
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Mevsim
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/03/zeynep-isklar-mevsim.html Yazarın okuduğum 2. kitabı ayrıca serinin de ikinci kitabı olan Mevsim'i de bitirmiş biri olarak diyorum ki... Sen misin Eksik Parçam kadar iyi değildi. Üzgünüm... çok acımasız başlamış olabilirim ama tarafsız olarak yorum yapmam gerekirse kitabın durgunluğu zaman zaman sıkılmama neden oldu diyebilirim. Acaba yazarın yayınlanan ilk kitabı olmasının acemiliğimi bilemedim. Yalnız yanlış anlaşılması kitabı beğenmedim demiyorum sadece ister istemez Sen misin Eksik Parçam ile kıyaslama yapıyorum ve onun kadar iyi bulamadım. Öncelikle yazar akıcı ve yormayan kalemi bu kitapta da devam etmiş karakterlerini entrikalara kurban etmemiş ve aşklarına sahip çıkan kişiler yapmıştı. Her aşk romanında okuduğumuz sevişme sahnelerini kaleme alırke yine aşırılığa kaçmadan yazmış ama yine de +18 ibaresi yemiştir benden :) Direk yoruma girince kitabın konusundan bahsetmeyi atladım. Kısaca anlatayım. Kaan ile Mevsim Ankara'da yaşayan ve ailelerini kaybetmiş iki kardeştir. Mevsim, İstanbul'a ortak olduğu şirkette çalışmaya gelmeye karar verdiğinde hayatının okkalı bir şekilde değişeceğini hesaba katmamıştır. Öyle ki taşındığı binada karşısında bizim Tamer'in en yakın arkadaşı olarak tanıdığımız Tolga'yı görmek içinde bir alevi tetiklemiştir. Tamer'le beraber çalışan Tolga, yeni komşusu ile yörüngesini kaybetmii uydu misali afallayan kalbiyle aşkı tatmasına ramak kaldığından habersiz Mevsim'le tanışmıştır. İki komşu, rakip şirketlerin çalışanları ve aynı zamanda birbirlerinin kalbine talip olan çiftin aşk dolu hikayesini okuyoruz bu kitapta. Sadece Mevsim ve Tolga ile kalmıyoruz. Mevsim'in ağabeyinin kalbini çalan Esra'nın da hikayesini okuyoruz. Aslında bir yerde anne babasını kaybetmiş yaralı iki kardeşin kalplerinin aşkla yanmasını ve "mutlu son"a ulaşmalarının hikayesini okuyoruz. Tabi bunun bonusu da: evli mutlu çocuklu olan Tamer ile Cemre çifti. Onları öyle görmek kesinlikle paha biçilemezdi. Şimdi gel gelelim kitapta beğenmediğim kısma... kesinlikle hiçbir harelet yoktu. Biraz hareket iyi olurdu. Mesela Tamer ile Cemre'nin hikayesinde Arda hareketti, Kadir hareketti... bir ekşın yapmışlardı hatta Sıla bile olabilirdi... Ama bu kitapta öyle ekşınlık bir şey yoktu keşke olsaydı. Biraz fazla duygusal modda takılmıştı karakterler... ah bir de aşk modunda. Kitabın son bölümü kesinlikle olaydı ve ciddi anlamda yüzümü gülümsetti. Ahh bir de çok hoşuma giden bie şey vardı. O da aile, arkadaş, dost ilişkileri çok güzeldi. Bayıldım. Zeynep Işıklar kitaplarında sanırım hep iki çifti yazarak mutlu sona ulaştırıyor. Bunu sevdim :) Bir de karakter geçişleri vardı kitapta. Keşke olmasaydı ve bir üçüncü kişi tarafından yazılıp hepsine değinerek ilerleseydi dedim. Neyse çok uzatmayayım. Güzel kitaptı ama benim için eksiklikleri vardı. Yazarın yayınlanan ilk kitabıydı sanırım onun da etkisi vardı diye düşünüyorum çünkü Sen misin Eksik Parçam bundan çok daha iyiydi. Bal Köpüğü nasıl olacak merakla bekliyorum :) Ve her yorumun altına bu notu bırakacağım kitapları kesinlikle sırayla okuyun. Sen misin Eksik Parçam Mevsim Bal Köpüğü
Baskı: Gülün Sözü (Warenne Dynasty, #2)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/03/brenda-joyce-golun-sozu-de-warenne.html Bana bu kitabın serinin en iyi kitbı olduğu söylenmişti ama Gönülçelen'den sonra onun kadar iyidir diye düşünmüştüm ama yanılmışım! Bu kitap tek kelimeyle muhteşemdi. Bayıldım! Serinin bence en iyisi bu ve daha iyisi olamaz! Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, İskoçya'yı işgal etmek için önde bir keşif yapmak isteyen Stephen de Warenne (Rolfe de Warenne'in oğlu) kamp yaptığı yerde onları izlerken yakalanan İskoç Prensesi Mary'i esir tutar. Kimliğini Stephen'dan gizleyen Mary, Alnwick'e Stepten'ın kalesine götürülür. Daha sonradan kimliği ortaya çıkan Mary, adının temizlenmesi ve belki İskoçya ile barış sağlanmasına yardımcı olur diye Stephen ile evlenmek zorunda kalır. Bu evliliği başından beri istemeyen genç kadının kaçma girişimlerinden başarısız olan Mary sonunda Stephen ile evlenir. Ki zaten asıl olayda ondan sonr çıkar. Çünkü Normanlar ile İskoçlar arasında barış değil yeni bir savaş patlak vermek üzere... işte asıl mesele o zaman başlıyor çünkü İskoç Prenses Mary de Warenne, kocasına mı sadık olacak ülkesine ve babasına mı? Entrikalarla, ihanetlerle ve savaşlarla dolu kitapta filizlenmeye korkan ama her şeyi göze alarak kendini gösteren bir aşkı okuyoruz. Mary'nin asi ve güçlü kişiliğine hayran olmamak imkansız. Hele ki kendi doğru bildiği ve bir şeyler yapabileceğine inandığında her şeyi göze alarak hayatımı, geleceğini ortaya koyması... hayranlık uyandırıcı... Stephen ise... tam bir de Warenne! Başka söze gerek yok bence. Mary'nib Londra'da nehre itildiği zaman Stephen'ın çırpınışları çok iyisi. Resmen soluksuz okumama neden oldu. Hep filmlerde ve kitaplarda Londra'daki sarayda dönen entrikaları ve kirli oyunları duyuyorduk bu kitapta da bunu okumak... en ince detaylarına kadar... o zamanlarda iyiki yaşamamışım dedirtti. İskoç Kralı Malcolm ve Normanlar -Stephen ve ordusu- arasındaki savaşı durdurmak adına Mary'nin yaptığı ise... içimden kızım sen süzme salak mısın? demek geldi. Cidden saçmalıktı, ki sonucunu çok ağır ödedi. Hele ki Stephen'ın Mary'i almaya gelmesi ise... yeminle tüyler ürpertici ve tam da Stephen'a yakışır şekildeydi. Savaş sırasında Mary, Edinburg kalesinde annesinin yanındayken okuduğum sayfalar yeminle içimi burktu. Bir savaşın sonucunu beklemek... çok zor olmalı... peki ya Mary ne yapsın? Bir tarafta sevdiği adam, kocası... diğer tarafta babası, kardeşleri ve ülkesi... zor bir ikilem! Mary'nin Doug Mackinnon'ın yanına sığındığı zamanlar ve Mary'nin onu kaçıranların elinden kaçması... kızım sen süpersin diyebilirim arada her ne kadar salakça kararlar alsanda. Açıkçası Mackinnon'dan öyle bir tavır beklemiyordum ve istemsizce merak etmeden duramadım. Mackinnon, Mary ile evlenseydi nasıl olurdu diye? Neyse... Aşık Stephen, savaşçı Stephen, karısının ihanet ettiğine inanan Stephen ve sevdiği kadını kaybettiğini düşünen Stephen... Stephen de Warenne'in her halini okuduk ve her haline ayrı ayrı aşık oldum. Çok konuştum... sanırım azıcık spoiler de verdim. Lütfen kusura bakmayın kendimi tutamadım. Kelimenin tam anlamıyla 5 üzerinden 10 luk bir kitaptı. Serinin en iyisiydi! Süper ötesiydi! Seriyi okuyun ve bence sırayla gidin :)
Baskı: Sen Misin Eksik Parçam ?
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/03/zeynep-isklar-sen-misin-eksik-parcam.html Sanki asırlardır elimde olan ve okumayı hep ertelediğim bir kitaptı. Hatta kitap serisiydi çünkü yazarın diğer kitapları da elinde :) Artık okudum ben de ki diğer iki kitabı da okuyacağım. Öncelikle yazarın akıcı, sıkmayan, yormayan bir kalemi var. Bir de fazlasıyla cüretkar :) bir Türk yazardan +18 sahneler okumaya alışık değilim dolayısıyla bu tür sahneler bana oldukça büyük bir sürpriz oldu. -------------------------------------------------------------------------------- Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Cemre bir yıl içerisindr geçirdiği ameliyatlar sonrasında vücudunda taşıdığı izler yüzünden kendine güveni sarsılmış hayatına onu izleri ile kabul edecek bir erkeğin giremeyeceğine inanmış bir genç kadındır. Tamer ise, babasının bıraktığı işin başına geçmek için Türkiye'ye gelmiş yeni hayatını burada kurmaya çalışmaktayken ortağının kızı Cemre işe başlar. İşte tam o anda olaylar başlar. Ruhu yara izleri yüzünden yaralanmış kalbi bir kere kırılmış olan Cemre tekrar bir erkeği hayatına almak istemez. Kalbini korumaya çalışırken Tamer ile aralarındaki o kıvılcım çoktan harmanlanmaya başlamıştır. Kitabın konusu klasik gibi gelse de diğerlerinden farkı gereksiz entrikalar, kıskançlık krizleri ve ayrılıkların olmamasıydı. Ki benden bu yüzden bir puan aldı. Eski sevgili kıskançlıklarından ayrılık sebebi artık sıkmaya başlamıştı ama bunda onu görmemek beni memnun etti. Cemre'nin Hakan, Mert, Emel ve Ada ile olan arkadaşlığı bana kendi üniversite arkadaş grubumu hatırlattı. Gerçek dostluk hiçbir şekilde bitmiyor, tecrübeme dayanarak söylüyorum. Sıla ve Kadir vakasını başka bir yazar büyük bir entrikaya çevirirdi ama Zeynep Işıklar, farkını koymuş ve aşkı güvenle işleyerek öyle yapmamış. Sevdim bunu. Cüretkar kısmına değinmek istiyorum. Bu kitap kesinlikle +18 uyarısı olması lazım. En az bir yabancı yazarın yazdığı kadar detaylandırılmış sevişme sahneleri var dolayısıyla eğer bu sahneleri okumaktan rahatsız oluyorsanız bu kitaba el atmayın sonra gereksiz yere gömüp durmayın kitabı. Uyarımı çok sert yaptım sanırım. Ama o kadar uyarılmaya rağmen okuyup kitabı yere gömenlere sinir oluyorum Neyse konudan saptım :) Araya sıkıştırmak istiyorum Tolga'yı çok sevdim. Tamer sizin olabilir ben Tolga'yı alayım :) Kitap her şeyiyle mükemmel değildi bence eksik olan bir kısmı vardı. Arda mevzusu... açıkçası ben daha büyük bir olay patlatmasını tercih ederdim ya da daha büyük bir ekşın olmasını... yani mesela giriştiği kaçırma işlemini gerçekleştirebilir ama korumalar onları takip edebilirsi falan... ne bileyim daha bir aksiyon olurdu o kısım fazla yüzeysel geldi bana. Çok fazla oldu bittiye geldi ve o kadar mesaj ve koruma vukuatından sonra daha büyük bir olay olmalıydı dedim. Cüretkar kısmına değinmek istiyorum. Bu kitap kesinlikle +18 uyarısı olması lazım. En az bir yabancı yazarın yazdığı kadar detaylandırılmış sevişme sahneleri var dolayısıyla eğer bu sahneleri okumaktan rahatsız oluyorsanız bu kitaba el atmayın sonra gereksiz yere gömüp durmayın kitabı. Uyarımı çok sert yaptım sanırım. Ama o kadar uyarılmaya rağmen okuyup kitabı yere gömenlere sinir oluyorum Neyse konudan saptım :) Araya sıkıştırmak istiyorum Tolga'yı çok sevdim. Tamer sizin olabilir ben Tolga'yı alayım :) Kitap her şeyiyle mükemmel değildi bence eksik olan bir kısmı vardı. Arda mevzusu... açıkçası ben daha büyük bir olay patlatmasını tercih ederdim ya da daha büyük bir ekşın olmasını... yani mesela giriştiği kaçırma işlemini gerçekleştirebilir ama korumalar onları takip edebilirsi falan... ne bileyim daha bir aksiyon olurdu o kısım fazla yüzeysel geldi bana. Çok fazla oldu bittiye geldi ve o kadar mesaj ve koruma vukuatından sonra daha büyük bir olay olmalıydı dedim. Özellikle değinmek istediğim bir kısım var... Tamer'in Cemre'nin yara izleri hakkında verdiği tepki... adamım valla aşık olasım geldi... nasıl da güzel bir sahneydi o öyle :) Kitap genelde Cemre tarafından anlatılıyordu ama arada birkaç bölüm Tamer tarafındandı ve bu kısımlar hoşuma gitti. Çünkü bazı detayları bu şekilde öğrendik. Son bölüm favorimdi :) evli mutlu çocuklu sonları seviyorum arkadaş :) Kitabı sevdim, okurken çok zevk aldım. Bir yazardan cüretkar sayfalar okumak şaşırtsa da bizim yazarlarımızında yabancı yazarlar gibi bu tür detayları yazabiliyor olmasına sevindim :) Mevsim ve Bal Köpüğü kitapları da elimde var onları da kısa zamanda okuyacağım :) özellikle Mevsim'i merak ediyorum. Ne de olsa Tolga'nın kitabı :) Bu arada kitapları sırasıyla okumanızı tavsiye ediyorum. Ben o şekişde tavsiye aldım siz de öyle yapın. •Sen misin Eksik Parçam •Mevsim •Bal Köpüğü
Baskı: Gönülçelen (Warenne Dynasty, #1)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/03/brenda-joyce-gonulcelen.html De Warenne Dynasty serisinin birinci kitabı Gönülçelen okundu bitti ama ne kitaptı be dedirtti. Cidden çok güzeldi ve diğer kitaplardan önce bunu okusaydım kesinlikle buna 5 onlara da 4 verirdim. O kadar yani.. Kitap, Kral William'ın en güvendiği ve en güçlü komutanlarından biri olan Rolfe'a Aelfgar'ı vermesi ve Rolfe'un oraya gidip kendi lordluğunu kurmaya başlamasını konu alarak başlıyor. Aelfgar'ın eski lordları asi olarak adlandırılıp kaçarken orada kendi hükmünü kurmaya başlayan Rolfe, eski lordlar Morcar ve Edwin'in üvey gayri meşru kardeşleri Ceidre'nin Rolfe'la olan ilişkisini, kız kardeşi Alice ile evlenmesini, isyanları, ihanetleri tutkuyu ve bir aşkın filizlenmesini konu alıyor. Müthiş bir aşk... bir o kadar imkansız... bir o kadar zor... İhanetlerle sınanan, ölümlerle zorlanan, başkalarıyla evliliklerle koparılan ama her şeye rağmen tutkuyla alev alev yanan bir aşk... gerçekten süperdi! Rolfe'un bazen tutumlarına, tavırlarına sinir olsam da o güçlü savaşçıdan başka davranışlarda bekleyemezdim. Yanındaki adamların sadakati ise... süper detaylardı. Ceidre ise bambaşkaydı. Rolfe'un Ceidre'ye davranışları sinir bozucuydu ama itiraf etmem gerek ki bazen de çok güzeldi. Hele ki Alice, Ceidre'yi zindana attığındaki olaylar... Ahhh bir de kırbaçlanma mevzusu... bir de Rolfe ve Ceidre sevgili olduklarındaki aşık Rolfe... Asilerin bastırılmasının ardından Aelfgar'ın tamamen Rolfe kalmasından sonra oradan ağabeylerinin yardımıyla kaçmış olan Ceidre'nin peşine düşen Rolfe... Süperdi. Cidden soluksuz okunan ve bir çırpıda biten bir kitaptı. Edwin ve Morcar'ın sonlarına üzüldüm. Aelfgar onlarında tekrar geri alabilmelerini isterdim ama ne yazık ki gerçekler daha başka oluyor. Üstelik yazarım kitabın sonunda yazdığı notta Morcar ve Edwin karakterlerinin gerçekliğinden bahsetmiş... vay canına dedim. Bu hayatlar evet o zamanlarda yaşanıyormuş. Kitabın sonu tam da beklediğim gibiydi. Yüzümde gülümsem oluşturan ve tatmin eden bir sondu. Savaş sahneleri, ihanetlerin sonuçları, yaşananlar her şey çok iyiydi. Ben cidden çok beğendim bu kitabı. Serisi size tavsiye ederim ayrıca kesinlikle sıralamayla okuyun derim. :)
Baskı: Ölüm Çiçekleri
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/03/julie-heaberlin-olum-cicekleri.html Uzunca bir aradan sonra psikolojik gerilim- polisiye tarzı bir şeyler okudum. Bu türde okuduğumda beklentim hep yüksek oluyor ve hep bir ekşın bekleme modunda oluyorum. Açık yüreklilikle diyorum ki bu kitap beklentimi karşılayamadı. Öncelikle, kitabın konusu arka kapakta yazdığı gibi. Tessa henüz 17 yaşındayken "Güneş Şapkası Çiçeği" isimli bir azılı bir seri katilden tek sağ çıka kızdır. Bu durumun verdiği travma, psikolojik bozukluk ve korku içinde yaşayan Tessa katilin yakalanması ile rahatlayacağını düşünür. Ama... aradan geçen yirmi yıldan sonra evinin çevresinde Güneş Şapkası Çiçeği görünce korkuları tekrarlar ve yakalanmış olan adamın katil olmayabileceği gerçeği ile karşı karşıya kalır. Tessa, katilin kim olduğunu ve gerçeği ortaya çıkarabilmek için korkularıyla yüzleşirken aynı zamanda geçmişe gömdüğü bilinç altında kilitli tuttuğu gerçekleri yavaşça kabullenmek zorunda kalır. Böyle anlatıldığında heyecanlı, nefes kesen ve adrenalin yüklü gerilim bekliyorsunuz ama beklemeyin. Bu yönde beklentimi karşılamadı. Çok yavaş ve ağır ilerliyordu. Gerilim yaratan bir kısım yoktu ve biraz günlük tarzındaydı. Araştırma kısımları iyiydi belki ama Tessa'nın arayışlarındaki gerilim olması gereken yerlerde gerilim yoktu ve biraz yavan geldi. Neden öyle hissettim bilmiyorum ama bir şeyler havada kalmış gibiydi, olmamıştı. Dediğim gibi bu türü pek okumam ama okuduğumda mükemmellik beklerim ne yazık ki beklentimi karşılamadı. Üatelik geçmişe ve şimdiki zamana geçişler vardı. Tamam belki geçmişi görebilmek adına yapılmıştı, Tessa'nın geçmişte neler yaşadığını bilmek adına gerekiyordu belki de ama daha da sıkıcı olmuş gibiydi. Zaten kitabın yarısına kadar bir şey olsun diye sabırsızlandım. Kitabın ortalarında kitap biraz açıldı, biraz hareket geldi gibi ama o kadar. Kitapta beğendiğim kısımlardan biri Tessa'nın katille görüşmek için gittiğinde yaşananlardı... bir de güneş şapkası çiçeklerini Tessa'nın yakınlarına koyan kişinin kimliğiydi. İtiraf etmek gerekirse bütün yavaş ve ağır ilerlemeye karşın sonu şaşırtıcıydı. Beklemediğim bir şey gerçekleşti. Neyse çok fazla uzatmayayım. Çok büyük beklentim vardı bunu karşılayamadığı bir gerçek ama şaşırtıcı sonu ise... oldukça iyiydi. Şaşırtıcı sonuna ve aralarda bazı sevdiğim detaylar adına 5 üzerinden 3 veriyorum kitaba. Eğer sizler psikolojik gerilimi seviyorsanız bir deneyin, benim çok sık okumadığım bir tür olduğundan dolayı farklı beklentilerim oluyor haliyle sizler sevebilirsiniz.
Baskı: Yemin (Warenne Dynasty, #11)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/03/brenda-joyce-yemin-dewarenne-dynasty-11.html Öncelikle 9 vermemin tek nedeni Elysse'nin kaçırılma olaylarının biraz fazla yüzeysel ve oldu bittiye geldiğini düşünmemdendir. Yoksa kitap çok iyiydi :) De Warenne serisinin son kitabı, 11. kitabı Yemin ile seri normalde bitiyor ama Pegasus serisi 4. kitaptan yayınlamaya başladığı için ilk üç kitap sonradan çıktı ve ben de seriyi bitirip başa dönerek ilerlemeye karar verdim. Yani Türkiye'dr yayınlanma sıralamasına göre. Neyse, İmkansız Aşk kitabının ilk kısmında yazarımız Brenda Joyce'dan okurlarına bir not vardı. Notta henüz Alexi ve Elysse'nin aşkını yazmaya hazır olmadığından o kitabı atladığını yazmıştı. Neden hazır olmadığını anladım. Çünlü Alexi gibi efsane bir adama ve Devlin gibi bir müthiş bir adamın eşsiz kızına yakışır bir hikaye olmalıydı ve bence olmuştu da. 11 kitaplık bir seriyi sadece 3 kitabı kalacak kadar okuduğum ve o üç kitabı da okuyacağım düşünülürse yazarı sevdiğimi anlamışsınızdır. Historical Romance türünde sevdiğim yazarlardan biridir kendileri. Kitaba dair yorumuma gelecek olursak beklentim çok yüksekti ve beklentimi karşıladı ama keşke dediğim yerlerde olmadı değil. Kitabın konusuna değinmeyeceğim arka kapak yazısı yeterince açıklayıcı zaten. Daha fazlası tamamen kitap içeriği olur gibime geliyor. O yüzden kitap konusu için arka kapağı okuyun. Kitaba dair keşke dediğim yer, Elysse, Alexi'nin peşinden Çin'e gitmeye karar verdiğinde başına gelenlerle ilgili. Keşke biraz savaş, vuruş kırış ya da daha bir adrenalin içeren kısım okusaydım dedim. Daha yüksek dozda heyecan yakışırdı açıkçası şu kitaba. Onun haricinde zaten isteyebileceğim hiçbir şey yok kitaba dair. Alexi'nin alaycı tutumu, Elysse'nin meydan okuyan tavırları süperdi. Brenda Joyce'u bu yüzden seviyorum. Pasif kadın karakterler değil savaşçı, cesur ve güçlü kadınları yazıyor. Bu türdeki kitaplarda bu özellik çok önemli. Kitaba dair keşke dediğim yer, Elysse, Alexi'nin peşinden Çin'e gitmeye karar verdiğinde başına gelenlerle ilgili. Keşke biraz savaş, vuruş kırış ya da daha bir adrenalin içeren kısım okusaydım dedim. Daha yüksek dozda heyecan yakışırdı açıkçası şu kitaba. Onun haricinde zaten isteyebileceğim hiçbir şey yok kitaba dair. Alexi'nin alaycı tutumu, Elysse'nin meydan okuyan tavırları süperdi. Brenda Joyce'u bu yüzden seviyorum. Pasif kadın karakterler değil savaşçı, cesur ve güçlü kadınları yazıyor. Bu türdeki kitaplarda bu özellik çok önemli. Kitaba dair keşke dediğim yer, Elysse, Alexi'nin peşinden Çin'e gitmeye karar verdiğinde başına gelenlerle ilgili. Keşke biraz savaş, vuruş kırış ya da daha bir adrenalin içeren kısım okusaydım dedim. Daha yüksek dozda heyecan yakışırdı açıkçası şu kitaba. Onun haricinde zaten isteyebileceğim hiçbir şey yok kitaba dair. Alexi'nin alaycı tutumu, Elysse'nin meydan okuyan tavırları süperdi. Brenda Joyce'u bu yüzden seviyorum. Pasif kadın karakterler değil savaşçı, cesur ve güçlü kadınları yazıyor. Bu türdeki kitaplarda bu özellik çok önemli. Neyse ben kitabı çok beğendim, ilk sayfasından son sayfasına kadar zevk aldım ki zaten iki - üç günde bitti kitap. Ve bence seriyi çok güzel bir şekilde kapatmış oldum. Severek, zevkle okuduğum ve tatmin edici bir şekilde kurgulanmış bir seriydi. Sizlere de tavsiye ederim :) DeWarren Dynasty 11 kitaptan oluşuyor ama gözünüzü korkutmasın. Eğer tarihi aşk romanlarını seviyorsanız mutlaka tadın derim :)
Baskı: Sahte Nişan Gerçek Aşk (Accidentally In Love Serisi 1)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/02/cindi-madsen-sahte-nisan-gercek-ask.html Çok ısrarlı tavsiyeler sonucunda Tüyap'ta aldığım Sahte Nişan Gerçek Aşk kitabını anca okuma fırsatı buldum. Eeee alınan çok kitap olunca sıra geç geliyor. Cindi Madsen'in daha öncelerden Aşk Bir Masalmış kitabı ile tanımıştım. Romantik komedi tarzında eğlendiren insanın için sıcacık eden bir kurgusu vardı o kitabın ve bu kitapta da aynısını buldum diyebilirim. Romantik, eğlenceli ve arkadaşlık aile ilişkisine değinen okuru sıkmayan akıcı bir kurgusu vardı. Başlarda biraz sıkılır gibi oldum ama sayfalar ilerledikçe konu ilgi çekici bir hal aldı. Biraz da kurguyu uzatmamak adına gereksiz kıskançlıklar veya ayrılıklar yoktu. Bu da kitabı biraz daha sevmeme neden oldu. Film tadındaydı, okurken sanki film izliyormuşum gibi geldi. Tamamen iki zıt karakterin birbirlerini çekimi, samimi bir arkadaşlığın aşka dönüşmesini ya da içlerinde bastırılmış olan aşkın gün yüzüne çıkmasını okuduk da diyebiliriz. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, iki farklı yerde yaşayan çocukluk arkadaşı olan Wess ve Dani bir gün Wes'in kız kardeşinin düğünü için ve Dani'nin terfi alabilmesi için sahte bir nişanlanma numarası yaparak bir oyuna başlıyorlar. Tek fark birbirleri ile zaman geçirmekten aldıkları zevki asla başkalarından alamıyor olmalarını ve birbirlerini anladıkları gibi başka kimsenin onları anlamdadığını keşfetmeleri oluyor. Bu keşifler, aralarındaki çekim, arkadaşlığın boyutunun değişmesi... Wes ve Dani'nin hayatlarını karmaşıklaştırmaya başlıyor. Bu durumda karar vermeleri gerekecek, sevgili olmayı deneyecekler mi yoksa duygularına gem vurup arkadaş rolü mü yapacaklar? Eğlenceli ve romantik bir kitaptı. Okumaktan zevk aldım. Sizlere de tavsiye ederim. Bir günde okunup bitecek kısacık sıcacık bir hikaye. Çok büyük beklentiyle okumayın, muhteşem bir aşk hikayesi değil chick,lit tarzında bir şey. Tavsiye ederim :)
Baskı: İmkansız Aşk (Warenne Dynasty, #10)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/02/brenda-joyce-imkansz-ask-dewarenne.html Çoook öncelerde Brenda Joyce'un bütün kitaplarını çıktığında alıp okurdum ama son dört kitabını henüz okumamıştım ve yeni kitabı da çıkmışken ve ben de siparişini vermişken okuyayım dedim. Brenda Joyce benim çok sevdiğim historical romance yazarlarından biri. Konuları ele alışı her aşkın filizlenerek büyümesi ve aşılması zor olsa da aşılan engellerden sonra gelen mutlu sonlar... yüzümde hep gülümsemeyle kitabı kapatmama sebep oluyor De Warenne Dynasty serisini Pegasus çok dağınık yayınlamıştı. Yanlış hatırlamıyorsam serinin 4. kitabı Bir Avuç Aşk ile başlamış ve sona doğru gitmişti. Son geldikten sonra da başa dönüş yayınlanmamış olan üç kitabı yayınladılar. Seri tamamlamak adına, yayınlanma sıralamasına göre seriyi okuyup tamamlayacağım sanırım :) Neyse De Warenne Dynasty serisi 11 kitaptan oluşuyor, bağımsız okuduğunuzda herhangi bir sıkıntı olmak çünkü her kitap başka bir karakteri anlatıyor. O yüzden rahatlıkla okuyabilirsiniz Neyse genel yorumu bitirip kitabın yorumuna başlayayım. İmkansız Aşk tam da adı gibi imkansız görünen bir aşkı anlatıyor. Annesinin ölümünden sonra kendini kız kardeşlerine ve babasına adayan Alexandra, yolsulluk içinde evi çekip çevirmek için direnmektedir. Kendisine talip olan ve kendisinden yaklaşık olarak yirmi dört yaş büyük bir adamın evlilik teklifini sırf kardeşleri daha iyi şartlara sahip olsunlar diye dikkate almaya karar veren Alexandra, kaderin acımasız oyununa gelerek katılmak durumunda kaldığı bir baloda Dük Stephan'la karşılaşıyor. Dükün ilgisini çeken ve evlenemeyi planlamadığı için metresi olmasını isteyen Dük ile anlaşmaua varması ise hayatıno alt üst ediyor. Kardeşleri için yaptığı fedakarlıklarla kendi hayatından vazgeçen Alexandra'nın aşkı bulması ve kendi hayatını yaşamaya başlamasını anlatıyor. Diğer tarafta ise aşka inancı olmayan Dükün, genç kadının çekimine yenilerek içindeki, kalbindeki duyguları harekete geçirmesini ve bunhn karşısında yaptıklarını okurun önüne sunuyor. Alexandra'nın hayat karşısındaki dik duruşu ve çırpınması tahdire şayandı. Brenda Joyce'un güçlü karakterleri kaleme almasını seviyorum. Erkekleri de kadınları da savaşmayı biliyor. Alexandra'nın babası evden attıktan sonraki sayfalar çok fenaydı ama Stephan'ın o sokağa girişi ve Alexandra'ya gidişi... içimi hoplattı diyebilirim. Gül muhabbeti süperdi ki son bölümde ve son sayfalarda yağtığı gül jesti gülümseme oluşturdu. Kitabı severek ve bayılarak okudum. Dediğim gibi yazarın kalemimi çok seviyorum ve bu seriyi artık bitirmek adına bütün kitaplarını sırayla okuyacağım. Eğer ki historical romance okuru iseniz bence bir el at atmalısınız :)
Baskı: Tess ve Q - Dönüşüm (Monsters in the Dark, #2)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/02/pepper-winters-tess-q-donusum-monsters.html Kasımdan beri elimde olan kitabı okumamı erteleme sebebim hep kitap hakkında okuduğum eleştirilerdi. Nedense hep kitabın beğenilmediğine dair ve tamamen yerin dibine gömecek eleştiriler okudum her yerde ama hazır 3. kitabın çeviride olduğu haberini okuyunca dedim bir ben bakayım bu kitap nasılmış? Çok pişman oldum! Bu kitabı bu kadar süre beklettiğime harbi çok pişman oldum. Halbuki bir çok okurun beğenmediği kitapları beğneme durumum olmuştu neden beğenmeyenlerin yorumunu dikkate aldım bilmiyorum ama ben kitaba bayıldı! Evet ilk kitap da çok güzeldi ama bu kitap cidden farklı bir şey olmuş diyebilirim. Çok yoğun duygular, çok uç noktalarda yaşanan tutkular, çaresizlikler, çırpınışlar ve daha fazlasını içerisinde barındıran bir kitap olmuş. Şunu da not düşmek istiyorum yazar cidden okuru şaşırtmayı iyi başarıyor. Çünkü Tess'in başına gelen olaylar... kelimelerle ifade edilemeyecek, anlatılamayacak şeylerdi. Asla aklıma gelmeyecek detaylardı ve yazar bunları çok güzel kaleme almış! Okurkan tüylerim ürperdi... sinirlerim bozuldu... Ve... ve... ve... asıl olay bence Tess'i geri kazanabilmek için Q'nun yaptıklarıydı. Son yaptığu şey var ya... kelimenin tam anlamıyla hayatımdan vazgeçmek, sevdiği uğruna ölmekti! Cidden sürprizlerle dolu, okuru şaşırtan ve beklentiyi doruğa çıkaran bir kitap oldu. Pepper Winters... kadın seni tebrik ediyorum beklemediğim şeylerle şaşırttın ve inanılmaz bir tatmin yaşattın kitaba dair... Tess & Q ilişkisine dair... Ahh, konuya girmeden direk yoruma başladım. :) Tess'in Gözyaşları kitabının devamı olan Tess & Q - Dönüşüm, Tess'in Q'ya geri dönüşünden sonra yaşadıklarını anlatıyor. Kusursuz gibi görünüp devam eden ilişkileri, Q'dan intikam almak için Tess'in kaçırışması ile boyut değiştiriyor. Tess'in gücünü ce direncini kırmak için Tess'e yapılanlar... Q'nun Tess'i bulabilmek için çırpınışları... bulduktan sonra ki olaylar... fazlasıyla yaralanmış, kırılmış, bedensel yaralarının yanında zihinsel yaraları... kendini kapatışları ve Q'nun ona ulaşma çabalarıno ablatıyor. Tess'in kaçırılmasından sonraki olayları soluksuz okuduğumu söylemeliyim çünkü öyle bir olay döngüsü başladı ki şaşkınlık ve merakla sayfalar nasıl aktı anlamadım. Ancak... Q'nun son anda Tess için yaptığı şey... kendinden... bildiği her şeyden... asla yapmam dediği şeyden... vazgeçerek Tess'i geri kazanabilme çabası, kitabın en can alıcı noktasıydı bence. Sizler okurken ne düşündünüz bilmiyorum ama ben bayıldım! Ha evet Q'nun acayip zevkleri olabilir adam zaten normal değil ama bu kitabı lekelemez bence... çünkü Q'nun sonradan dönüştüğü adam... okunmaya değer. Çok sevdim ve evet +18 iseniz ve şiddet içerikli karanlık hikayeleri okumayı seviyorsanız tavsiye ederim. Herkesin okuyabileceği kitaplar değil bunlar ama ben çok beğendim bu seriyi şimdi dört gözle 3. kitabın çıkmasını bekliyorum.
Baskı: Yıldız Gemisi
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/02/melissa-landers-yldz-gemisi-starflight-1.html Melissa Landers'ın Yabancı Serisi (Alienated) okuduktan sonra yazarın yormayan ve akıcı kurgusunu sevmiştim. Fantastik dünyaları ele alırken bizim Dünyamıza da dokunuşlar yapması ayrı bir hoşuma gitmişti ki bu kitabında da beni yanıltmadı ne beklediysem buldum diyebilirim. Kadının kurgusu genelde merak uyandırıcı oluyor. Alienated ile kıyaslamak istemem ama zaman zaman ondan daha durgun zaman zaman ise ondan daha soluksuz olduğunu söyleyebilirim. Ama her daim bir nefessiz okuma durumunda oluyorsunuz ve bence bu tür kitapları sevenler okuyabilir. Hatta 7'den 70 kadar bir okuyucu kitlesi bile olabilir. Hani olur da kardeşleriniz falan okumak isterse kesinlikle bir sakınca görmeden okutabilirsiniz bence. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekise, dış diyara giderek kendine hayat kurmak isteyen Solara son kalkan gemiye birinin kölesi olarak binip yolculuk boyunca onun her istediğini yerine getirmesi karşılığında tek isteği o gemiye binmek için bilet alabilmektir. O sırada okuldan tanıdığı ve onunla her daim uğraşan Doran'la karşılaşmak ise tam anlamıyla kaderin kötü espri anlaşıyındandı. Gemiye binmeleri ve gemiden inmeleri... ya da korsanlarla savaşmalar... birbirlerini tanımaları... Her şey tam bir adrenalin ve heyecanla okunan satırlardı. Kitap Solara ve Doran'ın kendilerini ait hissedebilecekleri bir yer arama çabasındayken birbirlerini tanıdıkça aslında hiç de bildikleri gibi olmadıklarını keşfetmelerini okumanın yanında tam olarak filizlenen bir aşkı da okuyoruz. Solara ve Doran'ın Banshee ile olan yolculukları Cassie ve Kane ile ve kaptanlarla olan arkadaşlıklarını okumak güzeldi. Tamamen yabancı insanların birbirine güvenme çabasıydı. Bunun yanında bir de korsanlarla yaşananlar veya sınır dışına çıktıklarında Doran'ı bekleyen sürprizden sonra... Son 100 sayfa çok büyük bir merakla okudum diyebilirim. Çoğu sır ortaya çıktı ve bir anda mecara doruk noktasına çıktı sanki. O bakımdan beğendim. Kitapta en sevdiğim ve en meraklandığım karakter -okuyanlar benim gibi düşünmeye bilir- kesinlikle Cassia oldu. 2. kitap onun hikayesi olacak ve ben onu büyük bir merakla bekliyor olacağım. Neyse ben sevdim ve sizlere tavsiye ederim. Bir gecede bitebilecek ve sizi sonuyla memnun edecek bir kitap.
Baskı: Aşk Mevsimi
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/02/arlene-hale-ask-mevsimi.html Çoook eskilerden kalma bir kitap elime geçti ve okumadan geçemedim. Çook eski derken ne kadar eski olduğunu size şöyle ifade edeyim. Basım tarihi 1973. Düşünün yani... bence tarihi eser değerinde :D Neyse, o zamanlarda kitap okumayı sevenlerin nasıl şeyler okuduğunu birinci elden tatmış bulunuyorum. Öncelikle, yazarın diline veya kalemine dair bir yorum yapamayacağım çünkü bunu kitapta anlamak pek mümkün değildi. Çeviri biraz sıkıntılıydı çünkü. Ancak şunu söyleyebilirim ki kurgusu fena sayılmazdı. Aşkın içerisine biraz polisiye harmanlanmaya çalışılmıştı. Konusundan bahsetmek gerekirse, genç bir öğrenmen olan Larina, aynı okulda çalıştığı Con ile aralarındaki yakınlaşmanın sonucunda okul yaz tatiline girip de Con bir ara isteyip özgürce dolaşmak adına ayrılınca geri döneceğini umarak onu bekleyen Larina amcasının ısrarı ile onun yanına gider. Yengesi ile beraber deniz kenarında bir kasabada yazı geçirmeye başlayan Larina hem kimsesiz çocuklar için çalışıp hem de yengesine eşlik ederken gizemli komşu olan Sutton ile tanışır. Sutto ile aralarında yakınlık oluşmaya başladığı zamanlarda genç adamın sırları aralarında küçük tartışmalara neden olsa da aşk filizlenmeye başlamıştır. Sutton uyuşturucu kaçakçılığını araştırmak için kasabaya yerleşen bir ajan olmasının yanında gizli bir şekilde araştırmalarını yaparken Larina'nın kuzeni Bert'in de bu işlerin içerisinde olması olayları karmaşıklaştırır. Kitabı bulamayacağınızı düşünerek fazla detay vermiş olabilirim kusura bakmayın ama en azından nasıl bir kitap olduğunu kurgusunu anlatarak başlayayım dedim. Kitabın kurgusu güzeldi aslında ancak eksiliklikleri vardı. Bizler bu tür kurgularda duyguları daha yoğun okumayı ve polisiye kısımları daha detaylandırılmasına alışmış olduğumuzdan dolayı bir şeyler çok hızlı oldu bittiye geldi gibi geldi.Birden uyuşturucu mevzusu çözümlendi. Birden aşık oldular falan... Kurgusu güzeldi ama olay döngüsü eksikti benimdi.Ayrıca çeviride ve edisyonda hatalar vardı. Nasıl hatalar diyeceksiniz, isimleri İngilizce'den nasıl okunuyorsa onu okunuşu ile yazılmış, cümleler kopuk kalmış ve devriklikler vardı. Öyle ki kelimelerin yazılışında bir yerden sonra imla hatalarına gülme isteği oldu içimde. Neyse... kurgusunu beğendim. Daha detaylı yazılmış olsaydı bence dört dörtlük bir şeyler çıkabilirdi ortaya bence. İmla hataları ve çeviri kusurları olmasaydı bu şekilde bile gideri olabilirdi. Tam Harlequin tarzı der geçerdim.
Baskı: Kül ve Ateş
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/02/katy-regnery-kul-ve-ates-modern.html Kül ve Ateş uzunca bir süredir tavsiye edilen bir kitaptı. Artık en güvendiğim kitap okurları, bookstagramlar ve bloggerlar da tavsiye edince okudum. Çoğunun dediği bayılacaksın, tam da senin seveceğin kitap tarzındaki yorumlardan sonra beklentim tavan yapmış bir şekilde okudum kitabı diyebilirim. Kitabı kapattığında tek düşüncem de... aynen onların söylediği gibi olmuştu. Bayıldım! Tam da benim seveceğim bir kitap! Yüzümde tebessüm oluşturan bir çağımız peri masalıydı! Çirkin ve Güzel masalının günümüz uyarlaması... kalbi sıcacık yapacak... içinizi pırpır ettirecek... yüzünüzde gülümseme kalbinizde heyecanlı bir çarpıntı yapacak bir kitaptı. Başka söze gerek yok bence :) Katy Regnery, ülkemizde yayınlanan ilk kitabı ve ayrıca "A Modern Fairytale" serisinin ilk kitabı. Serinin adından da anlaşılacağı üzerine "Bir Modern Peri Masalı" serisinin diğer kitaplarını hevesle bekliyorum. Novella Yayınları'ndan deli gibi diğer kitaplarının çıkmasını istiyorum da diyebilirim. Yazar oldukça ilgi çekici bir kurgu yaratmanın yanında hikayenin duygularını ve olay döngüsünü çok güzel oturtmuş. Okurken sıkılmıyorsunuz ve akıp gidiyor kitap. Bitmesini istemedim ama bitince de yüzümde bir gülümseme de oldu diyebilirim. Kitabın konusuna dair bir yorum yapmayacağım çünkü arka kapak yazısı zaten yeterince açıklayıcı. Ancak şunu söylemek istiyorum, süperdi. Kitabın içerisinde serpiştirilmiş tutku, aidiyet hissi, kalbin ilk kez aşkla çarpması, uzun zaman sonra ilk kez kurulan güven... sıcaklık... Hele de kitabın ilk bölümünde Savannah'ın kız kardeşi bir dergiden sevdiğini anlamanın yollarını okuyordu. 12 maddelik bir yazıydı ve bunları tek tek Savannah ve Asher arasında olması... bunları okumak... süperdi. Ki ben deniz tam olarak aşağıda size o maddeleri yazacağım. Hatta bu maddeler bazı bölümlerde bölüm başlığı olarak yazılmıştı ve tam olarak o bölümlere uygun yazılardı :) Ben çok beğendim be! Hem de çooook! Şiddetle tavsiye ederim, okuyun, okutun. Aldığınıza pişman olmayacağınız bir kitap. Ben pişman olmadım, bu kitabı almama ve okumama sebep olan arkadaşlarım teşekkür ediyorum. İlk defa sırf övgüden oluşan bir yorum yazdım sanırım ama cidden kitabı o kadar çok beğendim ki kitaba dair bir şeyler söyleyerek heves kırmak ya da spoiler vermek istemediğim için susuyorum. Duy sesimizi sevgili Novella Yayınları, yazarın diğer kitaplarını da bizlerle buluşturun.
Baskı: Kalbime Fısılda
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/01/dilek-taygun-kalbime-fslda.html Dilek Taygun'un okuduğum 3. kitabı sanırım... Hep bir adım daha ileri de ve daha iyi bir kurgu bekleyerek okuduğumu inkar edemem ama çok çok iyi anlatılmış bir hikaye değil ama kurgusal olarak bakılırsa güzeldi. Şimdi diyeceksiniz ki o nasıl oluyor :) Anlatacağım =) Öncelikle yazar akıcı, sıkmayan bir şekilde kaleme alıyor kurgusunu ama duygular daha geri planda kalıyor. Hikayelerine sanki yeterince duygu katamıyor ve bir çok hisler havada kalıyormuş gibi geldi okurken. Diğer kitaplarında da bunu hissetmiştim bunda da hissettim. Ki Ömer benim en merak ettiğim hikayeydi ve büyük bir hevesle de aldığımı inkar edemem. Keşke biraz daha duygular ön planda olsaydı işte o zaman canımı ye benim be derdim şu kitaba. vKitabın kurgusu iyidi, zorla evlenmek zorunda kalan ve birbirlerinden tamamen farklı bir çift... evlilikleri boyunca atışmaları birbirlerine çanak tutmaları ve sonrasında aşık olmalarına kadar ilerleyen süreçte okunması keyifli bir kurguydu ama duygusal bakımdan pek de hissedilemeyen bir hikayeydi. İşte kurgusal olarak güzeldi ama çok çok iyi olmamasının nedeni duygulardan yoksun olmasıydı. Dilek Taygun'un diğer iki kitabında da bu eksik vardı bunda da ne yazık ki var... Bu da benim çok daha düşük beklentilerle kitaplarını okumama ve dolayısıyla da hayal kırıklığı yaşamama neden oluyor. Ben ki Ömer'i Gelinim kitabında merak etmiş ve hevesle kitabını almayı beklemiştim ama beklediğimden biraz daha aşağı çıktı. Keşke daha iliklerime kadar titretecek şekilde duygular ön planda olsaydı. Neyse.. Buket'in Ömer'le olan evliliğindeki dengesiz hallerine sinir oldum. Bir aslan gibi görünmeye çalışan kedi yavrusu modu pek eğreti durdu bence üzerinde... Ömer'in de hangi ara aşık olduğunu anlamadığım ama aşık olduktan sonraki tavırları ve duruşu iyiydi. Yazarın beni şaşırtan kısmı Ömer ile Buket'in boşanması oldu... ve sonrasındaki olaylar. Bu konuda yazarı tebrik ediyorum çünkü bunu beklemiyordum. Çok fazla yorum yapmayacağım ama şunu söyleyebilirim. Güzel bir kitaptı, çok beklentiye girmeden ve duyguları çok hissetmeyi beklemeden okuyun. O zaman seversiniz :) Ahh, bu arada kapak tasarımına bayıldım! Bunu da araya sıkıştırmalıydım :D
Baskı: Sen Bunu Okuduğunda Ben Ölmüş Olacağım
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/01/julie-anne-peters-sen-bunu-okudugunda.html Go Kitap'ın son çıkardığı oldukça değişik ve ilginç bir konuya ev sahipliği yapan kitap "Sen Bunu Okuduğunda Ben Ölmüş Olacağım," okundu ve bitti. Genç yetişkin kitlesine hitap eden kitap günlük tadındaydı. 23. gününden geriye doğru sayılan günlerin ardındaki nedenler, Daelyn aldığı intihar kararına iten sebepler ve Daelyn'in iç dünyasına açılan kapıyı okuyordu. Bunalımda olup da bir kez intihar edip başarısız olan Daelyn'in tekrar aynı şeyi denemesin diye anne ve babası gözetiminde geçirdiği günleri gizlice kayıt olduğu Işığın-İçinden sitesi ve okulun kapısının önündeki bankta ona arkadaşlık eden Santana'yla olan ilişkisini okuyoruz. Atraksiyon ve ekşın yok. Günlü bir hayatı okurken henüz 15 yaşındaki bir kızın hayattan koparılmasını okuyoruz. Zaman zaman monotonluktan sıkılsak da Işığın-İçinden sitesindeki yazışmalar kitaba renk katan hatta ilginç yapan kısımlardı. Birçok yabancı filmde veya kitapta okullarda olan zorbalıkları veya dışlanmışlıkları okuyoruz ve izliyoruz, bunun ardında o kişilerin neler yaşadığını ve ruhsal durumları, iç dünyalarında neler yaşadıklarını ifade eden bir kitap olmuş. İşin ilginç yanı da bu hayatı yaşayan bir çok insan varken Daelyn ile aynı yolu deneyen çok fazla genç var. Kitapta en sevdiğim şey, ölüme mahkum edilmiş genç hayat dolu Santana ve artık ruhsal çöküntü içerisinde olup psikolojisi bozulmuş ve ölümü kaçır sanan Daelyn... Değişik, ilginç bir kitaptı. Ayrıca konu ve içerik bakımından da okuru bunalıma bile sokar o kadar... Ağır ilerleyen monoton bir kurgusu var dolayısıyla sabırla okumak gerekiyor. Okurken, eğer zevkle okuduğunuz türde bir kitap değilse sıkılabilirsiniz. Tamamen tercihe dayalı okunması gereken bir kitap.
Baskı: O Benim Kızım
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/01/helen-klein-ross-o-benim-kzm.html Bu tür bir kitaba dair nasıl bir yorum yapılmalı bilemiyorum. Tamamen annelik iç güdüsü ile yapılan bir davranışın sonucunda yaşanan olaylar silsilesi diyebilirim. Kitabın adından ve nedense kapak tasarımından dolayı daha başla bir kurgu bekliyordum. Ama kitabın kurgusu beni oldukça şaşırttı ve dünyanın bir yerlerinde böyle hayatların yaşandığını bilmek de kitabı daha ayrı bir kategoriye soktu diyebilirim. Kitap, Lucy adlı genç bir kadının anne olma hevesini ve bu hevesle anneliğe doğru giden yolculuğunu konu alıyor. Biricik gözünden sakındığı kızı Mia ile aralarında uçurumlar açacak bir sırrı da yanında götürüyor bu yolculukta. Bazılarının asla affedemeyeceği bazılarının da o an olaydaki düşünceler ve savunmalar sonucunda affedebileceğini düşündüğü bir konunun ele alınışı da diyebiliriz. Ben düşünüyorum da... Mia'nın yerinde olsam affetmem sanırım... ama diğer bir yandan da Marilyn'in yerinde olsam da kesinlikle her türlü hukuki işleme başvururdum... Lucy'nin yerinde olsam... sanırım... yapmazdım! Sanırım... Bir çok noktada kendi düşüncelerinizle bile çelişebilirsiniz belki okurken... Kitap diğer yandan da birçok hayata dokunuşlar yapmış... ve tek bir olayın birçok hayatı etkilediğini... farkında değiliz belki ama bir adım attığımızda o adımın bizim haricimizde ya da yakınımızdakinin haricinde birçok hayatı etkilediğini de gözler önüne seriyor. Kitapta çok fazla konu içeriğine bir özet ya da yorum yapmayacağım çünkü kitabın neresini anlatırsam anlatayım her şekilde kitap içeriği olacaktır.B u yüzden kısa keseceğim ancak söylemek istediğim bazı şeyler de var özellikle okumayı planlayanlar için... Kitap biraz araştırma tarzında yazılmıştı tam olarak hikayesel bir kurgu gibi değildi. Çünkü olayda adı geçen her karakterin tarafından yazılmış bölümler vardı. Bu biraz daha bana bir olay olmuş da o olayla ilgili röportaj verileri bunlar gibi bir düşünce uyandırdı. Anlayacağınız karakter geçişleri vardı hem de çok sık. Benim genelde okumayı pek tercih edeceğim bir türde değil, ancak adı ve kapak tasarımı beni oku diye bağırıyordu. Dediğim gibi tam olarak dünya da yaşanan birçok olayın kaleme alınmış hali gibiydi kitap bu yüzden biraz daha okuru etkileme durumu var. Acaba gerçeklik payı var mıdır diye... Birçoğumuz türlü trajediler yaşamışızdır. Ama yaşadığımız trajedinin bizi yok etmesine izin vermek ya da yola devam etmeye karar vermek bizim elimizdedir. Okurken atraksiyon ya da bir hareket olmasını beklemeyin. Tek hareket Lucy ve Mia'nın tanışma kısımları onun haricinde ağır ilerleyen bir kitap. Okuyup okumama kısmını sizin tercihinize bırakıyorum. Her kesin okuyacağı bir kitap değil. Sadece türü sevenler okumalı diye düşünüyorum.
Baskı: Takvim Kızı - Şubat
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/01/audrey-carlan-takvim-kz-subat-calender.html İkinci kitap Şubat ile, Mia'nın Takvim Kızı olarak eskorltuk macerasına devam ediyoruz. Ocak kitabında bir senarist ve yönetmen olan Wes ile geçirdiği ayı okumuştuk. Bu kitapta da Seattle'da bir ressam olan Alec'le geçirdiği ayı okuyoruz. İlk kitaba göre daha fazla erotizm barındırdığını dile getirmeliyim. bu yüzden kesinlikle +18 ibaresi almalı ve rahatsız olanlar okumamalı. Sonrasında kitabı yerden yere vururken uyarılmamıştık demeyin. Alec, bir ressamın iç dünyasını bize gösterirken tablolarına ve fotoğraflarına odaklandığında dünyadan nasıl soyutlandıklarını da gösterdi. Mia ile güzel bir iş yaparken aynı zamanda tutkuyu ve şehveti de hem resimlerine hem de kendilerine sunarak Fransızların seks yapmadığını seviştiklerini vurguladı ;) Kitapta hoşuma giden şey, Wes'i görebilmek oldu. Ha tamam görmedik ama ismi geçti ve Mia zaman zaman Wes'i düşündü.Ben hala umutluyum Wes ile bu ikisi "biz" olacaklar. Anın tadını çıkarıp, sevmenin başka türlerini de öğrenme yolculuğunda aslında yavaş yavaş kendini bulma ve kendine güvenmeye başlayan Mia'yı bu kitapta biraz daha iyi anlıyoruz. Aslında üzerindeki sorumlulukların altında kıvranırken kendini kaybetmiş bir kadın gibi... Alec onu kendini bulmasında oldukça yardımcı oldu diyebilirim. Wes'i sevdiğim kadar Alec'i sevemedim. Wes şimdilik favorim tabi Mart kitabındaki ünlü restoranlar zinciri sahibi Antony Fasona nasıl çıkacak merakla bekliyoruz. Bu arada, Mia her iki kitapta da ayrıldığı adamlara mektup bırakıyor. Veda mektubu... son hatırladıkları anları güzel anlar olsun diye veda anını es geçip mektup bırakıyor. Ve ben de her kitabında aynı tutumu sergileyeceğini düşünerekten bu mektupların son paragraflarını sizlere paylaşacağım :) Ahh bir de... her adam da Mia'ya kendini hatırlatacak bir şey veriyor gizlice ve Mia bunları onların yanında ayrıldığında buluyor. Wes, evinin ve kalbinin anahtarını vermişti. Alec, beraber üzerinde çalıştıkları paha biçilemeyecek kadar pahalı olan resimleri verdi. Bakalım Antony ile neler yaşayacağız :) Merakla Mart bekleniyor benim için :) ben sevdim bu seriyi :) Değişik, ilgi çekici, alışıla gelmişin dışında ve fazlasıyla tutkulu...
Baskı: Takvim Kızı - Ocak
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/01/audrey-carlan-takvim-kz-ocak-calender.html Adından söz ettiren, çıktığında gerek 2017 takvimiyle gerekse sevimli ilgi çekici ve okurunu tatmin edecek bir hikayeye ev sahipliği yaptığını hissettiren Takvim Kızı - Ocak okundu bitii... hatta tadı damakta kalarak bitti. Hemen ardından ikinci kitap Şubat'a başlandı diyebilirim. Audrey Carlan, on iki kitaptan oluşan "Takvim Kızı" serisinin ilk kitabı Ocak ile Türk okurlarıyla buluştu. Hatta öyle ki Arkadya Bitter, her ay bir kitabı çıkaracağını söylemesine rağmen seriye yeni başlandığı ve adından söz ettirdiği için ilk iki kitabı aynı anda çıkardı. Eğlenceli, akıcı, zaman zaman romantik ve tutkulu bir kitap olan Takvim Kızı - Ocak, Mia Saunders babasının borcunu ödemek için teyzesinin yönetimini yaptığı eskortluk şirketinde çalışmaya başlar. Her ay bir adama eşlik edecek olan Mia'nın ilk müşterisi Weston, bir senaryo yazarı aynı zamanda yönetmenlik koltuğuna oturmaya hazırlanan bir adamdır. Weston, kendisine arkadaşlık edip, etkinliklerde kendisine eşlik etmesi için kiraladığı Mia ile aralarındaki çekime karşılık tutkulu bir birlikteliğie başlarlar. Beraber geçirecekleri 24 günü doyasıya geçirmelerinin sonrasında onları ayrılık bekliyordur. Çünkü Mia'nın şubat ayı için başka bir randevusu vardır. Eğlenceli, romantik ve güzel bir arkadaşlığı anlatan kitap, Weston ile Mia arasındaki tutkunun biraz daha sürse aşka doğru yelken açacağının sinyallerini vermeye başlamıştı. Ancak tam da ayrılık zamanı geldiğinde... Açıkçası o kadar kısa bir kitaptı ki bir şeyler söylesem kitap içeriğine gireceğim ve hevesinizi kaçıracağım korkusu var içimde. Ama şunu söylemeliyim ki, Weston'a ben de aşık olabilirdim ki Mia'yı aşık olursa suçlayamam. Çok tatlıydılar. Hani 12. Kitabın sonunda Mia ve Wes ne olacak merak ediyorum. Keşke yazar bu ikisini sevgili yapıp başka bir takvim kızını Şubat kitabı yapsaydı. Wes ve Mia müthiş bir çift olmuşlardı sonrasında Mia'yı başka bir adamla aynı samimiyetle düşünmek... bilemiyorum... Biraz da bu yüzden meraklardayım. Umarım Wes'e sadık kalır ki adamın Mia için yaptığı o jest son noktayı koyup kelimeleri kifayetsiz kılmışken... Bir de Mia'nın motorlu bir genç kadın olması ise... hayranlığımı kazandı. :) Her neyse yorumumu bitiriyorum. Severek okurum, hatta öyle ki oturdum elime aldım ve bitti kalktım oldu. Kısacık tadı damakta kalan soğuk karlı kış gününde içinizi ısıtacak bir kitaptı. Aslında dizi ya da film olabilirdi ve keyifle de izlenirdi :) Her neyse... Ben beğendim, erotik sahneleri vardı bu yüzden +18 ibaresi ile okunmalı ;) rahatsız olmayanlara da tavsiye ederim :) Ahh bu arada... Arkadya Bitter'in kapakları orijinal kapaklardan daha çok hoşuma gitti. Bayıldım!! :) Bu arada bu seri kitaplarının son alıntısını Mia'nın mektuplarında yazdığı son paragrafı yazmayı planlıyorum. En azından iki kitabında da her iki adama da mektup bırakarak gidiyor ve o mektuplarda yazan son paragraf aslında o adamlarla olan duygularını anımsatıyor. Bu yüzden o paragrafı yazmak istedim yorumunun sonunda =)
Baskı: Pablo Escobar Benim Babam
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/01/juan-pablo-escobar-pablo-escobar-benim.html Pablo Escobar'ın oğlu tarafından yazılan kitap aslında beklediğimden farklı çıktı. Neden derseniz eğer, oğlu tarafından yazıldığı düşünülürse ben bir yerde yaptığı illegal işlerin ardında kendini haklı çıkarabilecek sebepler olduğunu falanı filanı ve biraz da dram ve trajedi katarak anlatılacağını düşünmüştüm. Ama yanıldım. Beklediğim gibi değildi. Her şey olduğu gibiydi. Kesinlikle bir haklı çıkarma modu yoktu, Pablo Escobar'ın küçük hırsızlıklarla başlayıp büyük oynamasına kadar olan her şeyi olduğu gibi anlatılmış hissi uyandırıyordu. Ahh, bir de hani bakın o bir suçlu ama iyi bir suçlu halka yardım ediyordu imajı da verilmemişti. Ahh, evet halka yardım etmiş. Bunu anlatılan olaylar döngüsünde direk ifade etmese de olay içerisinde fark etmek mümkün. Karısını aldatmasını, karısının ona karşı tavrını... aşırı lüks yaşamlarına ve sonrasında nasıl sefalet düştüklerine... dostlarından akrabalarından sırtından bıçaklanmalarına kadar her şeyi anlatılmıştı olduğu gibi bu yönden güzeldi. Pablo Escobar'ın her şeye rağmen ailesine karşı olan sevgisi ise... bütün o pis işlerin arasında en gerçek olan şeydi bence. Kitap sadece Pablo Escobar'ın hayatına da değinmiyor, onun ölümü sonrasında ailesinin yaşadıklarını da anlatıyor. Neler yaşadıkları, nasıl zor durumda kaldıkları, nasıl tehdit edildikleri ve dahasında düşmanların istedikleri intikamı anlatıyor. Ancak çok fazla tarihi detay ve bir hayat hikayesi olduğundan akıcı ilerlemediği için zaman zaman okurken sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Tüm o hukuki - emniyet birimleri ya da gizli ajan birimleri isimleri falan bir yer de hepsinin birbirine girdiğini ifade etmeliyim. Bir yerden de zaten atladığım sayfalar da vardı. Ama şunu söyleyebilirim ki bazı insanlar suçlu olmak için doğarmış... Okurken Pablo Escobar'ın da suçlu olmak için doğmuş gibi bir hissiyata kapıldım. Çünkü yaptıkları küçük hırsızlıklardan tutunda büyük uyuşturucu ticaretine kadar aklının çalışma tarzı pek de normal bir insanınki gibi değilmiş. Neyse, bu tür kitapları sevenler için güzel bir kitap olabilir ama benim tarzım değildi. Zaman zaman sıkıldığımı ara vererek okuduğumu ve bazen sayfa atladığımı itiraf edebilirim. Buna rağmen bir hayat hikayesi olduğu da düşünülürse benim için orta şekerde bir kitaptı. Bu tür sevenlere tavsiye ederim ama benim okuduğum türde okuyanların pek seveceği bir kitap değilde diyebilirim.
Baskı: İki Mükemmel Hata
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/01/fatih-murat-arsal-iki-mukemmel-hata.html Fatih Hoca'nın her kitabını okumuş olduğum göz önünde bulundurulursa ne kadar kalemini kurgu yeteneğini ve kitaplarını ne kadar sevdiğimi anlamışsınızdır diye düşünerek o kısma hiç değinmeden kitaba dair yorumuma geçiyorum. İtiraf etmek gerekirse bir destan yazmayı planlıyorum sonuna kadar okuyacak sabrınız varsa şimdiden teşekkürler :D Öncelikle kitap, İki Renk Aşk hikayesinde tanıdığımız Aysun'un ablası Ayçe ile Vural'ın arkadaşı Binbaşı Ayhan'ın aşkını anlatıyor. Böyle bakıldığında baya basite indirgemiş olabilirim ama bu kadar basit değil hikayeleri çünkü Ayça'nın yaşadığı zorluklardan ve hayal kırıklıklarından sonra bağlanma ve aşık olma korkusu ile Ayhan'ın tehlikeli işi ve tehlikeli derecede aşık olunası karakteri ile oldukça zorlu bir aşk hikayesine ev sahipliği ediyor kitap. Ki kitabın sonuna doğru olan özellikle son 100 - 150 sayfa cidden bu zorluğu gözler önüne serip sizlerin yüreğini öyle burkuyor ki... aşk size çok yakıştı be dedirtiyor... İki Renk Aşk'ın sonunda Gürkan ile olanlar çok fazla detaya girilmemişti bu kitabın başlarında bunları okumak, Vural'ın hastanede yattığı zamanları daha detaylı okumak gerçekten okurun kalbini sanki biri avucunun içine almış da sıkıyormuş gibi hissettirdi. O sayfaları okumak ayrı bir hüzünlüydü. Vural'ı ve Aysun'u tekrardan görmek çok güzeldi. İki Renk Aşk'ı ilk okuyuşumda pek sevememiş ama sonraki üç okuyuşumda oldukça beğenmiş olduğum göz önüne alınırsa onları böyle mutlu ve sevgi dolu görmek süperdi. Vural'ın sahiplenici bir içgüdü ile Ayça ile dostluğunu ve kardeşliğini okumak ise okurun yüzünde gülümseme oluşturuyordu. Ayhan ile Ayça'nın aralarındaki birçok dialogda çok eğlendiğimi söylemeliyim. Özellikle "gay" muhabbetinde. Kahkaha attığım anlar bile oldu. Okuyan bu detayı ve sohbeti bilir ama okumayan da bence okuyup öğrenmeli. Fatih Hoca'nın ev sevdiğim özelliği her kitabında bütün karakterlerine bir yer açabiliyor oluşu... okuyan bilir hep asıl karakterlerimiz vardır ama bunun yanında diğer karakterlerimize bir boy gösterir. Bunda da Tahir, Tamer ve Doğan'ı gördük hatta bir ara Akın'ı gördük o yetmedi Kara'nın adını duyduk... o kadar yani... Tahir... Tamer... Doğan... Akın... muhteşem dörtlüm benim ya... :) Sizin kitaplarınızı okuma dürtüsünü hissettim içimde adınızı duyduğumda. :) Hele son sayfalarda Doğan ile Ayhan arasındaki muhabbetten sonra çektim raftan Seni Sevmek İstemedim kitabını açtık ara ara göz gezdirdim. O derece yani :) Ayça'nın güçlü ayakları üzerinde duran bir kadın olması hayranlığımı kazandı, bu tür kadınları kitaplarda okumak süper bir şey ve Fatih Hoca'nın kadın karakterleri erkeklerine kök söktürüyor ya idolüm oluyorlar :D Sezyum ile ilgili detaylar... sonrasındaki süreç... Afika'ya uzanan yolculuk... valla Fatih Hocam şuan sizi ayakta alkışladım. O detalar nasıl da ince işlenmiş ve şaşırtıcı detaylardı. Beklemiyordum yeminle böyle bir şey... Şu yukarıdaki alıntı ilk gözlerimi doldurup beni ağlatma noktasına getiren yerdi. Çünkü bu duyguyu yaşadım ve ne demek istediğini iliklerime kadar hissederek söyleyebilirim ki biliyorum... evet insanı cidden yıkıp geçen bir şey... Ayça'nın o süreci yaşaması çok kötüydü. Ağlamamak için kendimi zor tuttum ki ben dostum - kardeşim dediğim kişi kanser illetinden kaybetmiş biriyim. Gözlerinin önünde eriyip giderken hiçbir şey yapamamanın nasıl bir şey olduğunu bilirken bunları kitabınızda okumak... çok kolay olmadı ve sayfalara göz yaşından iz bırakmamak için ciddi çaba harcadım. O sayfalar... benim için duygularımın doruklarda yaşandığı sayfalar oldu. Bildiğim hisleri tekrardan okuyarak hissermek... çok fenaydı. Neyse... Kötü detaylardan daha doğrusu insanı ağlatacak kadar etkileyici detaylardan uzaklaşalım şimdilik. Ayhan'ın dönüşü... çok heyecan verici ve nefes kesiciydi. Nereden geldi aklınıza böyle bir şey yapmak bilmiyorum ama şaşırtıcıydı ki biz okurlar şaşırmayı severiz okurken. Bir kez daha kaleminize ve kurgunuza hayran bıraktınız beni! Ayça'nın sevgisi öyle gerçek, dolu dolu ve asildi ki... hayran kaldım Ayhan'ın dönüşündeki tavırlarına. Ayhan'ın duyguları da öyle bir güçlü ki... kalbinden dolup taşmış ki... aynı hisler ne olursa olsun yerinde duruyordu... Süperdi! Harikaydı! Yazdığınız en iyi kitaptı demek istiyorum ama diğer kitaplarınıza haksızlık da etmek istemiyorum ama bu kitap... bambaşka bir şey olmuştu! Kitabı aşırı derecede çok beğendim! Başka bir kelimeye de gerek yok bence. Fatih Hoca'nın zaten her kitabını tavsiye ederim. Okuyun ve okutun seveceksiniz, bayılacaksınız. Okurken serilere de dikkat edin ama :) Paylaşmak istediğim o kadar alıntı varken sadece birkaç tanesini paylaştım. Hepsini paylaşacaktım ama son anda vazgeçtim çünkü paylaşırsam kitabın ilgi çekici yanı nerede kalacaktı? Bu yüzden alın okuyun ve tadın diyorum. :)
Baskı: Rhett (Rhett, #1)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2017/01/j-s-cooper-rhett-rhett-1.html Uzun zamandır elimde olan ama bir çırpıda okunan bir kitap olan Rhett pazar günümün kitabı yaparak bitirdim :) J. S. Cooper'ın ülkemizde yayınlanan ilk kitabıydı aynı zamanda Rhett serisinin de ilk kitabıydı. Hazır ikincisi de çıkmışken bence okumanın tam zamanı :) Akıcı, eğlenceli ve biraz da erotik bir kitap bu yüzden erotik konuşmalardan ya da erotizm içerikleri okumaktan rahatsız olmayacaksanız tavsiye edebilirim. Aman aman büyük bir beklentiye girmeden okuyun çünkü aşırı derecede mükemmel bir kitap değil ama eğlenceli vakit geçirtecek, okumaktan zevk alacağınız bir kitap. Kısaca konusuna değinmek gerekirse; küçük yaşlardan beri arkadaş olan Rhett ile Clementine'in üniversite çağlarına geldiklerinde birbirlerine karşı hissettikleri çekimi ve inkarların arkasına saklanan aşkı anlatıyor. Kitaba dair çok detaylı bir yorum yapamıyorum çünkü o kadar kısa bir kitap ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. Dolayısıyla çok anlatıp ne kitabın hevesini kaçırayım ne de kitap içeriğine gireyim diyorum ve susuyorum. Yalnız, kitaptaki imla hataları bazen rahatsız edici oldu. Evet, imla hataları vardı ve bazen akışı bozuyordu ve anlamak için bi iki sefer okumak zorunda kaldım. Bu durum çok kötü oldu benim açımdan ne yazık ki. Eğlenceli vakit geçirip, sıkmadan akıcı bir kitap okumak istiyorsanız okumalısınız :)
Baskı: Sen Bu Yüreğe Hapissin
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/12/basak-cagla-togan-sen-bu-yurege-hapissin.html Evet, peş peşe Türk yazarları okuyorum. Bundan sonra araya yabancı ve bambaşka bir türde kitap sıkıştıracağım :) Neyse, yeni yazarlarımızdan Başak Çağla Toğan'ın ilk kitabı Sen Bu Yüreğe Hapissin okundu, bitti. Kitaba dair ne demeliyim bilemedim. Çünkü beğendim mi beğenmedim mi bilemiyorum. Başlama şekliyle devam etme şekli ve son bulmasına kadar geçen süre zarfında oldukça kararsız duygular içerisinde bıraktı beni yazar.Dolayısıyla ne demeliyim bilemiyorum kitaba dair. Kitabın konusuna değinmeyeceğim arka kapak yeterince fikir verebilir size diye düşünüyorum direk yoruma giriyorum bu yüzden. Öncelikle oldukça rahatsız olduğum bir şey vardı. Bu ne olursa olsun bir kitap, bunu oldukça geniş bir yaş aralığındaki okur kitlesi okuduğu düşünülürse bu kadar küfürlü konuşulması beni bile rahatsız etti ki ben genelde çok fazla rahatsız olmam kitaplarda küfürlerden. Devamlı ağızlarında küfürlü şeyler duymak açıkçası hoş olmadı. Ki hiç huyum olmasa da kitapta okurken resmen kendi kendime sansürleyip o kısımları okumamayı tercih ettim. Erkekler arasındaki arkadaşlığı sevdim, Çağla'yı hadi aralarına aldılar bu kadar kolay ama kızlar bu kadar kolay kaynaşması hemen can ciğer dost moduna geçmeleri ve Çağla'nın bu kadar emin onlara bu kadar yol göstermesi de biraz abartı falan geldi. Yani ne bileyim daha ince işlenen bir şekilde kurguya alınabilinirdi bu dostluk. Kitapta keşke duygulara biraz daha ön plana çıkarılsaydı, daha emin bir şekilde duygulardan bahsedilseydi, okura bu duygu yoğunluğu hissettirilseydi. Bu yüzden biraz eksik kalmış gibi geldi. Kadir ve Çağla resmen ilk görüşte aşkı yaşadılar ama bu aşkın derinliğini sadece aralarda kendini gösterim geri kaçması pek olmamıştı. Keşke bu duyguyu iliklerimize kadar hissettirseydi. Ara ara eğlenceli olsa da bazen sohbetlerin gidişatından sıkıldığımı söylemeliyim. Biraz vıcık aşk moduna geçiş vardı. Resmen hadi sevişelim modunda olmaları aralarındaki aşk değil de daha çok cinsel çekim gibi geldi. Neyse... kitabı sevip sevmediğime karar veremiyorum bu yüzden tercih sizin diyorum. Çok büyük beklentilere girerek okumayın ama ben küfürlü anlatımdan her an tehdit etme modunda kabadayı ayağına yatak erkek karakterleri severim diyorsanız da okuyabilirsiniz. Kitaba dair tercihi tamamen size bırakıyorum.
Baskı: Kum Taneleri (Aşkın Sen Hali #1)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/12/berna-aslhan-kum-taneleri-askn-sen-hali.html Berna Aslıhan'da bu konuda gelecek gördüğüm yazarlardan. Açıkçası biraz daha yol alması gerektiğini düşünüyorum ama yine de okuru sıkmayan ve akıcı bir kalemi olduğunu da inkar edemem. Kurgunun gidişatını, olayları ele alışı, kitabında aşkın yanında heyecana ve aile ilişkisine değinen arkadaşlığı ön plana çıkaran hikaye akışını sevdiğimi de söylemeliyim. Bu tür detayları okumak kadar güzel bir şey olamaz çünkü gerçek hayatın bir parçası bu olgular. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Azra ailesini kaybettikten sonra ağabey gibi gördüğü Buğra ve onun arkadaşları ile hayatına devam etmeye çalışıyordu ancak babasından intikam almak isteyenler Azra'nın peşine düştüğünde aslında hayatının hiç de o kadar masum ve normal görünmediğini fark ediyor. Gizlenen sırlar aralanan kapıdan kendini gösterirken, Azra hayatta kalma çabası içerisine girecektir. Tabi onu hayatta tutmak isteyen kişilerle beraber. Arat, Azra'nın çocukluk aşkı ve ağabeyi Buğra'nın en yakın arkadaşlarından biri ve Arat, Azra'yı bu sırlardan ve peşindeki ölümden kurtarmak için onunla evlenmek zorunda kalır. Tabi bu evliliğin de bir çözüm olmadığı ortaya çıktığında bir kovalamacanın içerisinde kalan Arat ile Azra bir yanda birbirlerini korumak bir yanda da sonları kavuran aşla başa çıkmak zorundalar. Sırlar tamamen ortaya döküldüğünde masum bildiklerin de suçlu olunca... işte o zaman tamamen bir çıkmazda kalıyor Azra... Kısacası Azra'nın hayatını tehdit edenler, onu bu tehditten kurtarmaya çalışanlar ve bütün bunların arasında közlendiğine inandığı aşkın tekrardan alevlenmesini okuyoruz. Genel olarak bakıldığında oldukça başarılı bir kitaptı. Beğendim de kurgusunu ve olay döngüsünü ama beğenmediğim kısımları da vardı ne yalan söyleyeyim. Öncelikle Azra'nın gerekirse kendimi feda ederim veya her sıkıştığında Ahmet Aslan'a giderim tavırlarını beğenmedim. Hadi birdi ikidir tamamda bunu bence abarttı ve bu biraz sıktı okurken. Yani biraz tehdit vari olmaya başlamış gibi geldi. Bilemiyorum bu kısımlarda bu kadar kendini feda etme ya da ne bileyim öldürtme meraklısı olmasa sevebilirdim Azra'yı. Evet, sanırım Azra'yı pek sevmedim. Neyse.. Unutmadan araya sıkıştırmak istiyorum. Kitapta arada kurgunun gidişatına ya da olayların örgüsüne göre arada geçmişe dönük hatırlatmalar vardı... Arat'ın ve Azra'nın ve Buğra'nın küçüklüğüne dokunuşlar... o kısımlar beni benden aldı resmen. Çoook beğendim o kısımları ve bence oldukça ince düşünülmüş detaylardı. Kurguyu ve hikayenin anlatım şeklinde beğendim. Yazarın bir sonraki kitabının daha iyi olacağını düşünüyorum. Ayrıca bir sonraki kitap Barış ve Umut'un hikayesi olur diye umuyorum ki onları okumak isterim. Keşke Buğra ve Esra'yı daha fazla okusaydık. Ahh bir şey daha Azra'nın geçici hafıza kaybı vukuatı bana biraz Türk filmi tarzı geldi, okurken eğlendim ama olmasa mıydı acaba diye de düşünmedim değil. Çok mu eleştirdim? Aslında kitabı beğenmediğimden değil, sadece hoşlanmadığım detaylardan bahsetmek istedim. Ki bu kısımları atarsak kitabı beğendim de :) Beğenmediğim kısımlardan bahsedince böyle sanki beğenmemişim gibi göründü :) Aslında beğendim kitabı yalnızca bahsettim şeyler olmasa çok daha iyi olabilirdi gibi geldi. Neyse, dediğim beğendim. Vıcık vıcık bir aşkı anlatan kitaplardan pek hoşlanmam ama içerisinde ekşın oldu mu da bayılırım. Bunda da vardı ve beğendiğimi söylemeliyim. Ahh... en son sayfalar favorilerimdi. Onu inkar edemem oldukça heyecanlandım okurken bende. Okurken çok tavanda tutmayın beklentinizi 5 üzerinden 5 lik değildi kitap ama 3,5 verilebilinir :) bahsettiğim kısımlarda olmasa 4 bile verebilirdim. Neyse, tavsiye ederim. Eğlenerek okuyacağınız ve seveceğinizi düşündüğüm bir kitap. :)
Baskı: Leo'nun Şansı
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/12/mia-sheridan-leonun-sans-leo2.html Sizlere Leo'nun ardından hemen Leo'nun Şansı'na başlayacağımı söylemiştim ve başladım ki başlamakla kalmadım bir çırpıda bitirdim de. Ancak sizlere bir okur tavsiyesi sakın ola ki iki kitabı peş peşe okumayın. Neden mi? Çünkü Leo'da Evie tarafından anlatılan ve yaşanan olayları genel olarak bu kitapta Leo tarafından anlatılışını okuyoruz. Aynı sohbetleri falan tekrardan okumak biraz sıkıcı geliyor. Tamam hisler kısmında bir sıkıntı yok ama aynı sohbetler tekrar olduğundan dolayı biraz sıkıyor. O yüzden bu iki kitabı okurken ara verin de okuyun. Ama Leo'nun Şansı'nı da okuyun. Çünkü Leo'nun yaşadığı acıyı ve suçluluğu daha iyi anlıyorsunuz. Tedavi sürecini, evlatlık alındığındaki süreci, neden Evie'den gerçeği sakladığını her şeyi daha iyi anlıyor ve onun hislerine tanıklık ediyorsunuz. Bu yüzden okuyun ama peş peşe okumayın. Ara verin iki kitabın arasına. Mia Sheridan favori yazarlarımdan biri oldu. Yazarın ülkemizde 3 kitabı yayınlanmasına rağmen üçü de birbirinden iyiydi ama tabi benim için zirve kitabı hala Başka Dilde Aşk ve sanırım kolay kolay hiçbir kitap bunun yerini dolduramayacak. Kitabın konusuna değinmeyeceğim zaten üç aşağı beş yukarı biliyoruz konuyu ama şunu söylemeliyim hep bu kitabın daha etkileyici olacağını düşünmüştüm çünkü Leo tam bir gizemdi ancak peş peşe okuduğumdan mı bilmiyorum Evie tarafından anlatılan benim için daha etkileyici oldu. Özellikle rica ediyorum arasına ara vererek okuyanlar varsa ne düşündüler söylesinler. Bence o zaman daha tarafsız bir yorum olur gibi geliyor ki ben zaman zaman aynı sohbetleri okumaktan sıkıldığım söylemeliyim. Kitaba dair en sevdiğim kısımlar Leo'nun iyileşme sürecindeki kısımlardı çünkü o kısımlar gizemli olan yerlerdi. Ahh bir de son iki bölüm var ya... süperdi :) O son iki bölüm tam da bu kitaplara yakışan bir son olmuş bayıldım. Neyse kitaba dair uzunca bir yorum yazmayacağım. Sevdim, beğendim ki eminim ki hemen okumasam bayılırdım kitaba. Tavsiyeme uyun bu seriyi okurken. Normalde 5 üzerinden 5 vereceğim kitaba sır peş peşe okumuş olmamdan dolayı bazı sohbetlerde sıkılmışlığım için 4 vererek acımasız olacağım. Ahh bu arada kısa bir not olsun, hala favori Mia Sheridan kitabın Başka Dilde Aşk :)
Baskı: Çirkin Aşk
http://illekitap.blogspot.com.tr/2016/12/colleen-hoover-cirkin-ask.html Çıktığından beri okunmayı bekleyen bir kitap daha... aslında büyük bir hevesle almıştım ama nedense okumayı hep ertelemiştim. Yakın bir zamanda arkadaşlarım tavsiye edince bende artık bir Collee Hoover kalemi ile tanışayım dedim. Aslında ilk Colleen Hoover kitabım değil, Hopeless Serisi'nin novellası olan Finding Cinderella kitabını okumuş ve yazarın yormayan ama duyguları çok güzel ifade eden bir kalemi olduğunu fark etmiştim. Kurguları akıcı ve sürükleyici kaleme alıyor. Şimdi Türkçe'ye çevrilmiş olan kitaplarından birini okudum ve oldukça beğendim. Kurgu döngüsü, olayların akışı, karakterlerin olaylar karşısındaki davranışı ve güçlerini anlatmasını çok sevdim. Açıkçası kitapta en güçlü karakterin kadın karakter olması da en sevdiğim kısım oldu. Ancak -spoiler olabilir- sorgulamadan edemiyorum. Bu kadının karakterlerin çocuklarıyla ne alıp veremediği var. Okudunuz mu bilmiyorum ama Finding Cinderella kitabında da Six bebeğini evlatlık vermek zorunda kalıyordu bunda da Miles kendi küçük bebeği ile sınanıyor. Acımasız yazar diyesim geldi Colleen Hoover. Acaba diğer kitaplardan nasıl bir olay söz konusu... Neyse... Kitabın kısaca konusundan bahsetmek gerekirse; Tate pilot olan ağabeyi Corbin'in yanına geçici süreliğine taşınmak zorunda kalıyor. Corbin'in en yakın arkadaşlarından biri olan Miles ile ilginç bir şekilde karşılaşsalarda aralarındaki cinsel çekime yenik düşüyorlar. Bunun üzerine bir anlaşma yapıp aralarında herhangi bir duygusallık olmadan sadece seks arkadaşı olacaklar. Bunun içinde Miles'in iki kuralı vardır. Birincisi; kesinlikle geçmiş hakkında soru sormayacaksın. İkincisi; geleceğe dair bir şey beklemeyeceksin. Kuralları kabul ederek seks ilişkisine başlayan Miles alttan alttan kendine itiraf edemese de Tate kapılırken geçmişin gölgesi ve yüreğindeki onu kavurup yakan acısı her şeyi bastırmasını sağlar. Ancak Tate farkıma varmadan Miles'a aşık olur ve geleceğe dair umutlanmaya başlar. Kitap, Tate ve Miles arasındaki ilişkiyi, Miles'ın acısını, kendine sevmeyi yasaklamasını, sevmekten ve kaybetmekten korkmasını konu alırken aynı zamanda Miles'ın geçmişine dokunuşlar yaparken şimdiki genç adamı oluşturan geçmiş acıları karşımıza sunuyor. Sıradan bir erotik aşk romanı gibi görülebilir ama değil! Kitap aslında çok büyük bir acı yaşayarak kendine sevmeyi yasaklamış ve içindeki acıyı hala körükleyerek alevlerinin kendisini kasıp kavurmasına izin veren bir adamın onun bütün acıların derman olabilecek bir kadına karşı aşka yenik düşmesini konu alıyor. Kitabın insanın yüreğinde bir burukluk bıraktığı bir gerçek ama diğer taraftan da yüzünde gülümseme de oluşturuyor. Beğendim! Cidden severek okuduğum ve zevk aldığım bir kitap oldu. Tavsiye ederim.