
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Vatandaş
Genelde kitapların önsözlerini pek okumam. Kitabın girişi dikkatimi çekti ve yazarın kitabı Dostoyevski'nin 'Yeraltından Notları' ile Camus'un 'Düşüş' romanlarıyla aynı kategoriye koyduğunu görünce, tam bir ön yargı ile başladım. Düşüşü okurken çok zorlanmıştım, aynı beklenti ile devam ettim. "Vatandaş" korktuğum gibi çıkmadı, evet hafif bir Düşüş tadı var, yazım tarzı, Düşüş'le oldukça paralel nitelikte ama Düşüş kadar yorucu ve anlaşılması güç değil. Dili oldukça sade. Karakterin yoksul bir aileden gelişi ve hayatla mücadelesi kendi anlatışıyla; onu daha çekingen, daha içine kapanık, biraz korkak olarak adlandırabileceğimiz bir karaktere dönüştürmüş. Bana göre düşüncelerinle yüzleşip kelimelere dökmekte bir cesarettir. Karakterimiz sadece düşünlerini yüz yüze paylaşmak yerine, eline kalemini alıp, büyük bir saygı ve özenle; yalnızlığını, acılarını, kızgınlıklarını, düşüncelerini ve eleştirilerini sadece umumi tuvaletlere yazıyor, tuvaletler le paylaşıyor. Temiz bir yüreği var, çevresinde dönen oyunları görmüyor ya da görmek istemiyor. Aldatıldığı, ilişkisinde bir piyon olduğu bariz olmasına rağmen, göstermesi gereken tepkiyi göstermiyor, gidiyor 'soğan kokan' kadınla evleniyor. Alışılmışın dışında bir karakter. Kitabın girişinde karşılaşıp derdini dinlemeye başlıyorsunuz, o anlatıyor siz bazen şarırarak, bazen öfkelenerek bazen de gülerek dinliyorsunuz.
Baskı: Ölmeye Yatmak
Bir kasaba ilkokulunun sessiz, utangaç, zeki ve hırslı kızı Aysel’in hikayesi toplumumuza, toplumumuzun bir dönemine ışık tutar nitelikte. Aile baskısı, toplumun dayattığı yaşam tarzı; kendi duygu ve düşünceleri ile çelişen, idealleriyle çatışan Aysel; kendini bulma ve kadın olmanın zorluğunu yaşatarak anlatır. Aslında anlatılanlar çok yabancı değil bizlere, Aysel’in Ankara’da okurken kasabaya dönüşlerinde başını örtmesi, sırf büyüdüğü serpildiği, geliştiği görülmesin bir erkek tarafından beğenilmesin diye modaya uymayan uzuna yakın kıyafetler giymesi, okula devam edebilmek için babasının gözüne batmaktan kaçınması, dönemin kızlarının yaşadığı zorlukları bir bir seriyor önümüze. Aysel’in çevresindeki erkeklerin kimi modern aileye mensuptur, kimi geleneksel, kimi zengindir kimi fakir, ne olursa olsun gözlerindeki akıllarındaki ‘kadın imajı’ aynıdır. Öyle ki, en aydınları “Aydın” bile okudukça Aysel’in uzaklaştığını düşünür, ona yaklaşamadıkça, onu geri kalmışlıkla suçlar. En büyük amacı Cumhuriyet’i anlamak Cumhuriyetle uzlaşmak, demokrasiyi tanımaktır, Aysel’in. Öyle ki, lise yıllarında matematik problemlerine döker bu isteğini, çok bilinmeyenli denklem halinde; bitirme tezinde ise demokrasiyi pratik açıdan nasıl tanımlayacağı, cumhuriyetleri nasıl sınıflandıracağı sorgulaması şeklinde.(Bknz. Sayfa 381) Bir tarafta cehaletle savaş, bir tarafta 2. Dünya Savaşı, açlık yokluk, bir tarafta gelişen, değişen ideolojiler; yaşanan olaylar, siyasal durumun etkileri, sosyolojik olaylar, dönemin müzikleri, okunan kitapları, sevilen beğenilen yazarları güzel bir dekor oluşturmuş. İdeolojik çatışmaların hem şair ve yazarlar hem de karakterler üzerinden verilmesi de ayrı bir hava katıyor romana. Dili ilk sayfalarda, biraz zorluyor fakat okudukça alışılıyor. Beğenilerek okunacak ve tavsiye edilebilecek türden...
Baskı: Dracula
Dracula'yı salt korku ya da gotik edebiyatından bir örnek ya da korku edebiyatının baş yapıtlarından biri olarak tasvir etmek eseri sıradanlaştırmak olacaktır. Her şeyden önce, tarihten ilham alınarak 1800'lü yılların sonunda ortaya konan bir karakter, kendinden sonraki yüzyıllara ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Bugün benzer tarzda hengi kitabı incelerseniz inceleyin, temel dayanağı Dracula'dır. Binlerce yıl öncesinde günümüze kadar ulaşan; korkulan, iğrenilen bir varlıktan yakışıklı, güzel, şık, alımlı kimi zaman da sevimli bir kişiliğe bürünmesindeki en büyük etkendir belki de Dracula. Mina'nın Dracula ve gelinlerine acıyarak bakışı, yok oluşlarında bir huzur belirtisi arayışı; Van Helsing'in onları yok etme anındaki psikolik gelgitleri, bir zamanlar onların da insan olduğunu hatırlatır. Stroker, binlerce yıllık vampirlerle ilgili mitolojik hikayeleri bir araya getirerek çok başarılı bir roman sunuyor ki; o roman, günümüz edebiyatına ve sinemasına örnek olmaya devam ediyor. Kitabın içinde Van Helsing bu hikayelere üstü kapalı değiniyor. Karakter oluşumunda 3. Vlad'dan ilham alınması da ironik... Hayali dünyanıza bir vampir arıyorsanız, yüzlerce masumu kazığa geçiren acımasız birinden ilham almaktan daha doğru ne olabilir ki... Gerek Kazıklı Voyvoda'nın gerekse Kanlı Kontes Elizabeth Bathory'nin dünyada bıraktığı izlenim bu yönde. 19.yy'da yazılan bir eserin edebi diline sahip, nazik ve mesafeli.. Karakterler arasındaki saygı, edep ve nezaket çağımızın anlayamayacağı ya da yaşayamayacağı cinsten.
Baskı: Ağıtlar
Çocukluğunda başlamış Yaşar Kemal ağıtları toplamaya, elinde bir kalem bir de buruşuk sarı kâğıtlar yıllarca köy köy dolaşmış. Hep eksikliğinden yakınmış ne kadar dolaşsa, ne kadar toparlamaya çalışsa da, istediği gibi olmamış, bu eksikliği en fazla “Vay Anam Kurasının Ağıtı”nda hissediyoruz. Savaşa giden onlarca çocuğun ardından illa ki her ana bir ağıt yakmıştır, bizim okuyabildiğimiz ise birkaç dörtlük sadece. Ne yazıktır ki, baskı düzeni ağıtlarda da göstermiş kendisini, topladığı 300 ağıtı vakti zamanında jandarma alır, sonrasında karakola sorduğunda ise “sobada yakıldığı” bilgisini edinir. 2012 yılında Can Dündar ile yaptığı bir söyleşide hüzünle "O ağıtları yeryüzünden sildiler" der. Bknz.. http://www.milliyet.com.tr/yasar-kemal-le-bir-ogle-yemegi/gundem/gundemyazardetay/04.11.2012/1621540/default.htm Ağıtlarda ne yok ki, gelinlik kızını, yeni doğmuş kuzusunu, oğullarını toprağa veren analar, kocasını yitiren kadınlar, kardeşini yitiren gencecik kızlar, sevdiğine doyamayan yeni gelinler, şehitler, öksüzler, yetimler. Her ağıt bir hikâye, büyük bir acı aynı zamanda… Hikâyesinden midir, doğallığından mıdır, bilmem, Vay Anam Kurasının Ağıtı ile Bebek Ağıtı bir başka… Ağıtların doğallığını bozmamak adına yakıldığı gibi yazmış fakat ağıt sonlarında kelime anlamlarını eklediği gibi, kitabın sonunda da bir sözlüğe yer vermiş Yaşar Kemal. Anadolu ağzına alışık olmayanlar için biraz zorlayıcı olabilir. Ayrıca bknz http://www.hurriyet.com.tr/adan-zye-yasar-kemal-sozlugu-40061059
Baskı: Öldürmek İçin Mükemmel Bir Gün (Komiser Sensi ve Dr. Claps, #2)
Yaşadığı kasabada herkes tarafından sevilen bir aile ve ailenin sorumluluk sahibi kızı Ami. Ami'nin ortadan kaybolması aslında yıllardır ortaya çıkmayan bir çok kayıp kız vakasının yansımasıdır. Düğümü çözmek bir komisere, bir kriminoloğa ve bir Psikiyatriste kalmıştır. Gerilim yüklü, son sayfalarına kadar gizemini korumayı başarmış, akıcı, başarılı bir kurgu.
Baskı: İnce Memed 1
Yıllar önce okudum İnce Memed'i. 2. cildine geçmeden bir kez daha okumaya karar verdim, iyi ki tekrar okumuşum. Yoksa Yaşar Kemal'in sizi kitabın içine çeken tasvirleri, ocakta pişen ekmeğin, yemeğin kokusu, insanların fiziksel ve ruh hali yitip gidecekmiş hafızamdan. Kitabı okuyup da Memed’in ayaklarını talayan o çakırdikenliği, sığındığı dağları ve suyun gözünün kaynayışını, resmedemeyen veya aklına bir şey yerleştiğinde Memed’in gözlerinde parlayan o ışığı göremeyen var mıdır? Sosyal eşitsizlik, korku, zulüm, açlık, yokluk, umut ve en önemlisi tüm haliyle insan ancak böle güzel anlatılabilir ve doğanın tüm renkleri ancak böyle bir araya gelebilirdi. Ağalık düzenine köyün içinden tek başkaldırabilen insan, Yaşar Kemal’in tabiriyle mecbur insan, zayıf çelimsiz ufak tefek bir delikanlı; ama olabildiğince cesur, olabildiğince iyi yürekli… Ne olursa olsun masumun canını almamaya yeminli, fakirin dostu, umudu İnce Memed. Dikkatimi çeken bir unsur da yazarın diğer kitaplarında da değindiği bazı noktalara atıfta bulunması, mesela Ağıtlar kitabında da bahsedilen Kozanoğlu Olayına atıfta bulunarak ağıtını paylaşması, türkülere yer vermesi, Üç Anadolu Efsanesi kitabında da yer alan Köroğlu’nun dağa çıkış sürecinden kısaca bahsetmesini keyifle okudum. Üzüldüğüm nokta ise Türk Edebiyatının başyapıtları arasında olan, ana karakteri hemen herkesçe bilinen, adına türküler söylenen bu eserin sıralamada bu denli geride olması.
Baskı: İnce Memed 2
Yaşar Kemal Çukurova’daki gözlemlerini uzun ve eşsiz betimlemelerle yansıtmaya devam ediyor, bu nedenle ilk kitaba kıyasla daha durgun ilerliyor. --- Okumayanlar için aşağıdaki bölüm kitap hakkında bilgi içermektedir. --- İnce Memed, Hatçe’nin ölümü, Iraz’ın oğlunu alıp götürmesinden sonra bir müddet dağlarda gezmeye devam eder. Sığabildiği köylere sığınır, fakat Yüzbaşı Faruk tüm çetelerin ve eşkıyaların peşindedir ve artık köylülerin de yardımını almaktadır. Köylülerin bu yaptığını uzun bir müddet anlayamaz İnce Memed, yorgun düşünceye, açlıktan kırılıncaya kadar kaçar durur, Vayvay Köyüne Koca Osman’a sığınır. Kendine geldikten sonra köyüne iner, köylü ona kızgındır, Abdi Ağa’yı öldürmüş yerine Hamza gelmiştir ve köylü Abdi Ağayı mumla aramaktadır, hakkında rivayetler uydurulmakta neredeyse ermiş ilan edilmektedir. Yüzbaşı’nın kuşatmasından kurtulup Vayvay’a tekrar sığındığında tükenmiştir Memed, aklında tek bir düşünce “Abdi gitti, Hamza geldi”. Kişiler değişse de sistemin aynı kaldığını İnce Memed’in kendini için için yemesinden, duyduğu umutsuzluktan çok net anlıyoruz. Fakat İnce Memed’in sığınmasıyla birçok şey değişir Vayvay’da, Yaşar Kemal, bir kahraman beklemenin gereksizliğini inceden vurguluyor bunu en çok Koca Osman’ın “Sana bir iş yok şahinim, sen dinlen, senin gölgen yeter” sözlerinden anlıyoruz. Ali Saf Bey’in yaptıklarına misillemeler başlar, Ali Safa’nın evi taranır, atları çalınır, düzene isyan başlamıştır, onlarca İnce Memed türer, asker dağ bayır İnce Memed arar bulamaz. İnce Memed bir efsane olmuştur artık, bir bakarsın Alidağ’dadır bir bakarsın düze inmiş Ali Safa’nın peşindedir. Gerçek İnce Memed ise bir iç çatışma içerisindedir, kendiyle yüzleşmektedir, Vayvay’ın ve Dikenlidüzü’nün başına gelenlerin hep kendi suçu olduğunu düşünmektedir, bu nedenle susmaya kararlıdır; ta ki Vayvay susuzluktan kırılıncaya, Kamer Ana’ın ağzından sitem dökülünceye, Seyran Kız gözlerini kaçırıncaya, Koca Osman küsünceye kadar. İnce Memed önce gider Ali Safa’yı ardından da Hamza’yı vurur, yine yoldaşı dağlara sığınır. Memed’in içerisine düştüğü derin psikolojik çukurun değerlendirilmesinin okuyucuya iyi yansıtılmasından mı, betimlemelerin daha yoğun oluşundan mı, bilemiyorum bu cilt daha etkileyici geldi bana. Yağız At’ın geçtiği bölümlerin tadı da başkaydı, topluma mal olmuş Köroğlu, Ağrı Dağı gibi destansı hikâyelere de vurgu vardı.
Baskı: İnce Memed 3
İnce Memed ağaların zulmüne başkaldırmaya devam ediyor, içine düşen umutsuzluk tohumlarından Battal Ağa ve Ferhat Hoca vasıtasıyla kurtuluyor, dünyaya bir ağa gider bir ağa gelirken, İnce Memed'ler de boş durmaz, İnce Memed'lerin de biri gider bini gelir. Ağalar az, fakir-fukara çok. İnce Memed bu ciltte bir taraftan yakalanmama mücadelesi verirken, bir taraftan da ağalar tarafından başlatılan itibarsızlaştırma politikası ile de mücadele ediyor. Hedefinde herhangi bir insan yokken onun yüzünden zulmedilen Çiçeklidere Köylülerine armağanı oluyor Mahmut Ağa ölümü. Ferhat Hoca ile aralarında oluşan ietişim ve diyaloglar oldukça başarılıydı. Fakat bu ciltte açıkçası İdris Bey için bazı gelişmeler bekledim. Memed'le yoldaş olmaya karalı, dürüst bir insandı İdris Bey. Şu an için kuru kuruya gittmiş oldu. Serüvene yeni dahil olan Müslüm'ü de zekası, azmi, yüreğiyle çok beğendim.
Baskı: Cinayet Bulmacaları
2-3 sayfalık hikayelerde cinayetlere ait detayların ve ipuçların paylaşıldığı, şüpheli ifadelerine yer veren, sizden katili bulmanızı bekleyen enteresan bir kitap. Cevapları kitabın sonuna eklenmiş, yazarın Sherlock Holmes hayranı olduğu ve fazlasıyla etkisinde kaldığı, kitabın her sayfasında hissediliyor. Verilen bilgilerden bir şeyler çıkarmak için dikkatle okumak, kelime oyunlarını anlamak, Sherlock Holmes'un vaka analiz tekniğinden haberdar olmak ve biraz da genel kültür gerekiyor. Çok fazla kurgu yok, bu nedenle günümüzün koşullarına uyduğunu düşünmüyorum. Fakat sade dili ve akıcı anlatımıyla, eğlenmek ve kafa dağıtmak için okunabilir. Eksi yönlerinden biri de imla hataları...
Baskı: İnce Memed 4
Serinin tüm kitaplarının ayrı bir tadı var ama karakter, yöre ve insan çeşitliliği açısından bu cilt oldukça farklıydı. Çakırcalı Efe'nin etkisi inceden inceye kendini hissettiriyor, portakal bahçeleri arasında kendine yeni bir yaşam kuran mecbur insan Memed, düzde kalamayarak tekrar dağların yolunu tutuyor. Çukurova ekseninde başlayan hikaye tüm Anadolu'ya yayılıyor, Kürdünü,Türkünü, Çerkezini, Lazını, Alevisini, Sünnisini de içine alıyor, insanımızı anlatıyor. Mitoloji ile gerçeklik içiçe; yağız at ölüyor, diriliyor, kırkgöz ocağının tılsımıyla kutsanıyor Memed. Cumhuriyet öğretmeni aydın insan Zeki Nejat'la anlamasa da aydınlanmaya çalışıyor, okuma öğreneceğine seviniyor, Zeki Nejat'la sıtmadan kırılan halka umut oluyor... Anacık Sultan'ın ölümünün ardından düzenlenen tüm itibarsızlaştırma çabalarına rağmen umudun adıdır Memed. Kızılgedik'te Mestan'ın ardından yakılan ağıtlar sadece ölüyü anma, yas tutma değildir artık, umuda haykırıştır, İnce Memed'den beklenendir.. Her iki dörtlükten biri İnce Memed'e yönelir. "Kurşun yemiş, uçmuş canın, Kalbur gibi her bir yanın, İnce Memed derler buna, Öcünü alacak senin... " "Kızılgedik'in yolunu, koparma cennet gülünü, İnce Memedime verdim, Senin kanlı mendilini" "Fırtına Karafırtına, kargışlar ederim sana, Buna İnce Memed derler, bunu koyar mı yanına Gökten yıldızlar düşüyor, yavrum toprakta üşüyor uyan da gör Mestan oğlum, İnce Memed dövüşüyor" Daha iyi nasıl anlatılabilirdi ki...
Baskı: Şah Mat (Komiser Sensi ve Dr. Claps, #1)
Oldukça başarılı bir kurgu, sürükleyici ve akıcı bir dille yazılmış, tempo son sayfalara kadar düşmüyor, değişik karakterlerle, farklı olaylarla zenginleştirilerek, heyacanı arttırılmış. Tahmin edilemez sonuyla oldukça ilginçti.
Baskı: Puslu Kıtalar Atlası
Kitabın ilk sayfaları oldukça zorlayıcı olmasına rağmen ilerledikçe, hem siz dile alışıyorsunuz; hem de dil nispeten sadeleşiyor. Önemliden önemsizine, farklı karakterlerin, farklı hikayelerine yer verirken; konunun ilerleyişinde bu hikayeler başarı ile bir araya geliyor. Bir bölümde detaylarıyla anlatılan bir karakterin sonunu, ileride farklı bir kişiyi ya da durumu anlatan olay örgüsünde öğreniyorsunuz. Kurgu oldukça başarılı. Buram buram tarih kokan, bilmediğim detaylarla zenginleşen, ilginç bir eser oldu benim için. Darphaneden lağımcılara, istihbarattan saraya, saraydan sokağına kadar Osmanlı İstanbul'una farklı bir bakış açısı aslında. Yaşanmışlık ile hayal, düş ile gerçek hep içiçe.
Baskı: Hayalet Gemi
Kitabın ilk sayfalarında kullanılan donanma dili bu sayfaları anlaşılması güç kılsa da, dile alıştıkça durum değişiyor. Bermuda Şeytan Üçgeni gibi jeomanyetik alanları temel alıp ve zaman kaymaları ile renklendirilmiş, temposu oldukça yüksek, dili akıcı ve başarılı bir bilim-kurgu.