inci
@inci

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Aşka Tutsak
10/1020.05.2019

Baskı: Aşka Tutsak

http://illekitap.blogspot.com/2019/05/jennifer-royce-aska-tutsak-asil.html Jennifer Royce kalemine bayıldığım, kendi kültürü olmamasına rağmen oldukça güzel bir şekilde historical romans türünü kaleme alan güçlü Türk yazarlardan biri. Bu türün okurları mutlaka okumalı ve asla es geçmemeli bu yazarı bence. Yazarın sadece aşkı değil aşkın içerisine hafiften macerayı karıştırmasını çok seviyorum. Bu kitapta da vardı o kurgu. Ayrıca intikam, hırsı ve paylaşamayacak kadar güçlü bir aşkın varlığı kitabı daha da eşsiz kılmıştı benim nazarımda. Direk yoruma girdim ama kısaca konuya değinmek gerekirse, ilk gördüğünde birbirinden etkilenen ve görüşmeye başlayan Jess ile Dante birbirlerine karşı duydukları aşkla her şeyin yolunda olduğunu düşündükleri anda büyük bir ihanet aralarına girer. Her iki tarafda kendilerinin ihanete uğradığını düşünerek birbirlerine karşı duydukları nefretle 5 yılı geride bıraktıklarında onca yaşanmışlığın ardundan ilk olarak ansızın bir gece bir baloda karşılaşırlar. Üstelik Jess, Dante'nin kuzeninin kocasının kolunda metresi olarak. Olaylar ondan sonra patlak veriyor. Dante, dük olmanın verdiği güce ve otoriteye dayanarak Jess'in hayatını zindana çevirmeye ve ihanetinin intikamını almaya kararlıyken olaylar bambaşka boyutlara gider. Jess de Dante de olayların gidişinde intikamlarını almaya ve birbirleriyle savaşırken kalplerinde közlenmiş olan aşk tekrardan harlanmaya başlamaktadır. Dante'nin Jess'i planlı bir şekilde ağına düşürmeye çalışması ve planları her seferinde Jess tarafından tersine çevrilmesi çok iyiydi. Hele ki metres muhabbetinde Jess'in yaptığı hamle muhteşemdi. Gemideki sayfalar ve adada yaşadıkları sayfalar ise... her ne kadar başlarda kızsam da Dante sonradan Jess'in gönlünü alan tavırları çok şekerdi. Önce ayrı ev açması sonra kendi evine taşıması her ne kadar itiraf edemese de içten içe Jess'e karşı duyguları, tavırları ve düşünceleri klasik Dük dedim yani. Hem inkar ediyor hem de kadından uzak kalamıyor. Ama sonunda da hep yapacak bir eşeklik buluyor sonra kuyruğunu sıkıştırıp özür dileme, kendini affettirme moduna giriyor. Ah siz Dükler :) Jess'e hayran kaldım. Bu tür kitaplarda güçlü, ayakları üzerine durabilen, erkeğe muhtaç olmayan ve kök söktüren kadın karakterlere hayranım. Jess tam da öyle bir karalterdi. Resmen Dante'nin burnunu sürttürdü ama tabi sonunda aşk kazandı. Kıyamadı sevdiğine... Kitapta geçmişe dönük sayfalar vardı o sayfalar tam da Dante ve Jess arasındaki o intikamı hevesini ve nefreti açıklıyordu. Direk geçmişten başlasaydı bu kadar iyi durur muydu bilemiyorum ama aralarda olmasını sevdim. Kitapta haylaz kız kardeş Beatrice'i de okuduk ve çok çok sevdiğimi söylemeliyim. Resmen onu okurken kıkırdamamak ya da kahkaha atmamak imkansızdı. Çok sevdim Beatrice'i ve onun Sean ile olan kitabını hevesle bekliyorum çünkü Sean ile aralarında bir şeyler olmalı bence, onun bütün planlarını baltalayan Sean olunca ve yavaştan yavaştan çekici görünmeye başlamışken. Birbirlerine hitapları da çok iyi yalnız. Ama tabi söylemeyeceğim kitabı okuyun. :) Ayy söylemek istediğim çok sahne var ama söyleyip de spoiler olmaması için susuyorum. Ancak son balo sahnesinde Dante'nin yaptığı o adım... off adamım bu sefer çok muhteşem bir şey yaptın dedirtti. Ve bence Jess sıkı bir şekilde süründürmeliydi ama o baloda yaptığı şey bence güçlü bir kendini affettirme adımı oldu. Ayrıca bu kitap Asil Korsanlar serisinin ikinci kitabıydı. Birbirinin devamı niteliğinde değil ama karakterleri görmek mümkün. Mesela Fahid ve Sagirah'ı gördük. Tabi çok kısa bir an gördük ama Sean ile Beatrice'in kitabında daha çok göreceğiz sanırım çünkü Dante'nin kardeşi ile arkadaşı ile olunca daha çok görürüz ye düşünüyorum. Ben J. Royce kitaplarını cidden çok seviyorum ve sizlere de tavsiye ederim. Hele ki historical romans türübü seviyorsanız asla kaçırmayın derim ben.

Baskı: Müstakbel Koca Listesi (Effington’s #2)

http://illekitap.blogspot.com/2019/05/victoria-alexander-mustakbel-koca.html Favori historical romans yazarlarımdan biri olma yolunda ilerleyen Victoria Alexander'ın okuduğum ikinci kitabı Müstakbel Koca Listesi oldu. Bu kitap Effingtons Serisinin ikinci kitabıydı. İlk kitap Evlilik Oyunuydu ikincisi de buydu. Eğlenceli, romantik, aile ve arkadaş ilişkilerine değinen, aşkı es geçmeyem bir kurgusu vardı. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Gillian kocası öldükten sonra kendi hayatına devam etmeye çalışan ve ailesinden aldığı maddi destekle yaşamını sürdüren bir duldur. Asla aşık olmadan evlenmeyeceğini söyleyen genç kadın Amerika'da yaşayan akrabalarından kendisine miras kaldığını öğrenir ancak o mirası alabilmesi için 30 yaşına gelmeden evlenmesi gerekmektedir. Yaptığı listenin en başındaki maddi yönden sıkıntıda bir kont olan Richard ile evlenmeye karar verir. Kağıt üzerinde evlilik amaçlayan Gillian'ın aksine Richard gerçek bir evlilik istemektedir. Bu durumda önlerindeki zamanı iyi değerlendirerek birbirlerini tanımaya çabalayan ve flörtleşen iki gencin arasında büyük bir sır vardır. Fransız ressam kimliği altında resim yapan Richard... Kitap ciddi anlamda eğlenceli sahnelere ev sahipliği yapıyordu. Okurken sırıttığım, kıkırdadığım ve eğlendiğim birçok satır olduğunu söylemeliyim. Richard'ın kızkardeşleriyle iletişimi ve onlar için göze aldıkları çok güzeldi. Aynı zamanda Gillian ile olan sayfaları da öyle. Aralarındaki atışmalar, aileleriyle olan diyalogları, arkadaşlıkları çok güzel işlenmişti. Aşk da çok güzel anlatılmıştı. Bütün tereddütlere, çelişkilere rağmen o kadar güzel analtılmıştı ki aşkın doğup büyümesini ve arzuyla harmanlanmasını okuduk resmen. Richard'ın Gillian'ın ölmüş kocasını okuması bile o kadar güzeldi ki. Ay ben bu kitabı çok sevdim ki dediğim gibi bu yazar benim favori yazarlarımdan biri sayılır artık. Yazarın diğer kitaplarını da alacağım mutlaka.

Paket
8/1011.05.2019

Baskı: Paket

http://illekitap.blogspot.com/2019/05/sebastian-fitzek-paket.html Göz Koleksiyoncusu kitabıyla tanıdığım ve sevdiğim yazar Sebastian Fitzek'in ikinci kitabıyla karşınızdayım. Yazarın dur durak bilmeden kitapları çıkıyor Pegasus logosuyla ve ben de yakalamak adına her ay yazarın bir kitabını okumaya kararlıyım. Öncelikle iki kitabını okumuş bir okur olarak şunu söylemeliyim ki, kitaplarının sonunda kurgu öyle bir noktaya geliyor ki yok artık diyorsunuz. Sizi oldukça şaşırtan sonları olduğunu garanti ederim. Göz Koleksiyoncusu'nda okuduklarıma inanamadığım için ikinci kez okumuştum son kısımlarını bu kitabı okurken de son bölümde de oldukça şaşırdım. Yazarın tarzı bu sanırım. Ters köşe yapıp, okuru şaşırtmak. Kitabın türü kesinlikle psikolojik gerilim... özellikle bu kitapta bunu çok hissettiğimi söylemeliyim çünkü öyle noktalar vardı ki okurun bile okuduklarından şüphelenmesine neden olacak şekilde kafasını karıştırıyordu. Kitabın kısaca konusunu anlatmak gerekirse; psikoloji uzmanı olan Emma, konferans için gittiği otelde kaldığı gece tecavüze uğrayıp bebeğini kaybediyor ve tecavüzcüsü tarafından saçları kazıtılıyor. O sırada kendinden söz ettiren ve eskortları saçlarını kazıyarak öldüren bir seri katilin kurbanı olduğuna inanan Emma, kimseye kendini inandıramaz. Herkes çok hareketli bir hayal gücü olduğuna ve yaşadıklarının da onun hayal gücü olduğuna inanıyor. Ancak Emme kendini eve kilitliyor ve her daim o korkuyla yaşarken olaylar hiç de tahmin etmeyeceği boyutlara ulaşıyor. Şeytanıyla kendi savaşmaya çalışırken ortaya saklanan gerçekleri döküyor ve karşı karşıya kalmaması gereken şeylerle karşı karşıya kalıyor. Emma hem psikolojik savaş verirken hem de yaşamının savaşını veriyor. Kitabın sonunda bütün gerçekler ortaya dökülürken görünenin aslında hiç de öyle olmadığını okuyoruz ve evet bir yer de ilk izlenim ve yanılgıların insanı nasıl yanlışlara götürdüğünü de okuyoruz. Cinayet, ihanet, kumpaslar, gizemlerle dolu olan kurgu kitabı gerilim yaparken Emma'nın psikolojik savaşı kitabın... hayır aslında okurun psikolojik sınavı haline geliyor. Kitabın zaman zaman yavaş ilerleyen kurgusundan sıkıldığımı itiraf etmeliyim ama son 150 sayfada öyle bir hareketlendi ki... o zaman da elimden bırakamadım. Muhteşem değildi bence çünkü ben biraz hareketliliği severim belki kitabın kurgu gereği böyle olması gerek bilemiyorum ama durgunluğu sıkılmama neden oldu. Ancak hareketlendiğinde de alıp götürüyor okuru. Kitabı sevdim. Muhteşemdi diyemem ama çok güzeldi kurgusu. Normalde 5 üzerinden 5 verirdim ama sıkıldığım satırları göz önüne alırsam 4 derim. Ancak sizlere bu yazarı da tavsiye ederim.

Baskı: Hüküm (Salvation #4)

http://illekitap.blogspot.com/2019/05/corinne-michaels-hukum-salvation-4.html Avuntu'nun devam kitabı olan Hüküm'ü de hemen okudum. Zaten Avuntu'nun yorumunda demiştim kitabın çok nefes kesen bir yerde bittiğini ve devamına hemen başlayacağımı ve başlayıp bitirdim kitap. İtiraf etmek gerekirse bu kitabı da Avuntu kadar sevemedim. İlk kitaptan tanıdığımız ve sevdiğimiz çift olan Liam ile Natalie ilişkilerine mutlu mesut devam ederken Natalie'nin öldüğünü sandıkları kocası geri dönmüş kitapta orada bitmişti. Bu kitap da kaldığı yerden devam ediyor. Liam ile Natalie'nin aşkları çok fena sınanıyor ve Aaron da geri döndüğü için artık her şey karman çorman bir hal alıyor. Kitap başlarda Aaron ve Liam arasında kalan Natalie'nin seçimlerini anlatırken Liam'ın kendini geri çekmesi, bütün kararı Natalie'ye bırakması ve Aaron'ın karısını geri kazanabilmek için çabalamasını anlatırken kitabın yarısından sonra Liam ve Natalie'nin aşkına döndü olay ve tamamen aşk üçgeni mevzusu bir anda mutlu bir aşk hikayesi ile sonuçlandı. Öncelikle kitapta Natalie'nin Aaron'ın kendini aklama çabalarına hep sessiz kalıp tepki göstermedeki yetersizliği çok sinir bozucuydu. En başından beri tepki göstermesi gereken konularda sessiz kalıp da hep alttan alttan seni istemiyor imaları yerine açık açık kartlarını ortaya dökseydi her şey daha kolay olurdu bence. Tabi o zaman da sanırım kitap olmazdı .) Sevmediğim başka bir detay da... sen henüz bebek sayılabilecek kızını bırak sevgilinle iki günlük kaçamak yapmaya git... ahh hadi ama arkadaş olmaz böyle şeyler biraz gerçekçi olalım, yazar romantizm yazabilmek için bir annenin bebeğini ikinci plana atmasını yazmış resmen. Olmadı bu... Liam'ın baba olacağını öğrendiği kısımlardaki o duygu anlatımını çok sevdiğimi de söylemeliyim. Kitapta devamlı adı geçen arkadaşlıklar yine çok güzel kurgulanmıştır. Liam'ın görevdeylem ulaşılamadığı haberi geldiğinde kısımlar da öyleydi. Kitabın geneline bakılırsa ortalamaydı benim nazarımda çünkü olmamış çok fazla şey vardı. Bence Aaron ölmüş kalsaydı geri hiç dönmeseydi ve sadece bir kitapla hikaye bitmiş olsaydı da olurdu ki bence daha güzel de olabilirdi. Hadi bu kitap yazıldı o zamanda bazı olayları çok daha net çizgilerle yazıp da bu bir aşk romanı aşkı püskürteyim gerisini boş ver mantığı olmadan yazılsaydı daha iyiydi. İlk kitabı sevip de bu kitaba başlamaya niyeti olanlar kesinlikle çok büyük beklentiye girip de ilkiyle kıyaslamasınlar derim ben.

Avuntu (Salvation #3)
10/1001.05.2019

Baskı: Avuntu (Salvation #3)

https://illekitap.blogspot.com/2019/05/corinne-michaels-avuntu-salvation-3.html Bu seri Tüyap'tan beri kitaplığımda duruyordu ve artık okumalıyım diye düşünerek başladım. Aslında başlarda baya ön yargılı başladığımı itiraf etmeliyim çünkü bu seriye dair okuduğum yorumlarda kitapları kimisi göğe çıkarmış kimisi yere gömmüştü. O kadar zıt yorum okuduktan sonra bir yanım okuma derken diğer yanım da sen oku karar ver kimsenin etkisi alında kalma diyordu ve şimdi kitabın yorumuyla karşınızdayım. Corrine Michaels'ın ülkemizde yayınlanan iki kitabı var ve bunlardan biri Avuntu diğer ise Hüküm. Salvation serisinin üçüncü ve dördüncü kitapları ama devam niteliğinde bu iki kitap bu yüzden önce Avuntu sonra da Hüküm kitabını okumanızı tavsiye ederim. Yayınevi diğer kitapları da çıkarır mı bilemiyorum ama bence çıkarmalılar çünkü ben sevdim. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; artık hamileliğinin son dönemlerinde olan Natalie, asker kocasının yeni görevinden dönmesini beklerken bir akşam görevde kocasının öldürüldüğü haberi ile bütün hayatı değişiyor. Cenazesi, doğumu falan derken kendini her şeyden uzaklaştıran küçük kızı haricinde hiçbir şeyle ilgilenemeyen ve içine kapanan bir kadın haline geliyor. Tipik kocasına aşık bir kadının sevdiği adamı kaybetmesinin travmasını yaşıyor. Kimsenin yardımını kabul etmiyor falan derken kocasının çok yakın arkadaşı Liam, Natalie'nin bütün itirazlarına rağmen ona yardımcı olmaya çalışıyor. Onu tekrardan hayata döndürürken aralarındaki arkadaşlık aşka dönüşüyor. Tabi sadece bunu anlatmıyor çünkü bu süreçte hem Natalie hayata dönmeye çalışıp hayatına devam ederken aslında kocasıyla mükemmel olduğunu düşündüğü ilişkisinin aslında ne kadar pürüzler olduğunu ve kocasının aslında hiç de mükemmel olmadığını çok acı şekilde öğreniyor. Liam'ın Natalie'ye ve küçük kızı Aarabelle'ye tavırlarını çok sevdim. Liam cidden belki de her kızın rüyasındaki adam diyebilirim. Kitabı okuyanlarda yaptığımız sohbetlerde Liam'ı göğe çıkarıyorlardı ve şimdi onlara hak veriyorum cidden öyle bir adam. Natalie'ye herkes okurken çok kızmış aslında bu kitapta ben kızacak bir nokta bulamadım çünkü okurken kendimi onun yerine koyduğumda kocasının ölümünü kabullenemeyen ve kocaısnı seven bir kadının davranacağı gibi davrandı. İkinci kitaptaki tavırları nasıldır bilemiyorum ama bu kitapta hem acısını kabullenmeye çalışan bir kadın hem de kızını büyütmeye çalışan bir anneydi. Liam ve Natalie'nin arkadaşları falan çok güzeldi. O arkadaş ilişkisine bayıldım. Brittany detayı ise... aslında beklemediğim bir mevzuydu ve beni şaşırttı. Ancak bu kadının amacı neydi çözemedim. Eline ne geçti arkadaş bunları yapıp gerçeği su yüzüne çıkarmakla... Natalie ve Liam için her şey çok güzel giderken bomba bir gelişme oluyor ve kitap bu şekilde bitiyor. Bu gelişmeyi söylemeyeceğim aslında ben okurken meraktan kitabın sonuna bakmış ve öğrenmiştim ama sizler öğrenmeyin. En azından spoiler yemeyin :) Kitapta çok eğlenceli satırlar vardı gülümseyerek okudum. Çok sinir bozucu satırlar da vardı kaşlarımı çattım. Her duyguyu yaşattı bana bu kitap. Ben sevdim kitabı. Sizler neden sevmediniz bilmiyorum. Beklentim çok düşük başladım kitaba belki de bu yüzden bu kadar sevdim bilemiyorum ama cidden sevdim. Romans okurlarına da tavsiye ederim. Ayrıca yayınevinin orijinal kapak tasarımını kullanmasını sevdim çünkü karakterler tam da kitap kapağındaki karakterlere benziyordu :)

Göz Koleksiyoncusu
8/1027.04.2019

Baskı: Göz Koleksiyoncusu

https://illekitap.blogspot.com/2019/04/stephen-fitzek-goz-koleksiyoncusu-der.html Uzun zamandır okumak istediğim ve merak ettiğim yazarlardan biriydi Sebastian Fitzek. Göz Koleksiyoncusu da ilk çıktığında aldığım ama hep ertelediğim bir kitaptı bari dedim bu ay okuyayım merakımı tatmin edeyim seversem yazarın diğer kitaplarını da yavaştan yavaştan toplayayım ve sevdim! Sebastian Fitzek'in ülkemizde yayınlanmış 7 tane kitabı var. Hepsi yanılmıyorsam psikolojik gerilim türünde ve seri cinayetler söz konusu kitaplarında. Diğer kitaplarına dair pek bir şey diyemem ama bu kitap için diyebilirim ki hoşuma giden çok fazla şey vardı. Detaylı yoruma gireceğim için önden bilgi vermeyeyim. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; annelerini öldürüp bir gözünü çıkaran ve çocuklarını kaçırıp babalar 45 saat içinde bulmazsa öldüren bir katilin peşine düşen eski polisi ve gazete muhabiri olan Zorbach'ın macerasını okuyoruz. Esrarengiz bir şekilde bu cinayetler Zorbach'ın üstüne kalıyor ve adamın suçsuzluğunu ispatlaması gerekirken aynı zamanda 45 saat içerisinde kaçırılan çocukları bulması gerekmektedir. Bir kovalamaca, bilmece gibi akıyor kitap. Böyle anlattığımda kitap biraz sıkıcı bir polisiye gibi görünmüş olabilir ama değil. Kitabın öncelikle oldukça ilginç bir konusu olduğunu söylemeliyim. Geriye doğru sayış ve sadece 45 saatlik bir zaman diliminde yaşananlar cidden oldukça güzel kurgulanmıştı. Zaman zaman monotonluk sıkıcı geldi bunu inkar edemem ama bir anda öyle bir açıldı ki kitap elimden bırakmak istemedim. Alina ilgili detaylar çok güzeldi ve birçok yazarın aksine kitabında kör bir kadına yer verip de onların hayatlarına dokunuşlarda bulunması çok hoşuma gitti. Katilden gelen mail ve sebepleri... her ne kadar işlenen cinayetlerin hiçbir sebebi olamayacak olsa da onun bakış açısından kendince haklı sebepleri düşünülünce... haksız diyemem ve zaman zaman haklıydı dediğim detaylar olduğunu itiraf edebilirim. Kitaptaki sayfaların geriye doğru akmasını okuyan okurlar fark etti mi bilmiyorum ama başta yanlış basım mı diye düşündüm sonra acaba tersten mi okumalıyım diye düşündüm ama sanırım geriye sayımdı sayfa sayılarının geriye doğru akması... Bence oldukça yaratıcıydı. Kitapta eksik bulduğum kısımlar vardı. Bazı yerlerde Zorbach'ın kaçışları, neyi nasıl yaptıkları çok üstünkörü geçilmişti o kısımlarda detayları okumayı tercih ederdim açıkçası. Alina ile ilgili bazı detaylarda aynı şekilde verilmemişti belki ikinci kitapta verilir bilemiyorum ama burada da okumayı isterdim. Kitabın sonu... böyle bir son beklemiyordum. Beni hem şaşırttı hem de yok artık dedirtti çünkü bu okuduğumuz kitap aslında Zorbach'ın en büyük sınavını vereceği olay için ön gösterimmiş onu gördük. Bu kitap serinin ilk kitabı ve devam kitabı varmış ve umarım Pegasus onu da çevirecek ve Zorbach'ın düştüğü durumu ve en önemli sınavını nasıl vereceğini okuyacağız. Ben çok sevdim her ne kadar zaman zaman sıkılmış olsam ve bazı olayları detaylandırılmış okumak istesem de kitabı beğendim. Bu türü severlere tavsiye ederim.

Baskı: Yaşanacaksa Yaşanacak (Bevelstoke #2)

http://illekitap.blogspot.com/2019/04/julia-quinn-yasanacaksa-yasanacak.html Bu kadının kitaplarına bayılıyorum ve nasıl da özlemişim Quinn kitaplarını... o mizahi anlatımını, aşkı işleyişini ve kadın karakterlerin güçlü kişiliklerini... Şimdiye kadar çıkan her Julia Quinn kitabını okumuş biri olarak bu kitabı da okumadan geçemezdim zaten. Yine yazar beklentimi karşılayan bir kitapla karşımdaydı. Hiç hayal kırıklığı yaşamıyorum bu yazardan. Hep beklentimi karşılıyor resmen. Bir de o kadar ortalama historical romans okuduktan sonra insan daha iyi şeylere aç oluyor ve şuan bu açlığımı doyurdum bu kitapla. Kitapta en sevdiğim şey Harry ile Olivia arasındaki arkadaşlık, eğlenceli sohbetlerdi. Bazen kahkaha attım da bazen 32 diş sırıttım... eğlenerek okuduğum çoğu diyalogu. Sebastian karakterine bayıldım çok eğlenceliydi. Harry'nin kardeşi Edward'ı daha fazla okumak isterdim. Olivia'nın kardeşiyle diyalogları da çok eğlenceliydi. Olivia, Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü kitabından tanıdığımız Miranda'nın eşinin kız kardeşi, dolayısıyla Miranda'nın ismi zaman zaman geçiyor ama keşke onları da görebilseydik. Prens Alexie'yi sevip sevmemek arasında kaldım ancak Olivia'nın misafir odasında Harry, Prens, Sebastian ile olan sahneden sonra sevmeye karar verdiğimi itiraf etmeliyim. Kitabın sonunda, hatta son iki bölümde... kitap biraz atraksiyonlu hale geldi keşke daha fazla olsaydı diye düşünmedim değil, ama o kısımların tadı damağımda kaldığını söylemeliyim. Oradaki detaylarda gizli olan kısımlar çok şaşırtan detaylarla doluydu açıkçası. O kısımlar beklediğimden iyiydi ama keşke daha uzun olsaydı. Kitabı genel olarak sevdim, keşke atraksiyon kısmı daha fazla olsaydı demekten daha fazla bir şey diyemem eleştirel anlamda. Özlediğim bir yazardı ve onu okuyabilmiş olduğum için çok mutluyum. Umarım Epsilon çok fazla bekletmez yazarın diğer kitaplarını da çıkarırlar da doyasıya okuruz bu yazarı da bu türü de.

Otranto Şatosu
8/1013.04.2019

Baskı: Otranto Şatosu

https://illekitap.blogspot.com/2019/04/horace-walpole-otranto-satosu.html Bundan sonra aldığım bir kararla her ay bir klasik okumaya gayret edeceğim. Böylece tamamlamak istediğim klasikleri okumayı tamamlamış olurum diye düşünüyorum. Ama tabi bazı aylar bu bir sayısı artabilir en az bir diyelim :) İstagram'da sayfamız var biliyorsunuz ki, orada bazen toplanıp bir türü, bir yazar ya da bir kitabı okuyalım diyoruz. Bu ay ki klasiğimin Otranto Şatosu olmasının sebebi de korkuyoruz ama okuyoruz diye oluşturduğumuz bir grupla korku türünü okuyoruz her ay ve nisan ayı içinde klasik korku türünü seçtik ama tabi ki Otranto Şatosu benim için korkuydu diyemem. Otranto Şatosu kitabı kendi mevkisinden vazgeçemeyen, varis derdine düşmüş Otranto Prensi Manfredi'nin oğlunun ölümünden sonra nasıl yoldan çıktığı, şatonun nasıl lanetlendiği anlatılırken geçmişte yaşanan haksızlıklarında ortaya dökülmesini gotik bir şekilde anlatıyor. Tabi bu anlatım benim için çok da korkutucu olmasa da kitabın içeriğinde hayaletler, hortlaklar, lanetler ve bir takım doğaüstü olayların olduğu da bir gerçekti. Manfredi'nin kendi karamsarlığı, yalnızlığı ve kendi içinde yaşadığı psikolojik buhranı anlatırken ailesine ve çevresindeki insanlara karşı tutumunu da anlatıyor. Kısaca konusuna değinmek gerekirse, Prens Manfredi sırf soyu sürsün diye düğün günü ölen oğlunun karısı Prenses Isabella'ya göz koyuyor. Kendi karısından boşanıp Isabella'yı kendine eş olarak almak istiyor zaten doğa üstü olayların döngüsü ve hortlakların kendini göstermesi de bu karardan sonra ortaya çıkıyor. Benim için oldukça ilginç bir deneyimdi bu kitabı okumak. Korktum mu hayır korkmadım ancak şunu da söylemeliyim ki zaman zaman okurken sıkıldım ve elimden bırakmakla bırakmamak arasında gidip geldiğim sırada kitabı bitirmiş bulundum. Büyük bir sabırla okunması gereken bir hikaye diyebilirim. Otranto Şatosu, gotik, klasik korku türünde yer alsa da ilk Gotik Edebiyatı eserlerinden biri olarak da geçmektedir.

Baskı: Acının Efendisi (Brotherhood of the Sword/MacAllister #5)

https://illekitap.blogspot.com/2019/04/kinley-macgregor-acnn-efendisi.html Historical Romans özlemimi bir kitapla daha şimdilik tatmin ettim. Bu ay ara ara bu türü okumaya kararlıyım :) Brotherhood of Sword serisinin ülkemizde yayınlanmış 3. kitabı Acının Efendisi de okundu bitti. Normalde bu kitap serinin 5. kitabı ancak Epsilon birinci ve ikinci kitabı yayınladıktan sonra 6. kitaba atladı sebebini anlamasam da öyle yapmışlar ama şunu söyleyebilirim ki bence bu kitap ilk iki kitaptan daha iyiydi. Yazarın en sevdiğim kurgusu buydu. İçerisinde aşk, arkadaşlık, kardeşilik, savaş, ihanet ve daha bir sürü şey vardı. Heyecanlı bir olay kurgusu vardı ve içerisinde de aşk da çok güzel işlenmişti. Tam da böyle yavaş yavaş filizlenen bir aşktı. Arkadaşlıktan aşka dönen ama tutkulu bir aşktı. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; oldukça verimli ve önemli bir konumda olan toprakları nedeniyle Rowena, Kral'ın sadık şövalyesi aynı zamanda Blackmoor Kontu olan Stryder ile evlenmesi için zorlanır ancak ne Stryder biriyle evlenmek istiyordur ne de Rowena bir savaşçıyla evlenmek istiyordur. İki genç anlaşarak evlilikten kurtulmaya karar verdiklerinde olaylar hiç de tahmin ettikleri gibi gitmez. İşlenen cinayetler, yaşanan olaylar ve her ikisinin de birbirine duyduğu tutku bütün her şeyi karmaşık hale getirmeye başladığında Rowena ve Stryder birbirlerine güvenip hareket etmek zorunda kalırlar. Bu zaman zarfı içerisinde aralarında filizlenen aşk ise her ikisini de dehşete düşürmektedir. Hem aşık olmaktan kaçıp hem de hayatta kalmaya çalışırlarken birbirlerine ayrılamayacak kadar bağlanmaya başlamaktadırlar. Kitabın en hoşuma giden kısmı Rowena'nın güçlü karakteri oldu. Bunun yanında kendi idealleri için vazgeçmeyip meydan okur tavırlarını sevdim. Stryder'ın geçmiş korkuları geleceğini şekillendirirken çevresinde bulunan sevdiği, değer verdiği insanlara özverili davranması ve onları önemser halleri çok güzeldi. Ama en güzeli de Rowena ile atıştığı zamanlardı. Küçük Alexander tam bir sürpriz oldu. Okuya neden olduğunu bilir ama küçük veleti cidden çok sevdim :) Kit ise... kitapta en acıdığım karakterlerdendi. Ama o da kendi yolunu buldu sonunda ve arkasına ağabeyi Stryder'ı almayı başardı. Bütün bu hoşuma giden detayların yanında işlenen cinayetlerin her ne kadar sebebi açıklansa da kimin işlediğinin muammalı kalmasından hoşlanmadığımı itiraf etmeliyim. Tamam sebebi belli ama kim? NNasıl son bulacak? Ne zamana kadar devam edecek? Keşke o da detaylansaydı... belki de sonraki kitapların konusudur bilemiyorum onu da sanırım kitaplar çıktığında göreceğiz... Yorumumu uzatmayacağım ancak dediğim gibi kitabı diğer iki kitaba nazaran daha çok sevdim. Daha iyiydi. Umarım Epsilon serinin diğer kitaplarını da çıkarır çünkü arada atlanan kitapların olması can sıkıcıydı. Kitapta karakterlerden bahsediliyordu ama biz hikayelerini bilmediğimiz için öyle kalıyorduk. Epsilon duyun sesimizi ve diğer kitapları da çıkarın lütfen.

Baskı: Abelard ve Heloise

https://illekitap.blogspot.com/2019/04/ronald-duncan-abelard-ve-heloise.html Öncelikle söylemeliyim ki böyle karkaterlerin olduğunu ve aşklarının da efsaneleştiğini bilmiyordum. Ancak Sylvain Reynard'ın Gabriel'in Cehennemi serisi bana en az Romeo ile Juliet kadar efsaneleşen başka aşkların, hikayelerin olduğunu gösterdi. Tıpkı Dante ve Beatrice gibi... O kitapta Abelard ve Heloise isimlerini görüp ve araştırmalarımdan sonra ikisinin mektuplarından oluşan ve Helikopter yayınları tarafından yayınlanan bu kitabı bulduğumda hemen aldım. Öncelikle çeviri çok güzeldi, o dönemin yazım stillerine yabancı olmayanlar bilir ki şiirsel şekilde yazarlar mektuplarını ve hikayelerini. Burada da mektuplar öyle yazılmıştı. Beyaz kapak tasarımı ve sayfaların kenarlarındaki kırmızı detayları cidden çok sevdim. Kitap dediğim gibi manastıra kapanan Abelard ile Heloise'in mektuplarından oluşuyor. Giriş kısmında ve mektupların sonunda hikayelerine değinen detaylardan öğrendiğim kadarıyla hikayelerine azıcık değinmem gerekirse, zengin bir ailenin çocuğu olan Abelard bütün eğitimi ve düşünceleriyle dayısının himayesinde olan Heloise'e ders vermeye geldiğinde aşık olurlar. Aşklarını yaşamaları sırasında Heloise'in dayısına yakalandıklarında ayrılmak yerine gizli gizli ilişkilerini yürütürler. Ancak Heloise hamile kalınca evlenen aşık çift için düşündüğünüz gibi mutlu son olmamış. Abelard ve Heloise yaşanan olaylar sonrasında birbirlerinden ayrıyken Heloise'in dayısı tarafından hadım edilen Abelard manastıra kapanır ve Heloise'ten de manastıra kapanmasını ister. İşte kitabın içeriğinde yer alan mektuplar manastıra kapanan Heloise'in yıllar sonra isyan edip Abelard'a yazdığı ve karşılığında Abelard'ın gönderdiği mektuplardan oluşuyor. Mektupları okuyan biri Abelard'ın hadım edilmesinden sonra kendisinin ve Heloise'in manastıra kapanma talebini bedensel zevklerle bağdaştırabilir ki itiraf etmek gerekirse ben de düşündüm çünkü Heloise istemiyordu manastıra kapanmayı ama Abelard istiyor diye kapanıyor ancak mektupları okuyunca durumun hiç de öyle olmadığını gördüm. Abelard'ın yaşadığı ve içinde büyüttüğü aşkın getirisiydi bunlar... ve ikisine de oldukça acı verici sonuçlar doğurdu. Bazen bazı aşklar cidden yaşanması gereken ama yaşanamamış aşklar oluyor. Mektupları okurken hissettiğim en büyük acı böylesi güzel, güçlü ve tutkulu bir aşkın yaşanamamış olması... Normalde mektuplardan oluşuyor ama öyle bir kapılmışım ki mektupların duygularına bir ara gözlerimin olduğunu söylemem gerek... Özellikle Heloise'in Abelard'a yazdığı son mektup ve Abelard'ın yazdığı son mektup... Bu tür hikayeleri okumayı seviyorum. İnsanın içine, yüreğine dokunuyor. Kıyıda köşede kalmamalı, öğrenmeli, herkes okumalı bu yaşanmışlıkları... Ki Abelard, filozof, şair, besteci olmasına ve o kadar iyi iş yapmaya çalışmasının yanında sadece aşkıyla anılıyor olması da çok acı... Bu kitabı kaçırmayın derim. Özellikle klasikleri sevenler... imkansız aşkları, yaşanmış aşkları okumayı sevenler mutlaka okuyun. Teşekkürler Helikopter Yayınları... daha fazla böylesi hikayelerle bizi buluşturmanızı diliyorum.

Uzaktaki Anılar
8/1006.04.2019

Baskı: Uzaktaki Anılar

https://illekitap.blogspot.com/2019/04/nicholas-sparks-uzaktaki-anlar.html Çoook uzun arayışlar sonrasında ikinci el olarak buldum. Kaç basım yaptı bu kitap bilmiyorum ama bende ilk basımı var ve 2000 yılına ait. Yani şuan da 19 senelik bir kitabı elimde tutuyor olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu kitabın varlığında filminiz izleyene kadar haberim bile yoktu. Filmini izledikten sonra öğrendim kitabı olduğunu ve yaklaşık beş senedir kitabı arıyordum. Eeee ne demişler azmin sonu başarıdır o kadar azimle aradım ki sonunda buldum ve mutluyum. Nicholas Sparks, kitaplarını daha önce hiç okumadım ama birkaç filmini izledim. Bu kitabın filmini ise onlarca kez izlediğimi söylemeliyim. Etkileyici ve duyguları oldukça iyi kaleme aldığını söylemeliyim. Kurgu da okuru can evinden vuracak bir kurguydu kesinlikle. Kitabın kısaca konusundan bahsetmek gerekirse, Landon 17 yaşında ve yaşının getirdiği hayatı yaşayan genç bir delikanlı ve aynı kasabada bulunan ve hep aynı sınıfta olduğu Jamie ile okul dansına giderek ilk arkadaşlık sinyalini verdikten sonra drama dersinde aynı oyunda baş rolü paylaşırlar. Bu hayatlarında dönüm noktası olacak olayların başlangıcını oluşturur. Çünkü Landon yaşının çok ötesinde bir aşk ile Jamie'ye bağlanırken hayatın acımasızlığını da yaşamak zorunda kalır. Tanrı inancı, kaybetmeye, ölüme, arkadaşlığa, aile ilişkisine kadar her bir olguya değinen ve bunu okura yansıtan bir kitaptı. Kitabın sonu ise kesinlikle ağlatan cinstendi. Ancak filminde daha çok ağlamıştım. Ama bir blogger olarak tarafsız yorum yapmak zorundayım. Bu kitabı bu kadar aramamın ve bulduğumdaki mutluluğa karşılık beklediğim kadar mükemmeldi diyemem. Çünkü daha yoğun duygu beklerdim. Hızla gelişen olayların daha yavaş ama daha okuru titretecek şekilde olmasını da dilerdim. Bu konuda film daha iyi bir iş çıkarmıştı sanırım. Film için de ayrı bir yorum gireceğim bu yüzden fazla detaya girmek istemiyorum. Olur da kitabı bulursanız alın. Elinizde varsa okuyun. Cidden çok güzel kurgusu var ve okura bir şeyleri öğrettiği de değişmez bir gerçek ama yine de muhteşem bir şey beklemeyin. 5 üzerinden 5 lik olmasa da 4lüktü bence.

Baskı: Cazibenin Efendisi (Brotherhood of the Sword/MacAllister #2)

https://illekitap.blogspot.com/2019/04/kinley-macgregor-cazibenin-efendisi.html Bu ayın ilk kitabı aynı zamanda bir historical romans ile karşınızdayım. Kinley MacGregor'un Arzunun Efendisi kitabından sonra ikinci olarak bu kitabı da okumalıyım dedim. Ve bu ay içerisinde bu serinin üçüncü kitabı Acının Efendisi de okunacak. Öncelikle yazarın akıcı ve zaman zaman eğlenceli bir kurgusu olduğunu söylemeliyim. Ancak şunu da itiraf etmeliyim ki muhteşem değildi ya da bizim alıştığımız o usta kalemlerle kıyaslanamazdı ama yine de güzeldi. Kitabın konusu ise; artık daha fazla savaşıp da erkeklerinin kanlarının dökülmesini istemeyen kadınlar isyan ederek kiliseye sığınırlar ve erkeklere düşmanları olan MacDouglas klasnı ile barış yapmalarını istemektedir. Bu ayaklanmada yalnız değillerdir aynı destek MacDouglas klanından da gelmekte olup oranın kadınları da erkekleri kaleden kovarak kaleyi ele geçirirler ve erkekleri içeri almazlar. Bu ayaklanmaya Maggie önderlik etmektedir. Ancak klanının reisinin kardeşi Braden ve aynı zamanda Maggie'nin çocukluk aşkı olan Braden işin içine karışınca olaylar iyice karmaşaya döner. Olaylar hiç de tahmin ettiği gibi bir yöne gitmediğini göre Maggie, MacDouglas klanına yolculuk yapmaya karar verir. Ona eşlik edecek olan küçüklüğünden beri aşık olduğu Braden yolculuğu epeyce eğlenceli hale getirirken birbirlerinin tutkularını ve şimdiye kadar bastırılmış olan duyguları ortaya dökülmesine neden olurlar. Kitapta en çok hoşuma giden karakter kesinlikle Sin'di. Adam yeri geldiğinde çok eğlenceli, yeri geldiğinde de gözlemleriyle on ikiden atış yaparak karşısındakine süper akıllar verdi. Acı bir hayatı olmasına rağmen gücü hayranlık uyandırıcıydı. Keşke onu daha fazla okusaydık veya onun hikayesini de öğrenebilseydik dedim. Connor'u çok sevdiğimi dile getirmeliyim. Onunla ilgili olan sayfaları hep yüzümde gülümsemeyle okudum açıkçası. Maggie ile Bredan arasındaki iletişim ve arkadaşlık çok güzeldi. Ancak aşk biraz daha duygusal işlenebilirdi. Bazen bir şeyler havada kalmış hissi verdi açıkçası. Kitaba dair çok detaylı yorum yapmayacağım kitap içeriğine girmek istemem ama şunu da açık yüreklilikle dile getirmek istiyorum ki muhteşem değildi. Büyük beklentilerle okursanız hayal kırıklığına da uğrarsınız o yüzden beklentinizi düşürün öyle okuyun. Bu şekilde keyif alır ve sevebilirsiniz. Ben 5 üzerinden 3 verirdim bu kitaba. Benim için, bu türü seven biri olarak ortalama bir kitaptı.

Kanlı Selfie
10/1031.03.2019

Baskı: Kanlı Selfie

https://illekitap.blogspot.com/2019/03/chris-carter-kanl-selfie-robert-hunter-8.html Ayın son kitabını Arkadya'nın polisiye kitabı Kanlı Selfie ile yapıyorum. Kitap konusuyla ilgimi çekmişti açıkçası ama bu kadar muhteşem bir kurgu da beklemiyordum. Beklentilerimin çok ötesinde çıktı ve şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki ilk defa bir polisiye kitabın kendimi sorgulamama neden oldu. Chris Carter'ın daha önceden Pegasus Yayınları'ndan Haçlı Katil diye bir kitabı çıkmış - bende bu kitapla beraber öğrendim - şimdi yazarın ikinci kitabı Arkadya logosuyla çıktı. Kanlı Selfie, "Robert Hunter Serisi"nin sekizinci kitabı ve ilk kitap Haçlı Katil. Muhtemelen birbirinden bağımsız okunabiliyordur çünkü her biri bir seri katili anlatıyor. Akıcı, merak uyandırıcı, biraz bilimsel bilgiler verici ve ciddi anlamda kendinizi sorgulamanıza neden olacak detaylarla yüklü bir kurguya sahip kitap. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; katilimiz kurbanlarını önceden notlar göndererek şüpheye düşürüyor sonra ansızın onların evlerine girip onları yakalıyor. Sonra kurbanın telefonundan kurbanın en sevdiği ya da hayatından büyük yeri olan kişileri görüntülü arıyor ve onlara iki soru soracağını bilemezlerse öldüreceklerini söylüyor. Her soruyu yanıtlamak için 5 saniyen var ve ölümü izlemek zorunda kalıyor kişiler. Kurbanlar isse oldukça vahşi şekilde ölüyor. Kurgu muhteşemdi. O ölüm şekiller, o sorular ve soruların cevaplarını bilinmeyecek olduğundan emin olunması, araştırmaları... her şey oldukça tatmin edici olarak kurgulanmış ve yazılmıştı. Yazar cidden dersine iyi çalışıp kurgulamış. Özellikle sormak istiyorum, bunlar aynı zamanda katilin sorduğu ve cevap alamadığı sorulardan... en yakın arkadaşının telefon numarası ne? Ben şahsen ezbere bilmiyorum. Peki evlilik yıl dönümünüz ne? Bunu babama sordum ve doğru yanıt aldım :) annenizin ölüm yıl dönümü? Bu konuda da ailemden doğru yanıtlar aldım. Ancak öyle ki katilin seçtiği soruların basitliği ve kurbanlarının bu cevapları bilemiyor olması... ve hissedilen suçluluk! İşte tam psikolojik baskı ve suçluluk... kitap klasik bir polisiye olmanın yanında hayatımızdaki basit tarihleri, detayları ne kadar önemsiz sanırken karşımızdakiler için ne kadar önemli olduğu... Kitaba dair çok fazla detaylı bilgi vermeyeceğim ama birkaç noktaya değinmeden de bitirmek istemiyorum yorumumu. Öncelikle, katilin amacı, kendince haklı olmasının yanında hedeflediği şeyler bir yanda okura haklı ama dedirtiyor. En azından bana dedirtti. Kitabı kapattıktan sonra bir daha asla yapmayacağım dedim. Bu konunun ne olduğunu okuduğunuzda sizlerde anlayacaksınız. İkinci şey ise... bu biraz spoiler niteliğinde olabilir belki. Bay J... ikinci kurbanın kocası ve kendisi evlilik tarihini hatırlamadığı için hayatından çok sevdiği karısının ölümünü izlemek zorunda kaldı. Bay J, katille görüşmesi sırasında katile seni bulur, derini yüzer kalbini yerinden sökerim demişti. Kitabın sonunu okuduğunuzda... Bay J'nin bunu yaptığını göreceksiniz. Yemin ediyorum, adamım sen harikasın dedim. Katilin yakalanmasındansa Bay J'nin yaptığı bu hareket beni daha çok tatmin etti. Ben kitabı çok beğendim. Dediğim gibi beklentimin çok ötesinde çıktı ve bayıldım. Sizlere de tavsiye ederim. Polisiye severler bu yazarı, bu kitabı kaçırmamalı. Sevgili Arkadya, yazarın hatta bu serinin diğer kitaplarını da bizlerle buluşturun :)

Hayatı Emen Karanlık
10/1027.03.2019

Baskı: Hayatı Emen Karanlık

http://illekitap.blogspot.com/2019/03/stephen-kin-hayat-emen-karanlk.html Bir Stephen King kitabını daha bitirdim. Elimde Kara Kule serisi varken neden son çıkan kitaba atladım diye merak ederseniz, o seriyi pek hevesli okumuyorum çünkü pek beklediğimi bulamıyorum. Gerçi okuyanlar 3. kitaptan sonra açılacağını söylüyor ama okuyup göreceğiz. Şimdilik acelesi yok o serinin ;) Hayatı Emen Karanlık, kapak tasarımıyla ilk ilgimi çekti sonra da konusunu okuyunca evet ben bunu okumalıyım dedim. Öncelikle akıllardaki şu ön yargıyı kıralım. Stephen King korku romanı yazmıyor. Okkalı bir şekilde gerilim yazıyor ve bütün duyguları kitaplarında harekete geçirdiği için okuru biraz tedirgin edip ürpertiyor. O yüzden ben korku okuyamam diyip de bu yazarı elinizin tersiyle itmeyin. Bu adam gerilim yazıyor. İçerisine de psikolojiyi alt üst edecek duyguyu da katıyor. Bence bu yazarı kaçıran çok şey kaybeder der susarım. Kitaba gelirsek eğer, kitap bir yazar olan Thad'ın takma isimle yani George Stark ismiyle yazdığı kitapların çok satanlarda olması ve o yazarın çok sevilmesi ile iyi kazanç edinmiş ve birkaç kitap çıkarmıştır. Kendi ismiyle yazdıkların onlar kadar tutulmamıştır. Ancak bir gün gelişen olaylar sebebi ile gerçeği açıklayıp öyle bir adamın olmadığını o kitapları kendisinin yazdığını söyler. Olaylar da öyle patlak verir. Bir bir Thad'ın çevresindeki insanlar vahşice katledilmeye başlar. Her cinayet mahallinde Thad'ı suçlu gösterecek deliller vardır. Parmak izi... kullandığı sigara markası gibi... ancak olaylar hiç de o kadar açık ve basit değildir. Bir de işin içinde nereden geldiği belli olmayan serçeler vardır. Thad'ın George Starks ile olan bağlantısı da çözülmesi gereken bir gizemdir. Böyle anlatılınca basit bir polisiye gibi görünüyor olabilir ama çok çok daha fazlası var kitapta. Stephen King yine kendine hayran bıraktıracak bir kurgu oluşturmuş. Thad'in ailesi... karısı ve ikizleri... birbirleri ile ilişkileri çok güzeldi. Onların olduğu sayfalar yüzümde gülümseme oluşturdu. Şerif Alan ise... adama büyük bir şok yaşattı yaşananlar ve gerçeklee bu değişmez bir gerçek. George'un Thad ile her bağlantı kurduğu sayfalar aşırı heyecanlıydı. Hele kitabın sonu... İtiraf etmek gerekirse böyle bir şey beklemiyordum. Hem şaşırdım hem de beklentimin çok ötesinde çıktı. Hele o serçeler... serçelerin içindeki gizem... sakladıkları sır... Her bir satırı muhteşemdi kitabın ama o son... muazzamdı! Kesinlikle okumalısınız bence. Hayal gücünde yine sınırları zorlamış King ve muhteşem bir yapıt koymuş ortaya.

Baskı: Gabriel'in Cenneti (Gabriel's Inferno #3)

http://illekitap.blogspot.com/2019/03/sylvain-reynard-gabrielin-cenneti.html Ve instagramda okuma maratonu düzenlediğimiz Gabriel'in Cehennemi serisinin son kitabı Gabriel'in Cenneti bitti. Aslında ikinci kitabın sonundan sonra her şeyin mutlu, huzurlu ve aşk dolu olacağını biliyordum. Ki bu kitapta bana bunu verdi. İlk kitapta Gabriel ile Julia'nın tanışmalarını ve sevgili olmalarını, ikinci kitapta yaşadıkları zoraki ayrılığı ve buna rağmen aşklarının hala doruklarda olup evlilik yoluna gitmelerini okumuştuk. Bu kitapta da çiftimizin evliliklerini okuyoruz. Her evlilikte olduğu gibi Gabriel ve Julia'da da sorunların olması, tereddütlerin, korkuların, anlaşmazlıkları ve korkuların olması karakterleri bir kez daha bizden biri gibi yaptı. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse, evlenen ve evliliklerinde mutlu bir şekilde ilerleyen Gabriel ile Julia'nın okul hayatları, evlilikleri, aile ilişkilerinde her şey güzel giderken hayatlarında oluşan pürüzlerin, planlarını bozacak kazaların, beklenmedik olayların hayatlarını nasıl etkilediğini okuyoruz. Gabriel'in kendi ailesini, daha doğrusu babasının ailesini araştırması, üvey kardeşleriyle buluşması falan çok güzel anlatılmıştı. Bunun yanında Julia'nın babasının mutluluğu bulması da çok güzeldi ama tekrardan baba olması ve Julia'ya kardeş getirmesi... bilemiyorum yani.. fazlaca bir sürpriz oldu bir okur olarak benim için. Rachel ve Aoran'ın bebek sahibi olamamalaırı ve bunun için o kadar çırpınmalarına karşılık Gabriel ve Julia'nın kolaylıkla hiçbir aksilik yaşamadan bebek sahibi olabilmeleri biraz acımasızcaydı ama orada Aoran'ın Rachel ile olan diyaloglarını okumak... aşk işte bu dedirtti. Gabriel'in baba olma hevesi, bunu Julia'ya yansıtması falan çok güzeldi ama en hoşuma giden detay ise Katharine'nin Julia'nın hamile olduğunu anladığı satırlardı :D Christa belasını buldu diyebilirim. Bir bırakmadı Emersonların peşini ve sonunda belasını buldu ve buna çok memnun oldum ama bunun yanında Simon her ne yaptıysa yaşadığı kaybediş çok fenaydı ve üzüldüm. Cidden sevmiş gibiydi April'ı. Paul'un da Allison ile tekrar denemesi falan çok güzeldi. Bence Paul en çok mutlu olmayı hak edecek karakterlerden biriydi. Kitabı çok sevdim, kelimenin tam anlamıyla evli mutlu çocuklu modundaydı. Ancak kitabın çevirisi, edisyonu berbattı. Gerçi bunu biliyordum çünkü bende ilk basımı var ve basıma kazayla düzeltilmemiş hali gitmişti ve ben onu almıştım. Cidden içimdeki okuma isteğimi soğuttu, hataları düzenleyip okumaktan gına geldi. Orada ismi yanlış yazmış burada ne demek istemiş acabalarla okumak çok kötüydü. Yeni basımlarda umarım daha iyidir edisyon. Diğer kitapları bir kez daha okuyabilecek olsam da bu kitabı ikinci kez asla okumam bu kötü basımdan dolayı :( Eğer ki çeviri veya edisyonu saymazsak kitap çok güzeldi. Bu seriyi size tavsiye ederim :)

Baskı: Gabriel Arafta (Gabriel's Inferno #2)

https://illekitap.blogspot.com/2012/12/sylvain-reynard-gabriel-arafta-gabriels.html Gabriel'in Cehennemi kitabının devamı olan Gabriel Arafta da bitmiş bulunuyor... Kitabı ikinci kez okuyuşum bu ve hala aynı duygularla okuyorum. Hala Gabriel'e tapıyor, Julia'yı seviyor ve Dante'yi tanıyım İlahi Komedya'yı okumayı istiyorum. Yazarın eşsiz bir edebiyat bilgisi olduğunu bir kez daha kabul etmek zorundayım. Çünkü her bir alıntı, ele aldığı her bir anlatış o kadar profesyonel ki... insan da onların hepsini okuma isteği uyandırıyor. Beni tanıyan bilir sayısalcıyımdır ve mühendisimdir ama şu kitap beni edebiyat okumaya ve Dante hakkında uzmanlaşma isteği uyandırıyor. :) Kitabın kısaca konusuna değinmke gerekirse; ilk kitapta sevgili olmaya başlayan Gabriel ile Julia'nın hikayesi devam ediyor ancak ilk kitabın sonunda mutlu son onlarınmış gibi görünmesine rağmen pek de öyle devam etmiyor. Çünkü önlerinde çok büyük bir engel vardır... üniversitenin katı kuralları ve öğrenci-öğretmen politikaları... Her şey sorunsuz ilerlerken, aileleri her şeyi öğrenmişken ve oldukça mutlularken bir anda üniversiteye gelen şikayetle hayatları altüst olur. Gabriel, Julia'nın hayalleri için yaptığı fedakarlıkları, Julia'nın bunları nasıl karşılayacağı... duygular, endişeler, kaygılar ve daha fazlasını konu alıyor. Tabi yine Dante ve Beatrice başta olmak üzere başka diğer edebi aşkları da okuyoruz. Onlardan alıntılar da okuyoruz. Başlarda kitap Gabriel ile Julia için mutlu mesut giderken bir olayın olacağı belliydi ve bunu Christa'nın patlatması da ayrı bir hoş oldu. Aslında ilk kitaptan bunun sinyallerini de veriyordu. hayır yani eline ne geçti... tabi yatamadı Gabriel ile... Kitapta üniversite heyetinin önündeki kısımları çok sevdim, cidden öyle mi oluyor bilmiyorum ama o kısımlarda olaylar bir başladı tam başladı. Gerçi bunun sonucunda Gabriel de Julia da iyi acı çektiler, aşkları iyi sınandı ama işte her zaman olduğu gibi aşk kazandı... Ancak şu da bir gerçek ki Gabriel, adamım çok güzel sevdin be :) Heyet karşısında Gabriel'in takındığı tavır ve Julia'nın ilişkilerini itiraf etmesi heyecanlandırıcıydı. Tabi Gabriel yine gücünü gösterdi ve ifadesini ona göre verdi. Açıkçası ondan sonra aralarındaki ayrılıkta Gabriel'de hiçbir suç bulamadım ki en güzeli de ayrılık kısımları Julia'nın olduğu kadar Gabriel'in tarafından da okuyabilmekti. Gabriel ile Julia'nın ilişkilerine yeniden başlamaları ve bu sefer tam bir flört havalarında olmaları çok şekerdi... Kesinlikle Gabriel değişmişti. Ayrılık aşamasında yaptığı her şey bunun deliliydi bence. Sonunda da evlenmeden beraber olmama çabaları da beni gülümsetti. İşte o zaman Julia'nın dediği gibi Profesör Emerson değil de onun elmalıkta tanıdığı Gabriel gibiydi. Aşık olduğu Gabriel gibi :) Özellikle söylemek istiyorum ki heyetin karşısına çıkmalarından sonra Julia ve Gabriel'in ilk karşı karşıya geldikleri kısımda Gabriel'in sözleri... alıntıları... vermek istediği mesaj... hakikaten sevgi doluydu... Sanırım ikisinin ilişkisinin edebi bir aşka benzetilerek işlenmesi de benim en çok dikkatimi çeken ve beğendiğim unsur oldu. Açıkçası İlahi Komedya bu kadar güzel mi bilmiyorum ama şu değişmez bir gerçek ki Gabriel ve Julia gibiydi Dante ve Beatrice... kesinlikle favori efsanevi aşk hikayem olurlar... Şimdi ben elime üçüncü kitabı alıyor ve haftasonumu onunla geçirmeye karar veriyorken sizlere de bol kitaplı bir haftasonu diliyorum :)

Baskı: Gabriel'in Cehennemi (Gabriel's Inferno #1)

https://illekitap.blogspot.com/2019/03/sylvain-reynard-gabrielin-cehennemi.html Bu kitabı ikinci kez okuyorum ve yorumumu güncelleyip blogumda bulunmasını istediğim için paylaşıyorum. Bu arada instagramda bu seriyi okumayı planladık üç-beş arkadaş serinin yorumlarını sık sık görebilirsiniz burada :D Öncelikle kitabın ilk çıktığı dönemlerde, bu kitabı Grinin Elli Tonu ile kıyaslayanların aklından zoru olduklarına inandığımı söylemek istiyorum. Çünkü direk kıyaslama moduna girerek, kitabı gömenler de olmuştu eleştirenlerde göğe çıkanaranlar da. Ancak bambaşka kulvarlarda olduklarını söylemek istiyorum. Gerek yazarın kalemi, üslubu, konuyu ele alış biçimi olsun gerekse karakterleri olsun ne Grinin Elli Tonu'yla kıyaslanabilir ne de E.L.James'in kalemi ile. Belki bunu söylemem yanlış, farklı türlerde olduklarından dolayı ama ondan çok çok daha iyi bir kitap olduğu da değişmez bir gerçek çünkü içeriği ve karakterlerin anlatımı baya üst düzeydi. Gerçekten yazarın kurgusu çok profesyoneldi ve kitabın içerinde vıcık vıcık bir aşk değil masum, temiz, saf bir aşk okuyoruz. Kelimenin tam anlamıyla efsanelere, tarihe geçmiş aşkları özendirecek kadar yoğun bir aşkı… Tamamen sadakat, güven ve masumiyet üzerine kurulu bir aşk... Kitabı çok özel kılan bir şey de Dante ve Beatrice arasındaki ilişkilerden alıntılar, edebi değeri olan yapıtlardaki aşka özenme, onu yaşayabilme ve karakterlerin kendilerini onlar gibi hissedecek kadar yüce bir aşka sahip olabilme özellikleriydi. İtiraf etmem gerekirse, Dante ve Beatrice’in aşkını, Abelard ve Heloise’in aşkını mera etmeme neden oldular ve kısa zamanda alıp okumaya da niyetleniyorum. Sepetime attım bile kitapları :) Tabi sadece aşk yoğunluğu olan kitaplara dair bahsetmeler yoktu, Victor Hugo’nun Sefiller kitabına da atıflar vardı Dostoyevski’ye dair de… klasik müziklere de… yani bir edebiyat profesörü ve Dante uzmanı olan bir karakteri anlatacak kadar donanımlı bir kurguydu. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; henüz küçücük yaştayken Gabriel’e vurulan ve onunla kısıtlı birkaç saat geçiren Julia’nın yüksek lisans için gittiği Toronto Üniversitesi’nde Dante Uzmanı olarak beraber çalışacağı profesörün Gabriel olması ve sonrasında olanları anlatıyor. Üniversite politikasına göre öğretmen-öğrenci ilişkisinin onaylanmaması, birbirlerinden sakladıkları sırları, gizemli geçmişleri ve hissettikleri aşkı anlatırken edebi aşklara değinip, Dante’ye atıflarda bulunup duyguları doruklara çıkaran bir kurguya ev sahipliği yapıyor kitap. Böyle anlatıldığında sadece aşk romanı gibi görünüyor olabilir ama bir evlatlık olan Gabriel’in ailesiyle ve kardeşleriyle ilişkilerini de anlatırken Julia’nın da sorunlu aile ilişkisine de değiniyor. Kitap anlayacağınız bir çok açıdan donanımlı bir kurguya ev sahipliği yapıyor. Gabriel'i en başından beri çok sevdim. Evet ukala, kendini bir şey zanneden, üstün gören bir karakter ama bırakın da olsun adam Profesör yani, üstelik birçok kişinin okuyup anlamadığı ve çok ağır bulduğu bir karakteri Dante’nin uzmanı... :)) Şahsen ben de öyle olsam tipik Gabriel gibi davranırdım :D Julia ise henüz yüksek lisans yapan geçmişinden dolayı çekingen ve utangaç bir kız... Kitabı elime alıp başladığımda, ilk okuyacağım zaman itiraf etmem gerekirse BDSM olarak bekledim sanırım biraz da kapak tasarımı beni bu düşünceye itti bilemiyorum. Ama kesinlikle değildi. İçerisindeki tek cinsel sahne kitabın sonundaydı o kadar. Ki kitabı ikinci kez okuduğumda ne bekleyeceğimi bildiğimden dolayı daha irdeleyerek ve duyguları özümseyerek okuduğumda karakterlerin aşkı tamamen masumiyet ve güven üzerine kurulu olduğunu… birbirlerini tanımayı, sırları ortadan kaldırmayı ve birbirlerini her şeyleri ile kabul edebilmeleri için çırpınışlarını okudum. Sadece öpüşmeler vardı o kadar... Tabi bunun bir sebebi de bir yer de üniversitenin öğrenci öğretmen ilişkisi konusundaki sınırları. Julia, Gabriel'in tez öğrencisi biraz yukarıda bahsettiğim gibi... Ben gerçekten çok beğendim. Muhteşem bir kitaptı, aşkı iliklerinize kadar hissettiriyordu, yazarın kalemi profesyoneldi ve Dante ile Beatrice çiftinden edebi alıntılar da kitabın araştırılarak yazıldığını gösteriyor. Bu kitabı gözünüzde büyütüp büyük beklentilerle okuyabilirsiniz. Ben şahsen bu kitabı ilk okuduğumda gerek benzetmelerinden gerek rakip görülmesinden dolayı Grinin Elli Tonu gibi bir kitap bekliyordum ama ondan çok daha üstün bir kitap olduğunu gördüm. Her ne kadar o seriyi de Grey’i de çok sevsem de bu kitap bambaşka bir yere sahip bende. Ayrıca şunu da söylemeliyim. Çeviride mi artık edisyonda mı bilemiyorum ama rahatsız eden kelimeler vardı. Mesela en büyük sorun yaşadığım kelime ‘bereket versin’di. Kitapta ne olarak geçiyordu bilmiyorum ama okurken birden böyle bir kelimeyle karşılaşmak… pek hoş olmadı, akışı bozdu. Kitap hakkında söyleyebileceğim tek olumsuz kısım burasıydı. Ben şimdi elime serinin ikinci kitabı Gabriel Arafta’yı alacağım. Bence siz de bu seriyi kaçırmadan deneyin derim.

Baskı: Arzunun Efendisi (Brotherhood of the Sword/MacAllister #1)

http://illekitap.blogspot.com/2019/03/kinley-macgregor-arzunun-efendisi.html Ayy nasıl özlemişim historical romans okumayı. Arayı soğutmadan en azından ayda 2-3 tane okumam gerek bu türü yoksa çok özlüyorum. Kinley MacGregor kitaplarını görüyordum ve merak ediyordum. Şimdi okudum ve çok sevdim. Kurgu çok güzeldi, akıcıysı ve merak uyandırıcıydı. Güçlü karakterler vardı ve savaşmaktan korkmayan, istediğini elde etmeye çalışan kadın karakter olması hayranlığımı kazandı. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Draven kendi köyüne saldırıldığını iddia ederken Hugh kendi topraklarına saldırıldığını iddia ederek krala başvurduğında kral çözüm üreterek kendi sadık savaşçısı Draven'ın tek vazgeçemeyeceği ve dönmeyeceği şeyi şerefi üzerine söz verip yemin ederken kendisine daha önce ihanet eden Hugh'dan kızının bir sene Draven'ın korumasına verilmesini ister. Hugh'un en küçük kızı Emily, bir sene Draven'ın yanında yaşamayı fırsata çevirip, genç savaşçının kalbini çalmaya ve evlenmeye karar verir. Kitapta Emily ve Draven'ın arasındaki cinsel çekimi, eğlenceli diyalogları, aşkın bir fidan gibi filizlenmesini ve geçmişin acı hatıraları ve suçluluklarla yüzleşmeleri okuyorduk. Bazen öyle diyaloglar oluyordu ki 32 diş sırıtıyordunuz bazem de kaşlarınızı çatıyordunuz. Draven'ın salonundaki masayı kırdığı sayfalar... süperdi. Bir de kralım karşısına Emily içim cezasını çekmeyi kabullenip çıktığı kısım... Emily'nin karakteristik özelliklerini sevdim. Bu türdeki kitaplarda güçlü kadınları seviyorum. Ne istediğini bilen ve o elde etmek için çırpınan kadınları... Kitapta eksik bulduğum kısım son bölümdeki savaş sahnesiydi azıcık daha detaylandırılabilirdi bence. Onun haricinde kitabı sevdim. Güzeldi ve okumaktan zevk de aldım. Eğer historical severseniz mutlaka el atın derim :)

Baskı: Tatlı Tesadüf (FBI/US Attorney, #3)

https://illekitap.blogspot.com/2019/03/julie-james-tatl-tesaduf-fbius-attorney.html Ve Julie James'in ülkemizde yayınlanan 3. ve son kitabı Tatlı Tesadüf'ü de okudum. Açıkçası seriye başladığımda bu kitap elimde yoktu ancak iki kitabını okuduktan sonra bu kitabı da hemen alıp okumalıydım ve bekletmeden hemen aldım. Şimdi yorumuyla karşınızdayım. Kitap, ikinci kitap Yakın Mesafe'den tanıdığımız Jordan'ın ikiz kardeşi Kyle'ın hikayesi... dolayısıyla bence bu seriyi sırayla okumanızı tavsiye ediyorum. Her ne kadar karakterler farklı ve hikayeler de karakterler gibi faklı olsa da ortak paydaları olan iş yerleri olması kitapları birbirine bağlıyor. Bu yüzden bir diğerinin hikayesi bir önceki kitapta görünmeye başlıyor. Bu yüzden sıralı okumanızı tavsiye ederim. Julie James, kesinlikle kitaplarını ve kurgularını sevdiğim yazarlardan biri oldu. Umarıma Ephesus, yazarı bırakmaz ve kitaplarını yayınlamaya devam eder. Yazarın kurguları eğlenceli, seksi, romantik, aşk dolu, aile ve arkadaşlık ilişkilerine dokunurken her bir karakter ayakları üzerinde duran, kariyer sahibi güçlü kişilikler. Bu en çok sevdiğim noktaydı zaten. Bütün sevdiğim özelliklerin tek bir kitapta toplanması bir okur olarak tam istediğim şey oluyor. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, Twitter'dan terk edilip ardından aldatıldığını öğrenen Kyle Rhodes, bir bilgisayar dahisi olmasını kullanıp Twitter'ı kırk sekiz saatliğine kullanıma kapatır. Yani hackler.... bu durumda başı FBI ile belaya girer ve hapis cezası alır. Ancak ikinci kitap Yakın Mesafe'de ablasının FBI yardım etmesi karşılığında serbest kalacağını öğrenen Kyle, çıkacağı son mahkemede savcının değiştiğini özellikle yerine gelen savcının dokuz yıl önce kalbini titreten ve bir ilişki istediği Rylann'ı görünce içinde bastırdığı bütün duygular dışarı çıkar. Bir savcı olan Rylann, hem kariyeri hem de Kyle'a olan duyguları arasında sıkışıp kalmışken nasıl bir adım atacağını okuyoruz. Bir sabıkalı ile bir savcının aşkı... bence okunması hem çok eğlenceliydi hem de çok romantik. Kitapta Jordan ve Nick'i görmek çok güzeldi. Formlarından bir şey kaybetmediklerini görmek ise süperdi. Cameron ve Jake yine ortada kendilerini gösteriyorlardı bu sefer onların düğün haberini aldık kitabın sonunda :) Kitaptaki arkadaşlık ilişkileri, avukatlık muhabbetleri, FBI dosyalarının ilerleyişi, Kyle'ın yaptığı atılımlar ve bütün bunların yanında işlenen aşk muhteşemdi. Özellikle söylemek istiyorum ki Kyle'ın Twitter'ın CEO'su ile görüşüp onlarla iş yapma mantığını okurken çok eğlendiğimi söylemem gerek. Bir de Kyle'ın üniversiteye girip de orada çocuklarla yaptığı sohbetler.. Kitabı çok beğendim. Cidden çok severek takip ettiğim bir yazar oldu Julie James, umarım Ephesus bizleri çok bekletmez. Sizlere de bu seriyi şiddetle tavsiye ederim :)

Baskı: M'ars 2 - Onun Tek Suçu Aşık Olmaktı

https://illekitap.blogspot.com/2019/02/mehmet-arslan-mars-2.html M'ars'ın macerası devam ediyor, bu seferki hikayesinde üniversitede yaşadıkları ve ilk aşkını anlatıyor. İlk kitaptan tanıyıp okuduğumuz M'ars, üniversiteyi kazanmıştı ve artık bir üniversiteliydi. Bu kitapta da üniversitede neler yaşadığını, ilk aşkını, oda arkadaşlarını, yine ailesiyle olan diyaloglarını okuyoruz. Eğlenceli ve muzırlık dolu bir şekilde anlatılmıştı. Okurken gülümsettiği kısımlar olduğu gibi yine alttan çok güzel mesajlarda veriyordu. Yine kendine güveni, sevdiklerinin önemini, ne olursanız olun kendiniz olmanın güzelliğini anlatırken eğlenceli bir şekilde ifade etmesi daha güzel okundu. Çok depresif moda sokmadan eğlendirerek anlatmıştı. Üniversitede ilk aşkı Lila'yı... aşık olduğunu anlaması ve terk edilmesi... sonrasında neler yaşadığını da okuduk. Yani M'ars'ın üniversite macerası ve ilk aşkının anlatıldığı bir ktiaptı. İlk kitabı sevip okuyanlara bu kitabı da okumalarını öneririm. Çünkü M'ars kendi olmaktan ve farklılığından hiçbir şey kaybetmiyor

Baskı: M'ars - Onun Tek Suçu Kusursuz Olmaktı

https://illekitap.blogspot.com/2019/02/mehmet-arslan-mars.html Kapak tasarımıyla oldukça ilgimi çeken bir kitaptı M'ars ve hazır iki kitabı da elimdeyken okuyayım dedim. Öncelikle hiç beklediğim gibi çıkmadı ben daha farklı bir kurgu düşünmüştüm bu kitap için ve bambaşka bir kurgu buldum. Detaylara girmeden önce yazarından bahsetmek istiyorum. Mehmet Arslan, eğlenceli, zaman zaman güldüren konunun veya kitabın sonunun nereye gittiğini merak ettiren ve daha çok genç kesime hitap edecek bir kitap yazmış. Kitabın ana olarak kurgusu dershaneye giden bir çocuğun hem sınava hazırlanma hem de o yaşın verdiği haylazlıkları anlatırken çevresindeki insanlara da yardım eli uzatan bir karakteri anlatıyor. ancak bununla da kalmıyor anlatılanın ardında alttan da çok güzel mesajlar veriyor. Aile ilişkileri çok güzeldi ancak ve arkadaşlığı da anlatması çok güzeldi. Biraz daha günlük tarzı bir kitaptı. Bir gencin sınav hazırlığında yaşadıkları, gençliğinin verdiği çılgınlıklar ve muzırlıklarla dolu olduğu eğlenceli bir kitaptı. Ancak M'ars'ın bu kadar öz güvenli olup da kendini mükemmel ve kusursuz sayması da... nasıl bir egodur demeden geçemedim. :D Ancak bir insanın kendine güvenmesi de güzel bir şey tabi aşırıya kaçmadan ;) Genel olarak bakıldığında benim için ki ben 30 yaşında olduğumu itiraf etmem gerekirse, fazla genç işi geldi bana ama okurken eğlenmediğimi de söyleyemem :) Zaman zaman benim üniversite sınavına hazırlık anlarımda hissettiklerimi okuduğumu söylemeliyim. Çok aşırı büyük beklenti olmadan okuduğunda güzel vakit geçirip eğlenebileceğiniz bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitabın kapak tasarımına bayıldım ve cidden çok hoşuma gitti. İç tasarımı da çok güzeldi. Aralarda yer alan sözler de çok güzeldi.

Beyaz Kasımpatı
10/1022.02.2019

Baskı: Beyaz Kasımpatı

https://illekitap.blogspot.com/2019/02/mary-lynn-bracht-beyaz-kasmpat.html "Bütün savaşlar, dünya kadınları ve kızları için bir suçtur!" Bazı kitaplar kurgu da olsa yaşanmışlık kokar ya hani... işte öyle kitaplardan biri... her bir kelimesinde yaşanmışlığın izleri varken okurun üzerindeki etkileyiciliği de daha yoğun oluyor. Öyle ki okursunuz... okursunuz... sonra tek bir cümle... tek bir kelime... size öyle ağır gelir ki gözlerinizden akan yaşlara engel olamazsınız... İşte benim de ağladığım satırlar Hana'nın Sovyetler'in elindeki kızlara hikayesini anlattığı noktada oldu. Arkadya unutamayacağım kitaplar listesine bir kitabını daha ekledi resmen. Mary Lynn Bracht'ın ülkemizde yayınlanan ilk kitabı Beyaz Kasımpatı'nın kurgugu akıcı ve merak uyandırıcı bir şekilde gidiyordu. Buram buram tarih kokan bazı satırlarında yine yoğun bir şekilde acı, çaresizlik, hayatta kalma savaşı boy gösteriyordu. Eğer ki, kaldırabileceğinize inanıyorsanız mutlaka okuyun bu kitabı ve savaşların aslında en çok kadınlara, kız çocuklarına zarar verdiğini görün. En çok can yakanın küçük çocukların seks köleliğine kullanıldığını okumanın olduğunu okuyun. Kurgu olduğunu bilseniz de altındaki gerçeklik payının, yaşanmışlığın sizin kalbinizi nasıl da yaralayacağını bir görün. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse; Jeju Adası'ndan henüz 16 yaşındayken küçük kız kardeşini korumak adına kendini ön plana atan Hana'nın Japon askerleri tarafından kaçırılıp seks köleliğine zorlanmasını, onunla beraber daha nicelerinin olduğunu anlatıyor. Hana'nın bu tür bir yaşamda hayatta kalma çabasını, her şeye rağmen ev özlemini, henüz küçücük olmasına rağmen taşımak zorunda kaldığı o ağır yaşamı anlatıyor. Askerlerin tecavüzlerinden kaçamaması, yalvarması, pes etmesi, kabullenmesi ama içten içe de kaçıp kurtulmayı çabalaması... Her kelimesiyle insanın içine dokunan bir kitap. Böyle kitapları herkes okuyamaz bilirim. Çünkü muhtemelen ben de uzunca bir süre unutamayacağım, sonrada kitabı her gördüğümde aklıma gelecek ancak şu da değişmek bir gerçek ki... günümüzde de bunu yaşamıyor mu onca kadın ve kız çocuğu... İşte insanın en çok içine dokunan da sanırım o oluyor. Güya medeni bir dünyayı yaşıyoruz ama her yerinden vahşilik akıyor... Etkileyici, zaman zaman tüylerinizi diken diken ederken zaman zaman da gözlerinizi dolduracak bir kitap ve dediğim gibi öyle bir noktada sonra tek bir kelimesiyle dayanamayıp sizi ağlatacak bir kitap. Arkadya sizi en çok da bu tür kitapları biz okurların karşısına çıkardığınız için seviyoruz. Bir yerde... arka planda kalmaması gereken kitaplardan. Çünkü buram buram gerçeklik kokuyor. Şiddetle tavsiye edeceğim kitaplardan biri. Bence mutlaka okuyun!

Kafes
10/1019.02.2019

Baskı: Kafes

https://illekitap.blogspot.com/2019/02/josh-malerman-kafes.html Neden ısrarla Josh Malerman okuyorum bilmiyorum ama hazır elimde varken kitapları okuyayım diye düşündüm ve bu sefer şansımı hem ülkemizde ilk çıkan kitabı hem de Netflix'de filmi yayınlanan kitabı olan Kafes ile denedim. Açıkçası insanların bu kitabı neden bu kadar çok övüp de göğe çıkardığını anladım çünkü harbiden iyiydi. Beklentimi düşük tutmuş ve diğer kitaplarından sonra bunda da sıkılacağımı düşünmüştüm ancak yazar beni yanılttı çünkü akıcı, merak uyandırıcı bir kitaptı ve elinden bırakamıyorsunuz kitabı. Hep sonrasında ne olacağının merakı içerisinde sayfaları çeviriyorsunuz. Tabi ki bendeki baskısı ilk çıkan baskılardan olduğu için içerisinde ek hikayesi olan kitabı bilmiyorum, ek hikayeyi de bilmiyorum. Bilen bana anlatsın :) Ama yeni alacaklara ek hikayeli olanı almalarını öneririm. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse ki bunu spoiler olmaması için biraz fazla yüzeysel yapacağım, hamile olduğunu öğrenen Malorie ne yapacağını bilememenin verdiği bir endişeyi yaşarken bir salgın gibi yayılan insanların gördükleri şeyle delirip de kendilerine, sevdiklerine ya da birbirlerine zarar verdikleri bir deliliğin yaşadığı yeri sardığını fark ettiğinde verdiği hayatta kalma çabasını anlatıyor. Hamile olduğunu öğrendikten sonra sığındığı evde yaşananlar ve doğumundan dört yıl sonra artık saklanmak yerine güvenli bir yere gitme çabasını... Bir yandan gizemli bir şekilde hayatta kalma çabasıyken bir yandan da bir annenin çocukları için verdiği çabayı okuyoruz. Her sayfası ciddi anlamda merak uyandırıcıydı ve gizem doluydu. Zaman zaman gerilmek mümkündü ama kitabın geneline bakıldığında bahsedildiği gibi korku değil sadece gizem-gerilim türünde olduğunu söyleyebilirim. Gerilim kısmı da tamamen bilinmezlikten kaynaklanıyordu. Nehirde yaşananlar, çocukların tepkileri, evden dışarıya attıkları her adımda duydukları korku ve bilinmezlik ciddi anlamda muhteşem anlatılmıştı. Ve bir de muazzam ifade edilip de okuru -en azından beni - en çok etkileyen kısım bir annenin çocuklarına "oğlan" ve "kız" diye seslenmesiydi. Kitabın başından beri merak etmiştim ama sonunda öğrendiğim gerçek.. işte etkileyicilik. Nedense bu başarıyı Tom'la yaşamasını isterdim ama hayat... güvenilen insanlar... bozulan düzenler... insanın hayatına tahmin edilemeyecek şeyler getiriyor. Kitap cidden çok iyiydi. Bayıldım bence diğer kitapları olmasa da bu kitabı mutlaka deneyin. İllaki bu yazarın bir iki kitabını okuyacağım diyorsanız birinci tercihiniz Kafes ikinci tercihiniz Kırmızı Piyano olmalı.

Baskı: Jamaica Caddesi (On Dublin Street, #3)

http://illekitap.blogspot.com/2019/02/samantha-young-jamaica-caddesi-on.html Dublin ve Londra Caddesi'nden sonra Jamaica Caddesi'ni de okumalıydım. Bu yazarın bu serisini seviyorum çünkü tam da yetişkin okurlarına hitap eden bir kurgusu ve olay döngüsü var. Ahh bir de içine karıştırdığı aşk ile yemede yanında yatlık oluyor. Samantha Young'ın şimdiye kadar çıkan bütün kitaplarını okudum ve şunu söylemeliyim ki aralarında en sevdiğim seri buydu. Akıcı, sürükleyici, seksi, ateşli, romantik bir seri olduğu değişmez bir gerçek. Ayrıca kesinlikle yetişkin okurlara hitap ediyordu. Serinin 3. kitabıydı. Her kitap farklı bir karakteri anlatsa da karakterlerin birbirleriyle iletişimi olduğu için hepsi kitapta geçiyor bu yüzden ilişkileri anlamak için sırayla gitmek daha mantıklı bence. kitap Olivia ile Nate'in hikayesini anlatıyor. Olivia yaşadıkları yüzünden çekingen ve erkeklerler -en azından hoşlandığı erkeklere iletişim kurmakta zorlanan bir kadın. Bu konuyu aşabilmek için en yakın arkadaşı olan Nate'den yardım ister. Nate ona erkeklerle ilişkisinde aktif ve yeterli olabilmeyi ve özgüvenli olmayı öğretirken aralarındaki cinsel çekime yenik düşerek yatak arkadaşı da olmaya başlarlar. Ancak işler çığırından çıkar ve işin içine aşk girince ortalık karışır. Kitap Nate ve Olivia'nın birbirlerine olan duygularını kabullenip, aşklarına güvenip bir hayata yelken açmalarının hikayesi. Açıkçası Olivia'yı değil de Nate'i çok sevdim çünkü adam hep olduğu gibiydi. Özellikle kitabın sonuna doğru yaptığı itiraflar ve gönderdiği hediyelerle... benim bile kalbimi fethetti. Ben sevdim kitabı. Akıcı ve eğlenceliydi. Ki zaten bu seriyi de çok seviyorum. Bu yüzden sizlere de tavsiyem okuyun. Umarım DEX bu serinin kitaplarını çıkarmaya devam eder. Hatta yakın zamanda görürüz de yeni bir kitabı. Ayrıca Dex'in bize, serinin okurlarına bir sürprizi vardı bu kitapta. O da kitabın sonunda serinin novellası olan Ellie ve Adam'ın hikayesini de bu kitaba eklemişler. Ellie, ilk kitapta tanıdığımız Braeden'ın kız kardeşiydi ve ilk kitaptan beri onun Adam'a olan aşkını okuyorduk bu kitabın sonunda onun hikayesini de gördük. Kısacık 100-120 sayfalık bir hikayeydi ama okumak kesinlikle çok zevkliydi. Aslında ayrı bir kitap olarak çıkmasını tercih ederdim çünkü ince de olsa, kısa da olsa farklı kurgular yanı kitaba sıkıştırmak benim açımdan hoş değildi. Ama DEX böyle yapmış en azından okuyabildik deyip susuyorum. Jamaica Caddesi'nin yorumuna değinmeden önce bu novellanın yani ismi Çeşmeliköprü Caddesi'nden bahsedip sonra asıl kitaba başlayacağım. Adam ve Ellie'nin hikayesi mektuplardan ve çiftin düşüncelerinden oluşuyor. Ellie ile Adam aynı eve taşınıyorlar evlilik kararı alıyorlar ve Adam, Ellie'nin günlüklerini okumaya başlıyor. Ara ara okuduğu bölümleri ve sonrasında Ellie ile Adam'ın düşüncelerini okuduğumuz, birbirlerine olan duygularını öğrendiğimiz bir kitap oldu. Aslında uzun ve detaylı bir kitabı hak eden öyküleri vardı bence. Ben şahsen okumayı sevdim, sadece ayrı bir kitap olsaydı daha güzel olurdu benim için :)

ÖncekiSayfa 13 / 39Sonraki