Dilek Öz
@Dilek Öz

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Sarı Yazma
10/1016.06.2016

Baskı: Sarı Yazma

Çoğunlukla mizah romanları ile anılan yazarın, bu otobiyografik romanında, sade, akıcı ve içten üslubuyla geçmişi ile yüzleşmesi, içinize dokunuyor. İster istemez tanıdığınızdan farklı bir Rıfat Ilgaz oluşuyor kafanızda. Aslında kitap sadece bir otobiyografi değil, çünkü büyük usta kitabında, kendi kuşağının yaşamına, sevdası Karadeniz'e, Cide'ye, Sarı Yazmalı Kadınlara, cumhuriyetin ilk yıllarına da bakış açısı getiriyor. Yormadan okutturuyor kendini....

Kemik Bahçesi
8/1016.06.2016

Baskı: Kemik Bahçesi

Yazarın neredeyse tüm kitaplarını okumuş biri olarak en beğendiğim kurgu bu kitabındadır. Geçmiş ve şimdiki zaman geçişleri başarılı, dili akıcı. Test Gerritsen hayranları diğer kitaplarına kıyasla temposunu düşük bulabilir. Başları biraz ağır ve sıkıcı devam etse bile , sonlarına doğru tempo artıyor. Tıp tarihine, 1800'lü yılların toplumsal statülerine bakış açısında başarılı.

Öç
9/1012.06.2016

Baskı: Öç

Yine sahaflardan temin edilebilecek, gerilimin ve gizemin tavan yaptığı, gerek konusu, gerek anlatımıyla, sizi etkisine alan, sonuna şaşırıp kaldığınız, baskısının durdurulmasına üzüldüğüm bir eser. Çok uzun zaman önce okumama rağmen, olay döngüsü, kurgusu hala aklımda. Özellikle kurgusu oldukça başarılıydı. Eğer bir yerde karşınıza çıkarsa düşünmeden alın derim.

Bebekler Vadisi
7/1012.06.2016

Baskı: Bebekler Vadisi

Türk filmlerini anımsatan hikayede, ünlü olmak için evlerinden ayrılan üç arkadaşın alkol, kumar, uyuşturucu derken yavaş yavaş kayboluşlarını ibretle okuyorsunuz. Anlatımı oldukça akıcı, dili sade .

Baskı: Güz Alacakaranlığı Ejderhaları (Ejderha Mızrağı Destanı,#1)

Oldukça yalın bir dille yazılmış, fantastik dünyanın ağırlığı altında ezilmediğiniz, okurken sıkılmadığınız keyifli, akıcı ve sürükleyici bir kitaptı. Fantastik hikayelerden hoşlananlar için büyük bir serinin ilk kitabıdır. Bildiğimiz ve alıştığımız yazarlardan daha yalın ve daha az karmaşık bir kurguya ve dile sahip olduğu için fantastik serileri okumayan ama başlamak isteyenler içinde iyi bir başlangıç kitabıdır.

Bebek
9/1012.06.2016

Baskı: Bebek

Yıllar önce gerilerek mi yoksa korkarak mı okuduğumu net hatırlayamadığım, daha sonra kitabına sadık kalınarak filme uyarlanan, bir dönemin çok satanlar listesinde uzun süre kendine yer eden, ilginç bir kitaptır. Akıcılığı ve sürükleyiciliği sayesinde kısa sürede okunur. Ama hayal dünyanız genişse ardında bıraktığı psikolojik kalıntılar, uzun süre etkisini sürdürür.

Nehir
9/1012.06.2016

Baskı: Nehir

Macera olarak başlayıp, git gide gerilime dönüşen hikayede, ilk sayfalardan sonra tempo hiç düşmeden devam ediyor. Kendinizi yaşam mücadelesinin içerisinde buluyorsunuz. Dili sade ve akıcı. Sürükleyici anlatımıyla, uzun dönem çok satanlar listesindeki yerinden ödün vermeyen bir eser daha. Türkiye'de baskısının durdurulmasına üzüldüğüm kitaplar arasındadır.

Baskı: Türk Dış Politikası-2 Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar Cilt 2:1980-2001

Üniversite yıllarında, kaynak kitap olarak okuduğum, dış politikayı anlamak için çok faydalı bulduğum bir çalışmadır. Sadece dış politikaya odaklanmamış, dönemi etkileyen akımları, iç politikayı da başarılı bir şekilde irdelemektedir. Konuyla ilgisi olanlar için mükemmel bir eserdir.

Baskı: Türk Dış Politikası 1. Cilt : 1919-1980 Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar

Üniversite yıllarında, kaynak kitap olarak okuduğum, dış politikayı anlamak için çok faydalı bulduğum bir çalışmadır. Sadece dış politikaya odaklanmamış, dönemi etkileyen akımları, iç politikayı da başarılı bir şekilde irdelemektedir. Konuyla ilgisi olanlar için mükemmel bir eserdir.

Baskı: Kıbrıs'ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu

Kıbrıs sorununun geçmişini ve detaylarını okumak, öğrenmek bu konuda araştırma yapmak isteyenler için en iyi kaynak kitaplardan biri. Çoğunlukla Uluslararası İlişkiler öğrencilerine ders/ek kitap olarak tavsiye edilir. Dili her araştırma inceleme kitabında olduğu gibi biraz ağır, fakat bir o kadar bilgi yüklü, bol dipnotlu, bol tarihli, bol atıflıdır. Yazar üniversitede hocamdı, zorunlu olarak okumuştum, zaten karmakarışık bir haldeki Kıbrıs Sorunu gözümde daha bir büyümüştü. Kitabın içeriğinde gereksiz bilgi yok denecek kadar az. Bazı dipnotlar bir sayfa uzunluğunda, hiç boşluk, sayfa atlaması, punto oyunları yok, dolu dopdolu...

Kavgam
6/1012.06.2016

Baskı: Kavgam

Uzun zaman önce bitirme tezim olan "Alman Ulus Devletinin Oluşumu ve Alman Dış Politikası" nedeniyle okumuştum. Dönemin koşulları, Nazi Almanyası ve Nazizmi anlamak için önemli bir eser. Almanya'nın 2. dünya savaşı öncesi tarihi hakkında azda olsa bilgi sahibi olursanız, kitabı anlamanız ve okumanız kolaylaşır.

Baskı: Liberal Marxiste Faşist Nasyonal Sosyalist ve Sosyal Devlet

Akademik nitelikte, siyasal sistemler hakkında doyurucu bilgiler veren bir kitaptır. Sistemlerin karşılaştırmalı analizleri, olumlu olumsuz yönleri kıyaslaması oldukça başarılı. Ne detaylarla boğuyor, ne de üstün körü anlatıp geçiyor. Dili sade, akademik terimler fazla kullanılmamış. Konuyu gayet özümsenerek anlıyorsunuz, öyle ki, tüm sistemlerin olumlu yönlerinin karşısında olumsuz yönlerini de görünce, en sonunda doğru siyasal sistemin henüz bulunmadığına kanaat getirip kitabı kapatıyorsunuz.

Baskı: Yüzüklerin Efendisi [Tek Cilt]

Kitabın ilk olarak 3 cilt ayrı ayrı olan baskısını okudum. Birine verip geri alamayınca ciltli olan daha uzun ömürlüdür algısıyla bu kitabı aldım. Kitabın ciltli oluşu sizi yanıltmasın, çok dayanıklı bir cilt gibi durmuyor. Filmi izleyenler için; kitabın dışındaki kağıdı çıkartırsanız, Bilbo Baggins'in yazmak için kullandığı deftere benzetildiğini göreceksiniz. Güzel bir detay olmuş fakat, kısaltmaların bu kadar olacağını tahmin edemedim. Ayrı ciltlerdeki betimlemeler, kısaltılmış ve/veya çıkartılmış, ayrıca sonu beni çok şaşırttı. Kitap filmdeki son gibi bitirilmiş - farklı bir son yok yanlış anlaşılmasın- oysa üçüncü ciltte yüzüğün yok edilmesinden sonra yaşananlar kim ne yaptı niteliğinde kısa bilgilendirmeler vardı. Bu kitap daha çok filmin metne dönüştürülmüş hali gibi geldi bana. Genel olarak eser, fantastik edebiyat sevenler için tek kelime ile baş yapıt. Anlatım ve betimlemeler bazı yerlerde yorucu olsa da, kitap genel olarak elinizden düşmeden okunuyor fantastik edebiyat severim diyenler için okunması gereken bir kitap.

Baskı: Metin Göktepe `gazeteciyim`

Yıllar önce daha davası sürerken okumuştum kitabını. Davası ilden ile sürüklendi, yargılanan sanıklar genel afla normal hayatlarına döndü fakat kamuoyu baskısı nedeniyle gözaltında öldürülen gazeteciler arasında katilleri yargılanmış ilk gazeteci olma özelliğini kazandı. Kitap bölümlere ayrılmış, öncelikle 8 Ocak 1996 gününü Göktepe'nin son gününü anlatıyor bize... Evden çıkıp gazeteye oradan ceza evinde ölen iki tutuklunun cenazesini izlemek için gidişi, gözaltına alınışı ve ölümü, ardından, sanıkların ifadeleri, ilden ile sürüklenen dava süreci, sanıkların verdikleri ifadelere dayanılarak ölümü hakkındaki detaylar, ilden ile sürülen dava süreci ve detayları, son olarak meslektaşları Göktepe'nin gazeteciliğini anlatırken arkadaşları ve ailesi çocukluğuna, üniversite yıllarına değiniyor. kitapta Göktepe'nin çektiği fotoğraflara da yer verilmiş.

Baskı: Kırmızı Saçlı Kadın

Kitabı okuduğumdan beri kitap hakkındaki duygularımı tartıyorum, yoruma dökebilmek için çabalıyorum. İlk bölüm oldukça başarılı başlıyor, ilk sayfadan itibaren merakla sayfaları çeviriyorsunuz. Mahmut Usta'nın Cem ile ilişkisini, ders niteliğindeki hikayelerini sevmemek imkansız. Fakat, ikinci bölümden itibaren bazı şeyler değişmeye başlıyor, yazarın vermeye çalıştığını tam alamamaya başladım, bu eksiklik duygusu ve/veya tatminsizlik kitap boyunca devam etti. Karakter tahlillerini, karakterler arasındaki tezatlıkları ve doğu batı ikilemini beğenerek okuduğum Sessiz Ev'den sonra; baba-oğul ilişkisi üzerinden, mitolojilere dayandırarak sunduğu doğu - batı ikilemi, Kırmızı Saçlı Kadın'da 'yetersizlik'ti benim için. Bu bölümden itibaren kitabı okumayanlar için içerik hakkında bilgiler içermektedir.... Karakterleri oturtamamak, karakterlerin düşüncelerini, hislerini çözememek bu duyguyu veriyor sanırım. Ana karakter olması gereken Cem bile her yönüyle eksikti. Babasını uzun süre görmüyor, bir şekilde duygularına yansıtmıyor diyelim, babasını tekrar görmesine kadar ki süreçte bir dolu duygusal şey yaşıyor aslında... Birinin ölümüne sebebiyet vermek, birine aşık olmak, ilk deneyim vs. Cem'in ne duygularına ne de ruhuna yansıyan bir değişiklik görüyoruz. Diğer karakterler ise, hırssız, vasıfsız, sönük, donuk boş karakterlerler olarak yansıyor kitaba. Kitabın sonlarındaki hıza adapte olmakta zorlandım, bazen okuyucuya özümsemek için bir ara vermek iyidir. Sıfır duygusal geçişle, birbiri ardına gelen, oğul, Mahmut Usta haberleri bu hızın nedenini sorgulatıyor insana. Kitabın sonunu ise "Bir an önce bitireyim!" gayreti ile eklenen Oğul aracılığıyla, "O kadar mitolojiyle uğraştım, sonu 'Oğul' elinden yazayım ki, bu karakteri de burada kullanalım, adı geçsin." hissinden öte bir şey hissettirmedi bana. Kurgudaki eksiklik ve kopukluk en başından itibaren hem kitaba hem de konunun ilerleyişine yansıyor, öyleki, Mahmut Usta'nın ölmediğini biliyor, Ayşe ile çocukları olmamasına üzülmüyorsunuz - dip not, zaten karakterlerin de bu konuda ki duygularını net hissetmiyorsunuz, Ayşe Cem'le yıllarını geçiren onunla evli karakter olmasına rağmen, hiçbir ayrıt edici bir özelliği yansımıyor size- çünkü bir şekilde Kırmızı Saçlı Kadından olma oğlu ile sonun belirlendiği belli. Ne Sessiz Ev ne de Benim Adım Kırmızı'daki tadı alabildim, Bu nedenle eleştirmenlerin aksine; Orhan Pamuk Nobel'den sonra; Nobel'den önceki kitaplarının seviyesine maalesef ulaşamadı bana göre.

Baskı: Yaşar Kemal - Bir Ömür Edebiyat

Feridun Andaç'ın Yaşar Kemal ile yaptığı söyleşilerden ve röportajlardan oluşan güzel bir eser. Kitabın tek sıkıntısı röportaj ağırlıklı olduğundan kolay okunamaması, yorması. İki röportaj arasında yıllar geçmiş olmasına rağmen, aralıklı okunmadığında, benzer sorular ve benzer cevaplardan olmuş hissi yaratıyor. Soruların ağırlığı Yaşar Kemal'in kurgu dünyası ve kitaplarında ifade etmek istedikleri ile ilgili. Bu nedenle hangi kitabı ne amaçla yazdığından, kitaplarına ismini veren etkenlere, anlatmaya çalıştıklarından, neyi anlatmadığına kadar her detay soru cevap şeklinde işlenmiş, elbette geçmişine, yaşanmışlıkların kitapları üzerindeki etkisine de az da olsa değinilmiş. Son iki bölümdeki açık oturum ve söyleşilerde farklı yorumcularında katılımıyla, tam bir edebiyat söyleşisine dönüşüyor, dünya klasiklerinden kıyaslamalar ve örneklerle zenginleşiyor. Edebiyat severlere, Yaşar Kemal'i daha iyi anlamak isteyenlere yönelik, başarılı bir eser. Feridun Andaç'ın uzun uzun karmaşık sorularına; büyük usta daha doğal, daha içten, daha anlaşılır cevaplar veriyor; tanıdığımız, bildiğimiz, alıştığımız Yaşar Kemal çıkıyor ortaya, benim işim insanla, psikolojiyle, ben 'mecbur' anlatıcıyım, karakterlerimde 'mecbur' insan diyor. Dip not: Edebiyat söyleşilerine alışık olmayanlara, bölüm bölüm aralıklarla okunması tavsiye edilir.

Baskı: Yaşar Kemal - Gözüyle Kartal Avlayan Yazar

40 yıllık bir dostluğun hikayesi... Kişisel olarak hiç tanımamama rağmen; kitaplarından, anlattıklarından, hakkında yazılanlardan etkilenerek kafamda oluşturduğum, Yaşar Kemal'di kitapta yazılan, yazar Yaşar Kemal'i mi okudum, yoksa Zülfü Livaneli'nin Yaşar Abisini mi ayrımına varamadım. Doğallığını, insanı ve doğayı tanımasını, sevmesini, gerek okuyucusuna gerek dost çevresine öyle yansıtmış ki, paylaşılanlar farklı olsa da hatta paylaşılan sadece yazdıkları olsa da ortaya aynı sonuç çıkıyor. Zülfü Livaneli yine yalın kalemiyle sade diliyle, okuyucuyu, biyografik detayların ağırlığından kurtarıyor. Anılarına yorumlarını da katarak ortaya bir ziyafet çıkarıyor. Ama, kitabın önsözünde okuyucularından gelen 'Yaşar Kemal'i yaz' isteklerine cevapsız kalamadığını belirtiyor. Belki bu nedenle biraz yetersizlik vardı kitabında, muhtemelen ölüm yıldönümüne yetiştirme çabasından, 40 yıllık bir dostun yokluğuna alışamamanın verdiği ağırlıkla, tam yansıtamadı hissettiklerini ki; kitabı Yaşar Kemal hakkında geçmişte yazdığı yazılarla harmanlamış. Güzel ve keyifliydi elbette ama üzerinde biraz daha çalışılsa biraz daha kendine zaman verip öyle yazmaya başlasa çok daha güzel olabilirdi.

Vatandaş
8/1012.06.2016

Baskı: Vatandaş

Genelde kitapların önsözlerini pek okumam. Kitabın girişi dikkatimi çekti ve yazarın kitabı Dostoyevski'nin 'Yeraltından Notları' ile Camus'un 'Düşüş' romanlarıyla aynı kategoriye koyduğunu görünce, tam bir ön yargı ile başladım. Düşüşü okurken çok zorlanmıştım, aynı beklenti ile devam ettim. "Vatandaş" korktuğum gibi çıkmadı, evet hafif bir Düşüş tadı var, yazım tarzı, Düşüş'le oldukça paralel nitelikte ama Düşüş kadar yorucu ve anlaşılması güç değil. Dili oldukça sade. Karakterin yoksul bir aileden gelişi ve hayatla mücadelesi kendi anlatışıyla; onu daha çekingen, daha içine kapanık, biraz korkak olarak adlandırabileceğimiz bir karaktere dönüştürmüş. Bana göre düşüncelerinle yüzleşip kelimelere dökmekte bir cesarettir. Karakterimiz sadece düşünlerini yüz yüze paylaşmak yerine, eline kalemini alıp, büyük bir saygı ve özenle; yalnızlığını, acılarını, kızgınlıklarını, düşüncelerini ve eleştirilerini sadece umumi tuvaletlere yazıyor, tuvaletler le paylaşıyor. Temiz bir yüreği var, çevresinde dönen oyunları görmüyor ya da görmek istemiyor. Aldatıldığı, ilişkisinde bir piyon olduğu bariz olmasına rağmen, göstermesi gereken tepkiyi göstermiyor, gidiyor 'soğan kokan' kadınla evleniyor. Alışılmışın dışında bir karakter. Kitabın girişinde karşılaşıp derdini dinlemeye başlıyorsunuz, o anlatıyor siz bazen şarırarak, bazen öfkelenerek bazen de gülerek dinliyorsunuz.

Ölmeye Yatmak
9/1012.06.2016

Baskı: Ölmeye Yatmak

Bir kasaba ilkokulunun sessiz, utangaç, zeki ve hırslı kızı Aysel’in hikayesi toplumumuza, toplumumuzun bir dönemine ışık tutar nitelikte. Aile baskısı, toplumun dayattığı yaşam tarzı; kendi duygu ve düşünceleri ile çelişen, idealleriyle çatışan Aysel; kendini bulma ve kadın olmanın zorluğunu yaşatarak anlatır. Aslında anlatılanlar çok yabancı değil bizlere, Aysel’in Ankara’da okurken kasabaya dönüşlerinde başını örtmesi, sırf büyüdüğü serpildiği, geliştiği görülmesin bir erkek tarafından beğenilmesin diye modaya uymayan uzuna yakın kıyafetler giymesi, okula devam edebilmek için babasının gözüne batmaktan kaçınması, dönemin kızlarının yaşadığı zorlukları bir bir seriyor önümüze. Aysel’in çevresindeki erkeklerin kimi modern aileye mensuptur, kimi geleneksel, kimi zengindir kimi fakir, ne olursa olsun gözlerindeki akıllarındaki ‘kadın imajı’ aynıdır. Öyle ki, en aydınları “Aydın” bile okudukça Aysel’in uzaklaştığını düşünür, ona yaklaşamadıkça, onu geri kalmışlıkla suçlar. En büyük amacı Cumhuriyet’i anlamak Cumhuriyetle uzlaşmak, demokrasiyi tanımaktır, Aysel’in. Öyle ki, lise yıllarında matematik problemlerine döker bu isteğini, çok bilinmeyenli denklem halinde; bitirme tezinde ise demokrasiyi pratik açıdan nasıl tanımlayacağı, cumhuriyetleri nasıl sınıflandıracağı sorgulaması şeklinde.(Bknz. Sayfa 381) Bir tarafta cehaletle savaş, bir tarafta 2. Dünya Savaşı, açlık yokluk, bir tarafta gelişen, değişen ideolojiler; yaşanan olaylar, siyasal durumun etkileri, sosyolojik olaylar, dönemin müzikleri, okunan kitapları, sevilen beğenilen yazarları güzel bir dekor oluşturmuş. İdeolojik çatışmaların hem şair ve yazarlar hem de karakterler üzerinden verilmesi de ayrı bir hava katıyor romana. Dili ilk sayfalarda, biraz zorluyor fakat okudukça alışılıyor. Beğenilerek okunacak ve tavsiye edilebilecek türden...

Dracula
9/1012.06.2016

Baskı: Dracula

Dracula'yı salt korku ya da gotik edebiyatından bir örnek ya da korku edebiyatının baş yapıtlarından biri olarak tasvir etmek eseri sıradanlaştırmak olacaktır. Her şeyden önce, tarihten ilham alınarak 1800'lü yılların sonunda ortaya konan bir karakter, kendinden sonraki yüzyıllara ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Bugün benzer tarzda hengi kitabı incelerseniz inceleyin, temel dayanağı Dracula'dır. Binlerce yıl öncesinde günümüze kadar ulaşan; korkulan, iğrenilen bir varlıktan yakışıklı, güzel, şık, alımlı kimi zaman da sevimli bir kişiliğe bürünmesindeki en büyük etkendir belki de Dracula. Mina'nın Dracula ve gelinlerine acıyarak bakışı, yok oluşlarında bir huzur belirtisi arayışı; Van Helsing'in onları yok etme anındaki psikolik gelgitleri, bir zamanlar onların da insan olduğunu hatırlatır. Stroker, binlerce yıllık vampirlerle ilgili mitolojik hikayeleri bir araya getirerek çok başarılı bir roman sunuyor ki; o roman, günümüz edebiyatına ve sinemasına örnek olmaya devam ediyor. Kitabın içinde Van Helsing bu hikayelere üstü kapalı değiniyor. Karakter oluşumunda 3. Vlad'dan ilham alınması da ironik... Hayali dünyanıza bir vampir arıyorsanız, yüzlerce masumu kazığa geçiren acımasız birinden ilham almaktan daha doğru ne olabilir ki... Gerek Kazıklı Voyvoda'nın gerekse Kanlı Kontes Elizabeth Bathory'nin dünyada bıraktığı izlenim bu yönde. 19.yy'da yazılan bir eserin edebi diline sahip, nazik ve mesafeli.. Karakterler arasındaki saygı, edep ve nezaket çağımızın anlayamayacağı ya da yaşayamayacağı cinsten.

Ağıtlar
9/1012.06.2016

Baskı: Ağıtlar

Çocukluğunda başlamış Yaşar Kemal ağıtları toplamaya, elinde bir kalem bir de buruşuk sarı kâğıtlar yıllarca köy köy dolaşmış. Hep eksikliğinden yakınmış ne kadar dolaşsa, ne kadar toparlamaya çalışsa da, istediği gibi olmamış, bu eksikliği en fazla “Vay Anam Kurasının Ağıtı”nda hissediyoruz. Savaşa giden onlarca çocuğun ardından illa ki her ana bir ağıt yakmıştır, bizim okuyabildiğimiz ise birkaç dörtlük sadece. Ne yazıktır ki, baskı düzeni ağıtlarda da göstermiş kendisini, topladığı 300 ağıtı vakti zamanında jandarma alır, sonrasında karakola sorduğunda ise “sobada yakıldığı” bilgisini edinir. 2012 yılında Can Dündar ile yaptığı bir söyleşide hüzünle "O ağıtları yeryüzünden sildiler" der. Bknz.. http://www.milliyet.com.tr/yasar-kemal-le-bir-ogle-yemegi/gundem/gundemyazardetay/04.11.2012/1621540/default.htm Ağıtlarda ne yok ki, gelinlik kızını, yeni doğmuş kuzusunu, oğullarını toprağa veren analar, kocasını yitiren kadınlar, kardeşini yitiren gencecik kızlar, sevdiğine doyamayan yeni gelinler, şehitler, öksüzler, yetimler. Her ağıt bir hikâye, büyük bir acı aynı zamanda… Hikâyesinden midir, doğallığından mıdır, bilmem, Vay Anam Kurasının Ağıtı ile Bebek Ağıtı bir başka… Ağıtların doğallığını bozmamak adına yakıldığı gibi yazmış fakat ağıt sonlarında kelime anlamlarını eklediği gibi, kitabın sonunda da bir sözlüğe yer vermiş Yaşar Kemal. Anadolu ağzına alışık olmayanlar için biraz zorlayıcı olabilir. Ayrıca bknz http://www.hurriyet.com.tr/adan-zye-yasar-kemal-sozlugu-40061059

Baskı: Öldürmek İçin Mükemmel Bir Gün (Komiser Sensi ve Dr. Claps, #2)

Yaşadığı kasabada herkes tarafından sevilen bir aile ve ailenin sorumluluk sahibi kızı Ami. Ami'nin ortadan kaybolması aslında yıllardır ortaya çıkmayan bir çok kayıp kız vakasının yansımasıdır. Düğümü çözmek bir komisere, bir kriminoloğa ve bir Psikiyatriste kalmıştır. Gerilim yüklü, son sayfalarına kadar gizemini korumayı başarmış, akıcı, başarılı bir kurgu.

İnce Memed 1
10/1012.06.2016

Baskı: İnce Memed 1

Yıllar önce okudum İnce Memed'i. 2. cildine geçmeden bir kez daha okumaya karar verdim, iyi ki tekrar okumuşum. Yoksa Yaşar Kemal'in sizi kitabın içine çeken tasvirleri, ocakta pişen ekmeğin, yemeğin kokusu, insanların fiziksel ve ruh hali yitip gidecekmiş hafızamdan. Kitabı okuyup da Memed’in ayaklarını talayan o çakırdikenliği, sığındığı dağları ve suyun gözünün kaynayışını, resmedemeyen veya aklına bir şey yerleştiğinde Memed’in gözlerinde parlayan o ışığı göremeyen var mıdır? Sosyal eşitsizlik, korku, zulüm, açlık, yokluk, umut ve en önemlisi tüm haliyle insan ancak böle güzel anlatılabilir ve doğanın tüm renkleri ancak böyle bir araya gelebilirdi. Ağalık düzenine köyün içinden tek başkaldırabilen insan, Yaşar Kemal’in tabiriyle mecbur insan, zayıf çelimsiz ufak tefek bir delikanlı; ama olabildiğince cesur, olabildiğince iyi yürekli… Ne olursa olsun masumun canını almamaya yeminli, fakirin dostu, umudu İnce Memed. Dikkatimi çeken bir unsur da yazarın diğer kitaplarında da değindiği bazı noktalara atıfta bulunması, mesela Ağıtlar kitabında da bahsedilen Kozanoğlu Olayına atıfta bulunarak ağıtını paylaşması, türkülere yer vermesi, Üç Anadolu Efsanesi kitabında da yer alan Köroğlu’nun dağa çıkış sürecinden kısaca bahsetmesini keyifle okudum. Üzüldüğüm nokta ise Türk Edebiyatının başyapıtları arasında olan, ana karakteri hemen herkesçe bilinen, adına türküler söylenen bu eserin sıralamada bu denli geride olması.

ÖncekiSayfa 14 / 15Sonraki