Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Zorba
Muhakkak okunması gereken üstüne çok söz söylenecek türden bir kitap Kazancakis'in bu romanı toplum içindeki zıtlıkların bir göstergesi aslında. Hayatını madencilik yaparak kazanan kuralcı biraz da korkak bir adamın karşısına çıkan ters karakterdeki özgürlükçü, kural tanımayan, dilediği gibi yaşayan yaşlıca bir adama rastlamasıyla değişen bir hayat. Tutkulu bir dostluk. Bir nevi hayatın ve özgür bir yaşamın ipucunu içeriyor bu kitap. Betimlemeler ve tasvirler çok çarpıcı. Özetle yaşamın tadı, kurallar, kuralsızlıklar, kadınlar, zıtlıklar, dostluk kısaca yaşama dair ne varsa bu kitapta. Birçok yerde gülümsetiyor ve düşündürüyor. Bazı kitap karakterlerini tanımaktan mutluluk duyar insan. Zorba da öyle bir karakter. Çok okuyan mı yoksa çok gezen mi bilir sorusuna kitabı okutturup sonunda gezen bilir cevabı verdirten kitap. Yazar çok güzel doğa tasvirleri yapmış okurken Girite gidiyorsunuz yağmur yağarken çıkan toprak kokusunu alıyorsunuz. Kitaptaki patron kahramanı, Budha-öğretileri ve Dante okumayı seven, hayatın anlamını arayan birisi. Ancak Zorba ile karşılaştıktan sonra hayata bakışı değişiyor, dünyevi olandan nasıl zevk alınabileceğini öğreniyor ondan. Aslında hepimiz birer zorba olmak isteriz. Yazar bir taraftan budizmi sorgularken, diğer taraftan da belki de budizm ile ulaşılacak noktanın zorba olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Baskı: Köy Enstitüleri
Enstitülerin kapatılmış olmasının ülkemiz adına ne kadar kötü sonuçlar doğurduğunu gördük. Görüyoruz. Geçmiş yıllarımızda yapılan hataları, üzerimizde oynanan oyunları gördükçe bu vatana daha bir sımsıkı sarılıyorum. Köy eğitimi meselesini cumhuriyetin ilanından sonra araştırmış ve birçok yönüyle ortaya koymuş belgesel tadında bir çalışma. Belki de ülkemizi şuan çok farklı bir duruma getirecek bu projeyi anlamak isteyenlere tarafsız bir bakış açısıyla hazırlanmış çok güzel bir çalışma. Bu okulların nasıl ziyan edilip köylerimizi karanlığa hapis edenleri göreceksiniz.
Baskı: Vahşetin Çağrısı
"Acımak, merhamet etmek, zayıflıktı. Vahşi hayatta merhamet diye bir şey yoktu. Merhamet, korku sanılırdı ve bu yanlış anlama, ölüm getirirdi. Ya sen öldürürsün ya da seni öldürürler, ya sen yersin ya da seni yerler; yasa buydu ve zamanın derinliklerinden gelen bu buyruğa uydu Buck." Bir köpeğin gözünden dünyayı izlemek ve hayata dair çokça mesajlar alabilirsiniz. İşte bir kısmını alıntıladığım bu muhteşem kitabı kesinlikle okumanızı öneririm, aynı şekilde çocuklarınıza da okutabilirsiniz. Hayal güçlerinin gelişimi için çok faydalı olacaktır. Çünkü Jack London'ın anlatımı tek kelimeyle muhteşem ve bütün Kuzey Toprakları'nı sanki siz de geziyorsunuz Buck ile birlikte. Kitabın kısaca konusu şöyle: Güney Topraklarında ve medeni dünyada bir evde yaşayan kendi halinde bir köpek iken, bir oyun sonucu tuzağa düşürülüp Kuzey'in o soğuk topraklarına gönderilen Buck'ın içindeki vahşi doğasının ortaya çıkışına ve geçirdiği evrime tanık olacaksınız. Alaska'da gittiği yerler ve her seferinde değişen sahipleriyle başına gelen maceraların destansı anlatımında duygulanacaksınız. Jack London bir köpeğin dünyasına girip onu o kadar güzel anlatmış ki eğer sizde bir hayvan sever veya köpek besliyorsanız mutlaka bu kitabı okumalısınız.
Baskı: Benim Delilerim
Aziz Nesin’in okuduğum “Benim Delilerim” adlı kitabında Aziz Nesin kendisine gelen mektupları ve hayatındaki delilerin hikayelerini yazmış. Deliliğin çeşitleri ve insanın nasıl delirdiğini güzel bir şekilde anlatmış bize. Kitabı okuduktan sonra belki sizde bir tür deli olabilirsiniz. Bunu anlamanız için kitabı okumanız lazım.
Baskı: Yol Ayrımı (Esir Şehir, #3)
Esir Şehir İnsanları’nda başkarakter olan Kâmil Bey hapisten çıktıktan sonra ayrıldığı eşi Nermin’in evine giderek kızıyla görüşmek ister. Fakat bu süreç, romanın yarısından sonra başlar. 1930’daki Serbest Fırka deneyimi, yazarın karakter çeşitlemesiyle anlatmaya çalıştığı konudur. Kuvayı Milliye saflarında bulunmuş insanların siyaset arenasından uzak tutulmaya çalışıldığı, meydanın kraldan çok kralcı olan parti kodamanlarına kaldığı bir dönem. Esir Şehrin Mahpusu’nda karşımıza çıkan hapishanedeki kötü adam Faytoncu Osman Ağa’nın Serbest Fırkacılığı ile İstiklal Savaşı’nda önemli mücadelesi olan Ramiz Dayı’ya kafa tutmaya çalışması yazarın dönem siyasal yapısının alt yapısını iyi vurguladığı, çelişkileri anlatmaya çalıştığı iyi bir anlatım. CHP'li önemli mebusların bir süre sonra Serbest Fırkacılara karşı aşırıya varan tepkileri, Kâmil Bey’in kızına gerçekleri anlatmaya çalışması, Gazeteci Murat’ın arkadaşı Selim’in bir dergi çıkarmaya çalışması ve dergide sarayların öğrenciler için yurt anlamında kullanılması gerektiğinden bahseden yazısı eserin bam telidir neredeyse. Selim’in bu görüşü, Atatürk’ün kaldığı saraya lafı getiriyor gibi algılanır, sivil memurlarca öldüresiye dövülür, bir daha da kendini toparlayamaz ve hastanede can verir. Doktor Münir’in Kurtuluş Savaşı ve kahramanlık üzerine söylediği şu söz önemli: “Bence Kurtuluş Savaşımızın bir tek kahramanı var o da Kurtuluş Savaşı’nın kendisi.” Yazar, diğer birkaç eserinde olduğu gibi Doktor Münir üzerinden kendi görüşlerini okuyucuyla paylaşıyor ve ortaya, dolu, yiğit bir roman çıkıyor. İyi okumalar…
Baskı: Sosyalizm ve İnsan Ruhu
Kimse de özlemeyecek onu. Çünkü insanın aradığı ne acıdır ne haz; salt hayattır. İnsan hep yoğun, dolu dolu ve kusursuz bir yaşam sürmeyi arzulamıştır. Başkalarını kısıtlamadan, yahut ıstırap çekmeden bu arzusuna ulaşabildiğinde tüm eylemleri ona haz verecek, kendisi de daha aklı başında, daha sağlıklı, daha uygar, daha kendisi bir hal alacaktır. İnsan mutluyken kendisi ve çevresiyle uyum içindedir. Sosyalizmin istese de istemese de hizmetinde çalıştığı yeni Bireysellik kusursuz bir uyum yaratacaktır. İnsanı mutlu etmek için mutsuzluğuna neden olayı ortadan kaldırmak gerekir. Örneğin Fakirliği ortadan kaldırmak için onları beslemek değil fakirliğe neden olayı yani ekonomisini kendi üretimini elde etmesi için çalışmak gerekir. Zengin burjuvaziler fakir sınıfındakileri besleyerek fakirlere yardım ettiğini sanır halbuki daha çok fakirleştirir. Her insan bireyin yaşanılır bir hayat sürmesi için ekonomisinin güçlü olması lazımdır. Özel sektörlere bel bağlayıp para babalarının daha çok kazanması için kendi yaşamını heba etmemelidir. Bunu önlemenin tek yolu da Sosyalizmdir. Sadaka belayı def etmez fakirliği çoğaltır. Dini duyguları istismar ederek hazır olarak elde etmeyi sağlar.
Baskı: Kurt Kanunu
Kemal Tahir eserleri, karakter diyalogları yoğun eserlerdir. Kurt Kanunu’nda da bu özellik devam ediyor. İzmir Suikastını konu eden romanın başa gelen karakterleri: Abdülkerim, Kara Kemal, Gurbet Hala, Emin Bey… İçlerinde yalnız Kara Kemal’in tarihte yaşamış bir kişi olduğunu biliyoruz, olay sürecindeki akıbeti de hüzünlü. Kara Kemal’in baskına uğradığı yeri İttihatçılık’tan arkadaşı diye tanıttığı Emin Bey’in evi olarak kurgulamış yazar. 1969’da yayınlanan böylesi bir eser için o yıllarda çok sınırlı bir kaynak söz konusudur ama yazar bize çok derinine olmasa da işin iç yüzü hakkında bir fikir sunuyor. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında İttihatçılar ve Kemalistlerin hesaplaşacakları kaçınılmazdı. Bu hesaplaşma, 3 yıl sonra, 1926 tarihinde İzmir suikastiyle vücut buldu. İttihatçıların daha çok perde arkasında kalan ama çok etkili liderlerinden Kara Kemal ve gazeteci öldürmekle maruf komitacı Abdülkerim çerçevesinde dönen suikast girişimini konu alıyor. İttihat terakkiyi, İzmir süikasti günlerini, kurunun yanında yaşında yandığı, devran döndükten sonra eski idarecilerin kendini ve eski politikalarını sorguladığı, içerik yönünden tarih sevenlere oldukça hitap eden bir kitap. o yılların havasını biraz olsun solumak için de birebir.
Baskı: Esir Şehrin Mahpusu (Esir Şehir, #2)
Kemal Tahir'in okuduğum 2. kitabıydı; şu an 5. kitabını okuyacağım (Devlet Ana) okudukça okunulası gelen Türk Edebiyatının vazgeçilmez bir yazarı. Serinin ikinci kitabı. İşgal dönemi İstanbul'unda siyasi bir suçlu olmasına karşılık, Kamil Bey suçunun iftira olması dolayısıyla (yanlış anlaşılma) kendisini külhanbeylerinin, acımasız katillerin ve uslanmaz kumarbazların arasında buluyor. Koğuş yaşamını, hapishane hayatını öyle bir anlatmış ki yazar sanki siz de orada Kamil Bey ile birliktesiniz. Hapishane jargonunun ve argo kelimelerin fazlasıyla kullanıldığı roman. Kesinlikle okunmalı.
Baskı: Yıldızların Efendisi Hayyam
Yasmi'nin Hayyam'a olan aşkı ve Hayyam'ın Yasmi'ye olan aşkı. Hayyam'ın aşkını bulmak için gitmediği yer başvurmadığı kimse kalmamıştı ve bulduğunda ise amansız hastalık olan vereme yenik düşmüştü. Hayyam'ın kendisini Yıldız Evine kapatıp yeni bir takvim üzerine çalışması ve yüzyıllardır kullanılan takvimin hatalı olduğunu ispatlayıp yeni takvimi çıkarması. Kitapta Ömer Hayyam'ın ilim ile ilgili yaptığı şeylere de denk gelip şaşıracaksınız. Kitapta Ömer Hayyam'ın hikayesini bekliyordum sadece ama bir anda Hasan Sabbah çıktı karşıma ve daha çok etkiledi beni. Sonra birden kayboldu sayfalarca ilerlememe rağmen iz yoktu Hasan Sabbah'tan sadece bir ipucu. Ve sonlara doğru artık Ömer Hayyam Alamut kalesinde Hasan Sabbah'ın yanında. Güzel sürükleyici bir kitap kesinlikle tavsiye ederim.
Baskı: Kırdığımız Oyuncaklar
Sunay Akın'dan heyecanladıran ve oyuncaklar üzerine kaleme aldığı, sonu hep şaşırtan sıcacık hikayeler... Hayal dünyasının içine çekiyor sizi okudukça... Hayalleriniz oyuncaklar kadar büyüyor... Büyüyorsunuz sonra da küçülüyorsunuz... Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Dili çok güzel, geçişleri nasıl yaptığını fark edemiyorsunuz. Kitapta çok sıcak, naif hikayeler var. Kitap sizi yormuyor. Aksine dinlendiriyor. Şu an yetişkin hallerini bildiğimiz bir çok insanın çocukluklarındaki oyuncak hikayeleri. Kitap bittiğinde mutluluk dolduruyor içinizi. Siz de çocukluk zamanlarına dönüyorsunuz. Hatırlıyorsunuz oyuncak hikayelerinizi. Sunay Akın' ın sohbetlerini dinlemişliğim vardı ama hiç kitabını okumamıştım. Çok hoşuma gitti. Tavsiye ederim.
Baskı: İt Kuyruğu
Aziz Nesin'in yine bizi eleştirdiği ama eleştirirken güldürdüğü güzel bir eseri. Her yaştan insanın rahatlıkla okuyacağı ve okuması gereken bir eser daha. Ayrıca bu kitapları alarak yardıma muhtaç birçok çocuğa yardımda bulunacağınız da aklınızda bulunsun.
Baskı: Marslı
Mars'tan görevden dönerken öldüğü zannedilerek unutulan bir astronotun Mars'ta tek başına yaşam mücadelesini anlatmaktadır. Diğer kurgusal kitaplara göre bu kitabın insana katabileceği artılar bulunmaktadır. Birisi şudur: insana inanılmaz bir beyin egzersizi yaptırır. Filmi izlediğinizde bunları anlamak veya hissetmek imkansızdır, zaten bundan dolayı film izlemek ve televizyon seyretmek pasiftir, izleyenin ve özellikle çocukların beyin gelişimlerini durdurur. Bu kitapta, oksijen elde etmekten bitki yetiştirmeye süper düşünülmüş çok sayıda kurgu var. İkincisi ise psikolojiktir. O Marslı yerinde olsaydık neler yapardık/nasıl hissederdik? Veya biz niye böyle bizim bütün ihtiyaçlarımızın karşılandığı muhteşem bir dünyada yaratıldık? Kim bize hazırladı bu dünyayı? Bizden ne ister? Şükretmek nedir? gibi soruları tetikler. Eğer bir kurgu, bir roman okuyacaksanız, bu kitabı diğer binlerce kitabın yerine tavsiye ederim.
Baskı: Atatürk
Atatürk hakkında güzel bir kitap. Doğduğu topraklardan kilometrelerce uzaklara savaş cephelerine giden, Osmanlı'nın bitik halinden yeni bir devlet yaratma ve bu devleti dünyadaki diğer güçlü devletlerin gözünde büyük gösterme çabasını okuyacaksınız.
Baskı: Esir Şehrin İnsanları (Esir Şehir, #1)
Kemal Tahir, Milli Mücadelenin bu en zor durumunda İstanbul aydınının yaşadığı hayatı, esaretten kendilerine pay elde etmek isteyen tüccarları ve esaretin bir buhran haline gelmesine sebep olan olayları güzel betimlemelerle anlatmıştır. İstanbul'un işgali, milli mücadele sırasında milletimizin kalbinin zapt edilmesi ve bitkisel hayatta yaşamaya zorlanması şeklinde vuku bulmuştur. Yazar romanda Kamil Bey'in şahsında aydınların bir içe dönme ve özeleştiri yapma halini ortaya koymuştur. Kamil Bey kızı Ayşe'nin yıllar sonra "Baba Milli Mücadele sırasında siz neredeydiniz?" sorusunu sorma ihtimaliyle bir içe dönüş yaşamıştır. Bu soru, her zaman ve her olay için herkesin kendisine sorabileceği bir sorudur. Bence romanın en önemli teması, bu muhasebenin yapılmasıdır. Yazarın diğer eserlerine baktığımızda da sürekli bu sorgulama temasının işlendiği görülecektir.
Baskı: Yorgun Savaşçı
Kemal Tahir bu toprakların yetiştirdiği belkide en iyi romancımızdır. Yazdığı romanların hepsinin gerçek temelleri vardır. Bir kitabı yazarken yüzlerce kaynağı tarar öyle yazar. Bu roman da kurtuluş savaşıyla ilgili yazılmış çok iyi ve gerçekçi bir romandır. Anadolu ve İstanbul halkının kurtuluş savaşı sırasındaki durumunu çok iyi yansıtmaktadır. Kurtuluş savaşı ve öncesini konu alan topçu yüzbaşı Cemil'in etrafında gelişen olayları anlatır. Dönemin Anadolu ve İstanbul bölgesinde halkın genel durumunu, bıkmışlığını, İttihatçılar, Karakol Cemiyeti, Milliciler gibi grupların sevap ve günahlarını, Balkan Savaşının bu gruplar üzerinde yarattığı sonuçları irdeler. Akıcı bir dili vardır.
Baskı: Zeytindağı
Sırf Halifelik sıfatını korumak ve kendisinden başka kimseye verilmesin diye devletin parasını (altınını) rüşvet olarak yada bağlı kalsın diye dağıtan bir devletin hikayesi. (Halbuki Halifelik Hz. İmam Hasan ile son bulmuştur.) Türk askerlerinin yurtlarından, analarından, eşlerinden, çocuklarından uzakta başkalarının yerine ne koşullarda savaşmayı, şehit olmayı anlatan bir kitap. Ve Cemal Paşa'nın keşke bu kadar hizmeti Anadolu için yapsaydımları. Osmanlı Devleti'nin son dönemleri ve Cumhuriyetin kurulmasından önceki olayları anlatan güzel bir kitap. Osmanlı’nın yanlış siyasetinden dolayı çöküşüne neden olan ve devletin parasının hunharca nasıl harcandığını anlatan bir eser. Okumanızı tavsiye ederim.
Baskı: Toprak Ana
Ne diyordu kitapta "Söyle bana Toprak Ana, gerçeği söyle: İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?" İnsanlar savaşmadan yaşayamaz mı? Dünya var olduğundan bu yana savaşlar hep var ve de devam edecek. Sorsan savaşı başlatanlara "Niye savaşıyorsunuz?" diye. Verecekleri cevap "barış içinde yaşamak için" yada "daha iyi bir gelecek için" olacak. Daha iyi bir gelecek için yada barış içinde yaşamak için savaşmalı mı insan? Kitaptaki gibi toprağıyla uğraşsa, ekinlerini mahsullerini yaşatsa insan daha barış oldu olmaz mıydı dünya?
Baskı: Şimşek
“Hiç kimse bir Şimşek aydınlığı gördükçe Pervin’in niçin haykırdığını, niçin saçını başını yolduğunu, kendini yerlere attığını, niçin kafasını taşlara vurduğunu, niçin tepindiğini, anlamıyor, çünkü bu anda hastanın gözleri önüne gelen manzarayı bilmiyor, bu onlar için ebedi meçhuldür, bunu yalnız biz yani bu kitabı okuyanlar, bu hileyi en yakından, bu hileyi içinden seyredenler, bunu yalnız biz yanı bu kitabı okuyanlar biliyoruz.” Kitabın arka sayfasından böyle yazıyor. Gerçekten de kitabı okumayan Pervin’in neden, niye böyle davrandığını bilemeyecektir. Öğrenmeniz için bence bir an önce okumalısınız. Pervin, Sacid ve Müfid, üç kahraman ve gelişen olaylar. 20. yüzyılın başında İstanbul ve aile içi çekişmeler. Sağlık sorunları ve ruhsal sorunları had safhada olan bir eş, Müfid. Eşini sevmekle birlikte eski aşığını da göz ardı edemeyen karaktersiz bir kadın, Pervin. Bütün bunların yanında yeğeninin karısı ile birlikte olmaktan mutluluk duyan bir başka karaktersiz Sacid. Sosyete yaşantısı ile geleneksel hayat arasında gidip gelen yaşamlar. Peyami Safa Türk edebiyatının en önemli romancılarından bir tanesi. Şimşek romanı insan psikolojisinin ruhi bunalımlarını ve çatışmalarını güzel bir şekilde dile getirmiş. Yazarın diline ve üslubuna hayran olamamak elde değil.
Baskı: Kaplumbağalar
Köy hayatını, köy insanlarının yaşamlarını ve içsel gerçeklerini anlatan harika bir kitap. Kahramanlar o kadar güzel yansıtılmış ki hangi köye sapsanız onlardan birini şimdi bile görürsünüz. Onlarla kızıp, onlarla yorulup, onlarla mutlu oluyorsunuz. hele Kır Abbas… Bu adama hem çok kızıyorsunuz hem de çok seviyorsunuz. Ve Öğretmen Rıza’nın, muhtarın, Yusuf Oğlan’ın, Senem Gelin’in ve köylülerin de hakkını yememek lazım. Hepsi ama hepsi aslında bizim çok yakınımızda. Tabi yaşadıkları sıkıntılar da. Fakir Baykurt’tan köye ve köylüye dair bir başyapıt… Küçümsenen, beğenilmeyen köylünün neler yapabileceğini, nasıl yoktan var ettiğini görüyoruz. Bu güzel işlerin devlet tarafından destekleneceği yerde köylünün engellerle karşılaştığını gördüğünüzde düzene bir kez daha sövüyoruz. Romandaki kaplumbağa imgesi ve kaplumbağalara dair bölümleri okuduktan sonra gördüğümüz her kaplumbağada Tozak köyünü, Kır Abbas’ı hatırınıza getirip hüzünlenmemek elde değil.
Baskı: Gölgesizler
Türkçeyi tamamen her türlü güzelliğini kullanarak ama asla kelime oyunu yapmayarak yazdığı Gölgesizler ile tanıştım bir yerden. Hasan Ali Toptaş'ı hiç okumayana, ilk kitap olarak bu eserle başlamamasını öneririm. Çünkü önce yazarın daha kolay kitaplarını deneyimleyip, o kendine has yazım diline ve edebiyat ruhuna alışmanız gerekir. Gölgesizler eseri akıcı olsa da anlaşılması daha doğrusu sindirmesi o kadar kolay lokma değildir. Kurgusu efsanedir ki zaten kurgusunun esrarına kapılan bir filmi de çekilmiştir. Müthiş bir hayal gücüyle yazılmış. Düşle gerçeğin iç içe geçtiği bu postmodern romanda varlık-yokluk sorunları ve zaman-mekan ilişkisi ele alınmıştır. Romanda ikili bir anlatım söz konusu. İki farklı yer ve iki farklı zamanda yaşanan olaylar anlatılıyor fakat okurken sanki aynı zamanda ve yerde yaşanıyormuş hissi veriyor. Okuduğum diğer Hasan Ali Toptaş romanlarından biraz farklıydı fakat farklı tatlar arayanlara tavsiyemdir.
Baskı: Doğu Yolculuğu
Özel insanlardan oluşan bir cemiyet Doğu yolculukları düzenleyerek bir çeşit kendini arama bulma konusunda insanlara yardımcı oluyor. Ama cemiyetin katı kuralları ve insanlık doğasından gelen acımasızlık, suçlama, vefasızlıklar bu doğu yolculuklarında insanların kendi kaderlerini değiştirmesi ve kendilerini bulmaları açısından değişik bir kapı oluşturuyor. Kitabın sonundaki bir cümle çok hoşuma gitti. Kitap kahramanları her zaman yazarlardan daha çok gerçektirler ve tanınırlar. Değişik bir kitap. H.Hesse hayranlarına öneririm.
Baskı: Hakkari'de Bir Mevsim
Kitapta anlatıcı gördüklerini ve yaşadıklarını kendisi yazar, kendisi anlatır ancak sanki bu anlatımda anlatıcı aradan çekilmiş, bize sayfalardan bir pencere açmış ve gittiği Pir. köyünü göstermiştir. Kitabın hiçbir yerinde köy soğuktur demez, soğuğu hissettirir, hiçbir zaman bir ölüme üzüldüm demez, üzülür ve üzer. Yaşadıklarının ve hissettiklerinin yanında oralarda idari işlerin nasıl yürüdüğünü, âdetlerin, geleneklerin ne olduğunu, oradaki yaşantının zorluğunu, insanların sorunlarını çok samimi bir dille ve oldukça gerçekçi bir biçimde anlatır. Umutludur, kötüye giden bazı şeyleri değiştirmek ister ve bu uğurda yılmaz. Dertlidir, öfkelidir, asabidir; korkmaz, karşısındaki kim olursa olsun sesini yükseltmesini bilir. Ferid Edgü'yü ilk defa okuyorum. Gerçekten muhteşem bir dili var. Kısa kısa cümleler ancak bir o kadar da etkileyici. Ve seçtiği konu itibari ile doğunun sesine kulak veriyor. Bir öğretmenin yaşadığı anılarını anlatıyor Ferid Edgü. Ne diyordu; kendi dilimi öğretmek yerine onların dilini öğrenmeliydim. Gerçekçi bir biçimde yazılmış güzel bir eser. Mutlaka okunmalı.