inci
@inci

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Carol Gömülmeden
4/1012.02.2019

Baskı: Carol Gömülmeden

http://illekitap.blogspot.com/2019/02/josh-malerman-carol-gomulmeden.html Ve bir Josh Malerman kitabı ile karşınızdayım. Biliyorsunuz Kafes kitabıyla gündeme damgasını vuran ve ardından filminin çekilmesiyle tekrardan gündeme gelen yazarın son kitabı Carol Gömülmeden raflarda yerini aldı. Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı. Kırmızı Piyano'yu okumuştum ve bu yazarın neden bu kadar abartıldığını anlamamıştım. Güzel bir kurgusu vardı ancak çok aşırı yavaş ilerliyordu. Hep bundan şikayetçi olmuştum. Bu kitap çıktığında instagramda devamlı güzel yorumlar okuyunca da dedim bir şans daha vereyim bakalım nasıl ve bir kez daha anladım ki bu yazar bence biraz fazla abartılıyor. Normalde kurguları çok çok iyi. Ama kurguların olay döngüsü ve gidişatı aşırı derecede yavaş. Hiçbir hareketlilik yok, monoton ilerliyor ve bunu bu kitapta da hissettim. Açıkçası kitabı çok fazla abartıldığını düşünüyorum. Benim için bahsedildiği kadar iyi değildi. Kitabın kısaca konusuna değinmeyeceğim çünkü arka kapak yazısı oldukça güzel bir şekilde açıklamış konusunu. Aşağıda paylaşıyorum onu da. Kitabın geneline bakıldığında, kurgusu cidden çok güzeldi. Güçlü bir kurguydu ancak o kadar monoton ve olaysızdı ki okurken çok sıkıldım. Kitapları yarım bırakma huyum yoktur bu yüzden baygınlık geçirerek sonuna geldim. Zaman zaman kitaptaki Yol'da anlatılan olaylar bana Stephen King'in Kara Kule kitabındaki silahşorun maceralarını okuyormuşum gibi hissettirdi. Çok uzatmamın anlamı yok bence bu yorumu. Ben sevmedim. Kurgu ya da ana fikir mi demeliyim bilemedim her ne kadar güzel olsa da kaleme dökülüşü ne yazık ki o kadar akıcı ve sürükleyici değildi. Ne olacağının merakı oluyor içinizde ama kitap o kadar yavaş gidiyor ki o merak zaten ölüyor. Ben tavsiye etmem. Şahsen Kırmızı Piyano kitabının bundan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Elimde Kafes kitabı da var onu da okuyacağım ancak bence İthaki yazarın en iyi kitabından en kötü kitabına doğru çıkarmaya başlamış diye düşünüyorum. Tercih sizin, ama bence bu kitaptan daha iyi kitaplar da var.

Baskı: Yakın Mesafe (FBI/US Attorney, #2)

https://illekitap.blogspot.com/2019/02/julie-james-yakn-mesafe-fbius-attorney.html Allah'ım ben bu seriyi okumayı niye ertelemişim acaba merak ediyorum... bir de neden 3. kitabı almamışım onu da merak ediyorum... şimdi hemen 3. kitabı alacağım ve seriyi sonlandıracağım hatta Ephesus serinin devam kitaplarını çıkarmazsa orijinal dilden okumayı bile planlıyorum. Julie James'in FBI/US Attorney serisinin 2. kitabı Yakın Mesafe, ilk kitap gibi akıcı, sürükleyici, heyecan ve merak uyandıran kurgusu ile romantik bir kitaptı. Hatta romantik gerilim denilen polisiye ile aşkın harmanlandığı bir kitaptı. Benim en sevdiğimden :) Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; gizli görevlerin adamı ajan Nick, ilk kitaptan tanıdığımız organize suç lideri Martino'nun iş yaptığı adamlardan Xander'ın birinin peşine düşer ve ona yaklaşabilmek, hakkında delil toplayabilmek adına Xander'ın iş yaptığı şarap uzmanı Jordan ile sözde sevgili rolü oynayacak ve adamı yakından izlemeye alacaklardı. Ancak olaylar tahmin ettikleri gibi çıkmadı, Xander akıllı çıktı Nick'in peşine adam taktı. Nick ile Jordan'da planları ortaya çıkmasın diye sözde sevgili oyununa devam etmeye başladılar ancak bu oyun aralarındaki kıvılcımı harlarken Xander pek de uslu durmadı. Jordan'ın güçlü kişiliği, ne istediğini bilen tavırları ve karakteri ile hayranlığı kazandı demeliyim. Tıpkı ilk kitaptaki Cameron gibiydi Jordan da... ve tabi Nick de tıpkı Jack gibiydi. Sanırım içimde FBI ajanlarına karşı bir sempati oluştu ve hep onları okuyasım var :) Kitapta en sevdiğim şey de Jordan'ın mesleği bakımından şarap hakkında verilen detaylardı. En sevdiğim alkol türü şarap olduğundan onunla ilgili detayları okumak elime bir kadeh şarap alıp kitabın keyfini çıkarma isteği ile dolmama neden oldu. Kitaptaki koşuşturmacalar, operasyonlar, romantik kaçamakların yanında Jordan'ın kardeşiyle ve arkadaşlarıyla olan ilişkisi çok güzeldi. O satırları okumak bir gülümseme oluşturdu yüzümde. Ayrıca Nick'in de kardeşleriyle ve annesiyle olan iletişimi de çok süperdi. Kitap sadece romantik polisiye harmanlanması değildi kurgu bakımdan arkadaşlık ve aile ilişkilerine de dokunuşlar yapmıştı ve ben bu detaylara bayıldığımı söylemeliyim. Keşke elimde 3. kitap olsa da başlasam diyorum ama ne yazık ki yok. Alınınca da hemen başlayacağım. Yarın bir kitapçıya uğrayıp alsam mı acaba... Ben size bu seriyi tavsiye ederim ,mutlaka deneyin. Ben çok çok sevdim :)

Eflin
8/1003.02.2019

Baskı: Eflin

https://illekitap.blogspot.com/2019/02/ufuk-acar-eflin.html Feniks Kitap'tan çıkan ve kapağına bayıldığım Eflin kitabı şubat ayının ilk okunan kitabı oldu. Tanıtım yazısıyla ilgimi çeken bir kitaptı ve içerik olarak da okuduğum bir çok kitaba göre oldukça farklıydı diyebilirim. Ufuk Acar'ın okuduğum ilk kitabıydı ve kitabın çabuk okunan ve zaman zaman tam da kalbe dokunan yazılara ve sözlere ev sahipliği yapan kısacık bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitabın ara ara yer aldığı hikayeler çok güzeldi ve okurken zaman zaman kişisel gelişim kitabı türünde olduğunu hissettirdiğini söylemeliyim. Aşk, çok güzel hissedilerek yazılmıştı. Duygular bazen öyle bir hal alıyordu ki sanki okur yaşıyormuş gibi hissettirdiğini inkar edemem. Aralarda surelerden, ayetlerden alıntılara yer verilmiş, bölümlere uygun kesitler alınmış olması da oldukça güzeldi. Bu tür bir kitaba çok fazla şey yazılmaz ama ben beğendiğimi söyleyebilirim. Eğer ki kişisel gelişim ve sizlere bir çok duygularla ilgili yön gösterecek bir kitaba ihtiyaç duyuyorsanız bu kitabı tavsiye ederim.

Baskı: Şeytan Tüyü (FBI/US Attorney, #1)

https://illekitap.blogspot.com/2019/01/julie-james-seytan-tuyu-fbius-attorney.html İlk çıktığı zamanlarda almıştım bu kitabı, tabi ilk basım kapağıyla olanını almıştım ve nedense hep erteledim okumayı ancak şimdi okudum ve keşke ertelemeseydim dedim. Çünkü çok sevdim. Julie James'in kurgusunu ilk defa okuyorum ve kurgusu çok güzeldi, su gibi akıyordu ve sıkmıyordu. Bir bakıyorsunuz yüz sayfayı bir oturuşta okumuşsunuz. Polisiye aşk karışımı olması da aksiyonunu hiç bitirmiyor her an tetikte olmayı sağlıyordu. Bunu da sevdim. Beni artık tanımışsınızdır ben vıç vıç aşktansa azıcık aksiyon olan aşkı severim :) bu kitap da bana bunu verdi. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Jack ve Cameron zamanında bir davada beraber çalışmışlardır ancak Federal Savcı davanın geri çekilmesini istediğinde ve savcı yardımcısı olan Cameron bunu FBI ajanı olan Jack bildirdiğinde ikisi arasında olan bütün ipler kopmuş ve işler hakaret vari duruma gelmişti. Üzerinden geçen yıllardan sonra Cameron'un kaldığı otelin yan odasında bir cinayet işlenir ve bu cinayet FBI'ya incelenmesi için verilir. Görevlendirilen ajan Jack ve görgü tanığı olan Cameron tekrar karşı karşıya gelince yıllar öncesinden kalma çekim kendini gösterirken düşmanlıkları da kaldığı yerden devam eder. Jack, hem Cameron'ı korumak hem de ona karşı durabilmeyi amaçlarken aslında olayların hiç de tahmin ettiği gibi gitmediğini öğrendiğinde aralarındaki aşk kendini göstermeye başlar ama hala başlarında bir bela vardır. Katil yakalanmamış ve görgü tanığını ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Jack ve Cameron arasındaki atışmaları çok sevdim. Ancak en sevdiğim detay da karakterlerin yetişkin ve kendi ayakları üzerinde durabilen kişiler olmalarıydı. Genç, yeni yetmeler değildi 30 yaşlarda kariyer sahibi yetişkinler olmaları kurguyu benim için daha güzel hale getirdi. Cinayetin çözümlenme aşamaları, bu sırada yapılanlar falan çok iyi kurgulanmıştı. Eğlenceli sohbetler, gülümseten detaylar ve alevlenen aşk oldukça tatmin ediciydi. Kitapta sadece cinayet ya da çiftin arasındaki aşka değinmemiş Cameron'ın arkadaş çevresine ve Jack'inkine de değinilmiş olması bence kitabı çok daha güzel hale sokmuştu. Bir gecede 200 sayfa okuyacak kadar kapıldım kitaba ve uzun zamandır böyle bir okuma yapmamıştım. Serinin ikinci kitabı elimde ve bekletmeden ona da başlayacağım.

60 gün
10/1031.01.2019

Baskı: 60 gün

https://illekitap.blogspot.com/2019/01/kutay-gorgulu-60-gun.html Bana böyle kitaplarla gelin arkadaş! Bana vıcık vıcık wattpad hikayeleri ile değil, basılmaya değer, güçlü olay döngüsü olan, okuru tatmin edecek wattpad hikayeleriyle gelin! Bana kitap olmaya değecek hikayelerle gelin! Ve bu kitabın yazarı gibi henüz 18 yaşında olmasına rağmen yaşından oldukça büyük bir kurgu yazabilecek yetenekteki yazarların kitaplarıyla gelin! Biraz isyan ederek başlamış olabilirim yorumuma ama ciddi anlamda artık sırf okur kitlesi var diye erken hikayelerinden sıkıldık ve güçlü kalemler okumak istiyoruz. Bu yüzden bu tür hikayelerin hakkıyla kitap olmasını istiyoruz. İşte öyle bir kitapla karşınızdayım. İlle Kitap olarak instagram da Geveze Kalemler Tur Ekibi'ne üyeyim ve bu kitapta tur kitabımızdı. İyi ki böyle bir kitapta başlangıç yapmışız diyorum! Alıntı görselleri tur ekibi tarafından hazırlananlar, daha fazlası için instagram adresine bakın derim :) Kutay Görgülü, henüz 18 yaşında olmasına rağmen birçoğumuzun yazamayacağı kadar mükemmel bir kurgu ile karşımıza çıktı. Akıcı, şifrelerle, gizemlerle dolu, merak uyandırıcı, psikolojik olarak zaman zaman gerilim yaratan, polisiye, cinayetli, kanlı canlı bir kitap ile karşımıza çıkan yeni yazarlarımızdan. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; intihar gibi görünen bir cinayet mahallinde bulunan bir defterle katil hem düşüncelerini hem de kurbanlarını neden nasıl öldüreceğine dair bilgileri paylaşmaktadır. Polis ekibimizden en iyisi olan ve en çözülmez olayları çözmesiyle bilinen Baha ve ortağı Sıla bu işin peşine düşerler. Hem cinayetler, hem günlüğü incelerken aslında olayın geçmişte yaşanmış olaylara dayandığını ve çok büyük sırlar sakladığını gösterir. Sırlar bir bir çözülürken katilin amacına ulaşmaması ve yakalayabilmek için çırpınan Sıla, büyük acılarla çırpınırken öğrendiği sırlar, yaşadığı işkence dolu anlar, hayatta kalma savaşı sonucunda yüz yüze kaldığı gerçekler şok edici detaylarla süslüdür. Sıla'nın bütün bu kovalamaca içerisinde güçlü bir karakter olması ve sonuna kadar dayanmayı başaran bir kadın olması takdirimi kazandığını söylemeliyim. İçgüdüleri, attığı adımları, savaşı hayranlık uyandırdı. Tabi ki zekası da... Aras, Burak, Yiğit, Simge ise... sonlarına üzülsem de bu uğurda verdikleri savaş çok iyiydi. En çok Arası sevdim sanırım. Sezgi... psikopat sürtük... başka söze gerek yok benim yanımda olsa onu bağlar canlı canlı, canını acıta acıta, çığlıklarını müzik diye dinleyerek parçalara ayırırdım vallahi. Asır Tanrıdoğan... katilin ta kendisi... bu karakteri biz defteri okumaya başladığımızda zaten öğreniyoruz. Kimliği bilinmiyor çünkü hep karga maskesi takıyor. Sonunda kimliği açıklanıyor. O da zaten koca bir sır! Aslında her ne kadar Aras'ı çok sevmiş olsam da Asır'ın zekasına hayran olmamak ve Sıla'nın verdiği savaşa saygı duymamak mümkün değildi. Kitaptaki olay döngüsüne bayıldım. Cinayetlerin işlenmesi, kitabın sonunda Sıla'nın yakalanışındaki odada hapsedildiğindeki detaylar... süperdi. Ama asıl büyüleyen, yok artık dedirten defterdeki detaylardı. Cidden zaman zaman yazarın psikolojisi mi bozuk? İntihara mı meyilli? diye düşünmedim değil ki bunu beraber okuduğumuz arkadaşlarla da konuştuk. Cidden muazzam bir detaydı defter, defterde yazılanlar... ve oradaki şifrelendirmeler... Uzun zamandır bu türde böylesine etkilenerek kitap okumamıştım inanılmaz güzel gitti ve bir kez daha bu türü neden sevdiğimi hatırladım. Sizler okuduğunuzda neler düşünürsünüz bilmiyorum ama ben Kutay Görgülü'nün yazmaya devam ederse ileride oldukça birçok yabancı yazardan daha iyi ve birçok ünlü bestseller yazarlarla yarışacak kadar mükemmel kitaplar çıkaracağını düşünüyorum. İlk kitabı olmasına rağmen bence oldukça profesyonelce kurgulanmıştı. Ben şiddetle tavsiye ederim bu kitabı! Ahh, bu arada söylemeden geçemeyeceğim, gerek kitabın kapağı gerekse kitabın iç tasarımı muhteşemdi. Bölümlerdeki karga görseli kapakla çok uyumuydu ve ayrıca defterin yazılı olduğu kısımların tasarımı ise muhteşemdi.

Baskı: Bir Çöküşün Öyküsü

https://illekitap.blogspot.com/2019/01/stephen-zweig-bir-cokusun-oykusu.html Bugün bir klasik okuyayım dedim. Ara ara insan bu tür şeylere özlem duyuyor ve çok sevdiğim yazarlardan biri olan Stephen Zweig kitaplarından birini elime aldım. Stephen Zweig'in daha öncesinde iki kitabını okumuş biri olarak söylemeliyim ki bu adamın hikayeleri su gibi akıp gidiyor gerçekten. Tabi buna çevirmenin mükemmel çevirileri de eşlik ediyor. Kelimenin tam anlamıyla adının hikayesi olan kitap, Madame de Prie'nın sahip olduğu gücü kaybetmesi ve sürgün edilmesi sonunda yaşadığı psikolojik çöküş, bunalım sonrasında hayatının sonlandırmasını anlatan bir hikaye. Aslında Madame de Prie'nın aslında ne kadar boş bir hayat yaşadığını, kibrinin ve kendini beğenmişliğinin sonunu hazırladığını da okuyoruz. Zweig, kadınların karakterlerini ve ruhsal durumlarını çok iyi analiz ettiğini bir kez daha anlıyoruz. Her ne kadar bu kitabı da sevmiş olsam da okuduğum diğer iki kitabına kıyasla bir tık aşağıdaydı diyebilirim. Zweig bence, modern klasikler dünyasında tanınması ve okunması gereken yazarlardan.

Aşk-ı Gurur
10/1022.01.2019

Baskı: Aşk-ı Gurur

http://illekitap.blogspot.com/2019/01/pnar-gencal-ask-gurur.html Roma, Ben Geldim kitabından sonra kalemini bildiğim Pınar Gencal'ın son çıkan kitabı Aşk-ı Gurur'u okudum ve şunu söylemeliyim ki yazarın ilk kitabına göre çok daha iyiydi bence ya da bana öyle geldi. Çoğu zaman okurken kurgunun gidişatını tahmin edecek olsam da Aşk ve Gurur filmini izliyormuş gibi hissettim kendimi. Ki ben Aşk ve Gurur'un kitabını okumadım sadece filmini izledim ve bu kitapta bana belki bu yüzden çok çok tatlı, sevimli, yüzümde gülümsemeyle okumama neden olacak bir haz verdi. Pınar Gencal, zaman zaman romantik zaman zaman eğlenceli olay döngüsünü kaleme olması ve kitabı okurken sıkmadan, gereksiz uzatmadan ve havada herhangi bir şeyin kalmasına izin vermeden su gibi akan bir kitap yazmış. Açıkçası bu tür klasikleri günümüze uyarlamaları yabancı yazarlarda görüyorduk ve şimdi bir Türk yazarın bunu yapmış olması ve altından da bence başarıyla kalmış olması çok çok güzeldi. Kendisini bu yüzden tebrik ediyorum. Kitabın detaylı konusuna değinmeyeceğim çünkü hepimiz Aşk ve Gurur kitabını okuduk ya ad filmini izledik o da olmadı kulaktan dolma bir şekilde hikayesini biliyoruz. İşte bu kitap, Aşk-ı Gurur da o hikayenin Türkçe versiyonu gibiydi. Tabi ufak tefek farklılıklarla ve yazarın özgünleştirdiği diyaloglarla... Kitaba dair en sevdiğim karakterlerin baş karakterlerden çok Özgür ile Ayşegül olduğunu söylemeliyim. Her ikisinin naifliği ve karakterleri inanılmaz tatlıydı. Muhteşem bir çiftlerdi kesinlikle. Orhan... adamı anlatmaya gerek yok bence alın karşınıza Bay Darcy'i bakın Orhan'a... o kadar yani :) Ama bazen adamın cidden hoşuma giden tavırları veya konuşmaları olduğunu da inkar edemem. Günsel ise... kız başlı başına olay, anlatılmaz yaşanır der susarım... cidden yani. Toygar, Faik, Burcu, Yıldız ve diğerleri... kitabın her an, her bir sayfasına renk katan kişilerdi bence -ki çoğu zaman öyle düşündüm- bu kitap ana karakterler bir tane değildi hepsi ana karakter gibiydi. Ben kitaplarda sadece iki karakter üzerine dönen kurgulardansa birçok karaktere değinen kurguları seviyorum. Bu kitapta da bunu görmek beni memnun etti açıkçası. Kitabın adada geçmesi bence kitabın en güzel detaylarından biriydi, uzun zamandır gitmiyordum ve gitme hevesi doğdurdu içime açıkçası. Özledim o ortamı, manzarayı... Oradaki komşuluklar, sohbetler, birbirlerini tanıyan tavırları okumak muhteşemdi. Bana küçüklüğümdeki mahalle ortamını hatırlattı. Azıcık spoiler veriyor olabilirim ancak söylemek istediğim bazı şeyler de var. Simge'nin Ayşegül ile Özgür adına verdiği partide Günsel'in Ceylan'ın hakkından gelmesi muhteşemdi. Asaletiyle hakkından geldi valla. :) Simge'yi kitabın başından sonuna kadar hiç sevmedim. Yıldız'ın Orhan'ı adaya çağırıp Günsel ile aralarını yapmasına ise bayıldım :) Yorumumu kısa keseyim ben çünkü konusu detaylıca bilinen bir hikayeyi detaylı yorum yapmak bence heves kaçırır. Bu yüzden okuyun diyorum. Ben sevdim ve Bay Darcy hayranlarının kaçırmaması gerektiğini düşünüyorum :)

Baskı: Cerrah (The Luke Titan Chronicles #1)

https://illekitap.blogspot.com/2019/01/david-beers-cerrah-luke-titan.html Ve bir polisiye kitapla karşınızdayım. Arkadya Polisiye'den çıkan son kitap Cerrah, gerek kitap kapağı gerekse konusu ile oldukça ilgimi çekip radarıma yakalanan bir kitaptı. Neden bu kadar geç okudum bilmiyorum ama okudum ve incecik bir kitap olduğu içinde hemen bitti. David Beers, ülkemizde ilk defa bu kitabıyla tanınan yazarlardan ve biliyorsunuz ki Arkadya Polisiye, bu türde bize yeni yazarları tanıştırıyor. "Luke Titan Chronicles" serisinin ilk kitabı ve seri 4 kitaptan oluşuyor ve serinin ilk kitabı Cerrah. Bir yerde hem karakterleri tanıdığımız hem de olayların altındaki nedenlerin önümüze sunulduğu bir kitap diyebilirim tabi bütün nedenler değil, sonuçta serilerde bir şeyler hep gizli kalmalı. ;) Kitap; kendisine Cerrah lakabı takılmış kurbanlarının kusursuz bir şekilde gözlerini yerinden çıkarıp öldüren bir seri katili ve FBI polisi olan Luke, Tommy ve Christian'ı anlatan bir kitap. Birçok kitabın aksine burada katil gizli değil, ilk sayfalardan katili ve amacını biliyoruz ve nedenlerini de ilerleyen sayfalarda okuyoruz. Kitabın en ilginç kısmı katile yardım eden kişi ve bu kişinin olay döngüsünü nasıl etkilediği asıl kilit nokta ve bunu da bir yerde gizlemiyor kitap her şeyi açıkça ortaya sererken her şeyin aslında çok da güzel ört pas edilebileceğini ortaya çıkarıyor. Aslında çok da gizemli olmasa da bazı noktalarda gizemli bir kitaptı. Malum serinin heyecanını söndürmemek adına bazı şeyler veya sebepler gizemli kalmalı. Kitapta benim için en ilginç kısım Christian ve Luke'tu. Onların insan üstü zekası cidden hayranlık uyandırdı kurguya. Katilin cinayet işleme aşamaları biraz daha detaylandırılabilinirdi bence ve kitaba azıcık daha aksiyon katılabilinirdi diye düşünmedim değil. Bazen cidden oldukça yavaş gittiğini itiraf etmeliyim ama son sayfalarda bir o kadar hızlı aktı ve sonunda ne olacağının merakı ile bir baktım kitap bitmiş. Söyleyemeyeceğim bazı spoiler içerikli detaylar var onlar ciddi anlamda beni şaşırtan ve hayret ettiren şeylerdi ama onların nedenini de ilerleyen kitaplarda göreceğimizi düşünüyorum.

Ödünç Aşk
10/1014.01.2019

Baskı: Ödünç Aşk

http://illekitap.blogspot.com/2019/01/fatih-murat-arsal-odunc-ask-zoraki.html Artık fark etmişsinizdir ki ben koyu bir FMArsal kitapları fanıyım. Yazarın her çıkan kitabı alıyorum ve birkaç kez okuyorum da. Ödünç Aşk kitabı da çıktığında almış olmama rağmen hemen okumadım çünkü henüz yazarın kaleminden ayrılmaya hazır hissetmiyordum kendimi ama sonra fark ettim ki zaten ben kitaplarını ara ara elime alıp okuyorum o yüzden neden bekleteyim ki. Canım tekrar yazarın kitaplarını okumak istediğin de alıp okuyacağım ya da ara sayfalarını kurcalayacağım diye düşünerek kitabı daha fazla bekletmeden okudum. Ayrıca demek istiyorum ki bu hikaye facebook da yayınlanırken okumuştum şimdi 2. kez okuyor olmama rağmen çok sevdim :) Fatih Murat Arsal, ülkemizde onlarca kitabı yayınlanmış aşkı çok güzel kaleme alan Türk yazarlarımızdan biri. Kendisi hem çok güzel kurguluyor, hem de duyguları okura çok güzel yansıtıyor. Absürt kaçan ya da hava da kalan hiçbir detayı olmuyor kitaplarında. Ara ara kadın karakterlerine kızsam da erkeklerin anlamazdan gelmeleri yüzünden gözlerini oyacak olsam da kitaplar muhteşem oluyor. Bu arada erkeklerine karşı hissettiklerim sadece saniyelik yoksa ben FMArsal erkeklerini severim ;) Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; henüz on dokuz yaşında olan Aydan, arkadaşlarıyla yaptığı tatil gezisi sırasında acı bir gerçekle karşılaşır. İlk kez birlikte olduğu sevgilisi Mert'in kendisi ile evlenmek istemediğini, öyle bir planının olmadığını öğrenir. Ayrıca Aydan, Mert'ten bir bebek beklerken Mert'in bu şekilde davranması genç kızı bir çıkmaza sürüklemektedir. Bebeği aldırmak istemeyen Aydan, kendince bir çözüm bularak kaldığı pansiyon sahibin oğlu Salih ile anlaşmalı bir evlilik yapmak için para teklif eder. Salih, her ne kadar yakışıklılığı, esrarengiz gözleri, davranışları ile genç kızların gönlünü fethedebilecek biri olsa da Aydan kendisini Mert'e öyle odaklamıştır ki Salih'in teklifini kabul etmesin, başkasının çocuğuna babalık ederken Aydan'ı zor durumdan kurtarmasına minnettar olurken ona yavaştan yavaştan aşık olduğunu fark edemez. Çok ani gelişen evlilikleri aslında bir yerden sonra normal evlilik olmaya çok yaklaşmışken ortaya çıkan gerçekler ve Mert'in Aydan'ın peşinde olması Salih'i ile Aydan'ın arasının bozulmasına ve yollarının ayrılmasına neden olur. Aradan geçen altı yıl sonunda artık Aydan, henüz boşanmamış ama ayrı yaşadığı kocası Salih ile aralarındaki sorunları çözüp, tekrar birlikte olabilmeyi hedeflerken Salih'in soğuk ve mesafeli tavırlarını yumuşatabilecek mi onu okuyoruz. Öncelikle söylemeliyim ki Aydan, Ismarlama Bebek kitabındaki Turgut'un kız kardeşidir. Yani Zoraki Gelin Serisi'nin 3. kitabı olmasına rağmen aslında asıl bağlantılı olduğu kitap Ismarlama Bebek, bu yüzden size tavsiyem bu iki kitabı da okumanız. Çünkü Turgut ve Vildan çiftini burada görmeniz mümkün tıpkı Ismarlama Bebek kitabında Salih ve Aydan'ı görmenizin mümkün olduğu gibi. Salih'in tavırları ve karakteri cidden takdirlikti. Adamın Aydan'ı sahiplenmesi, sahip çıkması, onunla olan dakikaları veya bir ara geldiklerindeki tavırları falan o kadar güzel ve hayran olunasıydı ki zaman zaman iç çekmeden duramadım. Hele ki Aydan'ı ziyarete geldiği ve Mert'le gördüğü zaman kırmızı güllerle gelmesi... Ahh ama Salih dedirtti. Aydan bence çok büyük hatalar yaptı. Salih, ondan daha iyisini hak ediyordu ama gönül işte... Aydan'a kondu yapacak bir şey yok. En azından sonunda mutlu Aydan'la da biz kendimizi öyle avutuyoruz. Açıkçası şu FMArsal boylarını en az kardeşimi savunduğum kadar savunuyorum şu kadınlara karşı bu yüzden kimseye laf söyletmem :D Aydan'a söylenecek bir şey yok, her ne kadar çok hata yapsa da sonunda her şeyi göze aldı ve sevdiği adamı elde etmeye çalıştı. Aklı geç geldi çok geç adım attı ama zararın neresinden dönse kardır. Kaybettiği yılları olmasaydı şimdi belki de ikinci çocuk için değil üçüncü çocuk için kocasıyla konuşuyor olurdu. Melike'ye en başında saydırdım hala da saydırıyorum ve Allah'tan belasını buldu. Sonunda onunla ilgili okuduğum o gerçekten sonra aklımdan geçen ilk şey Allah'ın sopası yok oldu ki Mert içinde öyle düşündüm. Ama Mert'in hala içten içe Aydan'a aşık olması da içimi sızlattı ancak kendi etti kendi buldu. Nilay, tıpkı Ismarlama Aşk'ta gönlümü nasıl fethettiyse bunda da aynı şekilde fethetti. Ufak kız çocukları... bambaşkalar ya :) Kitabın son bölümünde mutlu aile tablosunun yanında Vildan ve Turgut'u oğulları Volkan ile mutlu mesut görmek çook güzeldi. Umarım başka bir kitapta Aydan ve Salih'i de bir oğulla okuruz ya da bir kızla... aslında fena olmazdı 2. kız evlat :) Çok konuştum sanırım spoiler vermemek için zor turuyorum kendimi o yüzden susuyorum artık ancak kitabı çok sevdim. Her ne kadar bazı kişiler çok sıkıldıklarını, beğenmediklerini, diğer kitaplarından bir tık daha kötü olduğunu düşündüklerini söyleseler de ben sevdim ki zaten hikayeyi biliyordum bir de sayfalarda okumak da hoşuma gitti. Bir FMArsal severseniz mutlaka alın okuyun derim. Eğer ki daha önce yazarın kitaplarını denemediyseniz de bunu fırsat bilip bu seriyi alın derim ben :)

Baskı: Canım Aliye, Ruhum Filiz

https://illekitap.blogspot.com/2019/01/sabahattin-ali-canm-aliye-ruhum-filiz.html Okuduğum ilk Sabahattin Ali kitabıyla karşınızdayım. Bugün başladım ve bugün bitirdim. Normalde ben bu tür kitaplar okumam ama Mordüşler Kitaplığı blogu ve bookstagram adresinden tanıdığım sevgili kardeşim Gizem'in çok sevdiği bir yazar Sabahattin Ali ve kendisi bana yılbaşı mektubu yazarken bu kitabı hediye olarak gönderdi. Dolayısıyla ilk denediğim kitap 2019 yılının kitaplığıma giren ilk kitaplarından biri olan Canım Aliye, Ruhum Filiz kitabı oldu. Kitap, Sabahattin Ali'nin karısı Aliye ve kızı Filiz'e yazdığı mektuplardan oluşuyor. Üstelik mektupların orijinallerinin de resimleri kitap içerisinde paylaşılmış. Bu kitap Sabahattin Ali ile tanışma kitabım oldu ve şunu söylemeliyim ki S.Ali'nin nasıl bir nişanlı, eş, baba olduğunu ve hemen hemen nasıl bir karakter olduğunu öğrenmem açısından süper bir başlangıç oldu benim için. Sıkıntılı dönemlerinde yazdığı mektupları okumak bile nasıl da sorumluluk sahibi olduğunu hissettirdi. Mektuplarında eşine ve kızına hasretini okurken dönemin getirdiği siyasi yaşanmışlıkları da okuduk. Bazen geçmişe bakıldığında veya okunduğunda hiçbir şeyin değişmediğini görüyoruz ne yazık ki. Keşke daha önce okusaydım bu kitabı ve diğer kitaplarını ama şunu söyleyebilirm ki kesinlikle diğer kitaplarına da el atacağım. Benim ilk kitabımdı, kesinlikle son olmayacak. Kitaplarını zaten merak ediyordum ama okuma konusunda bana Gizem vesile oldu bunun için kendisine de çok teşekkür ediyorum. Böyle kitaplara dair yazılacak çok bir şey yok açıkçası ama bence Sabahattin Ali'yi tanımak için mükemmel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.

Baskı: Kara Kule II: Üç'ün Çekilişi

https://illekitap.blogspot.com/2019/01/stephen-king-ucun-cekilisi-kara-kule-2.html Niye ısrarla bu seriyi bitirmeye çabaladığımı inanın bilmiyorum. Stephen King'in oldukça uzun süren bir yazım sürecinden sonra Kara Kule serisinin ortaya çıktığını ve yazım sürecini serinin ilk kitabı Silahşor'ün ön sözünde anlatmıştı. O kadar emekten nasıl böyle bir eser çıktı bilmiyorum, belki de ben böyle düşünüyorum. Kara Kule filmini izledikten sonra bu seriyi toplamıştım. Şimdiki aklım olsa ilk iki kitabı okur alacağım zevke göre devamını getirirdim çünkü cidden zaman zaman o kadar sıkıldım ki şu kitabı okumaktan... Stpehen King biliyorsunuz ki çok sevilen ve oldukça okunan bir yazar ve şimdi düşünüyorum da birçok kitabı okunurken neden bu kitabı, bu serisini görmüyorum. Demek ki çoğunluk benim gibi düşünüyor. Bu kitapta da Silahşor'un maceralarını, Kara Kule'ye ulaşmak için attığı adımları okuduk. Üç'in Çekilişi kitabın adından ve kapak tasarımından da anlaşılacağı üzere son silahşor olan Ronald'ın rastladığı üç kapı ve bu kapıların açıldıkları yerler, insanlar ve o insanlarla yaşayacağı geleceğe attığı adımları okuyoruz. Zaman zaman akıcı ve merak uyandırıcı olsa da çoğunlukla monoton, olaysız ve sıkıcı olduğunu itiraf etmeliyim. Akıcı ve merak uyandırıcı olan yerlerde cidden oldukça iyiydi ama diğer taraflardaki monotonluk sıkılmama neden oldu. İlk kitaptan daha iyi olduğunu düşünmüştüm ama ne yazık ki benim için ilk kitapla eş değerdi. Ara ara yarım bırakmayı düşündüm ama ne yazık ki yarım bırakmayı sevmediğim için ve seriyi de bitirmeyi istediğim için yarım bırakamadım. Ama sanırım bu seriyi okurken hiç yapmadığım şeyi yapıp aynı anda iki kitap okumayı deneyeceğim çünkü bir kitabın elimde bir hafta oyalanması beni iyice soğutuyor. Mola vererek okumak daha iyi olacaktır bu seri için. Yazarın bütün kitaplarının bu seri gibi olmadığını düşünüyorum belki serinin diğer kitapları daha akıcıdır onu da bilemiyorum. Ama serinin ilk iki kitabı benim nazarımda ortalama derecedeydi. Okuyacak olanlara en büyük tavsiyem önce bir iki kitabı alın deneyin beğenirseniz devamını getirin. Zaman zaman akıcı ve heyecanlı yerleri için ve iyi kurgusu için 5 üzerinden 3'lüktü.

Benimle Saklan
8/1031.12.2018

Baskı: Benimle Saklan

https://illekitap.blogspot.com/2018/12/linda-howard-linda-jones-benimle-saklan.html Yılın son kitabını, ilk çıktığı dönemlerde alıp da şimdiye kadar okumayı hep ertelediğim kitap olan Benimle Saklan olsun dedim. Öncelikle kitabın çıkmasının üzerinden yaklaşık olarak bir buçuk sene geçti ve ben daha yeni okuyorum. Bu kitaba dair endişelerimin ya da tereddütlerimin olduğundan değildi çünkü ben daha öncesinden Linda Howard kitabı okumuştum dolayısıyla da nasıl bir kurguyla karşılalacağımı biliyordum. Sadece nedense sıra gelmedi kitaba... Ama kesinlikle çok güzeldi. İki yazarın beraber yazdıkları kurgularda genellikle bariz farklılıklar olur, sonuçta iki farklı yetenek, iki farklı kalem ama bizler... çeviri kitap okuyanlar bunu pek fark edemediğimiz zamanlar oluyor çünkü çevirmenler o kadar güzel bir iş çıkarıyorlar ki aradaki yazarlarının kalemlerinin farkını anlamıyoruz. Bu kitabı okurken de ben açıkçası iki yazarın değilde tek bir yazarın kitabını okuyormuşçasına okudum. Kitabın konusuna dair bir açıklamaya yapmayacağım çünkü arka kapak yazısı yeterince açıklayıcı, fazlası da spoiler olur diye düşünüyorum. Bu yüzden direk yoruma giriyorum. Öncelikle kurgu güzeldi, eğlenceliydi ve romantikti. Güç gösterisi yapan veya kendini göstermeyi hedefleyen yakışıklı, popüler iş adamlarındansa bir çiftlik sahibi, işçileriyle beraber çalışan bir kovboyu okumak muhteşem bir değişiklik oldu benim için. Kovboy filmleri izlemeyi sevdiğimden kitabını okumakta hoşuma gitti. Günlük hayattan detaylar okumak oldukça hoşuma gitti açıkçası. O detaylar zaman zaman kitabın durgun olmasını sağlasa da kurgunun bütünlüğü bakımından oldukça iyiydi. Carlin'in güçlü karakterini, temkinli, tedirgin, hayatı için savaşan bir kadın olmasına bayıldım. Sümsük kadın karakterleri sevdiğimi söyleyemem açıkçası. Zeke'nin de kovboy olması bence yeterince sempati duyulacak bir sebepti ama bunun yanında karakteristik özellikleri de aşık olunasıydı. Zeke ile Carlin'in arasındaki diyaloglar zaman zaman eğlenceli zaman zamanda seksiydi. Carlin'in yemek yapma ve çiftlikteki diğer adamlarla olan diyaloglarına bayıldığımı dile getirmeliyim. Kitabı klasik bir aşk romanı kategorisine koyup basitleştiremeyiz. Normalde "romantik suspense" dediğimiz türde. Bu türün Türkçe karşılığı ne tam olarak bilmiyorum ama romantik polisiye karışımı bir kurgusu vardı. Ama kesinlikle romantizm ağırlıktaydı. Ben kitabı sevdim. Dediğim gibi ara ara duygun olduğu kısımlar vardı, her ne kadar bur kurguya o durgunluğun olması gerektiğini düşünsem de azıcık hareket de fena olmazdı. Eğer bu tür kitapları seviyorsanız bence mutlaka deneyin derim. Linda Howard'ın daha fazla kitabına şans vermeme sebep olacak bir kitap oldu benim için. Ben sevdim :)

Bana Aşkla Gel
8/1029.12.2018

Baskı: Bana Aşkla Gel

https://illekitap.blogspot.com/2018/12/nazmiye-sumer-bana-askla-gel.html Veee Karadeniz hikayeleriyle birçok okurun gönlünü fetheden yazar Nazmiye Sümer'in çıkan son kitabı Bana Aşkla Gel okundu. Bazı yazarlar vardır okurlarının fikirlerine önem verir, eleştirilerini dikkate alır bazı yazarlar vardır eleştiriye gelemez, söylediğiniz her şeye cephe alır. Nazmiye Sümer, okurlarının düşüncelerine önem veren, onların eleştirilerini dikkate alan bir yazar. Bu yüzden kitabında beğenmediğim yerleri açık yüreklilikle dile getirmek istiyorum ki bir sonraki kitabı çok çok daha iyi olsun. Ve biliyorum ki benim sözlerime kırılmak yerine dikkate alacak ve şişirme bir yorum yapmamamdan dolayı sevinecektir. Tanıdığım, sohbetimin olduğu yazarların kitaplarını biraz daha ince eleyip sık dokuduğum için yorumlarım azıcık eleştirel oluyor. Bu yüzden Nazmiye Hanm'ın söylediklerime alınmaktan çok önem vereceğini bildiğimden dolayı daha bir ince ince yazacağım yorumumu bu yüzden ara ara spoiler verebilirim bilginiz olsun. Öncelikle Nazmiye Sümer'in kalemini seviyorum. Karadeniz nedense hep ilgimi çeken bir bölgemiz ve bu yüzden de oraları konu alan hikayeleri ayrı bir seviyorum. Daha doğrusu memleketimin güzel örf adetlerini konu alan ve yaşantılarını ortaya seren hikayeleri seviyorum. Nazmiye Hanım da bana bunu veren yazarlardan biri. Kurgusu akıcı, sürükleyici ve romantikti. Havada kalan bir kısım yoktu, her şey oldukça yerindeydi. Öncelikle eleştirel kısımları yazıp sonrasında sevdiğim kısımlara değineceğim ama önce bir kısaca kitabın konusuna değineyim. Miray, henüz 17 yaşında ailesiyle Rize'nin eşsiz güzelliğinde yaşayan ve iki ağabeyiyle uğraşmayı seven mutlu, haşarı, erkek gibi davranan ama tipik şımarık bir evin tek kızı olan bir kız. Mirsad ise, İzmir'de iş hayatına atılmış dedesinin şirketini yöneten bir genç adam. Dedesinin ölümünden sonra vasiyetinde Miray ile evlenmesi karşılığında sahip olacağı şirket hisseleri için Rize'ye giden Mirsad, Miray'ın hiç de tahmin etmediği gibi biri çıkması üzerine neye uğradığını şaşırır. Miray ise evliliği ailesine getirileri için kabul ederken içten içe Mirsad'a aşık olmuştur. İçindeki toy kız Mirsad'ın aşkından ölürken, Mirsad'ın duygularını bilemez. Mirsad ise içindeki aşık adamın karşısındaki küçük kızın yaşından ötürü adım atmaya korkarken kendini geri çeker. Ama işler öyle bir sarpa sarar ki, Mirsad Miray'dan uzak durmak isterken hatalar yapar, kalbi birçok kez kırılan Miray ise mecburi olarak sürdükleri evliliklerinde 5 yılı doldurup kendi yoluna bakmayı kabullenmek zorunda kalır. Ama tabi aşk her zaman kazanır... Kitabın konusunu çok üstün körü anlattım ama bu kadar üstün körü değildi. Öncelikle kitaptaki sırlar çok iyiydi. Hepsi çok güzel kurgulanmıştı ve bence oldukça sağlam bir şekilde kurguyla bütünleşmişti. Aile ilişkilerini, kardeşlerin diyaloglarını, kuzenlerin iletişimlerini okumak muhteşemdi. Beni özel hayatımda tanıyan bilir kuzenlerimle olan diyaloglarımı kitaplardaki karakterlerde görmek beni oldukça memnun eder ve bunda da kuzenlerin birbirleriyle olan iletişimi çok hoşuma gitti. Mirsu ile Cüneyt'in ilişkisine değinirken Okan ile Eylül'ü es geçilmemesi de oldukça iyiydi. Okan ve Eylül'ün kitabı var mı bilmiyorum ama varsa kesin alacağım yoksa da kesinlikle çıkmasını bekleyeceğim. Miray ile Mirsad'ın birbirleriyle kedi köpek halleri ve keçi gibi inatları süperdi. Aşık çiftlerin kavgalarını okumayı seviyorum çünkü hep aşk böceği durumu biraz yapmacık geliyor bana. Arada küçük tartışmalar ve sevimli barışmalar hayatın gerçeği ve bunu kitaplarda görmek çok güzel. Dedeleri ile ilgili sırlar güzel kurgulanmıştı, Pokut Yaylası'yla ilgili kısımlar ise çoook güzeldi. Bayıldım. Toprak'a üzülsem de kitaplarda böyle muhteşem karakterleri görmek çok güzeldi, açıkçası başka yazar olsa Toprak'ı psikopat yapar, Miray'ın peşini bırakmayan bir takıntılı aşık haline getirir kitabı uzatır da uzatırdı. Nazmiye Hanım'ın her şeyi dozunda bırakmasını sevdim. Aslında ilk olarak eleştiri dedim ama sevdiğim kısımları yazmaya başladım sanırım. Şuraya bir iki eleştiriyi yazıp yorumu çok uzatmadan ve çok fazla spoiler vermeden bitireyim. Ben her ne kadar geçişli anlatımı sevmesem de yazarlarımızın sevdiği bir yazım tarzı olduğundan alıştım ama bu kitapta ara ara Miray ve Mirsad arasında anlatım geçişleri vardı ve ne yazık ki o kısımlar olmamıştı. Çünkü bazı yerlerde bir sahneyi Miray tarafından okuyoruz ve sonra birkaç sayfalık bölümle Mirsad tarafından da aynı yerleri bir daha okuyoruz. Biraz kendini tekrar etmiş gibi geldi bu kısımlar ve olmamıştı ne yazık ki. Ama Mirsad'ın Toprak ile konuşmaya gittiği kısımları kastetmiyorum tamamen aynı olan sahneleri kastediyorum. Ayrıca Miray'ın duyguları dolu dizgin anlatılırken, kırgınlıkları, taşkınlıkları ve aşkı iyi bir şekilde anlatılırken Mirsad'ın duyguları biraz eksik kalmış gibiydi. Yeterli değildi, Miray yanında yarım gibiydi. Evet kitap yoğun bir şekilde Miray tarafından anlatılıyordu ama arada Mirsad'a geçen kısımlarda aynı sahnenin tekrarı yerine daha yoğun bir şekilde duygularına değinmesini isterdim. Kitaba dair eleştirebileceğim bu iki kısım var onun haricinde eleştirilecek bir yer yok benim nazarım. Bir iki yerde imla hataları vardı ama nazar boncuğu onlarda diyorum. Hemen hemen her kitapta bir iki tane gözden kaçıyor. Nazmiye Sümer'in mütevazi, akıcı, kendi toplumumuza değen hikayelerini seviyorum. Neden bilmiyorum ama ilk kitabı Hiç Hesapta Yokken ve son kitabı Bana Aşkla Gel kitaplarını okudum diğer kitaplarını okumamışım. Onları da kısa zamanda alıp okuyacağım. Karadeniz hikayeleri sevenlere tavsiye ederim. Sıcacık, içinizi ısıtacak romantik, aile ilişkilerini anlatan bir hikaye istiyorsanız deneyin derim :)

Baskı: Tatlı Yangın (The Maddox Brothers, #4)

https://illekitap.blogspot.com/2018/12/jamie-mcguire-tatl-yangn-maddox.html Maddox Kardeşleri nasıl da özlemişim anlatamam... onların seksiliğini, sempatikliğini, birbirleriyle olan diyaloglarını, aşklarını... sevdikleri kişileri tüm benlikleriyle sevmelerini nasılda özledim. Kusursuz olmak yerine bütün kusurlarıyla sevmelerini... Henüz Maddox Kardeşlerle tanışmadıysanız bence mutlaka tanışın derim ben, sevmeyenler olabilir ama ben bayılıyorum bu kardeşlere :) Jamie McGuire, Tatlı Bela serisiyle tanıdığımız yarattığı karakterlere aşık olduğumuz bir yazar. Üç kitaplık serisi olan Tatlı Bela'da adı geçen diğer Maddox erkeklerinin hikayelerinin anlatıldığı bir diğer serinin 4. kitabı olan Tatlı Yangın diğer kitapları gibi çok iyiydi. Yine akıcı, sürükleyici, sıkmadan okunan, zaman zaman eğlenceli zaman zaman kaş çattıran, sevimli, romantik ve seksi bir kitap yazmış. Kurgusunu yine çok sevdim ve okumaktan da zevk aldım. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Ellie yaşadığı hayatta hiçbir amacı olmayıp mutsuzluğunu alkol ve uyuşturucu ile atlatırken bir gün verdiği bir partide tesadüfen Tyler Maddox ile tanışır. Aslında sadece tek gecelik bir ilişki yaşarlar. Parti sonrasında Ellie'nin ebeveynleri, kızlarının alkol ve uyuşturucu sorununu çözebilmek için onu parasal desteği kesmekle tehdit edip, tehditlerini gerçekleştirdiklerinde artık Ellie'nin çalışması ve kalacak yer bulması gerekmektedir. Yerel bir dergide sekreterlik ve fotoğrafçılık yapmaya başladığında hotshot olan Tyler ve ekibiyle dağlarda yangınları fotoğraflayıp hikaye yazması istendiğinde hayatını yeniden kurma çabasına girecektir. Bu çaba hem Tyler ile aralarında aşkın filizlenmesini sağlarken Ellie'nin alkol problemini nasıl çözeceğini okuyoruz. Kitapta Ellie'nin alkol sorunuyla baş etmesini okuyoruz, verdiği savaşı ve savaşını kaybettiği dönemleri... Aynı zamanda Tyler'ın Ellie'nin yanında olup hem desteklerken hem de aralarındaki ilişkiyi sadece yatak arkadaşlığından fazlası olduğunu kabullendirme çabasına şahit oluyoruz. Ben kusursuz bir kadın karakterdense Ellie gibi problemli bir karakteri okumayı sevdim. Çünkü o kadar alışmışız ki kusursuz karakterlere, problemli tipleri okumak değişik ve tatmin edici geliyor. Tyler, tipik bir Maddox erkeğiydi ve şunu söylemeliyim ki adam kesinlikle muhteşemdi. O yangınla verdikler savaşlar, Ellie'ye aşık olduğu zamanki tavırları, pes etmeyip kendini Ellie'ye kabullendirme çabası süperdi. Ellie'nin bütün hatalarına rağmen yanında kalması ve onunla beraber olması hayranlık uyandırıcıydı. Hep ilk kitaptan beri dediğimizi bir kez daha gösterdi Tyler. Bir Maddox erkeği aşık oldu mu tam aşık olur, bütün benliğiyle sever ve sadece bir kez aşık olur! Tyler'ın Noel için ailesinin yanına Ellie ile gitmesi ve orada diğer Maddoxları görmek çok güzeldi .Bu erkeklerin hepsi bir aradayken çok tatlılar ya. Hepsini nasıl da özlemişim :) Cidden zaman zaman Maddox özlemi çekmemek elde değil. Okuyunca fark ediyor insan. :) Ben bu seriyi çok seviyorum. Hem romantik hem aşk dolu hem aile ilişkilerine de değinen bir kurguy kaleme alıyor yazar ve bu tür kitapları hep sevmişimdir. Bunun haricinde yazarın cidden kurgularını seviyorum, neredeyse bütün kitaplarını okudum ve şiddetle size de tavsiye ederim. Bence hemen alın bütün kitaplarını ve seriye dalın. Hatta bütün Maddoxları peş peşe okuyarak kendisini muhteşem bir ailenin içerisine atın :) The Maddox Brothers (Maddox Kardeşler) Serisinin Kitapları: Tatlı Sır Tatlı Yalan Tatlı Ateş Tatlı Yangın A Beautiful Funeral Beautiful (Tatlı Bela) Serisinin Kitapları: Tatlı Bela Ayaklı Bela Belalı Düğün Tatlı Bela Serisi'ni niye veriyorsun diyenler olabilir. Maddox Kardeşler'den en küçüğü Travis'in hikayesi ile başlayın seriye derim ben. Çünkü kardeşleri ilk orada tanıyacaksınız ve bir Maddox Erkeği ile ilk orada tanışacaksınız... belki de Maddox Erkeği nasıl olur ilk orada öğreneceksiniz ve diğer kitaplarda da hepsinde benzer olan karakteristik bazı özellikleri ilk orada göreceksiniz. Bence hepsini sırayla okuyun.

Yanlış
8/1016.12.2018

Baskı: Yanlış

https://illekitap.blogspot.com/2018/12/aysel-koroglu-yanls.html Sıradaki Türk yazarın Aysel Köroğlu'ydu. Yazarımızın birkaç tane kitabı olmasına rağmen benim kalemiyle tanıştığım kitap Yanlış kitabı oldu. Öncelikle, Aysel Köroğlu bir yazar olmasının yanında benim de arkadaşım olduğundan dolayı şişirme yorumdan çok sevdiğim ve sevmediğim kısımları detaylı olarak belirttiğim bir yorum yazacağım. Çünkü biliyorum ki yazdığım şeylerden kalemini geliştirmek adına daha fazla şey çıkaracak ve bir sonraki kitabında daha iyi bir işe imza atacak. Aysel'in akıcı ve sürükleyici bir kalemi vardı. Okurken sıkmıyor, bunaltmıyor. Hafif, yormayan bir şekilde kurgusunu kaleme almıştı. Belki biraz daha yoğun duygular anlatılabilinirdi ve belki aksiyon kısmı azıcık daha fazla olabilirdi ama bu haliyle de iyiydi. Ben aksiyon sever olduğum için biraz yakaladım mı azıcık daha olsun derim :) Kitabın konusuna değinmek gerekirse; Gümüş, bir akşam parka kendisine laf atan erkeklerle verdiği savaşı kazandığında kendisini izleyen Mert'i anlaşıp şarkı söyleyeceği evdeki uğruna kutlama yapılan adam olduğunu bilmeden etkilenmişti. Kutlama gecesi de hoş olmayan şekillerde karşılaşıp da sonrasında Gümüş'ün başını dertten kurtardığında kaderlerinin beraber yazıldığını keşfeder. Evlatlık alındığı evde yetişen Gümüş, hep hor görülüp cezalandırılıp istenmeyen kişi olduktan sonra Mert ve genç adamın ailesinin arasında yer edinmesi ve sonrasında gelen olayları konu alıyor. Tabi yıllarca gizlenen sırlar ortaya dökülürken Mert ile Gümüş arasında oluşan aşk kendini gösteriyor. Mert ve Gümüş'ün kaçma aşamaları, kulübede yaşadıkları falan çok güzeldi ki bence kitabın en güzel kısımları da oralardı. Ancak bunun yanında Murat Bey ile daha sonrasında yaşanan olayları daha detaylandırılmasını isterdim. Gümüş'ün başı bir yerde fazla mı kolay beladan kurtuldu diye düşünmedim değil. Gerçi o kısımlardaki olaylarla hep Mert'in ilgilendiğine dair geçen cümlelerin aksine o olayları direk anlatılmasını isterdim. Adana'nın geleneklerine yapılan atıflar falan çok güzeldi. Her ne kadar İstanbul'da bu tür geleneklerden uzak olsak ve kitaplarda da batılaşmış kurguları okusak da bu tür şeyleri kitaplarda okumayı severim ben. Bu tür gelenekleri okumak hoşuma gitti. Mert'in sen beni istemeden seninle sevişmeyeceğim mantığında olmayıp da evlendiklerinde Gümüş ile beraber olma isteği ve amacına ulaşması bence tam da gerçek hayatta karşılaşacağımız bir durumdu. O kadar alışmışız ki aksine, düğün gecelerinde bu tür evliliklerde beraber olduklarının görmek bence kurguya özgünlük katmıştı. Pelin ve Sinan detayı beraberinde birçok olayı getiren, sırları olan detaylardı ve açıkçası sevdiğim detaylarda oldu. Gümüş fazla saftirikti ama Pelin ve Sinan için onun saflığı işe yaradı sanırım. Eren ile Ayşe ve Alparsan ile Esin'in çift olma hallerini daha fazla okumak isterdim şahsen. Hatta Sinen ile Pelin'i de azıcık daha fazla okumak isterdim. Murat olayını da daha fazla okumak isterdim, sanırım içten içe daha fazla bela olmasını istiyordum başlarına :) Ancak onun sonu tam da beni tatmin eder şekilde oldu bu konuda yazarımıza teşekkür ederim. Sürprizdi cidden. Kitapta Mert'in ve Gümüş'ün biraz daha duygusal yoğunluklarının yaşandığı anları isterdim. Evet aşklarını anlatılması iyiydi ama bence daha iyi olabilirdi gibi geliyor. Kitap genel anlamda çok güzeldi. Özellikle kitabın sonunda ortaya dökülen sırlar çok iyiydi kurgunun gidişi açısından havada kalan hiçbir şeyin kalmamasını sağlamıştı. Murat ile ilgili olaylarda azıcık daha aksiyon olmasını isterdim ben. O da sanırım okurun zevkine göre değişir. Ve belki asıl çiftimizin duygusallığına azıcık daha değinilmesini.. Bunların haricinde güzeldi. Aşk romanı severlere de tavsiye ederim :) Ahh bir de bölüm içlerindeki gitar simgesine bayıldım :)

Baskı: Kabus Devam Ediyor (Night Chill #2)

https://illekitap.blogspot.com/2018/12/jeff-gunhus-kabus-devam-ediyor-night.html Normalde hiç okumadığım bir türü, Jeff Gunhus sayesinde fena halde tutkun olup okuyacağım. Bu tür kitaplar beni hem ürpertir hem de korkutur ve genelde de okuyamam. Hele kapak tasarımıyla falan birleştiğinde tamam İnci için uykusuz geceler hoş geldin moduna girerim. Ama Jeff Gunhus, kurgularını öyle bir ele alıyor ki, korkmuyor ürperiyorum... uykusuz kalacak kadar tedirgin ettirmiyor ama gizemi hafiften bir geriyor. Heyecanı bitmiyor, nefes kesici ve adrenalin dorukta kitabı okumanıza sebep oluyor. Hatta Kabus kitabını çok beğenmeme rağmen, bu kitabın ondan daha iyi olduğunu söyleyerek daha etkileyici, ürpertici olduğunu ekleyebilirim de. Direk yoruma girdim ama kendimi tutamadım. Öncelikle kesinlikle sırayla okunması gereken bir seri çünkü Kabus kitabında henüz 6 yaşında olan Sara'nın macerası bu kitapla aradan on yıl geçip tekrar etmesiyle devam ediyor. Tekrar etmesi derken asla bitmeyecek gibi görünen kötülükler Sarah'a musallat oluyor. Ki şunu söyleyebilirim ki kitabın son bölümüne... paragrafına... hatta cümlesine bakarsak kesinlikle bir üçüncü kitabı hak ediyor bu seri. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; mağaradan yaşanan olayların üzerinden on yıl geçmiştir ve Tremont ailesi normal hayatlarına bir şekilde kaldıkları yerden devam ediyorlardır ama kötülük ve Sarah'ın sahip olduğu yetenek hiç de normal bir şekilde durmuyordur. Sarah her geçen gün daha da güçlenirken başka bir kötülük Sarah'nın peşine düşmüştür. Bu sefer karşı karşıya oldukları kötülük, daha güçlü daha vahşi ve neredeyse durdurulamaz bir güçtür. İlk sayfadan son sayfaya kadar ne olaylar duruluyor ne de adrenalin durgunlaşıyor. Zaman zaman vahşice ölümler boy gösterse de hep bir kaçış ve kovalamaca var kitapta. Bu da nefes kesmeden okumamıza neden oluyor. İlk kitapta bir babanın kızı için neler yapabileceğini görmüştük, bu kitapta yine bir babanın neler yapabileceğini okuyoruz ve Jack öyle bir ikilemde kalacağı noktaya geliyor ki... bir okurun bile ben olsam yapardım diyemeyeceği bir ikilem... Kitabın sn 100-150 sayfası kelimenin tam anlamıyla soluksuz okunuyordu çünkü tam olarak olayların patlak verdiği sahneleri barındırıyor. Hele son 50 sayfası... resmen nefes kesti. Kitaba dair söylenecek çok fazla şey var ama hepsi spoiler içerikli olduğundan dolayı susuyorum ama demezsem içimde kalır, kitabın sonundaki Daniel detayı cidden bir sürprizdi. Hem şaşırdım hem memnun oldum böyle bir detayla ama içimden bir ses bu delikanlının gelecek de Sarah'nın başını derde sokacağı tabi bir 3. kitap olursa :) Nedense olsun istiyorum çünkü bu seriyi çok sevdim. Ama bu yazarı da çok sevdim. Dilerim Arkadya daha fazla kitabını çıkarır bu yazarın. Çünkü bence harcanmaması gereken bir yazar.

Zorba Aşık
9/1009.12.2018

Baskı: Zorba Aşık

https://illekitap.blogspot.com/2018/12/jennifer-royce-zorba-ask.html Sonunda Jennifer Royce'un çıkan son kitabını da okudum. Jennifer Royce, çok sevdiğim yazarlardan birisi olmanın yanında kendi kültürü olmayan bir türü oldukça güzel yazıp, sağlam kurguları kaleme alıyor olmasıyla hayranlığımı kazanıyor. Akıcı, sürükleyici, aşk dolu ve heyecanlı kurguları kaleme alan yazar biz historical romans severlerin okumaktan asla vazgeçmeyeceği Highland'ı konu alan klan beylerini anlatıyor. Zaten bu türü okumaya fazlasıyla hasret olduğumuz için lütfen daha fazla yaz Jennifer Royce demeden duramayacağım. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; klanı Lord Fergus tarafından ele geçirilen Sheena, Fergus'un oyunlarına alet olmamak adına, ölüm döşeğindeki babasının isteğini yapıp elindeki gizli tünelin haritasıyla Lord Troy'un topraklarına gider. Oraya sığınacak, Fergus'tan kaçacak ve bir şekidle hayatta kalacaktır. Ancak işte hiç de öyle umduğu gibi gitmedi. Lord Troy'un oldukça korunaklı olan kalesine girdiğinde kendinden olmayan insanları tanıyabilmek için belirli yöntemlere başvuran klan halkı ve güvenlik önlemleriyle Troy'a yakalanan Sheena, kimliğini gizleyerek orada kalmaya başlar. Ancak hiçbir şey hiçbir zaman göründüğü gibi olmadığından ve hiçbir zamanda hayat planlandığı gibi gitmediğinden dolayı süregelen olaylar Troy ile Sheena'yı yakınlaştırırken iki gencin kalbinde filizlenmeye başlayan aşk kendini gösterirken aksilikler yakalarını bırakmaz. Kitabın başında Sheena'nın yolculuğu cidden çok güzeldi. Hayranlıkla okurken onun o meraklı burnunu her şeye sokmasını ise eğlenerek okudum. Troy'un güvenlik için üretiği çözümler çok yaratıcıydı ve daha önce hiçbir kitapta okumadığım bir detay olması çok hoşuma gitti. Troy ile Sheena arasındaki diyaloglar, olaylar ve yakınlaşmalar hatta kavgalar bile oldukça eğlenceliydi. Sizi bilmem ama ben klan lideri daha olsa onlara meydan okuyabilecek, isyan edebilecek karakterde kadınları okumak çok hoşuma gidiyor. Rhona'yı çok sevdim ama o kadında aynı zamanda sevmemem gereken şeyler varmış hissi de yaşadım. Onun geçmişini daha detaylı okumak isterdim açıkçası. Jahara oldukça sürpriz bir detaydı kitapta. Onunla ilgili de daha fazla detay okumak isterdim. Sonunun ne olacağını bilmek isterdim. Troy'un Fergus ile ormanda karşılaştıkları anda... tuzağa düşerken avcı durumuna düştükleri zamanı daha detaylı okumayı çok isterdim. Keşke o kısımdaki dövüş sahnesini daha fazla yazsaydınız sevgili Jennifer Royce. Ayrıca kitabın sonunda Sheena'nın babasının ve Troy'un geçmişine dair açıklanan sır cidden büyük bir sürpriz oldu. Yazarın son dakika golüydü sanki... sevdim o sürprizi. :) Kitaba dair söylemek istediğim kısımlar var ama spoiler olmasından korkuyorum. O yüzden sanırım kısa kesmem daha doğru olur. Kitabı çok beğendim, dediğim gibi bu tür kitaplara hasretiz bu yüzden okumaktan ve çok büyük zevk aldım. Jennifer Royce favori yazarlarımdan biri wattpad'de bulunan hikayelerinin hepsinin kitap olmasını büyük bir hevesle bekliyorum. Kitap benim nazarımda 5 üzerinden 4'lüktü. Bu kadar beğenmişken neden 4 derseniz, Jahara ve Rhona'nın daha fazla yer almasını isterdim. Onların hikayesi değildi belki ama çok merak ettim onları ben :) Bir de Fergus ile Troy'un ormanda savaştıkları kısmın daha fazla detaylı olmasını isterdim. Dövüş kısımlarına dair bilgiler fazla detaylandırılmamıştı bu yüzden sanırım 4 vermem daha doğru olur diye düşünüyorum. Bence bu yazarı mutlaka denemelisiniz, cidden bu türde çok güzel yazıyor. Ayrıca kapak tasarımına bayıldım ve bölüm aralarındaki kadın ve şahin figürüne de bayıldım.

Baskı: Kabus (Night Chill #1)

https://illekitap.blogspot.com/2018/12/jeff-gunhus-kabus-night-chill-1.html Sonunda bu kitabı okudum bende... ne kadar zamandır elimdeydi hatırlamıyorum... altı ay... bir yıl... Açıkçası kitaptan beklentim çok farklıydı. Şöyle ki ben kitabı aşırı korku ve benim geceleri uykularımı kaçıracak, yalnız başıma uyuyamayacağım bir korku kitabı bekliyordum ama kitap daha çok paranormal olayların olduğu polisiye-macera türünde bir kitap çıktı. Bu durumdan şikayetçi miyim? Asla... çünkü korku olsaydı tadını çıkaramazdım ama bu türde tadını son sayfaya kadar çıkardım. Ve aşırı derecede çok beğendim. Beklediğimden çok başka bir şey okudum ve inanın her bir satırı benim için oldukça tatmin ediciydi. Jeff Gunhus, ülkemizde ikinci kitabı yayınlanmış bir yazar. Kurguları akıcı, sürükleyici, merak uyandırıcı ve sonunun ne olacağının bilinmezliğiyle okuduğumuz bir yazar. Keza bu kitabında da öyleydi. Oldukça akıcı bir merak uyandırıcı bir kurgusu vardı. Ne olacağını nasıl olacağını merak ediyoruz ama aynı zamanda sonunu nasıl bağlayacak ve bilinmezlikleri nasıl çözümleyecek onun da heyecanı içerisinde gerilerek okuyoruz kitabı. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Jake kızları Becky ve Sarah ile aşırı yağmurlu bir akşamda eve dönerlerken girdikleri bir istasyonda esrarengiz bir adamla karşılaşırlar. Bu adam Jake ve ailesinin başına bela olacağının sinyallerini verir. Jake bazı doğaüstü olaylara tanık olurken küçük kızı Sarah'ın özel bir çocuk olduğunu ileri süren adamlarla da uğraşmak zorunda kalır. Çünkü bu adamlar Sarah'nın peşindeler. Onu kaçırıp kendi emellerine alet ederek öldürmeyi planlamaktadırlar. İşin kötü tarafı Sarah da özel bir çocuk olduğunu kanıtlayarak doğaüstü yetenekler sergilerken bu adamların kendisini neden istediğinin de farkındadır. Jake hem kızını korumaya çalışırken hem de kendisini karısına ve polislere inandırmaya çabalamaya çalışır. Ancak Jake'in tahmin etmediği şey, birkaç adamla sınırlı kalan olayın aslında oldukça büyük bir olay olduğu ve açıklanamaz olaylara sebebiyet verdiğidir. Öncelikle hiç de kitabın lanse edildiği gibi hayaletli, ruhlu bir korku hikayesi olmadığı konusunda sizi uyarayım. Bazı paranormal olaylar söz konusu evet ama bu herkesin hevesle izlediği Supernatural dizisinde olan olaylar gibi... Ayrıca bazı doğaüstü ve açıklanamaz olayları da göz önüne alırsak pek de korkutucu değil daha çok klasik fantastik yaratıklı kitapların yer aldığı hikayeler kadar ürkütücüdür. Ancak şunu da itiraf edeyim, küçük bir kız ve bir baba söz konusu olduğu için ve bir bilinmezlikle savaşıldığı için istemsizce gerileceğiniz yerler olacaktır. Bütün bu uyarıları yaptıktan sonra yorumuma gelecek olursak, ben kitaptaki kurgunun bütünlüğünü çok beğendim. Olayların gidişatı, döngüsü, birbirleriyle bağlantıları falan çok güzeldi. Havada kalan ya da gereksiz yere boy gösteren hiçbir karakter yoktu. Hepsinin bir sebebi vardı bunu sevdim. Kitabın zaman zaman tahmin edilebilir zaman zaman tahmin edilemez boyutlara ulaşmasını ise ayrı bir sevdim. Ben beni şaşırtan yazarları severim ve Jeff Gunhus'da bunu yapmıştı kitabında. Evlat sevgisi muhteşem bir şekilde anlatılmıştı. Özellikle Jake'in arkadaşı Max'in yaptığı çok güzeldi. Evet,, evlat sevgisi bencilce duyguların bir kenara atıldığı sevgi bunu çok güzel göstermişti yazar. Sanırım bir baba olmasında bunun payı var :) Kitabın sonundaki adrenalin çok güzeldi, Öyle bir son düşünmemiştim, ama hoşuma gitti açıkçası. Çok sevdim o sonu... Son bölüm ise... uvvv ikinci kitapta bizi heyecanlı şeyler bekliyor diye düşünmeme neden oldu. Kitaba dair çok detaylı yorum giremiyorum, çünkü bu bir aşk romanı değil ki size spoiler vereyim. Bu tür kitaplara spoiler vermek demek bütün ince sırları ortaya dökmek demek ve bu da kitabın büyüsünü bozar. Ama ben çok beğendim. Dediğim gibi korku diye başladım ama paranormal gerilim türünde bir kitapla karşılaştım ve bu durumdan çok memnun kaldım. Eğer ki gerilim kitaplarını seviyorsanız deneyin. Paranormal veya doğaüstü kurguları seviyorsanız deneyin. Bir babanın evladı için neler yapacağını okumak istiyorsanız deneyin. Bence bu kitabı bir deneyin :)

Sakın Bitti Deme
6/1030.11.2018

Baskı: Sakın Bitti Deme

https://illekitap.blogspot.com/2018/11/amanda-scott-sakn-bitti-deme-iskoc.html İskoç Şövalyeleri serisinin 3. kitabı Sakın Bitti Deme kitabıyla seriyi sonlandırdım. Açıkçası bu seri benim her okuduğum ya da okuyacağım İskoç hikayesinin muhteşem olmayacağını anlamamı sağlayan bir tecrübe oldu. Çünkü hep çok güçlü kalemler okumuşum bu türde ve bazı kitaplar onlar kadar iyi değilken okumak baya bir zorladığını fark ettim. Seriye başladığımdan beri dile getiriyorum, yazarın bir sonraki kitabı bir öncekinden daha iyi diye. Bu kitapta ilk iki kitaptan daha iyiydi. Zaten ilk kitap tam bir fiyaskoydu ama ikincisi ondan bir tık daha iyiyken bu kitap ikiden bir tık daha iyiydi. Bu seri şöyle 6-7 kitaplık bir seri olsaydı muhtemelen son kitap zirve olurdu diye düşünüyorum. Öncelikle, kitabın konusuna değinmeyeceğim çünkü arka kapak yazısı yeterince açıklayıcı dolayısıyla direk yoruma giriyorum. Bu kitapta Jake'i okumak çok güzeldi çünkü en merak ettiğim karakterdi diyebilirim çünkü ne Fin gibi ne de Ivor gibi güçlü toprak sahiplerinden değildi. Bir denizcinin oğluydu ve muhteşem bir denizciydi kendisi de. Aynı zamanda Fin ile Ivor'un da en yakın arkadaşlarındandı. Bu yüzden onu okumak çok güzeldi. Hikayesi de oldukça iyiyidi aslında hem Alyson ile tanışmaları, Alyson'ın evli olması ve sonrasında gelişen olaylar çok güzeldi. İkisinin arasında ilk karşılaştıklarından harlanan ama önlerine konulan engelle geri adım atmak zorunda kalan Jake'e rağmen ikinci karşılaşmalarında aralarındaki çekimin aşka dönüşmesini okumak çok güzeldi. Ivor'un hikayesinden bir tık daha iyiydi aşk konusunda ama ilk kitaptan beri dilimde tüy bitti bunu söylemekten, savaş sahnesi bakımından geri planda kalmıştı. İlk kitaptan beri savaş çıkacak atılımlar yapılıyor ama bizim şövalyeler bunu engellemeyi başarıyorlar. Fin'in kurnazca yaptığı planla setleri yıkması, Ivor'un tek bir ok atışıyla savaşı durdurması ve Jake'in konuşmasıyla olayların alevlenmeden durması falan... bana olmamış, yarım kalmış, geçiştirilmiş hissi verdi. Yani şöyle düşünün, bu türü okuyanlar bilir, Alyson kaçırılıyor ve Jake onun izini buluyor ama adamlarla savaşmasına gerek kalmadan olayı hallediyorlar. Sanki Amerika yapımı bir filmde arabulucularla cinnet geçiren bir adamı mantıklı düşünmeye davet ediyorlarmış hissi verdi. Olmadı.. İskoç kitaplarına yakışmıyor bu bence... nerede savaş, nerede kılıçların havayı yaran tiz seslerinin betimlemeleri... nerede sevdiği kadın için hayatını tehlikeye atmayı göze alan adamlar... Bu kısımlar beni tatmin etmedi açıkçası. Bir de bütün seri boyunca bizim adamların Albany'e karşı Kral'ın çocuklarını korumalarını desteklemelerini okuduk. İkinci kitabın sonunda tahtın birinci varisi öldü, bu kitabın sonunda kral öldü ve küçük oğlan kitabın başında kaçırıldı. Nerede, ne yapıyor belli değil ama kitap bitti. Albany ülkenin valisi oldu, ülkeyi yönetiyor. Biraz yarım kalmışlık hissi verdi açıkçası. Tamam aşık oldular, evlendiler, sonsuza kadar mutlular bitti olmamalıydı. Sonrasında olması gereken çok mühim bir olay var. Tahtın tek varisi James nerede? Açıkçası bu seri hiçbir şekilde beklediğim gibi çıkmadı. Bir çok yönden beni hayal kırıklığına uğrattı. Tavsiye eder miyim? Bilemiyorum. Ancak şunu söyleyeyim İskoç hikayeleri benim elimde en fazla iki gün kalır, işten eve gelir heyecanla alırım elime ve gece yarılarına kadar okurum ama ne yazık ki bu seride bunu yapamadım ve iki haftada 3 kitabı zorla bitirdim. Bu yüzden tavsiye eder miyim? Tercihi size bırakıyorum.

Yalan da Olsa
6/1025.11.2018

Baskı: Yalan da Olsa

https://illekitap.blogspot.com/2018/11/amanda-scott-yalan-da-olsa-iskoc.html İskoç Şövalyeleri serisinin ikinci kitabı Yalan da Olsa'yı okudum. Açıkçası ilk kitabı pek beğenmedikten sonra bu kitaba dair beklentim çok düşüktü. Ama şunu gördüm ki ilk kitap Aşkta İntikam Olmaz'dan bir tık daha iyiydi. En azından ondaki gibi aşk damdan düşer gibi olmamıştı ve daha belirgin bir amaç vardı. İlk kitabı beğenmediysen bunu neden okudun ki? diye düşünenler olabilir ama seriyi zaten almıştım. İskoç olunca hep beğenecekmişim gibi düşünüp kitapları alıyorum ve sonuç ortada... almışken de okumamak olmazdı bence. Ben de okudum ve gördüm ki ilk kitaptan daha iyiydi ama yine de mükemmel değildi. Yazarın kalemi gereği sanırım kurguları çok bir durgun, bir hareketlilik yok ve savaş sahnesi yazmayı pek sevmiyor. Bu kitabın sonunda olması gereken savaş sahnesi yazılmamış, geçiştirilmişti mesela. Çok çabuk oldu bittiye gelmişti ve ne yazık ki bu biz İskoç severlerin pek alışık olmadığı bir durum. Ivor ile Marsi arasındaki aşk bu sefer Fin ile Catriona arasındaki gibi damdan düşer gibi değildi. Direk yavaşça temelleri atılarak, ilk önce cinsel çekimle başlayıp sonrasında yavaşça filizlenerek başlayan bir aşktı. En azından o kısım da ilk kitaba göre baya bir gelişme var diyebilirim. Kitap genel olarak Ivor'un Marsi ve küçük prens James'i korumak için Piskopos Traill'in yanına götürme yolculuğunu anlatıyordu. Zaman zaman hareketlenen ve bir aksiyon çıkması olası olan yerlerde ne yazık ki beklediğim gibi aksiyon olmadı ama kitabın sonunda bir savaş sahnesi söz konusuydu ve hatta ilk kitaptan tanıdığımız Fin'de boy gösterdi ama yorumumun başında da dediğim gibi biraz oldu bittiye gelerek geçiştirilmişti. Daha detaylandırılabilinirdi bence o kısım. Bir de ilk kitapla bu kitabın çevirmenleri farklıydı. Bu yüzden ilk kitapta karakterlerin Piskopos Traill'in taktığı lakapları hep orijinal dilinde okuduk. Fin için Lion, Ivor için Hawk'ı okuduk. Ancak bu kitapta direk Ivor için atmaca ve Fin için de aslan olarak yazılmıştı. Sadece ben mi takıntılıyım bu konuda bilemiyorum ama bence uyumsuzluk olmuştu. Ya ilk kitaba sadık kalıp o şekilde lakapları kalacaktı ya da ilk kitapta da Türkçe yazacaktı. Bu uyumsuzluklar pek hoş olmuyor ne yazık ki :( Bunların haricinde kitaba dair söyleyebileceğim bir şey yok. Genel olarak ilk kitap kadar kötü değildi ama çok da iyi değildi benim nazarımda 5 üzerinden 3 lüktü. Her kitabın bir öncekine göre daha iyi olduğu söz konusu gibi görünüyor ve dolayısıyla son kitabın daha iyi olduğunu düşünmeden edemiyorum. Bakalım nasıl çıkacak serinin son kitabı Sakın Bitti Deme...

Baskı: Aşkta İntikam Olmaz (İskoç Şövalyeleri, #1)

https://illekitap.blogspot.com/2018/11/amanda-scott-askta-intikam-olmaz-iskoc.html İskoç Şövalyeleri Serisinin ilk kitabı Aşkta İntikam Olmaz kitabının yorumuyla karşınızdayım. Normalde İskoç hikayelerini seven benim için bu kitap elimde çok uzadı. Hasta olduğum için mi yoksa okurken çok sıkıldığım için mi çözemedim açıkçası ama ne yazık ki ne alırken ki hevesim ne de okurken ki beklentimi karşıladı. Sanırım kitap için beklentimi çok yükseltmiştim. Amanda Scott'ın kitabın sonunda okurları için yazdığı yazıya göre şunu söylemeliyim ki evet kitap araştırılarak yazılmış ve tarihi bilgilere dayanıyor ama gerçek bilgilerden kurgulanarak yazılan bir çok bu türde kitap okudum ve hiçbirinde bundaki gibi sıkılmadım ya da kitap elimde bitmek bilmedi. Böyle düşünmemin sebebi belki de griple boğuşuyor olmam bilemiyorum ama serinin diğer kitapları da elimde olduğundan dolayı kesinlikle diğer iki kitabı da okuyacağım onlar da böyleyse sorun ben de değildir derim :) Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse ile başlayan paragraflarda kitabın kısaca konusuna değinirdim ama bunda değinmeyeceğim çünkü arka kapak konusu yeterince bilgi veriyor dahası spoiler olur. Kitapta sevdiğim yerler vardı. Mesela başlaması... ya da kitabın sonundaki Comyn'ler ile olan set, savaş muhabbeti... daha güzel yazılabilir miydi? Evet orada harbi savaş sahnesi okumayı isterdim. Ya da ilk bölümde Fin'in ailesinin savaştığı kısımda daha detay okumayı çok isterdim ama ne yazık ki her en kadar güzel olsa da biraz fazla geçiştirilmiş hissi verdi. Fin ile Catriona arasındaki arkadaşlık güzel başlamıştı ama aşka biraz fazla hızlı döndü. Sanki yazar hadi ben bunların arasını yapayım demiş de birden akıllarına bu fikir gelmiş gibi oldu. Biraz duygu bakımından havada kalmış gibiydi. Aslında kitapta tatmin etmeyen çok fazla şey vardı ne yazık ki ve beklediğim İskoç kitabı değildi. Umarım serinin diğer kitapları da bunun gibi değildir yoksa cidden bu seri bende büyük bir hala kırıklığı olacak.

Baskı: Tutku Çemberi (The Risande Family #1)

https://illekitap.blogspot.com/2018/11/paula-quinn-tutku-cemberi-risande.html Ve bu ay okuduğum 5. historical romans aynı zamanda ayın beşinci kitabı. Bu türe olan özlemim sanırım hem kitapları elimden bırakamamamı hem de hızlı okumamı sağladı. usta kalemler okuduktan sonra şimdi daha önce adını duymadığım bir yazar olan Paula Quinn'in kitabını okuyorum. Bu kitap The Risande Ailesi serisinin ilk kitabı ve büyük ağabey Brand Risande'nin kitabıydı. Serinin ikinci kitabı bu kitapta da tanıdığımız Dante'nin kitabı ve üçüncü kitap ise yine bu kitabın sonunda öğrendiğimiz küçük kız kardeşlerinin kitabı. Ancak yayınevi biliyorsunuz ki bu türü çok nadir yayınladığı için muhtemelen devamı gelmeyecek ve bizler de okuyamayacağız. Bir gün yayıncıların tekrardan bu türe yönelmelerini temenni ederek yorumuma geri dönüyorum. Paula Quinn, kurgusu akıcı, sürükleyici ve her historical romansta olduğu gibi savaş, ihanet ve aşk doluydu. Bence eksiklikleri vardı bu yüzden çok çok iyiydi diyemem ama bu türün okurlarının seveceği bir kitap olduğunu düşünüyorum. Tabi usta kalemlerle kıyaslanmadan okudunduğunda. Önce konuyu kısaca bir özet geçip detaylı yoruma gireceğim: Babası savaşı kaybedince toprakları Lord Brand Risande'ye geçince evini terk etmemek için kralın emriyle Brand ile evlenmek zorunda kalan Brynna evleneceği adamın daha önceden sevdiği kadınla aşk yaşadığı bir ana tanık olup çok etkilendiği hayallerini süsleyen ve içten içe ona duygular beslediği adam olduğunu öğrendiğinde şaşkınlık geçirse de bu evliliği kabul etmek zorunda kalır. Çünkü ya evlenecek ya da doğduğu, büyüdüğü ve sevdiği herkesi geride bırakıp o topraklardan ayrılacaktır. Brand, nişanlısı tarafından ihanete uğrayıp da kadınlara tekrar güvenmeyip kalbini kapatan bir adamken evliliği istemeyerek kabul ettiğinde Brynna'nın güzelliğinin, tutkusunun, masumiyetinin, asilliğinin, cesaretinin onu büyüleyeceğini hiç hesaba katmamıştı. Kendisine direnirken ördüğü duvarları bir bir yıkan genç kadına yenilmeye başladığında ise karşısına eski nişanlısı çıktığında işler daha da karmakarışık olmak üzeredir. Konusu aslında oldukça ilgi çekici gelmişti bana bu yüzden almıştım ve konusunu da sevdim aslında. Arkadaşlıklar, diyaloglar ve aşk çok güzel işlenmitşi ama aşk aynı zamanda biraz fazla -cığımlı -ciğimli moda geçmişti. Öncelikle söylemek istiyorum ki historical romanslarda 'karıcığım' ya da 'kocacığım' diye tabirlerin olmaması gerektiğini düşünen sadece ben değilimdir herhalde. Ben şahsen orijinal metinden okumamış olsam da o kısımlarda yazan yazının "my wife" ya da "my husband" olduğunu düşünüyorum ve bunu bizim çevirmenlerimiz karıcığım-kocacığım diye çeviriyorlar ve edisyondan da sanırım öyle geçiyor. Arkadaşlar yapmayın ama... "karım" ya da "kocam" tabirleri olmuyor mu özellikle İskoç içerikli ya da savaşçı içerikli kitaplarda? Bir Garwood'larda McCarty'lerde öyle görmedik mi? Bir İskoç savaçlıya nasıl "karıcığım" kelimesini yakıştırıyorsunuz? Açıkçası bu kısıma çok fena takıldım çünkü çok eğreti duruyor karakterlerde. Beni kitapta en rahatsız eden kısım açıkçası burasıydı. O kısım olmasaydı ve tam da istediğim şekilde olsaydı kitabı daha çok severdim sanırım. Çünkü Brand'ın kalbi zaten kırılmışken karısının aşk ile yaklaşımın ve aşkı talep etmesine karşılık verdiği tepkileri çok iyiydi. Benim hoşuma gitti. Dante, William ve Richard ile olan konuşmalar, diyaloglar süperdi. Özellikle bu kişilerin Brynna ile olan bazı sohbetleri oldukça eğlenceliydi. Colette'nin yanlarına gelmesinden sonra bence kitap baya hareketlendi. Bir başlarda ilk 150 sayfa falan çok iyiydi. Sonrasında Brand ile Brynna evlendi falan hafif monotonlaşma oldu sonra Coletta geldi ve tekrar hareketlendi. Ben bu kısımları sevdim. Bazen aşk pıtırcığına kaçar tavırları vardı karakterlerin ama bazen olması çok rahatsız etmedi beni. Ama olmasa daha çok hoşuma giderdi. Kitabı genel olarak değerlendirdiğimde çevirideki o bahsettiğim sıkıntı olmasa çok güzeldi derdim ama ne yazık ki o detay beni oldukça rahatsız ediyor bu türdeki kitaplarda. O yüzden iyiydi. Benim nazarımda 5 üzerinden 4'lüktü.

Baskı: Asla Bir İskoçyalı Sevme (The Mccabe Trilogy #3)

https://illekitap.blogspot.com/2018/11/maya-banks-asla-bir-iskocyal-sevme.html Veee McCabe Kardeşlerin küçüğü Caelen McCabe'in kitabını da bitirerek McCabe Trilogy serisini bitirmiş bulunuyorum. Üç tane peş peşe İskoç hikayesi okumak beni inanılmaz tatmin etti ve özlemimin birazını giderdi. Bundan sonra bu kadar ara vermeyip, elimdeki historicalları olmadı İskoç'ları okuyarak arada kendime ziyafet çekmeyi planlıyorum :) Maya Banks'in okuduğum üçüncü kitabıydı ve şunu söylemeliyim ki her kitabı bir öncekinden daha iyiydi. Alaric'in hikayesinin hala en iyisi olduğunu düşünüyorum ama sıralama yapmam gerekirse kesinlikle önce Alaric sonra Caelen ve en sonunda da Ewan derim ki Ewan ilk kitaptı ama benim nazarımda kardeşlerinin aşklarının yanında gölgede kaldı. Yine akıcı ve sürükleyici bir konusu vardı. Diğer iki kitaba göre daha savaşlı ve eğitimli olmanın yanında zaman zaman daha duygusal zaman zaman da savaşlıydı. Savaşlı demem şundan dolayı hiç savaşmayı bilmeyen bir klana yani McDonald'lara Caelen hem savaşmayı hem de güçlü savaşçılar olmayı öğretiyordu bunun için daha savaşlıydı. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Alaric sevdiği kadın Keeley ile evlendiği için Rionna ile evlenmek durumunda kalan Caelen, artık McDonald'ların lordu ve klanın yeni sahibi olarak McDonald topraklarına gider. Onun bu ani lordluğunu kabullenemeyen bir halk ile karşı karşıya kalırken Rionna'nın savaşçı kişiliğini törpüleyip daha kadınsı olmasını ve bir leydi gibi davranmasını talep eden Caelen'e de bu tutumlarından dolayı bilenmiş olan halkın daha da tepkisini almıştır. Geçmişte sevdiği kadın tarafından ihanete uğrayan Caelen bir daha bir kadına güvenmemeyi düşünürken usulca kalbine yer edinmeye başlayan Rionna için ve McCabe'ler için savaş hazırlığındayken olaylar iyice çığırından çıkarken hem Rionna'yı hem halkını hem de kardeşlerini korumak zorunda olmasının verdiği sorumlulukla çalışır. Ancak ne kadar çabalarsa çabalasın başta istemediği bir klanın lordu olacak ve usulca kalbine yerleşen Rionna'ya aşık olacaktır. Ama en büyük düşmanları Cameron hala olduğu yerde dururken savaş kapıda pusuda beklemektedir. Caelen'in klanın güvenini kazanıp da sadakat yemini etmelerini sağlamasını okumak çok güzeldi. Bir halkı en baştan yaratıyordu resmen. Rionna ile aralarındaki ilişki de oldukça hoştu. Rionna'nın düşünmediği ve alıştığı tavırları törpülemeye çalışırken farkına varmadan genç kadını daha fazla yaraladığını görmesi ve onu olduğu gibi kabullenmesi çok güzeldi. Caelen'in Rionna'nın saldırıya uğradığı zaman ki tavırları, hamile olduğunu öğrendiği tavırlarına kadar her adımında adamı sevdiğimi söylemeliyim. Rionna'yı ise, en başından sevmiştim zaten. Tam bir savaşçı prenses! Hatta kocasının Cameron'un tuzağına düştüğünü öğrendiği davranışları süperdi. Kesinlikle Caelen gibi bir savaşçıya da en az onun kadar iyi bir savaşçı kadın eşlik etmeliydi. Ben bu seriyi çok beğendim. İskoçları severler mutlaka okusun! Historical romans severler de okusun. Her iki türü de bilmeyenler için doğru bir zaman mutlaka el atsınlar seriye. Her ne kadar artık ülkemizde tutulmadığı, satmadığı söylenerek yayınlanmayan bu türün en kısa zamanda yeniden yayınlanmasını umuyorum. Her ne kadar satmadığını söyleseler de bu türün inanılmaz çok okuru var ve bunu bir gün fark ederler. Maya Banks'in diğer kitapları nasıl bilmiyorum ama McCabe Trilogy'nin her bir kitabı birbirinden güzeldi. Tavsiye ederim :)

Baskı: Sürgün (The Mccabe Trilogy,# 2)

http://illekitap.blogspot.com/2018/11/maya-banks-surgun-mccabe-trilogy-2.html Bir kez daha bu ayı historical romans ayı yaptığıma memnun oldum yoksa McCabe Üçlemesi'ni okumayı devamlı erteleyecek ve böylesine muhteşem İskoçlardan mahrum kalacaktım. Benim gibi İskoç sever biri için oldukça kötü bir durum... bütün İskoç'ları okumalıyım ve hepsini kitaplığıma sıralamalıyım.. :) Maya Banks'in okuduğum ikinci kitabı aynı zamanda McCabe Üçlemesi'nin de ikinci kitabı Sürgün'de en az ilki kadar iyiydi hatta bence ondan daha da iyiydi. Yine akıcı ve sürükleyici bir kurgusu vardı kitabın ama bu sefer aşk ile görevler arasında kalmış bir çift vardı. Belki de bu imkansızlık kitabı ilk kitaba göre daha iyi yaptı benim gözümde bilemiyorum. Kitabın konusuna değinip ondan sonra detaylı bir yoruma gireceğim; İskoçyalı'nın Kolları kitabından tanıdığımız Alaric McCabe, ağabeyi ve erkek kardeşi Caelen ile beraber düşünülerek aldıkları kararlar sonrasında daha güçlü olup düşmanlarını yenebilmek adına McDonalds Klanı ile anlaşma yaparak McDonalds'ın varisi Rionna ile evlenmeye karar verir. Ağabey Ewan gibi aşkı bulma ümidinden vazgeçerek görevi için evlilik yoluna girmeye karar veren Alaric, Rionna'nın klanına giderken saldırıya uğrar ve ağır bir şekilde yaralanır. Onu bulan Keeley hem Alaric'i iyileştirmeye çalışır hem de kapısına gelen ve ağır yaralı bu askere farkına varmadan aşık olmaya başlar. Alaric'in yaralanıp ortadan kaybolmasının ardından McCabe kardeşler onları bulduktan sonra Keeley'i de alarak Alaric'i kendi topraklarında iyileştirmesini ister. Kendi klanından sürgün yemiş olan Keeley, kimsesizliği ile McCabe topraklarındaki sahiplenilme karşısında bir yere ait olmanın ne demek olduğunu yeniden tadarken Alaric'in Rionna ile evlenmek zorunda olduğu gerçeği ile sarsılır. Alaric ve Keeley, aşklarını geçici süreliğine de olsa yaşayıp sonrasında kalplerine gömüp Alaric'in görevini yerine getirmeye karar verirler. Kalpleri birbirleri için çarpsa da kaderlerinin ayrı olduklarını düşünürken aslında kaderin onlar için o kadar inanılmaz bir sürprizi vardır ki bütün sorunlar çözülürken aslında yeni sorunlar boy gösterir. Öncelikle kitapta Ewan ve Mairin'i bolca görmemiz kadar güzel bir şey olamaz. Aşık bir adam olan Ewan'ın şimdi doğumu yakın olan Mairin için endişelenmesini okumak çok tatlıydı. Ayrıca bu sefer Christina ile Cormac'ı da mutlu sona uğurladık. Onları da ilk kitapta bolca görmüş birbirlerine attıkları kaçak bakışları yakalamıştık. Onları da mutlu sona uğurladık bence yazar burada bu detayı işleyerek çok güzel yapmış. Bir okur olarak yan karakterlerin de aslında ne kadar önemli olduğunu görmeyi çok severim, yazar bana bunu tattırdı. Alaric ile Keeley arasında geçenler çok romantik, çok duygusaldı ve hüzün doluydu. Alaric'in yapmak zorunda olduğu evliliğe kadar birbirleriyle geçirdikleri zamanı biriktirip gelecekte o anılarla teselli bulma çabalar... Bu paragraf spoiler olacak ama, kitapta en çok yaralayan kısımlardan biri Alaric'in evlenmeden önceki gece göl kenarında Keeley'e veda edip son kez sarılıp öpmesi... bunun için Caelen'in yardımcı olması... bir diğeri de Keeley, Alaric'i korumak için okun önüne atlaması ve ölümle burun buruna gelmesiydi. O son sahnede Alaric, Keeley'i tekrar göl kenarına götürüyor, ona gerçekten veda edişi...gözlerimi doldurdu. Cidden muhteşem ötesiydi. İşte bu sahneler yüzünden ilkinden daha iyiydi diyorum. Çünkü aşkı iliklerine kadar hissettiriyordu. Kitabın sonlarında Caelen'in yaptığı muhteşemdi. Hayranlıkla okuduğum sayfalardı ve hep olmasını istediğim şey oldu. Rionna'nın verdiği tepkiye ben de şaşırdım ve içimden bir ses başka sebepler de olduğunu söylüyor sanırım o kısımları 3. kitapta okuyacağım. Mutlu sonları seven bir okurum ve şunu söylemeliyim ki Alaric ve Keeley'e mutlu son çok yakıştı :) Bu seriye mutlaka el atın! Benim gibi bu türü, İskoçları seviyorsanız kaçırmayın! Bu arada aşağıda size birkaç tanecik alıntı da bıraktım ;)

ÖncekiSayfa 14 / 39Sonraki