Pinar
@Pinar

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Yeşil Ev
7/1017.03.2013

Baskı: Yeşil Ev

Öncelikle söyleyeyim ki bu kitap okuması kolay bir kitap değil. Tek oturuşta 50 sayfa civarı okumayı başarırsanız nispeten kolay takip edebilirsiniz olayları. Kesinlikle plaj kitabı değil veya kafayı boşaltmak istiyorsanız da pek uygun değil. Yeşil Ev, 2010 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Perulu yazar Mario Vargas Llosa'nın ilk kitaplarından ve yazarın tarzını henüz tam oturtmadığı bir dönemde yazdığı iddia edilen bir kitap. Ben farkında olmadan yukarıda önerdiğim disiplinde okuyabildim kitabı ve 558 sayfalık yolculuğum sırasında sadece bir veya iki defa geri dönüş yapmam gerekti. Yazar bu kitabında aynı karakter için birden fazla isim kullanmış ve bunun keşfini okuyucuya bırakmış. Keşfetmekte gecikirseniz veya kaçırırsanız, kafanızın karışması çok kolay. Kimi bölümlerde karakterler arasındaki diyaloglar konuşma çizgileriyle gösterilmişken, bazı bölümlerde paragraf arası olmayan sayfalar var peş peşe. Yine de bulmacaya benzeyen ve son bölümde olayların birleşimiyle romanın genelinde Amazonlar'daki zor ve acımasız yaşamları, yazarın dolaylı olarak siyasi, dini ve sosyal düzene başkaldırısını beğeneceğinizi düşünüyorum.

Kağıttan Düşler
5/1002.03.2013

Baskı: Kağıttan Düşler

Kitap çok akıcı bir dille yazılmamış ama yine de yormadan okunabiliyor. Karakterlere isim vermemek yerine Katip, Başgardiyan, Molla, Katip, Elçi, Başgardiyanın Kızı gibi isimler kullanılmış. Her bir karakter belirli bir insani niteliği simgeliyor. Kitabı her okuyan bunlara kendine göre farklı bir içerik yükleyebilir. Sanırım yazar okurun simgelere içerik yüklemelerini sağlayıp bunlara bağlı olarak her okuyucuda farklı çağrışım yaratmaya çalışmış. İşte bu durum da beni çok yordu. Belki de yoğun iş temposunda okuduğum bir kitap olduğu için kafa yormaya üşendim ve o arada da kitabı beğenmeyiverdim.

İşte Tanrılar
8/1017.02.2013

Baskı: İşte Tanrılar

Bu kadar çok ödül amış bir bilim kurgu romanını beğenmemek ayıp olurdu zaten. Asimov bu romanıyla bilim kurgu edebiyatının en prestijli ödüllerinden olan Nebula ödülünü 1972'de, Hugo ödülünü ise 1973'te kazandı. İşte Tanrılar üç bölümden oluşan bir kitap. Olaylar ilgili olmasına karşın üç ayrı öykü havasında geçiyor. İlk bölümde bilimi hırslarının uğruna kötüye kullanan bilim adamlarını, ikinci bölümde paralel evrende yaşayan uzaylıları, üçüncü bölüm ise dünyanın ayda yaşayan uzaylılarla beraber kendi geleceğine ilişkin verdiği karar hakkında. Bu üç bölümde farklı karakterlerden bahsedildiği için hangi karaktere ne olduğu konusunu pek takip edemedim ve sonrasında da sonuçsuz kaldığını gördüm. Sanki Asimov bu romanın devamını yazmalıymış ya da yazmayı planlamış ve unutmuş gibi bir durum söz konusu. Birinci bölümü okurken Asimov küresel ısınma konusunu 1970'lerden öngörmüş diye düşündüm. İkinci bölümü okurken Asimov'un hayal gücünün zenginliğine hayran kaldım. Üçüncü bölümde de sorunların çözümlenmesiyle bir iç huzuru buldum. Asimov bir bilim kurgu etkinliğinde var olmayan bir radyoaktif izotop hakkında konuşmak için Robert Silverberg'e yanaşır. Silverberg ile konuşmasının sonunda da bu konudaki yaratıcılığını bir romanlar somutlaştıracağını söyler. Sonrasında da İşte Tanrılar'ı yazar. Güzel, kaliteli bir bilim kurgu. Bilimi de kurguyu da boğmadan, sıkmadan sunan bir Asimov ustalığı...

Baskı: Söğütlükte Rüzgar

Söğütlükte Rüzgar bir çocuk kitabı. Son dönemde okuduğum çocuk kitapları arasında da en sevdiklerimden biri oldu. İngiliz çocuk edebiyatının klasiklerinden kabul edilen bu kitap ilk kez 1908'de yayınlandı. İş Çocuk Kütüphanesi'nden çıkan benim okuduğum kitap da kitabın kısaltılmamış çevirisi. Zaten bu seriden çıkan çocuk kitaplarını sevmemin en önemli nedeni de serideki tüm kitapların orijinal dilden ve kısaltılmamış olarak dilimize çevrilmiş olması. Çocuk kitabı olunca kurgunun derinliği veya karakter analizi gibi konulara girmeyeceğim. 11-12 yaş civarı çocukların rahat okuyacağını düşünüyorum. Daha küçükler için biraz fazla uzun. Hem 200 sayfadan uzun, hem de hiç resim yok. Kısaca canınız fabl çektiyse eğlenceli bir kitap :)

Havra Sokağı
7/1013.02.2013

Baskı: Havra Sokağı

Havra Sokağı benim için çok özel bir kitaptı. Beni o kadar çok defa çocukluğumun o kadar farklı anılarına götürdü ki bu kitap kütüphanemin ayrılmaz bir parçası olacak. Tabii ki benim için özel olmasının nedeni kütüphanede bahsi geçen bir çok yere defalarca gitmiş olmam. Ben küçükken annem babam çalıştığı için bana rahmetli babaannem bakmıştı. Babaannem de genelde balık, ara sıra da meyve sebze almak için götürürdü beni de Havra Sokağı'na. İzmir'in sıcak yazında o zamanlar oraya gitmek her zaman keyifli olmazdı ama bu kitabı okurken gülümseyerek ve özlemle hatırladım o çocukluk günlerimi. Buradan Selin Süar'a kucak dolusu sevgiler gönderiyorum. İzmir'in Yahudi, Müslüman, Rum ve Ermeni kökenli yerlilerinin bir arada yaşadığı "Gavur İzmir" olarak tabir edilen "Eski İzmir" dediğimiz bölümünde yetiştiğim için, Ortaokulda benim sınıfımda da müslüman olmadığı için din derslerine katılmayan ve o zamanlar bunu hiç yadırgamadığımız, hatta daha az derse giriyor diye kıskandığımız arkadaşlarımız olduğu için (Kulaklarınız çınlasın Viki ve Isaac), Babamın iş arkadaşı Nicola Amca ve ailesini tebessümle hatırladığım için, bu kitapta verilmek istenen mesajları ben çok güzel aldım. Çocukluğum kültürel anlamda bu kadar renkli geçmeseydi de aynı tadı alabilir miydim, emin değilim.

Baskı: Çöplüğün Generali

http://pinucciasbooks.blogspot.com Ne yaptıysam olmadı. Bu kitap bir türlü içine çekemedi benim gibi bir bilim kurgu severi. Konsantrasyonumu sağlamak için en ideal koşulları yarattım kendime olmadı. Ara verdim, baştan başladım, olmadı. Şimdi bu bir distopya romanı aslında ama yaratılan distopik dünyanın temeli yok. Kişiler var, münferit bir olay var ama tüm bunların geçtiği dünyanın kendisinin tarifi eksik romanda. Artık yazar bunu her okurun kendisinin hayal etmesini mi istemiş, roman mı kısa kalmış, canı mı istememiş, anlamadım. Kitabın ikinci yarısında George Orwell'in 1984'ümsü bir hava sezseniz de eksik ve gediklerden parçalar düzgünce birleşemiyor. Yazarın teknoloji konusunda bilgi eksikliğinden mi yoksa hayal gücünün o şekilde çalışmamasından mı emin değilim ama kitaptaki bu teknolojik yoksunluk bilim kurgunun inandırıcılığını da almış götürmüş. Merkezde "kollektif bilinç kaybı" gibi sağlam bir tema olması ve çöplüğün bu distopik dünyanın en temiz yeri olmasının tezatlığı ilgimi çekti ama toplamda bu sefer olmadı Oya Baydar. Arkadaşlar, yorumum kitaba ilgisi olanları, okumayı düşünenleri tereddüde düşürmesin lütfen. İnsan sürekli bu türde kitaplar okuyunca her kitaptaki hayal gücünün, kurgulanan dünyanın ayrı harikalar yaratmasını bekliyor.

Jane Eyre
8/1005.08.2012

Baskı: Jane Eyre

http://pinucciasbooks.blogspot.com Kitabın başlarında sıkılacağımı düşünmüştüm ama hiç de beklediğim gibi olmadı. Her ne kadar Jane'in hayatında olanların büyük kısmı ve Jane'in genel ruh hali kitap boyunca bende bir şeylere müdahale etmem gerektiği ihtiyacını yaratsa da 5 günde kitabı okuyuverdim. Kitabı bitirdikten sonra da okurken yaptıkları beni rahatsız etmiş olsa da hem Jane hem de Edward karakterlerini sevdiğimi fark ettim. Kitapta hoşuma giden bir başka unsur da kitap boyunca Bronte'nin yazdığı dönemin yazarlarından ve kitaplarından satır aralarında bahsetmesi oldu. Jane Eyre esasen otobiyografik bir roman. Charlotte Bronte kendi yaşam öyküsünden hareketle romanı yazmış ama benim naçizane tavsiyem Charlotte Bronte'nin yaşam öyküsü kitabı okumadan önce kesinlikle okumamanız. Benim okuduğum versiyon yukarıda kapak resmini de gördüğünüz Antik Yayınları'ndan çıkan versiyon ve kitabın başında Charlotte Bronte'nin yaşam öyküsü var. Ben romana başlamadan okumuş bulundum. Aman siz yapmayın!

Baskı: Yer Açın! Yer Açın!

http://pinucciasbooks.blogspot.com Bu kitapta en çok sevdiğim kısım karakter kurgusu oldu. Baş kahraman Andy, onun ev arkadaşı, kız arkadaşı, iş arkadaşları öyle güzel tariflenmişti ki ihtiyaç duyulan her şeyin çoğu kez bulunamadığı bu kalabalık dünyayı kolaylıkla hayal edebildim. Her karakterin bir kusurunun olması, daha doğrusu bunun alenen anlatılması, karakterleri bana daha da yakınlaştırdı. Ayrıca her karakterin günlük rutini çok güzel bir yalınlıkla anlatıldığından detayları kendi hayal gücüm zenginleştirdi. Kitabın konusu da başlı başına güzel bence. Bu kitap 1966 yılında yayınlanmış bir kitap ve yazar 33 yıl sonranın New York’unu hayal etmiş. Kitabın yazıldığı dönemde dünyada doğum kontrolü pek çok ülkede kabul görmeyen bir olgu olduğundan, yazar doğum kontrolü uygulanmazsa dünyada neler olabaileceğini oldukça yaratıcı bir biçimde anlatmış. Her ne kadar doğum kontrolü günümüzde 1960’lara oranla daha çok kabul görmüş bir olgu olsa da dünyadaki kıt kaynakların kullanımı hem günümüzde hem gelecekte insanoğlunu sürekli meşgul edecek bir mesele. Bu kıt kaynağın adı bir gün petrol olur, bir gün su olur, bir gün yaşanabilir hava koşulları olur ama konu hep gündemde kalır. Bu bakış açısıyla yazarın aslında çok temel bir konuya değindiğine dikaktinizi çekmek isterim. Tabii ki bu bir distopya romanı, yani karamsar bir gelecek kurgusu. Bu kurgu içerisinde yer alan olayları yazarın abartma tarzı hoşuma gitmiş olsa da bazıları bu romanı “bilim kurgu klasiği” kabul ediyor. İşte buna kesinlikle katılmıyorum. Roman iyi hoş ama klasik değil bence.

Ölü Ruhlar Ormanı
7/1005.08.2012

Baskı: Ölü Ruhlar Ormanı

http://pinucciasbooks.blogspot.com Gözlemlediğim kadarıyla Grangé romanları uzunca bir süredir kısa zamanda Türkçe’ye çevrilip pek çok Türk okur tarafından seve seve bir solukta okunan romanlardan. Ben de gerilim-macera tipi romanları ara ara okurum ama Grangé’dan nedense hiç okumamıştım bu vakte kadar. Bundan birkaç yıl sonra da Tess Gerritsen romanları için aynı şeyi söyleceğim büyük ihtimalle. Çevremden gözlemlediğim ve internetteki kitap siteleri ve bloglardan izlediğim kadarıyla bu ara herkes Tess’in romanlarını okuyor bu ara. Neyse biz Ölü Ruhlar Ormanı’na geri dönelim. Kitabın kapağını beğenmemekle birlikte konusu ilgimi çekti. “Seri katil”, “otizm” ve “Latin Amerika” başlıkları bir arada ilgimi çekiyor zaten. Bir de bunlar zenginleştirilmiş bir içerikle birlikte sunulduğundan iyice hoşuma gitti. İnternette yaptığım küçük araştırmada gördüm ki Grangé-severler ilk kez Grangé romanı okuyacak olanlara bu kitabı kesinlikle önermiyor. Çünkü genel anlamda bu roman başarılı bulunmamış. Vallahi olan oldu, ben okudum artık ama severek okudum. Temposu yüksek bir romandı. Doğruluğunu kontrol etmedim ama aralara serpiştirilmiş genel kültür geliştirici bilgiler çok hoşuma gitti. Hani bunu bile sevdiysem, gerçek Grangé-severlerin beğendiği diğer kitapları da severim gibi geliyor bana. Bu konuda da tavsiyelerinizi dikkate alırım: Bir sonraki Grangé romanım hangisi olmalı? Dönem dönem aradığım kitapların Türkçe’ye çevrilmediğini görünce veya seneler öncelikle çevrilip tek baskı yaptığını görünce üzülüyorum. Farkında mısınız bilemiyorum ama tersi bir durum da söz konusu. Pek çok Avrupalı ve Latin Amerikalı yazarın kitabı İngilizce’ye çevrilmeden Türkçe’ye çevriliyor. Goodreads aracılığıyla böyle durumları okuyunca da ülkemiz adına ayrı bir mutlu oluyorum. İnsanlar İngilizceye çevrilmediği için okuyamadıkları yazarlardan bahsediyorlar. Örneğin Nobel ödüllü yazar Mario Vargas Llosa’nın bir sürü kitabı daha yazar Nobel edebiyat ödülünü almadan önce Can Yayınları’ndan çıkmıştı. Jean-Christophe Grangé kitapları özelinde de Doğan Kitap’a teşekkürü borç bilirim.

Baskı: Gece Kelebeği: Perperık-a Söe

Bu kitabı iki oturuşta bitirdim. Büyük bir kısmını ise 4 saatlik bir uçak yolculuğu sırasında neredeyse hiç ara vermeden okudum. Bu sayede, Dersim’in dağlarında ben de dolaştım; kışların soğuğunda ben de üşüdüm; tezek kokusunu ben de aldım; Fecire’nin sesli/sessiz haykırışlarını ben de işittim; Gülüzar’ın söğüt dallarından yapılma bebeği benim de bebeğim oldu; akan suyun sesini ben de duydum; ihanetin acısını, anlaşılmaz kıskançlığın şaşkınlığını ben de hissettim; ben de anlamadım; ben de anlatamadım; ben de anlaşamadım; ben Fecire oldum, ben Gülüzar oldum… Ellerine sağlık Haydar Karataş…

Ambrosia Laneti
8/1014.04.2012

Baskı: Ambrosia Laneti

Ambrosia Laneti seveceğimi düşünerek aldığım bir kitaptı ve beni kesinlikle hayal kırıklığına da uğratmadı. Yazarın ilk romanı olduğu düşünüldüğünde kurgusunun da iyi olduğunu düşünüyorum. Sadece Can Umar dışındaki diğer karakterler, özellikle de Can'ın psişik güçlere sahip eşi Dorothe'nin çok arka planda kaldığını düşünüyorum. Kitabın başlarında Can ve Dorothe'nin hikayesinin romanın merkezinde kalacağını düşünmeme rağmen Dorothe'den hak edildiği kadar bahsedilmemişti. Dorothe'nin anlatımı ne kadar zayıfsa, Can'ın anlatımı da o kadar kuvvetliydi. Bir ara romana o kadar konsantre olmuştum ki, neredeyse Can'ın hırsıyla düşünür hale geldim. Kitabın sonu beklediğimden çok daha iyi çıktı. Bilim kurgu türünü sevenler Türkiye'de bu türde yazan pek yazar olmadığını iyi bilirler. M.R. Yalçınkaya bu tür de ümit vaat eden bir yazar. İkinci romanı çıktığında konusuna bakmadan alırım diyebileceğim türden. En büyük eleştirilerimden ve aynı zamanda övgülerimden biri de kapak tasarımına. Kapak kitabı hemen almamdaki en büyük etkenlerden biriydi. Ancak, konuyla kapağı tam olarak ilişkilendiremedim. (Bu ara bu sorunu sık sık yaşamaya başladım. Ben de bir tuhaflık var belki de). Sözün özü, bilim kurgu okumayı seviyorsanız Ambrosia Laneti'ne kesinlikle bir şans tanımanız gerekiyor.

Buğday Kokusu
8/1025.03.2012

Baskı: Buğday Kokusu

Aslında hem hikayeyi hem kurguyu çok sevdim. Kitabı bir solukta okudum. Bazı bölümlerde kendi hayatımdan izler buldum: 9-10 yıldız yerine 7-8 yıldız verme nedenim ise sadece kitapta anlatılanlarla kitabın adını ve kapağını eşleştirememiş olmam. Buğday Kokusu yazarın yayınlanmış ilk kitabı. Bu yüzden ne kitapçıda hemen görüp şöyle bir arkasını okuyabileceğiniz kadar size yakın, ne de online kitap satış sitelerinde yanar döner reklamlarla dikkatinizi çekecek kadar iyi pazarlanıyor. Adını başarısız bulmam nedeniyle de tesadüfler olmasa kesinlikle elime geçmeyecek bir kitaptı. İnsan böyle kitaplara arada rastlayınca ister istemez arada neler kaçırdığını düşünüp üzülüyor. Buğday Kokusu, içinde hem sevginin saflığını, hem terörün karanlığını, hem de farklı coğrafyalarda geçen bambaşka hayatların hikayesini barındırıyor. Rahatça okuyabileceğiniz tempoda olayların geliştiği, betimlemelerin olay kurgusunu yeterli şekilde desteklediği ve son sayfasına kadar ritmini kaybetmeyen, daha çok okuyucu tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir kitap.

Dev Şeftali
9/1004.02.2012

Baskı: Dev Şeftali

Çok eğlenceli...

Yokyer
10/1004.02.2012

Baskı: Yokyer

BBC'de yayınlanan mini-series'i de izlenmeli. Hatta filmi yapılmalı bence... Okuduğum en eğlenceli kitaplardan.

Cennetimden Bakarken
9/1002.06.2011

Baskı: Cennetimden Bakarken

Ben bu kitabın orijinalini okudum ve çok sevdim ama etrafımda Türkçe çevirisini okuyup da beğenen hemen hemen hiç kimse yok.

Carrie Günlükleri
8/1030.05.2011

Baskı: Carrie Günlükleri

Kitabın sayfa sayısına bakmaya çalışırken yanlışlıkla son cümleyi okudum. Lütfen aynı hatayı yapmayın!

Prenses ve Goblinler
8/1028.05.2011

Baskı: Prenses ve Goblinler

Aynı Tolkien'in Hobbit'in de olduğu gibi bu kitapta da bolca tekerleme var ve Türkçe çeviri de anlam kaybına uğramışlar. Kütüphanemde serinin bozulmaması için ikinci kitabın da Türkçe çevirisini alacağım (Prenses ve Curdie) ama çevirileri orijinalinden okuyacağım galiba.