budur. Başarısını paylaşacağı, onlar için mücadele edeceği, birlikte gülüp eğleneceği bir eş ve çocuklar ister. Rachel tüm dünyaya başarılı bir oyuncu olduğunu kanıtladığı bir film daha çektikten sonra mesleği bırakıp, evlenmek, çocuk sahibi olmak istediğini söylemiştir. Evlenmişlerdir ama evlendikten sonra mesleğinden vazgeçmeye ve çocuk doğurmaya hazır olmadığını söylemiştir. Şöhrete fazla meraklı karısı Zack'i kandırıp ün ve para için evlenmeye ikna etmiştir. Zack sayesinde Oscar almış aynı şekilde Zack'de hem en iyi oyuncu hem en iyi yönetmen Oscar'ını almıştır. Karısı artık tek bir filmde daha oynayacaktır. Zack'in yönetmen olduğu filmde Rachel oynar üstelik birlikte oynadığı adam ile Zack'i aldatmıştır. Zack karısının kendisini aldattığını öğrenir, boşanıp sevgilisi ile evlenecek varlığının yarısını da alacaktır. Öfkeden deliye dönen Zack son iki sahnesi kaldığından katlanır son sahne de kuru sıkı olması gereken silah gerçekten patlayıp Rachel ölünce de hayatı alt üst olur. Bunun sorumlusunun Zack olduğunu söylerler yaşananlardan sonra Zack'in Rachel'e elindekilerinin yarısını vereceğine onu öldüreceğini söylediğini, sette bir takım değişiklikler yaptığını herkes bilir. Tüm işaretler kendisini gösterince Zack kırk beş yıl ceza alır. Arkadaşının yardımı ile hapishaneden kaçmayı başaran Zack Julie'yi rehin alır ve olaylar başlar. Colorado tepelerine giderler orada kaldıkları sürede ikili yakınlaşır, ilişkileri başlar. Gelecekleri olmadığını bildiğinden Zack Julie'i gönderir. Zack kaçarken Julie Zack'in hayatını yoluna koymak için uğraşmaya başlar. Bu süreçte bir çok olay olur ve kitap nasıl bitti anlaşılmaz. Kitapta hem güldüm, hem üzüldüm sevinerek kitabı kapattım. Ayrca Matt Meredith çiftini görmek çok çok güzeldi, onlarında baya eğlenceli bölümleri vardı. Judith yine döktürmüş çok güzeldi.

Baskı: Gece Fısıltıları (Second Opportunities, #3)

Sloan Reynolds bir polistir. Annesi on sekiz yaşındayken yerel bir güzellik yarışmasını kazanmış ve ödül olarak bir hafta kalmayı kazandığı otelde babası Carter Reynold ile tanışmıştır. Annesi evlenip sonsuza dek mutluluk içinde yaşayacaklarına inanmıştır. Fakat annesi hamile olduğunu öğrenene kadar babasının evlenmek gibi bir niyeti olmamıştır. Bu duruma babasının ailesi kızmış ve sırt çevirmiştir. Carter'in kazancıyla zar zor geçinmişlerdir. Başka bir çocukları daha olmuş ve annesi son derece mutlu olduklarını sanıyormuş. Bir gün Carter'in annesi gelip ona ailesi ile barışma teklifi edene kadar. Babası bu fırsatı kaçırmamış ve karısını büyük kızı Paris'i birkaç günlük bir misafirlik için götürdüğüne inandırmıştır. Boşanmayı kabul ettiğine ve kızı üstünde ki tüm haklarından vazgeçtiğine dair imzalarda attırmıştır. Sloan ile annesi de zor zamanlar geçirmişlerdir. Aç kaldıklarında, hastalandığında annesi babasından yardım istemesin diye hemen toparlanmıştır. Babasını otuz yıl hiç görmemiştir. Babasına kızgınlığı hiç geçmemiştir. Duygusuz, bencil, gaddar olarak gördüğü babasından nefret eder. San Francisco'lu ünlü ve yardımsever zengin babası hakkında tek bildikleri gazetede okuduklarıdır. Hayatı boyunca hiç ortada görünmeyen, bugüne kadar doğum günlerinde bir tebrik kartı bile göndermeyen babası bir gün aniden arar. Babası Beach'e gidip o ve kız kardeşiyle birkaç hafta geçirmesini ister. Altı ay önce kalp krizi geçirmiştir ve çok geç olmadan üçünün birbirini tanımasını ister. Bugüne kadar kardeşinin de kendisine ihtiyacı olmamış ve tanımak istememiştir bu yüzden Sloan gitmek istemez. Bunca yıl onları yok saydıktan sonra bir telefon yeterli olmayacağından gitmemeye kararlıdır. Fakat kendisini takip eden FBI ajanı Paul görev için babasının evine gitmesi gerektiğini söyler. Babası bazı yasadışı faaliyetlerde bulunmuştur. Bu işlerle doğrudan doğruya ilişkisi olduğunu, bilerek karıştığını ispatlayacak bilgiye ihtiyaçları vardır. Böylece Sloan erkek arkadaşı olarak gelecek ajan ile gitmeyi kabul eder. Babasının evine gittikten sonra Sloan'ın hayatı tamamen değişir. Yeni tanıştığı akrabaları, kendisi annesi ile zor günler yaşamışken babası ve kardeşinin varlık içinde oluşu, üzüntüleri, alışması bunlarla baş etmek zorunda iken bir de tanıştığı kardeşinin nişanlısı Noah işleri tamamen değiştirir. Tanışır tanışmaz ikili arasında etkileşim olur zaten aksi mümkün mü? Noah geçmişinden dolayı güvensiz yakışıklı, korumacı, zengin, dinlemeden her şeyi silen karakterlerdendir. Dinlemediği için ikili zor zamanlar yaşar ama neyse ki sonu mutlu. Kitap sadece bir aşk kitabı değil polisiye, macera da var böyle olunca da kitap nasıl bitti anlaşılmıyor. Yazarın yine harika bir kitabı.

Kalbim Sende Kaldı
10/1013.11.2020

Baskı: Kalbim Sende Kaldı

Global Endüstri’nin genel müdürü Nick Sinclair, Philip’in üvey oğludur. İş ortamında rakiplerdir. Hiçbir zaman Nick'i üvey oğlu olarak kabul etmemiş eşide oğlu olarak kabul etmemiştir. Nick son bir sene içinde dördüncü kez büyük bir ihaleyi Philip'in elinden kapmıştır. Şirketin içinde onları izleyip, tekliflerin içinde ki miktarları söyleyen bir casus olduğunu düşünen Philip de Nick’in şirketine casus sokmaya karar verir. Bu sıralar da uzaktan akrabasının kızı Lauren babasının isteği ile kendisinden iş istemeye gelir. Lauren'e birkaç dakikasını ayırıp gönderme düşüncesindedir. Müzik diploması olan birine göre uygun pozisyonu yoktur. Olsa bile işe almazdı çünkü hayatında Lauren kadar sinir bozucu, terbiyesiz, görgüsüz, gösterişsiz bir çocuk görmemiştir. Fakat karşısında çok değişmiş, gösterişli bir kadın bulunca casus olarak Lauren'i yerleştirmeye karar verir. Philip'in şirketinde ki casusu bulacaktır. Lauren, yıllarca hiç ara vermeden çalışıp zorlu piyano egzersizleri yapmış üniversite de müzik eğitimi almıştır. Konser piyanisti olmak için gereken hırsın ve fedakarlığın kendisinde olmadığına karar vermiştir. Hayatta müzikten fazlasını ister. Okula gitmek, ders çalışmak, prova yapmak, eğitim masraflarını karşılamak için çalışırken hayatın tadını çıkarmaya fırsatı olmamıştır. Sayısız erkekle tanışmış ama kısa bir dostluktan fazlası için zamanı olmamıştır. Babasının rahatsızlığı, ödenmesi gereken faturalar onu bir süredir vermeyi ertelediği kararı vermeye zorlamıştır. Babası işini, sağlık sigortasını kaybetmiştir. Şimdi babasına yardım etme sırası kendisindedir. Bir işe ve paraya ihtiyacı vardır hem de hemen. Babası kendisinden habersiz iş görüşmesini ayarlamış ve zorlamıştır. Bu yüzden iş görüşmesine gider ve ummadığı bir şey ile karşılaşır. Laura üniversitedeyken işletme dersleri almış, yazları sekreterlik yapmıştır. Becerilerinden dolayı da Philip sekreterlik önerir. Nick'in şirketinde bir sekreterlik pozisyonuna başvurmasını söyler. Orada casusu bulacaktır. Düşük maaş verirlerse açığı kapatacak, casusu bulursa ikramiye verecektir. Altı ay içinde casusu bulamazsa oradan ayrılıp Philip'in şirketinde çalışabilecektir. Laura yardım etmek istediği için önce Philip'in verdiği işi kabul eder ama daha sonra yapamayacağını anlayınca sekreterlik için gittiği iş başvurusun da seçilmemek için elinden gelen her şeyi yapar. Yağmurda ıslanıp yapım aşamasında ki bir binaya girer ve peşinde biri olduğunu düşünüp koşarken iki adamın ayağının dibine düşer. Yaşadığı talihsizlikten sonra ona yardım eden Nick Sinclair sayesinde kendisini bir anda işe alınmış bulur. Mühendis sandığı Nick casus olarak gideceği şirketin sahibi çıkınca da işler tamamen değişir. İkili yakınlaşır. Nick umursamaz tavırlarından sonra Lauren'i yaralar ama sevdiği için yine uzak kalamaz. Nick ne kadar istemiyorum, umursamıyorum tavırlarına bürünse de tabi ki öyle değil. Nick'in kadınlara karşı bu soğuk, umursamaz tavırlarının nedeni çocukken annesi ile yaşadıkları ve üzücü çocukluğudur. İhanet suçlamaları ikiliye büyük bir darbe vursa da Nick sinir etse de neyse ki sonu iyi oluyor. İkiliye bayıldım. Kitaba doyamadım keşke daha uzun olsaydı da doya doya okuyabilseydim ikiliyi. Yazarın yine harika bir kitabı.

Baskı: Baharı Beklerken (Claybornes' Brides, #5)

Cole bir hücrede yeleğine gümüş yıldız iliştirilmiş bir halde uyanır. Artık polis şefidir. Nefret ettiği ve Rose Annesinin pusulasını çalan Polis Şefi Daniel Ryan sayesinde oradadır. Blackwater Çetesi yeni bir soygun yapmıştır. Karısı ve kızını bir soygunda öldüren bu çetenin peşinde olan Daniel Cole'nin eşsiz becerilerinden dolayı yardımını istediği için onu polis şefi yapmıştır. Blackwater çetesi ilk kez iki sene önce Teksas, Blackwater'da banka soymuş ve ismini oradan almıştır. Soygunlar devam etmiş o sırada bankada olan tanıkları bile öldürmüşlerdir. Birçok insanın ölümüne sebep olmuşlardır. Yeni bir soygun yapılmıştır. Soygun sırasında bankada olaylara bir kadın şahit olur ve üç kadının banka da olma ihtimali vardır. Soygunun yapıldığı gün öğleden sonra saat bir ile üç arasında bankaya üç kadın gelmiştir. Kadınlar hemen sorgulanır Rebecca James, hasta yatağından alınır, Grace Winthrop İngiltere'den oraya gelmiş ziyareti sırasında alınır, Jessica Summers ve oğlu ise kaldıkları otelden alınır. Şahit olanı bulmak için mücadeleye başlarlar fakat kadınlar bunu zorlaştırır. Tam bir tanesi itiraf eder diğer ikisi de gelip aynı itirafta bulununca işler karışır. Buraları okurken çok keyif aldım, çok güzeldi. Hem Cole'un hem de Daniel'in aşkı var çifte aşk. İkisini de okurken çok keyif aldım. Hem olay merak ediliyor hem de aşk güzel bağlanmıştı sevdim.

Koru Beni
10/1013.11.2020

Baskı: Koru Beni

Leigh Kendall Brodway oyuncusudur. Kariyerinin başarılı dönemlerindedir. On üç yıllık bir evliliği vardır. Kocası Logan mimardır ve aristokrat bir aileden gelir. Fakat ailesi daha o doğmadan iflas etmiştir. Logan ise aile servetini toparlama görevini tek başına başarmıştır. İşlerinin de çok iyi olduğu dönemde Leigh ile tasarladıkları taş eve uygun buldukları arsaya gider. Arkasından Leigh de gider ama kar fırtınası yüzünden kaza geçirir. Bu kaza sonunda o kusursuz görünen evliliğinin aslında nasıl olduğunu öğrenir. Kocası kayıptır ve tüm hayatı değişir. Kocasının sakladıkları yavaş yavaş ortaya çıkar en önemlisi hayatına biri girer, çok geç kitapta yer alan uzun süre bekleten Michael Valente. Michael kötü sicili olan bir iş adamıdır. Sürekli kendisine karşı suçlamalar vardır. İşleri büyüdükçe suçlamalarda büyümüş polis ile başı geçmişinden gelen olaylardan dolayı beladadır. Leigh'in hayatına önce kocası ile iş yapmaya başladıkları için doğum gününe çağırılması ile girer. Bu öyle sanılsa da ilk karşılaşmaları değildir. Aslında Michael ile yıllar önce tanışmışlardır. Leigh üniversitedeyken şehirde oturur ve Michael de ailesinin marketinde çalışır. Leigh oradan hep alışveriş yapar, Michael'in gerçek adını bile bilmez hatta takma adını gerçek ismi sanır. Yıllar sonra onu tanıyamamasının en önemli nedenlerinden biri de bu. Michael ise ilk görüşte Leigh'e aşık olmuş ve yıllarca bu aşkı içinde büyütmüştür. Michael yıllar sonra Leigh'in hayatına girer ve kötü sicili ile gözleri kendisine çeker Logan'ın ölümünde hem Leigh hem Michael zanlıdır. Bir yandan katil aranırken Leigh yaralarını sarar ve yeni bir aşka yelken açar. Kitap ilk sayfalar ve 300 sayfadan sonrası diye ayrılabilir. Oradan sonra polisiyenin arasına aşk karışıyor sonra ki sayfalarda hemen akıyor. Kitapta tek eksik ikilinin çok az birlikte olması polisiye daha ağırlıklıydı. Leigh'in aşık olma süreci çok erkendi ama ikilinin birlikte olduğu yerlerde az olduğundan aşık olma süreci de uzasa sanırım dayanamazdım. Michael'in aşkına hayran oldum yıllar önce yaptıkları, yıllar sonra yaptıklarından daha çok etkiledi beni. Michael'in aşkı kitabı tek başına götürmeye yeterdi zaten. Uzun zaman sonra bayıldığım ne yazarsa yazsın beğendiğim, sevdiğim yazarın kitabını okudum. Yazarın alışık olmadığımız tarzda bir kitabıydı, ne tarz yazarsa yazsın hepsinin hakkını veriyor yazar. Kendilerini göremesek de Matt ve Meredith çiftinin adının bile geçmesi güzeldi. Yazarı tekrar okumak ise çok keyifliydi.

Baskı: Gülün Sözü (Warenne Dynasty, #2)

Mary, İskoçya Kralı Malcom’un kızıdır. Erkeklerinin ilgisini fazlasıyla çeken biridir. Gezgin ozanlar sık sık prenses Mary ve benzersiz güzelliği hakkında şarkılar yazıp söylemiştir. Evliliği siyasi nedenlerden ayarlanmıştır. Çocukluk arkadaşına aşık olduğu için kendisini çok şanslı hisseder ve ilk kez bir randevuya gider. Kılık değiştirerek gider ve Norman askerlerini görür. Daha önce bir kez gördüğü ama unutamadığı, babasının en büyük düşmanlarından biri olan Stephen de Warenne'i görür. İki yıl önce babasının İngiltere kralına bağlılık yemini etmeye zorlandığı sırada görmüştür. Gizlenmeye çalışır ama yakalanır. Öfkeli bir ayı tarafından yaralanmış olan Stephen yarası ile ilgilenmesini ister. Stephen karşısında emrine şart koşan bir kadın bulur. Çok az kişi emrine karşı gelmeyi göze alabilmiştir ve çok daha azı ertesi günü görmüştür. Hayatında karşılaştığı en aptal ya da en cesur kız olan Mary Stephen'ı fazlasıyla etkiler. Mary babasının, halkının düşmanı en nefret ettiği adamın yarasıyla ilgilenir. Bir piç olduğunu, babasının kuzeyli bir derebeyi annesinin ise sütçü bir kadın olduğunu söyler. Stephen önce casus olduğunu düşünür ve Mary'i esir alır. Stephen gerçek kimliğini bilmeden Mary'i kalesine götür. Mary Stephen ile hep bir savaş halindedir, vurur hakaret eder. Fakat yakınlaşmaları kaçınılmaz olur. Mary'nin kimliği ortaya çıkınca da lekelenen ismini temizlemek, İskoçya ile barış sağlayabilmek için evlenirler. Ne kadar barış istense de bir barış değil Normanlar ile İskoçlar arasında savaş ortaya çıkar. Mary kocası, ülkesi ve ailesi arasın da kalır. Ama geleceği, savaşı bitirmek için bir şeyler yapmaya kararlı olunca yaptıklarının bedeli büyük olur. Karısının ihanet ettiğini düşünen Stephen ona güvenmekte zorlansa da ondan uzakta kalamaz. De Warenne erkeklerinden Rolfe'nin oğlu Stephen'in hikayesine tabi ki bayıldım. Çok güzel bir kitaptı. Mary cesur bir kız ve kitap Stephen'in ya hayatımda karşılaştığım en aptal kızsın ya da en cesurusun sözünden sonra başlıyor. Ah ben bunu biliyorum diye düşünülebilir ama sonrası öyle olmuyor. Olaylar hız kesmeden devam ediyor ve bu yazara bir kez daha hayran kalıyorsun. Favori yazarlarımdan kitapta öyle.

İki Yabancı
10/1012.11.2020

Baskı: İki Yabancı

Ashton Wingate, Lierin'i New Orleans'ta görmüş görür görmez vurulmuştur. Tanışamadan onun izini kaybetmiştir. Görüşmesi olan yargıcın evine gidince onun İngiltere'den gelen torunu, vurulduğu Lierin ile tanışmıştır. Ashton onu yeniden bulduğu için sevinirken Lierin tarafından azarlanmıştır. Fakat Lierin'in gözlerine baktığı ilk anda hayatında o olmazsa büyük bir eksiklik olacağını anlamıştır. Ashton evlilikten kaçarken oradan yanında Lierin olmadan ayrılması gerektiği gerçeği ile yüz yüze gelince hiç düşünmeden evlenmeye karar vermiştir. Evliliklerini açıklamak ve aileler ile tanışmak için çıktıkları yolculukta gemi korsanların saldırısına uğrayınca karısının suya düşmesi ile yolları ayrılır. Kendi gemileri ve diğer gemiler tüm nehri aramış ama bulamamışlardır. Üç yıl bir ay altı gün geçmesine rağmen Ashton çok sevdiği karısının ölümünü hala atlatamamıştır. Karısı ile birlikte çok değerli ve kısa bir zaman geçirmişlerdir. Bir aşk ne kadar derin ve ne kadar zengin yaşanabilirse o kadarını yaşamışlardır. Yağmurlu bir gün de arabasının önüne çıkan at üstünde gecelikli bir kadın ise Ashton'un hayatını tamamen değiştirir. Çarptığı kadın yıllar önce kaybettiği karısı Lierin'e çok benzediğinden Ashton onu bırakmayıp evine götürür. Herkese de karısı diye tanıtır. Lierin ise kazadan dolayı hafızasını kaybettiği için kim olduğuna dair bir fikri yoktur. Ashton'dan etkilenen Lierin onun gösterdiği karısına ait resmi de görünce kocası olarak kabul eder. Her şey yolunda ikili mutlu iken ortaya çıkan Malcolm Sinclair ortalığı karıştırır. Lierin'in kendi karısı Lenore olduğunu söyler. Böylece mutlu hayatları değişir. Lierin iki koca ile bulur kendini. Acaba Lierin mi yoksa Lenore mi? Malcolm kanıtlar ile gelmiştir ama ona ne karısını çok seven Ashton inanmak ister ne de Ashton'ın gerçek kocası olmasını isteyen Lierin. Kitabın devamı iki erkeğin kimin karısı olduğunu ispatlamak için girdiği mücadele ile geçiyor. Lierin hafızası tamamen yerine gelene kadar yaşananlar, kim olduğundan emin olmadığı zamanlarda bile Ashton'a olan duyguları, Malcom'ın yaptıkları, Lierin'in sevdiği adamı korumak adına yaptıkları, Ashton'ın sevdiği kadından vazgeçmemesi tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de ortaya çıkan saldırı ve ölümler. Yani yok yok kitapta. Kitap yazarın diğer kitapları gibi harikaydı severek okudum. Kitabın sonuna kadar merak içinde iki kardeşten hangisi diye gizemi çözmeye çalışırken bir baktım kitabın sonuna gelmişim. Ayrıca Ashton sen ne harika bir erkeksin öyle demekten de kendimi alamadım. Hiç vazgeçmedi o azmine hayran kaldım. Tavsiye edilir.

Kurt Ve Kumru
10/1012.11.2020

Baskı: Kurt Ve Kumru

Normanlar ve Saksonlar arasında savaşın olduğu dönemlerdir. İngiltere Normandiyalı William'ın işgali altındadır. Her yere askerlerini gönderip teslim olduklarından emin olmaya çalışır. En iyi şövalyelerinden Demir Kurt Wulfgar'ı Darkenwald'a gönderir. Wulfgar'da soylu şövalyelerden Rognor'u Darkenwalda gönderir. Aislinn koca Normandiya ordusuna karşı koyabilirmiş gibi karşılarında durmuştur. Annesine ve kendisine yapılan tüm işkencelere rağmen ağzından tek bir merhamet isteği ve af sözcüğü çıkmamıştır. Ertesi günde Wulfgar gider fakat kalede tam bir facia ile karşılaşır. Lord ve birçok kişi öldürülmüş, kalenin güzel leydisi Aislinn'e Ragnor tecavüz etmiştir. Wulfgar hemen idareyi ele alır güzel leydi Aislinn'i beğenir ve kendisi ile Ragnor arasında seçim yapmasını ister Aislinn tabi ki Wulfgar'ı seçer ve onun metresi olur. Bu durumdan ne kadar nefret etse karşı koymaya çalışsa da bunu başaramaz. Bir piç olan Wulfgar annesinden hiç sevgi görmemiş küçük yaşta evinden gönderilmiştir. Bu nedenle kadınlara hiç güveni yoktur ve evlenmeyi kesinlikle düşünmez.Fakat zamanla Aislinn'e iyice bağlanır onun o güzelliği, asilliği, cesareti onu iyice büyüler. Rognor ise Aislinn'in peşini bırakmaz elde etmek için yapmadığı kalmaz. Nefret edilecek Rognor varken bir de Wulgar'ın üvey babası ve kız kardeşi gelir. Kız kardeşi geldiği andan itibaren Aislinn ile uğraşmaya başlar, onu kıskanır, bir türlü rahat durmaz. İkisinden de nefret ettim Neyse ki ikisinden de kurtuluyoruz. Kitap harikaydı. Tek bir yerde bile sıkılmadım hemen bitti. Aislinn'in o gücüne cesaretine hayran oldum. Wulgar'ın iyice bağlanması o özlemi çok güzeldi. Kitabın finali de tam bir sürprizdi. Uzun zamandır okuduğum en güzel kitaptı diyebilirim. Çok beğendim, kesinlikle okunmalı.

Baskı: Rüzgarda Savrulan Küller

Alaina MacGaren Güney Amerika'lıdır. Savaş yüzünden ailesini kaybetmiştir. Abisi kayıptır ve evini terk etmek zorunda kalır. Kuzeyliler onu casus olarak suçlayınca kaçmaktan başka çaresi kalmaz. Saçlarını kesip erkek kılığına girerek New Orleans’daki amcasının yanına gider. Kuzey ordusunda görevli askeri doktor yüzbaşı Cole Latimer ile tanışması ile hayatı tamamen değişir. Cole Alaina'i kurtarır üstelik ona hastanede iş ayarlar. Cole bu işi erkek çocuğuna ayarlar. Alaina önce kabul etmez bir Yanki'nin emrinde çalışmak istemez. Ama başka çaresi yoktur. Çocukken hep erkek kardeşleri ile boğuşmuş, bir erkek çocuğu gibi büyümüştür. Böyle bir kılık değiştirmeyi başarı ile gerçekleştirebilecek biri varsa o Alaina'dir. İkili daha tanışır tanışmaz tartışmalara başlar tartışmalar genel de kuzey-güney kavgaları olur. Alaina Cole ile iş dışında görüşmeyeceğini bu yüzden de yakalanmayacağını düşünse de Kuzeni Roberta’nın Cole'den etkilenmesi ile sık sık bir araya gelmeye başlarlar. Kuzeni sonun da Cole ile evlenmeyi başarınca da zaten karışık olan durumlar iyice karışır. Alania çok çalışıp kendini herkese sevdirir ama tartışmalara girmekten de geri kalmaz. Başı derde girince de Cole koruyucu olarak yanında belirir. Erkek kılığına girip çalışmak, herkesi buna inandırmak ne kadar zor olsa da vazgeçmez. Tabi kimliği hep gizli kalmaz ortaya çıktıktan sonra yaşananlar, sürekli ortaya çıkan yeni olaylar, şimdi ne olacak derken kitap bitiyor. Yine yazarın harikalar yarattığı bir kitabı daha. Çok güzeldi kitap çok beğendim severek okudum. Kitabın kalınlığı başta göz korkutsa da okumaya başlayınca nasıl bitti anlamadım. Bu ikili neler çekti böyle okurken hem üzüldüm, hem sinirlendim, hem kızdım bütün duyguları yaşattı kitap. Mutlaka okunacaklar arasında yer almalı. Ayrıca bir yazarın tüm kitapları mı güzel olur yazarın beğenmediğim bir kitabı olmadı henüz.

Shanna
10/1011.11.2020

Baskı: Shanna

Shanna çok zengin babasının tek kızı olduğundan şımarıktır. Geçici bir hevesin ötesine geçmek için çaba sarf ettiği çok nadir görülmüştür. Hayranları çoktur. Babası zengin olduğu için bir erkeğin kendisi olduğu için onu isteyeceğinden emin değildir. Ne güzelliğinin ne de babasının zenginliğinin bir faydası dokunmamıştır kendisine. Avrupa'nın ve İngiltere'nin en iyi okullarında geçirdiği üç yılda sıkıntıdan patlamıştır. Güzelliği yüzünden oralarda sürekli peşine birileri düşmüştür. Zamparaların samimiyetsizliğine maruz kalmış babasının piyasanın en zengin adamlarından biri olduğunu öğrendikten sonra muhtaç durumda ki tüm adamlar Shanna ile evlenebilmek için sıraya girmiştir. Shanna'da onlara tahammül etmemiş acı sözlerle hepsinin hayallerini suya düşürmüştür. Tüm taliplerinde bir kusur bulmuştur kendisine değil servetine gelenlerden nefret etmiştir. Sevip sayabileceği, hayran kalabileceği, endamlı bir koca ister. Erkeklere inancını yitirmesi babasının ona ültimatom vermesi ile sonuçlanır. Babası onu koca bulmadığı için azarlamıştır. Babası bir torun ister kızının kur yapan her erkeği reddeden bir kız kurusu olmasını istemez. Bir yıl içinde evlenecek birini bulmazsa babası bulacaktır. Bir yıllık süresi dolmak üzeredir bu yüzden harekete geçer. Babası evlenmesi için baskı kurup ısrar edince kağırt üzerinde bir koca bulmaya karar verir. Hem babasının baskısından kurtulacak hem de özgürlüğüne devam edecektir. Kocasını ise Newgate Hapishanesi'nde arar. İdama mahkum, unvan sahibi kişileri aramaktadır. Böylece hem evlenmiş olacak, hem sosyete de kabul görebilecek, hem de kocası asıldıktan sonra yine hayatına devam edebilecektir. Bulduğu koca ise işlemediği bir suçtan dolayı hapiste olan Ruark Beauchamp olur. Ruark anlaşmayı kabul eder tek istediği ise bir gecedir. Evlendikten sonra Shanna kendi üzerine düşeni yapmayıp kaçar. Kocasından kurtulduğunu düşünse de öyle olmaz. Kocası asılmaktan kurtulur ve babasına köle olarak getirilir. Kocasını karşısın da gören Shanna neye uğradığını şaşırsa da. Kocası kendinden emindir karısını ister. Shanna önce istemeyip kaçar. Sonra yine gelir, yine kaçar, başlarına bir çok dert açtı ama sonunda akıllandı. Ruark'ın azmine hayran kaldım her şeye Shanna'nın itirazlarına, kaçmalarına, söylediklerine rağmen bıkmadan aşkının peşinden gitmesi çok güzeldi. Ne dayandın sabrettin Ruark ama sonunda kazandın. O kazanana kadar tabi okurken bende öldüm ne inatçısın Shanna o ne kendini beğenmişlik, şımarıklık birde dinlemeden karar vermeleri çok sıktı ve sinirlendirdi beni. Sonunda Ruark'ın başarması Shanna'nın da aşkını kabul etmesi güzeldi. Son sayfalar daha güzeldi. Kitap kalın ama sıkmadan bitiyor. Bu yazara bayılıyorum tavsiye ederim. Yazar yine harikalar yaratmış.

Baskı: Sonsuza Dek Kollarında

Kontes Synnovea Zenkovna kont olan babası ölünce babasının yasını tuttuğu Rusya'dan Rus Çarın çağırması ile Moskova'ya gider. Büyük bir servet kendisine kalmıştır ve bir vasiye ihtiyacı vardır. Yolculuğa başladığında ise saldırıya uğrar. Tutsaklıktan,tecavüzden onu kurtarmaya İngiliz Albay Sör Tyrone Rycroft Çarlık ordusu üçüncü hafif süvari alay komutanı gelir. Tyrone kendisini aldatan karısının sevgilisini düelloya davet etmiş ve öldürmüştür. Karısı ise kendisini affettirebilmek için sevgilisinden olan bebeği düşürmeye çalışmıştır. Fakat bu ölümüne neden olmuştur. Tyrone de bu yaşananlardan sonra Rusya'ya gelmiştir. Synnovea ise ilgisini çekmeye başlamıştır. Synnovea Tyrone ile biraz vakit geçirdikten sonra vasisi olan Çarın kuzeni prensesin evinde kalmaya gider. Prenses kendisini sevmese zor anlar yaşatsa da prens Aleksey'in ilgisini çeker. Sürekli sıkıştırıp tecavüz etmeye kalkışır. Synnovea bir şekilde kurtulmayı başarır ama prens ısrarcıdır. Tyrone ise peşinden gelir. Prensesin istememesine rağmen vazgeçmez sürekli yanına gelmeye başlar. Çardan da nişan için izin ister fakat iki kişi daha vardır. Vasileri de yaşlı olan prense onay verir ve Synnovea onunla nişanlanır. Aleksey'in amacı yaşlı prensle yapacağı evliliğin onu kollarına getirmesidir. Synnovea'da istemediği nişandan kurtulmak için Tyrone'i kullanmaya karar verir. Bu yüzden onunla yakınlaşır ve birlikte olduktan sonra evinde Aleksey ve kendisini kaçırmaya çalışan hırsız Ladislaus'a yakalanırlar. Tyrone ise otuz kırbaç yer ve hadım olmaktan kurtulur. Çar olaylara dahil olunca da evlenmelerini ister. Synnovea'ın kendisini kullandığını öğrenen Tyrone ise çar ile anlaşır. Kalan üç yıl üç ay iki günlük hizmeti bittiğinde ondan uzak kalırsa İngiltere'ye dönmeden evliliği fesh edecektir. Bu yüzden evlendikten sonra bir süre uzak durmaya çalışır fakat Synnovea'nın da isteğiyle daha fazla dayanamaz. Tam ilişkileri yolunda iken de Synnovea çar ile olan anlaşmayı öğrenir. Araya ikiliyi elde etmek isteyenler girse de neyse ki mutlu son. Diğer kitapların aksine bu kez Rusya'da geçen, prensler prensesler ile dolu bir kitap. Kitap hareketli başladı daha sonra durağanlaştı Synnovea'nın hayatına yoğunlaşıldı hayatına yeni girenler, yaşadıkları, uğraşmak zorunda kaldıkları ile geçti. Çokta kalabalıktı özellikle ilk sayfalar. Üstelik ilk sayfalarda Tyrone bir görünüp bir kayboldu geç girdi hikayeye kadın karakter üzerinden giden bir kitap. Synnovea aşık olanlar onu elde etmek isteyenler de oldukça fazla. Yarıladıktan sonra ise kitap daha hızlı geçti macera ,aşk yoğunlaştı. Bu süreçten sonra ikiliyi keyifle okudum. Ladislaus ise eski bir hırsız olsa da yaptıklarına rağmen onu sevdim, aşkı hoşuma gitti. Kötülerin ise hazin sonu güzeldi. Herkesin hak ettiğini bulduğu güzel finalli bir kitap.

Baskı: Sımsıcak (Buchanan, #8)

Samuel Kincaid özel ajandır. Alec Buchanan'ın da hayatını kurtarmıştır. İskoç'tur ve çifte vatandaşlığı vardır. Birleşik Devletlerde doğmuş Kuzey İskoçya'da büyümüştür. Alçakgönüllü, kendini arka planda tutan, etkileyici biridir. Gerektiğinde çelik gibi sert, bir makine kadar duygusuzda olabilirdi. Yetenekli bir ajandır. İstihbarat toplamak ve görevleri uygulamakta ustadır. Asıl uzmanlığı ise yabancı dillerdir. Tercüme edemediği tek dil, maruz kalmadığı dillerdir. Bir diplomatın oğlu olarak neredeyse dünyada ki her ülkede yaşamış ya da bulunmuştur. Lyra sinema öğrencisidir. Son okul projesi üzerinde çalışmaktadır. Bir belgesel çekmek zorundadır. Hocasının beğeneceğini düşünerek duvarında gördüğü yeşil parkı alır ama orası artık bir çöplüktür. Oraya bir kamera yerleştirir düzenli şekilde de gidip kayıtları alır. Bir gün yolunun üzerinde bir bahçe satışı görür. Ev sahibi tüm eşyaları bedava verir. Herkes bir şeyleri kapmaya çalışırken Lyra'nın ilgisini çekenler ilk basım kitaplar, DVD'ler, imzalı kitaplar olur. Bunların verilmesine şaşırsa da alabildiklerini alır. Bu kapışmanın içinde ev sahibi kadın kocasını vurduktan sonra intihar eder. Olaylarda bundan sonra başlar. Ölen adamın eşyalarında ki bir video belalı adamlarındır. Orada ki cd, dvd'leri Lyra aldığından adamların peşinde olduğu kişi artık Lyra'dır. Bundan sonra olaylara FBI ajanı Sam dahil olur. Lyra'nın korumalığını üstlenmiştir ve bu koruma nedeniyle bir an bile ayrılmayacaklardır. Lyra'nın başı büyük belaya girip sürekli bir tehlike ile karşı karşıya kalınca aksiyon, kaçma, kovalama eksik olmaz. Bir de ikilinin karşı koyamadığı duygular ortaya çıkınca kitap hemen bitiyor. Önce sevmiyoruz sadece bir süreliğine bu dediler ama tabi ki sonu öyle olmadı. Sam Lyra'ı bırakamadığı gibi ailenin gönlünü de kazandı. Sam'ın belli etmemeye çalışarak yaptığı kıskançlıklar okunmaya değer. Sam önceki romandan bildiğimiz Kincaid soyundan gelen bir İskoç kitapta en çok sevdiğim bu oldu ve İskoçya'da kont unvanı için sırada nasıl sevilmez ki. Severek okudum kitabı.

Ödül
10/1011.11.2020

Baskı: Ödül

Nicholaa bir Sakson'dur. O sıralar Normanlar ile mücadele halindelerdir. Nicholaa'nın kalesini Norman Royce ele geçirince hikaye başlar. Nicholaa Royce'e düşman olur bu yüzden. Ailesine ait araziyi ele geçirmeye çalışan dev Norman'ı düşmanını öldürmeye niyetlenmez yalnızca sersemletmek ister. Bu nedenle alnını seçer ve taşla yaralar. O karanlık zafer gününde sergilemiş olduğu canavarlıktan ötürü ömrünün geri kalanında taşıyacağı bir iz vermiş olmayı istemiştir. Norman devi arazisini ele geçirmek için son üç hafta içinde yollanan dördüncü savaşçıdır. Fakat Royce diğer üçünden farklıdır. Daha tecrübelidir, kovalanamaz, kurnazdır. Royce alnından yaralanır ve kısa süreliğine kendinden geçer. Bunu yapan adamı bulup ona aynısını yapmak ister. Bir de aradığı başka biri daha vardır Leydi Nicholaa. Kaleyi ele geçirmiştir ve ödülü alıp Londra'ya götürmek zorundadır. Normandiyalı dük William yakında tüm İngiltere'nin kralı olacak Nicholaa'ı kralın ödülü olarak Londra'ya götürmek zorundadır. Bu yüzden tutsağını arar. Fakat Nicholaa'nın gittiğini ikizi rahibe Danielle'nin orada olduğunu öğrenir. İkizlerden biri dünyaya hizmet etmeyi aklına koymuş bir azize, diğeri ise herkese sorun çıkarmayı kendisine görev edinmiş bir günahkardır. Rahibe kardeş ise manastıra geri dönmeyi arzular. Royce rahibeyi görür ve donakalır. Mükemmeldir. Bir meleğin yüzüne sahiptir. Dünyaya inmiş bir tanrıçaya baktığını düşünür. Fakat kutsal kilisenin gelinini isteyemezdi. Abayı yakmış gibi davranmayı bırakıp düşüncelerine hakim olması gerekir. Neyse ki toparlanır ve kardeşine zarar vermeyeceğine söz vererek rahibeden Nicholaa'nın yerini öğrenir. Çok geçmeden büyük bir gerçeği öğrenir Leydi Nicholaa'nın ikizi yoktur. Nicholaa kendisini ilk tanışma da Nicholaa'nın ikizi bir rahibe olarak tanıtır. Tabi ki gerçekler ortaya çıkar ve Royce onu krala götürmek için yola çıkar. Büyük bir mücadele sonucunda. Nicholaa inatçıdır ve her fırsatta kurtulmaya çalışır ama karşısında ki basit bir asker olmadığından sonuç değişmez. İkili daha ilk andan itibaren birbirinden etkilenir. Kral Nicholaa'ı bir askere ödül olarak verecektir. Daha sonra fikrini değiştirip Nicholaa'dan eşini kendisinin seçmesini ister. Nicholaa'da tabi ki Baron Royce'u seçer. İkilinin macerası kaldığı yerden devam eder. Ne kadar kaçıp, kabullenmeseler de sonuç kaçınılmaz olur. İkili harikaydı. Okurken çok eğlendim Nicholaa o nasıl bir karakter öyle. Yazar yine hayran olunacak bir çift yaratmış okurken çok keyif aldım.

Baskı: Benim Yerim Senin Yanın (Crown's Spies, #4)

Alesandra prensestir. Annesinin ve babasını küçük yaşta kaybetmiştir. Manastırda kalır. Manastıra hasta annesi ile ilk gittiklerinde on iki yaşındadır. Annesi yaşarken Alesandra bir azize gibi davranmış, muazzam bir güç sergileyip annesi ile gece gündüz ilgilenmiştir. Annesi hastalığının sonlarına doğru acıdan delirdiğinde kollarına alıp ilgilenmiştir. Sonunda da annesi kollarında ölmüştür. Bir general Alesandra ile evlenmek ister. Eğer Alesandra ile evlenirse kitlelerin desteğini arkasına alarak krallığı ele geçirebileceğine dair bir fikre sahiptir. Alesandra annesinin mezarı orada olduğu için manastırdan ayrılmak istemez, rahibe olmak ister. Generalle evlenmeyi istemez vasisi de bu evliliği istemez. Generalin hayırı kabul etmeyeceğini gerekirse zorla alıkoyacağını bildiğinden zorla evlenmemek için vasisi olan Colin'in dük babasının yanına Londra'ya gider. Üç hafta içinde evlenmek zorunda olduğundan bir koca için ödeme bile teklif ettiği vasisi yardım eder. Evlenebileceği erkeklerin olduğu bir listesi vardır. En üstede tabi ki Colin var. Evleneceği adam onurlu, unvan sahibi, kendisini rahat bırakan, etrafında dolanıp durmayan bir adam olmalıdır. Düğün için her şey hazırdır tek eksik damattır. Alesandra dük, düşes, oğulları Caine ve eşi Jade, hastalanınca bir anda Colin'in evinde belirir ve hikaye hızlı bir şekilde başlar. Colin tüm bunların evlenmesini isteyen babasının oyunları olduğunu düşünür. Ve daha tanışır tanışmaz Alesandra'dan Londra'ya geliş sebebinin kendisi ile evlenmek olduğunu öğrenir. Fakat Colin'in evlenmek gibi bir niyeti yoktur. Programına göre beş yıl sonra finansal olarak iyi bir durumda olacak ve o zaman evlenecektir. Ama Alesandra bekleyemez ve hemen evlenmesi gerekiyordur. Böylece ikilinin macerası başlamış olur. Alesandra'nın Londra'ya gelişinin ikinci bir amacı daha vardır. Hastalanan ve iyileşmesi için manastırda kalan arkadaşı Victoria'dan iyileşip, döndükten sonra haber alamamıştır. Colin'in babasından alt sınıftan bir adamla kaçıp evlendiğini ve skandala sebep olduğunu öğrenir. Ailesi de arkadaşını reddetmiştir. Ama Alesandra arkadaşının kaçmadığından emindir. Başına ne geldiğini öğrenmeye kararlıdır. Bir Garwood romanının daha sonuna geldim. Bu seriyi ayrı bir sevdim. Her kitap ayrı ayrı güzeldi. Beni çok eğlendirdi bunda en önemli etken tabi ki kadın karakterler. Böyle kadın karakter hiçbir kitapta görmedim. Hepsine bayıldım, okumaktan çok keyif aldım. Bazı yerlerde bu hikaye çok durağan oldu artık bitmesi gerekmiyor mu diyebilirsiniz. Fakat Nathan Sara ve Caine Jade ikilisi ve o güzel aile bağları sayesinde kitap daha güzel bir hal adı. Kitap boyunca gördüğümüz bir katil var. Kendisini canavar olarak görmez. Kadınlardan nefret etmez onlara hayrandır ama öldürürken ne vicdan azabı ne suçluluk hisseder. Yakalanması çok sönük kaldı daha farklı bir mücadele uğraş beklerdim. Hemen yakalandı olmadı bu. Her şeye rağmen ikili harikaydı.

İhtiras Çiçeği
10/1010.11.2020

Baskı: İhtiras Çiçeği

Heather'ın annesi onu doğururken ölmüştür. Babasını kaybedince tek akrabaları olan ödlek amcası ve cadaloz yengesinin insaf ve merhametine kalmıştır. Babası ile ne kadar rahat, bolluk içinde yaşamışsa akrabaları ile o kadar kötü, sefalet içinde yaşamıştır. Evde tüm söz hakkına sahip olan yengesi geçinilmesi zor bir kadındır. Hiç kimse onu ziyaret etmez, arkadaşı yoktur. Her şey yengesini hoşnutsuz eder. Yengesi kimseyi beğenmez İrlanda'lı annesini aşağı bulurdu. Heather'e yarı yabancı olduğunun hatırlatılmadığı tek bir gün olmamıştır. Yengesi annesinin güzelliğini hep kıskanıştır Heather'de annesinin güzelliğini aldığından yengesinin eleştirilerini kazanmıştır. Annesi gibi bir cadı olduğunu bile iddia eder. Babası öldükten sonra küçük mirasını almışlar Heather'in giymesine bile izin vermedikleri pembe elbisesi dışında tüm giysilerini satmışlardır. Yengesi tüm işleri hep Heather'e yaptırmış, sürekli dövmüştür. Buna rağmen evde sevilmez. İki yıldır o evde tek bir mutlu günü bile olmamıştır. Evden kurtulmak istediği için yengesinin kardeşi öğretmen olabilsin diye onu Londra'ya götürmek isteyince hemen kabul eder. Yengesinin kırıcı sözlerinden, şiddetinden kurtulacağı umudu ile Londra'ya gider. Ama yengesinin kardeşinin niyeti iyi değildir. Heather'e tecavüz etmeye kalkınca da giriştikleri mücadelede bıçaklanır. Onu öldürdüğü korkusuyla kaçan Heather bazı adamlar tarafından yakalanınca suçundan dolayı yakalandığını düşünür. Götürdükleri yer bir gemi olunca bir yanlışlık olduğunu anlar ama artık çok geçtir. Onu götürdükleri adam kendisini bırakmamaya kararlıdır. Brandon hayatı denizler de geçen biridir. Son bir kez daha denizlere açılıp Amerika'ya dönecektir. Çiftliğinin sorumluluğunu üstlenip, bir aile kurma niyetindedir. Bir zamanlar ailesine ait olan toprakları alabilmek için nişanlanmıştır. Nişanlısı ile evlenip oradan ayrılmamaya kararlıdır. Adamlarından kendisine bir kadın getirmelerini ister. Getirilen kadını itirazlarına rağmen dinlemez. Yanlışlık olduğunu anladığında ise iş işten geçmiş olur. Üstelik Heather'i çok beğenmiştir. Bırakmaya hiç niyeti yoktur. Heather ise tüm olanlara rağmen kaçmayı başarıp evine döner ama bu olay küçük bir sürpriz ile sonuçlanınca kendisini Brandon ile evli bulur. Evlilikleri o kadar sıkıntıdan, kıskançlıktan sonra nihayet yoluna girer ama bu süre o kadar uzuyor ki sinirlenmemek elde değil. Brandon'ın üstüne yıkılan cinayet suçları, kıskanç nişanlı başka sorunlar derken kitap bitiveriyor. Heather'a çok üzüldüm tecavüzden kaçıp tecavüze uğradı. Çok güzel olmanın sonu bu olmamalı. Önce ikilinin arası çok kötü olsa da sonra o büyük aşk onları da sarınca her şey düzeldi. Kitap çok güzeldi. İkiliyi de Brandon'un kardeşini de çok sevdim çok tatlıydı baya güldürdü. Su gibi aktı kitap mutlaka okunmalı.

Baskı: Bir Aşk Masalı (Prince Trilogy, #3)

Iddesleigh vikontu Simon Iddesleigh, abisini öldüren katilleri bulup, intikamını almaya kararlıdır. Katil dört kişidir. Bunların başı ise Sir Rupert . Simon adamları bulup tek tek intikamını almıştır. Hepsini birer birer bulmuş, düelloya çağırmış ve kılıcıyla katletmiştir. Sıranın kendisine geldiğini anlayan Rupert daha önce davranıp Simon'ı öldürmeye çalışır. Ama tahmin etmedikleri bir olay olur Simon'ın kurtarılması. Lucy yolda dövülmüş, bıçaklanmış yaralı çıplak bir adam görünce yardımına koşar. Önce öldüğünü sansa da yaşadığını anlayınca onu bırakamaz ve evine götürür. Kim olduğunu bilmedikleri bir adamdır. Tehlikeli biri olabileceğini düşünen Lucy'nin albay olan babası önce evinde kabul etmez üstelik genç bir kızı da vardır. Ama Lucy babasını ikna eder ve yaralının tedavisi ile ilgilenir. Simon, gözlerini daha önce hiç gelmediği Kent'te Maide Hill kasabasında açmıştır. Uyanıp kendisini kurtaran güzeli görünce şaşırır. Karşısındakinin bir melek olduğunu düşünür. Bu melek bakımı ile de fazlasıyla ilgilenir. Lucy'de bir şeyler vardır ruhuna dokunan akıllı ve ciddi bir şey. İyilikler yapıp, babasının evini idare ederek masum bir hayat sürüyordu. Onu yalnız bırakması gerektiğini, meleğinin taşraya ait olduğunu bilir ama yapamaz. İyileşme sürecin de ise yakınlaşmak kaçınılmaz olur. Lucy uzun süredir konuştuğu papazdan evlenme teklifi bekler ama Simon ile tanıştıktan sonra artık teklif ilgisini çekmez hale gelir. Papazın karısı olmakla yetinemez. Daha fazlası olmak istediğini daha önce fark etmemiştir. Onun için rüyadan uyanmak gibi bir şeydir. Aniden daha önce karşılaştığı kimseye benzemeyen göz alıcı bir adam karşısına çıkmış ve ona farklı şeyler hissettirmiştir. Ona bugüne kadar hissetmediği şekilde yaşamı hissettirmiştir. Sabah Simon ile konuşma isteği ile uyanıp, onun hakkında her şeyi öğrenmek ister. Kendisine engel olamaz. Simon'un düşmanları tekrar ortaya çıkınca Lucy'nin iyiliği için gider ama geri dönmesi çok uzun sürmez. Üstelik evlenme teklifi ile döner. Lucy sevdiği adamı intikamından vazgeçirmeye çalışsa da yanından ayrılmaya dayanamaz. Simon ise sevdiği kadın ile intikamı arasın da kalır. Büyük bir mücadeleden sonra nihayet hayatları yoluna girer. Yazarı seviyorum bu kitabı da beğenerek okudum. Yazar yine farklı bir konu bulmuş, akıcı bir kitap olunca da beğenmemek elde değil.

Yazgı
10/1009.11.2020

Baskı: Yazgı

Wexton'ın güçlü Kurt lakaplı Baronu Duncan kız kardeşine tecavüz eden düşmanı Louddon'dan intikam almak için gider. Düşmanın kalesine tek başına, kendini korumak için yanında silah olmaksızın gitmiştir. Kendisi kadar arazi sahibi Baron Louddon'ın aralarındaki geçici ateşkese uyacağını zannetmiştir. Ama Louddon adil bir savaşçı olmadığından Duncan'ı yakalatıp bağlayarak soğukta donması için dışarıda bırakmıştır. Tüm askerler Duncan'ın bağlarını çözüp saldırmasından korkar. Onun Herkül gibi gücünü anlatan pek çok hikaye dinlemişlerdir. Dövüşünü izlemişler, üstün kuvvetine tanık olmuşlardır. Baron Louddon esirinin onursuz ve itibarsız ölmesini ister. Fakat esiri hiçte ölmek üzere olan biri gibi davranmaz. Hayatının bağışlanması için yalvarmaz. Titremez bile. Hakkında övgüyle anlatılan hikayelerde olduğu gibi korkusuz bir savaş kahramanı gibi davranır. Kimse bu işin arkasında kendisinin olduğunu anlamasın diye böyle bir ölüm yolu bulmuştur. Duncan ölüme terk edilir ama onu kurtaran bir kahramanı olur. Madelyne, şeref nedir bilmeyen abisinden bıkmış durumdadır tam kaçarken zor durumda ki Duncan'a yardım etmeden gidemez. Keşfedilirse ölümüne mal olacağını bilse de tüm sonuçları ve sorumluluğu üstlenip Duncan'ı kurtarır. Duncan'ı güvenli bir yere götürür donan ayaklarını elbisesinin içine koyup ısıtır. Duncan'ın askerleri yetişir ve sayıları abisinin askerlerinin sayısından az olsa da abisinin evi harap edilir. Madelyne bunun için en ufak bir kızgınlık duymaz. O eve hiç ait olmamış, orada hiç güzel anılar biriktirmemiştir. Bu yüzden zaten kaçmayı planlamışken bir anda kendisini kurtardığı Duncan ile giderken bulur. Olay böyle görünse de Duncan'ın bambaşka bir planı vardır. Louddon'un kardeşi Madelyne'i kaçırmak. Böylece intikamını almış olacaktır. Fakat şeytanın kardeşi harikuladedir ve emin olduğu tek şey Madelyne'i asla bırakmayacağıdır. Madelyne istese de istemese de artık ona aittir. Madelyne kendi ayağı ile Duncan'ın yanına gelince macera başlar. Bir araya gelen ikili birbirini tanıdıkça yakınlaşmaları kaçınılmaz olur. Onların yazgıları daha ilk andan belli olur. Beğendiğim bir Garwood romanı daha oldu. Madelyne harika bir karakterdi bayıldım ona, okurken de çok eğlendim. Duncan ise kusursuz savaşçılardan. Bu ikili bir araya gelince nasıl sevilmez ki.

Baskı: Ateş ve Buz (Buchanan, #7)

Sophie bir muhabirdir. Babası ise bir dolandırıcıdır. Babası çalar ama yalnızca kanunsuz veya ahlaksızca yollardan kazananlardan çalar. Çağdaş Robin Hood olarak görülür. Babası hava hariç her konuda suçlanır. Suçu ispatlanmamış yakalanamamıştır. Sophie'de babasından haber alıp almadığı merak edildiğinden FBI'dan, IRS'ten, CIA'den diğer hükümet organlarının hemen hemen hepsinden düzenli ziyaretler alır. Hepsi de Boby Rose'un nerede olduğunu bilmek ister. Evine bile dinleme cihazları konulur. Bu konudan bıktığından babası ile ilgili konuşmak ve yazmak istemez. Bu yüzden çoğu işinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Hayatı bu karmaşa ile geçerken patronu 5K yarışına katılacak William Harrington ile röportaj yapmasını ister. William Harrington ünlü bir sporcudur. Sophie her şeye rağmen William ile röportaj yapar. Yarışa gidip resim çektikten sonra işi bitecektir. Ama öyle olmaz William yarışta yoktur. Merak eden Sophie araştırmaya girişir. Bir telefon gelir ve ölen bir adamın kırmızı çorabının içinde kartviziti vardır. Sophie bunu yapanın William olduğunu hatırlar görüşmelerinde gözünün önünde kartvizitini çorabını koymuştur. Bir kurup ayısı tarafından öldürülmüş ayak ve bacağının bir kısmı bulunmuştur. Sophie orada ne aradığını merak eder. Ayrıca Sophie öldürülmeye çalışılır camdan ateş edilir ve yaralanır. Tüm bu olanlardan sonra Sophie FBI ajanı Jack MacAlister ile birlikte Alaska'ya gider. Jack aynı zamanda Alec Buchanan'ın arkadaşıdır. Sophie'i görür görmez etkilenir. Görünümü onu serseme çevirir. Vücudu tamamen kusursuzdur ve etkilenmesi elinde değildir. Kadınlar tarafından umursanmamaya alışkın değildir. Kadınları severdi kadınlarda onu. Evlilik arkadaşları için uygun olabilirdi ama ona uygun değildir. İstediği şeyi istediği vakit yapmak maksadıyla özgür olmaktan hoşlanırdı. Sophie ile yeni bir maceraya atılır. Alaska da başlarına gelenler ikiliyi yakınlaştırır. Gizemler, düşmanlar derken kitap bitiveriyor. Sevdim kitabı. Hem aşk hem macera, polisiye olunca beğenmemek elde değil.

Baskı: Sen de Yanarsın (Buchanan, #5)

Kate Mackenna'nın bir ablası ve kız kardeşi vardır. Anne ve babaları ölmüştür. Kanserden kaybettiği annesinin acısına rağmen hayatına devam etmiştir. Güçlü biri olduğundan kardeşleri ile de ilgilenmiştir. Lise son sınıfta ailesi ve arkadaşlarına doğum günü hediyesi alabilmek için para kazanma yolları aramaya başlamıştır. Bir yandan da kimya dersleri almıştır. Öğretmeninin odasına gidince masada yanan bir mum görmüş ve çeşitli kokulara duyarlı olduğundan mumdan gelen koku onu rahatsız etmiştir. Bu berbat koku onu kendi mumlarını yapmaya yönlendirmiştir. Hep aynı şeyleri yapmayıp benzersiz bir şey yapmak istemiştir. Mutfağı laboratuvar olarak kullanmaya başlamış ilk denemesi felaketle sonuçlanmıştır. Yine de vazgeçmemiş boş olduğu her dakika projesi üzerinde çalışmıştır. Üniversitede birinci yılının sonlarına doğru harika kokulu mumlar yapmıştır. Niyeti onları hediye etmekken oda arkadaşı ve en iyi arkadaşı Jordan mumları alıp satmıştır. Arkadaşı ona logo ve kutular tasarlamak için yardım etmiştir. Kısa sürede başarılı olmuşlardır. Siparişler akmaya başlamış üniversiteden mezun oluncaya kadar ülkenin her yerinden siparişler gelmiştir. Bu işin başarı getireceğine inanılmazken şimdi şirketi vardır. Anneleri ölmeden evi, arabayı, şirketi teminat gösterip kredi kullanmıştır. Ödemenin vadesinin bitimine de otuz gün vardır. Borç ile karşılaşmaları yetmezmiş gibi Kate bombalama olaylarının da ortasında kalır. Birde yakın arkadaşı Jordan arayıp göğsün de bir kitle olduğunu söyler ve operasyondan önce gelmesini ister. Kate'de Boston'a gider. Jordan'ın abisi Dylan ile bir gecelik olduğunu düşündükleri bir ilişkiye girerler. Yolları ayrılmışken Jordan abisine Kate'nin başının dertte olduğunu söyler. Boston'dan döndükten sonra havaalanının otoparkında biri Kate'e çarpmaya çalışmıştır. Patlamalarda vardır. Birinin arkadaşını öldürmeye çalıştığından emindir. Abisi de izinli olduğundan gidip kontrol etmesini ister. Dylan o geceden sonra Kate'i unutamamıştır. Tek bir söz söylemeden gitmiş olmasına kızmıştır. Önceden bir kadın tarafından terk edilmemiştir ama dayanamayarak gider. Bir de Kate'e kalan büyük bir miras vardır. Bu olayda eklenir ve ikili arasında ki duygularda gelişince işler karışır. Arka arkaya ve bol olayın olduğu bir kitaptı. Kate'nin başına gelmeyen kalmadı. Dylan'ın Kate'e bir tatlı bir ekşi olduğu için turşu demesi güzeldi. Yazarı seviyorum seriyi de. Akıcı, sıkmayan hemen biten kitaplardan.

Baskı: Rüyalar Gerçek Olsa (Bridgerton, #4)

Bridgerton ailesinin üç numaralı erkeği Colin tüm kitapların en eğlenceli karakteri. Anneleri tüm çocuklarını evlendirmeye kararlı sırada ki ise Colin. Penelope Hyde Park'ta annesi ve iki ablasıyla gezintiye çıkmışken üzerine iki atlı gelmiştir. Rüzgardan bonesi çıkmış ve atlılardan birinin yüzüne çarpınca adam atından düşüp çamura girmiştir. Penelope kırıcı sözler söylemesini, bağırmasını beklerken kahkahalara boğulmuştur. Daha önce bir erkeğin kahkaha attığını görmemiş olan Penelope o gün on altı yaşındayken Colin'e aşık olmuştur. Dünyası sallanmış, kalbi durmuştur. Nefes kesici bir andır onun için. O gün bildiği bir şey varsa o da gelecekteki kocası rolündeki kişinin Colin olmadığıdır. Öyle bir adamı çekecek güzellikte bir kız olmadığını düşünür. Fiziksel görünüş olarak hazır olmasa da on yedi yaşında sosyeteye takdim edilmiştir. Kendini azıcıkta olsa kişiliği olan çirkin bir kız olarak görür. Zeki, nazik, eğlenceli biridir ama kendisini yersiz konuşurken ya da tek kelime edemezken bulur hep. Ayrıca annesi kıyafetlerini seçmesine izin vermeyip kendisi seçince kötü görünmesine sebep olmuştur. Gizemli Leydi Whistledown elbiseleri ile ilgili yazmış kıyafetinin onu turunçgil gibi gösterdiğini bile söylemiştir. Konuşmayı başarabildiği birkaç kişiden biri olan Leydi Bridgerton sayesinde kızı Eloise ile tanışmış ve onlara gidip Colin ile karşılaşmaya başlamıştır. Tanımaya başladıkça Colin'i daha çok sevmiştir. Espirili, gösterişli olan Colin onu dinleyip hep konuşmuştur. Gerçekten sohbet etmeyi başarabildiği tek kişi Colin olmuştur.Bir köşede oturan sessiz, kimsenin ilgisini çekmeyen biri olduğundan dördüncü sezonunda evde kalmaya mahkum olduğunu anlamıştır. Colin'e delicesine aşıkken başka biri ile evlenmesinin evleneceği kişiye haksızlık olacağını düşünür. İçinde ki minicikte olsa olan umut kırıntısı erkek kardeşlerine kendisi ile evlenmeyeceğini söylediğini duyunca bitmiştir. Yıllar geçip gitmiş ve Penelope artık sosyeteye takdim edilmemeye, yaşlı kadınlarla oturmaya başlamıştır. Artık yirmi sekiz yaşında olduğundan evde kaldığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Colin fazlasıyla gezen biridir. Birkaç ay geçmeden yeni bir gezintiye yelken açmış, nadiren şehirde kalmıştır. Abilerinin işi, onları hatırlatacak bir şeyleri vardır. Kendisinin ise hiçbir şeyi yoktur. Eğlenceden fazlasını ister. Bir amacı olsun, ardında bırakacağı bir şey olsun ister. Penelope ile vakit geçirdikçe yakınlaşırlar aralarında ki arkadaşlık ilişkisi başka bir boyuta geçer. Colin'in seyahatlerinde tuttuğu günlüğü ile ortaya çıkan yeteneği, Penelope'nin sırrı, ikilinin atışmaları komik konuşmaları, diğer kardeşler derken kitap bol bol güldürüyor. Colin diğer kitaplarda olduğu kadar umursamaz, komik biri değil. Önce ki kitaplarda sevilen karakterler genelde kendi kitaplarında bambaşka biri oluyor Colin de öyle oldu. Önce onun için daha farklı bir kitap olsun isterdim diye düşündüm ama bu aile olunca beğenmemek elde değil.

Baskı: Düğün (Lairds' Fiancées, #2)

Connor Macalister'ın babası ölürken düşmanlarına duyduğu nefreti oğluna bırakmak istemiştir. İntikamını almasını, kalbinde ki nefreti kendi kalbine aktarmasını, koruyup, besleyip, büyütmesini istemiştir. Büyüyüp güçlendiğinde ise kılıcını kullanarak düşmanlara saldırmasını istemiştir. Connor babasına intikam sözü verir. Bir hain vardır ve içlerinde ki haini bulmak görevidir. Sonrada hayatta olanlardan intikamını alacaktır. Şerefli bir adam olduğundan adaleti yerine getirmek için tüm güçlüklere katlanmaya kararlıdır. Babasının katiline duyduğu nefreti hiç bitmemiş intikam için beklemiştir. Babasının ölürken kendisini gönderdiği Alec Kincaid abisi olmuştur ve bu kan davasını bitirmesini istese de vazgeçmez. İngilizlerle anlaşma yapmayı çok istediği için İngiliz bir baronun kızı ile evlenmek üzere olan MacNare'nin nişanlısı Brenna'ı düğün için giderken yolda yakalar. Evlenmeye kararlıdır. Abisinin kızmasına gerek yoktur çünkü müstakbel gelini daha önce üç kez ona evlenme teklifi etmiştir. Brenna daha kocanın ne demek olduğunu bilmeyecek kadar küçükken kendisine bir koca seçmesi gerektiğine inanmış ve Connor'a evlenme teklif etmiştir. Başka bir adamla evlenmek için yola çıkar evleneceği adam hakkında anlatılan korkunç hikayeler onu endişelendirir. Gaddar bir adamla evlenmek istemez. Babasını bu seçimden vazgeçirmek için çok uğraşmıştır ama başaramamıştır. Bu evlilik babasının İskoçya'da nüfus sahibi olmasına yardımcı olacaktır. Babası onu sever ama güç ve nüfus sahibi olmayı daha çok sevdiğinden evlilikten kaçamaz. İstemediği evliliğe neden mecbur edildiğini bir türlü anlamayıp eve dönmek ister. Ancak Tanrının kaderini değiştirebileceğini düşünürken kaderi değişir. İki kez daha çocukken yaptığı evlenme teklifini reddeden adam son teklifine yanıt vermeye gelmiştir. Onun hayatta olduğuna bile inanmaz, çok yaşlı olabileceğini düşünürken karşısında fazlasıyla etkileyici bir savaşçı bulur. Brenna bu yolculuğa evlenmek için çıkmıştır ve damat değişse de evlenmiştir. Önce kocasına karşı direnir, hemen kabullenmez. Neden evlenemeyeceklerine dair yüzlerce sebep sıralar, Connor ile kimsenin o güne kadar konuşmaya cesaret edemediği kadar konuşup, eleştirir ama direnmeyi bıraktıktan sonra yolculuk keyifli bir hal alır. Connor intikam için yaptığı evlilikte aslında gelininin ne kadar güzel olduğunu, kendisini ne kadar etkilediğini fark eder. Zaten görür görmez güzelliğine vurulmuş, gözlerini alamamıştır. Brenna'nın güzelliği onu esir etmiştir.Bu az bulunan hazinenin kucağına düştüğünü düşünmüştür. Brenna ise önce istemediği adama daha sonra büyük bir aşk, bağlılık duyar, onun amacı için elinden geleni de yapar. İntikam için başlayan evliliğin büyük bir aşka dönüştüğü bu kitaba bayıldım. Brenna o kadar komik, özgün bir karakter ki kitabı bambaşka bir hale getirdi çok sevdim. Ayrıca Gelin kitabında ki Alec ve Jamie de var çocukları ile birlikte. Onları okumakta ayrı bir keyifti.

Baskı: Aşk Seni de Vurur (Higlands' Lairds, #3)

St.Biel prensesi Gabrielle çok güzel ve birçok talibi vardır. İngiltere'deki herkes onun kim olduğunu bilir. Güzelliği efsanevidir. Taliplerinden iki tanesi ise hiç vazgeçmez. İngiliz Baronları Percy ve Coswold sürekli birbirleri ile atışıp geri adım atmazlar. İki adam arasında zaten büyük bir rekabet vardır. Her konuda sertçe mücadele etmişlerdir ama her şeyden çok istedikleri tek şey Gabrielle'dir. Gabrielle'nin kendisine çok düşkün olan babası ise kızı için en iyisi olduğunu düşünerek kızını İskoçya'lı bir bey ile nişanlar. Kralda bu evliliği fazlasıyla ister. Böylece Gabrielle düğünü için muhafızları ile İskoçya'ya doğru yola çıkar. Gabrielle daha gidemeden nişanlısı ölür. Ayrıca yolda Colm'un kardeşi Liam'ın hayatını kurtarır ve bir anda her şey alt üst olur. Belalıları yine olaylara dahil olur hala Gabrielle'ı elde etmeye kararlıdırlar ama ummadıkları olaylar olur. Gabrielle uğradığı iftira sonrasın da her şeyini kaybeder. Dakikalar öncesinde onunla evlenmek isteyen dört adam varken iftira her şeyi değiştirir. Ülkesinden gönderilir istenmeyen kişi olur. Kimsesiz kalır. Evi, ülkesi, kralı, unvanı kalmaz. Birden insanlar ona tükürmeye, vurmaya, taşlamaya başlar. Sevilen, mutlu, geleceği için umutlu biriyken bir saat içinde nefret edilen geleceği olmayan biri olmuştur. Orada onu koruyabilecek tek akrabası kuzeninin kocası Brodick olduğundan duruma el atar. Gabrielle'nin onurunu koruyacak bir eşi yoktur ve ona bir eş bulur. Her şeye rağmen güçlü bir şekilde ayakta duran Gabrielle'nın imdadına acımasız, Herkül kadar güçlü, yenilmez, yakalanması ya da esir alınması imkansız Colm MacHugh yetişir. Colm Gabrielle'i kurtarır. Brodick'e ödemesi gereken bir borç vardır ve karşılığını evlenerek verecektir. Colm diğer klanların saygı duyduğu ve çekindiği biridir. Gabrielle ile evlenirse herkes onun masum olduğuna inandığını düşünecektir. İsmini vererek de onurunu kurtaracaktır. Bu yüzden ikili evlenir ve maceraları başlamış olur. Gabrielle'nin muhafızları harikaydı kocasının koruyacağından emin olduktan sonra gitmeleri olayı çok hoştu. Bir de kitapta gizemli St Biel hazinesi var oldukça olaylı. Unutulmaması gereken başka bir olay da Fidye kitabında ki Gillian Gabrielle'nin hiç görmediği ama en sevdiği kuzeni. Gillian olmasa da Brodick bol yer kaplıyor kitapta. Yazarın kitaplarını genelde beğenirim ama bu kitap çok az geldi. İkiliyi çok az okuyabildim zaten geç tanıştılar kitapta kısaydı şöyle doya doya ikiliyi aşklarını okuyamadım fakat her şeye rağmen kitap çok güzeldi keyifle okudum.

ÖncekiSayfa 14 / 32Sonraki