inci
@inci

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Sen Bilmesen De
8/1021.06.2016

Baskı: Sen Bilmesen De

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/06/molly-okeefe-sen-bilmesen-de-crooked.html Uzun zamandır okunmayı bekleyen bir romans daha :) Açıkçası bunu Tüyap'tan almıştım ve kapak tasarımına bayılarak almıştım. Konusunu okumayıp kapağına bakarak aldığım bir kitap olmuştu ama beni hayal kırıklığına uğratması. Nasıl kapağını sevdiysem kitabın kendisini de sevdim. Molly O'Keefe daha önce okumadığın bir yazar olmasının yanında oldukça akıcı bir kurgu yeteneği olduğunu düşündüğüm bir yazar oldu. Kitabın arka kapağını okuduktan sonra klasik bir kurgu olacağını düşünmüştüm ama yazar beni şaşırttı. Biraz klasik konudan uzaklaşmış ve içerisine azıcık adrenalin katmış... aile ilişkisi katmış... arkadaşlık ilişkisi katmış... kariyer hevesi ve hırsı katmış... bu kısmını sevdiğimi söylemeliyim. Zaman zaman imla hataları veya da çevirirken sanırım yazılmayan kelimeler olduğunu gördüm. (kelimenin eksikliği cümlenin gidişatından belli oluyordu.) Keşke olmasaydı. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Buz Hokeyi oyuncusu olan Luc kariyerinin zirvesinde olduğu bir dönemde aldığı mektupla babasının genç bir sarışınla nişanlandığını öğreniyor. Kardeşinin ısrarlarıyla olaya müdahale etme gereği duyarak baba evine geri dönüyor iki kardeş. Luc'un babasının nişanlısı olan Tara ise geçmişinden saklanmak ve kendi ayakta durup kendini güvende hissedebilmek için Lyle ile bu nişanlılık oyununu oynayıp ölüm döşeğinde bir adamın çocuklarını görme isteğini yerine getirmek için orada bulunuyor. Beklenmedik bir şekilde Luc'un babasının ölümü ve açıklanan vasiyet herkesi şaşırtmakla kalmıyor Luc'u ve kardeşini bir süreliğini çiftliğe bağlıyor! Luc ve Tara arasındaki çekim kendini gösterirken Luc'un kariyeri de sallantıya düşüyor. Aşk, aile ilişkisi, güven ev arkadaşlıkla harmanlanmış bu kitapta Luc ve Tara birbirlerine aşık olsalar da önlerindeki engelle baş edip edemeyeceklerinin hikayesi. Tara'nın geçmişi acıydı ama anlatılırken drama bağlamamıştı kitap ya da Luc ve Victoria'nın geçmişinde. Gereksiz yere trajedi yaratmak yerine karakterlerini güçlü gösterip o acıları geride bıraktıklarını ifade ettirmesinin yanında kitabında da geride bırakmıştı. Luc'un annesi Celeste'nin tavırlarından tutunda kardşei Victoria'ya kadar birbirlerine karşı sevgileri kızgınları çok güzel işlenmişti. Ayrıca Tara ile olan ilişki de çok iyiydi. Özellikle Celeste'nin Tara'nın işiyle ilgili tutumu beklenmedik ve şaşırtıcı bir şeydi. Tara'nın geçmişi kendini gösterdiğinde biraz hareket geldi kitaba itiraf etmek gerekirse ki ben hareketi her şekilde severim kitaplar ;) Luc'un aşkına sahip çıkıp da onu elinde tutma çabası ve Victoria'nın tek başına ayakta kalabilme çabasını okumak süperdi. Tara bambaşka bir olaydı zaten. Beklentimin üstüne çıktı kitap diyebilirim. Son sayfalar beni en çok tatmine den yerlerdi. Luc'un sözleri ve Tara'nın davranışları... çok sevdim :) Kitabı beğendim, kuru kuruya bir aşk hikayesi değil de birçok şeye değinmesi ve kurgulanma şekli hoşuma gitti.

Baskı: Pinokyo'nun Rüyası - (Kayıp Şehir, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/06/selvi-atc-pinokyonun-ruyas-kayp-sehir-2.html Kimliksiz kitabından tanıdığımız Doktor Ömer'in dünyasına hoş geldiniz :D hem de ne dünya... adam resmen king yani o kadar :D Bir de... kitabın adı neden pinokyolu derseniz... bence o küçük bir sır ve kitabın içerisinde gizli ;) Çok sevilen, başarılı bir yazar olan Selvi Atıcı'nın Kayıp Şehir Serisi'nin ikinci kitabı Pinokyo'nun Rüyası ilk kitaptan tanıdığımız Doktor Ömer'in hayatını anlatıyor. Daha doğrusu aşkı bulma yolculuğunu... Akıcı, merak uyandıcı ve ekşınlı bir kalemi olan Selvi Atıcı bu kitabında da oldukça güzel bir kurguyu kaleme almış ve her şey o kadar dozunda o kadar iyi ki kitabı okumak ayrı bir zevk bitirdiğinizde elinize alıp tekrar ara sayfalara bakmak ayrı bir zevk... Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Gazel annesini hayatta tutmak amacıyla ile girdiği illegal işlerin sonucunda annesini kaybetmiş sadece bu kayıpla kalmamış o adamlarla başı derde girmişti. Şimdi önünde iki seçenek vardı ya o adamların kendisini öldürmesine izin verecekti ya da hayatının sonuna kendi karar verip intihar edecekti. İkinci seçimi yapan Gazel, o an işten çıkıp evine gitmek için trafikten kaçarken ara sokağa giren Ömer'in arabasının üstüne düşmesi ya Gazel için ikinci bir şans olacaktı ya da Ömer için aşkın kapılarını açacaktı. Ömer doktor olmanın getirisi ile Gazel'i hayatta tutma çabasına girerken genç kızın kimsesiz ve gidecek yeri olmamasının bilinciyle ona yardım etmeye karar verir. Her iki gencin de hesaba katmadıkları şey ise, kaderlerinin birbirlerine bağlanmış olması ve kalplerinin çoktan birbirlerini seçmiş olmaları... Ömer'in hızlı bir çapkın olması kadınlarda gecelik zevkler araması Gazel'i oldukça yıprattığı bir gerçek hele ki -bunu söylemezsem içimde kalır- Deniz'in Ömer'in evinde kaldığı gece... işte ben okurken kalbim kırıldı Gazel yine oldukça güçlü karşıladı bütün yaşanılanı... Kitapta Deryal ve Adem'i görmek süperdi, keşke daha fazla görseydik dedim özellikle Adem ve Şirin'i :D onlar benim favori çiftim de ;) Kitaba dair o kadar söylemek istediğim şey var ki kitap içeriğine girmek istemiyorum ama diğer yandan da içim içime sığmıyor onları yazmak için. :) Ancak şunu söylemek istiyorum ki Can vukuatından sonraki sayfalar benim için kocaman bir sürprizdi... çünkü böyle bir kurgu devamı beklemiyordum. Şaşırdığımı ve aynı zaman da o satırlardaki aşkın anlatımı beni oldukça tatmin etti ve kısacası bayıldım! Kimliksiz ve Sen'den sonra favori yazarlarım arasında yer alan Selvi Atıcı bu kitabı ile de beklentilerimin üstünde bir dünya okuttu bana. Gitme kitabına başlayacağım ve o kitap için şuanda beklentilerim tavan olmuş durumda. Şu saatten sonra bence Selvi Atıcı'nın bir kitabını kötü yazma lüksü yok, okurları daha yüksek beklenti içerisine giriyor her bir kitabında. En azından ben o şekildeyim şuanda. Sadece bu kitabı değil, yazarın bütün kitaplarını şiddetle tavsiye ediyorum. Süper bir kurgu, süper bir yazım... Ahh, her kitapta ufak tefek imla hataları oluyor, bu kitapta da vardı keşke olmasaydı diyorum ama yine de bu güzelim kitabın nazar boncuğu onlar :) Şu aşağıdaki alıntı var ya... kitap çıktığından beri herkesin dilinde dolanan, alıntılarına yer edinen "çikolatan çekmecede" sözlerinin hikayesini okuduktan sonra şu aşağıda yazdığım üç kelimelik alıntı çok şey ifade etti. Gazel yeni hayatına başlamak için Derin'in evine yerleşmişken Ömer gelip de Gazel'le konuştuğunda ne olacağının merakı ile satırları okurken şu üç kelime de gülümsedim. İşte aşk... bu! dedirtiyordu bu üç kelimenin anlamı.

Sonuna Kadar
8/1010.06.2016

Baskı: Sonuna Kadar

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/06/jennifer-probst-sonsuza-kadar.html Jennifer Probst kalemini sevdiğim yazarlardan biri. Ülkemizde yayınlanan bütün kitaplarını okumuş sadece Sonuna Kadar kitabı kalmıştı ve haftasonumu bu kitabı okuyarak güzelleştireyim diye düşünerek başladım kitaba :D Vee yazar yine beklentilerimi karşıladı, beni yanılmadı! Gereksiz entrikalardan, kıskançlık krizlerinden uzak, gereksiz küslükler ve ayrılıklarla kitabı veya kurguyu uzatma amacı güdülmeden, eğlenceli, arkadaşlık ve aile ilişkilerine değinilerek kurgulanmış güzel, kalbi sıcacık yapacak bir aşk hikayesi daha Jennifer Probst'tan. azarın kitaplarında özellikle çok sevdiğim bir şey var o da hep aile ilişkilerine değiniyor olması. Aile bağlarına o kadar önem veriyor ki yazar kaleminde, kurgularında bunu karakterlerin aileleriyle olan ilişkilerine yansıtarak belli ediyor. Bu kitapta da Gavin'in ailesiyle olan ilişkisine değinerek aile bağlarını ön plana çıkarmış. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Gavin başarılı bir iş adamı olarak çalıştığı şirketten izin alarak iflasın eşiğine gelmiş olan aile restoranını kurtarmayı amaçlayarak evine geri dönmüştür. Restoranı ayakta tutma çabası ile uğraşırken bir gün restorana gelen üç yıl önce kariyerinin peşinde koşarak terk ettiği kız arkadaşı Miranda'yı görür. Aralarındaki çekim ve duygular hala olduğu yerde dururken tekrardan bir araya gelebilecekler mi merak konusu... tabi bunun içerisine bir debir gazetede yemek eleştirenliği yapan Miranda, Gavin'in restoranını yerin dibine sokarsa... işler daha da karışır. Ki bu kadın asla aynı restoran hakkında ikinci bir eleştiri yazmamışsa işler daha da karışır... Restoranı kurtarma çabasında olan Gavin, üç yıl önce terk ettiği ve sevdiği kadının kalbini kazanabilecek mi? Peki Miranda tekrardan Gavin'e güvenecek mi? Diğer kitaplarındaki mizahi anlatım yerine bu kitapta yazar biraz kalp kırıklığı, aşka güvensizliğini işlemiş kalemine ve açıkçası çok da güzel yapmış. Yazarın kalemini seviyorum, olayları kurgulayışını da seviyorum. Sırf kitap uzun olsun diye gereksiz şeylere girmemesini de seviyorum. Dolayısıyla bu yazarı tavsiye ederim ki bu kitabı da tavsiye ederim :)

Işıltı (Refaim, #3)
10/1006.06.2016

Baskı: Işıltı (Refaim, #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/06/paula-weston-islt-rephaim-3.html Şiddetle tavsiye ettiğim bir seri olmasının yanında şiddetle de bütün kitaplar çıkmadan okumanızı tavsiye etmediğim bir seri. Çünkü öyle yerde kitaplar bitiyor ki bir sonrakini beklerken yerinizde duramıyorsunuz. Dolayısıyla şimdiden kitapları alın ama 4. kitap çıkmadan başlamayın ;) Paula Weston'ın The Rephaim serisinin 3. kitabı Işıltı ile Gabe, Jude ve Rafa'nın macerası devam ediyor. 2. kitabın kaldığı yerden devam eden Işıltı'da yine merak uyandırıcı konuşmalar, şaşırtıcı gerçekler, kafa karıştırıcı sırlar her şey yavaş yavaş ortaya dökülüyor. Rafa ve Taya iblislerin elinde tutsak, Gabe, Jude ve dışlanmışlar tapınaktalar... İblisler Rafa ve Taya'ya ne yaptıkları mechul... türlü türlü işkenceler... eee Gabe yerinde durabilir mi? Rafa'yı aklından çıkaramayan Gabe aynı zamanda tapınaktakilerle de uğraşmak zorunda... Daniel ile... Nathaniel ile... daha da önemlisi kafasındaki karışıklıklarla... Yine soluksuz okunacak bir kitap olmuş itiraf etmeliyim ki. Zaten bu seride sevdiğim şeydi, çabucak okunup bitmesi sonunda nasıl bittiğinin anlaşılmaması... Yazarın bu konuda kurgu yeteneği yormuyor okuru ve çeviri de güzel olunca çabuk okunuyor. Rafa ile Gabe arasındaki gelişmeler hoşuma gitti. Sonunda ikisi de duygularını göz önünde bulundurdular dedim ama Daisy de bir şeyler vardı bence... Nedense onunda Jude'dan hoşlandığına dair bir izlenime kapıldım ama bakalım göreceğiz ;) Kitabı beğendim, bir çok şey bence ortaya çıktı ama bunun yanında hala gizemini koruyan şeyler de var...Mesele Jude ve Gabe'in zihinlerini kim değiştirdi, neden değiştirdi gibi... Kitap yine çok kötü bitti. Kötü bitti dediğime bakmayın, devamını heyecanla beklenecek şekilde kötü bitti. 4. kitabı çok büyük bir hevesle bekliyoruz sevigli Yabancı, ne olur bekletmeyin bu okurları :) Yorumuma başlarken de dediğim gibi, kitabı daha doğrusu bu seriyi seviyorum. Çok nadir okurum fantastik bilirsiniz ve bence fantastikler yormayacak okuru, bıktırmayacak, tadında bırakmasını bilecek ve okuru heyecanlandıracak. Bu seri öyle... yormuyor, merak uyandırıyor ve bence okura istediğini de veriyor. O yüzden tavsiye ettiğim bir seri ama dediğim gibi, 4. kitap çıksın hepsini peş peşe okuyun!

Baskı: Tatlı Cazibe (The Sweet Trilogy #4)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/06/wendy-higgins-tatl-cazibe-sweet-trilogy.html Veeee işte Kaidan Rowe yine sahnede... Bu sefer mikrofon elinde ve onun duygularını, olaylara onun bakış açısını dinliyoruz, okuyoruz, yaşıyoruz... Wendy Higgins, sanki kendisi de seriyi bitirmemiş ve Kaidan Rowe'dan ayrılamamış da bu kitabı yazmış gibi geldi bana ama itiraf edeyim hiç şikayetçi değilim :) Çünkü Anna tarafından okunan olaylarda biliyorsunuz ki Kaidan'ın duygularını o anlatmadığı sürece veya izin vermediği sürece göremiyor ve bilemiyorduk. Ama şimdi her ikilemini, her duygusunu, içerisindeki karmaşayı, savaşı ve daha da önemlisi aşkı gördük. Bu yüzden yazara teşekkürler şimdi Kaidan'ın da Anna'yı ne kadar çok sevdiğini öğrenmiş olduk =) Kitabın konusunu anlatmayacağım zaten serinin son kitabı olması dolayısıyla ilk üç kitabı okuduktan sonra istemsizce eliniz bu kitaba gidecek ve okuyacaksınız. Kitap, serinin ilk üç kitabının özeti olmanın yanında oradaki en önemli duyguları ve olayları daha da önemlisi Kaidan'ın hayatındaki değişiklikleri okuyoruz. Açıkçası tekrar eden satırlar ve sayfalar göreceğimi düşünmüştüm ama yanılmışım. Bildiğiniz yazar olayları özet geçmiş, önemsiz detaylara girmemiş ana konulara bağlı kalmış ve asıl önemli olan Kaidan'ın düşüncelerini duygularını ön planda tutmuş. Eee bu da kitabı oldukça iyi yapmıştı. Kitap bir bakıma üçe bölünmüş gibiydi. Bölümlerde hangi kitaba giriş yapıldığı söylenmişti ve bu da bizi hangi olayların beklediğini bilerek okuduk. Sonunun ne olacağını biliyorduk belki ama Kaiden'ın hislerini öğrenmek de ayrı bir tattı. Çok detaylı bir yorum yapmayacağım. Sonuçta bilinen bir olay döngüsü var ve sonuç da belli Ancak şu yönden serinin takipçilerine okumasını öneririm. Kaidan'ın hep gizemli kalan bir çok yanını öğrenmek, onun nasıl bir savaş içerisine girdiğini bilmek, en büyük zaafı olan şehvete karşı koymaya çalışmasını, Anna'ya duyduğu sınırsız aşkı okumak oldukça güzeldi. Çoğu kısımda Kaidan'ın belki geride durduğunu düşündük ya da Kaidan bunu neden yapmadın dedik ilk üç kitabı okurken ama bu kitapta her şey su yüzüne çıktı. Hatta Anna için her şeyi göze alabilecek olması da... paha biçilemezdi. Şuan seriyi gerçekten bitirmişiz gibi hissediyorum. Bu inanılmaz bir şeydi. Çok zevk alarak okuduğum bir seriydi. Sevdim ve sizlere de tavsiye ederim arkadaşlar :)

Baskı: Yüzleşme (Tutku Oyunları Serisi, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/05/aleatha-romig-tutku-oyunlar-yuzlesme.html Anthony Rawling'i özleyeceğim aklıma gelmezdi ama özlemişim. Adama kelimenin tam anlamıyla intikam için yaratılmış! O hükmetsin, emir versin ya da bir köşe de dursun bakışlarından anlaşılır zaten ne istediği. Bu seri kelimenin tam anlamıyla satranç oyunu gibi... sürprizlerle dolu ve yapılan her hamle de kaybetme riski olan bir oyun... hatalı bir adım sonun olabilir ya da düşünmeden hesaplamadan atılan bir adım! Tutku oyunları kitabıyla oldukça şaşırtıcı bir kurgu bize sunan Aletha Roming serinin ikinci kitabıyla kurguyu zorlamış ve ortaya tam bir güç gösteri sunmuş. İlk kitaptan daha mı güzeldi bilemiyorum ama ikisini peş peşe okuma durumunda şu değişmez bir gerçek ki nefessiz kalacaksınız! Kitap ilk kitap Tutku Oyunları'nın devamı, o yarım kalmıştı ve bu kitap da kaldığı yerden devam ediyor o yüzden onu boş verip bunu okuyalım gibi bir şey söz konusu olamaz öncelikle uyarayım. Kitap, hapishaneye düşen Claire'in valinin emri ile bütün suç duyularının düşülmesiyle serbest kalmasıyla başlıyor. Tabi bunu duyan Tony durumdan hiç hoşnut değil. Claire'in peşine düşen Tony onun kendisine ihtiyacı olmadan kendi ayakları üzerinde duruyor olmasını ve daha da önemlisi kendisine meydan okuyan tavırları ile iyice alevlenirken Claire artık eski gücünü ve kendine güvenini kazanmış bir şekilde bu oyunca Tony'i yenmeye kararlı. Tony, Claire'ın her adımını takip ettirirken Claire'de Tony'e şaşırtıcı sürprizlerle karşılık veriyor. Nefretin altında gizli kalmış bastırılmış aşk kendini arada başını uzatarak gösterme moduna geçse de o nefret o kadar kuvvetle kendini gösteriyor ki Tony ve Claire nefretin tutkulu ateşinde kavrulup birbirlerine cephe alıyorlar. İlk kitaba nazaran daha güçlü bir Claire okumak paha biçilemezdi daha da güzeli Tony'i zaman zaman Claire karşısında zayıf görmek... kelimelerle ifade edilemez. Bazen öyle bir an geliyor ki birbirlerine aşık bunlar diyorsun ama bazen öyle ipler kopma noktasına geliyor ki aha birbirlerini öldürecekler demene ramak kalıyor. Evet! Nefret tutkulu bir duygu ve bir insan tutku duymadığı birinden nefret edemez! Tony ve Claire birbirlerinden her ne kadar nefret etmeseler de sanki öylemiş gibi bir izlenim kazandırıyorlar. Yine aralarda Tony'nin geçmişine giden dokunuşlar vardı ve açıkçası o geçmişin bağlanacağı noktayı deli gibi merak ediyorum. Aslında bir şeyi daha çok merak ediyorum! Yardım gecesinde Claire başka bir adamın kolunda görecek olan Tony'nin tavrını! Arkadya Bitter, 3. kitabı alabilir miyim lütfen? Diye çığlık atasım var! Yazar ilk kitaptaki taktiği kullanıp yine nefes kesen bir yer de bitirmiş kitabı. Bu çiftin sonunu deli gibi merak ediyorum. Ahh bir de kitabın her bölümün başındaki alıntılar... o sözler... süperdi. Bölümlerle ve daha da önemlisi kitapla o kadar alakalı ve söylenen sözlerle, davranışlarla o kadar uyumluydu ki hayran oldum yazara bu inceliği yaptığı için.

Baskı: Aşk Her Şeyi Affeder Mi?

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/05/burcu-buyukyldz-ask-her-seyi-affeder-mi.html Sevdiğim Türk yazarlarından biri olan Burcu Büyükyıldız'ın son kitabını üzerinden asırlar geçmiş olsa da okudum ama bunun sebebi henüz Demir defterini kapatmak istemememdi. Eeee okunmadı mı biliyorsun ki gelecekte bir adet Demir Aras var :D Ve Demir Aras... şu kitaplarda anladığım bir şey var, o da Demir adında birine aşık olan kızlar fazlasıyla aşk dolu bir hayat yaşıyorlar. Adamlar resmen aşkla tapıyorlar kadınlarına. :) Çilek Mevsimi kitabı ile tanıyıp sevdiğimiz daha sonradan Bir Günah Gibi kitabı ile favorilerimizin arasına giren Burcu Büyükyıldız, çıkan son kitabıyla oldukça harika bir iş çıkararak bir sonraki kitabını gözümüz kapalı almamıza neden oldu. Akıcı, merak uyandırıcı ve kalınlığı göz korkutsa da okunduğunda su gibi akan bir kalemi var. Kurgularına macera dokunuşları yapan heyecan katan yazar, aşkı da oldukça güzel işliyor. Kitabın konusuna değinmeyeceğim gerek arka kapak yazısından gerekse bahsedilmesinden gerekse wattpadde yayınlanan bölümlerinden nasıl bir kitap olduğunu biliyorsunuzdur diye düşünüyorum o yüzden direk yorumuma giriyorum. İtiraf etmek gerekirse ilk bölümü okuduktan ve üstünde yazan tarihi fark ettikten sonra Demir kaç yaşında yav diye düşünmüştüm ancak ilerleyen sayfalarda bunu öğrenmiş ve "küçüğüm" kelimesinin altındaki imayı anlamıştım. Neden bu kelime Burcu'ya bu kadar yapıştı öğrendim. Kitapta tek rahatsız olduğum şey karakter geçişli anlatım vardı ve kimin tarafından anlatıldığını algılamak başlarda zor oldu diyebilirim. Bir den Burcu'ya ya da Demir'e geçmesi sıkıntı yarattı keşke başında bir uyarı olsaydı. Karakter geçişli anlatımlara alıştım sanırım artık fazla rahatsız etmiyor ama yine de pek sevmiyorum. Hele de uyarı olmaksızın geçişler rahatsız edici. Zaten tek eleştirebileceğim kısım da buydu onun haricinde kitabı çok beğendim. Hele de o kuzen kardeş ilişkisi süperdi. Benim kendi kuzenlerimle yaşadığımı Burcu'nun kendi kuzenleriyle yaşayabiliyor olması neler hissettiğini daha rahat algılamamı sağladı diyebilirim. Birkaç yerde imla hatası gördüm ama önemsemiyor bu kitabın da nazar boncuğu olsun onlar diyorum. Demir'in romantik tavırlarından öküzlüğüne kadar her halini sevsem de düğün gecesinde yaşananlar sonrasında Burcu'ya hak vermeden edemedim. Demir'den beklemezdim beni hayat kırıklığına uğrattı. Ancak bu hayal kırıklığı son okuduğum bölümle... içim cız etti ve Demir, adamım sen nasıl bir şeysin ya dememe neden oldu. Ve... ve... ve... önce Sarp'ı okuduğumuz için de Sarp'ta Demir'den bir şeylerde görünce babasının oğlu kelimesini kullanabileceğimi düşündüm :D Ben kitabı beğendim, zevkle okudum ve her sayfadan ayrı bir haz aldım. Diğer kitaplarını hevesle bekliyorum tatlım, ancak lütfen karakter geçişli yazacaksan en azından bir isim yazarak kim tarafından anlatıldığını yazmanı rica ediyorum. Normalde 5 üzerinden 5 verirdim bu kitaba ama karakter geçişindeki o belirsizlik cidden rahatsız etti alışana kadar o yüzden 4 vereceğim.

Kalbimdeki İmza
7/1010.05.2016

Baskı: Kalbimdeki İmza

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/05/dilan-ak-kalbimdeki-imza.html Demir... aşk en çok sana yakıştı be! Hem de ne yakıştı... aşkı hep sen yaşa, hep sen hisset istedim. Aşk hep seninle olsun, senin olsun dedim... Demir... aşk seninle var oldu sanki sensiz olamayacakmış gibi hissettirdi. Dilan Ak, ülkemizdeki yeni genç yazarlardan biri.Zaman zaman yaşının gençliği kalemine yansısa da yaşına göre oldukça iyi bir kurgu yeteneği olduğunu düşündüğüm durmaz bu yolda ilerlemeye devam ederse kendini daha da geliştireceğine inandığım genç yazarlarımızdan biri olduğunu düşünüyorum. Kitaplarda geçişli anlatımları normalde sevmem ama artık yazarlarımız bu anlatımı çok kullandığı için alıştım bu yüzden bunun üzerinde durmuyorum. Ancak Demir'in tarafından anlatılan bölümlerdeki duygu yoğunluğunu ne yazık ki Fulya'dan anlatılan kısımlarda yeterince yakalayamamışsın. Demir'inkini iliklerimize kadar hissederken Fulya'da hep bir şeyler eksik hissettirdi. Yiğit ile Yasemin favori karakterlerimden oldular. Süperdi onlar hele ki Yiğit'in partide yaptığında birinin bana yapmasını istememe neden oldun. :) Londra'da geçen kısımlar vardı, orada yazdığın mekanlar gerçekten var mı bilmiyorum hayal ürünü yerler olabilir normaldir ama eğer gerçekten öyle mekanlar varda araştırarak yazdıysan da bir yazar olarak araştırmanı da takdir ederim. Ancak İngiltere'de yaşayıp da hep Türkler'le arkadaşlık olması da biraz garip geldi. Belki araya biraz yabancı arkadaş serpiştirmen daha iyi olabilirdi. Olmadı Aras'ın eski sevgilisi yeni sevgilisini yabancı yapabilirdin. Fulya'nın aşkına sahip çıkmaya çalışması ve Aras'la yaşadıkları her şeye rağmen çok ağırdı. Ben düşünüyorum da sanırım Aras'ı affetmezdim. Son yaptığına kadar affetmezdim. Gözüm kapalı inandığım bir şey var o da her şekilde güveneceğin arkadaşların senin göremediğin birçok şeyi görebileceği ve seni uyarabileceğidir. Yasemin'e de kızdım, Aras'ın nasıl bir adam olduğunu göremediği için Fulya'ya da kızdım Demir'in bütün uyarılarını kulak ardı ettiği için... hiç mi içinizde şüphe tohumu yeşermedi arkadaş! İnsan bir kıllanır bir gözünü açar yani... nasıl körü körüne inanmaktır... Fulya... sen ne Demir'i ne de Demir'in aşkını hak etmiyorsun! Demir... sana kız mı yok be adamım gittin böyle bir kadına kapıldın! Yazık sana da aşkına da... kıyamam ki sana da o kusursuz karşılıksız koşulsuz seven kalbine de... Fulya'nın Türkiye'ye döndüğü kısımlardan sonrasını yeminle sırıtarak okudum neredeyse. Sebebi Fulya'dan değil tabi ki... Demir'den. Adamım mutlu olacak daha ne olsun! :) Sanırım Demir'e aşık oldum :) Kitabı çok beğendim, içinde barındırdığı o koşulsuz karşılıksız aşkı çok çok beğendim. Her şeye rağmen sevginin gücünü ispatlayan ve sevdiği için her şeyi göze alan bir adamı okumak paha biçilemezdi. O kısmı daha çok beğendim. Ha evet, 5 üzerinden 5 lik değildi ama 4 lüktü ve inanıyorum ki Dilan devam edersen bu yolda kendini geliştirip daha iyi olacaksın. Yolun açık olsun güzelim, yeni kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum ve bekliyorum. Her hikayenin bir diğerinden daha iyi olacağına inanıyorum.

Baskı: Aramızda (Losing It, #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/05/cora-carmack-aramzda-losing-it-3.html Veee serinin son kitabı... maceracı kızımız Kelsey... :) Kelsey'i ilk kitaptan beri sevmiştim tıpkı Cade gibi ve aslında Cade beklentim nasıl yüksekse bunda da öyleydi. Ki Cade beklentimi karşıladıktan sonra dedim herhalde Kelsey'nin kitabı beni benden alır ama o kadar beklentimi karşılayacak kadar iyi değildi bence. Demek ki neymiş beklentileri her zaman yüksek tutmamak gerekiyormuş... ya da bir kitap iyiyse diğeri de aynı derecede iyi olmayabiliyormuş. Bunu deneyimledim :) İlk iki kitabı okuduktan sonra sizde öğreneceksiniz ki Kelsey hep maceracı ruhu ile bir Avrupa turuna çıkmak istiyordu. Okulu bitince de bunu gerçekleştiriyor ve birçok yere gidip yeni arkadaşlar ediniyor. Ancak hesapta olmayan şeyler de olmuyor değil... Mesela gizemli biri dikkatinizi çekebilir, sizinle takılabilir, sizin kalbinizi çalabilir... kendi kalbini sizin ellerinize bırakabilir... :) Kelsey, barda denk geldiği Jackson Hunt ile yedi günlük bir yolculuğa çıkıyor. Bu sırada aralarındaki çekimi Jackson hep görmezden gelirken Kelsey bunun üstüne gidiyor. Aralarında yaşananlar ve gizli kalan sırlar ortaya çıktığında da bir volkan etkisi yaratıyor... Kitabı bu şekilde anlattığımda beğendiğimi hissettim ama detaylarda sıkıldığımı da dile getirmem gerek. Bu yedi günlük macera yolculuğunda gittikleri yerlere dair tasvirler açıkçası beni biraz sıktı, daha çok duygu daha çok diyalog istedim o satırları okurken. Onları saymazsam güzeldi. Jackson'ın sırlarını tahmin etmiş miydim evet aklımdan bir şeyler geçmişti ama bu kadar bağlantı düşünmemiştim. Ama adamımızın kendini Kelsey'e affettirmesi çok güzeldi. O son sayfalar çok iyiydi... Çok beğendim. Zaten son 100 sayfa kadarını daha büyük bir zevkle okudum diyebilirim. Zaman zaman sıkıcı olsa da eğlenceli sohbetlerin olduğu sonu ise çok güzel olan bir kitaptı. Biliyorsunuz her şekilde mutlu sona varız biz :) Büyük beklentilerle okumazsanız seveceğiniz bir seri olabilir, okurken iyi zaman geçirir eğlenebilirsiniz. Çoook büyük şeyler ummayın bulamazsınız ancak bu konuda uyarayım.

Baskı: Aslında (Losing It, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/05/cora-carmack-aslnda-losing-it-2.html ~~~*~~~ "Sonuç ne olursa olsun, uğruna savaşmaya değer şeyler vardır. Sen de onlardan birisin." ~~~*~~~ Hazır seriye dalmışken ve seri bitmiş olup bütün kitapları elimdeyken okuyayım arayı soğutmadan dedim ve iyi yaptığımı düşünüyorum şuan ;) Bir seriyi daha aradan çıkarmış oldum bahaneyle :) Yazarın ilk kitabını okuduktan sonra kurgusunun nasıl ilerleyeceğini nasıl bir anlatımla karşılaşacağımı biliyordum onu bilerek okudum. İtiraf etmek gerekirse ilk kitaptan daha çok hoşuma gittiğini de söylemeliyim. İlk kitapta en iyi arkadaşı Bliss'e aşık olan Cade, üniversiteden mezun olduktan sonra yüksek lisansını yapıp bir yandan da Bliss'in sevgilisi ile olan ilişkisini izlemek zorunda kalıyor derken hayatına bir anda damlayan hatta damdan düşer gibi masasına oturan Max ile bambaşka bir boyuta geçiyor. Gerçekten aşkın ne demek olduğunu öğrenirken aslında görüşün veya tarzların insanı nasıl da farklı gösterdiğini Cade ile okuduk. Cade'in hikayesine karşı beklentim yüksekti ve beklentimi karşılayan bir kitap oldu. İlkinden daha çok sevdiğimi söyleyebilirim bu yüzden. Max'in renkli kişiliğini aynı zamanda ailesi için olmak zorunda olduğu kişi arasında kararsız kaldığı zamanlar... gerçekten iç burksa da kitabın sonunda yapılan açıklamalar sonucunda ailesinin davranışı beklediğim gibi oldu. Fazla uzatmayacağım ben bu seriyi keyifle okudum ama bu kitabı daha çok beğendim. :) Romantik komedi tadında film gibi akan bir kitaptı tavsiye ederim :)

Baskı: The Orginals Düşüş (The Orginals #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/04/julie-plec-orginals-dusus-orginals-2.html İki kitabı peş peşe okumanın hazzını yaşamış biri olarak ikinci kitap ilkinden daha iyiydi diyerek yorumuma başlıyorum. Aslında 3. kitapta çıksaymış iyi olurmuş, çünkü kısacık kitaplar peş peşe okunduğunda tam tadına vara vara okunmuş gibi oluyor. İlk kitapta tanıdığımız, aile ilişkilerini öğrendiğimizi, nasıl karakteristik özellikleri olduğunu idrak ettiğimiz Köken Vampiler'den Elijah, Klaus ve Rebekah bu kitapta da sınırları zorlayacak bir kurgu ile karşımızda... tam da vampir olmaya yakışacak bir şekilde :) bence ;) The Originals Yükseliş tam da ilk kitabın olması gerektiği gibiydi belki ama bu kitapla kıyaslandığında baya bir duygunmuş diyebilliyorum. Bu kitap ilk sayfadan son sayfaya kadar hareketli ve nefes tutularak okunacak bir kurguya sahip :) Kısaca konusundan bahsetmeyeceğim arka kapak bir fikir verebilir ama kitabın içerisi sizleriçin süprizlerle dolu. Klaus yine yaptı yapacağını ve aşkını ailesinden ön planda tuttu ama... işte o amalar... bazen kaybedilmiş kaybedilmiştir bazen aşkın ikinci şansı hak etmiyordur... Klaus bunu çok acı bir şekilde öğrendi... o sayfaları yüreğimi burktu... Rebekah... bu kitapta onu çok daha iyi anladım ve Klaus'tan kulübe kenarında sahilde yediği darbe... bence affedilemeyecek kadar büyük, bir daha güvenilmeyecek kadar yıkıcıydı ama yine de yüce gönüllü bir kadına yakışacak şekilde karşılık verdi. Aslında Rebekah'ın bazı sözlerinde düşünmeden edemedim. Sen Eric'i çok sevmişsin be kadın... onu karısı ile gittiği yerde mutlu olduğunu düşünerek avunacak kadar çok sevmişsin... Elijah... sonunda onunda kalbini çalacak bir kadın var... o afeti devranı yakıştırdım Elijah'a. :) zaten bir güçlü, dimdik duran, programlı olan ve ailesi için her şeyi göze alabilecek bir adama da daha azını düşünemezdim ;) Tabi sadece vampirlerle sınırlı değildi. Cadılar yaptılar yapacaklarını ortalığı birbirine kattılar... O savaş sahnesi... kalplerin sökülmesi, kanların içilmesi, ölülerin dirilmesi... gözümün önünde canlandırmakla kalmadım yaşadım gibi hissettim. Savaş sahnesi tam tatmin edecek kadar iyiydi. Neyse çok uzatmayayım. Ben bu kitabı ilkinden daha çok sevdim. Gerçekten Aile Güçtür derken bunu gösterdi. Biz Türkler aile bağlarına önem veririz bilirsiniz, bunun ne kadar güç getirdiğini okumak da ayrı bir güzeldi. Vampir severler... cadı severler... olmadı kurtadamları severler... okuyun :) Hele de Vampir Günlükleri serisini takip ediyorsanız kaçırmayın ;)

Baskı: The Originals- Yükseliş

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/04/julie-plec-orginals-yukselis-orginals-1.html Dizisini her ne kadar izlememiş olsam da kitap serisini merak etmiştim beklemekten de hiç hoşlanmayan biri olarak 2. kitabı çıkmışken okuyayım dedim :) gerçi 3. kitap için bekleyeceğim ama olsun =) Julie Plec'in daha önce hiçbir kitabını okumamıştım dolayısıyla beklentimi çok yüksek tutmadan okudum ama yazarın kurgu yeteneğini ve olay döngüsünü kaleme alış biçimini sevdim. Hikayeyi de sevdim. Tıpkı Klaus'u sevdiğim gibi... İnsanların neden Klaus'u sevdiklerini de anladım... :) Kitap 3 Köken Vampirin - Klaus, Elihah ve Rebekah - yerleştikleri New Orleans'ta kendilerini yerleşik hayata geçirme çabasını anlatıyor... kısmen... tabi orada yaşamakta olan kurt adamlara ve cadılara önce kendilerini kabul ettirmeleri gerekiyor. Böyle anlatıldığında durgun bir hikaye gibi gelebilir ama kitap aslında üç vampirin hayatta kalma ve bir ev sahibi olabilme amaçlarını, kalplerini kasıp kavurmuş olan aşklarına sahip çıkabilmesini konu alıyor. Üç farklı karakterdeki kardeş ve üç farklı davranış... hani derler ya on parmağın onu aynı değildir, bu üçlünün de durumu öyle. Klaus, katıldıkları partide gördüğü cadıya kapılıyor tabi onu gerçek aşk olduğunun farkında olarak onu istiyor... tabi şartlar her zaman aşkın yanında olmuyor. Aşık olduğu kız Vivianne bir kurt adamla nişanlı... Rebekah... bambaşka bir karakter... bir ordu kurabilmek için Fransız ordusu karargahına gidiyor orada bir yüzbaşı ile tanışıyor... aşkı tadıyor ama ağabeyi Klaus gibi aşkın acısını da fazlasıyla tadıyor. Elijah, tam bir ağabey... kardeşleri ve kendisi için New Orleans'ta bir ev sahibi olabilmek için çırpınıyor... sırf bir yerde yerleşik yaşayabilmek ve ev diyebilecekleri bir çatıya sahip olabilmek... gel gör ki kurt adamlar buna tamamen karşı... Kısaca değil baya detaylı girdim kitabın içeriğine ama çok detay da vermedim. Bunlar sadece üstün körü anlatılan kısımlarıydı ve şunu söyleyebilirim daha fazlası var kitapta. Ben beğendim kitabı ve cidden beklentimin üstündeydi ki bir günde de bitti... Klaus ve Rebekah'a ayrı bir üzüldüm onu da demeliyim... kalp acısını çok fena tattılar... ellerini tutmuşken kaybetmek... aşkın ölümünü izlemek çok fena bir şey hele ki sen ölümsüzken... Klaus ve Rebekah için cidden bu kitapta çok üzüldüm yaşadıkları acı... onca yaşanmış yılın ardından, hayatlarının lanetli olduğuna inandıktan sonra mutluluğu yakalayıp da avuçlarının içinden kaybetmek... keşke böyle olmasaydı dedim çünkü ne yazık ki bu acı kalplerinde yaşadıkları sürece duracak... Serinin 2. kitabına başlıyorum şimdi ve bence vampirli hikayeleri seviyorsanız bu seriye bakın... :)

Baskı: Sonsuzluğun Kıyısında (The Edge of Never #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/04/j-redmerski-sonsuzlugun-kysnda-egde-of.html Hiçliğin Kıyısında'nın ardından 2. kitabı okumak ayrı bir zevkli oldu. İlk kitabı neden okumayıp beklediğimi sorgularım okurken meğersem 2. kitabın çıkmasını peş peşe okumayı bekliyormuşum. :) İlk kitaptan sonra yazarın kurgu yeteneğini sevdiğimi düşünmüştüm bu kitapta da aynı düşüncelerim devam etti. Bu kitapta zaman zaman gereksiz uzatmaları olduğunu inkar edemem ama genel anlamda evet ilk kitap kadar olmasa da güzeldi :) İlk kitabı okuyan bilir, Cam hamile olduğunun müjdesini vermişti Andrew'a ve kitap o şekilde bitmişti. Burada da kaldığı yerden devam ediyor. Ama zannetmeyin ki mutlu çocuklu bir tablo okuyacaksınız... çiftimizi yine büyük bir acı sınıyor ama aşkla tutan elleriyle birbirlerine destek yaralarını sarıyorlar. Aslında boş vermiş bir Cam, çırpınan bir Andrew var gibiydi ya neyse ;) Kitapta en çok sevdiğim kısım yine çiftimizin yolculuk yaptıkları kısımdı. Evet, çok güzeldi zaten ilk kitapta aklımızda yer edinen kurgu yolculuklarıydı bu kitapta da onu görmek çok güzeldi. Lily... kendilerini çok sevdiğimi söylemeliyim. Kim olduğunu bilmiyorsunuz ama okuyunca göreceksiniz :) Ben çok sevdim ve kitaba hatta bu seriye yakışan bir sona eşlik etti Lily. Bu seride en sevdiğim şey entrikaların falan olmamasıydı ve bu kitapta gereksiz kıskançlıklardan uzak entrikasız saf temiz bir aşkı konu alıyor olmasıydı. Eğer seviyorsan ve sevdiğine güveniyorsan ne gereksiz tripler ne de kıskançlık krizleri oluyor bunu gösterdi resmen. Cam, Andrew'a ve onun aşkına güvenirken aynı güvenin kendisine de duyuluyor olmasının verdiği mutluluğu yaşayan nadir, kıskanılacak kadınlardan biri oldu... keşke bizde bir Andrew bulabilsek... :) Kitapta en sevdiğim kısmı söylemek zorundayım :) içimde kalırsa olmaz :D Cam ve Andrew birbirlerine sözler veriyordu. Ben ölürsem onu yapacaksın bunu yapacaksın diyerekten... ya da ben kaybolursam bunu yap şunu yapma... aslında hayatlarından birinin çıkması gerekse, istemese ama buna zorunlu olsa diğerinin hayattan kopmaması için birbirlerine sözler veriyorlardı... çok sevimlilerdi Neyse çok uzatmayacağım, söylemek istediğim her şeyi söylersem yaklaşık olarak detaylı bir kitap özeti çıkarırım size okuyacak bir şey kalmaz ;) bu yüzden en iyisi ben susayım :D kunacak ve okurken kesinle mutlu olacağınız olduğunuz zamandan kopacağınız ve ilk kitaptaki gibi arabaya atlayıp gitme dürtünüzü harekete geçirtecek bir kitaptı ama gereksiz yere uzattıklarını düşündüğüm yerlerde oldu. Hoşuma gitti mi evet gitti! Sevdim mi evet sevdim! Ama ilk kitap kadar değil. İlk kitap bin üzerinden binlik ise bu da beş üzerinden dörtlüktü.

Görme Duyma Konuşma
7/1018.04.2016

Baskı: Görme Duyma Konuşma

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/04/daniel-palmer-gorme-duyma-konusma.html Uzun zamandır polisiye okumayan ben Koridor Yayınları'ndan son çıkan bir polisiyeye el atayım dedim hem de ne el attım ama... tam isminin hakkını veren bir cinayet kurgusu vardı. Daha önce Daniel Palmer kitabı okumadım, ki bildiğiniz üzere tam bir romans okuru olduğum için polisiye ve gerilim türü romanları genelde pek tercih etmem ama arada bir değişiklik iyidir diye düşünerek bu kitabı elime aldım. Yazarın cinayetleri kurgulama stilini beğendim, yaratıcılık iyiydi. Ancak zaman zaman bazı detaylar sıkıcı geldi, sanırım hızlı ilerlemeye alıştım bazen yavaş ilerleme bana sıkıcı geldi. Atraksiyonu sevdiğim için hareketin hep doruk noktasında isterim ama bu kitapta yazar durgun ama merak uyandırıcı şekilde kurguyu kaleme almıştı. Kitap adını tam anlamıyla cinayetlerin işlenme tarzından almış ki bu benim hoşuma gitti. Orijinal adındansa bu adı daha yakıştırdım :) zaten koridorun polisiye kitaplarda beyaz zemin siyah yazı stilini hep çok beğenmiştim :) John Verdon kitapları da bu yüzden favorimdir mesela :) Polisiye türlerde ne yazık ki çok fazla detay vererek yorum yapılamıyor çünkü içeriğe dair minik bir kelime kaçırmak tüm heyecanı öldürebilir. Bu yüzden kısa keseceğim yorumumu ancak biliyorsunuz susmayı bilmem ben illa söylemem gereken bir iki şey oluyor her kitapta bunda da var =) Katil itiraf ediyorum ki beklemediğim biri çıktı. Bende John gibi olası ihtimalleri düşündüm ama açıkçası Uretsky'ın katil olmadığını biliyordum =) yine de tahmin etmediğim ve aklımdan bile geçmeyen biri çıkınca baya şaşırdım. Bunların yanı sırada cinayet döngüsündeki bazı detaylar ve katilin düşündüğü bazı noktalara pes yani derken hakketten benden katil olmaz arkada ben düşünemezdim dedim. Cidden adamların ilginç bir düşünme yapısı var ve bence her polisiye roman yazarında da biraz katil potansiyeli var ;) Bir de Facebook üzerinde bir oyundan bahsediliyor Kötüyü Gör adında. Gerçekten böyle bir oyun var mı bilmiyorum açıkçası içeriğini kitapta okuduktan sonra merak da etmiyorum var mı yok mu... ama eğer kurguya dahil ise bu tür bir oyun... Yazara diyeceğim tek şey... hayal gücün baya değişik adamım... korktum senden olurdu. Neyse uzatmayayım, pek polisiye okumam genelde ama okuduklarımda da yüksek beklenti ile olur ve mükemmellik beklerim. 5 üzerinden 5 lik değildi. Benim için bazı eksiklikler vardı... Her şey bir sırayla olması güzeldi ama cinayetlerin işlenmesine veya olayın başlamasına kadar kitabın durgun ilerlemesi biraz sıkıcı geliyordu. Cinayetlerin işlenmesi ve bu döngü dahilindeki kurgu hoşuma gitti bunu inkar edemem. Yazarın beni oldukça şaşırttığı nokta baya var... bu yüzden kitaba 3,5 veriyorum. :) Eğer polisiye sever iseniz bence bir deneyin derim ben :)

Baskı: İlk Defa (Losing It, #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/04/cora-carmack-ilk-defa-losing-it-1.html Uzun zamandır rafımda duran İlk Defa sonunda okundu :) niye bekletmişim şimdiye kadar da daha öncesinde okumamışım bilmiyorum ama keyifle okunan, sıkmayan ve eğlenceli bir kitaptı. Cora Carmack'ın ülkemizde yayınlanan ilk kitabı aynı zamanda "Losing It" serisinin de ilk kitabı olan İlk Defa kitabıyla tanıdık. Şu anda 4 kitabı yayınlanan bir yazar olarak bence oldukça eğlenceli bir kurgu yeteneği var. Kitabın konusunu kaleme alışını ve anlatım tarzını sevdim. Kitabın konusuna dair bir şey yazmayacağım çünkü arka kapak yazısı bence kitabın olabilecek en özet hali :) Kitaptaki arkadaşlığı çok sevdim, hele ki mezun olma yolunda ilerlemeleri ve o anki hisleri bana kendi üniversite mezuniyet dönemimi hatırlattı. Bende o zamanların bitmemesini istemezdim ama aynı zamanda da hayata atılacak olmanın heyecanı içerisindeydim. Kitapta en üzüldüğüm karakter Cade oldu ama sonradan onun da bir kitabı olduğunu öğrenince sevindiğimi itiraf etmeliyim. Siz okuyanlar Garrick'i sevebilirsiniz ama ben şahsen Cade'i sevdim :) Kitap tam olarak romantik komedi filmi tadındaydı. Hızlı okunan ve hemen biten... gereksiz kıskançlıkların veya entrikaların olmadığı...ahh bir de mutlu sonun garanti olduğu ;) Eğer sizi eğlendirecek, gülümsetecek aşk dolu bir kitap istiyorsanız bu seriyi denemelisiniz :) Kısa bir yorum oldu biliyorum ama kitapta kısaydı hemencecik bitti :)

Baskı: Hiçliğin Kıyısında (The Edge of Never #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/04/j-redmerski-hicligin-kysnda-egde-of.html Telif haklarının alındığı duyurulduğunda kasıp kavuran, sonrasında kitap çıktığında aynı fırtınayı estirmeye devam ettiren kitap Hiçliğin Kıyısında, 2. kitabın çıkması ile artık okunsun dedim. Aslında içten içe 2. kitabın çıkmasını bekliyor, peş peşe okumayı amaçlıyordum. Eğer sizde benim gibi düşünüyorsanız hazır iki kitapta yayınlanmış ve seri bitmişken okuyun! Daha ilk paragraftan kitabı tavsiye ettim gerisini siz düşünün :) Akıcı, sürükleyici, başlarda yavaş gitse de sonradan hızlanan, hızlandıktan sonra da temposunu düşürmeyen sürprizlerle dolu ama aynı zamanda eğlendiren şaşırtan bir kurgusu var kitabın. Başlarda biraz klasik bir konu gibi görünürken kitabın kaleme alınışı o kadar iyi ki konu klişelikten çıkıp etkileyici bir hal alıyor! Elinizden bırakamıyor, hevesle bir sonraki sayfayı çeviriyor, düşüncelerinizde hep ne olacağını düşünüyorsunuz. En azından ben öyle hissettim :) Şu kitap, bazen benimde içimden geçen ve sizlerinde zaman zaman düşündüğünüz arabaya atlayıp sadece sürmek hissinin yansımasıydı. Bir yerde keşke Camryn kadar cesur ve gözü kara olabilsek de demek istiyorum... Çoğu yerde duygularımın yansımasını gördüm Cam'de bu yüzden de ayrı bir sevdim. Kitapta duygular çok güzel anlatılmıştı, eksiklik havada kalan ya da karakterlerin neden öyle davrandıklarını anlayarak okumak çok iyiydi. Normalde hiç sevmem karakter geçişli kitapları bunda da bir Cam bir de Andrew tarafından anlatılıyordu kitap, ara ara geçişler oluyordu ama bu bile rahatsız etmedi beni ve birçok duyguyu bu şekilde daha iyi hissedeceğimi düşündürttü yazar. Çoook öncelerden lise son, üniversite ilk sınıflarda deli gibi klasik rock dinlerdim ve uzun zamandır dinlemediğim bu müzik türünü bu kitap tekrardan hayatıma döndürdü bu yüzden de ayrı bir yer edindi kitap. Hatta bazı yerlerde kitapta adı geçen şarkıları işaretledim sizlerle paylaşmak için :) onları yazacağım aşağıda :D Kitapta özellikle ilgimi çeken bir kısım vardı o da... Eurydike - Orfeus dövmesi... Andrew'un kaburga bölgesinde bu dövmenin yarısı var ve sevdiği aşık olduğu evleneceği kadınında diğer yarısını yaptırmasını düşünecek kadar romantik... o dövmenin hikayesi de ayrı bir romantik... Kitabın konusuna değinmeyeceğim arka kapağı yeterince anlatıyor daha fazlası kitap içeriğine girer ama şunu diyeyim bu kitabı okuyan herkes bir adet Andrew Parrish isteyebilir. Kitabın son iki-üç bölümünü soluksuz okudum hatta son bölümün ilk sayfası ne oluyor be dememe neden olacak detaylar vardı. Çok fena şaşırttı yazar beni. Keşke Andrew'ın Cam'den sakladığı sırla ilgili daha fazla detaylar okusaydık diyeceğim ama bu şekliyle bile yeterince iyiydi. Ben kitabı çok beğendim, ve şuan bu yorumu yazıyorum ama gözüm de Sonsuzluğun Kıyısında... ona başlamak için çok heyecanlıyım. Tavsiye ederim, okuyun! Seveceksiniz :) Ahh bir de kapaktaki kız... Cam'in ta kendisi... o da saçını örüyor ve tek omzunun üzerine atıyor... kapağın kitabı yansıttığı kitapları ayrı bir seviyorum :D

Başka Dilde Aşk
10/1006.04.2016

Baskı: Başka Dilde Aşk

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/04/mia-sheridan-baska-dilde-ask.html Bu kitabı okuyup da insanların neden Archer diye sayıkladığını şimdi anladım... klişe erkek karakterlerden başka bir karakteri okumak ve mükemmel kusursuz erkekler yerine kusurlu ve sıradan bir adamı okumak... paha biçilemez! Mia Sheridan'ın ülkemizde yayınlanmış ilk kitabı Başka Dilde Aşk... yazarın bir de Leo diye bir kitabı yayınlandı. Akıcı, merak uyandırıcı, biraz sıradanlıktan uzak ama çok fazla normal karakterlerin olduğu, keyifli zaman zaman hüzünlü zaman zaman eğlenceli bir kurguyu kaleme almıştı yazar. Çeviriyi beğendim. Birkaç yerde imla hatası olsa da bu kitabın nazar boncuğu diyor ve üstünde durmuyorum. Arka kapaktan pek anlaşılmadığı için kısaca konusundan bahsetmek istiyorum size. Bree yaşadığı trajediden kaçarak geldiği kasabada acılarından ve kabuslarından kurtulmaya çalışırken kasabanın sessiz, kimsesiz adamıyla, yani Archer ile karşılaşıyor. Archer'ın davranışları, sessizliği dikkatini çekip hakkında ufak araştırma yaptıktan sonra onunla iletişim kurmaya çalışıyor. Archer'da Bree'ye karşılık verince önce güzel bir arkadaşlık sonra bu arkadaşlığın tutkulu bir aşka dönüşmesini okuyoruz. Klasik gibi görünen konuda klasik olmayan şey detaylar... Bree yaşadığı trajediden sonra kendini toparlamaya çalışırken Archer her şeyi olduğu gibi kabullenip kendi halinde kimsesiz takılmış... Bree'nin hayat doluluğuna karşılık Archer yaşadıklarının kendi laneti ya da Tanrı'nın ona verdiği bir ceza olarak düşünüyor. Bree'nin sesliliğine karşılık Archer'ın sessizliği...Bree'nin sevgili dolu hayatına kaşrılık Archer'ın kimsesiz yalnız hayatı... Bree'nin tecrübelerine karşılık Archer'ın tecrübesizliği... Hani kitaplarda hep okuruz ya ele avuca sığmayan çapkın kadınların kalplerini fetheden onları tatmin eden erkek karakterleri... Archer işte onların tam tersi... Sanırım alışık olduğumuz bir kurgu ama alışık olmadığımız bir erkek karakter bu kitabı diğerlerinden ayırdı ve bambaşka bir yere oturttu! Archer'ın sevmeyi öğrenmesi, sevdiği birini kaybetme korkusunu yenmesi... kendine güveninin gelmesini... Archer'ın baştan yaratılmasını kitabıydı neredeyse! Bayıldım! Kitap hep Bree tarafından anlatılıyordu ama aralarda Archer'ı anlayabilmemiz için onun geçmişine dokunuşlar yapıyordu. Ki bunu zaten başlayan bölümlerin başında belirtilmesi güzel olmuştu. Kitabın son bölümünün de Archer tarafından anlatılması bence tam oturdu. Çünkü asıl adam Archer'ken onun düşüncelerini, duygularını bilememek biraz tuhaf geldi bu şekilde onu da anladık... davranışlarından ona da hak verdik! Gerçi adama hak vermeyeceğim hiçbir davranışı olmadı! Ama her şeyden önemlisi de... kitabın sonunda Archer'ın sesini... bütün dünyaya duyurması... süperdi! Bu kitap bir yerde bize... konuşmanın çok da önemli olmadığını bazen bir bakışın, bir dokunuşun ya da bir temasın aslında ne kadar çok şey anlatacağının kitabı... Okuyan ne düşünür bilmiyorum ya da düşündü... ama ben çok beğendim ve şiddetle tavsiye edeceğim kitaplardan biri. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen diğer kitabını da şüphesiz okuyacağım ve eğer o kitabı da bunun kadar süperse yazar benim favori yazarlarımdan der geçerim!

Baskı: Tesadüf (Happenstance Serisi #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/04/jamie-mcguire-tesaduf-happenstance-1.html Tatlı Bela Serisi'yle tanıdığımız Jamie McGuire'nin yeni serisi Tesadüf... Yazarın kalemini çıkan her kitabını okumaya başlamamızdan zaten sevdiğimiz belli bir şey. Bu kitabını da severek okuduk. Yormadan, akıcı bir şekilde kurgulayan ve gereksiz yere uzatmayan bir yazardı kendisi bu hikayesi de öyle. Ancak Tesadüf bir serinin ilk kitabı. Düşünüyorum da... zaten kitap 150 gibi kısacık sayfaya sahip seri olmasının anlamı yokmuş, 3 serilik kitabı tek bir kitapta toplayabilirmiş. 3 tane 150 sayfalık kitaptansa bir tane 400 küsür sayfalık bir kitabı tercih ederdim. En azından 2. kitabı beklemek gibi bir derdimiz kalmazdı. Neyse, artık bekleyeceğiz başka şansımız yok ;) Ben kitabı sevdim, gerçi tam konuya adapte olduk heyecanlandık falan kitap bitti ama yapacak bir şey yok. 2. kitabı sırf Jamie McGuire imzası var diye bile alıp okuyabilirim ki zaten sanırım öyle yapacağım. Yazarın yormayan hafif kurgularını seviyorum. Eeeee kısa kitabın yorumu da kısa oluyor, zaten kısacık bir hikaye kitap içeriğinden detay verirsek okuyacak bir şey kalmaz geriye. Dilerim Yabancı Yayınları, serinin diğer kitapları tek kitapta toplar ya da aynı anda ya da peş peşe çıkarır da tek seferde okuma şansımız olur :)

Baskı: Bu Adamla Beraber (This Man, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/04/jodi-ellan-malpas-bu-adamla-beraber.html Seri kitaplarda en sevdiğim şey ya serinin bütün kitapları çıktıktan sonra ya da birkaç kitabı çıktıktan sonra okumaktır. This Man serisinde de amacım üç kitabı çıktıktan sonra okumaktı ama ne yazık ki başlamış bulundum ama sevindiğim kısım var ki ilk kitap Bu Adam çok fena bitmesine karşılık 2. kitap hemen elimin altındaydı ki başladım :D sevindirici haber... bu kitap ilki kadar kötü bitmiyor hatta güzel bitiriyor 3. kitabı merakla değil mutlulukla bekletiyor :) Bu Adam kitabı Jesse ve Ava'nın ayrılığı ile bitmişti. Ava, Jesse hakkında bazı şeyler öğrenmiş ve bunları sindirememiş ve ayrılmışlardı. Kötü bitmişti ama Bu Adamla Beraber'de kaldığı yerden devam ediyor.Bu yüzden kitabı alacaksanız ikisini beraber alın ki soluksuz devam edin yoksa merak içinde 2. kitabı almayı beklersiniz :) İlk kitaptaki hız bunda da devam ediyor. Jesse ve Ava'nın fırtınalı ilişkisi, Jesse'nin baskıcı ve korumacı tavırları, Ava'nın asi tavırları... zaman zaman eğlenceli olsa da bazen Ava'nın yerine ben boğuldum Jesse'nin davranışlarından. Gerçi bazen Jesse'ye hak vermiyor değilim geçmişi göz önüne alınırsa tavırları doğru. Kitapta en sevdiğim şey ise, Ava'nın Jesse'nin onaylamadığı tavırları aynı şekilde karşılık vermesi... örnek vermek gerekirse kırbaç sahnesi... süperdi. Ben hep terk edecek diye düşündüm. Ya da tam tersi Jesse'nin Ava'nın onaylamadığı kelepçe sahnesi... "Kaç yaşındasın?" sorusu burada da kendini gösterdi ama güzel haber sonunda cevabını... gerçek cevabını öğrendik. Jesse'nin bunu bu kadar büyütmesi biraz saçmaydı ama yine de korkuları göz önüne alınırsa hak vermemek de olmuyordu. Kitapta bahsedebileceğim bir çok yer var aslında ama çok fazla kitap içeriğine girmekten korkuyorum ama söylemezsem içimde kalır... Ava'nın Sarah'a attığı o yumruk var ya... içimin yağları eridi hak etti kadın ve Ava'nın içinden ne çıktı bilmiyorum gerçi ama aferin benim kızıma dedim :D Kitabın son bölümünden bir önceki bölüm, yani Jesse'nin Ava'ya yaptığı sürpriz... oha... adamım sen "king" sin dedirtti. Tamam Jesse tamamen kendi çıkarları için böyle bir adım attı kesin ama yine de süperdi :D Bu Adam kitabında gizemli olan birçok şey kendini bu kitapta gösterdi ama hala bence gizemli şeyler var Jesse hakkında ve sanırım 3. kitapta Jesse Ward'ı bütün çıplaklığı ile göreceğiz... ahhh hayır gençler fiziksel çıplaklık değil ruhsal, kalpsel ve zihinsel olarak. :) Sam ve Kate'in ilişkisini merak ediyorum, aslında ilişkinin boyutlarını ve bir de Dan var... keşke onlarında kitabı olsa ya da ne bileyim onlara da biraz sayfa ayırsaydı yazar. Çünkü şuan onlar o kadar merak uyandırıcı ve gizemli geliyor ki bana :) Neyse çok uzatmayacağım yorumu ve bitireceğim ancak 3. kitabı bekliyorum sevgili Aspendos, bizi çok bekletmeyin ne olur =) Ahh, bir de her iki kitabın sonunda yazar bir bölümü Jesse'nin ağzından yazmış. İlk kitapta Jesse'nin Ava'yı ilk gördüğü sahneydi bu kitapta kırbaç mevzusu... son kitapta ne bekliyor bizi merak ediyorum =) Bu arada unutmadan araya ekleyeyim kitap kesinlikle +18'lik bir kitap, erotizm içerikli bu yüzden rahatsız olan okurlardansanız okumayın ve yaşınız uygun değilse :) ~~~*~~~ "Sonunda bu adamı tanımıştım. Sonunda bu adamla beraberdim." ~~~*~~~

Baskı: Bu Adam (This Man, #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/03/jodi-ellan-malpas-bu-adam-this-man-1.html Bu adam... Jesse Ward! Bana iki dakika müsaade eder misiniz "Bu Adam"la aşk yaşayıp geliyorum falan dememi bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Hayır, Jesse'ye aşık olmadım, gözlerimden kalpler çıkmadı ne yazık ki ama onun arkadaşı Sam'i alabilir miyim? :) Jodi Ellen Malpas, birçok bloggerı yabancı bloglarda ya da kitap tanıtım sitelerinde görüp merak ettiği bir kitap olan Bu Adam sonunda ülkemizde yayınlandı ki yayınlanmakla kalmadı şuanda ikinci kitabı Bu Adamla Beraber kitabı da raflarda boy gösteriyor. Kitabı oldukça merak eden biriydim ki yayınlanacağını öğrenmeden önce e-kitap olarak okumaya niyetliydim ama neyse ki yayınlandı :) bu yüzden teşekkürler Aspendos :) Yazarın kurgusu güzeldi, çeviri de güzeldi zaman zaman küçük imla hatalarına denk geldim ama onları da önemsemiyorum. Akıcıydı, merakla okunuyordu ve zaman zaman sinir bozucu davranışlardan zaman zaman romantik davranışlara kadar her duyguyu hissettiren bir adam okuyorduk. Ben sevdim :) Kitaba dair içeriğe giren yorum yapmak istemediğim için fazla uzatmayacağım ama özellikle değinmek istediğim yerler var. Jesse'nin aşırı tavırları bazen beni bile bunalttı ama kitabın sonunda yaşanan olaylar ve Ava'nın öğrendiği bazı gerçeklerden sonra neden öyle davrandığına dair bir fikir sahibi olduk. Bir çok Bu Adam okuru Jesse Ward'a tutuldu ki bunda benim arkadaşlarımda dahil ki kendileri bana biran önce başlamam için baskı yaptılar. Bana alıntı gönderdiler bahsettiler psikolojik olarak başlamam gerektiğini düşündüm :) ama ben Sam fanı oldum. Adama hayran oldum. Onun o utanmaz, umursamaz ve eğlenceli gülüşlü hallerine vuruldum. Keşke daha fazla Sam olsaydı ve keşke Sam'e ait bir kitap olsaydı dedim :) Jesse'nin yaşı konusunda çok eğlendiğim satırlar okudum. Hatta bir şey diyeyim mi çok güldüm o sohbetlerine hatta itiraf edeyim Jesse ilk başta 21 yaşındayım deyince yok artık... şaka dimi falan yaptım çünkü Ava 26 yaşında ve pek hoş olmaz diye düşündüm ama sonra iç yüzünü öğrenince bu konunun... çok eğlendim :) Jesse'nin geçmişi Ava ile olan ilişkisini çok fena sınıyor gibi bunu ikinci kitapta daha iyi göreceğiz ama şunu demeliyim ki bir serinin ilk kitabı için iyiydi. Ben beğendim. Siz beğenmeyebilirsiniz, aşırı korumacı ya da baskıcı bulabilirsiniz Jesse'yi ama ben sevdim. Zaten eğer ki bu tür kitapları seviyorsanız bence okumalısınız da ama size uyarı ikinci kitabı almadan okumayın sonra meraktan kudurursunuz benden söylemesi.

Baskı: Değerli Şeyler (Blackstone, #4)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/03/raine-miller-degerli-seyler-blackstone.html Ve Ethan Blackstone fırtınası bitti... bitmemesini dilerdim ama bitti. Her güzel serinin sonu var ne yazık ki... ama her son bunun gibi olsun :) evli mutlu çocuklu diyor ve susuyorum :) Ahh bu arada söylemezsem içinde kalır, kitabın kapak resminin bir anlamı var ve anlamak için kitabı okumalısınız =) Rainer Miller'in kalemini sevmiş olmam serinin sonuna kadar takip etmeme neden oldu. Akıcı ve sıkmayan bir kalemi var yazarın. Sade ayrıca... çevirinin de güzel olması tabi kitabı okunur halde tutuyor. 3 kitap boyunca takip ettiğimiz olaylar artık bu kitapta sonlandı. Ethan'ın korkularını detaylarıyla okumak ve o güçlü adamın zayıflıklarını öğrenmek bazen iç burkucu olsa da güzeldi. Brynne'ın geçmişiyle yüzleşme kısımları da iyiydi ama onun yaşadıklarını yaşayan bir insan bunu ne kadar hafife alabilir bilmiyorum. O kısım bence olmamış ve biraz da yaşadıklarını küçümser bi boyutta tutmuştu. O kısmı sevmedim açıkçası... hele o adamla görüşmesi.. ben olsam her şeye rağmen görüşmezdim! Kitabı Ethan ve Brynne tarafından okuyoruz. Geçişleri pek sevmediğimi bilirsiniz, dolayısıyla bu da benim için sıkıntıydı ama yine de Ethan olunca söz konusu susuyorum ;) Kitaba dair çok uzun uzadıya bir yorum yapmayacağım. Tam anlamıyla Brynne ve Ethan'ın evlilik hayatlarını okuduk. Bebekleri ile olan iletişimlerini... Bu kitap olmasa da üçüncü kitap biraz uzun olsa da olurdu bence. Ethan'ı fazladan okumak benim için sıkıntı değildi ama dediğim gibi 3. kitapta da bitirilebilinirdi kurgu bence. Yorumumu çok uzatmayacğım, ne kadar uzun o kadar kitap içeriği oluyor sonra :) Güzel bir seriydi, zevk alarak okudum dediğim gibi serinin en zayıf kitabı bu gibiydi ama daha fazla Ethan için sevebilirim bu kitabı :) Biraz uzatmak adına yazılmış gibiydi sanki... bilemiyorum belki bana öyle gelmiştir. Seriyi ben sevdim, size de tavsiye ederim :)

Seni Severken
8/1021.03.2016

Baskı: Seni Severken

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/03/gunes-demirel-seni-severken-kitap.html Yayınlanan 3. eseriyle yine gönülleri aşk kıvılcımıyla titretti Güneş Demirel. Zaman zaman acıtan, zaman zaman gülümseten, kıskançlıktan eriten, aşkla içini ısıtan bazen hüzünle gözlerini dolduran yürek burkan bir kitap olmuş Seni Severken. Bir çiftin değil birkaç çiftin ilişkisine ev sahipliği yapan kitap birçok duyguyu aynı anda hissettiren bir kurguyu barındırıyor. Şimdi Benimsin kitabı ile tanıştığımız ve Aşk Kanatları ile kalemine hayran kaldığım yazar Güneş Demirel şimdi üçüncü kitabı Sene Severken ile hem kalemini ne kadar geliştirdiğini hem de yine okurlarını tatmin edecek bir hikayenin kapılarını açtığını gösteriyor. Akıcı ve sürükleyici kalemiyle kurguya aldığı hikayede aşk ve mutluluk kadar hüzün ve acı da barınıyor ve bütün bu duyguların arasında arkadaşlığa, aile ilişkisine de değinerek evimizde yaşadığımız hayatı gösteriyor, tabi içerisine de biraz olağanüstülük de katmıyor değil. Kitabın tanıtım yazılarında ve Ephesus Yayınları'nın facebook sayfalarında paylaşılan alıntılarda kitabın Ateş ve Deniz arasında olduğunu düşünmüştüm... eminim ki sizde benim gibi düşünüyorsunuz. Ama yanılıyorsunuz! Çünkü Ateş ve Deniz'in imkansız görünen aşkı anlatılmıyor kitapta... Deniz'in ağabeyi Kaya'ya değiniyor mesela... ya da Deniz'in yanında çırak olarak çalışan Kenan'ın hayatına... Deniz ve Ateş'in ailesinin ilişkilerine dokunuşları yapıyor kurgu... Ateş'in hayatında yaşadığı zorluklara da değiniyor... ama bütün bunların yanında Kenan'ın annesinin hayatına dokunuyor... en göz dolduran, hüzünlendiren hikaye olan Gülsu'nun hayatına... Erkan'a olan aşkına... Kitabı okuyan birçok kişi eminim ki Ateş diye ölüp biteceksiniz ama... Erkan... ahhh o Erkan yok mu? İşte benim gönlümü fethetti... ya Gülsu'nun aşkı... şu kitapta beni en etkileyen aşk Erkan ve Gülsu'nun aşkı oldu. En çok üzüldüğüm kişi Kenan oldu... Gaye ve Ecem...ben bunların hayatını daha çok üzüldüm, hüzünlendim. Size bir şey itiraf edeyim mi? Sanırım kitabı okurken de en çok Gülsu ve Erkan'ın hikayesinin sayfaları beni mest etti ve onların oldukları sayfaların bitmesini hiç istemedim. Hep onların duyguları anlatılsın, onların acıları paylaşılsın istedim. Artık mutlu olsunlar istedim. Deniz ve Ateş mi? Evet, aşıktılar... evet Deniz sevdiği adamın başkasıyla olmasını izledi... ama boş versenize... Gülsu sevdiği, aşık olduğu her şeyini verdiği adamla neler yaşadı... kalbi onunken nasıl kırıldı... Erkan sessizliğiyle çaresizliğini nasıl yaşadı... onları sevdiler... sevdikleri için acı çektiler... yıllarca aşklarını kalplerinde gizli gizli beslediler... Aşk en çok Gülsu ve Erkan'a yakıştı be! Kenan, Gaye ve Ecem üçlüsünü ekstra bir sevdiğimi söylemeliyim. Açıkçası kitapta beni en çok şaşırtan da Gaye'nin zekası oldu. Bir de olan onca olaydan sonra Can Komiser'le Gaye arasında bir şey olmasını dilerdim. :) Baya uzattım yorumumu kitap içeriğine daha fazla girmeden bitirsem iyi olur ama söylemek istediğim birkaç bir şey daha var :) Kitapta anlatımda geçişler vardı. Beni takip eden bilir tek kişi tarafından anlatılmasını severim kitabı, burada da Deniz tarafından veya Ateş tarafından okuyabiliyorduk hikayeyi sonra bir bakıyorsunuz üçüncü kişi tarafından anlatılıyordu bu pek hoş gelmedi bana. Çünkü bu kitapta birden fazla hayata dokunduk ve tek bir kişi tarafından anlatım ya da direk üçüncü kişi tarafından anlatım dört dörtlük olurdu. O yüzden bu kitap 5 üzeriden 5lik bir kurguya sahipken bu anlatım yüzünden 5 üzerinden 4,5 veriyorum :) Kitabı, kurgusunu çok sevdim. Hele dediğim gibi Gülsu ve Erkan kalbime dokunan bir hikayeye sahipti. Sadece bildiğimiz bir aşk romanı değildi, aile ilişkilerine değinen arkadaşlığı anlatan aşkı yüreklerinde yaşayan ve yaşatan ve doyasıya aşkını yaşayan karakterlerin olduğu bir kurguya sahipti bu kitap. Belki sadece Ateş ve Deniz olsa bu kadar beğenmezdim ve sıradan bir hikayeye ev sahibi olurdu gözümde ama bu şekilde muazzam olmuş :) Güneş Hanım'ın kalemini seviyorum, akıcı ve sıkmayan bir kalemi var. Gereksiz uzatmaları falan da yok bir de karakter geçişli anlatımları olmasa çok süper olur :) tabi bu bir sonraki kitabını hevesle ve merakla beklemeyeceğim anlamına gelmiyor. Yeni kitabınızı beklemedeyim :)

Baskı: Kadere İnanır mısın? (Crown's Spies, #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2014/04/julie-garwood-kadere-inanr-msn.html Bu kadın hep yazsın! Yemesin... içmesin... konuşmasın... kalkmasın otursun yazsın! Çevirmenlerde durmadan çevirsinler olmadı yayınevleri orjinallerini burada da yayınlasınlar bizlerde yemeyip, içmeyip hep bu kadını okuyalım :D Nasıl fikir? Bence muhteşem! :) Garwood'un kalemini seviyorum. Konusunu okumadan, çıktığında hemen aldığım nadir yazarlardan biri kendisi... Beni bu yazara kim alıştırdı merak ediyorum fena halde fanı oldum sanki :) Neyse... Kitaba geri dönelim değil mi? :) Tarihi aşk romanı (historical romance) türünde bir kitaptı ama bu sefer alışılagelmiş bir kadın karakter yoktu karşımızda. Kızılderililer tarafından yetiştirilmiş bir kadın vardı. Dolayısıyla fazlasıyla cesur, cüretkar ve özgür hareket ediyordu ama bunun yanında çok da güzel konuşuyordu. Lyon yani erkek karakterimiz ise bir marki olmasının yanında bir savaşçıda... yani en azından Christina'nın deyimiyle öyle :) Christina annesinin dileğini yerine getirmek için İngiltere'ye geliyor ve Marki Lyon ile tanışıyor o an anlıyorlar ki bu ikisinin "kaderi" beraber olmak... Christina ve Lyon arasındaki her sohbetten çok keyif aldım. Christina'nın davranışları ile çok eğlendim ama bir de Lyon'ın en yakın arkadaşı Rhone'da var... onunla da çok eğlendim. İlk defa bir kitabı okurken sinir olacağım hareketler yapmadı bu karakterler.. Eğlenceli sohbetler, muhteşem bir kurgu ile birleşince yeme de yanında yat misali bir tat oluşturmuştu. Bir de bölüm başlarında Christina'nın annesinin günlüğünden satırları okumak hem değişik hem de geçmişe dönüş gibi oldu. Normalde bu tür kitaplarda olmuyor bunlar; cidden çok hoş ve okuru tatmin eden bir bir detaydı. Beğendim! :) Aşk dolu satırlar, güldüren sohbetlerle beğenerek, keyifle okuduğum bir kitap oldu. Rhone'a eğlenirken Christina tam bir bomba oldu. Çok sevdim onu... çok eğlendim onu okurken... Küçük, 2 yaşındaki Christina'yı okurken onu seveceğimi anlamıştım ama bir Leydi olan Christina'yı daha çok sevdim :) Tavsiye ederim okuyun! Garwood kitapları şimdiye kadar beni hep memnun eden ve keyifle sayfaları çevirten kitaplar oldu. Bu da onlardan biriydi. Bir iki yerde hatalar vardı onlarda olmayaydı iyiydi ama olmuş bir kere yapacak bir şey yok ne yazık ki :( Şiddetle tavsiye ediyorum! Okuyun!

Baskı: Her Gün Biraz Daha Yakın

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/03/jennifer-weiner-her-gun-biraz-daha-yakn.html Romantik, günlük bir kitap daha... Aslında günlük hayatta rastlanılabilecek her duygu anlatılmış.. Karakterler çok bizden birileri gibi... Damdan düzer gibi başladım yoruma o yüzden duruyor ve sırayla gidiyorum. Jennifer Weiner'ın daha öncelerden ülkemizde kitapları yayınlandı, okuyanlar kalemine aşinadırlar ama ben ilk kez yazarın kalemiyle bu kitapta tanıştım. Açıkçası dürüst olmak gerekirse sevdim mi sevmedim mi emin olamıyorum. sevdiğim yerler kadar sevemediğim yerler de vardı sanırım. Kitap henüz küçük yaşlarda hastanede karşılaşan Andy ve Rachel'ın çocuk olmalarına rağmen aralarında yakaladıkları o sevimli kıvılcım aradan geçen onca zaman sonra bir dahaki karşılaşmalarında tekrar kendini gösteriyor. Daha sonra üniversite çağlarına geldiklerine devam ederlerken birbirlerinden kelimenin tam anlamıyla farklı dünyalarda olmalarına rağmen kalplerinin beraber çarpması ilişkilerini ilerletebilmek için yeterli sanıyorlar. Ama çevresel etkiler sonucunda tekrar yolları ayrılıyor... Sanmayın ki farklı yollara gidiyorlar... Hayır! Tekrar kader bunların yollarını bir araya getiriyor... Bazen aşkın yüceliğine inanmak gerekir... bu kitap bunu gösteriyor. Gerçekten seviyorsan, aşıksan sanırım bir yer de o aşk seni buluyor. Kitaba dair oldukça nötr durumdayım. Çünkü Rachel ve Andy arasındaki ilişkiyi sevsem de bazen o kadar sıkıcı hal aldı ki acaba yazar kitabı uzatmış mı yav diyemedem edemedim. Bir de bazen üçüncü kişi tarafından anlatılan kitap bazen Rachel tarafından anlatılıyordu. Bu dolayısıyla beni biraz rahatsız etti. Ki zaten biliyorsunuz bu tür anlatımı genelde sevmem ben. Kitap zaman zaman sıkıcıydı benim için ki zaten bazen okurken sıkılıp elimden bıraktığım da oldu ne yazık ki ama... bazen de keyifle okuduğumda oldu. Zevkle sayfaları çevirdiğim.... Bu yüzden beğenip beğenmeme arasında bir çizgide kaldım. Beğendiğim yerler de beğenmediğim yerler de vardı! Biraz fazla dramatize de geldi bazen de... Bilemiyorum... sizin zevkinize bırakıyorum bu kitabı. İlginizi çekiyorsa okuyun. Bu tür kitaplar çünkü her okurun okumayı tercih edeceği değil, seçme okurların okuyacağı kitaplar bence... Tercih sizin :)

ÖncekiSayfa 24 / 42Sonraki