Dilek Öz
@Dilek Öz

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Kırmızı Pazartesi
9/1023.06.2016

Baskı: Kırmızı Pazartesi

Toplumdaki umursamazlığın, ilgisizliğin ve yetersizliğin sonunda el birliği ile "Namus Cinayeti" adı altında Santiago Nasar'ın adım adım ölüme gitme öyküsünü, sıkılmadan, yorulmadan okurken, sonunu en başından bilmeme rağmen ilgimi hiç kaybetmedim. Marquez'in yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazdığı bu kısa öyküde, kendi toplumumuzdan da bir şeyler var. Akıcı ve sade bir dille yazılmış, Marquez'in tarzı gereği detayları bu kadar yoğun vermesi bende konu detaylar arasında dağılmış hissi yaratsa da hatta dikkatimi dağıtsa da, sürükleyiciydi.

Kan Gölü
6/1023.06.2016

Baskı: Kan Gölü

Sürükleyici, gerilim dolu. Anlatımın akıcılığıyla sayfaların nasıl ilerlediğini anlamıyorsunuz bile. Polis-Doktor-Avukat aşklarından sıkıldım, sanırım. Tess Gerritsen'ın biraz yeniliğe ihtiyacı var sanki. Konular o kadar sıradanlaştı, o kadar aşinalık hissettirmeye başladı ki, seri dışı kitapları öncelikle birbirlerini, ardından da Amerikan Filmlerini çağrıştırmaya başladı. Ayrıca yayınevi uğraşsa bu kadar imla hatalarını, anlatım bozukluklarını, devrik cümleleri bir araya getiremezdi. 2-3 sayfada ya bir imla hatası, ya da bir anlatım bozukluğu! Pes dedim.

On İki Gezici Öykü
6/1023.06.2016

Baskı: On İki Gezici Öykü

Kitabın içeriğinden çok Marquez ' in girişte anlattığı yazılış evresi dikkatimi çekti. Maquez'in çöp kutusu ile masası arasında gezintiye çıkan hikayeler. "Ben yalnızca telefon etmeye gelmiştim" en etkilendiğim hikayesi oldu. Okurken ve özellikle de sonunda çok gerildim. Dili sade, çok akıcı değil ama okuma hızınızı etkilemiyor.

Baskı: Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra

12 Eylül'ün yansımalarının Cide'ye ulaşması 1981 yılının ortalarını bulur, rahmetli Rıfat Ilgaz "Sınıf"tan yasaklılığını, göz altına alınışını, 70 yaş statüsünden yararlanışını anlatır. Ama öyle anlatır ki, sanki karşınızda bir ihtiyar anılarını anlatıyor. Hababam Sınıfını yayından düşürmemesine rağmen yazarının adını anmayan kanala olan sitemini, Cide gençlerine desteklerini, askerlerle olan muhabbetini çok içten anlatmış. Nur içinde yat Koca Çınar. ..

Gölgedekiler
9/1023.06.2016

Baskı: Gölgedekiler

Kurtuluş Savaşı yılları... Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda emeği geçen ama gölgede kalan insanların öyküleri... Bir yanda koşulsuz sevgisiyle Fikriye Hanım, diğer yanda çok partili sisteme geçme mücadelesinde İsmet İnönü, Fethi Okyar, Mustafa Kemal, parasız silahsız girişilen milli mücadeleye destek bulma çabaları ve 1. Dünya Savaşının seyrini değiştiren Çanakkale... Beğenerek okudum, hatta hiç duymadığım detaylara şaşırdım... Tarihi kitap okumayı sevenler beğenecektir.

Nazım
9/1023.06.2016

Baskı: Nazım

Nazım Hikmet'in Moskova yıllarını, yaşadığı aşkları, Türkiye sevgisini, vatan özlemini; bu aşkların, memleket özleminin şiirlerine yansımasını, belgesel tadında fotoğraflarla destekleyerek anlatan başarılı bir yapıt.

Abim Deniz
10/1023.06.2016

Baskı: Abim Deniz

Can Dündar'ın kalemini her zaman sade ve açık bulmuşumdur. Okurken kafa karıştırmaz, yormaz insanı. Konuya ilişkin bir çok kitap okudum, fakat ailelerin gözünden hiç bakamamıştım olaya, Can Dündar; Hamdi Gezmiş sayesinde bu eksiği tamamlıyor, Deniz Gezmiş'i okuduklarımın etkisiyle olsa gerek, çok farklı canlandırdım hep kafamda, bu nedenle kardeşinin ağzından okuduğumuz, o tatlı dalgınlıklarına güldüm. Kitabı okurken tam bir duygu karmaşası yaşadım, ilk sayfalarda, çocukluk dönemine, gülümserken, lise ve zamanla üniversite yıllarında, haksızlıklara kızdım. İlk önceleri, oğlunun sağ salim teslim olması için uğraşan bir babanın dönem sertleştikçe, hapishanede başına bir hal gelir korkusuyla oğluna teslim olmayın çağrıları yapışındaki tezatlıklara şaşırdım. Yine aynı babanın oğlunun sağ salim yakalanmasına duyduğu rahatlamaya, bu rahatlamanın idam kararının ardından bir acıya, bir çırpınışa, bir mücadeleye dönüşmesine şahit oldum. Bir baba oğlu için neler yapmaz ki? Ve son olarak, oğlunun infazını ajanstan duyan bir annenin çığlıklarıyla ağladım. Kısaca okumadım, yaşadım.

Değişim
9/1023.06.2016

Baskı: Dönüşüm

Son derece sade bir dille kaleme alınmış, kişilerin psikolojik tahlilleri iyi yapılmış, okuyucunun dikkatini dağıtacak unsurlar yok denilecek kadar az. Kolay okunmasına rağmen son derece ağır bir eser. Kitabı özümsemeniz, anlatılmaya çalışılanı anlamanız çok önemli. Bir çok listede ölmeden önce okunması gereken kitaplardan biri olarak geçen, okunmaya değer bir eser.

Düşüş
7/1023.06.2016

Baskı: Düşüş

Kısa bir kitap gibi görünse de zor okunan, ağır bir kitap. Sakin kafayla, düşünülerek okunmalı yoksa boğuluyorsunuz. Toplumsal hayat, modern inanın içerisine düştüğü çelişkiler, gelgitler, hırs, ikiyüzlülük üzerine eleştiriler, bir avukat aracılığıyla yapılmış oldukça iyi anlatılmış, ama dili zorluyor insanı. Bazı yerlerde anlamadığımı anlayıp tekrar okumak durumunda kaldım. Aslında her sayfada bir ders var, bir şey öğretiyor size. Fakat ben hakkını verebildiğimi düşünmüyorum.

Baskı: Sona Kalan (Rizzoli & Isles, #10)

Serinin tüm kitaplarını okumuş biri olarak, Tess Gerritsen'ın son iki kitabında kendini aştığını düşünüyorum. Akıcı, sürükleyici, merakınızı,gerginliğinizi arttıran başarılı bir yapıt olmuş. Özellikle sonundaki karmaşayı ve ters köşeyi sevdim. Son 30-40 sayfayı inanamayan gözlerle okudum. Başarılı...

Baskı: Zekası ve Bilgeliğiyle Tyrion Lannister

Tamamen ticari düşünce ile hazırlanmış, içeriğinde seriyi okuyan herkesin zaten bildiği cümleler bulunan bir kitap. En azından, bir biyografi eklenerek belki biraz düzeltilebilirdi. Epsilon bunu yayınlayacağına Dunk ve Egg Hikayeleri, Prenses ve Kraliçe, Ejderhaların Dansı ( ilk danstan söz ediyorum), vs gibi yurt dışında yayınlanan kısa hikayeleri çevirmeye başlayıp yayın sürecine alsaydı daha faydalı bir iş yapmış olurdu. Yurt dışı hikayeleri okuyor biz bekliyoruz....

Baskı: Sessiz Kız (Rizzoli & Isles, #9)

Serinin en beğenerek okuduğum kitabı. Sonunda Gerritsen durağanlıktan kurtulmuş, dil akıcı, kurgu iyi. Çin efsanelerine ve fantastik(!) bir karaktere yer vermesini beğendim, fakat son kitaplarında belli noktadan sonra katil tahmin edilebiliyor. Kitabın sonu sanki biraz eğreti durmuş gibi.

Baskı: Buz Gibi Soğuk (Rizzoli & Isles, #8)

Rizzoli ve Isles serisinin tamamını okuyanlar, yazarı iyi takip edenler serinin bazı kitaplarda durağanlaştığını bilir. Buz gibi soğuk da bu durağan kitaplardan biri. Gerritsen bu romanında ağırlığı Maura'ya veriyor özel hayatındaki eksiklerden tutun yaşadığı çelişkilere kadar hayatındaki detayları romanın başlarında okuyucu ile paylaşıyor. Romanda beni ilk çeken gizemli konusuydu. Maalesef bu gizem kurgusal açıdan tam olarak desteklenememiş, aralardaki kopukluklar, bağlantısızlıklar, ilgisizlikler, yarım bir tat bırakıyor damakta. Dili sade ve akıcı.

Baskı: Atatürk`ün Uşağının Gizli Defteri

Samimi bir dille yazılmış akıcı fakat çok çelişki yüklü. Aşırı duygusal tutarsızlıklar var, okuyucuya çok yansıyor. Anıların çoğu tanıdık, daha önce bir yerlere okuduğunuz, dinlediğiniz anılar. Dil sade, günlük dilimiz, kitabı yazan kişinin yazar kökenli olmadığı her halinden belli. Anlatım bozuklukları, imla hataları dolu.

Baskı: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu

Türk dili ve Türk tarihinin araştırılması için, dönemin koşullarına rağmen, Mustafa Kemal Atatürk'ün, başlattığı çalışmaları detayları ile anlatan güzel ve etkili bulduğum, Atatürk'ün araştırmacı kişiliğini ve bu kişiliğini faydalı konulara yönlendirdiğini gösterir nitelikte bir kitap. Sinan Meydan'a da hakkını vermek lazım. Avrupalı toplumların, yanlı ve dayatmacı tarih tezlerine karşı, James Churchward'ın araştırmalarını temel alarak, belgelerle konuşmuş. Kimi kişiler tek ana kaynağa (Churchward) dayalı olmasını eleştirebilir, ama düşünmek gerekir ki o dönemde(30'lu yıllar), konuyu araştıran ve kitaba döken tek araştırmacı James Churchward. Kitabı içeriği gerçekten iyi, fakat bir kitabın sadece bilgi ve içerikten oluştuğunu düşünmüyorum, olması gerekenden fazla anlatım tekrarları, bir yandan 'Ben burayı okumuştum.' algısı yaratırken diğer yandan hafızanızda yer etmesini sağlıyor. Ayrıca bir kaç tane yazım yanlışı dikkatimi çekti yayın evine yakıştıramadım.

Baskı: Hoşçakal Yeterli Zaman

Şiir bence bambaşka bir dünyadır, maalesef o dünyanın içine giremedim bu kitapta; dizeler alakasız, sıradan, çok gündelik çok basitti. Bazen şiir okuduğumdan bile emin olamadım. Her kitapta iyi bir yön bulurum onu bile bulamadım...

Baskı: Bir İdam Mahkumunun Son Günü

Kitabı okurken insan ister istemez kendini sorguluyor, idam hakkında ne düşünüyorum, ne düşünmeliyim diye. Kitapta suçun ne olduğu anlatılmıyor, mahkumun duygu ve düşünceleri üzerine yoğunlaşıyor, empati kurmaya başlıyorsunuz. Siz empatinizi kuradurun, toplumun idama bakış açısı, davranışı, suçlulara bakışı; önce kürek mahkumlarına bakış ve kürek mahkumlarının prangalanması, ve idam mahkumunun bunu büyük bir ilgi ile izlemesi vasıtasıyla mahkumun üzerinden anlatılırken, daha sonra mahkum idama giderken, toplum üzerinden anlatılmış. İzleyen ve izlenen ironisi başarılıydı. Yazarın amacı sadece idam, idama bakış, idamın yanlışlığı ve idamın mahkuma hissettirdiklerini anlatmak olduğundan, kesinlikle amacına ulaşan bir eser... Özellikle son satırlardaki af talebi, bu talebin çok umursanmaması idamın geri alınamaz, geri döndürülemez olduğunun en büyük kanıtı olarak sunulmuş. Kitapta idam kararının mahkumun ailesini de etkilediği tabir-i caizse kurunun yanında yaşın da yandığı satır aralarında- mahkumun kızı hakkındaki düşünceleri, kızı ile yaptığı görüşme, kızının davranışı gibi- hissettirilmiş. Fakat yinede salt idamın yanlışlığına odaklanmak bende yetersizlik hissi yaratttı, suçtan bağımsız karar her yönüyle eksiktir... Suçun cinsine göre mağdur ya da maktulun rolünün önemi göz ardı edilmiş. Bence karardaki en büyük etken bu olmalı. Dili sade, anlaşılması kolay, klasiklerin bir çoğundaki ağdalı cümleler, uzun tasvirler yok. Yalnız bendeki kitabın yayınevi klasikler konusunda iddialı bir yayınevi, birkaç yerde imla hatası görmek beni şaşırttı.

Baskı: Gece Yarısından Sonra

Seri dışı kitaplarına kıyasla konusunun daha yaratıcı olduğunu itiraf etmeliyim. Tess Gerrittsen bence bu konuda oldukça vasat olmaya başlamıştı. Temposu ve gerilimi düşük, bu; olay akışından çok yazarın anlatımı ile ilişkili. Okuyucuya gerilimi okuduğum diğer kitaplarına nazaran daha az yansıtabilmiş. Beni olaylardan çok konu gerilime sürükledi, bir yabancı/yalancı ile evlenmek rahatsız edici. Dili sade, her zamanki gibi bol bol anlatım bozuklarımız, yanlış ifadelerimiz, imla hatalarımız mevcut. Yayınevi sürümden kazanmak adına yazarı daha ne kadar bu duruma düşürecek merakla bekliyorum. Bir yazarın her kitabı da hatalarla dolu olmaz ki!

Antonius ve Kleopatra
8/1022.06.2016

Baskı: Antonius ve Kleopatra

Bir tarafta Roma'yı feda etmeye hazır bir kalp, diğer tarafta entrikaları ile ünlü Kleopatra. Tertemiz bir aşk hikayesinden çok, iktidar hırsına tanıklık ediyorsunuz. Antonius'un Kleopatra'ya duduğu açık güvensizliğe rağmen, bu ilişkiye devam edebilmesi ve sonunda iktidarı; onun uğruna feda etmesi insana ister istemez; aşkı sorgulatıyor. Yine de bir nevi esaret altında kalmamak için yaptıkları etkileyiciydi. Caesar ve Antonius arasındaki etkileşim de trajedinin en ilginç noktası, insan düşmanını nasıl sevebilir ya da takdir edebilir sorusunu akla getiriyor. Kitabın ortalarında ve sonunda, sevgi ve ihanet o kadar karışıyorki birbirine, Kleopatra Antonius'u sevdi mi diye soruyorsunuz kendinize. Shakespeare'ın diğer eserlerine özellikle de Romeo ve Juliet'e göre gölgede kalan bu tajedisi, yazımda Shakespeare'ın özelliklerini akıcılık ve şiirsellik açısından oldukça taşıyor. Shakespeare'in devrik cümleleri, şiirsel dili esere akıcılık ekliyor olsa da, alışık olmayanlar için oldukça zorlayıcı.

Arafat'ta Bir Çocuk
8/1022.06.2016

Baskı: Arafat'ta Bir Çocuk

Sekiz hikaye, farklı dönemlerde farklı hayatlardan örnekler sunarken, dışlanmışlık, soyutlanma, yanlızlık duygularıyla da içinize işliyor. Çoğunluğu Türkiye'nin siyasi karışıklığının yoğun olduğu dönemde yazılmış, ağırlıklı olarak mültecilerin yaşadıkları ve/veya hissettikleri ön planda. Sürgün bir hayatın tüm zorluklarını, endişelerini ve korkularını özümsemek mümkün. Bazı hikayelerin dili ağır, fakat kitabın geneline bakılacak olursa, akıcı bir dile sahip. Livaneli duyguları okuyucuya başarıyla yansıtmış.

Dava
8/1022.06.2016

Baskı: Dava

Kitabı okurken birden arka kapağa dönüp Kafka'nın yaşadığı dönemi hatırlama gereği duydum. Günümüz koşullarına da uyduğu rahatça söylenebilecek bir eserde Kafka Korku Çağı olarak adlandırılan dönemde iletişimsizliğe, bürokrasiye ve hukuk sistemine yönelik ağır eleştirilerini sembolik anlatımıyla sunmuş. Bu eleştiriler daha kitabın ilk cümlesinde "Josef K.’ya iftira atılmış olmasıı"na rağmen, kötü bir şey yapmadığı halde tutuklanması ile başlar, idamına kadar sürer. Özellikle "Yasa Kapısı" hikayesinde taşralı adamın karşısına çıkan engeller, bekçinin ayakta dururken taşralının oturması, bekçiyi aşamaması, hemen öncesinde K'nın aşağıda Rahibi dinlerken Rahibin yukarıdan ona bakması ve K'nın onu aşağıya davet etmesi, duruşma salonunda locadakilerin ona tepeden bakmaları, romanın otoriteyi en iyi vurdugulayan noktalarıydı. Roman boyunca sadece mahkemenin alt kademesindeki memurları ile görüşebilen, avukat tutmasına, umut gördüğü herkesle konuşup destek amasına rağmen, yüksek yargıçlara ulaşaması, avukatının yetersizliği, hukuki yollarla bir sonuca ulaşamayacağından emin bir şekilde farklı arayışlara yönelmesi, hiç gitmeyeceği yerlere gitmesi hiç konuşmayacağı kişilerle konuşması, davayı gizli tutma arayışına rağmen, herkes tarafından bilinmesi, yardım isteyeceği kişiler için sürekli çelişki içerisinde olması, güvensizliği o kadar vurduladı ki içinde bulunduğumuz çağla ilişkiler kurmaya başladım. Dikkatle, özümseyerek okunması gereken bir roman...

Yeşil Deniz Kabuğu
8/1022.06.2016

Baskı: Yeşil Deniz Kabuğu

Sarah Jio her zamanki tarzından uzaklaşmadan esşzamanlı anlatımı, yalın ve akıcı uslubuyla kitabını okuyucuya sunmuş, tüm kitapları aşk üzerine kuruludur ama bu sefer daha yoğun bir anlatım mı var, yoksa aşkla/sevgiyle bütünleşen vefa ve/veya bağlılık mı bu hissi veriyor çözemedim. Karakterlerin birbirlerine olan anlayışlı yaklaşımlarından etkilenmemek imkansız. İnsan kendini sorgulamadan, "Ben olsaydım ne yapardım?" demeden kitabı okuyamıyor. Bu yönüyle sadece "aşk" ı anlatmamış yazar, gerçek sevginin aslında fedakarlık olduğunu da öğretmeye çalışmış. Yazarın "Evsizler"e değinmesi de hoşuma gitti. Yolda yürürken yüzlerine bakmadığımız, görmediğimiz her bir insanın ayrı hayat hikayelerinin, ayrı yaşanmışlıklarının olduğunu gayet tadında vurgularken; bir kesimin, içtenlikle ve elinden geldiğince yardım emesi, diğer bir kesimin ise yardım adı altındaki reklamını gözler önüne sermesi etkileyiciydi. Kitabı okumayanlar için bundan sonrası kitap hakkında çok açık olmasa da bilgi içerebilir... Beklediğimiz, alıştığımız kurgunun dışına çıkması şaşırttı beni. ilk defa sonunu bildiğim bir kitap okutmadı, her ne kadar kitabın başlarında Kailey'in isim verilmeden "kocam" diye söz etmesinden bir şeylerin yanlış olduğunu anlasanızda, dğer kitaplarına kıyasla daha başarılıydı.

Baskı: Suç ve Ceza / Çizgi Roman Dünya Klasikleri

Çizgi roman okumayı çok tercih etmem, aslında ilk defa çizgi roman okudum. 1 saat içinde bitince şaşırdım. Çizgi roman olmasına, resimlerle donatılmasına ve fazla yazıya yer vermemesine rağmen kahramanın içerisine düştüğü vicdan muhasebesi, gayet başarılı yansıtılmış. Resimler ilginç ve başarılı.

Sineklerin Tanrısı
9/1021.06.2016

Baskı: Sineklerin Tanrısı

En büyükleri 13-14 yaşında olan, atom savaşları nedeniyle güvenli bir bölgeye kaçırılmaya çalışılan bir grup çocuğun uçak kazası nedeniyle bir adaya düşmesiyle başlıyor her şey. Başlangıçta cennetten bir tasvir gibi görünen, Mercan Adası’na atıflar yapan bu ada, zamanla yiyeceklerin sınırlı meyve ağaçlarından, bir domuz sürüsünden oluşması nedeniyle yaşam ve iktidar mücadelesinin merkezi oluyor. İnsanın ulaşabildiği her yer cehennemdir misali, cennet ada da zamanla cehenneme dönüşüyor. Büyüklerinden gördükleri şekilde demokrasi geliştiren, bir düzen kurmaya çalışan çocuklar arasındaki iktidar mücadelesi, sorumsuzluk, düzensizlik, yetersizlik, beceriksizlik gibi çeşitli insana özgü problemler, okurken kendinizi sorgulamanıza, “Ben olsan ne yapardım?” diye düşünmenize neden oluyor. Alegorik şekilde insanı ve insani duyguları inceleyen roman da aklın ve düşüncenin sembolü Domuzcuk, diktatörlük ve yönetme hırsının sembolü Jack, sağduyunun sembolü ise Ralph olarak çıkıyor karşımıza. Kitaba yerleştirilen sembollerin içi Mina Urgan’ın eşsiz sonsözüyle doluyor. Kitabın ilk sayfaları, akıcı ve sade dili, size masal kitabı okuyorsunuz izlenimi verebilir, olaylardaki sertlik, aralara sıkıştırılmış semboller durumu değiştiriyor.

ÖncekiSayfa 3 / 6Sonraki