hulyami
@hulyami

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Tesadüfler Adası
8/1002.05.2013

Baskı: Tesadüfler Adası

Uzun zamandır Rachel Gibson kitabı okumuyordum.Tesadüfler Adası benim için güzel bir dönüş oldu..Romanın konusu polisiye macerada olsa ağırlığı aşk teması üzerine kuruluydu..Kısaca sevdim bu romanı.. Başlarda biraz durgun gibi gelsede açıldı hikaye..Karakterlerden en çok Lola'nın köpeği Baby'yi sevdim.. Lola ve Max'in başlarda var olan aralarındaki savaş önce karşı koyulamaz bir çekime sonra da güzel bir aşka dönüştü..İLk başlarda kavgaları savaşları çok güzeldi.. Lola Carlyle çok ünlü bir iç giyim mankeni idi.Bu konudaki yeteneğini tasarımcı olarak devam ettirmeye karar verip uygulamıştı..Nişanlısı Sam'den ayrıldıktan sonra başına gelebilecek en kötü şey olan çok özel fotoğraflarını bir internet sitesi kurup orada intikam için yayınlayan bu eski nişanlı yüzünden kendini bir adaya zor atar..Amacı biraz gözlerden uzak olup kafa dinlemektir..Fakat tura katıldığı bir teknede uyuyakalıp uyandığında teknenin tanımadığı bir adam tarafından kaçırıldığını fark eder. Dümendeki adam Max Zamora ise eski ordu emeklisi ama hala daha devletin çok gizli teşkliatlarında çalışan bir adamdır..Teknede Lola'nın olduğunu fark ettiğinde iş işten geçmiştir.. Yaralı bir durumda olan Max Lola'yı tekrar geri götürecek durumda değildir.Peşindeki adamlar onu yakalaması an meselesidir..Bir an önce uzaklaşmak zorundadır.Ama Lola ısrarla geri gitmek ister aralarında savaş başlar bu arbede de teknede mahsur kalırlar..Çünkü mücadele sırasında teknenin radar sistemi tamamen devre dışı kalır..Bir günde gidebilecekleri yere gitmeleri dalga ve şansa bağlıdır.. Bu durum birbirlerini konuşup anlamak için zemin yaratır..Baştan beri aralarında var olan çekim yaşadıkları zorlukla birbirlerini yakından tanıdıkça yerini aşka bırakmaya başlar..Birbirlerini tanıdıkça daha iyi anlamaya başlarlar..Ve daha da çok sevmeye..Öyle bir hale gelir ki önce birbirlerini korumaya kollamayı düşünür olurlar.. Kısaca uzun süre ara verdiğim bu yazara dönmek beni çok mutlu etti..Keyifle okuyabileceğiniz bir roman..Tavsiye ederim...

Kağıt Kız
10/1028.04.2013

Baskı: Kağıt Kız

Orjinal Adı La fille de papier olan Kağıt Kız'ın Goodreads Puanı 5/4 Benim puanım 5/5 Guillaume Musso İlk Defa denediğim bir yazar cidden çok beğendim çok akıcı sade bir dili var.Uzun zamandan beri okumak istediğim bir yazardı ve iyi ki okumuşum..Kurgusu çok değişik olan bir kitap idi..Biraz fantastik gibiydi. Çok etkilendim hayal ile gerçek birbirine karışmıştı bu hikayede ..Bir de çok ünlü bir kişinin birden yükseldiği tepelerden aşağıya düşmesi hayatını sıfırlaması..Müthiş bir şeydi ona tanık olmak ..Okurken kendim yaşamış kadar etkilendim..Burada aslında hikaye kahramanlar birbirinin içine geçirilmişti..Sadece baş karakterler yoktu..Bu hikayede var olan karakterlerin hikayesini de yazar işlemişti..Ve Romanda ikinci bir şans teması da çok da güzel işlenmişti..Özellikle kitabın sonu beni mest etti bayıldım..Bundan böyle devamlı takip edeceğim bir yazar olacak özellikle yeni tanıştığım Marc Levy'den sonra Guillaume Musso'yu bu kadar beğenebileceğimi sanmıyordum.. Kısaca konusuna gelince; Tom Boyd çok ünlü bir yazardır şimdiye kadar Melekler Üçlemesinin ilk iki kitabını yazmış çok da başarılı olmuştur.Fakat hayatının aşkı olarak benimsediği ünlü bir piyanist olan Aurore Valoncourt'den ayrıldıktan sonra birden her şey ters gitmeye başlar deyim yerinde ise hayatı çok sert bir düşüş ile çakılır.Aurore başka bir aşka yelken açarken Tom kendini bir tülü toparlayamaz uyuşturucu,alkol,antidepresant ile kendini avutmaya çalışırken tek kelimede yazamaz hale gelir..Hem yakın arkadaşı hem menejeri olan Milo'nun yaptığı anlaşmalar verdiği sözler vardır..Üstelik hem kendinin hem Tom'un tüm varlığını borsada kaybetmiş büyük bir dar boğaza girmişlerdir..Tom'un hızla kendini tüketmesini Carole ile engellemye çalışsa da Tom'un düşüsü çok baş döndürücüdür.. Hap ve uyuşturucularının etkisinde iken evinde Billie olduğunu eden bir kadın ortaya çıkar..Yazmış olduğu Melekler Üçlemesnin kahramanı olduğunu iddia etmektedir..Yalnış basılan 100bin adet kitabın 266.sayfasındaki düşme kelimesinden sonra kitap bomboş olarak eksik basılmıştır..Billie'nin kitaba geri gitmesi için üçüncü kitabın tamamlanması gerekmektedir.. Tom'un aşkını yani Aurore'yi geri kazanması için Biilie'nin de kitaba geri dönmesi karşılığında anlaşırlar..Aurore'nin son aşkı ile birlikte olduğu Meksika'ya gitmeye karar verirler..Tom orada hem kitabı yazıp hemde terk edildiği segilisini geri kazanacaktır..Ama planlar umdukları gibi gitmeyecektir.. Bir de Milo ve Carole'n hikayesi de vardı..O hikaye de çok güzeldi..Carole'n yaşadığı korkunç tecavüz bebeğini kaybetmesi..Milo,Tom,Carole arasındaki özel arkadaşlık dostluk..Yazar karakterleri o kadar güzel işlemiş ki.o romantizmi öyle kuvvetli hissetirdi ki bana. Kitabı bitirdikten sonra bir suya düşen bir taşın dalgaları gibi beni daha da çok etkiledi...Kesinlikle okunması gereken bir roman..Tavsiye ederim...

Baskı: Kan Kırmızısı Ayın Altında

Kan Kırmızısı Ayın Altında-Mina Hepsen Arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine bu kitabı aldım.. iyi ki almışım.. Mina Hepsen Türk bir yazarmışta..Baştan sona kadar akıp gitti kitap..Fantastik Historical türünde bir kitap bu.. 1870 Yıllarda İngiltere'de geçiyor öykü..Başkalarının düşüncülerini okuma yeteneğine sahip olan Angelica Shelton Belanov kenine acil tarafından zengin bir koca bulmak durumunda dır..Çünkü tüm varlıkları 3 geminin de denizde kaybolması ile sıfırı tüketmiştir..Kalp hastsı olan ağabeyinin haberi olmadan bu işi halletmek zorundadır.. İşte bu koca bulmak için gittiği davetlerin birinde Rus Prensi Alexander Kouakin ile sıradışı bir şekilde tanışır..Alexander aynı zamanda vampir ve vampirlerin lideridir..Birbirlerinden ilk gördükleri anda etkilenmişlerdir.. Alexander Angelica'nın zihin okuma yeteneğini farkedince onu ilk önce kendisi gibi vampir zannetsede..Gerçeği sonradan anlar..Kendisi Londra'ya vampirleri öldüren katil Sergiyef isimli vampiri yakalamak için gelir..BU vampir sadece kadınları öldürmektedir.. Konusu kısaca bu..Ben bu yazarı ve seriyi çok ama çok beğendim..Herkese tavsiye ederim..Çok işlenmiş bir konu olabilir..Ama yazar kendi uslubuna göre yazmış ve başarılıda olmuş bence..  SERİ: 1. Kan Kırmızısı Ayın Altında 2. Eflatun Şafağın Kokusu 3. Fırtınadan Sonra

Baskı: Sisli Dağların Ötesinde (Highlander, #1)

Sisli Dağların Ötesinde-Karen Marie Moning Orjinal Adı :Beyond the Highland Mist (Highlander #1) Olan Sisli Dağların Ötesinde'nin Goodreads Puanı 5/4 Benim puanımda 5/4 Ünlü Ateş Serisi hezimetinden sonra yok dedim bu seriyi okumayacağım..Hezimet kelimesi yanlış anlaşılmasın lütfen..Çok çok sevdiğim seri yayın evi değiştirince kitapların gecikmesi bende bir gerilim yarattı..O yüzden hezimet kelimesini kullandım. Ama yine dayanamadım..Çünkü sözü edilen yazar Karen Marie Moning idi..Ateş Serisi ile karşılaştırırsanız o seriye göre epey hafif kalıyor bu seri..Ama yinede çok sevdim bu seriyi biraz Diana Gabaldon'un Yabancı Serisine benziyor gibiydi.Fakat sadece benzerlik vardı o kadar..Sıklet olarak Yabancı Serisi bambaşka.. Sisli Dağların Ötesinde İskoç temaları ile bezenmiş bir roman. 1500'lü yıllarda geçiyor..Ama romandaki kadın kahramanımız 20.Yüzyıldan..İşte bu ana tema ile Yabancı ile benzeşiyor o kadar..Konusu daha değişik...Yabancı'daki aşk daha güzel yalın... Romandaki kurguda biraz eksiklik hissettim Karen Marie Moning burada daha toy bir yazar bunu anlıyorsunuz..Ama bu kitap kötü demek değil kesinlikle aksine beğenerek okudum ama eksiklik hissinden de kurtulamadım..Bunda en çok çevirmenin kullandığı yerli yersiz kelimelerin rolüde büyüktü... Hawk 16.Yüzyıl İskoçya'sında yaşayan bir İskoç lordu.Zorunluluklar onu kralın fahişesi konumuna kadar getirmiştir..Kadınlar arasında haklı bir ün elde etmiştir..Tüm kadınlar onu elde etmenin çılgınlığı içindedir..Hawk'ın yakın arkadaşı Grim Bir gün dilekte bulunur..Onun aşık olmasını aşık olduğu kadının onu sevmemesini diler... Bu dileğin tutabileceğini düşünmeden dilenen dilek Nasrettin hocanın gölü Yoğurt ile mayalaması gibi de tutar... Ve kitaptaki kadın kahramanımız Adrienne sütten ağzı yanmış yakışıklı erkeklerden nefret eden güzel bir kadın..Güzelliği kusursuz..Bir daha yakışıklı erkek sevmemeye yeminli bir kadın..Fakat kendini birden 16.yüzyılda Hawk ile evlenmek üzere iken buluyor..Bunun altında kralın soytarısının parmağı var tabii dolaylı olarak da Hawk'ın red ettiği kraliçenin..Tebasının başına bir şey gelmemesi için onların kurallarını kabul ederek zorlandığı bu evlilik yolu ile hayatının aşkına kavuşur..Fakat vermeleri gereken çok sınava kat etmeleri gereken çok yol vardır... Kısaca konu böyle.Tüm eksikliğine rağmen yazarın o büyülü kalemi hissedilyor.Takip edeceğim bir seri olacak Sekiz kitaplık bir seri bu.DBeş kitaplık Ateş Serisini mahveden bir yayın evi bu seriyi tamamlarmı o rası şüpheli işte..Umarım bu seride yok edilmez..Ben yinede bu kitabı tavsiye ediyorum..Müzah,aşk,historical,fantastik temaları ile bezenmiş güzel bir kitap... Highlander Serisi 1. Beyond the Highland Mist (1999) Sisli Dağların Ötesinde 2. To Tame a Highland Warrior (1999) 3. The Highlander's Touch (2000) 4. Kiss of the Highlander (2001) 5. The Dark Highlander (2002) 6. The Immortal Highlander (2004) 7. Spell of the Highlander (2005) 8. Into the Dreaming (2006)

Baskı: Akşam Yıldızı (McBride Family #1)

Tek kelime ile duygusal bir ziyafet bu kitap.Bana Mary Balogh'un Beni Bana Bırak isimli kitabını anımsattı,ister istemez.Aynı acı çeken bir erkek ama hangisi daha çok acı çekiyordu diye sorsanız Simon derim.Çok ilginç adam yaşamayı bırakmış.Annie onu hayata döndürmeye çalışıyor.Kadın kovalıyor erkek kaçıyor Ama gün geliyorki hayatını onsuz devam ettiremeyeceğini anlıyor.Çok güzel çok beğendiğimi söylemeliyim..Samantha James takipçisi olacağım yazarların içine dahil oldu..

Baskı: Gönül Avcısı (McBride Family #2)

Samantha James çok okumayı özlemişim.Fakat bu kitap da Akşam Yıldızı'ndaki büyü başlarda yok gibi idi..Başlarda hikaye bana oldukça durağan geldi.Her ne kadar gotik temalar varsa da hikayenin içine giremedim bir türlü. Fakat kitabın ortalarına gelmeye başladığımda hikaye biraz hareketlenmeye başladı.Romanda duygusal çekim çok güzel idi ama sanki kadın ve erkek karakterin hikayesi biraz daha heyecan verici olabilirdi.Yine de kitabı kurgu bakımından biraz zayıf bulsam da beğenerek okudum..Yazarın büyüleyici kalemi özellikle çevirinin bence başarısı kendini gösteriyordu ki kitabı yine de sevdim....İkili arasındaki duygu ve çekim yoğunluğu müthiş idi ... Erkek karakter Lord Aidan McBride Hindistan'dan gelmiş bir asilzade ilk kitapdaki kadın karakter Annie'nin ağabeylerinden.Eski bir asker orada çok fazla bir süre neredeyse on yıl kalmış..Orada yaşadığı kötü olay onda çok derin etkiler bırakmış olduğu gibi vicdan azabı duymasına sebep oluyor..Bu olayı sadece ağabeyi Alec biliyor..Yeni geldiği vatanında komşusu Fiona Hawkes ile bir gece yarısı tanışıyor.. Sıradışı bir kadın olan Fiona aynı zamanda bir kitapevi sahibi ve hiç kimsenin bilmediği başka bir sırrı da var aynı zamanda fantastik ve korkulu bir serinin yazarı.Bunu çok gizli tutuyor..İki tarafında sırları ve korkuları var.Ama birbirleri ile ilişkileri atkadaşlıkları sıra dışı başlasa da çekime daha fazla karşı koyamıyorlar..Fakat aralarında ki sırlar Fiona'nın Aidan'a bir türlü güvenememesi ilişkileri oldukça zorluyor..Bunun gelgitleri çok kuvvetli yaşansa da Aidan oldukça etkilendiği bu kadının peşinin bırakmaya ne olursa olsun niyetli değil.. Aralarında resmen baştan çıkarılma savaşı yaşanıyor..Kimin kazanacağının pek de önemi olmayan bir savaş aslında..İki tarafta korkularını yenmek zorunda..Kısaca hikaye güzeldi biraz daha heyecanlı olabilseydi..Okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar...

Keşke Gerçek Olsa
10/1017.04.2013

Baskı: Keşke Gerçek Olsa

Keşke Gerçek Olsa Marc Levy If Only It Were True Goodreads Puanı 5/3,56 Benim puanım 5/5 Bu kitabı unutulmazlarım arasına ekledim.. 2005 Yılında Reese Whitperson ve Mark Ruffalo'nun başrollerinde filmide çekilmiş..En kısa zamanda filminide seyredeceğim.. İlk defa okuduğum bir yazar Marc Levy tavsiye eden arkadaşlarıma çok teşekkür ederim..Yazarın diğer kitaplarını okumaya devam edeceğim.. Öncelikle y azarın anlatımı,kurgusu çok güzeldi.Çok akıcı idi.Takip edeceğim bir yazar olacak.Keşke Gerçek Olsa'nın devamı niteliğinde yazılmış Sizi Tekrar Görmek 'i de okuyacağım..Çok ısrarlı gelen istekler doğrultusunda devamını yazmış yazar..Bence de isabet etmiş kitabın sonunda hikayenin yarım kalmışlık hissi vardı.. Konusu çok duygusal gizemli bir hikaye idi..Genç ve güzel bir doktor olan Lauren trafik kazası geçirerek derin bir komaya girer. Bu komaya girdikten sonra ruhu bedeninden ayrılarak özgürce dolaşmaya başlar..Kendi evini de sık sık ziyaret eder..Lauren'in evini kiralayan Arthur başarılı bir mimardır.Bir gün gardrobunda Lauren'i görür ve hikayemiz başlar.Lauren'i ondan başka gören duyan yoktur..Önceleri ona yardım amacı ile başlayan ilişkileri büyüleyici bir aşka dönüşür..Birlikte sihirli zamanlar geçirmeye başlarlar..Arthur'un geçmişteki yaraları da bu ilişki ile gündeme gelir.. Bir problemleri vardır ama Lauren'in annesi doktorların ısrarı ile ötenaziye ikna olur.. Çok güzle bir romandı herkes mutlaka tavsiye ederim...

Baskı: Aşkın İki Yüzü (Lone Star Sisters #2)

Aşkin İki Yüzü Susan Mallery. Orjinal adı Lip Service Goodreads Puanı 5/3,91 Benim puanım 5/4,5 Serinin ikinci kitabını daha cok begendim.Ama kadın karakterin başlardaki kişiliksizliği yüzünden puanı da kırdım.. Konusu daha sert idi. Lexi ve Cruz'un hikayesi beyaz dizi tadında idi daha romantik idi. Irak savaşından dönmüş savaş gazisi Mitch Cassidy ve Titan kızlarının ortanca olanı Skye Titan'ın hikayesi idi.. Skye ile Mitch'in hikayesi daha gerçek sert bir hikaye idi.Babasının etkisinden kurtulamamış kişiliği oturmamış.Annesi neredeyse gözlerinin önünde intihar etmiş bir genç kız idi Skye Titan..Bu durumdan da faydalanan bir sözde baba deyim yerinde ise tam bir karaktersiz idi bence...Nefret ettim bu karakterden.Ailesini çocuklarını kendi kişisel çıkarları için kullanabilen bir baba profili vardı. Skye'in hayatta kalan tek ebeveyni olması üzerindeki etkisini güçlendiriyordu..Skye Titan babası ne derse yapıyordu.. Yer yer kadın kahramanımız Skye 'in babasının etkisinde fazla kalmasına çok sinir oldum. Skye sadece babası istediği icin sevdigi adamı bırakip yaslı bir erkek ile evlenir.. Özellikle bazı yerlerde gençlik ve toyluğunun etkisi ile kişiliksizce davranması beni delirtti diyebilirim.Babasının Mitch Cassidy'den ayrılıp yaşça büyük bir adam ile evlenmesini istiyordu..O istedi Skye yaptı hem de en iğrenç bir şekilde.. Hayatımın aşkı dediği adama çok acımasızca ihanet etmesi ondan hamile kalması.Evlilik teklifi eden sevdiği adamı yüz üstü bırakması..Çok sinir oldum çok kişiliksizce karaktersizce yapılmış bir davranıştı..Bence.. İşte bu yüzden Mitch bence dokuz yıl sonra karşılaştıklarında az bile yaptığını düşünüyorum..Aşağılamasını da bence hak etmişti..İhanet bence ilişkiyi darmadağın eden bir davranıştır geriye dönüşü de neredeyse imkansızdır.. Bu ayrılıktan sonra Mitch orduya yazılır ve SEAL komondosu olur.Son katıldığı Irak Savaşı'nda da ayağını kaybederek geri döner.Arada dokuz yıl geçmiştir. Skye ise kocasını kaybetmiş 8 yaşında bir kızı vardır.Babası Jed Titan ile birlikte yaşamaktadır..Mitch'den ayrılışının ağırlığını hala içinde yaşamaktadır..Kocası öldükten sonra da herhangi bir gönül ilişkisi olmamıştır..Babası ona yine evlenmesi için bir koca ayarlamıştır.. İLk kitabımızdaki Lexi ve Cruz nişanlanmıştı ve Lexi bebek bekliyordu.Üvey ağabeyleri Gart yine işbaşında idi..Titanları özellikle Jed Titan'ı mahvetmeye yemin etmiş bu adam planlarını uygulamak içim her yolu denemeye kararlı idi..Bu sefer de Titanları içten yıkmaya kararlı idi... Bu yüzden planlarına Mirch'i de kattı..Skye'a düşman plan Mitch hesaplaşmasını bu yönden de denemeye karar verir ama çok geçmeden pişman olacaktır.. Şimdi serinin üçünçü kitabı İzzy'nin hikayesi var sırada ama ben 4.ve son hikayede ki Garth ve Dana'nın hikayesini daha çok merak ediyorum..Yardımsever Dana Titan kızlarının hem savunucusu hem de arkadaşı idi..Bu macera bence daha heyecanlı olacak.. Kesinlikle tavsiye edeceğim bir seri..Susan Mallery'i o kadar çok sevmezdim bu seriyi okuduktan sonra kesinlikle takip edeceğim bir yazar ...

Baskı: Günaha Davet (Historical #1)

Aşk Onun için her şeyi göze almaktır...Bu hikaye için ne diyebilirim..Sylvia Day'i ilk defa okudum...Çok beğendim okuduğum en muhteşem hikaye değil belki,ama en baştan çıkarıcı hikayelerden..Hikayedeki aşk sahneleri asla sırıtmıyor asla ağır gelmiyor..Erkek karakter bir şeytan gibi baştan çıkarıcı bir adam. Kadın karakter dışarıdan bir buz dağı belki ama içeriden kaynayan bir yanardağ..Bu ateşi ortaya çıkaran Allistair Cauldfield.. Birde Jessica'nın kız kardeşi Hester'in hikayesi de vardı..O da sevdiği adam ile evlenmiş görünüşte mutlu bir evliliği vardı..Ama o çok sevdiği kocasının içinde yaşattığı şiddeti onu yıllar geçtikçe öğrenmişti.. Jessica'nın kocası Benedic'in kardeşi Michael'da yıllardır umutsuzca hester'e aşıktı..Onların hikayesi de güzeldi..Kurgu etkileyici idi.. Gelelim Allistair ve Jessica'ya Yedi yıl önce aralarında geçen bir olay ikisini de görünmez bağlar ile bağlamıştı..O olaydan sonra Allistair yurt dışına gitti..Jessica ise evlendi..Allistair için Jessica ulaşılamaz bir yerdeydi..Ona aşık idi yaşına göre de oldukça olgun bir erkek idi..Jessica'dan iki yaş küçüktü.Ailenin 4..çocuğu idi..Ondan beklenen pek bir şeyde yoktu.O da Jessica evlendikten sonra yurt dışına gitti orada zengin oldu..Kadınlar arasında çok revaçta idi..Beraber olduğu kadınlar hep Jessica^ya benziyordu.Ona olan aşkını öyle güzel sakladı ki..Kendisi bile inandı.. Kocası Benedict ile altı yıl evli kalan evlliğinde mutlu olmuştu..Başarılı bir evliliği olmuştu..Jessica'nın kısır olması bile bu evliliğe gölge düşürememişti...Kocası ona yurt dışında bir çiftlik bırakmıştı.İşte bu mülkü görüp toparlamak için yurt dışına gitmeye karar verir Jessica..Yol arkadaşı ise Allistair'dir..Ona karşı o olaydan sonra hep mesafeli olan Jessica yolculuk yaptığı geminin ona ait olduğunu ona göz kulak olması için kayın biraderi Michael'in ricasını bilmemektedir.. Ve yolculuk başlar... Daha fazla detay vermek istemiyorum.Roman içinde mevcut iki hikaye de çok güzeldi..Kitabı çok severek okudum..Seri olmamasına da oldukça üzüldüm.Keşke devamı olsaydı.. Bu kitaptaki erkek karakterden yola çıkarak başka bir seriye esinlenmesine de hiç şaşırmadım.. Kesinlikle tavsiye ederim....

Baskı: Yarın ve Daima (Inn BoonsBoro Trilogy #1)

Orjinal adı The Next Always olan Yarın ve Daima'nın Goodreads puanı 5/4,01 Benim puanım 5/4 Nora Roberts'in İnn Boons Boro üçlemesinin ilk kitabı Yarın ve Daima.Burada inşaat halindeki bir otelin hayat bulmasını ve o inşaatı yapan üç erkek kardeşin hikayesini okuyoruz..Yani Montgomery erkeklerinin hikayesi ..Romanın kurgu ve karakterlerini çok beğendim..Fakat Otel inşaatının ayrıntılarına yazar oldukça fazla yer vermiş oralarda zaman zaman sıkıldım..Fakat Karakterler müthişti.Çok güzel aile sıcaklığı sizi hikayenin içine çekiveriyordu..Montgomery kardeşler.anneleri Justine..Çok güçlü ve otoriter bir kadın.. Claire ve arkadaşları Avery ve Hope hikayeye çok güzel oturtulmuştu..Karakterlerin işlenmesi muhteşemdi.. Otelimiz odalarına gelince tüm odaların mimarisi ayrı ayrı düşünülüp mimarımız , Beckett tarafından tasarlansa da asıl beyin Justine Montogemery ona sormadan Montgomery erkekleri bir şey yapmıyor..Odalarımız aşk romanları kahramanlarından esinlenmiş.. Elizabeth ve Darcy, Eve ve Roarke örneği gibi..Bu kahramanları çoğumuz biliyoruz demi?...Aşk ve Gurur,Eve Dallas Serisi kahramanları..Merak eden arkadaşlarım okuyabilir.. Gelelim Montgomery kardeşlere Owen, Ryder, Beckkett Montgomery .. Bunlar otelin ruhunu veren takım..Anneleri ile birlikte tabii ki..Haa bir de otelimizin hayaleti var Lizzy. Etrafa hanımeli kokusu saçıyor ama zararsız..Beckett'e bu serüvende çok yardımcı oluyor..Çocuklara görenebiliyor.. Serimizin İlk hikayesi Beckett'in ve Clare'in ; Beckkett Montgomery'nin kalbini titreten tek kadın Clare Brewster üç çocuğu olan kocasını Irak Savaşında kaybetmiş bir kitap dükkanı sahibi..Kocasını kaybettikten sonra kasabaya yerleşmiş..Beckett ona liseden beri aşık Clare arkadaşı Clint ile evlendikten sonra sevgisini içine gömüyor.. Fakat yıllar sonra kocasını kaybederek iki çocuğu ve karnında bebeği ile dönen Clare ile arkadaş olabileceğini düşünüyor yine açılmıyor..Her sabah Clare'in dükkanına gidip kahvesine içmeden(Kitapçı Dükkanında kahve servisi de yapılıyor) işine gitmiyor.Aslında dışarıdan bakan herkes Beckett'in ona aşık olduğunu görebilyor Clare dışında.. Clare'i liseden beri belalısı olan saplantılı br adam olan Sam var..Devamlı Clare'in yoluna çıkıyor tam bir başbelası..Clare ne yaparsa yapsın kendine cilve yaptığını zannedecek kadar da dengesiz biri.. Vee derken Clare Beckett'in farkına varıyor derken yakınlaşmalar başlıyor..Ama üç çocuk sahibi bir genç kadının flörte hazır olabilmesi ve o ilişkiye kendini verebilmesi zaman alıyor.. Ama Beckett yılmıyor tüm sorunları çok doğru adımlarla basamak basamak aşıyorlar..tartışmalar olsa da birbirleri ne alışmaları çocuklar filan derken çok güzel bir aşk oluşuyor..Çevrelerinde ki herkes bu ilişkiyi destekliyor..Sorunlar en aza indirgeniyor..Tek kişi dışında o da Sam tacizlerini inanılmaz boyutlara kadar taşıyabiliyor..Özellikle Clare'in hayatına Beckett girdikten sonra yaptıkları ile Clare'i dehşete düşürüyor.. Kısaca hikaye oldukça iyi idi.Aşk,sevgi,sadakat,aile,çocuk temaları ile harmanlanmıştı..Çok severek okudum..Çok akıcı bir kitapdı..Benim için tek kusuru inşaat ayrıntıları idi bu da yazarın gerçek hayatta ilgilendiği bu otel inşaatına kendini fazlaca kaptırmış olması sanırım.. Gelecek hikaye ise sıra Kasabanın pizzacısı Avery ile Owen'in hikayesinde yaptığım araştırmalarımdan öyle görüyorum..Üçüncü hikayede Ailenn sert erkeği Ryder ile otelin işletmecesi Avery ile Clare'in arkadaşı Hope'in hikayesi..Hope bu ilk kitapta sevgilisi ile çok kötü şekilde ayrılarak hiç bilmediği bir kasaba olan İnns Boons Boro kasabasına gelerek yeni bir hayata merhaba demiştir..Ama Ryder baştan itibaren Hope'a karşı mesafelidir.. Güzel bir seri idi bence..Kesinlikle öneririm... Inn BoonsBoro Trilogy 1. The Next Always (2011) Yarın ve Daima 2. The Last Boyfriend (2012) 3. The Perfect Hope (2012)

Yedi Gün Yedi Gece
8/1009.04.2013

Baskı: Yedi Gün Yedi Gece

7 Gün 7 Gece Evangeline Collins Orjinal adı Seven Nights to Forever Goodreads Puanı 5/3,81 Benim puanım 5/4 Oldukça beğendim.Kitaba başlarken ön yargılarımdan arınarak okumaya çalıştım..Benim kendi şahsi fikrim herkesin ikinci bir şansı hak ettiği yönündedir.. Özellikle bu tip düşmüş kadınlar hak eder bunu..Bence... Romanı okumaya başladığımda erkek karakter James Archer'in kağıt üzerinde kalmış bir evliliğini görüyoruz..Bu genç adam tüccar çok zengin ama soylu değil..Fakat fedakar duygulu bir yapıya sahip.Evliliğini kız kardeşinin soylu ile evlenmesi için sürdürmek istiyor..Evlendiği kadın sosyeteye mensup çevreden bir nevi iş anlaşması gibi olan bir evlilik..Kocasını yatağına almıyor ve önüne gelen ile aldatıyor..Ve genç adamı bir de aşağılıyor..Üç yıl böyle sürüyor bu durum..Ama artık ihtiyaçlarına gem vuramayarak Madame Rubicon'un işlettiği geneleve gidiyor.. Orada Rose Marolowe ile tanışıyor ve onun müşterisi oluyor..Rose fahiselik yapmak zorunda olan bir genc kadin. Soylu bir aileden geliyor fakat babası öldüğünde çok yüklü bir kumar borcu bırakıyor. Rose'ın o dönemde on üç yaşında olan oğlan kardeşi için ona iyi bir gelecek , seçme hakkı vermek borçları da ödemek için fahişelik yapmaya karar veriyor.. Tabii ki önce fahişelik yapmak istemese de ilişkide bulunduğu ve metresi olduğu bir adam yüzünden fahişelik yapmaya karar vermek zorunda kalmıştır.. İşte bu şartlarda karşılaşan Rose ve James'in sıra dışı ilişkisi başlıyor..Aralarında erotizm ile harmanlanmış bir ilişki başlıyor ve kısa zamanda bu aşka dönüşüyor.Rose kendini geri çekmek istese de buna James pek izin vermiyor..Ama ayrılıkları kaçınılmazdır ne kadar geçiktirmeye çalışsalar da... Hikaye fena değildi bence..Konusu itibari ile daha itici bir hikaye beklemiştim..Ama öyle bir hikaye değildi..Sonu da masal gibi idi. Sevdim hikayeyi...Okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar...

De Marco Efsanesi
8/1009.04.2013

Baskı: De Marco Efsanesi

De Marco Efsanesi Abby Green Çok severek okuduğum bir roman oldu..Başlarda sanki biraz kopukluk hisetsem de sonra konu toparlandı..Bu yazar favorilerim arasına girdi..Okuduğum tüm romanlarını beğendim diyebilirim.. duygusal derinliği olan bir hikayedi..İki tarafta geçmişte çocukluğunda büyük acılar çekmişti. Gracie kikizi Steven ile kenetlenirken Rocco'nun öyle bir şansı olmamıştı... Rocco zengin ve güçlü bir adam olmuştu.Önüne geçen her şeyi herkesi ezip geçmişti.Oyunu kuralına göre oynuyordu..Evliliğini bile planlamıştı..Her şey planladığı gibi gidecekti..Ama hesapta olmayan kişi Gracie idi.Onunla karşılaşır karşılaşmaz aralarındaki oluşan çekim ve bağ..İşte Rocco bunu göz ardı etmişti.. Çok severek okudum tavsiye ederim... Ve Bir Gece Chantelle Shaw Bu hikayeyi çok beğendim.Romanı baştan sona kadar beğeni ile okudum..Loukas Christakis zengin karizmatik bir milyarder..Belle Andersen çok güzel yetenekli bir modacı.Var olma savaşı veriyor..Gelinlik tasarlamak üzere Loukas'ın kız kardeşi tarafından özel adalarına çağrılıyor.Ama onu karşılayan kibirli milyarderimiz Belle'yi bu iş için yeterli görmüyor.Daha ünlü bir modacıya bu işi yaptırmak istiyor..Aralarında kıran kıran bir mücadele oluyor. Belle sonunda işi kazanıyor..Loukas kız kardeşi Larissa'nın kayın pederinin rahatsızlığı yüzünden ada ile hastane arasında zamanı geçmektedir..Bu yüzden sık sık ikilimizi geceleri yalnız bırakmak durumunda kalır..Aralarındaki çekim baştan beri kuvvetli olan Loukas ve Belle çok geçmeden kendilerini birbirlerinin kollarında bulurlar.. İkisinin de bağladığı kişi olmaması aralarındaki yakınlaşmayı Belle adadan ayrılıncaya kadar sürdürmeye karar verirler... Larissa'nın düğününe kadar rüya gibi günler geçirirler..Ama ayrılık zamanı gelir çatar..

Baskı: Nisan Yağmurları (The Wallflowers, #4)

Wallflower Sersisnin dördünci kitabı Orjinal adı: Scandal in Spring olan Nisan Yağmurları'nın Goodreads Puanı 5/3,98 Benim puanım 5/5 Lisa Kleypas sen nasıl bir yazarsın rüya gibi yazıyorsun..Aşkı iliklerime kadar hissettiriyorsun böyle..Okuduğum tüm romanlarını çok beğendim.Uzun zamandır ara verdiğim bir seri oldu..Tabii ki isteyerek ara vermedim..Bir Hathaway bir Wallflower serisi ile çorba edildi bu muhteşem yazar. Fakat yine de serileri birbirine kesinlikle karıştırmadım ama gönül isterdi ki iki seriden de birer kitap aynı anda çıkarılabilseydi yayın evi bizi çok mutlu ederdi...Hayali bile çok güzel öyle değil mi?... Kapağı kapattığımda o hani bir haz vardır ki onu tüm duyularınız ile hissedersiniz...İşte ben bunu öylece hissettim..Hani içkiyi içersiniz şöyle bir doyum noktası vardır tık...işte o.. ..Her kitabını büyük bir zevk ile okuyorum artık..Fakat bu yazarın bir özelliği ver romanlarındaki tüm kahramanlarını bir başka seri ile bağlıyor..Bir romandaki karakter diğer hikayede baş rolde çıkıyor.Mutlaka sıra ile okunması gerekiyor..Peki sırasız okunsa anlaşılmaz mı diyeceksiniz? Elbette anlaşılır..Ama hikayenin güzelliği yazarın kaleminin büyüsü eksilir... Yayın evinden tek isteğim lütfen bu yazarı sık sık kitaplarını sırada yayınlayın ki bu muhteşem yazarın kaleminden daha büyük bir zevk alalım. . Gelelim Nisan Yağmurları'nın konusuna: Daha önce Annebel Simon HUnt ile Evie St.Vicen ile Lillian ise Lord Westcliff ile evlenmiştir..Küçük kitap kurdumuz Daisy Browman hala bekardır..Daisy üç sezondur evlenemedğine kızan babası ona sonunda resti çeker.Ya Mayıs ayına kadar koca bulacaktır ya da onu Matthew Swift ile evlendirecektir..Daisy dehşete düşer..Bu acımasız soğuk ve kemik torbası olan adam ile evlenmeyecektir...Bunu duyan Lillian küplere biner... Ne demişler büyük laf et başına gelsin...Lord Westcliff'in şehir dışındaki malikanesine ablası Lilian'ın ilerleyen hamileliği ve Daisy'nin kendisine uygun bir koca bulabilmesi için gidilir..Başta Westcliff ve St.Vicent olmak üzere uygun damat adaylarunın listesini yaparlar..Burada verilen davette ona uygun koca adayları davet edilir..Tabii ki Mathewws'da .. Uzun zamandır Mathews ile görüşmeyen Daisy onu gördüğünde geçirdiği değişim üzerine büyük bir şok geçirir ve ondan çok etkilenir..Aralarındaki çekim olağan üstüdür..Mathews ise Daisy'ye yıllardan beri aşıktır..Fakat hayatında var olan bir sır yüzünden kendini geri çekmektedir.. Daisy'yi kendi gözünden ulaşamayacağını ve bu sırrını kabul etmeyeceğini tahmin eden Matthews'u Daisy babasına da benzetmekte en çok da o yüzden evlenmek istememektedir.. Fakat olaylar tahmin edilemez bir halde bir anda öyle karışır ki...Planlar tutmaz.. Bu hikayede eski dostlarımız Simoz,Marcus,Sebastian ,Annabell,Lilian,Evie hepsi vardı..Lilian hamileliğinin son dönemlerini yaşıyordu. Simon ve Annabel'in küçük bir kızları olmuştu..Çok keyif alarak okuduğum bir roman oldu..Sanırım bırakın seriyi yazarın okuduğum tüm romanları benim için özel bir yere sahip..Kesinlikle tavsiye ederim... Wallflower Serisi: 1. O Yaz 2.Ben Böyleyim 3.Sevgim Sana Ait 4.Nisan Yağmurları

Baskı: Kara Şövalye DeBurgh (The DeBurghs, #6)

Deburgh Serisini çok seviyorum her macerayı okumak bana ayrı keyif veriyor desem yalan olmaz.. Fakat serinin 6.kitabına ben adapte olamadım sanırım başlarda okurken biraz durağan gibi geldi bana..Bu macera Reynold DeBugh'a aitti..Sayfalar geçtikçe de ejderhalar filan pek sarmadı beni nedense..Serinin en beğendiğim kitapları Dunstan, Goeffrey ve Robin'in hikayeleri idi..Yine de Kara Şövalye DeBurgh'u okurken kitap tam da tahmin ettiğim gibi çıktı..Ailenin kara koyunu..Kendine göre olan kusurunu bence fazla gözünde büyütmesi onu mutsuz ediyordu ..Babasının biraz geç kalan evlliği nedeni ile kendi yoluna gitmek istemesi normaldi bence.. O yüzden Hacı olmaya karar verir ve tam güzergah belirlemeden de yola çıkar.Yanında da Peregrine isimli ünlü L'Estrange kız kardeşlerin evlatlığı da vardı...Derken Yolları Sabina Sexton isimli güzel bir genç kadın ile kesişmesi ile hayatı değişmeye başlar..Genç kadının yardıma çok ihtiyacı vardır..Zira topraklarında ejderha ile savaşmaktadır.Bu ejderha insanlarına büyük zarar vermiş köyü terk etmelerine sebep olmuştur.Fakat olayların içinde başka büyük oyunlar dönmektedir genç kadın neredeyse çaresiz kalmıştır.. Reynold yardım edip hemen gideceğini düşünürken işler tahmin ettiğinden uzun sürer ve Sabina ile aralarında yakınlaşma başlar..Fakat iki tarafta birbirini karşısındakine layık görmez ...İşler gittikçe dahada ilginçleşmeye başlar... Sanırım yazar serinin sonlarına gelirken biraz şevkini kaybetmiş gibi geldi bana.... fakat bence serinin vasat kitaplarından idi..Bundan önceki kitabı daha çok beğenmiştim...Kurgu güzeldi fakat biraz durgundu bana göre..DeBurgh ailesinin en mutsuz bireyi olması nedeni ile bana öyle gelmiş olabilir..Okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar dilerim...

Baskı: Bana Yalan Söyleme (Knight Brothers #3)

ikinci hikaye daha iyi idi Knight Kardeşlerin maceralarını okumak çok hoşuma gitti...Yanlız Mathew'in hikayesi yayınlanmas-dı sanırım...Sandra Marton sevdiğim yazar.

Baskı: Bir Rüya Gibi - Şüphe Tohumları

Bir Rüya Gibi-Sandra Morton.. Tanrım bu hikayeyi okurken çok etkilendim o kadar tutkulu bir aşktı ki..Sandra Morton'u işte bu yüzden çok seviyorum.. Carin ve Raphael'in yolları çok sıra dışı bir şekilde kesişti..Carin'i erkek arkadaşı en samimi arkadaşı ile aldatmış üstelik onunla evleniyordu çok zor bir hafta geçiriyordu..Bunu bir nebze atlatmak için ablasının ısrarı ile bulunduğu partide içkiyi fazla kaçırmıştı hatta fitil gibi sarhoş olmuştu.. O partide bulunan Rafael ona yardım etmeye çalıştı son çare onu buz gibi bir havuzun içine soktu..Ama bu da aralarındaki çekimin alev almasına yol açmıştı ve ikiside birbirlerini tanımasan sıradışı bir birliktelik yaşadılar..Sonra birbirlerini bir daha görmediler..Ama birbirlerini hiç unutamadılar....Onları tekrar birleştirecek bir misafirlerini bekliyordu Carin... Şüphe Tohumları-Miranda Lee Bu ayki Harlequinn Classic serisinin ikinci hikayesi Mirenda Lee bu yazarın kurgulamasına değişik hikayeler yazmasını çok seviyorum..Bu hikaye de çok güzeldi.. Erkekler belki kadınlar gibi duygusal olmayabiliriler ama sevdiklerinde kolayca gönüllerinden silemezsiniz..Yera aldıklarında da kolayca güvenemezler...Markus genç yaşta bir bankanın yöneti kurulluğu başkanlığına kadar yükselmiş bir erkekti..Yakışıklı ve karizmatikti iki yıl önce ayrıldığı karısından aldatıldığı,erkeklik onuru hiçe sayıldığı için ayrılmıştı..Bir partide havuz içinde erkeklerle birlikte gördüğü Justin'den çok etkilenmişti ama ağzı bir kere yanmıştı hem kız kendinden epey küçüktü.. Justine'yi bir gün bankasında karşısında buldu kötü durumdaki ailesini yardım etmek için kredi istiyordu..Bunun içinde her şeyi yapabileceğini söylüyordu.. Markus'un gözünden havuzdaki görüntüsü dün gibi tazeydi .. Justine arkadaşının önerisi ile bu işe girişmişti ama karşısına da bu kadar yakışıklı ve çekici bir erkek çıkmasını da beklemiyordu doğrusu..

Baskı: Utangaç Milyoner (MacGregor Ailesi, #9)

Utangaç Milyoner-Nora Roberts Orjinal Adı:The Winning Hand olan Utangaç Milyoner'in Goodreads Puanı 5/4,10 Benim puanım 5/5 Serinin en beğendiğim romanlarından idi. Serinin ilk kitabında yer alan ve Komançi kanı taşıyan Justin Blake ve Serena MacGregors'un oğlu Mac-Robert MacGregor ve Özgür ruhlu,masum bir kadın olan Dusty Wallace'in hikayesi idi..Bu kitapla birlikte MacGregor'de yeni kuşağa geçmiş oluyoruz.. Hikaye de diğer aile üyeleri Daniel vardı o olmasa olmazdı elbet..Yine çöpçatanlık peşinde idi..Serena ve Justin tam otuz yıllık evli idiler..Hala daha birbirlerine aşıktılar..Üç çocoukları daha vardı onların hikayesini okuyacakmıyız bilmiyorum ama en çok Duncan Macgregoru merak ediyorum.. Mac Las Vegas'taki imparatorluğu gazinoyu o yönetmektedir...Bir gün gazinoda Jackpotda jack pot'ta 2 milyon dolara yakın para kazanıldğını görür.Parayı kazanan ufak tefek minyon yaşının bile kumar oynamak için şüpheli olan bir genç kız görür..Darcy Wallace.. Genç kız hayatının kumarını oynayıp kazanmıştı..Kansas'taki evini,işini kaybetmiş orayı terk ederek Las Vegas'a gelmişti..Fakat cebinde 9 dolar vardı bununla iki kere yemek yiyebilirdi..Ayakları ona bir jackpot makinesinin önüne kadar sürükler elindeki parayı makineye atarak kolu çeker...Bingooo..O da ne? Tam tamına 2 milyona dolara yakın bir para kazanır.. Ve o anda bayılır..Mac-Robert MacGregor'un kollarına hem de.. Milyoner olmuştur ama çok tecrübesizdir..Kızılderili reisi sandığı mekan sahibinin yardımlarını kabul eder.. Mac yardım etmeğe karar verdiği bu genç kızdan zaman geçtikçe etkilenmeye başlar Darcy ise buyurgan nişanlısından kaçtığı bu şehirde önce milyoner olur..Zamanla tanıdığı MacGregor ailesine ve Mac'e aşık olur..Para amaçlar için araçtır sadece o da uzun zamandır hayalini kurduğu yazarlığa soyunmaya karar verir.. Çok güzel bir seri ilk çıktığında serinin ilk kitabını ben çok sevmemiştim..Fakat seri devam ettikçe serinin müdavimi oldum herkese tavsiye ederim... The MAcGregor Serisi Nora Roberts. 1.Kumarbaz Aşk 2.Kader Bağladı Bizi 3.Geçmişin Gölgeleri 4.Yalnız Adam 5.Paylaşılan Hayaller. 6.Alacakaranlık 7.Utangaç Mİlyoner

Kaybolan Hatıralar
8/1001.04.2013

Baskı: Kaybolan Hatıralar

Kaybolan Hatıralar-Helen Bianchin Helen Bianchin'in Santanas Serisinin ilk kitabı idi..Güzelde bir konusu vardı..Duyguları,aşkı işleyiş biçimini çok seviyorum..Erkek karakterlerinin vahşi cazbesi kadın kahramanlarının kırılganlığı ile iyi harmanlıyor..Serinin diğer kitabı Evlilik Anlaşmasını da daha önce okumuştum onu da çok beğenmişti.. Ne kadar birbirine benzer yazarsa yazsın okumayı çok sevdiğim bir yazar farklı bir anlatım tarzı var bana göre.. Elise trafik kazasında hafızasını kaybeder aynı zamanda hamiledir..Kendini ne evli nede hamile gibi hissetmektedir.Evli olduğunu söyledikleri adamın neredeyse kusuru yoktur.Zengin,karizmatik,yakışıklı..Üstelik aralarındaki çekimi ise görmezden gelmesi imkansızdı..Fakat ne onu ne ailesini ne arkadaşlarını hatırlayamamak ve kocası Alejendro Santanas'a muhtaç olmak çok canını yakıyordu.. Derken evliliği ile hayatı ile ilgili sahneler gözünün önüne gelmeye başladı..Kocası ondan bir şeyler saklıyordu... Winnie'nin Düşü-Day LeClaire Çok severek okuduğum bir roman oldu.Çok sevimli,duygusal,mizahi bakımdan güçlü bir hikaye idi..İki tarafa da miras kalmıştı ikisinin de acilen evlenmesi gerekiyordu..Winnie bu uğurda üç nişanlıdan ayrılmıştı.jack ise saygı duyduğu büyük babasından kalan çiftliği hak edebilmesi için evlenmesi ve özellikle de gerdeğe girmesi gerekiyordu.. Winnie ve jack değişik amaçlar için Sinderella Balosu'na gittiler..Winnie ne hikmaetse Jack'i görür görmez gözüne kastirdi Kack direndi önce istemedi ama o da ikna oldu..İkisi de evlenirken birbirlerinden bir şeyler sakladılar..Jack bir kaç şeyi hesaba katmamıştı Winnie'nin üç nişanlıdan ayrıldığı halde bakire olabilmesini ondan bu kadar etkilenmeyi vee ondan ayrıldığı anda onunla evlenmek isteyen bir oda dolusu adamı..İçlerinden bir tanesi de arkadaşı idi.. Çok seveceksiniz..Tavsiye ederim...

Evlilik Anlaşması
8/1031.03.2013

Baskı: Evlilik Anlaşması

Bu kadını seviyorum arkadaşlar büyülü bir yazar..Beni yine büyüledi..İşlediği konular her nekadar bir birine yakında olsa okumaktan hiç sıkılmayacağım bir yazar..Yazarımız AkdeniZ ve Latin kökenli erkekleri seviyor romanlarında hep bu tip klas diyeceğimiz erkekleri işliyor!!.. Hanna ve Miguel ailelerinin verdiği bir karar ile evlenmişlerdir..Amaç servetin birleşmesidir..Görünüşte mantık evliliği olan bu evlilik iki tarafı da memnun etmiştir.. Aralarındaki fiziksel çekim inkar edilemez boyuttadır..Ama bu görünüşte iyi olan evlilik Camille denilen servet avcısı bir kadının ortaya çıkması ve açıkça tehdit etmesi sonucu Hannah'ın evliliklerine bakış açısını değiştirdiği gibi kocası Migueli daha yakından tanımasına ve bağlanmasına neden olacaktır!!!

Bedel
10/1031.03.2013

Baskı: Bedel

Unutulmaz Bedel..ÇOk severek okuduğum bir romandı tavsiye ederim..

Baskı: Kupa Kızı (Tavistock Family, #2)

Orjinal Adı Thief Of Hearts Tavistock Family Serisinin ikinci kitabı Serinin Goodreads puanı 5/3,56 Benim puanım bu kitap için 5/4 Beğenerek okudum özellikler Aristokrat Jordan Tavistock ile Clea Rice'in kitabın başından itibaren başlayan macerasını çok sevdim.. Bir Harlequinn Kitabı olmasına rağmen dolu dolu bir kitap idi..Yazarın diğer kitaplarındaki gibi tıbbı gerilim ve cinayet ile bezeli değildi..Ama tam da benim istediğim gibi bir macera vardı eskiden televizyonlarda oynayan bir bölümlük tv.filmleri vardı dolu dolu o tadı bıraktı bende..Çeviri akıcı idi kitap aktı gitti.. Tek eleştirim de kapağa bence kapaktaki kahramanlarlar kapağın uzaktan yakından alakası yoktu ki daha önce Kupa Kızı ismi ile Harlequin'den çıkan kitabın kapağı daha uygundu...Yinede kapağa fazla takılmadım.. Sıra dışı bir kadın olan Clea Rice bulunmaması gerekn bir gemide tanık olduğu toplu cinayeti ispat edemiyordu. Polise bu olay için baş vurduğunda hedef haline gelmiştir..Bu cinayeti ispat edecek tek şey Kaşmir Gözü isimli bir antika hançerdir..Bu hançeri elde etmek için sosyetik çapkın Guy Delancey'in evine gizlice girerek tam çalmak üzer iken orada başka bir hırsız Jordan Tavistock ile karşılaşması işlerini bozar.. Jordan'ın orada bulunma nedeni ise apayrıdır eski sevgilisi ve arkadaşı için o eve girmiştir...Çünkü Guy Delancey Veronica Cairncross'u ona yazdığı mektuplar ile onu tehdit etmektedir..Eski dost ricası o mektupları zarar vermeden gizlice almasını rica etmiştir.. Jordan ve Clea kendilerini bu karşılaşmadan sonra büyük bir maceranın içinde bulurlar ...O kadar ki ikisi de bir nevi ava dönüşecektir...Güzel bir aşk,macera kitabıydı..Tavsiye ederim...

Işığı Ararken
10/1027.03.2013

Baskı: Işığı Ararken

Işığı Ararken-Elizbeth Haynes.. Benim okumadığım bir türde idi Işığı Ararken okurken inanın tam bir insanlık dramı ve vahşetten oluşan satırları okumak içimi acıttı..Kaygısız pek de sorunu olmayan nerede akşam orada sabah tarzında yaşayan güzel bir genç kadının sayfalar ilerledikçe nasıl bir panik atak hastasına dönüşmesini dehşetle okudum.. Hikaye hem dünden hem bugünden kesitleri kahramanın ağzından anlatıyordu ki bu aslında hiç de sevdiğim tarz değildir..Hiç sevmem bu tarz romanları bu dezavantajına rağmen romanı elimden bırakamadım.O ne kurgu ne anlatım ne akıcılık idi..Polisiye özellikle psikolojik gerilim okumayı sevenlere şiddetle tavsiye ederim..Kadına şiddet milliyet,yaş,ırk farkı kesinlikle gözetmiyor bu kitabı okuduktan sonra bunu tekrar anlıyorsunuz..Hikayenin en sevdiğim yanı ise Catherine'nin hayatının kontrolünü eline alıp yeni bir aşka yelken açması ve tekrar normal insan olmaya başlaması idi ki bu beni cidden çok etkiledi..Kitabı okurken gelecek sayfada ne olduğunu cidden tahmin edemiyorsunuz..Panik Atak hastaları hakkında yazar cidden sıkı bir araştırma yapmış.Gerçeğe yakın bir düzeyde anlatım vardı..hani belki de bu hikayeyi yazarın yaşamış olduğunu da düşünebilirsiniz... Yazarın sıkı bir takipçisi olacağım kalemini cidden çok beğendim.. Catherine Bailey karizmetik yakışıklı polis Lee Brigman ile tanıştığında onun gerçek yüzünü bilmiyordu başta mükemmel bir uyum içinde giden bu ilişki giderek Lee'nin paranoyaklaşması üzerine gittikçe çıkmaza giriyordu...Lee Catherine'nin tüm arkadaşları ile arasına girmiş onun psikolojik dengesinin bozulduğunu onu çok sevdiğine hepsini inandırmıştı..Cathy sorunun kendinde olamdığına hiç kimseyide inandıramadığı gibi hayatının kontrolü gün geçtikçe Lee'nin eline geçiyor gördüğü şiddet gün geçtikçe de çoğalıyordu..O kadar ki bir gün gelip bu şiddetten ölümün kıyısına kadar geldiğinde bir anda kurtulur.. Fakat o eski Cathy değildir gördüğü şiddetten hayatı kurtulmuştur ama ruh çok derin yara almış ağır bir travma geçiren panik atak hastasına dönüşmüştür..Kapıları pencereleri en az üç kere kontrol edemeden kendini güvende hissetmiyen vücudunda Lee'den kalan yara izleri ile dolu neredeyse yarım bir kadın kalmıştır.. Derken oturduğu evin üst katına bir psiklog taşınır ..Stuart'ta yeni bir ilişkiden yaralı olarak çıkmış genç bir psikolog idi..Cathy'nin durumu onu çok etkiler ona yardım etmeye çalışır ama Cathy'nin durumu buna pek müsait olmasa da Stuart asla vazgeçmeyecektir... Müthiş bir romandı aşk,tutku,gerilim,psikoloji savaş ile harmanlanmış bir romandı..Tavsiye ederim...

Baskı: Artık Benimsin (MacLean Curse Serisi #1)

Orjinal Adı How to Abduct a Highland Lord olan Artık Benimsin'in Goodreads puanı 5/3,91 Benim puanım 5/4 Epsilon Yazarın yeni serisine başlamış oluyor.Burada MacLean Serisi ile Hurst Amulat serisinin bağlantısından bahsetmişti arkadaşlar ama Sen Kimseyi Sevemezsinin Hurst Amulat ile bağlantılı olduğunu var sayıyorsak niçin önce basıldı tam emin değilim ama onu yazarın sitesi dahi MacLean serisinin 6.kitabı olarak çıkmış..Sanırım bu seriye geçerken Sen Kimseyi Sevemezsin'e tekrar göz atmak durumunda kalacağım........ Artik Benimsin mizahi yönünden oldukça güzel bir romandi eglenerek okudum. Hic sıkılmadim. Sen Kimseyi Sevemezsin kurgu yönünden daha güclü idi o başka.. Fiona ve Jack'in hikayesi bir de lanet ile süslenmişti.MacLead laneti..Fiona'nın kızıp öfkelendiği zaman Jack'in başına yağan yağmurlar gök gürültüleri çok güzeldi..Adamcağızın üstü başı hep ıslandı.. Bolüm başlarinda Büyücü Noranin torunlarına anlattıgı masallardan bölümler deyişler cok güzeldi. Kurguda bastan gelen bir kopukluk dikkatimi cekti. Fiona ve Jack'in yıllar önce sevgili oldugu,nasıl ayrıldıklarını yazar biraz anlatıp Fiona'nın Jack'i esir ettigi sahneden başlayabilseydi cok daha iyi olurdu..O yüzden biraz kopukluk hissettim ben anlatımda.. Gençliklerinde birbirlerine aşık olan ve kaçmaya karar ikili..Tam kaçacakken onu yarı yolda bırakan Fiona tüm umutları söndürmüş büyük bir darbe vurmuştu ona...Ve bu olaydan sonra çok sevdiği kadın tarafından son anda terk edilen Jack bu olaydan sonra günü birlik yaşamaya ve hiç bir kadına bağlanmamaya kararlıdır.. Fiona ise iki aile arasında süre gelen gerginlik ve küçük kardeşinin aniden ölmesi üzerine Jack ile mantık dışı evlilik yapmaya karar verir..Damadı etkisiz duruma getirerek mihraba adeta sürükleyerek götürür...Amacı yeni cinayetlerin işlenmemesi olsada hala daha sevdiği bu adamın karısı olmak onu hala heyecanlandırmaktadır.. Jack ise Fiona ile evlenme fikrine hiç sıcak bakmasada çocukları olduktan sonra Fiona'nın onun hayatında çıkacak olması üzerine bu garip evliliğ sürdürmeye karar verir..Yalnız hesaba katmadığı Fiona ile aralarındaki çekim ve karısının ağabeyleridir...Birde evlendkten sonra ayrıldıklarını söylemeyi unuttuğu metresi de işin çabasıdır.. Bir şey daha belirtmeliyim ki Kapakta ki kızı hiç sevemedim..Çok sevimsiz bir kapaktı..Ama yinede okurken çok zevk aldim. okuyacak olanlara keyifli okumalar. MacLean Curse Serisi : 1. How to Abduct a Highland Lord (2007) Artık Benimsin 2. To Scotland, With Love (2007) 3. To Catch a Highlander (2008) 4. Sleepless in Scotland (2009) 5. The Laird Who Loved Me (2009) 6. Much Ado About Marriage (2010) Sen Kimseyi Sevemezsin (Seriye Geçiş kitabı)

Hayalimsin
10/1022.03.2013

Baskı: Hayalimsin

Offf müthiştiiii:)) Bayıldım...Derek ve Sara çok güzeldi...Fahişeler tarafından büyütülmüş Derek Craven ve Küçük bir kasabada yaşayan yazar adayı Sara'nın hikayesi..Sert ve şok edici bir hikaye ama ben bu aralar böylesi sert hikayelere bayılıyorum:))) Birbirleri ile karşılaşmaları çok sıradış idi..Genellikle erkekler kadınları hayatlarını kurtarır historical romanlarda ama bu romanda aksine ufak tefek yazarımız Sara Fielding kurtarıyordu ünlü kumarbaz Derek Craven'i... Metresi terk edilmeyi hazmedemiyince ona böyle bir cezayı uygun görse de Sara yardıma muhtaç!!!bu genç adama yardım etti ve ona saldıran adamlardan birini vuruverdi:)) Şansa bakın ki vurduğu adam da günlerdir görüşmek için izini sürdüğü Derek Craven idi..Derek Craven esmer atletik yapoılı yeşil gözlü karizmatik kas yığını..Küçükken fahişe annesi tarafından doğrulduktan sonra terkedilip kaderine terk edilmiş.. İşte her şey bu geceden başlıyor..Hayatını kurtardığı bu genç adamdan küçük bir yardım istiyor Sara yazacağı roman için kaynak toplamasına izin vermek..Bu ne demek Derek'in dünyasına girmek demek..Derek bu küçük genç kadın da kendisi için bir tehlike hissetti elinden geldiğince uzak durmaya çalışsa da..Maalesef yeterli olamadı..Bu güzel ve tehlikesiz görünen melek Derek'in tüm hücrelerine sızmayı başardı... Çok güzeldi:))) Tavsiye ederim..()

ÖncekiSayfa 8 / 22Sonraki