
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kargaların Ziyafeti (Buz ve Ateşin Şarkısı, #4, Kısım 2)
İlk cildin aşırı durağanlığının ardından 2. ciltte temponun biraz yükseldiğini hissettim. Büyük savaşlar dönemini şimdilik bitirdik, daha çok çıkar savaşları ve entrikalar ön planda. G.R.R. Martin tam bir pazarlama taktiği yaparak, bir çok POV'un hikayesini "Şimdi ne olacak?" dediğimiz noktada kesmiş. Dizinin en heyecanlı yerinde bitmesi gibi... 5. kitapta bu POV'lara ara verip, bu kitapta yer almayan POVları okuyacağız ve akıbetlerini öğrenmek içinKış Rüzgarlarını bekleyeceğiz. Bir çok kişinin aksine ben Brienne bölümlerini beğendim. Tamam, sıradandı, çok fazla ayrıntı vardı, ama Brienne'i daha iyi tanıma fırsatı bulduk.
Baskı: Kargaların Ziyafeti (Buz ve Ateşin Şarkısı, #4, Kısım 1)
Serinin diğer kitaplarının - özellikle 3. kitap kısım 2 - gölgesinde kalmış. Daha çok karakterlerin iç dünyalarına ve geçmişlerine yöneliyor. Kehanetler, kin ve nefret duygularına temel oluyor.
Baskı: Taht Oyunları (Buz ve Ateşin Şarkısı, #1)
Kalınlığı ilk başta gözünüzü korkutmasına rağmen ilk sayfayı çevirdiğiniz andan itibaren içerisinde kayıp olduğunuz bir kitap... Akıcı bir dil kullanılmış, çeviri kalitesi de iyi fakat bazı soyadların Türkçe tercümesi kitap hakkındaki farklı yorumları okurken kafa karıştırıcı olabiliyor.
Baskı: Üç Anadolu Efsanesi - Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik
Hepimizin bir şekilde, dinlediği, okuduğu ya da izlediği Anadolumuzun üç güzel efsanesini destansı bir dille anlatmış Yaşar Kemal. Özellikle Köroğlu'nu çok beğenerek okudum. Yalın dili, içten anlatımıyla yazarın en beğendiğim eseri diyebilirim.
Baskı: Darağacında Üç Fidan
90'lı yılların ortalarına kadar yasaklı olan, baskılarından raflarda kalanlar toplatılan, yazarı politik sürgüne uğrayan, gerçek bir olayı- Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yargılanma ve idam süreci- konu edinen, beğenerek ve üzülerek okuyacağınız bir eser. İçeriğinde Nihat Berham'ın şiirleri ve Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın çeşitli resimleri de mevcut.
Baskı: Yedinci Papirüs (Mısır Serisi #2)
Mısır Serisinin devam kitabıdır. (Arzu edenler ilk kitap olarak da okuyabilirler.) Taita'nın hikayesi günümüz dünyasına ışık tutuyorken, Taita'nın ince bir zeka örneğiyle, şifreleyerek yazdığı 7. Papirüs, araştırmacıların Firavunun mezarını arayışlarına kimi yerde destek, kimi yerde köstek oluyor. Okurken, Taita'nın Firavuna olan sadakatle hiç rahatsız edilmeden uyuyabileceği bir ortamı sağlamak için, yaptıklarına hayran kalmamak mümkün değil. Serinin diğer kitaplarından farkı, daha çok macera kitabı oluşu, akıcı bir dille yazılmış. Sürükleyici bir roman.
Baskı: Karadenizin Kıyıcığında
Karadeniz'in coğrafi özelliklerini, Karadeniz insanını başarılı şekilde irdeler. Öyle ki insanları yöre ağzı ile konuşturur, Ilgaz Karadenizli olmasının avantajlarından yararlanır. Basit bir konu çevresinde dönen olaylar Akçakoca'da geçer, o dönem ki kasabanın hallerini satırlardan ince ince öğrenirsiniz. Bir yanda zengin bir adam ve oğlu, diğer yanda sömürülen köylüler; bir aşk üçgeni ve kabullenemediğim sonu. Başarılı bir bakış, iyi bir anlatım, güçlü bir kalem, akıcı bir dil.
Baskı: Sarı Yazma
Çoğunlukla mizah romanları ile anılan yazarın, bu otobiyografik romanında, sade, akıcı ve içten üslubuyla geçmişi ile yüzleşmesi, içinize dokunuyor. İster istemez tanıdığınızdan farklı bir Rıfat Ilgaz oluşuyor kafanızda. Aslında kitap sadece bir otobiyografi değil, çünkü büyük usta kitabında, kendi kuşağının yaşamına, sevdası Karadeniz'e, Cide'ye, Sarı Yazmalı Kadınlara, cumhuriyetin ilk yıllarına da bakış açısı getiriyor. Yormadan okutturuyor kendini....
Baskı: Kemik Bahçesi
Yazarın neredeyse tüm kitaplarını okumuş biri olarak en beğendiğim kurgu bu kitabındadır. Geçmiş ve şimdiki zaman geçişleri başarılı, dili akıcı. Test Gerritsen hayranları diğer kitaplarına kıyasla temposunu düşük bulabilir. Başları biraz ağır ve sıkıcı devam etse bile , sonlarına doğru tempo artıyor. Tıp tarihine, 1800'lü yılların toplumsal statülerine bakış açısında başarılı.
Baskı: Öç
Yine sahaflardan temin edilebilecek, gerilimin ve gizemin tavan yaptığı, gerek konusu, gerek anlatımıyla, sizi etkisine alan, sonuna şaşırıp kaldığınız, baskısının durdurulmasına üzüldüğüm bir eser. Çok uzun zaman önce okumama rağmen, olay döngüsü, kurgusu hala aklımda. Özellikle kurgusu oldukça başarılıydı. Eğer bir yerde karşınıza çıkarsa düşünmeden alın derim.
Baskı: Bebekler Vadisi
Türk filmlerini anımsatan hikayede, ünlü olmak için evlerinden ayrılan üç arkadaşın alkol, kumar, uyuşturucu derken yavaş yavaş kayboluşlarını ibretle okuyorsunuz. Anlatımı oldukça akıcı, dili sade .
Baskı: Güz Alacakaranlığı Ejderhaları (Ejderha Mızrağı Destanı,#1)
Oldukça yalın bir dille yazılmış, fantastik dünyanın ağırlığı altında ezilmediğiniz, okurken sıkılmadığınız keyifli, akıcı ve sürükleyici bir kitaptı. Fantastik hikayelerden hoşlananlar için büyük bir serinin ilk kitabıdır. Bildiğimiz ve alıştığımız yazarlardan daha yalın ve daha az karmaşık bir kurguya ve dile sahip olduğu için fantastik serileri okumayan ama başlamak isteyenler içinde iyi bir başlangıç kitabıdır.
Baskı: Bebek
Yıllar önce gerilerek mi yoksa korkarak mı okuduğumu net hatırlayamadığım, daha sonra kitabına sadık kalınarak filme uyarlanan, bir dönemin çok satanlar listesinde uzun süre kendine yer eden, ilginç bir kitaptır. Akıcılığı ve sürükleyiciliği sayesinde kısa sürede okunur. Ama hayal dünyanız genişse ardında bıraktığı psikolojik kalıntılar, uzun süre etkisini sürdürür.
Baskı: Nehir
Macera olarak başlayıp, git gide gerilime dönüşen hikayede, ilk sayfalardan sonra tempo hiç düşmeden devam ediyor. Kendinizi yaşam mücadelesinin içerisinde buluyorsunuz. Dili sade ve akıcı. Sürükleyici anlatımıyla, uzun dönem çok satanlar listesindeki yerinden ödün vermeyen bir eser daha. Türkiye'de baskısının durdurulmasına üzüldüğüm kitaplar arasındadır.
Baskı: Türk Dış Politikası-2 Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar Cilt 2:1980-2001
Üniversite yıllarında, kaynak kitap olarak okuduğum, dış politikayı anlamak için çok faydalı bulduğum bir çalışmadır. Sadece dış politikaya odaklanmamış, dönemi etkileyen akımları, iç politikayı da başarılı bir şekilde irdelemektedir. Konuyla ilgisi olanlar için mükemmel bir eserdir.
Baskı: Türk Dış Politikası 1. Cilt : 1919-1980 Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar
Üniversite yıllarında, kaynak kitap olarak okuduğum, dış politikayı anlamak için çok faydalı bulduğum bir çalışmadır. Sadece dış politikaya odaklanmamış, dönemi etkileyen akımları, iç politikayı da başarılı bir şekilde irdelemektedir. Konuyla ilgisi olanlar için mükemmel bir eserdir.
Baskı: Kıbrıs'ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu
Kıbrıs sorununun geçmişini ve detaylarını okumak, öğrenmek bu konuda araştırma yapmak isteyenler için en iyi kaynak kitaplardan biri. Çoğunlukla Uluslararası İlişkiler öğrencilerine ders/ek kitap olarak tavsiye edilir. Dili her araştırma inceleme kitabında olduğu gibi biraz ağır, fakat bir o kadar bilgi yüklü, bol dipnotlu, bol tarihli, bol atıflıdır. Yazar üniversitede hocamdı, zorunlu olarak okumuştum, zaten karmakarışık bir haldeki Kıbrıs Sorunu gözümde daha bir büyümüştü. Kitabın içeriğinde gereksiz bilgi yok denecek kadar az. Bazı dipnotlar bir sayfa uzunluğunda, hiç boşluk, sayfa atlaması, punto oyunları yok, dolu dopdolu...
Baskı: Kavgam
Uzun zaman önce bitirme tezim olan "Alman Ulus Devletinin Oluşumu ve Alman Dış Politikası" nedeniyle okumuştum. Dönemin koşulları, Nazi Almanyası ve Nazizmi anlamak için önemli bir eser. Almanya'nın 2. dünya savaşı öncesi tarihi hakkında azda olsa bilgi sahibi olursanız, kitabı anlamanız ve okumanız kolaylaşır.
Baskı: Liberal Marxiste Faşist Nasyonal Sosyalist ve Sosyal Devlet
Akademik nitelikte, siyasal sistemler hakkında doyurucu bilgiler veren bir kitaptır. Sistemlerin karşılaştırmalı analizleri, olumlu olumsuz yönleri kıyaslaması oldukça başarılı. Ne detaylarla boğuyor, ne de üstün körü anlatıp geçiyor. Dili sade, akademik terimler fazla kullanılmamış. Konuyu gayet özümsenerek anlıyorsunuz, öyle ki, tüm sistemlerin olumlu yönlerinin karşısında olumsuz yönlerini de görünce, en sonunda doğru siyasal sistemin henüz bulunmadığına kanaat getirip kitabı kapatıyorsunuz.
Baskı: Yüzüklerin Efendisi [Tek Cilt]
Kitabın ilk olarak 3 cilt ayrı ayrı olan baskısını okudum. Birine verip geri alamayınca ciltli olan daha uzun ömürlüdür algısıyla bu kitabı aldım. Kitabın ciltli oluşu sizi yanıltmasın, çok dayanıklı bir cilt gibi durmuyor. Filmi izleyenler için; kitabın dışındaki kağıdı çıkartırsanız, Bilbo Baggins'in yazmak için kullandığı deftere benzetildiğini göreceksiniz. Güzel bir detay olmuş fakat, kısaltmaların bu kadar olacağını tahmin edemedim. Ayrı ciltlerdeki betimlemeler, kısaltılmış ve/veya çıkartılmış, ayrıca sonu beni çok şaşırttı. Kitap filmdeki son gibi bitirilmiş - farklı bir son yok yanlış anlaşılmasın- oysa üçüncü ciltte yüzüğün yok edilmesinden sonra yaşananlar kim ne yaptı niteliğinde kısa bilgilendirmeler vardı. Bu kitap daha çok filmin metne dönüştürülmüş hali gibi geldi bana. Genel olarak eser, fantastik edebiyat sevenler için tek kelime ile baş yapıt. Anlatım ve betimlemeler bazı yerlerde yorucu olsa da, kitap genel olarak elinizden düşmeden okunuyor fantastik edebiyat severim diyenler için okunması gereken bir kitap.
Baskı: Metin Göktepe `gazeteciyim`
Yıllar önce daha davası sürerken okumuştum kitabını. Davası ilden ile sürüklendi, yargılanan sanıklar genel afla normal hayatlarına döndü fakat kamuoyu baskısı nedeniyle gözaltında öldürülen gazeteciler arasında katilleri yargılanmış ilk gazeteci olma özelliğini kazandı. Kitap bölümlere ayrılmış, öncelikle 8 Ocak 1996 gününü Göktepe'nin son gününü anlatıyor bize... Evden çıkıp gazeteye oradan ceza evinde ölen iki tutuklunun cenazesini izlemek için gidişi, gözaltına alınışı ve ölümü, ardından, sanıkların ifadeleri, ilden ile sürüklenen dava süreci, sanıkların verdikleri ifadelere dayanılarak ölümü hakkındaki detaylar, ilden ile sürülen dava süreci ve detayları, son olarak meslektaşları Göktepe'nin gazeteciliğini anlatırken arkadaşları ve ailesi çocukluğuna, üniversite yıllarına değiniyor. kitapta Göktepe'nin çektiği fotoğraflara da yer verilmiş.
Baskı: Kırmızı Saçlı Kadın
Kitabı okuduğumdan beri kitap hakkındaki duygularımı tartıyorum, yoruma dökebilmek için çabalıyorum. İlk bölüm oldukça başarılı başlıyor, ilk sayfadan itibaren merakla sayfaları çeviriyorsunuz. Mahmut Usta'nın Cem ile ilişkisini, ders niteliğindeki hikayelerini sevmemek imkansız. Fakat, ikinci bölümden itibaren bazı şeyler değişmeye başlıyor, yazarın vermeye çalıştığını tam alamamaya başladım, bu eksiklik duygusu ve/veya tatminsizlik kitap boyunca devam etti. Karakter tahlillerini, karakterler arasındaki tezatlıkları ve doğu batı ikilemini beğenerek okuduğum Sessiz Ev'den sonra; baba-oğul ilişkisi üzerinden, mitolojilere dayandırarak sunduğu doğu - batı ikilemi, Kırmızı Saçlı Kadın'da 'yetersizlik'ti benim için. Bu bölümden itibaren kitabı okumayanlar için içerik hakkında bilgiler içermektedir.... Karakterleri oturtamamak, karakterlerin düşüncelerini, hislerini çözememek bu duyguyu veriyor sanırım. Ana karakter olması gereken Cem bile her yönüyle eksikti. Babasını uzun süre görmüyor, bir şekilde duygularına yansıtmıyor diyelim, babasını tekrar görmesine kadar ki süreçte bir dolu duygusal şey yaşıyor aslında... Birinin ölümüne sebebiyet vermek, birine aşık olmak, ilk deneyim vs. Cem'in ne duygularına ne de ruhuna yansıyan bir değişiklik görüyoruz. Diğer karakterler ise, hırssız, vasıfsız, sönük, donuk boş karakterlerler olarak yansıyor kitaba. Kitabın sonlarındaki hıza adapte olmakta zorlandım, bazen okuyucuya özümsemek için bir ara vermek iyidir. Sıfır duygusal geçişle, birbiri ardına gelen, oğul, Mahmut Usta haberleri bu hızın nedenini sorgulatıyor insana. Kitabın sonunu ise "Bir an önce bitireyim!" gayreti ile eklenen Oğul aracılığıyla, "O kadar mitolojiyle uğraştım, sonu 'Oğul' elinden yazayım ki, bu karakteri de burada kullanalım, adı geçsin." hissinden öte bir şey hissettirmedi bana. Kurgudaki eksiklik ve kopukluk en başından itibaren hem kitaba hem de konunun ilerleyişine yansıyor, öyleki, Mahmut Usta'nın ölmediğini biliyor, Ayşe ile çocukları olmamasına üzülmüyorsunuz - dip not, zaten karakterlerin de bu konuda ki duygularını net hissetmiyorsunuz, Ayşe Cem'le yıllarını geçiren onunla evli karakter olmasına rağmen, hiçbir ayrıt edici bir özelliği yansımıyor size- çünkü bir şekilde Kırmızı Saçlı Kadından olma oğlu ile sonun belirlendiği belli. Ne Sessiz Ev ne de Benim Adım Kırmızı'daki tadı alabildim, Bu nedenle eleştirmenlerin aksine; Orhan Pamuk Nobel'den sonra; Nobel'den önceki kitaplarının seviyesine maalesef ulaşamadı bana göre.
Baskı: Yaşar Kemal - Bir Ömür Edebiyat
Feridun Andaç'ın Yaşar Kemal ile yaptığı söyleşilerden ve röportajlardan oluşan güzel bir eser. Kitabın tek sıkıntısı röportaj ağırlıklı olduğundan kolay okunamaması, yorması. İki röportaj arasında yıllar geçmiş olmasına rağmen, aralıklı okunmadığında, benzer sorular ve benzer cevaplardan olmuş hissi yaratıyor. Soruların ağırlığı Yaşar Kemal'in kurgu dünyası ve kitaplarında ifade etmek istedikleri ile ilgili. Bu nedenle hangi kitabı ne amaçla yazdığından, kitaplarına ismini veren etkenlere, anlatmaya çalıştıklarından, neyi anlatmadığına kadar her detay soru cevap şeklinde işlenmiş, elbette geçmişine, yaşanmışlıkların kitapları üzerindeki etkisine de az da olsa değinilmiş. Son iki bölümdeki açık oturum ve söyleşilerde farklı yorumcularında katılımıyla, tam bir edebiyat söyleşisine dönüşüyor, dünya klasiklerinden kıyaslamalar ve örneklerle zenginleşiyor. Edebiyat severlere, Yaşar Kemal'i daha iyi anlamak isteyenlere yönelik, başarılı bir eser. Feridun Andaç'ın uzun uzun karmaşık sorularına; büyük usta daha doğal, daha içten, daha anlaşılır cevaplar veriyor; tanıdığımız, bildiğimiz, alıştığımız Yaşar Kemal çıkıyor ortaya, benim işim insanla, psikolojiyle, ben 'mecbur' anlatıcıyım, karakterlerimde 'mecbur' insan diyor. Dip not: Edebiyat söyleşilerine alışık olmayanlara, bölüm bölüm aralıklarla okunması tavsiye edilir.
Baskı: Yaşar Kemal - Gözüyle Kartal Avlayan Yazar
40 yıllık bir dostluğun hikayesi... Kişisel olarak hiç tanımamama rağmen; kitaplarından, anlattıklarından, hakkında yazılanlardan etkilenerek kafamda oluşturduğum, Yaşar Kemal'di kitapta yazılan, yazar Yaşar Kemal'i mi okudum, yoksa Zülfü Livaneli'nin Yaşar Abisini mi ayrımına varamadım. Doğallığını, insanı ve doğayı tanımasını, sevmesini, gerek okuyucusuna gerek dost çevresine öyle yansıtmış ki, paylaşılanlar farklı olsa da hatta paylaşılan sadece yazdıkları olsa da ortaya aynı sonuç çıkıyor. Zülfü Livaneli yine yalın kalemiyle sade diliyle, okuyucuyu, biyografik detayların ağırlığından kurtarıyor. Anılarına yorumlarını da katarak ortaya bir ziyafet çıkarıyor. Ama, kitabın önsözünde okuyucularından gelen 'Yaşar Kemal'i yaz' isteklerine cevapsız kalamadığını belirtiyor. Belki bu nedenle biraz yetersizlik vardı kitabında, muhtemelen ölüm yıldönümüne yetiştirme çabasından, 40 yıllık bir dostun yokluğuna alışamamanın verdiği ağırlıkla, tam yansıtamadı hissettiklerini ki; kitabı Yaşar Kemal hakkında geçmişte yazdığı yazılarla harmanlamış. Güzel ve keyifliydi elbette ama üzerinde biraz daha çalışılsa biraz daha kendine zaman verip öyle yazmaya başlasa çok daha güzel olabilirdi.