inci
@inci

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Melezler
3/1018.08.2019

Baskı: Melezler

https://illekitap.blogspot.com/2019/08/stephen-graham-jones-melezler-karanlk.html Uzun zamandır İthaki Yayınları'nın Karanlık Kitaplık dizisini okumak istiyordum ve ilk olarak Melezler kitabıyla başladım. Bu diziye karşı beklentim çok yüksekti, isminden dolayı ürpertici, gerilim içerikli bekliyordum ancak bu kitapta ne yazık ki aradığımı bulamadım. Kitap, bir kurt adamın ergenlik dönemini ve dayısı, teyzesi ve dedesi ile olan ilişkisinden başlayıp hayatını konu alıyordu. Açıkçası kurt adam terimini duyunca aklımıza gelen aşk hikayelerinden olmayacağını biliyordum çünkü adı üzerinde Karanlık Kitaplık aşkın işi ne? Ama böylesine monoton ve tek düze bir hikaye de beklemiyordum. Kitap benim için akmadı, sürükleyici de değildi. Okurken sıkıldığımı zaman zaman yarım bırakma noktasına gelip de okumaya devam ettiğimi dile getirmeliyim. Anlayacağınız kitap benim için bir hayal kırıklığıydı ne yazık ki. Zaten ne anladın veya hatırlıyorsun deseniz hiçbir şey derim. O derecede sevemedim kitabı ve sıkıldım düşünün. Kitaba dair çok fazla bir şey diyemeyeceğim bu yüzden. Okuyacak olanlara da sabır diliyorum, bence beklentinizi de çok yükseltmeyin diyorum. Okuyup okumamak sizin tercihiniz okuduğunuzda sizler umarım beğenirsiniz.

Beren ile Luthien
7/1017.08.2019

Baskı: Beren ile Luthien

https://illekitap.blogspot.com/2019/08/j-r-r-tolkien-beren-ile-luthien.html Kitap çıktığından beri ilgimi çekmişti, gerek kapak tasarımı gerekse arka kapak yazısı ile... eee artık beni de tanıyorsunuz içerisinde aşk olan her şeyi severim özellikle de destanlara konu olmuşsa tam benliktir diye düşünerek çıktığı gibi aldım bu kitabı da. Ancak pek de beklediğim gibi çıkmadı ne yazık ki. Daha önce J. R. R. Tolkien hiç okumadım belki adamın kendi yazım tarzı, diğer kitapları da böyledir bilemiyorum ama gerek başlangıçta olsun gerek de aralarda hikayenin arasına girip de bilgi amacıyla yazılmış kısımlar beni kitaptan fazlasıyla kopardı. Ah, destan içerikli kitaplarda böyle yazılıyorsa da daha önce okumadığımdan bilemiyorum ama pek tarzım değilmiş onu anladım. Beren ile Luthien'in hikayelerinin anlatıldığı kısımlar çok güzeldi. Başlarda hızlı bir düz hikaye tarzındaydı anlatım. Sonra şiirsel bir anlatım oldu. Bu destanın farklı bir şekillerde anlatımlarıydı. Bu şekilde kıyaslama ve detaylandırmayı sevdim. Özellikle de şiirsel anlatımı çok sevdim. Kitabın bölüm başlarındaki resimler, kitabın arasındaki kuşe kağıda sahnelerden esinlenerek yapılmış resimler çok güzeldi. Destansı bir aşkı destansı bir anlatımla okumak zevk verdi ama dediğim gibi baştaki ve aralardaki bilgilendirmeler biraz sıktı beni. Sizler nasıl bulursunuz bilemiyorum ama ben gerek yazarın gerekse bu türde okuduğum ilk kitaptı ve tarzım olmadığını keşfettim. Umarım okumayı planlayanlar beğenirler...

Baskı: Thanatos - Mahşerin Dört Atlısı #3

https://illekitap.blogspot.com/2019/08/larissa-ione-thanatos-mahserin-dort.html Mahşerin Dört Atlısı Serisinin 3. kitabı Thanatos'da okundu ve bence serinin en iyi kitabıydı diyebilirim. Bu ay okumayı planladığım kitapların arasında serinin 4. kitabını eklememiştim ama şimdi araya ekleyip okumayı planlıyorum çünkü çok fena bitti ve bu kitabı okuduktan sonra bir sonrakini merak etmemek elde değil. Larissa Ione, bence muteşem bir fantastik seri yaratmış. Akıcı, sürükleyici ve merak uyandırıcı, romantik, erotik ve aşk dolu bir kurgu oluşturmuştu. Keşke çeviri ve edisyon da birazcık iyi olsaydı. Çünkü ne yazık ki imla hataları ve anlamsız o kadar cümle vardı ki okurken bazen kopukluk yapıyordu bazen de ne demek istemiş anlamaya çalışmak gerekiyordu. Daha iyi bir iş çıkarsalardı şu seri hit olurdu. Öyle bir kurgusu vardı. ________________________________________ Serinin 3. kitabı Thanatos'da, 2. kitabın sonunda bekaretini kaybeden ve bekaretinin mührü olduğunu sanan Thanatos öfkeden ve ihanete uğraşmış olmaktan çılgına dönmesinin yanında mührünün kırılmış olmasının yaratacağı tehlikeden de korkmaktadır. Bu kitapta ise o dönemden sekiz buçuk ay geçmiştir ve Thanatos'u kardeşleri ile Aegis cehennem köpeği zehri ile uyuşturup hapsetmektedirler. Bu sırada da Regan bebeğini karnında büyütüp doğum zamanını beklemektedir. Ancak bilmedikleri bir şey vardır o da doğacak olan bebeğin Thanatos'un agimortusu olduğu ve o bebeğin ölümü Thanatos'un mührünü kıracaktır. Bunu içinde hissetmeye başlayan Thanatos, cehennem köpeği zehrinden kurtulduğu gibi Regan'ı kaldığı yerden kaçırarak kendi evine götürür. Amacı orada hem bebeğini korumak hem de içinde yanan öfkeyi ve intikamı Regan'dan almaktır. Ancak işler hiç de umduğu gibi gitmez çünkü Regan'a aşık olmaya başlar. Onunla beraber bebeğiyle bir aile olarak yaşamayı hayal etmektedir. Tabi eğer bebeği doğuma kadar ölmesini engelleyebilirlerse ve Salgın'dan uzak tutabilirlerse. Bu sürede Salgın boş durmayıp bebeği ölümünü sağlamak için Thanatos'un en güvendiklerini yanına çekerek evi içten vurmaya çalışırken diğer bir taraftan da Aegis kendi içinde parçalanmaya başlamaktadır. Salgın'ın kazanıp kazanamayacağı bu kitabın sonunda belli oluyor, ancak tüm bu zaman dilimi içerisinde saklanan bütün sırlar ortaya dökülüyor. Thanatos'un içindeki bütün o öfkeye rağmen oğlu ve Regan'a karşı değişen duyguları ile kendini zapt etmesi ve içindeki öfkeyi onların varlığı ile geçirmeye çalışması çok güzeldi. Regan'ın üzerine titrediği, onun iyiliği ve sağlığı için yaptıkları çok tatlıydı. Tipik bir baba olma heyecanı yaşayan sıradan bir insan gibiydi. Regan ise oğlunun iyiliği için ondan vazgeçme kararı, onu düşünerek hareket etmesi ama sonrasında ise Thanatos ile her şeyin üstesinden gelebileceği inancıyla sahip çıkması çok güzeldi. Thanatos ve Regan'ın anne baba olarak bebeklerinin üzerine titremeleri bence kitabın en tatlı sahneleriydi. Regan'ın oğluna küçük midilli demesi ise süperdi :D eee bir atlının oğlu midilli olur değil mi :D Salgın'ın bu kitapta diğer iki kitaba nazaran daha ileri derecede yaptığı kötülükler ve savaş sahneleri çok iyi kurgulanmıştı. İlk iki kitapta yüzeysel gibi kalan kötülükleri bu kitapta tam kıyameti yaşattırır cinstendi. Thanatos'un Regan'ı kıskanması, onu paylaşamaması, onun için her şeyi göze alması ve kendinden, geçmişinden, her şeyden vazgeçecek kadar göze alması çok güzeldi. Onun o çaresiz aşık halleri... ilk kitaptan beri en sevdiğim karakterlerden biriydi ve bence en çok mutluluğu hak eden karakterdi ve bu kitabın sonunda evli, mutlu, çocuklu halleri kitabı kapattığınızda yüzünüzde gülümseme oluşturuyordu. Bu kitabın son 50 sayfası nefes kesecek şekildeydi çünkü Reseph yani Salgın'ı yok edebilecekleri bir yol bulmuşlardı. Ama buldukları yok Salgın'ı yok edecek ve Reseph geri getirecek bir yoldu. Bunu bilmiyorlardı belki ama onu öldürmek amacıyla yaptıkları şey aslında çok sevdikleri ve hep geri getirmeyi hedefledikleri kardeşleri Reseph'i çok büyük bir acıya götürdü. Bu yüzden 4. kitap Reseph'i çok merak ediyorum. Kitabın sonunda o hançeri Salgın'ın kalbine sapladıklarında Reseph'in "teşekkür ederim" demesi... Reseph'in cehennemde Hades'in mağarasında yaşadığı acı... bütün kötülüğü hatırlıyor olması... kitabın en yürek burkan sahneleriydi. Reaver… düşmüş melek... atlıların gözetmeni... her şeyi göze alıp aldığı karar, alacağı cezaya rağmen attığı o adım bence bir gözetmen olarak çok doğru bir adımdı. Kendini hiçe sayarak altılarını kurtardı. Ayyy anlatmak istediğim çok yer var ama spoiler olur diye susuyorum. Ancak her ne kadar çeviri ve edisyon çok iyi olmasa da okuduğuma memnunum bu kitabı. Es geçilmemesi gereken bir seri. Mutlaka tavsiye ederim.

Baskı: Kurtadamın Döngüsü

https://illekitap.blogspot.com/2019/08/stephen-king-kurtadamn-dongusu.html Bu ay bir Stephen King okumada bitirmeyeyim diyerek ayın ilk haftasında bir King kitabı okudum. Seçimim de Kurtadamın Döngüsü kitabı oldu. Şöyle kapak tasarımına ve iç sayfalarındaki ilütrasyonlara baktığımda oldukça ürpertecek ve irkiltecek bir kitap olduğunu düşünmüştüm ama öyle değildi. Bir tedirginlik belki oluşturabilir ama kesinlikle korku değildi benim için. Stephen King, kesinlikle gerilim - korku türünün en iyilerinden biri, bu bence tartışmaya bile gerek olmayacak bir konu. Okuduğum kitaplarında zaman zaman korkuyu iliklerime kadar hissettiğim de oldu gerim gerim gerildiğim de oldu. Ancak bu kitabı birazıcık ürpertmenin haricinde okuduğumuz kurtadam hikayelerinde farklı bir şekilde konuya alınmıştı. Artık kurtadamı temalarını aşk romanlarında, fantastik eserlerde görüyoruz ancak S. King bu durumu değiştirerek resmen bir kurtadamın derinliklerine ve etrafına yaydığı tedirginliği konu almıştı. Bu yüzden bu temadaki kitaplar arasında en iyilerden biri olabilir. Ancak benim nazarımda bu hikaye, kurgu daha detaylı yazılsaydı resmen iliklere kadar korkuturdu. Bu hali küçük bir ürperti yaratır sonrasında okumaya devam ettirir. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; her ayın dolunayında kasabada vahşice cinayetler işleniyor. Bir süre sonra bu dikkat çekmeye başlıyor ve kendilerine dolunay katili dedikleri bir katil olduğunu düşünüyorlar ama bir yandan da kasabada kurtadam dedikoduları dolaşıyor. Kasaba halkından biri ama kim? Bütün düşüncelerde bu soru varken kurtadamın saldırısından kurtulan kötürüm bir çocuk olayı çözmeye yakın. Kurtadamın kimliğini tahmin ediyor, ancak ona dayısı hariç kimse inanmıyor. Çocuğun tahminine göre ondan intikam almak için ve başladığı işi bitirmek için kurtadam onu öldürmeye tekrar gelecektir. Devamı kitapta :D Dediğim gibi kurgu çok iyiydi keşke daha uzun bir kitap olsaydı o zaman iliklere kadar titrecek bir kitap olurdu. İlistrasyonları çok beğendim, kitabın tasarımı da çok güzeldi. Tam da King'e yakışacak şekildeydi. Ben sevdim, tavsiye ederim zaten kısacık bir hikaye deneyin derim :)

Baskı: Beni Baştan Çıkar (Georgian #3)

https://illekitap.blogspot.com/2019/08/sylvia-day-beni-bastan-ckar-georgian-3.html Sylvia Day'in Georgian Serisinin 3. kitabıydı Beni Baştan Çıkar. Bence serinin en iyi kitabıydı çünkü aşkı daha yoğun hissedilir, daha güzel işlemişti yazar. Kitabı okurken aşkı için her şeyi göze alabilecek bir adam, onu yıllarca beklemeyi göze alan bir kadın okuyoruz. Aralarındaki aşk saf, temiz bir aşkken yetişkin halini almalarıyla aşkları tutkulu da olmaya başlıyor ve kitap resmen bambaşka bir boyuta geçip biz historical romans severlere tutkulu bir aşk sunuyorlar. Bence serinin okuduklarım arasında en iyisi buydu. Colin ve Amelia'nın hikayesi... muhteşemdi. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Amelia ve Colin henüz yeni yetişkin olmaya adım attıklarında birbirlerine aşklarını itiraf etmişlerdi. Hem çocukluk aşkları hem de ilk aşklarıydı. Ancak Amelia'yı kurtarmak için Colin kendi hayatını ortaya koymuştu ve Amelia onun o zaman öldüğünü zannedip yıllarca yasını tutup hem çok iyi arkadaşı hem de kendisine iyi bir eş olacağını düşündüğü Kont Ware ile hayatına devam ediyordu. Ancak bir gün bir maskeli baloda gizemli Kont ile karşılaşan Amelia, içinde Colin ile beraber öldüğünü düşündüğü duyguları harekete geçer. Gizemli Kont, aslında Colin'dir. Amelia'nın daha iyi şartlar altında yaşaması için ondan ayrı kaldığı süre boyunca 2. kitaptan tanıdığımız Simon Quinn ile çalışır ve oldukça zenginleşmiştir. Artık sevdiği kadına hak ettiği hayatı yaşatabileceğini düşündüğünde ortaya çıkar. Ancak, tam Amelia'nın karşısına çıkmaya karar verdiğinde adının cinayete karışması ortalığı iyice karıştırır. Şimdi Amelia'nın karşısına çıkarsa onun da hayatını tehlikeye atacağını düşünerek maskeyle, kimliğini gizleyerek görünür ama o da ortalığı fena karıştırır. Amelia'nın azmi, gizemli kontun kimliğini öğrenme merakı bütün sırları ortaya döker ama hiçbir şey sırları ortaya çıkarmak kadar kolay değildir. Peki ya kırgınlıklar, kızgınlıklar ve gecikmiş bir aşk tekrar Colin ile Amelia'nın beraber olmasını sağlayacak mı? Bir de Colin'in peşindeki katil amacına ulaşacak mı? Kitap, aşk bakımından kesinlikle daha iyiydi. Daha yoğundu ve daha tutkuluydu. Zaten Amelia ile Colin'in sonunun nasıl olacağını Tutku Oyunları kitabıyla merak etmeye başlamıştık. Bunda tam da istediğimizi bize veriyor yazar. En azından bana istediğimi verdi diyebilirim. Bu kitapta Maria ile Christopher St John'u görmek muhteşemdi. Eee Amelia, Maria'nın kardeşi olduğu göz önüne alınırsa en az Maria kadar hünerli. Simon'ın yanındaki Fransız kadın adamın vaşını baha derde sokacak gibi, aralarında tutkulu bir aşk olmazsa iyidir. Ama içimden bir ses olacak diyor. Kedi köpek gibi olduklarından sanırım öyle hissettim. Kont Ware kitaptaki en masum en iyi en harika adamdı. Bence onunda kitabı olmalıydı. Çünkü Amelia için hem cidden ideal eşti. Adam resmen kendi elleri ile evlenmeyi planladığı kadını Colin'e verdi. O da aşkı bulmalıydı bence. Colin ile Amelia'ya gelirsek... bence en çok mutlu sonu hak eden çiftti. Colin, cidden sevdiği için her şeyi göze alabilecek bir adamdı. Hatta öyle ki Amelia, onu yalanları yüzünden affedemeyince yaşamak için nedeninin kalmadığını söylemesi... sonra da Amelia'yı kaçırıp evlenmeye götürmesi süperdi. :) Kitabı ben çok sevdim. Aslında söylemek istediğim birçok detay var ama spoiler olur diye susuyorum. Size de tavsiye ederim bu seriyi. Ayrıca bu seri her ne kadar farklı karakterler olsa da karmaşık okunamaz çünkü bir önceki kitaptan karakterin temeli atılıp tanıtılıyor, tanımadan okumak havada kalmasına neden olur bu yüzden sırayla okuyun.

Baskı: Tutku Oyunları (Georgian #2)

https://illekitap.blogspot.com/2019/08/sylvia-day-tutku-oyunlar-georgian-2.html Sylvia Day'in Georgian serisinin 2. kitabı ve ilk kitaptan kötü adam olarak tanıdığımız ama aslında pek de kötü olmayan Christopher St John'un kitabı Tutku Oyunları bu ay okuduğum ilk kitap oldu. Yazarın bu serisini cidden sevdim, özellikle de güçlü kadın karakterleri ve aşklarını hiçbir zaman çekinmeden söylemeyi seçen baş karakterler olması çok hoşuma gitti. Bir de hiç olay bitmiyor olması var... hep bir aksiyon var ve bu da benim romanslarda en sevdiğim özellik diyebilirim. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Maria, iki kocasının ölümüyle şüpheli duruma düşmüş ve bütün sosyete tarafından Kara Dul olarak anılan genç bir kadındır. Maria'nın tek amacı kız kardeşine ulaşmakken üvey babası onun bu amacına ulaşmaması için kız kardeşi Amelia'yı heo saklamaktadır. Amelia'nın iyiliği için üvey babasının istediğini yapmak zorunda olan Maria, bu sefer Christopher St. John'u ayartması ve sırlarını öğrenmesi gerekmektedir. Böylece üvey babası o sırları kullanarak ona şanyaj yapabilecektir. Christorpher St. John ise, hapishaneden çıkıp özgürlüğüne kavuşması için Maria'nın şüpheli bir şekilde ölen iki kocasının ölümüne dair delil toplamak için Maria ile yakınlık kurmalıdır. Her ikisi de kendileri için birbirlerine dair sırları öğrenme arayışındayken kader onlar için ağlarını çoktan örmüştür. Christopher ve Maria arasındaki cinsel çekim birbirlerine attıkları ilk adım olurken öğrendikleri küçük sırlarda birbirlerini biraz daha keşfetmek istemelerine neden oluyor. Her ikisi de aslında ihtiyaç duydukları şeyleri birbirlerinde buluyorlar ve aralarındaki ilişki sadece seks olmaktan çıkıp duyguları ve kalplerini ortaya koymaya başlıyorlar. Christopher'ın sahiplenici kişiliği, bütün o etrafa yaydığı korsan imajının altında saklanan iyi, merhametli ve adil yüreği resmen kalp çalacak cinstendi. Zaten Maria'nın kalbini de öyle çaldı bence :) Maria ise tam olarak kitaplarda görmeyi sevdiğim tarzda bir karakterdi. Güçlü, savaşçı, kendi çıkarları için her şeyi yapan, sevdikleri için gözünü bile kırpmadan kendini tehlikeye atabilen biri olması hayranlığımı kazandı. Amelia ve Colin en çok merak ettiğim karakterler oldı ve şimdi onların kitabıno okumayı planlıyorum. Bir de Kont Ware var... onunla da baya bir aşk üçgeni olcak gibi... Simon... kitapta en tarafsız kaldığım karakterdi. Serinin 4. kitabı onun kitabıymış, onunda mutlu olduğunu okumayı çok isterim çünkü bu kitapta çok dışlandı gibi geldi. Onu da mutlu görmek istiyorum. Kitaptaki olay döngüsünü, karakterleri ve karakterlerin arasındaki diyalogu, iletişimi çok beğendim. Kitabı da çok sevdim. Erotizm konusunda yazarın cüretkar kalemi olduğunu söylemeliyim, +18 kurgusu vardı kitabın. Eğer rahatsız olmuyorsanız okuyun kitabı. Sonra erotizmden dolayı gömmeyin. Ben sevdim ve serinin bütün kitaplaeı elimde olduğu için sırayla okumayı planlıyorum :) historical romans severler ve erotik romans severlere tavsiyemdir.

Baskı: Arzulanan Kadın (Georgian #1)

https://illekitap.blogspot.com/2019/07/sylvia-day-arzulanan-kadn-georgian-1.html Sylvia Day'in uzun zamandır elimde olan kitabını artık okudum. Neden beklettiğime dair en ufak bir fikrim yok ama geç olsun güç olmasın diyerek kitaba başladım ve iki günde bitirdim. Historical romans ile ayı kapatmak isteyince aldım elime kitabı ve bir baktım ki bitmiş. :) Sylvia Day'in Sana Soyundum kitabından kurgularının nasıl olacağını biliyordum. Erotizm dolu aşk hikayeleri yazıyor ve bunların içerisine de oldukça güzel bir şekilde aksiyon kısım harmanlıyor. Bu da aşk romanlarında benim tam aradığım şey olduğundan dolayı kitabı sevmemem mümkün değil. Kitabın kurgusu oldukça akıcı ve sürükleyiciydi. Bunun yanında günlükle ilgili gizemler kitaba ayrı bir heyecan katmıştı. Durum böyle olunca da kitabı bırakamayıp hemen bitirdim. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Elizabeth ve Marcus dört yıl önce birbirlerine evlilik sözü vermiş ve nişanlanmışlar ancak bir yanlış anlama yüzünden Marcus, Elizabeth tarafından terk ediliyor. O gece gidip başka bir adam, Hawthorne ile evleniyor. Marcus ise bunu öğrendiğinde Londra'yı terk ediyor, dört yıl sonra geri döndüğünde Elizabeth'in kocasının öldüğünü ve kocası tarafından bırakılan bir günlük yüzünden başının belada olduğunu öğrendiğinde çalıştığı teşkilat aracılığıyla hem ona yardım etmek hem de artık dul olan Elizabeth'i baştan çıkarmayı planlıyor. Ancak Elizabeth'i baştan çıkarmasının sonucunda onunla onunla evlenme kararı alıyor. Dört yıl ertelenmiş olan beraberliklerinin sonucunda mutluluğa ulaşmalarına engel olan tek şey, günlükteki sırlar ve peşlerindeki ölümlerini isteyen adamlardır. Günlüğün altında yatan nedenleri okumak ve getirileri kitaba en heyecan katan sayfalardı açıkçası. St. John ise... en az Marcus kadar sevdiğimi söylemeliyim. Bu arada St. John, Marcus'un gemilerini yağmalayan, mallarını çalan bir hırsızdır. Ama öyle hırsıza can kurban denilir ya o cinsten :) Sevdim herifi :) Marcus ve Elizabeth arasında olan aşk muhteşem, tutku eşsizdi. Birbirlerine karşı tutumları ise çok güzeldi. Elizabeth'in alıştığımız historical romanslardaki masum leydilerden olmaması ve ne istediğini bilen, risk alan bir kadın olması bence kitaba ayrı bir hava katmıştı. Elizabeth'in korkusuzluğu, cesareti ve sevdikleri için göze aldıkları muhteşemdi. Marcus'un karakteri, Elizabeth için göze aldıkları ise en az Elizabeth'in yaptıkları kadar güzeldi. Kitapta bir diğer hoşuma giden satırlar ise, Elizabeth'in ağabeyi William ve eşi oldu. Bir de Marcus'un kardeşleri ve annesi. Aile ve arkadaş ilişkilerine de dokunulmasını da ayrı bir sevdim. Kitabın +18 olduğunu söylemeliyim hatta kategorilendirildiğinde kesinlikle erotik romans arasında yer alır. Historical romanslarda bu kadar erotizme aşina değiliz ama yazarın farkı bu bence. Bir de içerisine karıştırdığı o gizem ve heyecan kitabı bir tık daha iyi yapmıştı. Ben sevdim ve historical romans severler denemeli eğer ki erotizm detaylarını okumaktan rahatsız olmuyorlarsa.

Baskı: Aşkın On Kanunu (Bevelstoke, #3)

https://illekitap.blogspot.com/2019/07/julia-quinn-askn-on-kanunu-bevelstoke-3.html Nasıl da özlemişim historical romans okumayı... özellikle de kurgularını çok sevdiğim Julia Quinn okumayı. Julia Quinn'in okumadığım kitabı kalmadı. Çıkan her kitabını okuyorum ve favori historical romans yazarlarımdan biri kendileri. Ancak hiçbir serisi Bridgertons serisi kadar muhteşem değildi orası ayrı. Şimdi Bevelstoke serisinin 3. ve son kitabı Aşkın On Kanunu kitabıyla bu seriyi de bitirdim. Bence serinin en güzel kitabı ilkiydi sonra ikincisi en son üçüncüsü oldu. Genelde serilerde son kitaba doğru iyi olur ama bu seride ilk kitap daha iyiydi ve sona doğru bir tık bozmuştu kitabı sanki yazar. Halbuki Sebastian en merak ettiğim karakterdi dahasını bekledim kitaba dair. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse; Annabel ailesinin hayatını biraz daha refaha ulaştırmak için Londra'ya büyükannesinin ve büyükbabasının yanına gelir. Ona uygun bir eş olarak arkadaşları olan ve bir varise ihtiyacı olan yaşlı kont Newbury ile evlenecektir. Ancak bir akşam baloda konttan kaçıp fundalığa saklandığında Sebastian ile karşılaşırlar. İsim vermeden, kendilerini tanıtmadan yapılan sohbetten memnun ayrılıp sonrasında tekrar karşılaşmalarında birbirlerini tanımaları ve kim olduklarını öğrenmeleri işleri iyice karmaşıklaştırır çünkü Annabel, Kont Newbury ile evlenmek zorundadır ailesi için ve Sebastian da Kont Newbury'nin yeğenidir. Annabel'in Sebastian'la yakınlaşması ortalığı karıştırırken aynı zamanda Londra sosyetesini de dedikodu ile çalkalanmasın neden oluyor. Ama tabi Quinn kitaplarında hep aşk kazanıyor :) Sebastian'ın zekası, hazır cevaplılığı, muzip tarafı muhteşemdi. Çoğu zaman eğlenerek okudum onunla ilgili satırları. Annabel'in klasik sosyatik kişilerden biri değilde taşra güzel olması, leydilerin uyması gereken kuralları anlamaması bazen kuralların dışına çıkması çok güzeldi. Tam romantik komedi tadındaydı, okurken oldukça eğlendiğimi söylemeliyim. Özellikle Sebastian'ın evlenme teklif ettiği kısımdan sonra :) süperdi. Olivia, Henry ve Louisa bence en güzel karakterlerdi. Olivia'yı zaten bir önceki kitapta çok sevmiştim bunda da görmek muhteşem oldu. Yaşanacaksa Yaşanacak kitabında adı geçen ve kitabıyla söz ettiren yazarın kimliği ve onunla ilgili kısımlarda çok iyiydi. Leydilerin ve lordların dünyasını cidden çok özlemişim, okurken çok mutlu oldum ve okuyamama durumumu kırdım sanırım. Ben bu yazarı ve kitaplarını seviyorum bence bir denemelisiniz :)

Yolcu 23
10/1025.07.2019

Baskı: Yolcu 23

https://illekitap.blogspot.com/2019/07/sebastian-fitzen-yolcu-23.html Sebastian Fitzek'in okuduğum 3. kitabıydı Yolcu 23 ve kesinlikle favori yazarlarımdan biri oldu kendisi. Her kitabıyla hem kurgusuyla hayran bıraktırıyor hem de öyle bir son yaratıyor ki yok artık diyerek şaşkınlık içerisinde okuyorsunuz. Kurguları, sıkmıyor, su gibi akıyor, merak uyandırıyor, zaman zaman geriyor ve sonunun nereye bağlanacağını heyecanla bekliyorsunuz. Asla da sonları tahmin edilebilir olmuyor. Bu yüzden bu yazarın okuduğum üç kitabında da aynı zevki aldım ve diğer kitaplarında da alacağımı düşünüyorum. Göz Koleksiyoncusu, Paket ve Yolcu 23 okuduğum kitaplarıydı, en etkilendiğim kesinlikle Göz Koleksiyoncusu diyordum ama bu kitap onunla yarışır nitelikteydi. Muhteşemdi. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; her yıl gemi seyahatlerinde ortalama 23 yolcu kaybolduğu için bu kayıplara yolcu 23 adını veren seyahat gemisi kaptanları yine öyle bir vaka için Martin'i yolcu gemisine çağırırlar. Martin, yıllar önce oğlunu ve karısını seyahat gemisinde kaybetmiştir. Karısı ve oğlu intihar etmiştir. Aynı gemiye bu sefer başka bir intihar vakasını araştırmak için çağrılan Martin çok daha büyük bir olayla karşı karşıya kalıyor. Çünkü intihar ettiği zannedilen Yolcu 23'ün ölmediği geri geldiği anlaşılıyor. Yolcu 23 henüz 11 yaşında küçük bir kız çocuğudur. Martin hem bu kız çocuğunun nasıl hayatta kaldığını araştıracak hem de gemide yeni meydana gelmek üzere olan intihar vakasını çözmeye çalışacaktır. Tabi bütün bunların yanında kendi ailesi ile ilgili de bilinmeyen sırları da öğrenmeye başlamaktadır. Kitap hem bir cinayet, gizem, araştırma gibi görünüyorken karakterlerin psikolojik savaşlarını da anlatıyor. Ama en çok da çocuklarla ilgili dokunduğu o detaylar insanın tüylerini ürpertiyor. Çok fazla detay veremem bu tür kitaplarda spoiler bütün hevesi öldürür diye düşünüyorum ama şunu söyleyebilirim ki her zaman görünen doğru değildir, görünenin altında yatanlar da öğrenilmelidir. Bu kitap bir kez daha bunu gösteriyor bize. Kitapta Martin'in kendi içindeki savaşı, küçük Anouk'u araştırması, kendi ailesi ile ilgili sırları keşfetmesi muhteşem bir şekilde kurgulanmış ve birbirine bağlanmıştı. Bütün olay döngüsü tek bir noktaya giderken kitabın sonunda öyle bir detay ortaya çıkıyor ki aslında görünenin altındaki sebepler ve yapılanlar okuru hepten şaşırtıyor. Yazarın şaşırtıcı sonları bu kitapta da vardı. Kitabın sonunda olaylar bir bir çözülürken ortaya çıkan sırlar aslında baya şaşırtıcıydı. Bu detayları kurguya böylesine sağlam alması yazara karşı duyduğum hayranlığı arttırdı. Muhteşem detaylar, sır gibi saklanmış acımasız gerçekler, soluksuz akan bir kurgu ve şaşırtıcı bir sonla kitap mükemmeldi. Özellikle son bölümde Martin'in karşılaştığı gerçek, Tom'un karşılaştığı kadın... şöyle bir bakınca asla durdurulamayan bir döngünün varlığını gösteriyor. Psikolojik gerilim severler mutlaka denesinler bu kitabı. Bence bu yazarı kaçırmayın mutlaka deneyin. Ben şahsen bütün kitaplarını tek tek okumayı planlıyorum.

Baskı: Limos - Mahşerin Dört Atlısı #2

https://illekitap.blogspot.com/2019/07/larissa-ione-limos-mahserin-dort-atls-2.html Mahşerin Dört Atlısı serisinin ikinci kitabı Limos'u da okudum. Mitolojiyi, paranormal romans kitaplarını seviyorsanız mutlaka denemelisiniz. Ayrıca aşkı da savaşı da romantizmi de muhteşem şekilde işlenmişti. Ares'i çok sevmiştim ama Limos daha güzeldi. Kitapları sırayla okumalısınız, çünkü hikaye her ne kadar dört atlıyı anlatsa da devam niteliğinde. Bu kitapta da, Reseph'in mührü kırıldıktan sonra şeytani özellikleri ağır basmış mahşeri getirmek için kardeşlerinin de mührünü kırmaya çalışıyordu. İlk kitapta Ares'in mührünü kırmanın peşindeydi şimdi de Limos'un mührünü kırmayı amaçlıyordu ama tabi bu sırada Than'ın da mührünü kırmanın peşinde planları yapıyor temellerini atıyordu. Kitap, ciddi anlamda çok iyi kurgulanmıştır. Arik'in şeytanlar tarafından kaçırılıp Sheoul'a götürülmesi, orada işkence görmesi, bütün işkencelere karşı Arik'in dayanması, cesareti, sabrı ve Limos'a sadakati muhteşemdi. Limos'a sadakati diyorum çünkü Limos cehennemin Karanlık Lordu ile nişanlı ve Limos'un sevgilisi cehennemde onun adını haykırması, seslenmesi Limos'u Karanlık Lordu'n yanına çekecektir ancak bütün işkencelere rağmen Arik pes etmeyip Limos'a seslenmiyor ve bir şekilde ellerinden kaçmayı da başarıyor. Arik'in kendi ailesi ile ilişkisi çok güzeldi. Tıpkı Limos'un da kardeşleri ile ilişkisi süperdi. Özellikle Limos'un geçmişinden kalma bütün yalanlarının ortaya çıkmasından sonraki davranışları süperdi. Arik ile Limos'un arasındaki ilişki süperdi. Önce Limos'un yalanlarının yarattığı etki, sonrasında Arik'in affetmesi, birbirleriyle ilişkisi muhteşemdi. Çok romantikti. Nasıl aşk doluydu anlatamam okumanız lazım. Than konusunda ise, Regan'ın yaptığı planlar ve planlarının sonucu 3. Kitabı çok fazla merak etmeme neden oldu açıkçası. Bir an önce başlamak istememe neden oldu. Ay bitmeden seriyi bitirmeye niyetim var :) Ayrıca Reseph'in sonu da çok merak uyandırıcı, hala bir plan peşinde koşuyor ve hala dünyaya kıyameti yayıyor bu da her an dünyanın sonuna daha da yaklaşıldığını gösteriyor. Resmen seriyi peş peşe okumalı ve soluksuz bir maceraya adım atmalısınız. Bütün güzel yorumların ardında şikayetçi olduğum bir nokta var ki çeviri ve edisyon... hem imla hataları çok vardı hem de kitabın bir yerinde cümle çevrilmeden direk İngilizce olarak bırakılmıştır. Hadi çevirmen orayı öyle bıraktı edisyonda da mı dikkatlerini çekmedi. Anlaşılan çeviriden direk matbaaya gönderilen kitaplardan biri. Böylesine güzel kitapları çeviri ve edisyonla berbat ediyorlar ya nasıl sinir bozucu oluyor. Ben bu seriyi şiddetle tavsiye ederim muhteşem bir fantastik seri. Ancak +18 olduğunu da not düşeyim çünkü baya bir sex sahnesi var.

Baskı: Görkemli Ölüm (Eve Dallas, #2)

http://illekitap.blogspot.com/2019/07/nora-roberts-gorkemli-olum-olum-serisi-2.html Eve Dallas ya da Ölüm Serisi'nin ikinci kitabı Görkemli Ölüm kitabı da bitti. Bu seri romans olmanın yanında polisiye, dedektifli bir seri de aynı zamanda. Eğer polisiye seviyorsanız bence deneyin. Çünkü her ne kadar aşk dokunuşları olsa da kitaplarda hep bir seri cinayet vakası bulunmakta bu yüzden polisiye severlerin de severek okuyacağı türde bir seri. Nora Roberts'in bence bu türde -romantik suspense- iddialı kalemlerden biri olduğunu bir kez daha anladım ciddi anlamda kadın bu işi biliyor. Görkemli Ölüm kitabında Eve Dallas'ın yeni davası oldukça sevilen bir savcının boğazı kesilerek öldürülmesi ve bu cinayetlerin dur durak bilmemesi. Savcının ardından bir aktrisin de aynı tarzda öldürülmesi ve her ikisinin de ortak tanıdığı olarak tekrardan Roarke'nin adının geçmesi bütün olayı karman çorman ediyor. Çünkü ilk kitaptan sonra Eve ve Roarke bir ilişkiye başlamışlardı bu olaylar yüzünden ilişkileri büyük bir sınavdan geçiyor. Sınıfta mı kalacaklar yoksa aşklarına mı tutulacaklar diye merak ederken üçüncü bir cinayet katilin durmadan devam ediyor olması işleri iyice karmaşıklaştırır. Ama Eve o kadar dikkatli bir dedektif ki bazılarının normal deyip es geçeceği detayları yakalayarak katilin peşine düşüyor. Cinayetin işlenişi, katilin sebepleri, Eve'in katilin kim olduğunu bulması ve yakaladığı detaylar muhteşem bir şekilde kurgulanmıştır. Hayranlık duyulacak bir polisiye kıvamındaydı. Eve ve Roarke arasındaki ilişki ise... muhteşemdi. Roarke kesinlikle adamsın... Cinayet yüzünden kavga etmeleri, aralarının soğuk olması, Eve'in Roarke'ye gidişi... ilk seviyorum demeler... yapılan kaçamaklar… güvenler... her şey çok güzeldi. Roarke'in kütüphanesine Eve'in dalışı, sorgulaması ve sonrasında gelen itiraflar muhteşemdi. Bayıldım o sahneye. Eve'in son sahnede yaptıkları.. Roarke'nin balosundan kaçıp katilin peşine düşmesi, başına gelenler ve her zaman her daim yanında olduğunu gösteren Roarke muhteşemdi. Kitabın sonunda yapılan evlenme teklifi ise... biliyorum bu spoiler oldu ama demeden geçemeyeceğim çok iyiydi. :) Roarke'nin zamanlaması muhteşemdi. Bayıldım. Eve'in tepkisi falan.. ayyy çok güzeldi. Roarke'in bulunduğu her sahne abartısız muhteşemdi. Adamın her bir mimiği, söylediği söz, gözleri ile anlattığı şeyler... Ahh bir de Meksika'da sevişmelerini fark etmeden kameralara kaydedilmesi ve orada duyduğu mahcubiyet… Ahhh Roarke ahhh… seni tanıdıktan sonra nasıl evleneceğiz biz başkasıyla... Bu ay okumayı planladığım kitaplar var onlar olmasa mutlaka serinin 17 kitabını da peşpeşe bitirirdim :) O kadar iyi. Umarım Epsilon yeni basımlar yapar sizde alabilirsiniz bu seriyi. Ayrıca umarım serinin devamını da getirirler.

Baskı: Çıplak Ölüm (Eve Dallas, #1)

https://illekitap.blogspot.com/2019/07/nora-roberts-cplak-olum-olum-serisi-1.html Herkesin şiddetle tavsiye ettiği, artık ilk kitaplarının ne yazık ki bulanamadığı ya da çok fahiş fiyatlara satıldığı seri olan Ölüm Serisi ya da bir diğer değişle Eve Dallas Serisi'nin ilk kitabı Çıplak Ölümü okuyanlar kulübüne bende katıldım. Seriyi toplamak baya zamanımı aldığını itiraf etmeliyim ve küçük bir servete de mal oldu açıkçası ama şunu söylemeliyim ki ilk kitabı okuduktan sonra kesinlikle değdi. Okuyan herkesin neden bu kadar sevdiğini çok net bir şekilde anladım mesela. Okurların neden Roarke diye ölüp bittiğini de anladım ve itiraf etmek gerekirse bütün kitap boyunca ben de ölüm bittim. Nora Roberts'in ülkemizde yayınlanan ve en çok okunan serilerinden biri. Romantik Suspence denilen romantik gerilim türünde ve yurt dışında kırk küsür kitabı yayınlanırken bir de 17 kitapta kalmış olup devamını henüz gelmemiştir. Ahh bir de 17'de 34'e atladı yayınevi ama ara kitaplarını çıkaracaklarını söylediler. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; ultra ileri teknolojili bir dönemi konu alıyor. Bu dönemde polis olan Eve Dallas, bir senatörün torununun öldürülmesi davasını alıyor ve ardından devam eden cinayetler oluyor. Bu arada kitabın konu olduğu dönemde daha teknolojik silahlar kullanılırken eski silahlar sadece koleksiyoncularda bulunuyor. Cinayet de eski silahlarla işlendiği için koleksiyonculardan biri olan Roarke şüpheliler listesine adını yazdırıyor. Eve de Roarke'yi dava ile ilgili sorguladığında Roarke ikisi arasında bir çekil olmaya başlıyor ve Roarke kafasına Eve'yi elde edeceğini koyuyor. Tabi bu sırada cinayetlerde devam ediyor ve Eve farkına varmadan bir seri katil davasının peşine koşturur oluyor. Tüm bunların yanında Roarke ile de iletişim kurmak durumunda kalırken iki gencin arasındaki çekim tavan yapıyor ve aralarında aşk filizleniyor. Kitapta hem romantizm okurken hem de bir polisiye detay okuyoruz. Kesinlikle benim gibi cıvık aşkı sevmeyenlerin bayılarak okuyacağı kitaplardan biri. Eve Dallas'ın karakterine, yeteneklerine ve savaşma gücüne hayran olmamak mümkün değil. Roarke ise.. .anlatılmaz yaşanır! Adam ultra zengin, gezegen sahibi, ülkenin yarısının sahibi olması falanı kenara bırakırsak karakteristik olarak biz kızların aradığı her şeye sahip diyebilirim. Tabi Roarke'nin kendi tabiriyle bir kadında aradığı her şeye de Eve sahip. :) Cinayetlerin işlenme tarz, detaylar çok güzel kurgulanmıştı. Özellikle sonunda bağlandığı nokta... itiraf ediyorum şaşırttı böyle bir şey beklemiyordum ve nedense ben de hep Eve'nin şüphelendiği gibi polis teşkilatından birini bekliyorum. Hatta Feeney bile olabilirdi. Roarke'nin Eve'e böylesine destek olması, yanında olması çok güzeldi. Hatta duygu inkarı falan olmadan kabullenip aşık olduğunu söylemesine bayıldım. Size saatlerce sürecek kadar Roarke'eyi anlatabilirim ama adamı yorumlarda okumamalı yaşamalısınız. İnsanların bu seriyi neden bu kadar çok sevdiğini anladım. Cidden dedikleri kadar varmış, süperdi! Bulabilir misiniz bilemiyorum ya da yayınevi yeniden baskı yapar mı onu da bilemiyorum. Ama umarım okuma şansınız olur ve kitabı okursunuz. Şiddetle tavsiye edebilirim bu seriyi size.

Oyun
4/1030.06.2019

Baskı: Oyun

https://illekitap.blogspot.com/2019/06/stephen-king-oyun.html Bu ayın son kitabını da Stephen King kitabıyla yapayım dedim ve elime herkesin çok sevdiği Oyun kitabını aldım. Keşke bende çok sevdim diyebilseydim. Çünkü ne yazık ki sevemedim. Ve bir keşkem daha var o da keşke kitabı bitirebilseydim. Resmen okurken sayfalar akmadı, kelimeler gitmedi. Üç gün boyunca elimde süründü ve sadece 80 küsür sayfa okuyabildim. Ne yazık ki bu kitap pek benlik çıkmadı. Ya yazın okunacak bir kitap değildi ya kitabı okumak için doğru bir zamanda değildim ya da gerçekten bana hitap eden kitaplarından değildi. Neden bilmiyorum olmadı bu sefer. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Jessie kocasıyla beraber göl kenarındaki evlerine gidip bir gece kalacak ve kocasının fantezilerinden birini gerçekleştireceklerdir. Ancak Jessie'nin isteksizliği ve kocasını reddetmesi, kocasının ısrarıyla derken kocası Gerald aniden ölür. Jessie ise ıssız olan evde, çevrede elleri yatak başlığına kelepçeli ve sadece iç çamaşırı ile kalır. Asıl konu da oradan sonra başlıyor zaten. Anladığım ya da okuduğum kadarıyla çok fazla sohbet içerikli değil kitap. Olay da çok yok gibi. Jessie'nin kendi iç dünyasıyla savaşı ve psikolojisini anlatıyor diye düşünüyorum. Sonunu merak ediyorum, ama kitap akmıyor ve o kadar sıkıldım ki yarım bırakmak zorunda kaldım. Ama bir gün tıpkı Kara Kule serisine devam edeceğim gibi bu kitabı da baştan okumayı deneyeceğim. Umarım o zaman severim ama şimdilik pek sevemedim. Sabırlı bir okursanız deneyin ama kesinlikle yazın okunacak bir kitap değil bunu da not düşeyim. En azından benim için değildi.

Baskı: Yalancının Mumu Aşkla Söner

https://illekitap.blogspot.com/2019/06/mehtap-soyuduru-cicek-yalancnn-mumu.html Bir Türk yazarın yorumuyla daha karşınızdayım. Çok sevgili Mordüşler Bloğundan Gizem, yazarın kitaplarının çok sevimli olduğunu söylemişti ben de hem onun sözlerine hem de kapağın sevimliliğine güvenerek okudum kitabı. Oldukça sevimli, fazlaca eğlenceli, çok fazla günlük hayatta karşılaşabileceğimiz detaylarla süslü olan bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Okurken eğleniyorsunuz ve bazen ne kadar da doğru dediğiniz veya aferin sana kızım dediğiniz çok fazla şeyi okuyorsunuz kitapta. O bakımdan karakterler her an bir yerden fırlayıp karşınıza çıkabilecek karakterlerdi. Bütün bunların yanında da zaman zaman sıkıldığımı da söylemeliyim. Özellikle kitabın başında, eğer hep böyle devam ederse yarım bırakırım diye düşündüğüm çok satır okudum ancak neyse ki ilerleyen sayfalarda karakterimiz Funda'nın iç sesleri ya da kendisi ile ilgili savaşı bir yerde azaldı da konuya girebildi diye düşündüm. Cidden kitabın başlarında sıkıldım. Ne okuyorum ben tereddütü de yaşadım ancak ilerleyen sayfalarda özellikle Cihan olaya dahil olduktan sonra hem eğlenceli hal aldı hem de sıkılmadan gülerek ve zaman zaman da kızarak bitirdim kitabı. Kitabın kısaca konusuna değinmek istiyorum; Funda veterinerlik bitirmiş ama asla mesleğini yapmayı planlamayan, babasından yadigar kalan otogardaki tostçu dükkanını işleten bir kız. İşleri o kadar kötü gidiyor ki hep bir çıkış yolu bulma çabasında. Bu çıkışlardan biri de gelen müşterilere kahve içene fal bedava diyerek fal bakıyor. Bir gün Cihan dükkana geliyor ve kahve içiyor. Cihan da psikolog ve annesiyle beraber özel klinikte çalışıyor. Klinik de annesinin... Aynı zamanda zengin aile çocuğu. Her neyse, Cihan'ın falına bakmak için Funda yalan falan söylerken yalanlar alıp başını gidiyor ve birden eşcinsel olduğunu dile getiriyor. Cihan'ın bu konuda ilgisini çekince Cihan tarafından kliğine davet edilir. Derken hem çok sıkı arkadaş oluyorlar hem de yavaştan aşk filizlenmeye başkamaktadır. Funda'nın birer birer yalanları ortaya serilirken ikili arasında romantik, sevimli ve eğlenceli bir sürü diyalog okuyoruz Cihan'ın Funda'ya karşı olan tavırları çok sevimliydi. Funda'nın hazır cevaplılığı, eğlenceli kişiliğini de çok sevdiğimi söylemeliyim. Çok aşırı duygu yoğunluğu yoktu ki ben genelde öyle kitapları severim ve ama değişik bir şekilde bu kitabı da sevdim sanırım. Romantik komedi tadındaydı keşke başlardaki ve aralardaki o Funda'nın alakasız düşünceleri olmasaydı diye düşünüyorum. O zaman daha çok sevebilirdim. Eğer sizi çok yormayacak, okurken eğlendirecek, hafif ve romantik bie kitap okumak isterseniz deneyin derim.

Kor Adası
10/1024.06.2019

Baskı: Kor Adası

https://illekitap.blogspot.com/2019/06/kimberley-freeman-kor-adas.html Kimberley Freeman, en sevdiğim yazarlardan biri olma yolunda ilerliyor. Yazarın kurgularının çok iyi olmasının yanında o kadar güçlü duygu aktarımları var ki resmen içinizde fırtınalar koparırken bir anda yüzünüze gülümseme oluşturabiliyor. Yazarın ,ülkemizde yayınlanan toplamda 7 kitabı var ve ben Kor Adası ile beraber üç kitabını okumuş bulunuyorum diğer 4 kitabı da okuma listeme aldım kesinlikle okuyacağım. Cidden es geçilmemesi gereken yazarlardan. Okuduğum üç kitabında da keşfettiğim ortak özellikle kadınların ne kadar güçlü olduğuna değinmesiydi. Kurgularında asla zayıf karakterler değil, her şeye rağmen güçlü ve hayatta kalmayı başaran karakterler yer alıyordu ve bu bir kadın olarak en sevdiğim özelliği oldu. Bu kitabında da kadın karakter her şeye rağmen ayakta kaldı ve güçlüydü. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, bir yazar olan ve büyük büyükannesinden kendisine miras kalmış olan Kor Adası'ndaki eve giden Nina orada büyük büyük annesinin günlüklerinin sayfalarını bulur. Hem onları merak edip okurken hem de yaşadığı yazar tıkanıklığını atlatmaya çalışırken bir yandan da kırık olan kalbi yeniden alevlenmeye başlamaktadır. Bütün bunların yanında geçmişte büyük büyükannesi Nell'in yanına mürebbiye olarak gelen Tilly'nin hayat hikayesine değiniyor kitap. Bence asıl hikaye de Tilly'nin hikayesi. Bütün acıları, çaresizlikleri, umutları, hayal kırıklıkları ve ihanetleri sonucunda hayatta kalmayı, ayakta kalabilmesi muhteşem bir şekilde anlatılmıştı. Onunda aşkı bulması, yaptığı hatalara rağmen mutluluğu yakalayıp yakalayamayacağını okumak eşsiz bir tat verdi. Tilly'nin yaşadıkları... kocası Jasper ile olan hayatı, evliliğe dair umutlarının yok oluşu, hayal kırıklığı, ihanete uğraması ve yalnız kalıp ayakta kalması muhteşem bir şekilde işlenmişti. Resmen bazı gülümseten detayların yanında okurun içini öfke ve kin fırtınaları estirecek detaylarla işlenmişti kurgu. O an yanımda Jasper olsaydı muhtemelen önce kazığa oturtur sonra parçalara bölerdim. Öylesine bir öfkeyle dolduracak şekilde şeyler yaptı ve yazar bunu öylesine iliklerimize işleyecek kadar muhteşem kurgulamıştı. Tilly'nin Kor Adası'na gitmesi ve orada Nell ile olan ilişkisi gülümseyerek okuduğum detaylardı. Nell'in babası Sterling ile arasındaki ilişki ise bence kitabın en güzel şeyiydi. Çünkü kitapta bence mutluluğu en çok hak eden karakterdi Tilly. Ama en çok hayran olunacak kadındı da aynı zamanda. Nina'ya gelirsek, onun Kor Adası'nda hayatı ve orada kalbini tekrardan açması güzeldi. Kitabı geçmişi geleceğe bağladığı noktaydı ve oldukça iyiydi de bence. Çünkü hep Tilly'nin hikayesinin Nina'ya nasıl bağlanacağını merak etmiştim. Ben bu kitaba bayıldım.Çok güçlü bir kurgusu vardı ve dediğim gibi duygular muhteşem anlatılmıştı. okuru iliklerine kadar hissettiriyordu duyguları. Bu yazarın kitaplarını neden ilk çıktığı zamanlarda okumadığımı sorgulamaya başladım ve yavaş yavaş yazarın bütün kitaplarını okumaya niyetlenmeme neden oldu. Size de tavsiye ederim, mutlaka okuyun.

Baskı: Ares- Mahşerin Dört Atlısı #1

http://illekitap.blogspot.com/2019/06/larissa-ione-ares-mahserin-dort-atls-1.html Uzun zamandır okumayı istediğim, aşırı derecede merak ettiğim bir serinin ilk kitabı ile karşınızdayım. Mahşerin Dört Atlısı serisinin ilk kitabı Ares'in yorumu ile geldim. Bu aralar paronormal romans okuyasım var ve hazır elimde varken bu seriyle o isteğimi tatmin edeyim dedim. Öncelikle söylemeliyim ki bu seri ilk çıktığından beri ilgimi çekiyordu ve merak ediyordum çünkü hep okumayı sevdiğim bir türdü. Bunun yanında seriye dair de çok güzel yorumlar okumuştum merakım iyice tavan yapmıştı ve bütün o yorumların hakkını veren bir kitap okudum diyebilirim. Larissa Ione, 6 kitaptan oluşan ama sadece 4 kitabı ülkemizde yayınlanan ve yayınevinin heba ettiği serilerden biri olduğunu düşündüğüm akıcı bir kurgusu olan ve heyecanın hiç bitmediği bir kitaptı. Açıkçası çevirmenin ve editörün çok da güzel bir iş çıkardığını da düşünmüyorum çünkü bence biraz o yönden de kurban olmuş bir kitap gibi geldi bana. Kitabın konusuna azıcık değinmek gerekirse Mahşerin Dört Atlısı, Dünya'da kaosu yaratmasınlar ve iyilikle kötülüğün dengesi bozulmasın diye mühürlenerek iç güdülerine gem vurulmuştur. Mühürler kırıldığında direk içgüdülerine yenilerek isimlerin hakkını verecek ve dünyayı mahşer gününe götüreceklerdir. Bu yüzden bu mühürlerin kırılmaması gerekmektedir. Ancak Reseph'in mührü kırılır ve simgesi olduğu "Salgın" kaos yaratmaya başlar. Mahşerin gelmesi için çalışırken aynı zamanda diğer kardeşlerinin de mühürlerini kırmak için harekete geçer. İlk hedefi Ares'dir. Çünkü Ares'in mührünün kırılması demek savaşın başladığı anlamına gelir. İki kardeşin mührü kırıldı mı diğerlerini kırmak daha kolay olacağından ve Ares'in mühürünün kırılmasını hedefler. Ares hem mührünü korumaya çalışırken hem de içgüdülerine engel olmaya hedefler. Çünkü Reseph'in başlattığı salgınlar sebebiyle ölümler çoğalırken ufaktan savaşlar patlak verirken Ares o savaşların içerisine çekilmektedir. Bu durum bütün kardeşleri etkilerken engel olabilmek adına çabalamalarını anlatıyor kitap. Tabi bir de ansızın olaya dahil olan Cara'da ortalığı iyice karıştırırken Ares hem aşk hem de mahşer günü için savaşmak zorunda kalıyor. Kitabın konusunu çok sevdiğimi söylemeliyim. İmla hataları ve zaman zaman çeviri hataları olduğunu düşündüğüm kısımlar olmasaydı çok daha akıcı olurdu kitap bence. İlk sayfalardaki o anlatımlar, hayatta kalma olayları ve direk konuya girmesi süperdi. Hemen heyecanla başladı ve heyecanla gitti diyebilirim. Cara ve Ares arasındaki iletişim, Cara'nın gücü ve karşısındaki Mahşerin Dört Atlısına karşı tutumu süperdi. Küçük kedicik bazen aslan oluyordu ve ben o satırları sevdim. Özellikle kendilerinden korkulurken bir anda kaldıkları tepkiler süperdi. Ares'in Cara'ya karşı duyguları, duyguları ile savaşırken genç kadının Ares'e olumlu teğpkileri ve sonunda yenilerek verdiği karşılık ve aşkın gücü vahov dedirdi. Cehennem köpekleri ile olan sahneleri sevdim ve Cara'nın hayvanları iyileştirme yeteneği ve sonrasında gelen sadakat bir an düşündürdü. İnsanların yapamadığını hayvanların yapıyor olması onların bizlerden daha üstün olduğunu düşündürdü. Kitabın sonunda Reseph ile savaş sahnesi ve Cara'nın ölüme gidişi muhteşemdi. O sayfalar soluksuz okunacak türdendi ama en şok eden detaylar Hades ve Cerberus'un olaya dahil olması oldu. Ama o kadar melekler ve şeytanlar dünyasından bahsederken onların olmaması olmazdı bence. Kitabı çok sevdim. Edisyonunun özensiz olması ve imla hatalarının olmasına rağmen sevdim. Yazık olmuş kitaba nefes kesen bir kurguya sahip olup da harcanması üzdü. Şimdi serinin ikinci kitabını da okuyacağım çünkü Reseph'i nasıl durduracaklarını merak ediyorum :)

Beklenmedik Anda
10/1019.06.2019

Baskı: Beklenmedik Anda

http://illekitap.blogspot.com/2019/06/tugba-atc-cosar-beklenmedik-anda.html Tuğba Atıcı Coşar'ın okuduğum 3. kitabıydı ve kadının kalemine bayılıyorum. Cidden çok seviyorum. Diğer iki kitabını da çok sevmiştim bunu da çok sevdim. Ki bu hikaye wattpadde yayınlanırken her bölümünü hatim etmeme rağmen kitap olarak okumak paha biçilemezdi. Hep kitap olmasını istemiştim ve bunu Tuğba'ya da hep dile getirmiştim, şimdi ellerimde kitap ve zevkini sürerek okumanın tadını çıkarıyorum. Tuğba'nın kurguları akıcı, sürükleyici ve kim ne derse desin aşkı iliklerinize kadar hissettiren bir kalemi var. Öyle cümlele kuruyor ve kelimeler üzerinde hakimiyeti o kadar iyi ki bazen sırıtırken bazen kaş çatıyorsun bazen öyle bir noktaya geliyor ki karakterler yerine sen saydırıyorsun. Bu yüzden bence kaliteli Türk yazarlarımızdan biri ve umarım hiç yazmayı bırakmayacak ve kitaplarını bol bol okuyacağız. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse; Masal arkadaşının düğününde damadın ağabeyi olan Sedat'a vurulur ve bunu Sedat fark etse de umursamaz. Zaman içerisinde Sedat evlenir ve evliliği sonlanıp boşanır bekar bir adam olarak hayatına devam ettirir. Yıllar sonra Masal ve arkadaşları yılbaşı planları yaparken Sedat'ın evine gitmeye karar verirler, Sedat'ın orada olmamasını fırsat bilip bunu değerlendirmek isterler. Ancak hiç de planlandığı gibi gitmez. Eve erken varan Masal, kar yağışı ve yolların kapanması sebebiyle arkadaşlarının gelememesi ve Sedat'ın geri dönmesi ile Masal ile Sedat evde yalnız kalır. Masal hala içten içe Sedat'ı severken Sedat ise Masal'ı arzulamaktadır. Bir anlaşma için bir kaçamak yaparlar ve herkes hayatına döndüğünde unutulacağına dair anlaşırlar ancak işler pek öyle devam etmez. Hayatlarına döndüklerinde Sedat, Masal'ı bırakmaz ilişkilerine devam etmek ama gizlemek ister. Masal ise normal bir ilişki istemektedir. Her iki genç çıkmaza sürüklenirken aşk her ikisini de kavurmaya başlar. Ancak hiçbir şey göründüğü gibi basit değildir. Çünkü Sedat'ın kalp kırıklıkları ve geçmişi önlerine hep engel oluşturmaktadır. Kitap anlayacağınız bir yerde çok fena darbe yeyip kalbi parçalanmış, kadınlara güvenini yitirmiş bir adam olan Sedat ve ona aşkı öğretecek olan Masal'ın hikayesi. Sedat'ı tanıdığımdan beri söylediğim tek şey, öküz olduğuydu. Ama sıradan öküz değil... yakışıklı, karizmatik, ateşli, kıskanç, sahiplenici bir öküz. Yani klasik biz kızların istediği hayran olduğu ökzülerden :D Masal ise.. kadına hayran oldum diyebilirim. Evet aşkı için savaştı ve pes etmediği gerektiği yerde tavrını koyup pes etti ama Sedat'ın ne istediğini bilip peşinden koşması da yelkenleri suya indirmesine neden oldu. Sevdim ben Masal'ı ki normalde pek kadın karakter sevmem :D Masal'ın arkadaşlıkları çok güzeldi. Kızları çok sevdim zaman zaman kendi arkadaş grubumu hissettim okurken :D aynı biz yani :D Erkekler ise... Kızlar kadar sadıklardı... Masal'ın babasıyla yaşanan sahne çok güzeldi. Evet, Sedat çok fena öküzlük yaptı alttan alması parlamaması gerekiyordu ama bence Masal'ın babası da fazla ileri gitti. Ancak düşünüyorum da sanırım kız babası olmanın getirisi bu tavırlar. Sedat'ın Masal ile flört etme tavırları, onun gönlünü alma halleri, kıskançlıkları çok sevimliydi. Bazen öyle sahneler vardı ki gülsem mi ayy çok tatlısınız desem mi karar veremedim. Son evlenme teklifi ettiği sahne ise süperdi. Orada resmen aslan kedi oldu modu vardı çok eğlendim. Ama en çok hoşuma giden yer kesinlikle kitabın sonundaki Sedat tarafından yazılan satırlardı. Ve evet itiraf ediyorum Sedat'ın dediği her bir tepkiyi verdim :D Neyse çok uzatmayayım ve yorumumu bitireyim yoksa kitabı size sabaha kadar anlatırım :) Ben kitabı cidden çok beğendim. Hikayeyken de beğenmiştim ve kitap halini de çok beğendim. Ancak uyarmadan edemeyeceğim kitap +18 bu yüzden bu tür sevişme veya cinsellik sahnelerinden rahatsız oluyorsanız kitabı okuyup gömmeyin boş yere. Tuğbam yeni kitabını çabucak beklemedeyim :)

Beni Sevdiğin Kadar
3/1012.06.2019

Baskı: Beni Sevdiğin Kadar

http://illekitap.blogspot.com/2019/06/asl-genc-gursk-beni-sevdigin-kadar.html Bir Türk yazarın kitabıyla karşınızdayım. Zaman zaman diyorum ki Türk yazarlardan da muhteşem kurgular çıkıyor ama zaman zaman da böylesine heveslenip aldığım kitaplar beni hayal kırıklığına uğratıyor da. Bu kitap da heveslenerek aldığım, kapak tasarımına tav olduğum ama hayal kırıklığına uğrayıp beklediğimi bulamadığım bir kitap oldu. Şimdi size soruyorum. Sizce de kitabın tasarımı romantik komedi havasında değil mi? Şahsen ben öyle hissettim ve ne yazık ki kitap öyle değildi. Tabi ki kapaklar her zaman yanıltıcı olabiliyor, ama bu kapak bence romantik komedide çok daha güzel olurdu gibi geldi. Yazarın kitabını ilk kez okudum ve bence kendisini geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kurgu hikaye olarak çok güzel olabilir ama kitap olmak için biraz hafif ve duygudan yoksun kalmış gibiydi. Şimdi yazarın fanları gelip de beni topa koymasın ama bu benim şahsi düşüncem. Türk yazar ve şans vermek istedim. Bir okur olarak fikirlerimi söylemeliyim ki yazarda eksiklerini fark edip onları geliştirmeye çalışmalı bence. Bu yüzden umarım bu yorumu okurken çok alınmaz, kırılmazsınız. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; henüz 19 yaşında kardeşinin kaybetmiş ve annesi bu kayba dayanamayıp hayata küsmüş olan Oğuz, dedesinin karşısına gelip evlenmesini talep etmesiyle hayatı tepeteklak oluyor. Karşısına çıkardığı babasının kaybetmiş, kimsesi olmayan Firuze ile dedesinin zoru ile evlenen Oğuz, başlarda genç kadını yok saysa da zamanla ona aşık oluyor. Tabi ki Firuze tarafında da durum aynı şekilde. Başlarda Oğuz'u önemsemese de zamanla aşık oluyor. Tam aşklarını birbirlerine itiraf ettiler mutlu son diyeceğimiz zamanda başka olaylar çıkıyor ortaya. Genel olarak bakıldığında tam bir Türk filmi kıvamındaydı kitap. Umulmadık entrikalar ve ihanetler... bir anda ortaya çıkan başka haberler... falan... Kitapta sevdim diyebileceğim kısım okunsun diye +18 içerik konulmamasıydı. Çünkü biliyorsunuz ki bazı yazarlar sırf okunma oranı için bu kısımları yazıyorlar. Bu kitabın öyle olmamasını sevdim. Bir de karakterlerin utangaç ve naif yapılarını sevdim. Eleştirebileceğim kısımlar ise sanırım biraz fazla. Öncelikle çok fazla kolay aşık oldular. İstenmeyen bir evlilik yaptılar, başta yok sayma modu yaratmaya çalışıldı ama sonra aşık olma yolu göründü, bir anda aşk itirafları ortaya çıktı. Arkadaş hangi ara aşık oldunuz siz. Duygu kısmında biraz eksiklik vardı kitapta. Bir de Firuze'nin başına gelenler, Nurullah ve Ebru yengenin yaptıkları falan... ne bileyim bir rakip, ihalede karşı karşıya geldiği bir başka firma falan olsaydı daha güçlü bir yöne gidebilseydi kurgu güzel olurdu ama bu hali biraz hadi bunu da yazayım hareket gelsin modu hissettirdi. Mustafa Dede'nin itirafı ve oğluyla ilgili açıkladığı gerçek ise... bence o hiç olmasaydı ev bütün suç dedede kalsaydı daha iyi olurdu bu şekilde sanki dede affedilebilsin modu olmuş. Ayy çok eleştirdim susuyorum.Ancak benim beklentimi karşılayan bir kitap olmadı ne yazık ki :( Dilerim yazar kalemini biraz daha geliştirir ve duyguları ön plana çıkartarak okuru etkileyecek şekilde yazar. Yolu açık olsun diyorum kendisine. Okumayı planlayanlara da beklentilerini çok yükseltmemelerini söylüyorum.

Baskı: Gözyaşlarının Kalesi

https://illekitap.blogspot.com/2019/06/cathy-gohlke-gozyaslarnn-kalesi.html Aylardır elimde olan ama nedense okumayı hep ertelediğim bir kitaptı Gözyaşlarının Kalesi. Arkadya'nın bu tür kitaplarını daha doğrusu tarihi içerikli kurgularını seviyorum. Hem tarihi bilgi kokan satırlar hem de kurgu içeriğiyle birleşince muhteşem bir tat çıkıyor ortaya. Ayrıca neden bilmiyorum ama Yahudi Soykırımı'na dair çıkan kitapları okumayı seviyorum. Sanki üstü çok kapatılmış, gerçekleri saman altı edilmiş ve herkes konuşmamak üzere susmuş ama sadece bu kitaplarla bir şeyi öğrenebilecek, farkına varabilecekmişiz gibi hissediyorum bu kurguları okurken. Ben her zaman gerçeklik payı olan kitapları sevmişimdir ve daha etkileyici bulmuşumdur. Arkadya bana bunu veriyor, dilerim dur durak bilmeden bu tür kitaplar çıkarmaya devam ederler. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse; Hannah annesinin ölümünden sonra kendisine miras kalan evi ve avukatından öğrendiği kasa anahtarıyla annesine dair bir şeyler öğrenebilmeyi hedeflerken çok acımasız gerçeklerle karşılaşır. Hayatı boyunca kendisini neden sevmediğini sorguladığı annesinin hayatını, geçmişini, yaşadıklarını öğrenmek en büyük amacı haline gelir ve tak anne tarafından akrabası olduğunu ve hala yaşadığını öğrendiği büyük babasının yanına Berlin'e gider. Orada işler hiç de tahmin etmediği gibi ilerler. Çünkü geçmişin acımasız gerçekleri Hannah'nın önüne bir bir dökülür. Bütün bu Hannah'nın geçmişi öğrenme merakı içerisinde geçmişe yapılan yolculuklarla annesinin hayatını da detayları ile okuyoruz. Kısacası kitapta Hannah'nın annesine dair öğrenmek istediği sırları ve büyükbabasının sakladıklarını keşfederken, annesi Lieselotte'in yaşadığı acımasız hayatı, Yahudi soykırımını, babasının ihanetini, sevdiği insanlar ve doğruları için savaşmasını okuyoruz. Kitaptaki hem geçmişe dönük yaşanmışlıkları anlatan sayfalar hem de günümüzü anlatan sayfalarla o kadar eşsiz bir tat oluşmuştu ki kitabı elimden bırakamadım, su gibi aktı ve yürek burkan hikayeye ev sahipliği yaptı. İtiraf etmem gerekirse, zaman zaman gözlerimin dolduğunu söylemeliyim. Ciddi anlamda etkileyiciydi. Hannah'nın keşfettiklerinden sonra yaptıkları ise tam babası ve annesinin kızı olduğunu sonuna kadar göstermiş oldu. Hani gerçekler acıdır derler ya... işte Lieselotte'in hayatı da o kadar acıydı. Aşkı tadıp, kavuşmanın huzuruna ereceği zaman babasından yediği darbe, ihanet ve sonrasında toplama kamplarında yaşadıkları... o zaman bile birilerini koruma sevdası... Affetmenin, inancın gücünü görürken yapılanların hiçbir zaman gizli kalmadığı ve bedelinin bir gün mutlaka ödeneceğini de görüyoruz. Kitaba dair söylenecek çok şey var ama aynı zamanda da anlatmanın ya da söylenenlerin yeterli gelmeyeceği yerler de var. Bu yüzden tavsiye ederim. Mutlaka okuyun. Bu tür kitapları herkes okuyamaz ama tarihi kurguları seviyorsanız kaçırmayın!

Ukala Piç
10/1004.06.2019

Baskı: Ukala Piç

https://illekitap.blogspot.com/2019/06/penelope-ward-vi-keeland-ukala-pic.html Penelope Ward ve Vi Keeland'ın okuduğumda kaçıncı kitabı hatırlamıyorum ama net olarak hatırladığım bir şey var ki o da hepsi böylesine eğlenceli, romantik, ateşli! Okumaktan keyif aldığım bir tür olmasının yanında kitabı elinden bırakamıyor, su gibi akıp gidiyor kitap. Zaten yazarların en sevdiğim özelliği gereksiz entrikalar, kıskançlıklar ya da uzatmalar olmadan konuyu tatlıya bağlamaları ve okuru sıkmamaları. Çok uzun zamandır bir günde kitap bitirdiğim olmamıştı ama kitabı resmen elimden bırakamadım ve su gibi aktı. Sabah başladım ve akşama kitap bitmişti ki zaten kısacık bir kitaptı benim içinde. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; eski sevgilisi tarafından aldatılan Aubrey, yeni bir başlangıç yapmak ve yeni bir işe başlamak için şehir değiştirirken mola verdiği yerde Chance ile tanışıyor. Chance'in motoru bozulup arıza yapınca ve Aubrey ile her ikisinin de aynı yöne gidiyor oluşu beraber bir yolculuğa çıkmalarına sebep oluyor. Hem birbirlerini tanırken hem hayattan zevk almaya başlamaları ve birbirlerine karşı hissettikleri çekim ve duygular işin içine girince Chance ve Aubrey için hayat boyut değiştiriyor. Çok güzel ve eğlenceli bir yolculuğun ardından yolu uzatıp Vegas'a gitmeye karar verdiklerinde artık birbirlerine karşı hissettikleri çekime kendilerini bırakıp geceyi birlikte geçiriyorlar. Sonrasında ise Chance, Aubrey'i terk ediyor. Otel odasında Aubrey yanlızlığa uyanıyor. Aradan iki yıl geçiyor ve Aubrey hayatına devam etmeye başlamış, kendi düzenini oturtmuş hayatına başka birini almış bir şekilde yaşarken birden karşısında Chance'i buluyor. Tüm yakışıklılığı ve ihtişamıyla Chance, iki yıl önce aşık olduğu kadını Aubrey'i geri almaya gelmiştir. Ama hiçbir şey tabi ki çok kolay olmayacaktır. Çünkü ortada bir terk edilmişlik var ve güvensizlik, korkular boy gösterirken ilişkilerinin ne olacağı büyük bir muammadır. Kitap iki kısımda yazılmıştı. ilk kısım Aubrey tarafından anlatılıp, Chance ile tanışması ve terk edilmesine kadar olan kısmı anlatıyor bütün duygularıyla. İkinci kısımda ise Chance tarafından iki yıl sonrasını anlatıyor. Neden terk ettiği, neler hissettiği ve Aubrey'i elde edebilmek için neler yaptığı... Eğlenceli sohbetlerin olduğu bir kitaptı. Okurken zaman zaman güldüğümü söylemeliyim. Ateşli bir kitaptı bu konuda +18 e giriyor diye de uyarmalıyım. Seven bir kadının neler yapabileceğini sonrasında ise seven bir adamın neler yapabileceğini okuyoruz. Aubrey'i geçtim ama Chance'in yaptıklarını hayranlıkla okuduğumu söylemeliyim çünkü adam cidden sevdi ve sevdiği kadının peşinden de gitti. Kitabı en güzel sahnesi de son iki bölümdü. Ama son bölüm muhteşemdi. Mutlu son garanti zaten böyle kitaplarda bu bilgi spoiler olmayacaktır. Ben kitabı çok sevdim ki dediğim gibi bu iki yazarın kitaplarını seviyorum. Eğer sizlerde aşk romanlarını seviyorsanız mutlaka deneyin ama dediğim gibi +18 olduğunu da göz önünde bulundurun.

Lacivert - Amber
10/1002.06.2019

Baskı: Lacivert - Amber

https://illekitap.blogspot.com/2019/06/t-y-mazer-amber-lacivert-3.html Veee Lacivert Serisinin son kitabı Amber'i de bitirdim. Böyle kitapların ya da serilerin bitmesine üzülüyorum. Çünkü bana istediğim her şeyi veriyorlar. Aşk, romantizm, aksiyon, hareket, merak her şey içerisinde oluyor ve ben büyük bir zevkle okuyorum. Amber, T. Y. Mazer'in Lacivert Serisinin 3. kitabı ve bu kitapta artık bütün her şey sonlanıyor. Bu seriyi sırayla okuyun çünkü birbirinin devamı niteliğinde olduğunu söylemiştim. Bu kitapta da Beren'in ve James'in hikayesi kaldığı yerden devam ediyor. Bu yorumum çok detaylı olacak çünkü artık seri bitti ve detaylı karakterleri çekiştirmek istiyorum :) İkinci kitabın sonunda Beren'in hafızasında bazı şeylerin manipüle edildiğini öğrenmiş ve öyle bitirmiştik. Bu kitapta da kaldığı yerden devam ediyor. Beren bazı detayları ve duygularını hatırlamazken hem operasyon devam ediyor hem de James'e ait bastırılmış duygularına rağmen çekimine ve güvenine kapılmaya başlıyordu. Bunun yanında James hem kendini tekrardan Beren'e kabul ettirmeye çalışırken hem de Birlik'in testlerine tabi tutulmaya başlıyor. Bütün bu hengamenin arasında Tobias'ın uğraştığı deneyler ve sonuçlarını da araştırmaları gerekiyor. Kitapta James ile Beren'in aşkı büyük bir sınavdan geçerken operasyon tüm hızıyla da devam ediyor. Bu yüzden hem romantizm ve aşk okuyoruz hem de aksiyon ve heyecan dolu satırları okuyoruz. Safir kitabında Beren, James'e dair duyguları bastırılacağını anladığında söylediği şu sözler vardı. Zihnim unutursa kalbim unutmayacak, kalbim unutsa ruhum, ruhum unutsa ona mühürlü tenim unutmayacaktı...Bu satırları Amber kitabında yaşıyor olması çok iyiydi. James'in her dokunuşuna istem dışı karşılık vermesi, içinde ona karşı duyduğu çekim tam da bu satırlarla paralel boyuttaydı. Ve cidden hoşuma gitti. Mike ve Sinem ilişkileri süperdi. İlk kitaptan beri Mike'ı okumak en büyük zevkimdi ve Sinem'i ve onun sırlarını öğrenmek ise.. Kızım sen nasıl bir şeysin dedirtti. Kitabın sonunda teşekkür kısmında yazar Sinem ile Mike için kitap yazacağını dile getirmiş ve ben bu kitabı büyük bir hevesle bekliyor olacağım. Çünkü Mike kitaptaki en favori karakterimdi. Lütfen çabucak çıksın moduna girdim bile :) Elizabeth ilk kitaptan beri sinir olduğum karakter olmasına rağmen bu kitapta Beren gibi benim de gönlümü çaldı. Özellikle son yaptığı şey.. süperdi! Tobias hak ettiğini buldu. Sophia ise... bu sürtüğe zaten en başından beri sinir oluyordum kendi sonunu kendi hazırladı ve şunu söylemeliyim ki yazar beni onun için hazırladığı sonla tatmin etti. Ama bu kadın oldukça güçlü, yaratıcı çıktı diyebilirim. Beklentilerimin ötesinde bir şeytan çıktı. Balon balığı zehri çok yaratıcıydı çünkü ben bu zehri birkaç filmde duymuştum ve hiçbir kitapta denk gelmemiştim. Yazarın bu yaratıcı fikrini sevdim. Düğün sahnesindeki aksiyon harikuladeydi. O sahneleri okumayı çok sevdiğimi dile getirmeliyim. Hep böyle aksiyonlu kitapları sevmişimdir. James ile Beren'in beraber paylaştıkları özel anlar çok güzeldi. Beren'in testleri ve özellikle son testi çok eğlendirdi beni. Ben Mike değilde James diye düşünmüştüm ama :D Kitapta en sevdiğim şeylerden biri de kitabın sonlarına doğru birkaç tane ilütrasyon mu çizim mi deniliyor emin değilim o resimler çok güzeldi. Özellikle o şato... adını telaffuz etmekte zorlanıyorum ama o şatoya gittim ben de cidden muhteşem ötesi ve büyülü bir yerdi. Ben gittiğimde restorasyon yapıyorlardı bir de ama insan kendini orada cidden prenses gibi hissediyor diyebilirim. Beren'i o konuda çok iyi anladım. Bence bu kitap bitebilecek en güzel şekilde bitti. Bu kitap değil aslında bu seri. Her şey sonlandı ve mutlu son da oldu karakterler için. Ben cidden sevdim bu seriyi ve okurların neden sevdiğini de anladım. Umarım yazarın başka kitapları da çıkar okuma şansımız olur. özellikle yakın zamanda Mike ile Sinem'in kitabını bekliyorum :) Sizlere de tavsiye ederim bu seriyi :) Bu arada serinin hem karton hem ciltli basımı var. Benim yukarıda ilk olarak paylaştıklarım karton kapaklı halleri ve yorumların sonuna eklediklerim de ciltli halleri. Ben karton kapak tasarımını daha çok sevdiğimden dolayı onu tercih ettim :) Siz en sevdiğinizi tercih edin :)

Lacivert Safir
9/1001.06.2019

Baskı: Lacivert Safir

http://illekitap.blogspot.com/2019/05/t-y-mazer-safir-lacivert-2.html Son sürat Lacivert serisine devam eden ben bu ay bitmeden serinin ikinci kitabını da okurum. Resmen okumamı tekrardan hızlandırdı bu seri çünkü uzun zamandır iki günde bir kitap bitirmiyordum bu seri ile tekrar aynı hızıma kavuştum diyebilirim. T.Y.Mazer'in yayınladığı ikinci kitap aynı zamanda dediğim gibi Lacivert serisinin de ikinci kitabı. Seri birbirinin devamı niteliğinde o yüzden karmaşık okunamaz, sırayla okumanız gerekmektedir. Lacivert - Safir'de Beren ve James'in hikayesi kaldığı yerden devam ediyor. İlk kitabın sonunda Beren, Onur'un elinde esir kalmış onun hastalıklı deneyleriyle karşı karşıyayken kitap bitmişti. Bu kitapta da Beren'in Onur'un elinden kurtulmasını ve sonrasında olan olayları okuyoruz. Operasyon hala devem ediyor ancak Beren ve James'in arasındaki ilişki ilk kitaptakinin yanında boyut değiştiriyor. Bütün duygular ortaya dökülüyor. Sırlar... hisler... dokunuşlar... tam bir çift oldular derken aslında çok daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya geliyor ve bu da bu kitabın sonu. Şu yorumdan sonra hemen üçüncü kitaba başlayacağım :) Yoksa meraktan ölebilirim. Öncelikle kitaptan sevmediğim şeyleri söyleyeceğim sonrasında sevdiklerimi. Çünkü benim nazarımda kitap ilk kitap kadar iyi değildi. İlk kitaptaki bilinmezlik miydi çok daha iyi yapan bunda her şeyi biliyor olmamız mıydı bir tık daha aşağıya düşüren bilemedim. Ancak benim nazarımda eksik olan kısımlar vardı. Bunlardan bahsetmek istiyorum öncelikle. Beren'in Onur'un elinden kurtulma sahneleri... ben daha şaşalı bir şey beklerdim. Daha detaylı anlatım daha detaylı bir plan vs. iki gün Onur'un elinde kaldı kız ama sanki beş dakikada kurtulmuş gibi geldi. Bir de James'in ben hiçbir şey hissetmiyorum sahneler... Beren'in önünde girdiği o kriz... bana mı öyle geldi bilemiyorum ama biran için gözümde Christian Grey ile Ana'nın sahnesi canlandı. Belki çok alakasız oldu ama o satırlar okurken aklıma Christian ile Ana'nın gelmesi... bilemiyorum... Benim tek eleştirebileceğim şeyler bunlardı. Bunun haricinde sevdiğim fazlaca satırlardı vardı ama özellikle takdir ettiğim şey bir yazar kelimelerle, cinselliğe girmeden sevişme sahnesini bu kadar mı güzel anlatır. Evet o an James ile Beren'in birlikte olduğunu biliyoruz ama kelimelerle o kadar güzel anlatılmış ki tensel uyumdan ruhsal uyumu ön plana çıkararak anlatma... muhteşemdi çok beğendim. James ve Beren'in laboratuvarda başına gelenler... sonrasında yaşananlar ise... işte Onur'un elinden kurtulmada da böylesine bir detay isterdim. Böylesine ihtişam... Laboratuvar sahnesine bayıldım. James ile Beren'in aşık halleri çok sevimliydi bunu kimse inkar edemez ama hala favorim Mike :) çok sevdim bu haylazı ben :) Kitabın sonundaki o sahne... işte beni şoke uğratan satırlardı. İlk kitapta Onur detayı beni şaşırtmıştı. Bu kitapta da o son sahne... Cidden ben o şahsiyetten bir şey bekliyordum ama böylesi bir şey beklemedim itiraf edeyim. Kim neyi neden niçin yapıyor gibi sorulara cevap veremem çünkü çok fena spoiler olur. Hatta spoilerın dibi olur ama şunu söylemeliyim ki o son... İlk kitaptan daha çok merakta bıraktı o son beni, bu yüzden hemen elime üçüncü kitabı alıyorum. Ben bu seriyi sevdim, cidden beklediğimden çok daha farklı ve güzel çıktığını itiraf etmeliyim. Sizlere de tavsiye ederim.

Haçlı Katil
10/1029.05.2019

Baskı: Haçlı Katil

https://illekitap.blogspot.com/2019/05/chris-carter-hacl-katil-robert-hunter-1.html Yazarın daha önce Kanlı Selfie kitabını okumuş çok sevmiştim ve başka bir kitabı daha olduğunu öğrenince onu da denemeliyim dedim. Şimdi bu kitabı da okudum ve bu adam cidden seri katilli, polisiye kurgu yazmayı biliyor. Kurgunun hakkını veriyor! Yazarın akıcı, sürükleyici ve merak uyandırıcı bir kurgu yeteneği olduğunu düşünüyorum ve açıkçası bazen kendince de adalet anlayışı olduğunu. Çünkü kurguda öyle detaylar vardı ki okuyan anlayacaktır. Kanlı Selfie'de Bay J vardı bunda da Kral vardı. Hadi Bay J'nin ki kişisel olsa da Kral'ın ki hep bizim elimize verseler... dediğimiz kısmı yaptı. Valla bu karakterleri okuyunca insanın içi soğuyormuş gibi oluyor. Hak edene hak ettiği acıyı veriyorlardı. Kitapta, kurbanlarının ensesine çiftli haç çizen seri katil bu sefer kurbanlarınj çok acı çektirerek öldürüyor. Ve Robert Hunter, bu sefer yeni ortağı ile bu katilin peşinde. Birkaç sene önce haçlı katil cinayetlerini işlemeye başlıyor, sonrasında her ne kadar Hunter inanmasa da haçlı katil olduğu ve bütün delilkerin onu gösterdiği bir adam yakalanır. Cinayetler durulur ancak Robert Hunter ve yeni ortağı ansızın bir cinayet davasına baktıklarında haçlı katilim geri döndüğünü anlarlar. Bir bir vahşi ve acılı bir şekilde ölen kurbanlardan ve olay yerinden hiçbir şekilde ipucu ya da delil bulamayan Hunter ve ortağı tam bir çıkmazın içindeyken olaylar bambaşka yöne gitmeye başlar. Katil Hunter'ın ortağını hedef alır, sonraki hedef ise Hunter'ın ta kendisidir. Peki Hunter, katilin kimliğini bulup amacını anlayacak mıdır? Cinayetlerin işleyişleri oldukça yaratıcıydı açıkçası. Vahşilik zaten Kanlı Selfie'den de bildiğim bir şey olduğu için yadırgamadım. Kitabın sonunda katil ortaya çıkınca ise... yok artık dedim. Bu tür kitaplarda katilin şaşırtıcı kimliği sevdiğim detaydır. Bunda da oldukça şaşırdım. Katilin amacı ise şaşırılacak bir detay değildi ama kurbanlar arasındaki bağlantı.. işte o şaşırtıcıydı. Ve Hunter'ın kitabın sonunda katili yakalamak için kurduğu plan ise... kesinlikle çok kusursuzdu! Daha çok şey anlatmak isterdim ama ne yazık ki spoiler olur diye anlatamıyorum ama şunu demeliyim ki ben kitaba bayıldım. Chris Carter, favori yazarlarımdan biri artık! Size de tavsiye ederim. Eğer ki polisiye, seri katil kurgularını seviyorsanız kaçırmayın!

Lacivert
10/1026.05.2019

Baskı: Lacivert

https://illekitap.blogspot.com/2019/05/t-y-mazer-lavicert-lacivert-1.html Öncelikle kalemini yeni tanıyacağım Türk yazarların kitaplarına başlarken ki 'ne kadar iyi olabilir ki?' ön yargılarım yüzünden Türk yazarlarından özür dilemem gerektiğini düşünüyorum. Evet, oldukça iyi olabiliyorlar. Özellikle alışık olmadığımız türde kurguları kaleme almada çok iyi olabiliyorlar. Bunu bir kez daha gördüm. Bir Türk yazarın da yabancı yazarlarda okuduğumuz ileri teknolojileri yazacak, bunu Türkiye sınırlarında kurgulayacak ve kendini diğerlerinden ayıracak kurguyla karşımıza çıkabileceğini bana kanıtlayan T. Y. Mazer'e teşekkür ediyorum. Bir Türk yazarda çok iyi kurgular ortaya çıkarabiliyormuş ve hayranlıkla kitaplarını okutabiliyormuş bunu görmüş oldum. Yoruma başlayışımdan da anladığınız üzere kitabı çok beğendim. Genel olarak kitabı konusuna değinirsek eğer; Beren ağabeyinin baskılarından ve bu baskılara ses çıkarmayan ebeveynlerinden kaçarken yolunu kaybedip de girdiği ıssız orman yolunda bir adama çarpar - çarptığını sanır - durup yardım etmeye çalıştığında ise karşısında yaralı ama hiç de yardıma muhtaç olmayan bir adam olan James Hunter ile karşılaşır. James, görevinde yaralanıp da mahzenine gidip iyileşmeyi hedeflerken yoluna çıkan Beren'in tüm planlarını alt üst edeceğini düşünemeyerek onun arasına el koyar. Ama Beren pes etmeyip de James'i takip ettiğinde ve onun mahzenine girdiğinde hayatı tepetaklak olup, bambaşka bir dünyanın içerisinde bulur kendini. Ultra ilerlemiş teknoloji ile James'in dünyası, Beren'i hem tehlikenin içerisine hem de aşkın içerisine çekerken kendini bilmediği yabancısı olduğu bir dünyada hayatta kalmaya çalışarak geçirmeye çalışır. Tabi Beren o kadar ileri teknoloji ve görevlerin arasında kalbini James'e kaptırırken James'in arayıp durduğu Sophie, Beren'in hayatının en büyük sınavını vermesine sebep olacaktır. Kitapta hem Beren'in James'e karşı olan duyguları ile savaşmasını okurken hem de istemeden dahil olduğu görevi başarmaya çabalamasını okuyoruz. Her ne kadar sıradan aşık bir kız gibi görünse de içerisinde yatan o cesur ve gözü kara genç kadın bütün her şeye rağmen ayakta durmayı başarması hayranlık uyandırıyordu. James'in ise... hayatına birden, damdan düşer gibi dahil olan Beren'in kendi dünyasından farklı oluşu dikkatini çekerken, bir sıcak bir soğuk tavırlarındaki karmaşıklık aslında onunda büyük bir ikilemde kaldığını gösterirken kalbiyle, görevi arasında bir savaş vermesini okuyoruz. Ekip diye bahsettikleri Brad, Elizabeth ve Mike'ın olaya dahil olması bence hareket katmıştı ve kitabı biraz daha aşk romanı kategorisinden maceraya çevirmişti. Mike'ı çok sevdiğimi itiraf etmeliyim. Her ne kadar James, Mike'ın Beren ile olan arkadaşlığını kıskansa ve göstermemeye çalışsa da aralarındaki arkadaşlık cidden çok eğlenceliydi. Elizabeth tam bir sürtükken Brad'e karşı nötr duygular içimdeyim. Altından bir şey çıkmazsa iyidir. Kitabın sonunda Sophie detayı beni heyecanlandırdı, çünkü ne olacak James ve Beren ilişkisi derken birde ortaya çıkması tam bir aşk üçgeni yarattı. Ama bence asıl olayda o değildi. Ben Tobias'tan bir atak beklerken asıl atak Onur'dan geldi ve beni harbi şaşırttı. Onur'un öyle bir karakter olacağını ve o yaptıklarını yapacağını düşünmemiştim. Kitabın sonunda beni şaşırtan şeyleri severim ve bunu da sevdim açıkçası. Kitaptaki aksiyon sahneleri süperdi. Ultra hızlı uçaklar, binaya tırmanırken görünmeyen merdivenler, hızlı iyileştiren tıp cihazları, genetik değişimler falan... bayıldım bu detaylara! Bütün bunların yanında kitapta güldüren sahnelerin olduğunu da itiraf etmeliyim. Özellikle Mike olaya dahil olduktan sonra. James'in zaman zaman onu kıskanması ve verdiği tepkiler süperdi. Ama en çok da James'in Beren'e söylediklerini Beren'in ona karşı kullanması çok iyiydi. Çıplaklık mevzusu hakkındaki konuşmalar buna en iyi örnekti. Okuyan anlayacaktır beni :D Kitabın başlangıcı ile sonu çok iyiydi ve ortalardan biraz böyle James ve Beren aşkı çerçevesinde gelişen olayların hep öyle mi gidecek, klasik aşk hikayesine mi dönüştürecek yazar tereddüttü yaşarken yazar tam da benim istediğimi bana verdi ve yanıldığımı gösterdi. Başladığındaki çizgiyi bozmadan ilk kitabını bitirdi. Kesinlikle nefes kesici bir final yaptı kitabına ve size tavsiye ikinci kitabı almadan biri bitirmeyin merakta kalırsınız. Kitaba dair beklentim düşüktü çünkü çevremde beğenen de beğenmeyen de vardı. Bu yüzden düşük beklentiyle başladım ki beni hayal kırıklığına uğratmasın ama kesinlikle böyle bir kurguda beklemiyordum. Türk yazarlardan daha çok böyle kurgular okumayı isterim. Biraz bilim kurguya kaçar sahneleri vardı kitabın bu yüzden bence klasik aşk hikayelerinden çok farklı noktalara gitmesi ve içerisindeki hep bir heyecan, atraksiyon olması çok iyiydi. Özellikle aşkı ve polisiyi mi demeliyim görev kısımlarını mı demeliyim bilemedim ama o sahneleri beraber işlemesi bence çok iyi olmuştu. Neyse çok uzatmadan kitabı sonlandırayım, ben kitabı cidden sevdim. iyi ki serinin diğer kitaplarını da almışım çünkü peş peşe okuyup meraktan ölme durumu yaşamayacağım :) Size de tavsiye ederim ben seriyi :) Bu arada bu serinin hem ciltli hem de karton kapaklı halleri var. Ben karton kapaklı aldım çünkü kesinlikle hayalimde canlandırdığım James karakteri Can Yaman değil, bu yüzden karton kapaklı tavsiye ederim :)

ÖncekiSayfa 12 / 42Sonraki