
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kusursuz Plan
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/03/fatih-murat-arsal-kusursuz-plan-zoraki.html Selim Demirkan... Allah'ım sana geliyorum... Kitap çıkmadan öncesinden beri ısrarla kitabın çıkışını beklediğimi ve ne zaman çıkacağını sorup durdum. Kitap çıktı... ben anca okudum... neden mi? Çünkü okuyup da Selim'i bitirmek istemiyordum... elime alıp aralarını okuyup okunmamış kitapların arasına koymaktan sana da sıra gelecek Selim demekten haz alıyordum. Ama artık dayanamadım ve başladım ki başladığım gibi de bitti kitap! Ne yazık ki Selim'le vedalaştım onu sevdiği kadın Ebru ile mutlu çocuklu aşk dolu hayatına yolculadım. İtiraf ediyorum benim için zor oldu! Selim benim favori FMArsal boyslarımdan biri... Artık hepiniz biliyorsunuzdur ki ben Fatih Murat Arsal kitaplarını seviyor ve okuyorum. Hatta takip bile ediyorum. Eeee yeni kitabı çıkınca da aldım okuyorum demekten de mutluluk duyuyorum ve sizlere de tavsiye ediyorum :) dedikten sonra kitaba dair yorumuma gelelim :) Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse, Ebru sevgilisi Yakup ile tatil planı yapıp daha sonradan çıkan işleri dolayısıyla onunla Çeşme'ye gidemez. İşlerini yoluna koyup da akşamdan sevgilisine sürpriz yapmak için yanına gitmeye karar veren Ebru, Çeşme yolunda kaybolup Selimden yardım ister. Sevgilisi Yakup evine gittiklerinde ise, Ebru o gece sevgilisi tarafından aldatıldığını öğrenir ve haftasonunu Selim'le geçirmeye karar verir. Dolu dolu bir haftasonu geçiren Selim ve Ebru aralarındaki çekimi hiçe sayarak - daha doğrusu Ebru sayıyor - yollarını ayırıyorlar. Aradan geçen zamana rağmen Ebru Selim'i aklından çıkaramayıp onu düşünmeye başlıyor. Arada karşılaşmalarından sonra numarasını öğrenen Ebru bu fırsatı lehine çevirip Selim'i elde etmeyi kafasına koyuyor. Ebru'nun planını hazırlarken sakladığı onca sırra rağmen bilmediği şey ise... Selim'in de sırları olabildiği. Hep gizemli gördüğü adamın da aslında kimliği koca bir sırdır! Eğlenceli sohbetler, tutkulu çekimleri ve aşk dolu havasıyla Kusursuz Plan zevkle okuduğum kitaplardandı. Okurken FMArsal kalemini özlediğimi hissettim. Bir çırpıda su gibi akacak kaptırıp gideceğim FMArsal kalemini özlemişim :) Ahh bir de kitapta bizim Yavuz'un karısı Merve'yi görmek süperdi :D Hani Anlaşma kitabındaki Merve :) Keşke Fatih Hocam, Selim'in basket oynarken gelip Ebru'yu öpmesini detaylı anlatsaydınız... ya da Ebru'nun çalışanlarıyla kafeteryada yemek yemesini ve Selim'le olan ilişkisini... :) Böylece daha fazla Selim okuyabilirdik :) Kitaba dair çok detaylı bir yorum yapıp da kitap içeriğine girmekten korktuğum için kısa kesiyorum. Ancak kitabın kapağına bayıldığımı söylemek istiyorum :) Kapaktaki adam nasılda Selim'e uymuş ama değil mi :D Yeni kitabınızı hevesle ve heyecanla bekliyorum Fatih Hocam bizi fazla bekletmeyin diye de araya sıkıştırıyorum :)
Baskı: Ben O Değilim
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/03/fatma-erdek-ben-o-degilim.html Bir Fatma Erdek kitabı daha bitirmenin mutluluğuyla doluyum :) İlgi çekici kapağa, yayınlandığından beri can alıcı alıntılarından sonra okumamak olmazdı zaten. Ki klasik Fatma Erdek kaleminin biraz dışarısında olup da daha yoğun aşkın anlatılması da ayrı bir güzeldi :) Kitabın konusu tam filmlere konu olacak bir kurguya sahip diyeyim size :) Fatma Erdek bu kitapta sandaki daha az dram daha çok aşk ve daha çok gülümseme katmıştı. Daha inatçı bir aşık daha eğlenceli sohbetlerle süslemişti kalemini ve ben bu özelliği çok sevdim. Her ne kadar başlarda yavaş ilerlediğini ve zaman zaman durgunluktan sıkılır gibi olduğumu hissetsem de sonrasında öyle bir açıldı ki kitap hem de ne açılma... bir yerden sonra zaten ne oldu anlamadım bir baktım ki mutlu son ve kitap bitmiş... eeee ne oldu şimdi falan diyerek kendimi kaptırmış okumuşum :) Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse, Meriç aşık olduğu kızın peşinden gidip onu kendine aşık edebilmek için ikizi Arın ile anlaşma yapar ve yer değiştirirler. Arın, Meriç'in yerine geçip Türkiye'ye dönerek onun işlerini takip ederken ailesini de bu şekilde kandırır... ancak hiç hesapta yokken kapısını aşk çalar ve işin kötü yanı aşk onu Meriç olarak tanımaktadır... Tuna, öğrencilerinden dayısı olan Arın'ı ikizi Meriç zannederek tanırken kalbini ona kaptırmış ve onunla olmanın tadını çıkarıyordu. Ancak çok acımasız olan bir gerçeği öğrendiğinde ise aşkın bu hatayı affedemeyeceğini düşünerek gerek kandırılmanın gerekse kendine yedirememenin verdiği duygu karmaşasıyla Arın'dan ayrılır... Hem de ne ayrılma... okurken benim içim buruldu be Arın'a... yazık adama dedim. Tamam hak etti ama bu kadarını da değil... :( Arın ve Tuna'yı aşk öyle bir sınadı ki tam birbirlerine ihtiyaçları oldukları anda tekrardan bir araya getirdi onları... sonu ise tarifi olmayacak bir mutluluk! :) Mutlu sonların insanıyım ben be! =) Kitabın konusunu anlatırken dilerim çok içeriğe girmemişimdir aslında daha bahsetmek istediğim yerler vardı... Mesela Tuna tatile gittiğinde Arın'ın yaptıklarından ya da Tuna'nın babasının Arın'la olan sohbetlerinden veya Tuna'nın yeni evi, gelecekte Arın'la paylaşacakları evde yaşadıklarından... ama susup o kısımları kitapta okuyup öğrenin diyorum =) Yukarıda dediğim gibi kitabın başlarındaki o durgunluk Arın ve Tuna tam anlamıyla konuya dahil olmadan önceki durgunluk biraz bana sıkıcı gibi gelse de - ben kitaplarda haraket severim - kitabı çok beğendiğimi söylemeliyim. Cidden tam anlamıyla bir film olabilecek kitaptı ve bir filmi izler gibi zevkle okudum kitabı :) Özellikle de kitap bir erkek karakter tarafından Arın'ın tarafından anlatılıyordu. Açıkçası bir kadın yazar bu kadar mı güzel anlatırdı bir erkeğin duygularını... cidden takdir ve tebrik ettim sizi Fatma Hanım. :) Ahh bir de kitabın sonlarında Arın'ın yaşadığı şoku sanmayın ki sadece Arın yaşadı vallaha kalbime inecekti hani... Ne oluyoruz be! dedim yani :) Fatma Erdek kitaplarını konusunu bilmeden bile alabilecek derecede çok seviyorum. Kadın mükemmeli yazıyor ve hissettiriyor. O yüzden eğer Fatma Hanım'ın adını görüyorsanız bir kitapta bu blogger o kitabı size gözü kapalı tavsiye ediyor demektir :)
Baskı: Gölgedeki Işığım
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/03/a-meredith-walters-golgedeki-isgm-find.html Kimisi Karanlıkta Buldum Seni kitabını pek beğenmedi kimisi de benim gibi hevesle 2. kitabın çıkmasını bekledi. Bu seri tamamen tercihe bağlı olarak devam edilen bir seri... ben ruhsal gelgitleriyle aşkı için savaşan bir adamın hikayesini okumayı sevdim... eğer sizce bir delikanlının kendi iç dünyasındaki travmalarıyla aşkı ve onu seven bir kaç kişi için kendini toparlama çabasını okumayı isterseniz bu seriyi tavsiye ederim diyerek yorumuma başlıyorum. Karanlıkta Buldum Seni kitabıyla yarım kalan hikaye devam ediyor. İlk kitap çok heyecan uyandırıcı yerde ve biraz da depresif bir yerde bitmiş, sonrasında neler olacağını merak ettirmişti. Şimdi ise kaldığı yerden hikaye devam ediyor! Clayton Reed, yatırıldığı tedavi merkezinde kendini toparlamaya çalışırken Maggie May Young'da yaşadıklarının etkisinde girdiği depresyondan çıkıp eski hayatına dönem çabasındaydı. Ancak henüz Clay kendini iyi hissedemeden aldığı kötü haberle geri dönmek zorunda kalıyor! Yollarını ayırdığını düşündüğü Meggie ile karşılaşmak ve aynı kasabanın havasını solumak ikisi için de hiç kolay olmuyor. Aralarındaki çekim, aşk kıvılcımı hala bıraktıkları gibi olması ikisini de çok büyük bir sınava tabi tutuyor! Clay, bir yandan ruhsal iniş çıkışlarını kontrol etme çabasında, kendini karanlığa karşı savunup savaşırken bir yandan da Meggie'ye olan aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Ayrılmadan önce ilişkilerinde çok hızlı ilerleyen şeyleri şimdi yavaş yavaş yapma hevesindeydi. Meggie için kendi için doğru şeyleri yapma çabası gösterirken içindeki karanlık Clay'ı oldukça zorluyordu. Meggie ise Clay'ın geri dönüşüyle yine ona çekilmiş olmasına rağmen ilk hatasını yapıp körü körüne ona inanmak ve kapılmak istemese de Clay'ın yanından, destekçisi olmaktan ve ona aşkını vermekten başka bir şey yapamadı! Clay ve Meggie'yi bu sefer daha zorlu bir sınav bekliyordu... Karanlıkların içerisine gömülmüş olan hayatlarını ışıkla aydınlatmak için fazlasıyla heveslilerdi... oldukça zor olsa da başarmayı isityorlardı... Amma uzun anlattım kitabı dilerim içeriğe girmeden çıkabilmişimdir :) Aslında daha çok anlatacaktım ama kendimi durdurarak genel yoruma geçeyim dedim ;) Türünün diğer kitapları gibi belirli bir atraksiyon ve ektrika, kıskançlık krizleri tripler falan beklemeyin. Clay ve Meggie'nin ilişkisi Clay'ın rahatsızlığı yüzünden yeterince zorken gereksiz yere bu tür uzatmalara girmemiş yazar... zaten girmesi abes kaçardı bence. Kitap aslında durağan ama duygu bakımından yoğundu. Clay'ın özellikle duyguları çok fenaydı. Bir an için bende mi bu ruhsal sıkıntılar içerisindeyim diye düşünmeden edemedim. Okurken baya baya benim düşüncelerimmiş gibi benimsedim Clay'ın düşüncelerini. Clay'ın verdiği çabayı taktir etmemek imkansızdı ama ne yalan söyleyeyim Meggie'nin ailesini ve Daniel ve Rachel'ı da ayrı bir taktir ettim. Kitap bir Meggie bir de Clay tarafından anlatılıyor her ikisinin de düşüncelerini ve duygularındaki değişimleri okuyorduk. Zaman zaman duygu yoğunluğu fazla geldi gibi hissetsem de oldukça iyiydi. Kitabın sonunda geleceğe dair planlarda Clay'ın tavırları ve Meggie için kendi için verdiği savaşı kazanmayı bu kadar istemesi... okunması en zevkli sayfalardı... Son bölümse ise... şu kitapta yüzümde sırıtmayla okuduğum tek bölümdü. :D çok beğendim kitabın bitişini ve açıkçası bu seriye de bu son yakışırdı diye düşünüyorum.
Baskı: Anlaşma (Off Campus, #1)
4,5 stars http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/03/elle-kennedy-anlasma-off-campus-1.html Sanırım fazlasıyla kötü çocuk iyi kız okumayı özlemişim ama bu sefer lise çağındakiler değildi de üniversite çağıydı... eeee bu da kurguyu daha güzel, eğlenceli ve sevilesi yaptı :) Yabancı Yayınları'ndan çıkan Elle Kennedy kaleminden "Off-Capmus" serisinin ilk kitabı Anlaşma, akıcı eğlenceli bir çırpıda okunabilecek bir kitap. Kitabın konusundan bahsetmeyeceğim arka kapak yazısı açıklayıcı bence :) Bu yüzden direk yorumuma giriyorum :) Kötü çocukları ne kadar sevdiğimiz bilinen bir gerçek, bu kitapta da Garrettt kötü çocuğumuzdu. Kendileri okulun hokey takımının kaptanı, seksi, yakışıklı, kaslı, çapkın gülüşlü, gri gözlü, kendini beğenmiş, egoları yüksek zaman zaman pislik olan biri... ama aslında tanıyınca o kadar pislik olmadığını anladığınız biri... Bir adet Garrett alabilir miyim =) Kitapta en çok hoşuma giden şey, Hannah ne kadar geçmişinden yaralı ise aynı şekilde Garrett da yaralıydı. Hani biri yaralı kuş diğer ona kol kanat gerecek güçlü kişi değildi. Her ikisinin de zayıflıkları vardı, her ikisi de hata yapabiliyor ya da insani davranışlar sergileyebiliyordu. Aslında tam olarak oldukları yaşın gerektirdiği gibi davranıyorlardı. Bu çok güzeldi. Hannah ve Garrett arasındaki ilişkinin önce zoraki bir arkadaşlığa sonra farkına varmadan samimi arkadaşlığa ve ardından aşk dönüşmesi... mükemmeldi! Birbirlerini her şekilde tanımışlardı ve güveniyorlardı. hani bazı kitaplarda olur ya, okulun popüler çocuğu çekingen kendi halindeki kızı görür ondan etkilenir falan... bunda o yoktu. İkisinin arkadaşlığı tamamen çıkar ilişkisiydi ve bu gerçeğin ikisi de farkındaydı. Buna rağmen aralarındaki samimiyet birbirlerini tanıdıkça değişti. Yersiz kıskançlık krizleri, tripler veya eski kız arkadaş olayları veya entrikaları yoktu. Bu da kitabı daha eğlenceli hale getirmişti çünkü yazar resmen gereksiz uzatma yollarından kendini geri çekmiş her şeyi tadında ve olması gerektiği gibi bırakmıştı. Kelimenin tam anlamıyla aşkın tohum olarak ekilmesini ve filizlenmesini okuduk diyebilirim. Bunu sevdim :) Kitapta en çok eğlendiğim kısımlar Garrett ile Hannah arasındaki mesajlaşmalardı... baya kıkırdadım okurken :D birbirlerinin arkadaş çevrelerine girmeleri, zor zamanlarda farkında olmadan yanında olmaya çalışmaları ve destek olmaları çok güzeldi. Her şey o kadar olağan ve normaldi ki bu çok hoşuma gitti. Ama... Garrett'in kişiliği, sözleri.. .süperdi... adamım mükemmelsin sen ya :D Neyse çok uzatmayacağım, tam genç yetişkin türünde bir kitaptı ki ben bu yaşımda bile kitabı çok beğendim ve eğlenerek okudum. Size tavsiye ederim... Ayrıca serinin diğer kitapları da Garrett'ın ev arkadaşlarının kitapları onları da hevesle ve merakla beklemedeyim :) Buradan yayınevi yetkililerine duyuruyorum :) Ahh bu arada aşağıda bulunan şarkı Hannah'ın şarkı listesinden bir liste :) bu şarkıyı özellikle seçtim çünkü bu şarkı üzerine Hannah ve Garrett'ın konuşmaları vardı ;)
Baskı: Çöl Rüyası 1 - Aşk Ateşi
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/02/ayse-ebru-tezcan-ask-atesi-col-ruyas-1.html Bir ara adından oldukça bahsettiren kitap Çöl Rüyası okundu bitti :) Kapak böyle güzel olunca içerisindeki adamında kapaktaki adam gibi olunca okumamak olmazdı zaten ;) Tamam itiraf ediyorum kitabın kapağına vuruldum <3 data-blogger-escaped-nbsp="" data-blogger-escaped-p=""> Öncelikle söylemek istiyorum ki, kitabı okumaya başladığımda Harlequin'in şeyhli kitaplarına benzediğini düşündüm. Oradan çok çıkıyor bu tür kitaplar ve birkaç tanesini okumuşluğum vardır. Onların tarzındaydı ve itiraf etmek gerekirse şeyhli kitapları seviyorum :) Ayşe Ebru Tezcan, kalemini beğendiğim zaman zaman sıkıcı gelecek satırlar olsa da genelde kitabını akıcı yazdığını düşündüğüm bir sonraki kitabını da okumak isteyeceğim bir yazar oldu kendisi. Kitabın arka kapak tanıtımı pek açıklayıcı olmadığından dolayı size kısaca kitabın konusunu anlatarak yorumuma başlıyorum. Serap, Turizm İşletmeciliği öğrencisi olarak staja başladığında daha stajyer olmasına rağmen kendini sevdirmeyi başaran ve bildiği dillerle yerini belli eden Serap, stajına ünlü Dubaili iş adamı Omar'a İstanbul'u gezdirecekti. Omar'ı genç ve oldukça yakışıklı omasını beklemeyen Serap onu karşısında görünce şaşırsa da aralarında filizlenecek olan aşkın farkında değildi. Tıpkı Omar gibi... Omar'da Serap'ın para için her şeyi yapacak diğer kadınlar gibi düşünürken düşünceleri elinde patladı. Başından beri birbirlerinin aklında fazlasıyla yer edinen iki genç farkında olmadan bir aşkın tohumunu atmış birden yeşermesine sebep vermişlerdi.. Aralarındaki ilk etkileşim ikisini de ekseni etrafına alırken önlerinde çok büyük bir engel vardı! Kültür farklılığı, dil, aile yapısı... Bütün bu engelleri, Omar ve Serap'ın aşkını konu alan kitap, İstanbul'un tarihi güzelliklerine değinirken aynı zamanda Dubai'ye de bir yolculuk yaptırıyor bize. İtiraf ediyorum bir an için Serap'ı kıskandım. Omar gibi bir adamı kendine aşık ettiğinden değil... Dubai'yi gördüğünden :) Görmeyi istediğim yerlerden biridir de kendileri ;) Neyse çok uzatıp konudan sapmayayım... :) Kitabı beğendim. Ancak bu kitabın dört dörtlük olduğu anlamına gelmiyor. Eksiklikleri vardı. Mesela duygulara daha önem verilip, okura hissettirilebilinirdi ya da birbirlerine çok çabuk aşık olunan iki karakterden çok yavaş yavaş filizlenen bir aşkı okuyabilirdik. Kitabın sonunda ikinci kitabın sinyalleri verildi sanki, ikinci kitaba da şans verip okuyacağım. Kurgunun nasıl ilerleyeceğini merak ettiğim için okuyacağım. Yeni yazarlarımızdan Ayşe Ebru Tezcan başarılarının devamını dilerim. Bir sonraki kitabının bundan daha iyi olmasını umuyorum. :)
Baskı: Lordum (Ciltli)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/02/freya-mclowell-lordum.html ~~~*~~~ Onlar imkansız aşkın kurbanlarıydı. ~~~*~~~ Kendimi historical romance sever biri olarak bilirdim ama nedense İskoç'ları o kadar sevmeme rağmen çıkan bir İskoç kitabını asırlardır bekletmiş gibi hissetmekteyim. Neyse geç olsun güç olmasın diyerek okudum Lordum'u ve şimdi acımasızca bir yorum yazmak için karşınızdayım. Şaka şaka... beğendim kitabı :) şimdi sevgili yazarımız Freya McLowell okur falan yorumu kızcağızın yüreğine inmesin. Güzel kitaptı... bence eksikleri vardı ama genel olarak güzeldi. :) Freya McLowell, tamamen kültürünün dışında bir kültürün kurgusunu konu alarak yazma cesaretinde bulunan yazarlarımızdan biri, bence altında da güzel kalkmış... Akıcı, merak uyandırıcı, güçlü kadın karakterlere yer veren bir kurgu kaleme almış. Erkeğinin korumasına muhtaç, onun gölgesinde kalacak bir kadın karakter yerine, savaşçı ayakları üzerinde duran kendi hayanı koruyan bir erkeğe ihtiyaç duymayan bir kadın karakter yazmış. Tabi bu demek değil ki bir erkeğin aşkına da hayır diyecek bir kadın... ;) Yazarın kalemini ilerletmesini ve bir tık daha iyi eserler bize sunması için eksik bulduğum kısımların hepsine değinmek istiyorum. Normalde küçük detaylar üstünde durulmaması gerekse bile ben kendisinin daha iyi olabileceğine ve düşüncelerime önem vereceğini düşündüğüm için açık açık dile getirmek istiyorum bunları.. ama üstüne basa basa da diyorum ki... ben kitabı beğendim. Eksik yanları vardı ama genel olarak bakıldığında çok güzeldi. Öncelikle eksik bulduğum kısımlara değinmek istiyorum. Rose ve Eider birbirlerine çok çabuk kapıldılar. Tama içlerindeki aşkı itiraf etmeleri biraz zaman aldı ama çok çabuk aşık oldular. Tamam aralarındaki tutkuyu dile getirilebilinirdi bu bütün kitaplarda olan bir şey... sonuçta bir erkek ve bir kadının birbirlerine çekici gelmesi normal ama bu kadar çabuk aşka gelmeleri kitaplarda çok fazla hızlı geliyor. Bu kadar çabuk aşk bana biraz duygu eksikliği var gibi hissettiriyor. Ya çok yoğun bir şekilde duygulardan bahsedilecek ya da aşkın yavaş yavaş filizlenmesi anlatılacak. Bu konuda dilerim bir sonraki kitabında biraz daha dikkat edersin sevgili Freya McLowell. :) Eider'ın Rose'un kız kardeşleri hakkındaki planları çok güzeldi ve beklenmedikti ama çok çabuk kabul edilmesi de biraz havada kaldı gibi hissettirdi. Böyle bir şey yazdığında keşke onların da ilişkilerine biraz değinseydin o zaman daha iyi olurdu bu plan ve sonrasında getirdikleri. Ya da onlara dair bir kitap yaz diğer üç kardeşin aşkını anlat ben de susayım yerime gömülüp kitabı zevkle okuyayım ;) mesaj alındı diye umuyorum. ;) 3 kardeşin kitabını istiyorum :D Eleştirebileceğim kısımlar bir tek bunlardı onlar haricinde dediğim gibi kültürü olmayan bir kültürü yazmak, tarihi olmayan bir tarihe değinmek cesaret ister ve bu cesaretinden dolayı ve bunu başarıyla tamamlamış olmandan dolayı seni tebrik ediyorum. Historical Romance kitaplarında kadınların o dönemin getirisine göre geri planda olduğu göz önüne alınırsa... hele ki İskoçlarda klanda oturup çocuk doğur kocan savaştayken bekle modu... bu kitapta tam tersi beni inanılmaz tatmin etti. Rose'un savaşçı ruhu... evde oturup Eider'ı beklemek yerine kendi plan yapıp savaşması... kız kardeşlerinin de aynı cesarete ve beceriye sahip olması süperdi. Kitabı okurken keşke Eric'e de bir güzellik yapılsaydı diye düşündüm ama Freya McLowell'ın bir sonraki kitabı Eric olacakmış o yüzden ona dair hiçbir şey demiyorum :D Ayrıca ben Eric için Rose'un kardeşlerinden birini düşünmüştüm ama beni şaşırttın. Bu hoşuma gitti. Onunla ilgili daha değişik planların var sanırım... Mesela Heyalof... ;) umarım yanılmıyorumdur ama nedense öyle bir his içerisindeyim :) Neyse çok uzatmayayım. Kitabı genel olarak çok beğendim :) dediğim gibi Eider ve Rose arasındaki aşk daha yavaş filizlenseydi belki daha güzel olurdu. Aşk romanlarını seviyorsanız hele ki historical bağımlısıysanız okuyun derim ben ;) Ahh sevgili yazar hanım... Sarah, Julie ve Johanna'nın aşkını anlatan bir kitapta bekliyorum. Üçüne ayrı bir kitap yapmak istemiyorsan da en azından onların hikayesini tek bir kitapta toplamayı düşün derim ben :)
Baskı: Oyna Benimle (Benimle Seattle'da # 3)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/02/kristen-proby-oyna-benimle-with-me-in.html Kristen Proby'nin severek takip ettiğim "With Me in Seattle" (Seattle'da Benimle) serisinin 3. kitabı okundu bile... kitap çıktığı gibi almış ve bekletmeden okumuştum her ne kadar yorumu geç gelse de baya oldu okuyalı ;) Yazarın gereksiz detaylardan uzak, gereksiz entrikalar ve kıskançlık tripleri yazmadan romantik komedi tadında bir film izlermiş gibi hikayesini kurgulayıp, aşkın yanında aile ve arkadaş ilişkilerine değinerek kaleme almasını sevdiğim için seriyi takip ediyorum. Ha evet, çok büyük beklentilerle okunacak bir seri değil belki ama okurken sıkmıyor,çabuk bitiyor ve oldukça zevk veriyor okurken. Biz romans okurları başka ne isteriz ki zaten ;) Karakterlerin eğlenceli kişiliği, birbirlerine bağlı tavırları kitabı hızla okunup bitmesini sağlıyor. Okurken sıkılmıyor ve nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Diğer iki kitabı - Kaç Benimle ve Savaş Benimle - okuduysanız bu kitabı da mutlaka okumalısınız. Hele ki benim favori kitabım olan ikinci kitap Jules ve Nate'in hikayesi bu kitapta mutlu sona ulaşması... süperdi. :) Bu arada bu kitaba gelirsek eğer, Jules'ın ağabeyi profesyonel futbolcu Will'in Jules'ın eski bir arkadaşı olan Megan ile tanışmasını, ondan etkilenmesini ve onun kalbini çalma çabasına girmesini konu alıyor. Başta biraz tedirgin olan Megan, Will'in düşündüğü gibi züppe, egoları tavan yapmış bir adam olmadığını anlayınca genç adama kayıtsız kalamıyor. Aralarınad filizlenen aşk tutkuyla kendini gösterirken Montgomery ailesi, onların ilişkileri ve arkadaşlıkları ile de harmanlandığında tadından yenmeyecek bir hikaye çıkıyor geriye. Kitaba dair içeriğe girer bir yorum yapmayacağım çünkü kitabı detaylı anlatmaya başlarsam çok fazla bir şey kalmaz geriye okunacak... ancak şunu söyleyebilirim ki ben bu seriyi seviyor. Kolay okunuyor, okurken sıkmıyor ya da dediğim gibi gereksiz kavga gürültü, kıskançlıklar da yok. Ha olmuyor değil, tabi ki oluyor ama bu birçok kitapta konu olduğu gibi uzamıyor ve tatlı sonuca ya da gerekli açıklamalara kısa sürede varıyor. Bu yüzden de seviyorum bu seriyi. Tavsiye ederim, eğer romantik komedi tadında bir şeyler okumayı seviyorsanız ve her şeyden önemlisi romans okuru iseniz... bence okumalısınız ;)
Baskı: Bekir (Bir Türk Masalı, #3)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/02/islca-bekir-bir-turk-masal-3.html ~~~*~~~ "Aşkı sen yaz... ben yazayım... istersen bir ömür birlikte yazalım." ~~~*~~~ Duygu, Ali'm derken şimdi artık Bekir deme zamanıydı... o sessiz içinde aşkı yaşayan suskun ağır abimiz... babamız... canımız... kanımız... Bekir'i tanıma zamanıydı bu artık! Tanıdık da ne tanıdık be!!! Işıl'ca... diğer deyişle bizim ilk olarak tanıdığımız ismiyle Işık Parlakyıldız'ın Bir Türk Masalı serisinin 3. kitabı Bekir karşımızdaydı. Tüyap'tan beri elimde olan kitabı anca okudum. Neden mi? Çünkü ne o bitsin ne ben bitireyim istedim. Onu okunacaklar arasında gördükçe henüz bu hikaye bu serüven bitmedi diyerek kendimi avuttum... ama her tatlı şeyin bir sonu vardı! Artık sırada Sedat var... :) İlk iki kitaptan beri duyguları muamma olan Bekir'in iç dünyasını okuduktan sonra... aşk en çok sana yakıştı be Bekir dedim. Kimse... hiç kimse bu kadar sabırla beklemez aşkını... bu kadar sadık kalmaz aşkına... hiç kimse yanında olmasa bile onu uzaktan sevmez... onu sevmeyi sevmez... bütün bunlar bir tek Bekir'e yakışır! Zaman zaman hikayesiyle gözlerimi dolduran, aşkıyla içim burkan, mutluluğuyla yüreğimi pır pır ettiren, öfkesiyle ürperten bir karakterin kitabını okumak paha biçilemezdi. Tek bir kitapta birçok duyguyu yaşatabilmek... tebrikler Işıl hanım... Açık yüreklilikle diyorum ki... her ne kadar Ali'm benim için bambaşka bir kitap olsa da Bekir... kelimenin tam anlamıyla doruk noktasına çıkardığınız bir kitap olmuş! Kitaba dair düşüncelerimi dile getirdikten sonra biraz da kitabın içeriğiyle ilgili düşüncelerimi dile getireyim. Öncelikle Selma ile Bekir'in geçmişini okumak ve öğrenmek çok güzeldi. Duygu ve Ali'm kitaplarında Bekir'in sevdası hepimizin yüreğini burkarken bu kitapta bu sevdayı bütün varlığıyla okumak paha biçilemezdi. Ali, Sedat ve Bekir'in Duygu ile tanışmaları... bu detaylar o kadar güzel kurgulanmıştı ki okurken bir ağlamadığım kaldı. Bekir'in 'babam' Ali'nin 'çirkin' ve Sedat'ın 'cano' sözlerinin geçmişini görmek birçok şeyi yerli yerine oturttu. Bekir ile Sedat'ın karşılaşma kısmı çok iyi kurgulanmıştı hele ki Ali ve Levent'in Bekir'e karşı olan davranışları süperdi. Bunun yanında Dursun ile Durmuş... işte bu seride kelimelerle ifade edilemeyecek iki karakter... beyler siz olmasanız bir bu kitapta neyle eğlenecektik! :) Size bir itirafta bulunayım. Normalde bir serinin karakterlerinin hikayeleri yazılırken bir çok yönden kitaplar bir yer de tekrara gider. Bu kitapta onu bekledim ne yalan söyleyeyim. Ancak Işıl Hanım beni bu konuda oldukça yanılttı. Çünkü hiçbir tekrar denk gelmedim. Buna en iyi örnek mesela Bekir ve Selma'nın düğün olayları,isteme mevzuları... Aha dedim o satırlara gelince... okuduğumuz yerleri mi okuyacağız... yok yazar bunu o kadar ustalıkla atlamış ve özet geçercesine yazmış ki takdir ettim. Tekrarlanmadı o satırlar. Gerçi tekrarlansa şikayet etmezdim ama neyse ;) Hep dedim Ali'm benim için bir numaralı kitaptı neden bilmiyorum ama Ali'm benim için bambaşka ama yiğidi öldür hakkını yeme demişler... Bekir bence yazılabilecek en mükemmel şekilde yazılmıştı! Sedat'ta çok iyi olacaktı bence ama hiçbiri Bekir kadar iyi olamaz gibi geliyor... gerçi iddialı konuşmayayım belki Sedat bizi uçurur ;)
Baskı: Direniş (Lux, #5)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/02/jennifer-l-armentrout-direnis-lux-5.html Ve Lux Serisi biter Daemon Black gider... Lux Serisi'nin 5. kitabı Direniş, artık bütün olayların sonuçlandığı, her şeyin bir sona bağlandığı bir kitap olmuş. Zaman zaman güzel zaman zaman eleştirilecek detayları olan bir kitaptı ama yine de bir seriye hele de bu seriye yakışan bir kitap mıydı? İşte bunu bilemiyorum. 4. Kitap Köken, oldukça fena bitmişti. Luxen'ler dünyaya gelmiş Daemon, Dawson ve Dee onların çağrılarına kulak vererek bizimkileri yalnız bırakmıştı. Soluksuz kalan kitap 5. kitap Direniş ile devam etti. Dünya istila edilme tehlikesi altındayken Luxen'lere karşı bir savaş başlatılıyor... Öncelikle kitapta hoşuma giden kısımları söylemek istiyorum. Başında kitap güzeldi, hatta oldukça iyi ilerliyordu. Katy'nin Archer, Luc ve Beth ile geride kalması, ne yapacağını bilememesi, daha da önemlisi başında neler olduğunu anlayamaması... Luxen'lerin dünyaya geldiklerine yaptıkları... çok iyiydi. O kısımları beğendim. Öldürme safhaları güzel anlatılmıştı. Luxen'lerin insanların enerjilerini emme ve onları öldürme kısımları...hoşuma gitti. Daemon ve Dawson'ın Luxen'lerin yanındayken onlarla birlikte olup ama kendi türlerinin bağına karşı koyabilmesi... güzel bir düşünceydi kurgu genelinde ama eksiklikler vardı bence... o satırların ifadesinde bir şeyler eksik gibi geldi. Neyse... Luc ve Archer kitapta en sevdiğim karakterler oldu... hele ki Luc... küçük velet seni dedim kitabı okurken. Tam korkulması gereken bir karakter Luc. Çok detaya gitmeyeceğim, tek tek bahsetmek istediğim noktalara değinirsem kitabı okumanıza gerek kalmaz o yüzden atlıyorum bu kısmı... Ancak özellikle demek istediğim bir kısım var. Luxen'leri dünyaya çağıran kişi ve çağırma sebebi... insanlardan nefret etmesi... falan filanı... bana tüm kitap ve seri boyunca çok saçma geldi. Yani Luxen'ler yaşamak istedikleri için dünyayı istila etselerdi daha mantıklı olurdu ama ardındaki neden...komikti. Bu kitaba bu seriye yakışmadı ne yazık ki! Genelde seri kitapların son kitapları serinin doruk kitabı olur. Beklentilerin üstünde... kelimelerin kifayetsiz kalacağı kadar kusursuz bir kurgu olur ama ne yazık ki bu kitap bana onu hissettiremedi. Biliyorsunuzdur bu seriyi ben çok severek takip ettim. Son kitap için beklentilerim büyüktü hele ki Köken muhteşem olunca... bundan da aynı performansı bekledim ama olmadı... Evet güzeldi... ama 5 üzerinden 5 lik değildi ne yazık ki! Eksikler hatta yetersiz kalan detaylar vardı! Onları es geçersek eğer... savaş sahneleri, Luxen'lerin insanları asimile ettikleri kısımlar falan çok iyiydi. Görünenin altındakiler, sebepler yeterli değildi!
Baskı: Köken (Lux, #4)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/02/jennifer-l-armentrout-koken-lux-4.html Uzunca bir aradan sonra Lux Serisini bitirmeye karar verip kalan son iki kitabımı da peş peşe okumaya başladım. Köken bitti ve hali hazırda Direniş'e başlamışken hemen yorumu yazayım dedim :) Artık bir çoğunuz bu seriyi biliyor ve hatta sonunu dahi getirdi serinin o yüzden okumayan kalmıştır diye düşünmeden rahatlıkla kitaptan bahsedebilirim. Jennifer L. Armentrout, akıcı, merak uyandırıcı sıkmayan boğmayan, adrenalini bitirmeden heyecanı her an doruklara çıkmasını garantileyen bir kurgu oluşturmuş ve bunu ilk üç kitapta başarılı bir şekilde devam ettirmekle kalmamış serinin 4. kitabında doruklara çıkarmış. Kitapta heyecanı ve adrenalini hissederken aşkı da hissetmemek mümkün değildi. Belki de bu kitap diğer üç kitabın yanında en aşkı hissettirendi. Çünkü Daemon ve Kat'in birbirlerine karşı yaptıkları onca fedakarlık ve birbirlerini hayatta tutmak adına verdikleri onca savaş aşk işte bu dedirtti. Okuyan biliyor ki, 3. kitap Opal, Kat'in Diadalos'un eline düşmesi ile son bulmuştu. Bu kitapta ise, Diadalos'un ne olduğunu ne yaptığını ve dahası Kat ve Daemon'u neden bu kadar çok isteyip peşlerine düştüğünü anlatıyor. Tüm o işkenceler, deneyler arasında Daemon ve Kat'in kusursuz aşkını da okumak kitabı sevilesi hatta tapılası duruma getiriyor. Kitaptaki en büyük sürpriz ise Köken'lerdi. Kitaba başlarken kökenin hep Daemon'ın genleriyle, onun geldiği gezegenle ilgili olduğunu düşünmüştüm ama beni oldukça şaşırttı. Köken bambaşka bir şey çıktı! Kitabın her satırı heyecan vericiydi ama özellikle Kat ve Daemon'ın 51. Bölge'den kaçma sahnesi ve Vegas'taki savaş kısmı... soluksuz okuttu! Yazarın çok kötü bir özelliği var serinin her bir kitabını çok can alıcı noktalarda bitirmek... bunda da aynısını yaptı. Öyle bir bitti ki ağzım açık neye uğradığını şaşırmış bir halde kapattım arka kapağını. Şayet seriye henüz başlamadıysanız, okumadıysanız tavsiyem 5 kitabını da peş peşe okumanız. Çünkü bir macerayı ara vermeden kesintiye uğratmadan okumuş olacaksınız. Normalde kitaplarda karakter geçişli okumaktan hiç hoşlanmam. Bu kitapta Daemon ve Katy'nin tarafından anlatıldı, geçişliydi kurgu. Ama bu beni hiç rahatsız etmedi. İnanın ki sanki başka türlü yazılamazdı diye düşündüm. Her ikisinin de dünyasını okuma fırsatımız oldu bu şekilde. Neyse çok uzatmadan bitiriyorum yorumu. Kitabı ilk üç kitaptan daha çok beğendim. Hatta bayıldım. Niye bu kadar süre bekletmişim anlamadım :) Yorumumu artık bitiriyorum ve şiddetle tavsiye ediyorum okuyun :D Ahh bu arada yorumumu Katy'nin bir cümlesi ile bitirmek istiyorum. Bütün olayların, kaçmanın, hengamenin arasında Katy'nin bu düşüncesi... aha ben de olsam aynısını düşünürdüm dedim :) Katy'e deli, kaçık, uçuk diyebilirsiniz... ama hangi kitap kurdu aksini düşünüp kitaplarını es geçebilir ki ;) Sanırım bir kitap kurtları Katy'nin duygu ve düşüncelerini anlıyoruz değil mi ;)
Baskı: Yeni Bir Başlangıç
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/02/kim-karr-yeni-bir-baslangc-connection-1.html Beni sonuyla şaşkına uğratan kitaplardan biri diyebilirim "Yeni Bir Başlangıç" için. Sıradan bir aşk hikayesi gibi başlasa da sonunda çok fena bombayı patlattı yazar! Kim Karr, "Connections" serisi ile yabancı bloglarda fazlasıyla adından bahsettiren ve bizde de yayınlanmaya başlayan serinin yazarı... Akıcı, merak uyandırıcı zaman zaman kurgunun akışından monoton gelse de sonu heyecanlı ve şaşkınlıkla bitiren bir kaleme sahip. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Dahlia, nişanlısının ölümüne tanık olduktan sonra hayattan umudunu kesmiş, yaşamanın tadını çıkaramayan sadece genel ihtiyaçlarını karşılayıp gerisinde hayatını karanlığa boğmuş bir genç kadın. Dahlia yeni işi için ünlü bir müzik grubunun solisti River ile röportaja gittiğinde karşılaştığı adamın kimliği onu şaşkına uğratır. River, onun henüz üniversite sıralarındayken bir gece aralarındaki çekime kapılıp neredeyse erkek arkadaşını aldatma aşamasına getiren adamdır. River ile Dahlia arasındaki ateş aradan geçen onca zamana kadar sönmemiş hala cayır cayır yanarken ikisi de buna karşı koymayıp bu ateşe kapılıp giderler. River, Dahlia'yı içerisinden bulunduğu karanlığa ışık olmayı hedeflerken hayatın çok büyük bir sürprizi, kaderin şaşırtıcı bir oyunu içerisinde kalırlar. Sürpriz kitabın son bölümünde yer alıyor ve 'yok artık, cidden mi?' tarzında tepkiler vermenize sebep oluyor. Böyle bakıldığında acılı bir kadın ve ünlü bir şarkıcının aşkı gibi görünüyor biliyorum ama içerisindeki detaylarda çok fena olaylar, sırlar barındırıyor. Ve biliyorsunuz ki... sırlar hiçbir zaman kapalı kutular içerisinde kalmıyor. River ve Dahlia'nın hayatını değiştirecek olan o sır da ikinci kitapta çıkacak gibi görünüyor. Kitabın sıradan bir aşk hikayesiymiş gibi ilerleyişinden sonra patlatılan bombalar kitabı gözümde bir kademe yükseltti diyebilirim. İtiraf edeyim ki beklentilerimi de yükselti. Kitabı büyük bir merak içerisinde okusam da zaman zaman sıkıldığım da oldu bunu inkar edemem. Bir yerde monoton bir süreç geçti ve o kısımlar sıktı, ancak genel olarak ele alındığında güzeldi. Sonu ise merak uyandırıcıydı. Kitabın nereye bağlanacağı ise okuru merak ettirip ikinci kitaba eemen başlama isteği uyandırıyordu. En azından benim için öyle ki kısa zamanda başlayacağım da 2. kitaba. Kitabı beğendim ben, ki beğenmemiş olsam 2. kitaba başlamaya niyetlenmezdim. Size tavsiyem hazır 3. kitapta çıkmışken başlayın seriye ve peş peşe okuyun kitapları ;)
Baskı: Bazı Kızlar Aşk için Her Şeyi Yapar
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/02/clodagh-murphy-baz-kzlar-ask-icin-her.html Amanınnnn bir blogger demesi... aşk demesi... yayıncılık demesi... beni bitirdi, gözüme girdi kitap resmen :D Hele de Claire'in bir kitapçıda çalışması ise... beni benden aldı :) Yazar kitabı esprili, akıcı ve eğlenceli bir şekilde kaleme almıştı. Bu hoşuma gitti. Çeviride güzeldi bu da okurken kitapta kopukluk yaratmadı. Kitap; cinsel içerikli öyküler yazan bir bloggerın bir gün yazılarını yayınlamak için bir yayıncıdan teklif almasıyla başlıyor. Tabi yazdığı öyküleri kendi yaşıyormuş gibi lanse eden Claire aslında bahsedildiği kadar tecrübeli olmadığı hatta neredeyse hiç tecrübeli olmadığı anlaşılmasından endişelenerek ressam olan Luca ile anlaşma yapıyor. Claire, kendisine seksi öğretmesi için Luca'ya para veriyor...karşılığında da blogunda bahsedildiği kadar tecrübe kazanıyor. Ancak, seks arkadaşlığı ilişkisinin ikisini de duygusal olarak etkileyeceğinden habersizler... işin ilginç yanı Claire, yayıncı Mark'tan da etkilenen bir kadın...iyice çıkmaza giren Claire kendisi için doğru adamın kim olduğunu anlayıp aşkı tadacak mı? Kalınlığı her ne kadar bu kadar neden bahsedecek gibi düşündürtse de başlarda sonradan okudukça her sayfadan zevk aldım. Zaman zaman kıkırdadığım zaman zaman kızdığım da oldu okurken. Ama en çok da kitaptaki ilmek ilmek "aşk ilişkisi" konusunda tecrübesiz olan iki kişinin bu duyguya anlamdırmasını ve birbirlerine karşı olan duygularını acemilikle yaşamalarını okumaktan zevk aldım. Bir blogger olarak bir bloggerın hayatını okumak ayrı bir tattı. Ayrı bir heyecan duymama neden oldu itiraf edeyim :) Zaten beni en çok etkileyen ve kalbimi çalan da sanırım bu detaydı :) Kitapta tek memnun olmadığım kısım, içerisinde bazı sayfalar boştu. Üstelik en heyecanlı yerlerinde bu boş sayfalara gelmek şevkimi kırdı. Hediye olduğundan değiştirme şansım da olmadı ne yazık ki :( sizlere uyarım olsun bu aldığınızda kitabınızın sayfalarını bir karıştırın ki böyle bir durumla karşılaşmayın. Ben kitabı beğendim, ve bence yaşınız içeriğinde cinselliği kurtarıyorsa okuyun da derim :) bir yerde aşkın ilmek ilmek işlenmesini, kalbe sızılmasını okuyoruz :) Güzel bir arkadaşlığın, ardından aşka dönüşmesini... tensel zevklere rağmen herkesi her şeyi olduğu gibi kabullenebilmeyi de gösteriyor... çok zevk aldım okumaktan :) Dilerim yazarın diğer kitapları da çevrili onları da okuma şansım olur =)
Baskı: Bir Adım Sonrası Ayrılık
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/02/zeynep-senturk-bir-adm-sonras-ayrlk.html ~~*~~~ "Sadece gülümse. Çünkü gülüşüne kimin ne zaman aşık olacağını bilemezsin." ~~~*~~~ Offf uleynnn offff... Bu kitaba bu son yakışmadı be!!!! Ben evli mutlu çocuklu sonları severim ama... olmadı bu... :( Zeynep Şentürk, kendisini şahsen tanıdığım için ve yorumumu açık gönüllülükle yapacağımı bildiği için acımadan eleştireceğim :P Zeynep Şentürk, Türk yazarlarımızdan biri. Akıcı, romantik zaman zaman merak uyandırıcı zaman zaman monoton giden gülümseten, hüzünlendiren, bazen de ağlatan bir şekilde kurguyu kaleme almış. Sanırım okurken ilk defa bir kitapta resmen bir hata aradım, bir kusuru olmalı diyerek okudum. Bir eksiklik, olmayan bir şey, havada kalan bir duygu duygu arayarak okudum. Çünkü yazarı arkadaşım olarak gördüğüm için bir eksikliğini buluyorsam kendisine söylemeli ve kendisi de bunun üzerinde uğraşıp daha da mükemmelleştirmeli diye düşündüm kalemini. Bu yüzden ince ince işleyerek yorumumu yazıyorum. Önce beğendiğim sonra beğenmediğim kısımları yazacağım :) Ama her şeyden önce size kısaca kitabın konusundan bahsedeceğim. Daniel Ian Wood, dünyaca ünlü bir film yıldızı... bir gün yeni arabasında ilerlerken ışıklardan geçen bir kıza gözü kayıyor... Gamze'ye... rastgele kesişen bakışlarla kızın yüzündeki gülümsemeye vuruluyor. Aradan zaman geçmesine rağmen unutamıyor o bakışları ve kızı derken kader bunları bir kez daha karşılaştırıyor. Elindeki hiçbir fırsatı değerlendiremeyen Daniel son şansını değerlendirip Gamze'nin gözüne giriyor...beraber geçirilen birkaç günün sonunda aralarında filizlenen aşk iyice kendini göstermeye başlıyor...ama hayat onlara hiç de adil davranmıyor ve olabilecek en kötü şeyle sınıyor bu aşkı... Kitabı diğerlerinden ayıran bir erkek karakter tarafından anlatılması. Kitabı tamamıyla Daniel'in tarafından okuyoruz. Onun iç dünyasını, duygularını ve düşüncelerini... Bir kadın yazarın erkek duygularını bu kadar mükemmel nasıl yazmış merak edilecek bir şey. Bu konuda seninle gurur duydum Zeynep! Tebrik ediyorum... Kitabın başlangıcı, Daniel'in Gamze'yi görmesi... ona vurulması... karşılaşmaları... aşkını ilan ettiği zamanlar hepsi çok güzeldi. Merak uyandırıcı ve akıcıydı. Romantizm doruklardaydı. Gülümseyerek ve ne olacağının beklentisi ile okunuyordu. Ancak... bu ikinin sevgili olmasından sonraki kısımlarda durağanlık vardı. Atraksiyon falan yoktu... sanırım o kadar alıştık ki entrikalara, aldatmalara veya gereksiz kıskançlık krizi sonrası ayrılıklara bunda da onu bekledim. Gerçi bulamamak çok güzeldi. Sonuçta kitabı diğerlerinden ayırdı bu ama o kısımlar durağan da gelmedi değil yani. :) Duygu bakımdan yoğun ama olay bakımından sakindi. Hep Gamze'nin duygularının yeterince aktarılmadığını düşündüm okurken. Gerçi erkek karakter tarafından okuduğumuz bir kitapta kadının duyguları nasıl aktarılsın ama değil mi? Yine de söyleyebilirdi... ancak kitabın sonundaki o mektuplar... işte onlar beni benden aldı...beni ağlattı... havada kaldı eksikti dediğim her duygu yerine yapbozun parçaları gibi oturdu! Açık yüreklilikle söylüyorum ki kitabın sonu olmadı! Neden diyeceksin? Yukarıda söylediğim gibi bizler... umutsuz romans okurları... kitaplar bittiğinde karakterlerin hayatlarının aldıkları yönü doldurmak istiyoruz. Ama sen kitabı bitirmiştin! Kurguyu bitirmiştin! Hayal edebileceğimiz, sonrasında acaba ne oldu diyeceğimiz bir son bırakmamışsın! Bildiğin bir olayı yaşadık ve o olay bitti modundaydı. Tamam tamam itiraf ediyorum mutsuz sonları sevmiyorum ben be... beni kitabın sonunda ağlatmayın... aşk ile kalbimi pır pır ettirin hüzünlendirmeyin... Daniel'in duyguları benim göz pınarlarımın çeşmelerini açtı... Biraz daha bahsedersem bu konudan kitabın baya baya içeriğine gireceğim o yüzden susma hakkımı kullanıp başka yerlere geçiyorum :) Kitaptaki arkadaşlık süperdi. Jamie... adamım seni ben alabilir miyim? Bu adam süperdi... çok eğlendirdi beni... benim için kitabın maskotuydu desem alınır mı acaba Jamie :D Açıkçası kitabın içeriğine girmeden nasıl bir şeyler söyleyebilirim daha bilmiyorum bu yüzden artık yorumumu bitiriyorum. :) Biliyorum ki Zeynep, yayıneviyle anlaşmasını bitirdi. Dilerim senin başka kitaplarını da okuma şansı elde ederiz. Kalemini sevdim, klişeden uzak sonunu da sevdim... gereksiz kıskançlık tripleri, aldatmaların olmamasına ise bayıldım! Yolun açık olsun, dediğim gibi diğer kitaplarını da rafımda görmek isterim :) Ahh... bu arada.Gerçekten Daniel gibi aşklarına sadık kalıp o kadınla son nefesini verebilecek erkekler var mıdır? Bence yok... varsa da bize denk gelmiyor... ;)
Baskı: Aşktan Kaçarken
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/01/emine-seyma-mengi-asktan-kacarken.html Türk yazarlara şans verip okuduğumu biliyorsunuz... Yeni yazarlarımızdan Emine Şeyma Mengi'nin kitabı Aşktan Kaçarken'de şans verip okuduğum kitaplardan biri oldu. Uzun zamandır yorum yapmadığım için de bu kitapla başlayayım dedim :) Önce kısaca konusuna değinip sonra yorumuma geçmek istiyorum. Kitap, Derin, babasının kendisini zorla bir evlilik yapmak için seçtiği adayla evlenmek istemediği için kaçmasını ve bu sırada Baran'ın arabasını çalmasıyla başlıyor. İlerleyen süreçte Derin, Baran'ın evinde çalışmaya başlar derken ikili arasında aşk doğmaya başlar tabi bu sırada gizlenen bazı sırlar ortaya çıkar... Kısaca bu şekilde özetleyebiliriz kitabın konusunun... tabi daha detay verebiliriz ama o zaman kitabın hiçbir tadı kalmaz ;) Kapak tasarımından eğlenceli bir aşk hikayesinin bizi beklediği belli oluyor, ki gerçekten de eğlenceli bir aşk hikayesiydi diyebilirim. Beklentiler çok yüksek tutulmadığı sürece okurken keyif almanız mümkün. Kurgu sade ve akıcı bir şekilde yazılmış ancak okura duygu hissettirme konusunda biraz yoksun kalmış. Eğlenceli sohbetler evet.. okurken güldürüyor bunu inkar edemeyiz, romantik komedi gibi hissettiriyor. Ancak dediğim gibi Derin ve Baran arasında gelişen o aşk okura hissettirememiş yazar ne yazık ki... Bu durum yine de okumaya engel değildi. Okuduğumuz eşsiz aşk romanları ile ister istemez bir kıyas içerisine giriyoruz... hele de romantik komedi yazarlarının yazdıkları esprili anlatımlarla aşk hissettirmelerini tattıktan sonra bu kitapta da bunu bekledim. O kısmı ne yazık ki elde edemedim. Bunların yanında Deren'in çocuksu tavırları kitaba renk katan şey olsa da bazen cidden fazla çocuksulukta sıktı diyebilirim. Hani bir şeyi bir kere yaptığında eğlenceli olur ikinci kere de güldürür ama üçüncüsünde yeter ama artık ya dedirtir... aha işte tam böyleydi Deren'in davranışları Baran'ın yerinde başka biri olsaydı yeminle öldürmüştü yani Deren'i. Kitaba dair yorumumu söyledim. Eğlenceli, keyifli zaman geçirtecek, büyük beklentilerle okunmazsa beğenebileceğiniz bir kitap. Her ne kadar eksikleri olsa da eğlendiriyor. Eğer yaş ortalamanız 25'in üzerindeyse okuduğunuz diğer aşk romanlarıyla kıyaslamadan okuyun derim ben... yeni yetme gençlere, ergenlere ve lise çağındaki gençlere daha çok hitap edeceğini de söyleyebilirim. Sevgili Emine Şeyma Mengi, yolun açık olsun, dilerim kalemini biraz daha geliştirip duyguları esprili anlatımla da olsa daha ön planda tutmaya çalışıp yeni eserlerini yayınlayabilirsin.
Baskı: Kağıttan Kalpler
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/01/courtney-walsh-kagttan-kalpler.html Arkadya Yayınları'ndan çıkan Kağıttan Kalpler, uzunca bir sessizlikten sonra yayınladığım ilk yorum olacak :) neden böyle bir sessizlik içerisine girdi blogum bilmiyorum ama bu sürede zannetmeyin ki bu kız okumadı... hayır okudum ve 3 kitap bitirdim bunlardan biri de Kağıttan Kalpler'di. Kağıttan Kalpler, küçük bir kasabada bir kitapevi işleten Abigail'in umutsuz kalbini kitapeviyle doldurup orayı büyütüp babasından kalan bu yeri daha ileriye götürmeyi amaçlayan bir kadın... Ancak kader onun için bambaşka planlar yapıyor. Onun satılmayı planladığı bina bir doktora satılıyor... yüreği yaralı, kızıyla yalnız kalmış bir doktor... İkisinin arasındaki diyaloglar bir şekilde ilerlerken, küçük kasabanın çöpçatan kadınlarına yazılan aşk mektuplarının arasından çıkan çok özel bir demet mektup Abigail'in aşkın gerçekliğini gösterirken belki de kalbinin yeniden atmasını sağlayacak. Hele ki küçük kağıttan kalpler... farkında olmadan doktor ile Abigail'in hayatlarını birleştirerek ikisine de aslında aşktan umudun kesilmeyeceğini gösteriyor. Kağıttan kalpler, film tadında okunacak bir kitaptı. Öyle entrikalar, ihtiraslar falanlar filanlar yoktu. Çok normal sıradan bir hayat ve o hayatın insanlarıydı kitabın karakterleri... diyaloglar, yaşanılan yerler güzel, eğlenceliydi ve okuması zevkliydi. Arkadaşlık ilişkileri, günümüzde neredeyse ölmüş olan komşuluk ilişkileri, aşkın filizlenmesi... çok güzel işlenmişti. Alışık olduğumuz aşk romanlarının aksine iki insanın önce birbirlerini tanıması ve bu tanımanın aralarındaki çekimi arttırmasını anlatıyordu. Özellikle demek istiyorum ki, kitabı okurken kağıttan kalpler ne diye düşündüm durdum. İsmi nereden geliyor bu kitabın... ancak ilerleyen sayfalarda kağıttan kalplerin hikayesini okuduğumda... işte bu dedim! Bende bir gün bunu yapabilecek kadar birine aşık olmayı istiyorum diye düşünmeden edemedim hikayesini okuyunca... süperdi! Çok romantikti... <3 data-blogger-escaped-p=""> Kitap güzeldi, beğendim ben. Size günlük hayattan kesitler verebilecek, zaman zaman günlük duyguları hissettirebilecek bir kitap okuma istiyorsanız ve bu kitabın aşk olmasını istiyorsanız bence bunu denemelisiniz. :)
Baskı: Çığ Gibi
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/01/bige-bilgen-cg-gibi.html Türk yazarlarımızdan Bige Bilgen'in son çıkan kitabı Çığ Gibi okundu...Sanırım yeni yılın ilk yorumu da bu olacak :) Çığ Gibi, birbirinden kopmuş baba oğlun hikayesini konu alıyor... ama tabi sadece bununla da kalmıyor. Cüneyt sevgilisi Semra ile evlenme kararı aldıktan sonra Semra sevgilisi ile babasının arasını düzeltmek için kolları sıvıyor... Cüneyt ile babasının arasını düzeltme yolunda ilerleyip aralarındaki buzları yıktıklarını gördüğünde de daha da imkansız şeyler başlarına geliyor... Yazar, kitapta dram içerisine aşkı dokundurarak konuyu işlemiş... Ancak... şahsen zaman zaman okurken sıkıldığımı itiraf etmeliyim... beni bilirsiniz biraz hareket severim kitaplarda bu çok dram gibi geldi... bazı duygular havada kalmış gibiydi... tam oturtulmamış ve bir anda oldu bittiye gelmiş gibiydi... Hele son iki bölümde... belki de üç... Cüneyt ile Semra'nın düğününden sonraki kısımlar da ne oluyoruz be... dedim. Yani bu kurguya o son yakışmadı... biraz zorlama ya da okuru şaşırtayım da bu şekilde yazayım gibi olmuş havası verdi okurken bana... Kitabın bitiş şekli de okur devamını sen getir... sonrasını sen doldur... dercesine olmuş... ha evet hoş bir fikir ama bu kurgunun devamı ne yazık ki hiç hoş olmaz... kim yazarsa yazsın! Bunlar beni şahsi fikirlerim... sizler benim gibi düşünmeyebilirsiniz.
Baskı: Konuş Benimle
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/12/laurie-halse-anderson-konus-benimle.html Oldukça ilginç konusu olmasının yanında kitabın başında "Dinle" bölümünde yazanlar tüyler ürperticiydi... her şeyi bir kenara bırakırsak... yazarın ulaştığı sonuç ve elde ettiği susmama çağrısı takdire şayandı! Bütün bunların yanında kitabın konusunun da günümüzde oldukça yaşanan bir şey olmasının yanı sıra bir çok kızımızın utanıp susması ise... tam bir dünya gerçeği dedirtti. Direk yoruma giren bir yorum yazdım sanırım ama bu türde bir konuya sahip kitaba neler denilir bilemiyorum... Kitabın konusu çok iyiydi, zaman zaman durağanlığı sıkıcı olsa da sonunda ne olacağının merakı okutturuyordu kitabı. Konusundaki gerçeklik ise bu durumu yaşan kişiler için bir örnek belki bir yol gösterici bile olabilir gibi... Bu kadar konuştuktan sonra kitabın konusuna dair kısa bir bilgi vereyim. Kitap, liseye başlayan Melinda'nın uğradığı tecavüz sonrasında etrafına karşı suskunluğunu, bu olayı kimseye anlatamamasını, çevresine ördüğü duvarları ve kendi içine kapanıklığını anlatırken hayatının gittiği yolda nasıl durmaya çalıştığını gösteriyor. Hiç kimseyle paylaşamadığı bu sır sonucunda dudaklarını mühürlüyor ve konuşmayı ret ediyor. Zorunda olmadıkça bir şey söylemiyor... Melinda'nın iç dünyasını ve hayatını konu alıyor. Hareketli, aşklı meşkli bir kitap değil. Biyografi gibi... durağan...zaman zaman sıkıcı gelse de Melinda'nın ne zaman anlatmaya başlayacağını merak ederek okuyacağınız bir kitap. Böyle kitapları herkes okuyamaz bu yüzden ben bu tercihi size bırakıyor. Biraz depresif, dram, durgun bir kitap olduğunu da söyleyeyim.
Baskı: Yorgun Hayaller
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/12/r-k-lilley-yorgun-hayaller-tristan.html Favori yazarlarımdan biri olan R. K. lilley'in yeni serisi... aslında kitaptaki karakterleri Uçuşta (Up in the Air) Serisinden tanıdığımız karakterler. Çok olmasa da ara kendilerini gösteren karakterlerden Tristan ve Danika'nın hikayesi... Yazarın kalemini sevdiğimden bahsetmiyorum çünkü dört kitaplık serisini bitirip yeni serisini okumaya başladıysam anlamışsınızdır ki seviyorum bu yazarı :) ama Uçuşta Serisi'ndeki gibi yine akıcı, aşk dolu bu sefer biraz müzik grubu dokunuşları olan erotizm dolu bir kitaptı. Kitap, Tristan ve Danika'nın tanışmasını, aralarındaki arkadaşlığı, cinsel çekime rağmen arkadaş kalma çabalarını, farkına varmadan aşkın üzerlerine yaptığı dokunuşa verdikleri karşılığı okuyoruz. Zaman zaman eğlenceli anlatımı olan kitabın zaman zaman da aşkın tutkulu dokunuşlarına dönüşmesini okurların önüne serdi. Uçuşta Serisi'nden Tristan ve Danika'nın arasındaki bir olaydan dolayı ayrı düşdüklerini okumuştuk ve biliyorduk. Bu kitapla çiftin yeni tanışıktıkları sevgili olma moduna geçtikleri dönemleri okurken her ayrılıklarında aha yolları burada mı ayrılıyor diye düşünmeden edemedim. Ancak kitabı bitirdiğimde demek ki henüz ayrılık bunların kapılarını çalmadı diye de düşündüm. James'i bu kitapta görmek süperdi.Hele ki Bianca haricindeki bir kadın tarafından James'in çekiciliğine dair tanımlamalar ise... Bianca'nın düşüncelerinde yalnız olmadığını düşündürttü. Kitabın sonunda beklemediğim bir olay cereyan etti. Açıkçası bu beni şaşırttı, hiç beklemezdim. Ama bu durum Tristan ve Danika için olumlu sonuçlar doğurdu gibi sanki... Neyse çok konuşup da kitabın içeriğine girmeyeceğim, ben beğendim. Bazı yerlerde imla hataları vardı onlar da olmasaydı süper olurdu. Yazarı sevdiğimden ve kitapları sıkmadan akıcı ve güzel ilerlediğinden sizlere tavsiye ederim. Ancak küçük bir uyarı da yapayım, kitap +18 lik bir kitap dolayısıyla yaş ortalamasına dikkat :)
Baskı: Siyah Damar
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/12/tarryn-fisher-siyah-damar.html Tarryn Fisher, klişe olmanın dışında bir kalemi olan bir yazardı hep gözümde. Onun okumuş olduğum Fırsatçı, Tehlikeli Kızıl ve Hırsız kitaplarından sonra aykırı ve sürükleyici kalemini sevmiş, çıkan kitaplarını okumadan alabileceğimi düşünmüştüm. Ancak... bu kitabıyla... bu düşüncemi tereddütte bıraktı diyebilirim. Aslında kitap güzel başlamıştı. Senna kaçırılmış, nerede olduğunun tereddütü ile evde dolanırken eski bir tanıdığına denk gelmiş, o adamla olan geçmişine dönük olaylar ve şimdi yaşadığı hapis hayatı ile ilgili güzel başlamıştı ama çok fazla durağandı. Beni sıktı... akıcılık yoktu.. Hani bir diziye takılıp kalırsınız birkaç bölüm kaçırsanız da çok fazla bir olay olmamış gibi hissedersiniz ya öyle hissettim hep. Sonunun ne olacağının merakı ile okumaya devam ettim ama durgunluğundan da fazlasıyla sıkıldım. Kitabın sonunda da eee, ne oldu şimdi? diye kalakaldım. Ne yazık ki Tarryn Fisher bu kitapta beni hayal kırıklığına uğrattı. Çok büyük beklentilerim vardı kitaba dair ve yine diğer kitapları gibi bir akıcılık bekliyordum ancak bu akıcılığı bulamadım. Olmadı... ben beğenemedim kitabı ne yazık ki... Kitaba dair başka bir şey söylemek istemiyorum. Benim severek okuduğum bir kitap olmadı. Aksine okurken sıkıldım, durağanlığından hiç yapmadığım bir şey olan atlayarak okumayı yapma isteğiyle doldurdu beni... Okuyup okumamak size kalmış.
Baskı: Devrimin Kızı (The Book of Ivy #2)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/12/amy-engel-devrimin-kz-book-of-ivy-2.html Kurucunun Kızı ile başlayan macera kelimenin tam anlamıyla Devrimin Kızı ile devam ediyor! Bu kitabı ilk kitaptan daha çok sevdiğimi söylemeliyim, ilk kitap tam bir başlangıç kitabıydı ancak bu... heyecanla okunacak ve tam anlamıyla hayat savaşına tanıklık edilecek şekilde kurgulanmıştı. Kurucunun Kızı kitabında -okuyan bilir- Ivy, çitin dışına atılmıştı ve kitap öyle bitmişti. Devrimin Kızı'nda ise, Ivy'nin çitin dışındaki hayatını, yaşama savaşını konu alıyor. Ivy, çitin dışında... kimsesiz, tek başına... son baharın verdiği serinliğin yavaş yavaş yerini kışa bırakırken kendine barınacak bir yer arama ve karnını doyurma arayışı içerisinde... yaralı... hayal kırıklığına uğramış... kalbi kırık... aldaılmış... darmadağın bir ruh hali içerisinde olmasına rağmen güçlü durmaya çalışarak kendine yeniden başlama şansı veriyor... Tam kendine yaşayacak bir yer bulduğunda onu büyük bir sürpriz buluyor... onu şaşırtan, kararsız olmasını sağlayan ama yine de sevmeyi sevilmeyi öğretmeyi amaçlayan bir sürpriz... Kitabın sonunda okuduklarım benim için çok şaşırtıcıydı, Westfall'da olayların bu şekilde ilerleyeceği aklıma gelmezdi. Yazar bu konuda beni şaşırttı... ve bu durum hoşuma gitti. Beklediğimin dışında gelişen olaylar her zaman hoşuma gitmiştir kitaplarda. Çok okuduğumuz için kurgu bir yerden sonra tahmin edilebilinir oluyor dolayısıyla da okuduğunuz kitapta tahmininizin dışında bir şeyler olunca bu size tarifi imkansız bir haz veriyor. Westfall'da olanlar da benim için öyleydi. Bunları tahmin etmemiştim, evet bir şeyler olacağının farkındaydım ama bu şekilde sonlanmasını beklemiyordum. Tamam konu içeriğine girmeye başlıyorum o yüzden susuyorum. Kurucunun Kızı ne kadar durgunsa bu kitap da o kadar nefes kesiciydi.
Baskı: Destan
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/12/ozge-erkin-destan-racon-2-okuma.html Devran Yaman... Nam-ı Diyar Destan!!!. Bu adama bu kitaptan başkası yakışmazdı... ki bir yazarda bir karaktere anca bu kadar yakışan bir kitap yazardı zaten... Özge Erkin'in kalemiyle Masum Koza kitabıyla tanışmış ve beğenmiştim. Konuyu kurgulama biçimi, şiirsel anlatımı, aksiyon, hareket ve romantizm ile harmanlanmasıyla gönlümü fethetti diyebilirim. Masum Koza'da az çok kalemini tahmin etmiş ve beğenmiştim. Sonra Destan kitabıyla... bence yazar da kendini aşmış! :) Ben ki şiirsel anlatımı sevmem romanlarda ama ben bile beğendim ki bu kitap şiirsel bir şekilde anlatılmasaydı yarım kalırdı diye düşünmeden edemiyorum. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse; Masum Koza kitabında tanıdığımız Devran ve Efsun çiftinin hikayesini okuyoruz. Efsun iş hayatının bunaltıcılığından uzaklaşıp bir dağ evinde kalmaya başladığında Devran ile karşılaşır. İlk gördüğü anda aşık olduğunun farkında olan Efsun, kendi vazgeçmişlikleriyle yarım kalan hayalleriyle Devan'ın geçmiş acısı, yaralı yüreği, yarım ruhunu tamamlamayı kendine görev bilerek hem Devran'ın yüreğine aşkı serpiştirecek hem de ilk defa kendi için bir şey yapıp Devran'ı kendine alacaktı. Amacı bu olmasına buydu ama hiç de kolay olmayacaktı. Hele ki.. işin içine Destan girince... Efsun'u zorlu bir sınav bekliyordu bu sınavda ya sınıfta kalacak ve kalp ağrısı çekecekti ömür boyu ya da her şeye rağmen pes etmeyecek sevdiğini olduğu gibi kabul edecek ömürlük bir aşkla yıkanacaktı... Zor, imkansız hatta olmaması gereken bir aşka gönlünü açan Efsun'un destanlar yazan Devran'ın yaralı ruhuna merhem olurken aşkın ışıltısını ikisinin üzerine yağdırma çabasını konu alıyor. Böyle anlatıldığında aşk hikayesi... belki birazcık acıtasyonlu ama mutlu son garantili görünüyor gibi sanmayın... bu kadar basite indirgenemeyecek kadar iyi bir kitap! Evet, dram kısımları var... okurken göz dolduran iç çektiren kalp burkan kısımlar... evet aşk kısmı da var... romantik, gülümseten kalbinizi pır pır ettiren... evet gerilim, atraksiyon da var... hani vurdulu kırdılı, patlamalı ölümlü heyecanlandıran kalp atışını hızlandıran cinsinden... Evet, daha ne olsun ki... her bir şey var yani ;) Efsun'un pes etmeyen kalbi, Devran'ın ürkütücülüğünü umursamaması, aşkı için savaşması bunun yanında hayranlık uyandıran deli cesareti süperdi. Her satırından keyif aldığımı söylemem lazım. Devran'ın geçmişi insanın içini burkuyor. İtiraf etmek gerekirse detaylar gözlerimi doldurdu diyebilirim... ama en çok koyan da Efsun'un Devran'ın yanı başındayken başına gelenler... racon için bilek kesip dövüşmeler ve Efsun'un tek bir kelimesi... "hamileyim." Her sayfası çok hoşuma gitti. Diyorum ya... Devran'a bu kitaptan daha aşağısı olmazdı... böyle bir kurgudan başkası yakışmazdı... Bayıldım! İlk kitaptan çok daha güzeldi, bir okuru tatmin eden, duyguları yerinde dozunda bırakılan gereksiz kıskançlık krizleri, tripcanlar, kavgalar olmadan... her şey dolu dolu, ama bir o kadar da tadı damağında kalan cinsinden bir kitaptı! Kesinlikle okuyun!!! Bu arada Özge Hanım, Kutsal ve Kılıç'ı da rafımda görmek istiyorum... sesime kulak verin ve onları da kitaplaştırın :) Ahh bilmeyenlere kısa bir bilgi olsun Kutsal ve Kılıç kitapları Racon serisinin kitapları :)
Baskı: Tatlı Yalan (The Maddox Brothers, #2)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/12/jamie-mcguire-tatl-yalan-maddox.html ~~~*~~~ "Bir Maddox Erkeği severse, bu sonsuza kadardır. Ama ya ilk aşkı siz değilseniz?" ~~~*~~~ İşte asıl mesele bu... Hep Maddox erkeklerinin ilk aşklarıyla olan maceralarını okuduk ve bu kitapta bir Maddox Erkeği'nin aşkı ikinci kez tatmasını okuyoruz. Aslında bu durumu şaşkınlık içerisinde okuyoruz demek daha doğru olur çünkü bizim lügatımızda bir Maddox Erkeği'nin 2. kez aşık olması yok normalde... Ancak Thomas James Maddox bu tabuyu yıkıyor! Jamie McGuire'nin kalemini sevdiğimi anlamışsınızdır, sonuçta kadının kaç tane kitabını okudum. Maddox Kardeşler (The Maddox Brothers) serisinin ilk kitabında Trent'i okuduktan sonra kitabın sonundaki sürpriz ile bu kitabı deli gibi beklemiştim. Çünkü Thomas... belki de diğer Maddox'lardan daha çok aşkı ve mutluluğu hak etti gözümde. Nihayetinde kitabı okuyup bir çırpıda bitirince anladım ki... Thomas kendine yakışanı buldu.. .evet ilkinde aşk ondan yana olmadı belki ama ikincisinde aşk... tam onun karakterine kalbine yakışır bir şekilde onu buldu! Daha ne olsun :) Kitabın konusuna değinmeyeceğim zaten arka kapak yeterince açık bir şekilde anlatıyor eee gerisi de kitabın içindeki detaylar olsun :) Ancak şunu söylemeliyim ki... kitap cidden tam da beklediğim gibiydi. Olması gerekenler tam olarak vardı içerisinde... Liis ile Thomas'ın ilişkisi... aralarındaki duyguların alevlenmesi... ateşlenen bu duyguların bir ilişkinin sinyali olurken bunu işlerinde de yeterince iyi ilerletmeleri... Thomas'ın kardeşleri ile ilişkisi... Maddox Erkeklerinin birbirleri ile bağları... Her şey olması gerektiği gibiydi! Eeee bir okur daha başka ne isterdi ki? :) Bu kitap aslında bir yerde şunu da gösterdi... bazen yanlış kişilere aşık olsak da doğru kişi bizi bir yerlerde bekliyor... zamanı gelince de o kişi ile eninde sonunda tanışılacak! Thomas için kelimenin tam anlamıyla öyle oldu! Başta kendisi için en imkansız en yanlış kişiye aşık oldu... aşkın acısını iliklerine kadar hissetti, aşkın hak ettiği fedakarlıkları yaptı... sonunda ise kendisi için en doğru kişiyle karşılaştı! Evet, Maddox Kardeşler arasında en beğendiğim kitap bu oldu desem yeridir :) Sadece kitabı değil size ben seriyi tavsiye ediyorum. Her satırıyla zevk alacağınız, zaman zaman kızacağınız zaman zaman söylenen sözlerle üzüleceğiniz ama her daim kalbinizi aşkla attıracak bir seri bu... Okumalısınız :)
Baskı: Benden Korkma
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/12/sevval-isk-benden-korkma.html Bir Wattpad yazarlarından biri daha... Şevval Işık... Çarpıcı kapağı ve adıyla açıkçası beklentilerim yükselmiş ve konusuyla da ilgimi çekmişti ancak bu da bana beklediğimi veremeyen yazarlardan biri oldu. Profesyonel bir kalemi olmasını beklemiyordum ancak yine de bir kitap olmasının sonucunda bir okuru tatmin edecek ve okura istediklerini verebilecek, içeriğindeki duyguları okura hissettirebilecek bir kalem bekliyordum ne yazık ki beklediğimi bulamadım. Başlangıçta iyiydi, bir cinayete tanık olan Alexis... katilin onun peşine düşmesi kaçırması falan... güzel girişti ama sonrasında ise... olmamıştı. Bir katil ne kadar karşısındakini korkutursa korkutsun asla işlediği cinayete tanık olan birini bırakın serbest bırakmayı yaşatmaz bile... ama hadi oldu da serbest bıraktı, ona aşık olması... arkadaş hangi ara aşk muhabbetine girdiniz... durun bir! Yavaş... Her şey bir dozunda, okura hissettirerek, tatmin edici detaylar verilerek olsun olay döngüsü ama değil mi? Ben mi çok şey bekliyorum yoksa yeni yazarlarımız mı bunu bana veremiyor bilemiyorum. Yazarın ilk kitabı dolayısıyla belki acemi kalemi diğer kurgularında daha da iyi olacak ama bence kötü bir başlangıç oldu benim nazarımda. Kendisine bir okur tavsiyem olsun... bir yazar kitabını yazarken her şeyden önce kurgusunun bütünlüğünü ve duyguları hissettirebilmesiyle okurun kalbine girebilir. Yakışıklı kötü bir adam yapayım istemem yan cebime koy bir kadın karakter tamamdır... düşüncesi olmasın yazarlarımızda... Araştırın, öğrenin... iyi kalemlerden nasıl iyi olduklarına dair gerekirse tüyolar alın! Acemi kaleminizi iyileştirin! Sıradan bir hikaye değil bir kitap yazıyorsunuz... ha ben hikaye yazıyordum sonradan kitap oldu diyorsanız bu kurgunun üzerinden geçin, gerekirse her bölümüne eklemeler yapın, kurguyla oynayın. Kurgu sizin, karakterler sizin... Okuru tatmin edecek detaylar ekleyin... Biz okurlar okuduğumuz yeri hayal edebilmeliyiz, bir kadının kıyafetinin en ince detayına kadar düşünebilmeliyiz... bir adamın yüzündeki kasların kasılmasıyla nasıl bir ifadeye büründüğünü gözümüzün önünde canlandırabilelim... kitapta anlatılan şeyleri yaşayabilelim... diğer türlüsü tatmin edici olmaz bence. Çok şey mi istiyorum bilmiyorum ama ben bunu istiyorum yazarlarımızdan... Dilerim yolunuz açık olur, daha iyi kitaplara imza atarsınız. Ancak benim nazarımda bu olmadı.
Baskı: Ölümsüz Aşk
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/11/burcu-b-filiz-olumsuz-ask.html "İhtiyacın olduğu sürece burada olacağım. Son nefesime kadar, nefesinin peşinde olacağım. Çünkü daha farklısı elimden gelmez. Daha fazla sensiz nefes alamam." Ünlü Aşk kitabıyla tanıdığımız Burcu B. Filiz'in ikinci kitabı Ölümsüz Aşk ile macerasına devam ettiğini yakından tanık oldum :) Bazı yazarlar vardır, yazdıkça kendini geliştiren, her kurgusu daha güçlü, duygu anlatımı daha sağlam olay döngüsü daha bağlantılı hale getirebilen yazarlar... işte Burcu Hanım'da onlardan biri. Ölümsüz Aşk, ilk kitabından daha iyiydi. Daha sağlam bir kurgu ile karşımızda olmasının yanında daha sürükleyici ve daha akıcı bir şekilde yazılmıştı. İlk kitapta zaman zaman sıkılsam da bu kitapta her sayfayı merakla çevirdim. Ünlü Aşk kitabında tanıdığımız Toprak ve Melis'in hikayesiydi bu kitap. Karen'in bodyguardlık ajansından iki arkadaşı olan Toprak ile Melis'in hikayesi Melis'in aşkını itiraf etmesiyle yarım kalmıştı ancak bu kitapta o yarım kalan hikaye devam ediyor ancak ne devam etme... şaşkınlıkla başlamanın yanında Melis'in herkesten gizlediği şeyler ve daha da önemlisi kendisiyle ilgili öğrendiği, keşfettiği şeyler... şaşırtıcı olmanın yanında yazarın böyle bir kurgu yapabilmesini takdir etmeme neden oldu. Kitaba dair daha detaylı yorumlar yapmak istiyorum ama kitap içeriğine girmekten ve dahası da sizi bu şekilde kitaptan soğutmaktan korkuyorum o yüzden kitabın içeriğini anlatmadan neler diyebilirim diye düşünüyorum. Ahh, bu arada şimdi Toprak ve Melis'in yarım kalan hikayesi dedim ama yanlış anlamayın kitap aşk romanı değil... polisiye de aynı zamanda çünkü işlenen kadın cinayetlerinin arkasındaki kişileri ve sebeplerin araştırılması da var kitapta... Bu araştırmayı yapan ekibin bir üyesi Melis ve işin ironik kısmına bakın ki süpheliler arasında Toprak'ın yeni ortağı var dolayısıyla ucu bir yerde Toprak'a bile dokunuyor... ahh bir de Melis'i saplantı haline getiren bir pislik var... Cinayetler... ölen kadınlar... garip sırlar... ilgi çekici güçler... ve bunlarla harmanlanan yarım kalan bir aşk... ahh kitabın sonunda da yeni filizlenme garantisi veren bir aşk daha... Bence eksik yok fazla bile var ;) Dediğim gibi ilk kitaptan daha çok sevdim ben bunu ve tam ağzıma layıktı denilir ya işte öyleydi. Severek okudum ve sizlere tavsiye de ediyorum. Ve bir şey daha... Tüyap'ta Burcu Hanımla geçen sohbetimizin içerisinde kendisinin fantastik çalışmaları olduğunu da öğrendim. Biliyorsunuz ki Türk yazarlarda pek fantastik bir şeyler yazanlar yok nedense... bence bu konuda Burcu Hanım'a şans verilmeli diye düşünüyorum. Bu konuda kendisine güveniyorum ki... altında kalkar :)