inci
@inci

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Leo
10/1014.12.2016

Baskı: Leo

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/12/mia-sheridan-leo-leo1.html Her ne kadar Başka Dilde Aşk favorim olsa da bu kitabı çok beğendim ama Archer her zaman benim için bambaşka olmaya devam edecek. Uzun zamandır, hatta ilk çıktığından aldığım ama Leo'nun Şansı kitabını görünce okumayı ertelediğim bir kitaptı Leo. hani devamı ise beklemeyeyim peş peşe okuyayım diyordum ama illa ki peş peşe okumama da gerek yokmuş ya neyse ;) Başka Dilde Aşk kitabından Mia Sheridan kurgularını sevmiş okuru sıkmadan gereksiz uzatmalardan kaçınarak kaleme aldığı hikayelerini beğenmiştim. Leo kitabında da beni yanıltmadı. Severek okuyacağım ve her kitabını almayı planladığım yazarlardan birş oldu kendisi. Leo, kimsesiz iki küçük çocuğun küçük yaşlarda birbirlerine hissettikleri duygunun büyüklüğünü ve aradan sekiz yıl geçse de araya mesafeler girse de hissedilenler gerçek ve yoğunsa ve derinse bitmeyeceğini anlatan bir kitaptı. Kosaca konusunu anlatmak gerekirse, Evie ve Leo koruyucu ailelerin yanında birbirlerini tanıyan ve birbirlerinin her şeyi olan iki küçük çocuktur. Leo evlat edinilip Evie'den ayrılmak zorunda kaldığında birbirlerine sözler verip birbirleri ile iletişimi koparmayacaklarını ve hep sadece birbirlerinin olacağının sözünü verirler. Ancak aradan geçen 8 yılda Leo, Evie'yi hiç aramaz ve birbirleri ile iletişim kurmazlar. Evie'de kendi hayatına devam eder, içten içe Leo'yu bekleyerek. ancak bir gün Leo'nun arkadaşı olduğunu söyleyen Jake, Evie'yi bulur ve ikili arasında cereyan eden kıvılcıma karşı koyamazlar. Hızlı ilerleyen ilişkilerine rağmen birbirlerine kapılan ikili arasında öyle büyük sırlar vardır ki... özellikle Jake öyle büyük sırlar saklamaktadır ki, bu sırlar ortaya çıktığında ya ikilinin aşkı daha da büyüyüp yakıp kavuracak ya da yakıcı ve yok edici bir ayrılık girecektir. Güzel, yoğun ve gerçek bir aşkın hikayesi... Evie'nin içten içe duyduğu güven... Jake'in çaresiz aşkı... her şey çok güzeldi. Gereksiz kıskançlık krizleri, sırf uzasın diye araya giren entrikalar yoktu. Kitap duygu neyse oydu, olay nasıl olması gerekiyorsa öyleydi. Arkadaşlıkları, hayatta kalma savaşını, aşkı öyle güzel işlemişti ki yazar yine severek okudum ve tatmin edici sonuyla gülümseyerek kitabı kapattım. Elimden bırakamadım ve bitmesini de istemedim. Şimdi de Leo'nun Şansı kitabının siparişini verdim onu da okumak, Evie'nin hikayesini dinledik bir de olayları diğer taraftan bakıp Leo'yu da dinlemek lazım ve yazarın kusursuz kaleminin tadını doyasıya çıkarmak gerek. Sizlere de tavsiye ederim, okuyun pişman olmayacaksınız.

Baskı: Parçalanmış (Broken Trilogy #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/12/j-l-drake-parcalanms-broken-trilogy-2.html Broken Serisi (Kırılmış Serisi)'ne son sürat devam ettim ve 2. kitabı da okudum .Zaten kısacık tadı damakta kalacak bir kitap olduğundan çabuk da bitti. Şimdi de çok yakında çıkacak olan 3. kitabı bekliyoruz. Yazarın bu kitabı daha iyiydi, şu yönden iyiydi yine anlatım geçişleri vardı ama ya Cole ya da Savi tarafından anlatılıyordu ve bu da kitaptan koparmadan yapılmıştı dolayısıyla kitabın kurgu döngüsünde bir sıkıntı yaratmadı benim için. Parçalanmış, ilk kitaba göre daha hareketli ve soluksuz okunacak cinstendi, çünkü ekşın bitmiyordu. Kırılmış seriye giriş kitabıydı neyin en olduğunu neden olduğunu sorguluyor öğrenme konusunda yanıp tutuşuyordun ama bunda öğrenmiş olduğun gerçeklerin doğurduğu sonuçları görüyorduk. Dolayısıyla olaylar durmak bilmeden ilerledi. Amerikalı kendini yine gösterdi ve kendiyle beraber Savi'nin kaçırılma planının inceliklerini de su yüzeyine çıkardı. Savi kaçıp gitmenin cezasını ödeyerek tekrardan kaçırıldı. Bu sırada acımasız gerçeklerle yüzleşti. Cole sevdiği kadını koruma peşine düşerken ekibi yine kusursuzluğunu sergiledi. Blackstone ekibini ve ekip üyelerinin birbirleriyle olan bütününü okumak çok güzeldi.. Cole ve Savi arasında cereyan eden olaylar benim için pek sürpriz olmadı çünkü bu tür bir şey bekliyordum ama Cole'un bazı çıkışlarını açıkçası beklemiyordum. Neyse anlatıp da hevesini kaçırmayayım. Zaten kitap kısacık bir şey.. .hazır 3. kitapta hazırlık aşamasındayken bence hemen kitapları okumaya başlayın derim ben. Beğendiğim bir seri oldu, çoook büyük beklentiyle okumayın, olayların hızlı ilerlemesi büyük beklentisi olanın beklentisini kırabilir ama genel olarak bakıldığında çok güzel, sıkmadan ve akıcı bir kurguya sahip bir kitap.

Baskı: Kırılmış (Broken Trilogy #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/12/jl-drake-krlms-broken-trilogy-1.html Hep okumayı istediğim ama seri tamamlanmadan okumak istemediğim bir kitap olan Kırılmış'a o kadar övgü dolu yorum okuduktan sonra öncelik vermeye karar verdim. Tabi bunda 2. kitabın da çıkmış olmasının payı var. Öncelikle Kırılmış Serisi üç kitaptan oluşan ve şimdilik sadece iki tane kitabının yayınlandığı bir seri. Orijinla dilinde Broken Trilogy olarak bilinen ve J. L. Drake kaleminden olan seri aşk romanı olmasının yanında gizem ve biraz da gerilim barındıran bir kurgusu var. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse yedi ay önce kaçırılan Savannah, artık ölümü beklerken kaçırıldığı kişilerin elinden ABD'nin gizli askeri ekibi (kendilerine Gölgeler diyorlar) tarafından kurtarılır. Yedi ay boyunca gördüğü fiziksel ve ruhsal işkencenin sonunda toparlanmaya çalışırken bir yandan da kendisini kurtaran ekibin amiri Cole Logan ile yakınlaşmaya başlar. Aşkın kıvılcımı hissedilirken bir yandan da Savannah'ın kaçırılma nedeni ve onun peşine düşmüş olan Amerikalı'nın amacı ve kimliği gizemini korumaktadır. Her daim tehlikede olan Savanah'ın hayatını konu alan kitap onun karşı karşıya kaldığı tehlikeyi ve içerisinde filizlenen aşkı anlatıyor. Kitabın kurgusu güzeldi, aşkı da iyi işlenmişti ama orijinal dilinde böyledir diye düşünüyorum şimdiki zamanlı bir anlatım vardı. Bu anlatımı sevmiyorum ne yazık ki. Ayrıca bir de Savannah tarafından anlatılan kurgu bir anda bir üçüncü kişi tarafından anlatıma geçerek Cole tarafından bakış açışı kazandırıyor. Keşke hep üçüncü kişi tarafından anlatılsaydı da anlatım geçişi olmasaydı dedim. Gölgeler ekibinin üyeleri arasındaki ilişkiyi sevdim, onların Savannah'a davranışları, birbirleri ile olan iletişimi falan süperdi. Cole ve Savannah arasındaki ilişki de kaprisler ve gereksiz kıskançlıklar olmadan yaşanması da bence kitabı daha güzel yapmış gereksiz 'aşk' uzatmasından uzaklaştırmış. Zaman zaman eğlendiğim ve zaman zaman beni sinirlendiren olayların olduğu bir kitaptı. Anlatım geçişi olmsaydı 5 üzerinden 5 verebilirsim. Şimdi ben 2. kitabı Parçalanmış'a başlayayım ve yayınevi de geciktirmeden 3. kitabı çıkarması için dua edelim :) Ve bir şey daha, küçük bir uyarı olsun. Kitabı okuyacağınız zaman ilk iki kitabı da alın çünkü ilk kitap öyle bir bitiyor ki zom olup kalmanın yanında neler oluyor be falan diye bilirsiniz. Çünkü biri ölmediğini gösterirken biri diğer olmadan yaşayamayacağını düşünerek ölüme adım atıyor falan yani... öyle işte :) anlatmayayım ama bana güvenin ikinci kitaba hemen başlamak isteyeceksiniz. Ahh bu arada seri üç kitaptan oluşuyor ama bu seride tanıdığımız Mark ve Keith'in hikayelerinin olduğu Blackstone Serisi'nin de çevrilmesini umuyorum.

Ateş (The Rapheim #4)
10/1002.12.2016

Baskı: Ateş (The Rapheim #4)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/12/paula-weston-ates-rephaim-4.html ~~~*~~~ Birkaç dakika önce kendi hikayemi bilmiyordum. Neden Jude ve diğerleri Dışlanmışları oluşturarak Tapınak'ı terk ettiklerinde geride kaldığımı... Rafa'nın benden sakladığı sırları... birkaç dakika önce hafızalarımız silinirken jude'la ne yaptığımızı bilmiyordum. Şimdi ve birkaç dakika öncesinin farkı ne mi? Şimdi her şeyi hatırlıyorum. ~~~*~~~ The Rephaim serisi son buluyor... Gölgeler kitabıyla adımattığımız seriyi Ateş kitabıyla bitiriyor ve heyecanlı bir şekilde ve yüzünüzde gülümseme oluşturmasına rağmen kaçınılmaz sonu gözler önüne seren bir şekilde kapattırıyor kitabı. Paula Weston'ın fantastik serisi The Rephaim, dört kitaptan oluşan düşmüş melekleri ve onların çocuklarını konu alan bir seri. Her bir kitap ile daha fazla sır çözülen, son ve en büyük sırra bir adım daha yaklaştıran bir kitap. Diğer kitaplarda, Gaby ve Jude'un geçmişi hatırlamadıklarını ama birbirlerini bulma çabalarını ardından Rephaim'lerle girmek üzere oldukları savaşa dair olaylar döngüsünü okumuştuk. Tüm bunları okurken de Jude ve Gaby'nin başına ne gelmişti de geçmişlerini hatırlamıyorlardı diye meraklardaydık. Sis kitabı bu merakımızın sonraki kitapta biteceğini gösterircesine bitmişti ve şimdi Ateş'te geçmiş hatırlanıyor... neler yaşanıldığı ve neden kardeşlerin birbirlerinden ayrıldığı... daha da önemlisi onların bu kadar hasar alacak ne yaptıkları ve birbirlerinden ayrı düştükleri anlatılıyor. Ateş'te Jude ve Gaby he rşeyi hatırlayarak Rephaim'lerin karşısına çıkıyor. Girmek üzere oldukları savaş, onlarca iblise karşı küçük bir grup olmanın verdiği sıkıntıyı ve ölümle yüz yüze olunmasını konu alırken çok büyük bir sır ortaya çıkıyor. Düşmüşler'in nasıl serbest kalacakları... ve serbest kaldıktan sonra hangi tarafı seçecekleri.. Diğer kitaplara göre biraz daha hareketliydi ve son kitap olmanın verdiği kurgu döngüsü ile olaylar hızlı ve tatmin edici gelişti. Bunun yanında şaşırtıcı şeyler de oldu. Mesela Düşmüşlerin tavırları... onların sakladıkları sırlar... iblislerle yapılan savaş ve Tapınaktaki son durum gibi... Rafa hep Gaby'e aralarındaki sıkıntıdan bahsediyordu ve şimdi Gaby her şeyi hatırlarken bu sıkıntının ne olduğu ortaya çıkıyor ve bunu çözüp çözemeyeceklerini okuyoruz. Ktabın son bölümlerini daha büyük bir tatminle okudum, bir de şaşırtıcı detaylarla. Hele ki son 2 bölüm süperdi Bir kitabın tam da bitmesi gerektiği gibi bitti diyebilirim. Bu kitabın serinin son kitabı olmadığı konusundaki söylentilere inanmayın, yazarı ile konuştum serinin son kitabı. Ki zaten kitabı okuyan biri de bilir bu seri daha fazla uzamaz eğer uzarsa gereksiz yere uzar. Neyse, ben seriyi keyif alarak okumuştum ve son kitapta beni tatmin etti diyebilirim. Akıcı ve merak uyandırıcı bir kurgusu var. Eğer ki paranormal şeyleri seviyorsanız ve kendinize değişik bir dünya arıyorsanız buyurun sizi The Rephaim :köşesine alalım. :)

Baskı: Aşkın Kokusunu Aldım (Sancaktarlar Serisi #4)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/11/meral-kr-askn-kokusunu-aldm.html Çıktığında hemen aldığım ve okumadığım bir kitaptı Aşkın Kokusunu Aldım. Ki bilirsiniz ben Meral Kır kalemini nasılda severim. Kadın yazsın ben okuyayım modundayımdır ve yazdıklarının konusuna içeriğine bakmadan gözüm kapalı alırım da. O kadar müthiş bir kalem. Hele bir de aşkı polisiyeyle harmanlamasına bayılıyorum, klasik aşk hikayesinden çok bir ekşın var kitaplarında eee bu da daha bir merak uyandırıyor. Çıktığından beri hep imzalatmadan okumayacağım demiştim ki şimdi fark ediyorum ben aslında Sancaktarlar gitmesin, bitmesin diye bu kitabı okumayı erteliyormuşum. Her kitap bitikten sonra o duygu yoğunluğu ile yüzümde tebessümle kapattığımda arka kapağını kendimi boşluğa düşmüş ya da en sevdiği çikolatanın tadına varamadan bitmiş gibi hissediyorum. İşte şimdi itiraf ediyorum bu yüzden erteledim kitabı okumayı ama okudum da ne oldu. Bitti. Off... Sancaktarlar Serisinin 4. kitabı olan Aşkın Kokusunu Aldım, Serra Sancaktar'ın hikayesini anlatıyor. Aslında Serra'dan çok onun aşık olduğu adam Barış Dağlı'nın hikayesi... Beni bilirsiniz hep derdim ki benim için Aşkı Seçtim bambaşkaydı çünkü Doruk'un hikayesiydi. Ancak bu kitap... çok daha başkaydı. Kelimelerle ifade edilemeyecek bir kurguya, iliklerinize kadar hissettirecek duygulara ve imrenip aynısını istiyorum diyeceğiniz bir aşka ev sahipliği yapıyordu. Bu kitabın iyi olacağını hatta süper olacağını biliyor ve beklentilerimi oldukça yüksek tutuyordum ama bu kadar kelimelerle ifade edilemeyecek derecede kusursuz olacağını tahmin etmemiştim. Bu kadar bahsetmenin üstüne sizin de -eğer okumadıysanız- beklentileriniz tavan yaptı farkındayım ama emin olun her bir beklentinizi karşılayacak bir kitap. Serinin en iyisi, en mükemmel, en şaşırtanı ve bence en aşık olunası olanıydı. Biliyorum ki Mehmet Sancaktar'da bir o kadar iyi olacak ama bunun önüne geçebilecek mi emin değilim. Bu kitap çok farklı oldu. Serra'dan hep böyle bir şey bekliyordum onun karakterine bakıldığında diğer 3 kitapta tanıdığımız Serra göz önüne alındığında bu tür bir şey bekliyordum ama ne yalan söyleyeyim beni iliklerime kadar titreteceğini tahmin etmemiştim. Üstelik bunda öyle bir şey yapmıştı ki Meral abla, bazı bölümlerin sonlarında Barış Dağlı tarafından geçmişine dönüşler yaptık birkaç sayfalık. Henüz küçücük bir çocukken çocukluğunu yaşamaya fırsatı olmadan ünlü bir futbolcu olmaya yolunca çok çalışıp Barış Dağlı olan delikanlının hayatına yolculuklar yaptık. Bu birkaç sayfalık ve birkaç bölümde denk geldiğimiz geçmişe dokunuşlar Barış'ın nasıl yaralar aldığı, neyi amaçlayıp da çevresindeki acımasız insanların nasıl hayatını mahvedip onu derin ve onarılması zor yaralarla ortada bıraktığını gördük. Barış... Dağlı Barış... içimi acıttı be senin hikayen! Bu kadar acıyı sonunda eşsiz mutluluğu yakalamak için çekmemiş olsaydın keşke dedirtti. Bana kalsa daha neler yazarım da sizleri sıkmamak adına kısa kesiyorum :) Zaten buraya kadar okuduysanız da teşekkürler, ben şahsen üşenirdim bu kadar övgülü yorumu okumaya :) Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Sancaktarlar Ailesinin ablası olan Serra Sancaktar, şimdiye kadar tanıdığımız küçük enişte diye tanıdığımız Fırat'ın ağabeyi olan Barış Dağlı'nın evinin dekorasyonu işini alır. Barış'ın asıl amacı kardeşi olan Fırat'ın Serra'dan ayrılması ve Serra'nın Fırat ile bu kadar görünmesinin altındaki nedenlerdi. Serra, Barış'ın Şile'deki evine adım attığın burasının hayatını bu kadar etkileyecek, şimdiye kadarki bütün tutumunu alaşağı edeceğini ve içinde bastırdığı duyguyla hareket etme yetisini aktif hale getirip mantığını devre dışı bırakacağını düşünmemişti. Orada kendisini bekleyen duygular, gerçekler ve sırlar Serra'nın bütün hayatını değiştirirken kardeşlerinin yaşadığı o eşsiz aşkın kendisini beklediğini de fark edecektir. Ama hiçbir şey kolay değildir çünkü karşısında geçmişe takılı kalmış yaralı olan bir adam vardır ve o adam oldukça büyük sırlar saklamaktadır. Sadece bu kadarla da kalmayıp Barış'ın takımından en belalı oyuncunun öldürülmesi de bütün bu duygu karmaşasına tuz biber olmuştur. Bir yanda cinayeti kimin işlediği bir yanda Fırat ve Hakan'ın suçsuzluğunun ıspatlanma çabası bir yanda Barış'ın geçmişi ile geleceği arasında kalması ve bir yanda da Serra'nın aşkı için yaptıkları... Ne olacağının merakı içerisinde okunmasının yanında öyle detaylar ve incelikle işlenmiş şaşırtıcı bir kurgu var ki kitabı elinizden bırakmayı bir yana bırakın uykusuz kalmayı göz alıp bir günde bile bitirebilirsiniz. Barış'ın Serra'ya karşı tavırları, Fırat ile arasındaki sorunlar... Serra'nın Barış'a olan aşkı için savaşması... Her şey o kadar yerinde ve o kadar güzel kurgulanmıştı ki bir okuru fazlasıyla tatmin ederdi. Ahh bir de cinayetle ilgili şaşırtıcı detaylar ise... dürüst olayım mı? Cidden beklemiyordum. O kişinin cinayeti işlemiş olmasını beklemiyordum. Tekrardan Sancaktar ailesinin bütünlüğünü görmek ve Mehmet ile Serra arasındaki ilişki... süperdi. Hele ki Serra Mehmet'in odasına gidip ağlıyor ya... Yeminle içim titredi ya! Aşağıdaki alıntıyı imrenerek okuduğumuz ve her olayda birbirlerinin yanında olmayı başarmış olan Sancaktarlar Ailesi için yazıyorum. :) Fırat ile Barış arasındaki otel odasındaki konuşma ise... Yüzümde gülümseme oluşturdu... İşaretlediğim alıntların bazılarından vazgeçemeyen ben sizler için hepsini tek tek yazmak istiyorum. Tamam sizler için değil sadece çok sevdiğim yerleri paylaşma isteğim olduğu için :) Meral abla her kitabında bölüm aralarına kendi farkını koyarak yazılar ve yazılarla eşit resimler koydurmuştu. Aylardan Aşk'ta ayları, Aşkı Seçtim'de duyguları, Yolum Aşka Düştü'de şehirleri okumuştuk anlamları ile bu kitapta Aşkın Kokusunu Aldım'da ise çiçekleri okuduk. Her yazılan bölümün özeti gibiydi. Her detay kitapların isimlerine dokunuş gibiydi... Meral abla her şekilde farkını da tarzını da kalemine yansıtırken zirveye çıktı ve Mehmet Sancaktar'dan daha aşağısını kabullenememe gibi bir duruma soktu bizi. Meral abla, şimdiye kadar hep mükemmel yazdığını düşünmüştüm ama bu kitapla seni ayakta alkışlıyorum! Bizler için kusursuz bir kitap ortaya koyarken kendin için bir kötülük yaptın çünkü Mehmet Sancaktar'ın bundan daha iyi olmasını beklememize neden oldun. Her kitabın bir öncekinden daha iyiyken bu kitapla daha iyisinin yanında zirveye çıktın. O kadar yani :)

Sürgün Çocuklar
5/1024.11.2016

Baskı: Sürgün Çocuklar

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/11/margaret-peterson-haddix-surgun.html 2,5 stars ~~~*~~~ "İnsan yaşamının amacı, başkalarına hizmet ve yardım etme isteği göstermek, merhamet duymaktır." ~~~*~~~ Yorumuma Fredkent'in kuruluş ilkelerinden biriyle başlamak istedim :) Go Kitap yine ilginç bir kitap bulmuş ve bunu okurlarıyla paylaşmış =) Margaret Peterson Maddix'in gençlik dizisi kitaplarından birkaç tanesine denk gelmiş ve bana fazla çocuksu geldiği için hiç okumamıştım. Go Kitap'ın da genç yetişkin romanları çıkardığı göz önüne alınırsa bu kitabın güzel olacağını düşünerek başladım. Ancak açık yüreklilikle şunu söyleyebilirim kitap, kesinlikle sabırla okunması gereken bir kitap. Çünkü başlarda monoton ilerleyen günlük hayatı anlatan kurgusu okurken sıkıyor ve içinizi bayıyor. Ancak sonlara doğru ilginçleşmeye başlayarak merak uyandıran bir moda geçiyor. Tam o modda okumaya başlıyorsunuz ki... puf! K itap bitti. Devamı çıkmış olsa hemen alıp okunsa o zaman daha iyi olabilirdi ancak şöyle bir durum var ki serinin 2. kitabı henüz yurt dışında da yayınlanmadı. Ne yaptın Go Kitap? :) Böyle biten bir kitap nasıl beklenir ki :) Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, küçük yaşta - henüz bebekken- ailelerinden alınarak uzaklaştırılan çocuklar ailelerinin yanına dönmek zorunda kalıyorlar. Yetiştirildikleri yerde mutluluk, sakinlik, saygı ve sevgi üzerine kurulu olan hayatları normal dünya hayatı için fazlasıyla sakin ve buradaki hayat onlara fazla şiddet ve nefret içerikli geliyor. Buradaki hayata gerçek ebeveynlerine alışmaya çalışırlarken aynı zamanda Dünya'da olan olayları ve olayların altındaki sırları çözmeye başlıyorlar ve hayatları tehlikeye giriyor. Sırlar kendini göstermeye kitap ilginçleşmeye başladığı noktada ise kitap bitiyor. Açıkçası başlarda sıkıldığım ve bitmesi için gözüne baktığım bir kitaptı ama sonlara doğru olan kurgu döngüsü ise ilgimi çekti. Diyorum ya 2. kitap çıkmış olsaydı kesinlikle okurdum. Kitabı ise tavsiye eder miyim? Aslında sabırlı bir okur iseniz ve sonuna kadar okumayı ve daha sonrasında 2. kitabı beklerken meraklanmayacağınızı düşünüyorsanız okuyun. Yoksa 2. kitap çıksın sonra okuyun derim ben. Ama dediğim gibi serinin ilk kitabı ve birçok şeyi anlatması ve değişiklikleri görmek için bize normal gelen şeyler ve günlük hayat rütinlerini kitapta görmek sıkıcı geldiğini inkar edemem. 2. kitabın çıkmasını bekliyorum çünkü neler olacağını merak ediyorum. Bunların Dünya'nın başına daha da önemlisi bu çocukların başına neden geldiğini merak ediyorum. Kitabı okuyup okumama konusunu da sizlere bırakıyorum.

Gelinim
5/1016.11.2016

Baskı: Gelinim

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/11/dilek-taygun-gelinim.html Nötr olduğumdan ortalama bir değer veriyorum... Dilek Taygun'un daha önceden Kır Papatyası adında bir kitabını okumuş ve beğenmiştim. Çok fazla bir beklenti olmadan okuduğunda okura iyi vakit geçirten ve gülümseten sıcacık bir hikayesi vardı. Bu kitaba başlamadan önce yazarın kalemini bildiğim için daha bilinçli bir şekilde başladım kitaba ama ne yazık ki ilk kitabından bir tık daha aşağıda gibi geldi bana. Öncelikle sevmediğim ve eksik bulduğum kısımlardan bahsetmek istiyorum. Sonrasında ise sevdiğim kısımlardan bahsedeceğim. :) Kitapta imla hataları çok vardı ve özellikle ilk 100 sayfada neredeyse rahatsız edici derecedeydi diyebilirim. Bazı kelimeler tekrarlanmıştı ve bu durum pek iyi gelmedi bir okur gözünde bana. Kitapta karakter geçişleri vardı artık bunu bir çok yazar yapıyor her ne kadar sevmesem de alıştım bu duruma sanırım yadırgamıyorum artık ama bunda bir Funda tarafından anlatılıyor sonra bir bakıyorsun Doğan tarafından anlatıma geçiyor sonra bir bakmışsın ki direk üçüncü kişi tarafından anlatım yapılmış. Bunu bölüm bölüm yapsaydı yazar daha iyi olabilirdi bu şekilde o rayı oturtana kadar çok kopukluk hissediyorsun ne yazık ki. Funda, Doğan'a karşı duyduğu öfke ve nefretin birden Gaziantep yolculuğu sonrasında değişmesi... bana bu yumuşamanın çok çabuk olduğunu hissettirdi. Birden bir sihir olmuş bu gezi ikisinin arasını düzeltme dokunuşu yapmış gibiydi. Hani ne bileyim onun sinyalleri verilseydi, orada birden yumuşama değildi yavaş yavaş olsaydı daha iyi hissettirirdi beni diye düşünüyorum. Eleştirebileceğim kısımlar sadece ve sadece bu kadar. Sevdiğim kısımlara gelirsek... Doğan'ın Funda'ya karşı olan duygularını kabullendikten sonra ona karşı olan tutumu açıkçası çok güzeldi. Evet, seven adam böyle yapar... onu ister... yanında olsun ister... gitmesin ister... bunları Doğan'da görmek çok hoştu. Behiye ile olanlar ise... başta kızsam da sonradan Behiye'nin güçlü duruşu açıkçası takdir ettim. İşte kadın dediğin... dedim :) Umarım Enes ile aralarında bir şeyler olur diye düşünmedim desem yalan olur. :) Ömer... en çok onu merak ettim. Onun düğününe ve eşine dokunuşlar yapmış bir sonraki kitabı için hazırlık yapmış yazar :D açıkçası merak ediyorum Ömer'in hikayesini ve yazarın bir kitabına daha şans verme taraftarıyım. Bu arada unuttum kısaca size kitabın konusunu anlatayım. Funda, asi ele avuca sığmayan babasına ve annesine öfkeli Doğan'dan elinden aldığını düşündüğü şeyler için nefret eden bir kız. Funda'nın babası kızını zorla Doğan ile evlendirir. Birbirinden nefret eden iki insan gibi düşünülse de Doğan, Funda'ya karşı içinde barındırdığı hisler gün yüzüne çıkınca Funda'yı evliliklerinin gerçekliğine alıştırması ve gerçek bir evlilik yaşayarak mutlu olması için savaşmaya karar verir. Savaş deyince öyle bağırışlar çağırışlar falan diye düşünmeyin... sevgisini göstererek, sabırlı olarak ve daha da önemlisi Funda'ya değer vererek savaşır. Funda'nın inatçı kişiliği ve Doğan'a olan nefretiyle hayatlarını yoluna sokup sokamayacaklarının hikayesi Gelinim. Ahh... bu arada demeden geçemeyeceğim... şu Doğan elini kestikten sonra eve geliyor ya, sonra dinleniyor falan... Funda mutfaktayken mutfağa giriyor... o sayfayı üç kere okudum... daha doğrusu o üç sayfayı... çok güzeldi o kısımlar be :D Neyse... sevmediğim kısımlar vardı sevdiğim kısımlar da vardı. Bu yüzden kitaba karşı kötü bir yorum yapmak istemiyorum. Tercihi size bırakıyorum. Ama okumak isterseniz de... çok büyük beklentilere girerek okumayın diyebilirim.

Baskı: Bodyguard (Gamble Brothers, #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/11/jennifer-l-armentrout-bodyguard-gamble.html Ahh.... Bir Jennifer L. Armentrout serisi daha bitirmiş olmanın hazzı ile yazıyorum bu yorum :) Tamam kabul, henüz okuduğum kitapları var ama en azından bir üçlemeyi daha bitirdim. Gamble Kardeşler serisinin son kitabı ve bence... en güzeli bitti. Neden en güzeli biliyor musunuz? Çünkü Chandler bambaşka bir adamdı. Ne istediğini bile ve bir şey istedi mi onu alan bir adam! Bendenizin böyle adamlar zaafı var :) Yazarın kalemini seviyorum,kurgu yeteneğini seviyorum ve nasıl oluyor bilmiyorum ama yazarın oluşturduğu karakterleri de çook seviyorum. Her zaman bizi kendine hayran bıraktıracak karakterler yazmayı başarıyor bu kadın. Gamble Kardeşler'den en büyüğü Chandler'ın hikayesi diğer kardeşlerinkinden çok daha iyiydi. Çünkü karşımızda kararlı, duygularının farkında olan ve aşkı inkar etmeyen bir adam vardı. Ahh... adamım kalbimi çaldın ya sen :) Kitap, ikinci kitap Oyuncu'dan tanıdığımız Bayan Gore'un Chandler Gamble'dan yardım istemesiyle başlıyor. İlk gördüğünde etkilendiği kadın kendinden yardım isteyince başta önemsemese de olayların gidişatından sonra ortada önemli bir unsur olduğunu fark edince Bayan Gore'a yardım etmeye karar veren Chandler,genç kadından etkilendiğini ondan hoşlandığını kabul ederek genç kadına yanaşıyor. Aralarında aşk alevlenirken, Bayan Gore'un en büyük sıkıntısını da ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Üç kardeşi bir arada okumak kadar eğlenceli bir şey olamaz. Diğer kitaplardan daha çok bu kitapta üç kardeşi beraber gördük ve hepsini çfit olarak görmek çok güzeldi. Bazı satırları yüzümden silinmeyen gülümseme ile okuduğumu itiraf etmeliyim :) Neyse sadece kitap kısacık bir şeydi, bitmeseydi de doyasıya okusaydım dedim. Ben çok beğendim size de tavsiye ederim okuyun arkadaşlar. :)

Baskı: Oyuncu (Gamble Brothers, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/11/jennifer-l-armentrout-oyuncu-gamble.html Gamble Brothers Serisi'ne devam ediyoruz. İlk kitap Sağdıç'ı okumuştum ve ikinci kitabı üçüncü kitap çıkmadan okumak istemiyordum ki seriyi bir çırpıda tadına vararak okuyayım malum kitaplar çok ince en azından biraz daha tadını çıkarabilirim dedim :) Ve serinin son kitabına başlayacağım. Oyuncu bitti :) Jennifer L. Armentrout kalemini sevdiğimi anlamışsınızdır. Bunu kadının her kitabının yorumunda ifade ediyorum çünkü gerçekten seviyor ve çıkardığı her kitabı mutlaka alıyorum. Mesela şuanda sadece 2 kitabı yok elimde ki onları da kısa sürede alacağım :) Her neyse, yazarın bu seriyi üç kardeşi konu alırken her kardeşin hikayesi olan kitaplarda incecik bir çırpıda biten film gibi kitaplar. Hani bir film 2 saat oluyor ya ortalama olarak bu serinin kitapları da ortalama olarak 200 küsür sayfa ve çok sevdiğiniz bir filmi izlerken nasıl bittiğini anlamazsınız ya aynı bu kitabı okurken de nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. had Gamble, ünlü bir beyzbol oyuncusu ve ortanda kardeş. Sağdıç kitabından tanıdığımız Chase'in ağabeyi Chad... Bir gün bir barda Bridget adında bir kadınla tanışıyor. Halkın Chad'in yanında görmeye alışık olduğu kızlarla kıyaslanamayacak kadar sıradan senin benim gibi bir kız. Aralarında oluşan çekime karşı Bridget arkasını dönüp gidiyor. Chad, Bridget'a kafayı takıp onu istediğini karar verir ancak aralarında bir sıkıntı vardır. Chad'in kızlarla partilerle olan kötü ünü ve kulübünün ya bu ünden ya da kulüpten vazgeçmesi konusundaki şartı... Chad çıkmazdayken Bridget ona yardım etmek zorunda kalır ve işte asıl mesele o anda başlar. Aşk... alev alır! :) Pek ifade edemedim konusunu ama öyle işte :D Chad'i Chase'den daha çok sevdim ve aldığım duyumlara göre de Chandler'ı onlardan da çok seveceğim yönünde. Serinin her kitabı bir öncekinden daha iyiydi bunu inkar edemem. Sağdıç'ın karakterlerini bu kitapta görmek çok güzeldi. Üç kardeşi yan yana görmek ise paha biçilemezdi :) Kısacık olan bir kitaba kısacık olan bir yorum diyerek elime Bodyguard'ı alıp seriye devam ediyorum. Chandler beni bekler şimdi :)

Baskı: Düşlerimin Prensi II. Cilt

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/11/buse-gumus-duslerimin-prensi-2-cilt.html İlk kitabı bitirdikten ve o kitabın çok fena olan sonundan sonra ikinci kitaba başlamak farz olmuştu zaten. En azından Mert'in durumu hakkında bilgi sahibi oldum bir sıkıntı yok panik yapmaya da gerek yok millet ;) Buse Gümüş'üm kalemi bu kitapta da aynı şekilde devam ediyor. Sakin, sadece ve yormayan şekilde. Mert'in gereksiz kıskançlıkları Rüya ile birbirlerine attıkları tripleri aslında biraz da çocukça bulduğumu itiraf etmeliydim. Atraksiyon yoktu kitapta, ilk kitaptan sonra hatta ilk kitabın sonundan sonra bu kitaba dair beklentim daha farklıydı. Bir ekşın ya da bir olay falan ne bileyim heyecan yaratacak şeyler bekledim ama onu ne yazık ki bulamadım. Bana biraz olmasa da olurdu bu kitap diye düşündürttü. Buse'yi tanıyorum ve kalbi kırılsın istemem sonuçta bu kitap için emeği var ama yine de düşüncelerimi - bir okur olarak- söylemek istedim. İlk kitapta dağ evinde olanlardan sonra kitap bitebilirdi mutlu sona bağlanabilinirdi ya da hadi ilk kitabın o sonundan sonra bu kurguya heyecanlı hastane odası beklemeleri ya da benzer şeyler falan yazılabilir en azından biraz hareket olabilirdi kitaba. Aynı monotonlukta gitti ve bu bir yerde sıktı. Çok fazla seni seviyorumlar havada dolaştı ve itiraf ediyorum Mert ve Rüya fazla vıcık vıcık tarzında bir çift oldu :( Gizem ve Rüzgar'ı okumak çok güzeldi. Onların ilişkilerini çok sevdim daha da önemlisi sondaki havaalanı sahnesi çok güzeldi :) o tür sahneleri seviyorum... "gitme" kelimesinin ardına saklanan milyonlarca kelimenin anlamını... Bu kitaba dair yorumumu çok uzatmayacağım sonuçta düşüncemi söyledim. Olmasa da olurdu diyeceğim bir ikinci kitap oldu. Şu hikaye tek kitapta daha etkili olabilirdi belki bilemiyorum. Dediğim gibi yorulmadan sakin okunacak bir kitap çok fazla bir beklentiniz olmaz ise beğenibilirsiniz de... Okuma kısmındaki tercihi ise tamamen size bırakıyorum.

Baskı: Düşlerimin Prensi I. Cilt

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/11/buse-gumus-duslerimin-prensi-1-cilt.html Neredeyse bir asırdır bende olan kitap Düşlerimin Prensi’ne başladım ve bitirdim. Bir asır derken şaka yapmıyorum, geçen sene Tüyap’tan almıştım bu sene Tüyap başlıyor bir hafta sonra… bir asır olmuş :) Buse Gümüş, ilk kitabını yayınlayan Türk yazarlarımızdan biri. Normalde bilmediğim etmediğim yazarların kitaplarını okumam ama Türk yazar olunca da şans vermek geliyor içimden ve Buse’ye bir şans verdim. Sade, yormayan bir kalemi var. İlk kitabı dolayısıyla çok fazla bir beklentiye girmedim ki zaman zaman acemiliğini kitabında belli etti bence. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Rüya üniversiteyi kazanmış kendine öz güveni olmayan dış görünüşü yüzünden dışlanan bir genç kız. Fazla kiloları onun çevresi tarafından dışlanmasına neden olacağını düşünen ama uzun süreli diyette yapamayan bir kız (diyet konusunda aynı ben ;)) Neyse, Rüya bir gün derse yetişme çabası içerisindeyken önünden geçeceği sınıftan çıkan Mert’e ilk görüşte aşık olur. Mert ise Rüya’nın tam tersi, uzun boylu yakışıklı bir genç adamdır. Kızların salya akıttıkları ve hayran oldukları, onunla çıkmak için çırpındıkları bir adam. Rüya’nın arkadaş grubu aynı zamanda Mert’i de tanıyan ve arkadaşlık eden grup olunca Rüya ve Mert aynı ortamlarda bulunmak zorunda kalıyorlar. Rüya’nın Mert’e olan duyguları sebebiyle uzak durma çabaları Mert’in dikkatini ve ilgisini çekerken onun bu kişiliği Mert’in merakını uyandırıp arkadaş olmak istemesine neden oluyor. Sonrasında ise zaten olaylar başlıyor. Mert, Rüya’nın maruz kaldığı aşağılanma sonucunda ona yardım ediyor zayıflamasını sağlıyor falan derken ikili arasında ilk kıvılcım çakıyor ve kıskançlık krizleri, sahiplenmeler, çekememezlikler ve entrikalarla dolu olan bir kurgu halini alıyor hikayeleri. Bir yanda klasik şişman kız zengin ve yakışıklı adam hikayesinden güzel ve zayıf kız ama hala zengin ve yakışıklı adam hikayesine geçiş yapıyor. Arada eğlenceli atışmalar, çok güzel arkadaşlıklarda okuyoruz. Hele bu bloggerın bayıldığı şey ise… kitabın İstanbul Üniversite’sini yazması. Biliyor muşunu bilmiyorum ama ben de koca dört yılımı İstanbul Üniversitesi’nde geçirmiş bir öğrenciydim ve bu kitap bana kendi öğrencilik dönemlerimi hatırlattı. Arkadaşlarla kantin sıralarında geçirdiğimiz eğlenceli vakitler, gelen yakışıklıları kesmelerimiz (itiraf ediyorum kesiyorduk :)) , okulun bahçesinde yeşillliklerde oturmalarımız ve bizim şanslı tarafımız ben AvKampüs’teydim yani Avcılar Kampüsü’nde orada gölde vardı. Göl kenarındaki ormanlık alanda geçirdiğimiz vakitler… Bütün bunları bana anımsatan bir kitap oldu ve sırf bu yüzden bile sevebilirdim bu kitabı. Baya geçmişe gidip öğrenciliğimi nasıl da özlediğimi anımsadım. Bana bu güzel anları hatırlattığın için teşekkürler sevgili Buse ;) Neyse kendimden çok bahsettim kitaba dönelim ;) ama bunları kitapta görmek çok güzeldi tekrardan söylemek istiyorum. Gökhan, Figen, Gizem ve Rüzgar’ın arkadaşlıkları aralarındaki eğlenceli vakitleri severek okudum. Mert ve Rüya’nın sevgi pıtırcığı halleri biraz… fazla geldi çok fazla seni seviyorum modları oldu aralarında… birbirlerine karşı duygularını dile getirdiklerinde ve bir de çok fazla inatlaştılar bence :) Kitabın tek kitap olarak kalmasını tercih ederdim diye düşünüyorum. Mert ve Rüya birbirlerine duygularını söyleyip de her şey tatlıya bağlandığında bitebilirdi, hatta bir bölüm yapıp evli mutlu çocuklu moduna da giriş yapılabilinirdi, bu kurguda ikinci kitap… fazla mı gelir bilemiyorum. İkinci kitaba başlıyorum şimdi. Onu da artık o kitabın yorumda konuşuruz. Çok fazla beklentiniz olmasın, keyifli vakit geçireceğiniz sizi yormayacak bir kitap. Buse’nin acemiliği dediğim gibi kalemine yansımız belki diğer kitapları daha iyi olur bilemiyorum. Beklentinizi yüksek tutmayın, tamamen keyifli vakit geçirmek için okuyun. Okumaya karar verdiğiniz de kesinlikle ikinci kitabı da elinizde bulundurun çünkü ilk kitap çok fena bitiyor merak edebilirsiniz devamını.

Baskı: Kalbim Sende Kalmış - (Kayıp Şehir, #4)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/11/selvi-atc-kalbim-sende-kalms-kayp-sehir.html Kayıp Şehir Serisi sona erdi! Bitmeseydi iyiydi... Ne bileyim seriyi uzatmak için çocuklarının da hikayelerini yazılabilirdi. Deryal, Adem ve Ömer'i sevdiğim için onların çocuklarını da ayrı bir sevdim dolayısıyla okumakta ayrı bir zevk oldu benim için :) Selvi Atıcı'nın kalemini sevdiğimi biliyorsunuz, çıkan her kitabını okuduğum düşünülürse ve Sen kitabının da yeni basımını yakında tekrardan okuyacağımı da düşünsek... kadın sen yaz ben okuyayım diyesim geliyor :) Neyse, kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Kimliksiz'den tanıdığımız Adem'in oğlu Ali (aynı zamanda kendisi Gitme kitabında fazlasıyla boy gösterim benim aşırı derecede ilgimi kazanmış oluyor) Pinokyo'nun Rüyası kitabından tanıdığımız Ömer'in kızı Arya ile küçüklüklerinden beri arkadaş olmalarının yanında Ali, küçücük yaşlar henüz kalbini Arya'ya kaptırmış ve onun büyüyüp genç bir kadın oluşunu ve kalbini çalma zamanının gelmesini beklemeye başlamıştır. Ancak Arya bir gün Ali'nin karşısına sevgilisi pardon evlenmeyi planladığı adamla çıkınca Ali'de ipler kopma noktasına geliyor. Kendince planlar yapıp onları ayırıp Arya'nın kalbini çalmaya çalışırken aslında hiç de tahmin edemeyecekleri bir döngünün içerisinde buluyorlar kendilerini. Bir yandan kalbinin sahibi kadını yaşatmaya çalışan Ali, bir yanda sevdiği adamın hayata kalması için çırpınan Arya ve çocuklarının hayatlarından endişe duyan Ömer ve Adem'in bu döngü içerisindeki soluksuz hayatta kalma çabasını okuyoruz. Yine Selvi Atıcı ve yine aşkın içerisine kusursuzca harmanlanmış gerilim ve polisiye... Selvi Atıcı'nın kaleminde bunu seviyorum. Sıradan bir aşk hikayesi yerine içerisine harmanladığı adrenalin yüklü olaylar silsilesi kitabı nefessiz okunmasına sebebiyet veriyor. İtiraf edeyim kitabın neredeyse son 100 sayfasının nasıl bittiğini anlamadım. Sabahladım elimden bırakamadım diyebilirim. Ali'nin Arya'ya olan aşkı o kadar kusursuzdu ki Ali'ye bir kez daha hayran oldum. Gitme kitabında kalbimi çalan Ali bu kitapta kalbimin tek sahibi oldu diyebilirim. O eğlenceli, enerji dolu, kendini beğenmiş egosu tavanda olan Ali... adam nasıl bir şeysin sen ya :) Ömer ve Adem'in atışmaları daha da önemlisi dünür muhabbetleri çok eğlenceliydi. Ömer'in tipik kız babası olarak verdiği tepkilerde biraz babamın vereceği tepkiler olarak görsem de Adem'in tavırlarıyla kahkaha attım diyebilirim. Mirza'yı ve Hayat'ı evli mutlu çocuklu okumak süperdi. Onları bu hikayede bu kadar mutlu göreceğimi düşünmemiştim ama okumak inanılmaz zevkliydi. Hele ki Mirza'nın Hayat'ın üzerine titreyen halleri, Ali'den bile kıskanması... çok eğlendim ki ben Ali - Mirza - Hayat üçlüsünün beraber yaptığı her sohbette. :) Bir de tabi ki beni asıl eğlendiren Ali ve Arya aşklarını yaşamaya başladıklarında Adem ve Ömer ikilisi arasındaki sohbetlerdi. Adem... adamım... sen... kelimelerle ifade edilemez bir şeysin ve harbiden tam da Ali'nin babasısın yani :D Nikah günü Selin'le olanlarla kahkaha attım yeminle. Hep Selin'inden şüphelenmiştim mesaj olayında ama beni bu konuda Selvi Hanım öyle bir şaşırttı ki cidden değilmiş dedim. Okuduğum kitaplarda şaşırmayı severim ve bunu Selvi Atıcı çok iyi başarıyor. Micheal'ın sonuna üzüldüm diyebilirim. Ha, tamam iyi bir karakter değildi belki ama yine de Ali'ye yardım etme çabası ve öldürmek istememesi benim için yeterliydi. Ama tabi ait olduğu dünya ne yazık ki hata kabul etmiyordu. Daniel'a ise oh olsun! Keşke bizimkilerden biri öldürüp üstünü kapatsalardı. Çok mu acımasız oldum ne? :) Son bölümlerde Ali'nin yaşadıkları... nefesimi tutarak okumama neden oldu. Arya ve Ali öyle büyük bir sınav verdikler ki.. sonunda da mutluluklarını sonuna kadar yaşama hakkını kazandılar. Çok konuştum sanırım ve sussam iyi olacak çünkü sanırım azıcık uzundan spoiler vermeye başlıyorum. Ama şunu söylemezsem içimde tutarım. Konvoy... konvoy... konvoy... kahkaha attım ya resmen ya :D Ali ve Adem çok fenasınız siz :D Kitaba bayıldım. Beğendim. Tavsiye ederim. Aslında serinin hepsini okuyun bence siz :D Bir de kitapta Demir'i okuyacaksınız kim bu Demir demeyin ya da diyorsanız "Sen" kitabını alıp okuyun :D Neyse ben kaçtım ve kitabı hatta seriyi bir kez daha şiddetle tavsiye ediyorum. Ben çok beğendim tam da Ali'ye yakışan bir kitaptı. Nasıl bir aşktı ki o... okumak bile hissettirdi. Bu arada kapak tasarımı muhteşem olmuş. Ön tarafta erkek arka tarafta kadın figürü süper bir şey olmuş. Kapak bence oldukça iyiydi :)

Sır
6/1027.10.2016

Baskı: Sır

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/10/emily-bleeker-sr.html Hmm... kitabı sevdim mi sevmedim mi bilemiyorum. Çok kararsızım. Okurken sıkıldığım da oldu, merak edip sayfalarını hızlı hızlı çevirdiğim de oldu. Sonuç olarak ise ne hissedeceğime karar veremedim. Yazarın ülkemizde yayınlanan ilk kitabı, değişik bir anlatımı olduğunu söylemeliyim hatta kurgusu bile oldukça ilginç ve değişikti. Hep olmasını beklediğim olaylar olurken kitabı sonu beklediğimin haricinde oldu o beni şaşırttı ve sırf bu yüzden bile kurgusunu sevebilirim :) Kitabın kısaca konusundan bahsetmek gerekirse; kayınvalidesinin kazandığı tatilde ona eşlik eden Lillian özel uçuşları sırasında bir uçak kazası olarak uçak okyanusa düşüyor. Bir şekilde hayatta kalmayı başaran Lillian, Dave, Kent ve Margaret bir süre okyanusta akıntıyla sürüklendikten sonra bir adaya çıkmayı başarıyorlar. Tam bir karmaşa ve çaresizlik içerisinde hayatta kalma çabasıyla adada kendilerine bir yaşam kurmaya çalışıyorlar. Ancak bu kadar basit olmuyor oradaki hayatları. Beklenmedik şeyler olmaya başladığında hem bedensel hem de ruhsal sağlıklarına dikkat etme çabası ile savaş verirlerken kendi içlerinde birbirlerine karşı da savaş vermek zorunda kalıyorlar. Hayatta kalmak onlar için daha zor oluyor. Kitap sadece adada geçen kısımları anlatmıyor. Aslında daha çok Dave ve Lillian kurtulduktan sonra verdikleri bir röportaj sırasında geçmişlerini hatırlıyorlar. Adada geçirdikleri günleri, yemeklerini elde edebilme çabalarını ve duygularını... Kitap bölüm bölüm geçmiş ve gelecek arasında gidip gelirken anlatım da Dave ve Lillian arasında gidip geliyordu. Şöyle bir bakınca aklınıza şu gelebilir; evet, adada iki kişi birbirlerine aşık olurlar kurtulunca da evlenirler. Pat, mutlu son! Hayır öyle olmadı. Dave ve Lillian'ın önünde oldukça büyük bir engel vardı. Her ikisinin de farklı yerler bir hayatlarının olmasının yanında her ikisi de evliydi. Üstelik birinin iki küçük oğlu bile vardı. Okurken ben de hep bunu bekledim ama öyle değildi. Bu yüzden bu kitabın sonun mutluluğu kişinin bakış açısına göre değişecektir. Senin ve çevrendekilerin mutluluğunu bazen seçimlerin belirler ve bunun en iyi örneği bu kurgu olmuş. Kitapta sıkıldığım kısımlar, durağan ilerlemesiydi. Öyle bir atraksiyon yoktu, hep aynı tonlamada ilerliyordu dolayısıyla arada bir atraksiyon olmayınca da okurken sıkılma durumum oldu. Sonlarına doğru biraz daha açıldı kitap ama o da sonlara doğru olunca bitti. Kitaba dair nötr'üm. Bu yüzden merak ediyorsanız okumalı ve kendiniz karar vermelisiniz.

Mekanik Aşk
10/1020.10.2016

Baskı: Mekanik Aşk

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/10/zeliha-eren-mekanik-ask-kuzey-masal-2.html Bu kitabın Kuzey Masalı'ndan daha iyi olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum yorumuna. Açıkçası kitaba başlarken beklentilerim çok yüksekti. İlk kitaptan sonra yazarın nasıl bir kalemi olduğunu ve okuru nasıl kitaba bağlı tutacağını görmüş bunda da aynı şeyleri beklemiştim. Ki yazar beni yanılmadı. Beklentilerimi karşıladı daha da önemlisi Kuzey Masalı'ndan daha iyi bir hikaye önümüze koydu diyebilirim. Hatta öyle ki yazar, bir yerde yok artık dedirten detaylarla süslemişti kitabı ve üçüncü kitabı daha büyük bir merakla beklememe neden oldu. Mekanik Aşk kitabının konusuna biraz değinmek gerekirse; Kuzey Masalı'ndan tanıdığımız Alex ve Julie'nin hikayesi. Bay M, bu ikiliye bir görev veriyor ve İngiltere'ye gönderiyor. Alex ve Julie arasındaki yakınlaşma çekim ve birbirlerine karşı hissetmeye başladıkları duygu karmaşaları içerisinde göreve odaklanmaya çalışırlarken Alex'in geçmişi, babası ve sırlarla dolu olan yaşanmışlıkları tek tek bütün kapılarını açarak genç çifti oldukça büyük bir sınavdan geçiriyor. Tam her şey düzeliyor galiba dediğiniz anda öyle bir olay ya da gerçek ortaya çıkıyor ki "yuh, yok artık, daha neler..." gibi nice tepkilerle kitabın sonuna kadar sayfaları çevirmenizi sağlıyor. Özellikle Alex'in babasının anlattığı gerçekler... kelimelerin kifayetsiz kaldığı daha doğrusu anlatmaya ya da bir şekilde ifade etmeyi imkansız hale getirecek bir sırrı orataya çıkarıyor. Açıkçası ben bu çekirdek olayının ardında böyle bir şey çılacağını düşünmemiştim. Bir kadının birçok hayatı bu kadar çok etkileyeceğini... mahvedeceğini... kursursuz bir şekilde zincirlenerek kurgulanmış döngüyü oluşturabileceğini düşünmemiştim. Hele ki o kadının Alex'in hayatını da etkileme olasılığınç hiç aklıma gelmemişti. Ben sonunu tahmin edemeyeceğim, beni şaşırtan kurgusal detayları olan kitapları severim. Mekanik Aşk tam olarak bana bunu verdi ve Kuzey Masalı'ndan daha çok sevdim. Bu kitaptan, daha doğrusu Alex ve Julie'yi okuduktan sonra Kuzey Masalı'nı biraz daha fazla aşk böceği modunda buldum. Bundaki aşk daha hissettiren ve daha dokunan şejildeydi bence. Yine Zack, Alex, Kuzey ve Masal'ın arkadaşlığını okumak hatta artık bunlara Julie'nin de dahil olduğunu görmek çok güzeldi. Zack baş belasını ilk kitapta görmüştük ve Mila kendini burada da gösterince istemsizce mutlu oldum. Evet Kuzey belasını Masal ile, Alex Julie'yle bulmuştu erkeklerin tabiriyle sanırım Zack de Mila'yla bulacak. Onların kitabını çok merak ediyorum umarım çok beklemeden okuruz onu da :) James'i de sevdim kitapta ona kitap yazılır mı ya da ayrı bir hikaye olur mu bilmiyorum ama kesinlikle eğlenceli olurdu onun hikayesi de :) çünkü kendileri de en az bizimkiler kadar eğlenceli :) Yalnız Kuzey, Zack ve Alex artık bizimkiler oldu ;) Neyse... bence Zack'in hikayesinden sonra Mert'in hikayesi gelmeli. Onun Azra ile aslında olduköa ilginç bir hikayesi olurdu. Düşünsenize kız geçmişi hatırlamıyor ve bazı kişilere karşı aşırı bir vaş ağrısı ve baygınlık gibi tepkiler veriyor beyni. Bu kız kim? Cemre bu kızı niye kullandı? Bence oldukça ilginç sonuçlar çıkardı. Ben böyle konuşuyorum ama tabi bunlar yazarım bileceği iş ama Zack haricinde Mert ve James'in de hikayeleri özenle okunur hani ;) Bu arada değinmek istediğim bazı yerler var :) Alex kendini dağıttığında ve Julie onu toplamaya çalıştığında -şu ringde dövüş muhabbeti- süperdi :) hayran kaldım Julie'ye valla. Ben olsam silahı dayar Alex'in kafasına aklını başına öyle getirtirdim. Ama Julşe'nin taktik de iyiydi :) Bir de Victor'un yanında olanlar.. evinde ve sonrasında... o kısımlarda çok sürükleyici ve nefes kesiciydi.. Atraksiyon kısımlarını ayrı bir seviyorum :) Yazarın kitapların sonunda bütün bu heyecan verici atraksiyonlardan sonra yazdığı evli mutlu çocuklu modu benden tam not aldı :) ama asıl tam notu Tyler aldı :) çocuk Kuzey'in biricik kızı Nefes'e yanaşmaya niyetli. Asıl onları okumak ne güzel olurdu :) Bence yazarımız bunları durmadan yazsın :) Neyse çok uzattım artık bitireyim ama kısa bir şeyler daha söylemek istiyorum. Kitap aşk romanı evet ama içerisine polisiye diyebileceğimiz detaylar da eklenmişti. Atraksiyon ve ekşın hep vardı. Durgunluk olduğu kısımlarda bile sonrasınsa bir şey patlak veriyordu. Yine benzetmeler süperdi hatta öyle ki bazı benzetmelerde kahkaha bile attım o kadar yani ;) Yazarın hoşlanmadığım bir huyu var. Kitabı çok fena bitiriyor. Evet üçüncü kitap gelecek anladık ama zalim yazar Zack'e açıklanan şeyden sonra nasıl sabırla bekleyelim biz şimdi kitabı. Çabuk yazın ve çabuk okuyalım biz de :) Neyse artık susuyorum. Dediğim gibi bu kitabı ilkinden daha çok beğendim ve üçüncü kitabı beklentim tavan yapmış bir halde bekliyorum.

Kuzey Masalı
9/1018.10.2016

Baskı: Kuzey Masalı

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/10/zeliha-eren-kuzey-masal-kuzey-masal-1.html Öncelikle yorumuma bu uzun alıntıyla başlamamın nedeni şu ki... Masal'ı tanıtmak. Altta kalmayan ve tam da Kuzey'e yakışan Masal'ı :) Bu alıntıda ben bile tatmin olmuştum Buse'nin yüz ifadesini hayal ederken :D Onca adından bahsettiren, çıktığı günden beri dillerden düşürülmeyen kitap Kuzey Masalı'nı bu blogger da okudu. Aslında bana kalsa henüz daha okumazdım ama yorumumu merak eden birkaç okur ve zevkine güvendiğim birkaç kitap kurdunun yorumlarınadan sonra başlayayım dedim. Ve şuan da diyorum ki... neden bekletmişim ki okumak için :) Zeliha Eren; akıcı, sürükleyici, merak uyandırıcı, gülümseten bazen eğlendiren sonun çözüleceğinin heyecanını sardıran bir kurgu kaleme almış. Aşk ve romantizm ile içiniz ısınırken, çözülmesi gereken onca olaya da merakla sonuc bağlanmasını bekliyorsunuz. Arkadaşlığı daha doğrusu dostluğu öyle güzel konu almış ki okurken kendi arkadaşlarımla olan hallerimizin aklıma gelmesine neden oldu. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse; Masal ailesinin yanına Türkiye'ye bir süreliğine tatil yapıp doktorasını bitirmek için geri dönmeyi planlarken bir gün yanlış zamanda yanlış yerde olunca, bir silahlı çatışmanın arasında kalır. O sırada orada olan Kuzey, Masal'ı koruyabilmek için onu alıp giderken kendisinin içerisinde bulunduğu gizli göreve farkında olmadan Masal'ı da çeker. İki genç henüz ne yapacağına karar veremezken ikisi de daha farkına varmadan bir görevin içerisinde soluğu alırlar. Masal'ın uzmanlık alanı üzerine yapılması gerekenler ve bunları yapmaması için aldıkları tehditlerle baş etmeye çalışırlarken aynı zamanda Masal ile Kuzey arasında kendini göstermeye başlayan aşk filizlenerek güçlü bir ağaç gibi ayakta durarak iki genci de sarsar. BİS'in gizli göreviyle hayatları tehlikedeyken aşklarını da yaşamak isteyen iki sevgi dolu kalbin birbirleri için çırpınışlarını anlatıyor. Daha fazla detaya girmek istemedim konu kısmında kitap içeriğine girerek heves kırmak istemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim her daim tavan olan bir ekşın kurgusu var. Hiç durgunluk yok hep bir hareketlilik var. Bir olay olmasa da Kuzey ve Masal olay çift zaten :) Alex, Zack ve Kuzey üçlüsünün dostluğu süperdi. Hele bir de Mert girince tam muhteşem dörtlü oldular :) Alex'in aşk hayatına dair kitapta vuruşlar ve imalar yapıldı ve hikayesi merak uyandırıcı oldu diyebilirim. Mert'in kalp kırıklığının ardından ona da bir Eros oku isabet etmiş görünüyor sanki bu beni oldukça mutlu etti çünkü yaşanan ve vazgeçilen fedakarlık yapmak zorunda kaldığı ona şeyden sonra mutluluğu hek etti bence :) onun hikayesini okumayı çok isterim :) Zack.. ben asıl onu merak ediyorun. Neden mi? Çünkü bence Eros'un çok hain planları var Zack için ve ben de onu okumaktan azıcık zevk alabilirim ;) çok fena çarpılacak bence Zack. Kurgunun gidişatı ve biraz ekşın biraz romantizm ve biraz da yakışıklı seksiler bir araya gelince biz okurlar için tehlikeli bileşim oluyor ama yine de vazgeçilmezlerimiz bu yüzden eğer bu dörtlünün kitapları çıkacaksa -ki Mekanik Aşk Alex'in hikayesi- hepsini okurum ben :) Kitaba dair eleştirmek istediğim bir yer vardı. Bu kısımda azıcık kitaba dair spoiler verebilirim... Masal kaçırılıp da zihnine müdahele edilmeye başlandığında Kuzey'in adını her anmasında bir ağrı çekiyordu. Ben mi atladım yoksa o kısımda Masal'ın bu ağrıdan nasıl kurtulduğuna dair detaylar verimemiş miydi? Verilmedi sanırım bu kısım biraz hava kaldı. Keşke ona dair bir iki satır değinilseydi. Tek eleştirebileceğim kısmı da söyledikten sonra kitabı beğendiğimi, yazarın kalemini sevdiğimi söylemeliyim :) bence siz de seversiniz bir tadın bu kitabı eğer henüz tatmadıysanız :) Ahh bir de kitaptaki yaratıcı hakaretler, benzetmeler süperdi. Bazen hiç aklımıza bile gelmeyecek ama o duruma çok uyan olayları okumak veya benzetmeleri görmek süperdi. Yazarın yaratıcılığı kesinlikle tavan yapmış =) Bilgisayarlar üzerine o kadar kurgusal döngü vardı ki yazar hakkında bilgileri okumadan önce baya araştırmış ve gerçekten donanımlı bir şekilde yazmış dedim ancak yazarımızın bir Bilgisayar Mühendisi olduğunu öğrenince... eee bilgi var, donanım var... bunu da kurgusuna oldukça güzel aktarınca havada kalan ya da olmamış diyebileceğimiz hiçbir açık kalmamış. Hatta okurken bazı detaylara hayret ettim kurguya dahil olması sonucunda. :) Kesinlikle beni tatmin eden bir kurgu, donanım, benzetme bütünlüğü, yaratıcılık vardı diyebilirim kitapla ilgili.

Buradayım
10/1013.10.2016

Baskı: Buradayım

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/10/clelie-avit-buradaym.html Buradayım... vazgeçilmiş ve bırakılmış bir hayatın savaşı ve umudun bitmeyişinin hikayesi... belki de hiç tadılmamış gerçek bir aşkın... Değişik, ilgi çekici ve umut vaat eden bir kitap olan Buradayım bence her okuru tatmin edecek bir sona ve kurguya sahip. Sakin dinlendirici ve akıcı bir kurgu olmanın yanında alıştığımız aşk hikayelerinden oldukça da başka. Kısaca konusuna değinmek gerekirse, dağcı genç bir kızın geçirdiği kaza sonrasında beş ay gibi bir süre komada kalmasının sonrasında etrafındaki sesleri duymaya başladığı kısa bir süre sonra, kardeşinin yaptığı kazayı sindiremeyip hastaneye annesini getirmesine rağmen kardeşini görmeye gitmeyen genç bir adamın yollarının kesişmesini kknu alıyor. Elsa etrafındaki seslere ve hislere tepki veremese de duyuyordur. Kapısını açıp içeri giren farklı bir ayak sesi ve onunla konuşan farklı bir ses tonu genç kızın hayatındaki tek renktir. Thibault kazayla girdiği komadaki genç bir kızın odasını dinlenme ve huzur yuvası olarak kabullenirken kızla arasında oluşan bağla her geçen gün içerisinde yeşeren duygularla Elsa'yı ziyaret etmeyi bırakmaz. Ama çok büyük bir sorun vardır... Elsa'nın uyanmak için zamana ihtiyacı varken ne doktorlar ne de aileai genç kıza bu zamanı vermemektedir. Elsa yaşamak için hala orada olduğunu göstermelidir... ve tepkilerini yalnızca Thibault yanındayken gösterirken ailesine yaşadığını nasıl kanıtlayacaktır? İlginç ve değişik bir kitaptı. Atraksiyon ve ekşın yoktu kitaptı ki böyle bir beklentiye de girmeyin zaten ama su gibi akan yormayan ve merak ettiren bir kurgusu vardı. Bambaşka yollarda ilerleyen iki insanın yollarının kesişmesinin hikayesi... eşsiz ve mükemmeldi bence. Kimine göre sıkıcı ve fazla durgun gelebilir ama bence oldukça dinlendirici ve akıcıydı. Bir günde bitti ve keşke biraz daha uzu olsaydı diye de düşündüm kitabın sonunda. Elsa ve Thibault'u daha fazla okumak isterdim. Ben çok beğendim ve sizlere de tavsiye ederim. Bir akşam alın elinize başlayın kitaba... nasıl bittiğini anlamayacak ve gerçek sevginin veya aşkın yakışıklı bir yüz ya da güzel bir fizikten ibaret olmadığını anlayacaksınız. En iyi örneği bu aslında. Thibault, Elsa'ya değerli olduğunu hissettirdi. Aşkı hissettirdi. Yaşamın ona vaatlerini hatırlattı. Daha da önemlisi nasıl olduğunu anlamadığı bir şekilde aşkını gösterdi. Elsa ise... tamamen sesten ibaret olan ve ilgisini hissettiği o genç adamın aşkına karşılık vermeyi tercih etti. Çok güzeldi. Ben çok beğendim. Daha fazla detaya girmeyeceğim mazallah kitap içeriğine girer hevesinizi kaçırırım. :) Ama ben sizlere tavsiye ederim okuyun. :) ~~~*~~~ Bildiğim tek şey başardığım. Düşüncelerimi okumuş gibi... "Buradasın," diyor. Buradayım. ~~~*~~~

Baskı: Benim Yerim Senin Yanın (Crown's Spies, #4)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/10/julie-garwood-benim-yerim-senin-yann.html Veeee serinin sonu :) seriyi tamamlayanlar haklıymış kesinlikle serinin en iyi kitabıydı. Ve ben Alesandra'ya bayıldım. Serinin ikinci ve üçüncü kitaplarında kendisini yeterince tanıtan Colin bu kitapta ana karakter. Colin'in aşkı bulmasını okuyoruz tabi içerisine azıcık gizem ve cinayet işleyerek. İşte o yüzden bu kitap en iyisiydi ve kesinlikle sürprizlerle doluydu. Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse, Prenses Alesandra ailesinin ölümünden sonra ülkesinin aç gözlü generaliyle zorla evlenmemek için babasınım vasi tayin ettiği adamın yani Colin'in babasının yanına Londra'ya geliyor. Ancak bir şekilde Colin'in evinde kalmak zorunda kalan Alesandra, genç adama her geçen an biraz daha kalbini kaptırıyor tabi bunun yanında generalden kurtulmak için de bir evlilik yapmaso gerekmektedir. Ortada dönen olaylar sonucunda Colin ve Alesandra kendilerini evli buluyorlar ama böyle sonlanmıyor ya da kıskançlık krizleri ya da entrikalarla birbirlerine aşık olmuyorlar. Garwood kitaplarında genelde böyle şeyler olmaz zaten. Neyse... iki genci de kaderleri ve duyguları ile oldukça zorlu bir hayat bekliyormuş gibi görünmesine rağmen birbirlerinde huzuru ve rahatlığı bulduklarını fark ediyorlar. Ancak hiçbir şey sorunsuz gitmez. Gelen gizli hayranlardan hediyeler.. kaybolan gizemli kadınlar.. hikayeye daha bir heyecan katıyor. Tarihi aşk romanının içerisine azıcık bir gizem ve cinayet serpiştirerek bence serinin en iyi kitabı haline getirmiş Garwood kitabı. Colin'in inatçı tavrına ve bazı konularda taviz vermez hallerine rağmen en sevdiği karakter olduğunu söylemeliyim. Tam da kendine yakışacak bir eş bulduğu da değişmez bir gerçek. Alesandra ise... diğer karakterlerden biraz daha farklıydı sanki. Ah evet bu adamlar itaatkar bir eş bekleyemeyiz belki ama Alesandra bir prenses olmasının gerektirdiği özelliklere sahipken aynı zamanda eşsiz bir zekaya da sahip. Kendisine hayran bıraktırdı yani kitapta. Jade ve Caine görmek özellikle de onları evli mutlu çocuklu okumak paha biçilemezdi. Ahh paha biçilemez bir şey daha vardı o da Nathan ve Sara'yı okumaktı. Onlarda tam evli barklı çocuklu olmuşlardı.Şu gizli hayran kitaba bambaşka bir heyecan katmıştı. Sonunda beklediğim kişi çıktı ama yakalanma şekli ve gidişatı şaşırttı açıkçası ki bir an tereddüte düşmeme neden oldıçu kurgunun akışı. Bir okur olarak bu durum beni oldukça tatmin etti diyebilirim. Alesandra'nın küçük hileleri veya oyunları cidden kusursuzdu ve Colin'in de karısının her şeyini çözecek kadar tanıması ise oldukça eğlenceliydi. Hele babasının taktiğini kullanması ve gemi muhabbeti alkış hak ettirdi. Her neyse Crown's Spies serisi bitti. Son kitabının kapağını kapattım yüzümde kocaman tatmin bir tebessümle yorum yazıyorum Seriyi çok sevdim uzun zamandır Garwood okumadığım için ne kadar iyi geldi anlatamam. Sizlere de tavsiye ederim bu kadın bambaşka bir kadın :)

Baskı: En Güzel Hediyem (Crown's Spies, #3)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/10/julie-garwood-en-guzel-hediyem-crowns.html Bu kadının kalemini okumaktan asla bıkmayacağım :) 2. kitap olan Koruyucu Meleğim'den tanıdığımız Jade'in ağabeyi Nathan'ın hikayesini okuyoruz. Fazlasıyla karamsar ve sevmekten korkan bir adamın aşk ile olan sınavı. Diğer kitaplara göre biraz daha eğlenceliydi, arada güldüğüm eğlendiğim sayfalar oldu diyebilirim. Öncelikle kısaca kitabın konusundan bahsetmek gerekirse; Nathan on dört yıl önce düşman aileleri olan Winchester ailesinin kızı Sara ile kralın zoruyla evlilik kontratı imzalar. Karşılığında verimli bir toprak ve hazine vardır. On dört yıl sonra gelinini almaya gelen Nathan, neye benzediğini bilmediği, en son gördüğünde küçük bir kız olan eşi Sara'nın eşsiz bir güzellikte olduğunu kabullenmek durumunda kalır. Eşini alıp kaçırır ve deniz açılır. Sara'nın ailesi kızlarını Nathan ile evlendirmek istememektedir. Çünkü kontrat şartları evlilik ihlaline karşı da maddeler içermektedir. Denize açılan Nathan, tayfası ve Sara'yı oldukça zorlu bir yolculuk beklemektedir. Deniz hayatına dair hiçbir şey bilmeyen bir leydi olarak yetişmiş Sara gemide bir dizi olayın meydana gelmesine neden olur. İşte o olaylar oldukça eğlenceliydi, çünkü hiçbiri kasıtlı değildi ve hepsinin altında bir iyi niyet vardı. Sara'nın iyilik sever hep iyiyi gören sevecen tatlı ve sevimli karakteri Nathan'ın farkında olmadan içine işlemeye başlar. Ama Nathan geçmişinden dolayı kolay kolay güvenemez ona. Hatta Sara'nın babasının patlattığı son olay ise bence tam bir dönüm noktası oldu onlar için. Açıkçaso o olaydan sonra ben Sara'nın yerinde olsam Nathan'a okkalı bir tokatı basar çeker giderdim. Ancak Sara hem okurları hem de Nathan'ı oldukça şaşırttı tavırlarıyla. Hep Sara'nın yanındaydım ama kitabın sonlarına doğru sevmeyi öğrenmeye çalışan Nathan kalbimi fethetti. Açıkçası aşk her şekilde her konumda her erkeğe yakışıyormuş be dedirtti. Çünkü yan karakterlerden Nora'nın da aşkını görmek yüzde bir gülümseme oluşturdu. Kitapta Jade ve Caine görmek oldukça güzeldi hele ki onları anne ve baba olarak görmek paha biçilemezdi :) Colin ve Nathan'ın arkadaşlığını çok sevdim onun hikayesinde de bol bol Nathan okumak isterim. Neyse çok uzatmayayım kitabı ben çok beğendşçim her okuduğum Garwood kitapları kadar :) Bu yazarı çok seviyor ve her kitabını okuyorum dolayısıyla sizlerede tavsiye ederim. Hele bir de historical romans okuru iseniz sakın kaçırmayın :) Ben şimdi kaçar ve serinin son kitabına başlarım :)

Baskı: Koruyucu Meleğim (Crown's Spies, #2)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/10/julie-garwood-koruyucu-melegim.html Hmmm... Nasıl da özlemişim Garwood kalemini. Hakikaten kadın mükemmel kalemin örneği... Tarihi aşk romanı türünün kraliçelerinden biri ve şimdiye kadar okumadıysanız mutlaka okumalısınız. Serinin ilk kitabı okumuştum ancak serinin diğer kitapları niye bekletmişim bilmiyorum, sanırım artık kraliçelerimi okuyup profesyonelliği ve mükemmel kurgunun tadını çıkarmalıyım. Amma övdüm değil mi? Ama cidden Garwood okuyan bilir okumayan da bence öğrenmeli ;) Neyse, kitabın konusuna kısaca değinmek istiyorum. Caine kardeşinin intikamını almak için korsan Pagan'ın peşine düşer, amacı Pagan'ı öldürüp kardeşinin intikamını alıp yüreğinde ağrıyı ve babasının acısını biraz da olsa dindirebilmektir. Bir akşam yine Pagan'ı beklerken Jade ondan yardım ister. Jade peşindeki adamlardan kaçarken onların kendi geleceğine karar vermesine engel olmak için Caine'den yardım ister. Daha o an birbirlerinden etkilenmelerinin önüne geçerek Caine Jade'e yardım etmeye onu korumaya karar verdiğinde öyle bir oyunun içine adım atar ki kendisinin neler beklediğinin farkında bile değildir. Jade, Caine'den sakladığı şeyler ve hayatlarını etkileyecek sırlar perdesini aralarken aralarındaki çekime de yenik düşerler. Aşkları harlı bir alev gibi birbirlerini yakarken saklanan sırlar ortaya çıkmaya başladığında birçok şey değişecektir. Güzel bir aşk hikayesinin içerisine romantizm gibi kovalamaca ve gizem de serpiştirilmiş. Garwood'un vıcık vıcık aşk yazmadan hissettirmesine bayılıyorum. Serinin ilk kitabı "Kadere İnanır mısın"daki Lyon ve Christina'yı da görmek süperdi. Hele ki bu ikisine ve Caine ve Jade'i dörtlü olarak okumak aşırı güzeldi. Caine ile Jade'in ilişkisi süperdi hele ki bazen aralarındaki sohbetlerde eğlendim de :) Jade'in eşsiz yetenekleri hayranlık uyandırsa da etrafına yaydığı o güçlu kadın ayaklarının ardında Caine duyduğu ihtiyaç çok tatlıydı. Ayyy Caine ve Jade çoook... doğru kelimeyi bulamadım şuan ama süperdi ya :) onların o saf ve tutkulu aşkı tek kelimeyle çok güzeldi. Bu kadının kaleminde bunu seviyorum entrikaymış falanmış filanmış yok aşıksan aşıksındır ve bunu o kadar güzel anlatıyor ki kadın okurken zevk alıyorsun. Ben kitabı beğendim, okurken zaman zaman eğlendim zaman zaman da nasıl akıp gittiğini anlamadım. Garwood yine yapmış yapacağını :) Çok fazla içeriğe girmek istemiyorum okumayanın hevesi kaçmasın diye ama tavsiye ediyorum bu kadının kitaplarını da bu seriyi de :)

Baskı: Sahip Olduğum Tek Şey

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/09/renee-carlino-sahip-oldugum-tek-sey.html Renee Carlino kaleminden ülkemizde yayınlanan ikinci kitap. Yazarın "İki Yabancı Olmadan Önce" adlı kitabı elimde olmasına rağmen okumamıştım ama nedense bu kitabı okudum ve yazarın kurgu döngüsünü ve anlatımını beğendiğimi söylemeliyim. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; sevdiği insanları kaybettikten sonra hayata dair enerjisini ve ışığını kaybeden Kate, amaçsızca monoton hayatına devam ederken editörünün onu Napa Vadisi'nde bir şaraphanenin sahibi olan J. R. Lawson ile röportaj yapmaya göndermesiyle hayatı değişmeye başlar. Bambaşka bir hayatı ve daha da önemlisi orada Jamie ile aşkı tatmaya başlayan Kate aslında bazı sırların da orada saklı olduğunu anladığında hayal kırıklığıyla beraber kırık bir kalple geri döner. Hayatı bir anlığına iyi gitse de aşkı tatsa da bazen hesaplanamayan şeylerle her şey tepetaklak oluverir. Kate'in hayatı da öyleydi. Jamie'nin sakladığı sakladığı şeyler sonrasında hiç pes etmeden Kate'den ikinci bir şansı alabilecek mi? Yoksa bu sefer aşk kayıp mı edecek bunu okuyoruz kitapta. Aslında bir yanda, hayattan beklentisini yitirmiş, yalnız olmayı kabullenmiş genç bir kadının tekrardan yaşama sevinci ve içinde sakladığı pırıltıyı çıkarmasının öyküsü. Ben kitabı beğendim. Kurgusu ve anlatımı güzeldi. Kitapta bölüm aralarındaki o resimlere bayıldım, çok ince düşünülmüş ve farkında olmadan bölümde olacakları ima eder gibi bir karalama olmuş o resimler ve ben çok beğendim. Kate'in her şeye rağmen güçlü bir kadın olması hoşuma giden bir şeydi ama asıl hoşuma giden şeylerden biri de Jamie'nin pes etmeyişiydi. İşte seven adam pes etmez, vazgeçmez dedirtti.Dylan, Jerry ve Beth'in arkadaşlıklarını çok sevdim. Bir yerde kitap arkadaşlık ilişkisine de değinmişti ve evet hiçbir hayat yalnızlık ya da sadece aşka bağlı değildir. Her şeyden önce her yaşamda arkadaş veya dost vardır. Bu detayları beğendim. Eksik bulduğum bir kısım vardı o da Paul Sullivan kısmı biraz eksik kalmış ve geçiştirilmiş gibiydi. Hadi bu kısmı da tatlıya bağlayalım tam olsun mantığıyla yazışmış gibi geldi açıkçası. Ha evet iyi bir düşünceydi ama öncesinde bunu araştırması a dair bir şey yokken kitabın sonuna doğru boy göstermesi ve sıkıntısız herkesin durumu kabullenmesi biraz eksiklik hissettirdi bana. Genelde bu tür şeylerde tripler, itirazlar, anlayışsız tavırlar ve kabullenememeler olduğu için bu kadar kolay kabullenilmesi biraz... geçiştirilmiş hissi verdi. Kitapta yetersiz bulduğum tek kısı Paul Sullivan detaylarıydı onun haricinde kitabı beğendim. Özellikle her şeye rağmen hayatım yaşanmaya değer olduğunu hissettirmesi... çok güzeldi. Zevkle okuduğum, zaman zaman güldüğüm ve eğlendiğim zaman zaman hüzünlendiğim bir kitaptı. Beğendim ve sizlere de tavsiye ederim. Ahh ... bir de... unutuyordum az kalsın. Jamie'nin o alışıldık mükemmel, kusursuz erkek anlayışından farklı olması ise özellikle hoşuma gitti. Eeee her insanın bir sorunu sıkıntısı kusuru vardır değil mi? Ne demek istediğimi okuyunca anlayacaksınız. Jamie evet romantik, sahiplenici, sevgisine sahip çıkan bir adam olmasının yanında o küçük ama aynı zamanda da büyük sayılabilecek hastalığı bununla başa çıkması ve normal hayatı olması... çok güzeldi. Sevdim be ben bu kitabı :) ama sanırım Paul Sullivan olmasa 5 üzerinde 5 verirdim o kısmı yetersiz bulduğum için 4 vereceğim sanırım :)

Aşktan Sabıkalı
10/1028.09.2016

Baskı: Aşktan Sabıkalı

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/09/merve-duman-asktan-sabkal.html Aşk? Evet. Polisiye? Evet. Gizem? Gerilim? Azıcık ucundan evet. Sevgi? Arkadaşlık? Fazlasıyla evet. Yan karakterin asıl karakterlerden olmasının istenmesi? Bir fazlasıyla evet daha. İşte öyle bi kitaptı Aşktan Sabıkalı. Merve Duman, akıcı, merak uyandırıcı, zaman zaman eğlendiren, bazen sinir ettiren, ucunun nereye dayanacağını merak ettiren bir kurgu kaleme almış. Aşk romanının içerisine harmanladığı polisiye ve biraz da gizem kitabı türlerinden ayırmış ve klasik aşk romanı kategorisinden bir tık daha üste çıkarmıştı. Merve'nin ilk kitabı olmasına rağmen acemilik yoktu ve daha da önemlisi diğer kitapları için beklentiyi yüksek tutulmasına neden sağladı. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Bihter amirinden aldığı bir cezalandırma amaçlı görev ile Savaş'ın evine gider. Orada kendisine verilen görevi yerine getirmeye çalışırken, görevi olan Buse'nin sevimliliği cadılığı ve çocuksu masumiyeti altında kalbini etrafına ördüğü duvarlarda zayıflama olur. Bir de ona Buse'nin babası Savaş da eklenince ölüme meydan okuyan korkusuz tehlikeli bir polis olan Bihter uzun zamandır eksikliğini hissettiği duyguları yaşamaya başlar. Ancak önlerinde çok büyük bir engel vardır. Ortaya dökmeye çalıştıkları sırlar, açmaya çalıştıkları geçmişin gizemli kapıları onların mutluluğuna gölge mi düşürecek yoksa hepten bir ayrılığım sebebi mi olacak? İşte bunu ve daha fazlasını okuyoruz bu kitapta. Savaş'ı sevmedim. Beni bilirsiniz bazen baş karakterleri değil de yan karakterleri severim. Bunda da öyle oldu. Savaş'ı sevmedim. Birini seviyorsan ona sahip olursun eğer onun da seni sevdiğine inanıyorsan. Gitmesine izin vermezsin, Savaş bu konuda odun, öküz, hödük bir şey çıktı o yüzden sevmedim. Buse'ye bayıldım ki zaten bu kitabı okuyup da bayılmayan yoktur herhalde ;) Bihter... kadın idolümsün! Söze gerek yok bence! :) sen bir Selvi Atıcı'nın Süheyla'sı iki... severim ayakları üzerinde duran, sert, taviz vermeyen kadınları! :) İşte asıl meseleye geldik. Merve'm olmadı be güzelim... olmadı... Serkan ile Sedef yan karakter olmayı da birkaç sayfaya hikayelerinin sıkıştırılmasını da hak etmediler. Açıkçası olayların nereye bağlanacağını merak ettiğim kadar Sedef ile Serkan çiftinin nasıl sonu olacak onu merak ettim. Hayır hikayelerini yarım bırakıp onlara başka bir kitap yazaydın. Olması bir 100 sayfa daha kalın yazaydın onlara daha fazla sayfa ayıraydın. Şu an seni çok kınadım. Benim Serkan'ın birkaç sayfaya sıkıştırılacak bir adam mı? Hı? ;) Yan karakterlerin hikayelerine değinmen ve arkadaşlığı ortaya koymak çok güzeldi. Asıl güzel olan da neydi biliyor musun? Aşk bir kenarada... saf... gerçek sevgiyi işlemiş olman... o detayla kalbimi tam 12 den vurdun be güzelim :) Buse ile Bihter'in o saf içten gelen sevgisi işi bitirdi. Amma çok konuştum... daha fazla yazmayayım yoksa çok fena spoiler vereceğim. Bu yüzden susuyorum :) ama Serkan ile Sedef'in hikayesinin kısalığına içerledim haberin olsun. Ahhh bir de Serkan benim olsun mu? :) olsun dimi ;) Ellerine sağlık, itiraf etmek gerekirse beklediğimden çok daha iyiydi. Çok beğendim :) bayıldım :) 5 üzerinden 5 verirdim ama Serkan'ın hikayesini geçiştirmeden dolayı 0,5 puan kırıp sana 4,5 vereceğim. Belki uslanırsın da nice Serkan'lara daha ağırlık verirsin :D

Kılıç ve Çiçek
9/1025.09.2016

Baskı: Kılıç ve Çiçek

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/09/kathryn-kramer-klc-ve-cicek.html Uzun zaman sonra bir historical romance okumak çok iyi geldi, ama asıl ilginç ve heyecanlı olan ise bir Viking hikayesi okumaktı. Açıkçası filmlerdekilerden daha farklı şeyler okumak ve bunu deneyimlemek müthiş hissettirdi. Yazarın daha önce hiçbir kitabını okumamıştım ve okuduğum ilk kitabı Kılıç ve Çiçek oldu ki bunda da en önemli sebep de Viking hikayesi olmasıydı. Yazarın kurgu yeteneğini sevdim, entrikalı ve bir bütün içerisinde olan akışı da sevdim. Havada kalan bir olay ya da duygu kalmadı. Bu konuda süperdi. Kitabın kısaca konusundan bahsetmek gerekirse, düzenlenen Viking baskını sonrasında kazayla kendisini Viking gemisinde bulan Deidre, baskını düzenleyen ve geminin lideri olan Wolfram ile aralarındaki kıvılcıma karşı koymaya çalışır. Viking topraklarına gidip de hem onların anlatıldığı kadar barbar olmadığını hem de Wolfram'a aşık olduğunu fark eden Deidre mutluluğu yakaladığını sanır ama çok büyük bir oyun vardır ortada... Viking baskını için vatanına ihanet eden İrlandalı ve Wolfram'ın ölmesini dileyen bir Viking vardır ortada. Bütün bu olaylar arasında ayakta kalmaya çalışan bir aşk... birbirlerini bulma ayrılmama çabası veren iki kalp ile entrikalı, aşk dolu, heyecan verici bir hikaye kapılarını bizlere açıyor. Wolfram'ın bir asil gibi davranıp Deidre'nin kalbini çalmadan ve o istemeden ona sahip olmaması çok güzeldi. Ahh bir de aşklarını gururlarına yedirip de içlerinde tutmak yerine dışa vurmaları paha biçilemezdi. Erica'nın oyununa gelen Wolfram'ın aldığı kararlara kızsam da sonrasında aşkın kazanması süperdi. Gereksiz uzatmak yerine yerli yerinde kurgu ilerlemesi bence çok daha güzel olmuş. Zerlina ve Signurd'ın hikayesine biraz daha değinilseydi daha iyi olurdu en azından onlarında mutluluğuna şahit olmuş olurduk ama en azından mutlu olduklarını hayal gücümüz söylüyor ;) İki farklı inancı olan iki insanın aşkını okuduk bir yandan da aşkın hiçbir engel tanımadığına da tanık olduk diyebilirim. Çok uzatıp da kitap içeriğine girmek istemiyorum o yüzden kısa keseceğim ama şunu söyleyebilirim ben kitabı beğendim. Tarihi aşk romanı severlere tavsiye ederim. Bir Viking diyarını ziyaret edin derim ben :)

Baskı: Ölüm Adası (Phoenix Island, #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/09/john-dixon-olum-adas-phoenix-island-1.html Ne kitaptı ama... İtiraf ediyorum başlarken böyle bir kurgunun beni bekleyeceğini tahmim bile etmedim ki edemezdim de. Dehşet bir hayal gücü... şok edici bir olay döngüsü... tatmin edici detaylar... hayret edici bir dünya... Şu kitabın aon bölümünü okuduktan sonra şüphesiz 2. kitap çevrilmiş olsa sabah işe gidecek olmamı önemsemez sabahlar okurdum. Go Kitap, ikinci kitap için bekletmeyin bizi, n'olur... Kitabın konusuna gitmeyeceğim çünkü arka kapak yazısı fazlasıyla açık yazılmış. Kitavın bir paragraflık özeti gibi bir şey bir yerde o yüzden daha detaya girip anlatmayacağı kitabı. Ancak... şunu demeden de geçemeyeğim kitabın bazı yerlerinde söylenen sözler, yaşanan olayların altındaki şeyler bir yerde bizim de dünya da gördüğümüz şeyler... Kısacası güçsizsen, zayıfsan ezilirsin... ölürsün. Ölüm Adası ciddi anlamda güçlülerin dünyası... bir de acımasız, öldürmektek korkmayanların... Carl'ın başına gelenler, yaşadığı onca acı ama her şeye rağmen mücadeleci tavrı ve gücü hayranlık uyandırıcıydı. Parker'ın zaten pislik olduğu belliydi ancak bazı çavuşlar komutanlardan beklemeyeceğim şeyler de oldu. Şu kitapta beni hayrete düşüren de şaşırtan da takdir ettiren de karakterler var. Özellikle Stark.. adama karşı ne hissetsem bilemedim. Evet, sözünüm eri ama... adam hasta! Cidden bir avuç hasta vahşi adamı komutan yapmışlar kimsesiz yetim çocukları da onların vahşi kan kokan ellerine bırakmışlar. Bu çocuklar askeri eğitim adı altında eğitilirken aynı zamanda acımasız ve vahşi olmayı da öğreniyorlar. Arkadaş... avlanmak ne ya... av zamanı ne? Nasıl bir hasta zihniyet bunu yapar? Hele kesimhanede olanlar? Octavia'nın başına gelenler? Peki Campbell? Ya zavallı Acil Servis? Ya Ross? Peki ya diğerleri? Vahşi olmayı ret edecek olanlar? Tanrım!!! Carl'ın Octavia için yaptığı o son girişimi... sonrasında olanları nefesimi tutarak okudum. Hele ki sonu... o son bölüm... şaşkınlığımı arttırdı ve daha büyük bir merakla 2. kitabı beklemeye başlamama neden oldu. Ne kitaptı be! Bir kitabı okurken kaşlarımı çattığı ya da küfretiğim olmamıştı ama bunda oldu! Ben kitaba bayıldım! Beni şaşırtan, hayret ettiren ve tatmin eden bir kurguya sahipti! Çok beğendim! Son kısımlara doğru soluksuz okudum. Bitmeseydi daha da okurdum. Şimdi ise 2. kitabı merakla bekliyorum... lütfen Go Kitap, çabuk çıkarım devamını... bu heyecanlı merak içindeki bloggerı çatlatmayın.

Baskı: Lanetli (A Wicked Saga, #1)

http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/09/jennifer-l-armentrout-lanetli-wicked.html Favori yazarlarımdan biri olan Jennifer L. Armentrout'un bir kitabını daha okumuş bulunuyorum. Öncelikle bu kitap benim biriciğim, kardeşim Nurhayat'ın hediyesi olduğu için ve onunla beraber okuduğumuz için ayrı bir değerli :) Araya bunu da sıkıştırayım dedim :) Akıcı, sürükleyici bir kurgu yeteneği var kadının, bu kitabı diğer kitaplarına göre biraz daha yavaş ilerledi, daha durgun gibiydi ama yine de sonraki kitaplarda bomba etkisi yaratacak olaylar olacağını düşünüyorum. J.L.Armentrout bize hep mükemmel kurgular sunduğu için her kitabından beklentimiz yüksek dolayısıyla kendi çıtasının bir tık aşağısındaki bir kurguyu onun kaleminden okuyunca biraz şaşırıyoruz. Bu kitapta bunu yaşadım ben. Yetersiz bulduğum olay döngüler vardı... Kitabın sonlarına doğru -okuyan bilir- geçitlerin orada cereyan eden olayları biraz yavan buldum. Daha hareketli ve hararetli olabilirdi. İlk kitaplar genelde seriye başlangıç kitaplar olduğu için çok fazla bir şey beklemem ben... bundan da öyle aman aman bir beklentim yoktu dolayısıyla seriye giriş kitabı olarak güzeldi diyebilirim. Sadece dediğim gibi yavan daha doğrusu yavaş, hareketsiz gelen bazı sahneler vardı. Onlar daha hareketli olsaydı daha iyi olurdu. Yazarın seri kitaplarındaki en nefret ettiğim huyu bomba etkisi yaratacak şekilde kitaplarını bitirmesi. Bu kitapta da onu yapmış ve bomba etkisi yaratacak cümleleri yazmış ve kitabı bitirmiş... şimdi gel de bekle 2. kitap çıksın... Fantastik severlere tavsiye ederim, güzel bir kitap ve zevkle okunacak bir seriye başlangıç. Sadece yazarın diğer kitaplarını okuyup, biliyorsanız çok fazla beklentiniz olmasın. Orta kararda bir kitaptı... yani 5 üzerinden 3 lüktü diyebilirim. Hatta 2,5 bile verilebilinir ama sevdiğim yazar olmasından dolayı 3 veriyorum.

ÖncekiSayfa 22 / 39Sonraki