
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Düşler Krallığı (Westmoreland, #1)
Nasıl bir büyü var ki bu romanda? her okuduğumda ilk defa okumuş gibi bir duygu uyandırıyor içimde..; Düşler Krallığını her okuduğumda yüreğime dokunmasına hala alışabilmiş değilim.Her okuyuşumda bambaşka bir tat bırakıyor..Historical Romanlarının belki en klasiği bence en güzellerinden biri...Bir historical okuyucusu Judith Mcnaught'un bu romanını okumamışsa bence kendisini historical okudum olarak görmesin.. Çünkü bu romanda bambaşka bir büyü,masalımsı bir tat var..Yazarın kitaplarına başka bir Westmoreland'ın hikayesi İçinde Aşk Saklı ile başladım..O kitabın sonunda Westmoreland Atası Royce ve Jennifer'in hikayesini daha çok merak ettim..Sonunda Düşler Krallığını okuduğumda olayları birebir yaşamış kadar hissettim..Kahkahalarla okudum kah çok duygulandım..Hani yüreğin kraliçesi lakabını almış ya yazar bence sonuna kadar hak etmiş... Kitabın başında düşman tarafta olmaları,olayların akışı okurken nefesimi kesti..Jennifer'in direnci,cesareti,azmi..Royce'in bu direnci kırmadaki kararlılığı...Onu takdir edişi ve hayranlığı,Ne kadar kızarsa kızsın Jennifer'in cesareti şaşmaz iradesi ve güzelliğ Royce'in aklını başından alması.. Savaş meydanlarında geçen ömre rağmen insancıllığını kaybetmeyen karakterdeki bir erkek ve ne kadar acı çekerse çeksin karakteri bozulmayan bir kadın..İki karakterde müthiş güzeldi..İkisine de bazen çok kızıp çoğunlukla hayran kaldım..Okuyun...Benim gibi tekrar tekrar okuyun... Üstüne kesinlikle başka bir yazarı koyamadığım kraliçemi benim kadar sevmeseniz de takdir edin..lütfen.. *********************************************************** En sevdiğim sahneden bir alıntı..Royce'in unutulmaz dövüş sahnesinden ,Jennifer'i üzmememk için ona meydan okuyan ailesine karşılık vermeden dövüşüp yaralandığı sahne: Jennifer onun kırık kolunun yanında sallandığını görecek kadar yaklaşınca ağzından çıkacak çığlığı zorla bastırdı.Royce'un önünde durdu ve babasının öfkeyle yükselen sesini duyunca Royce'un ayaklarının dibindeki mızrağa baktı. ''Al onu!'' diye gürledi babası ..''Mızrağı kullan Jennifer.'' O zaman onun neden geldiğini anladı Royce.Akrabalarının işini bitirmeye,Royce'un William'a yaptığını o da Royce'a yapmağa gelmişti.Kımıldamadan Jennifer'i seyretti;Jennifer yavaşça yere eğilirken güzel yüzünden akan yaşları fark etti.Ama Jennifer Royce'un mızrağını veya kendi hançerini almak yerine,Royce'un elini ellerinin arasına aldı,dudaklarına bastırdı.Acıdan ve şaşkınlıktan bilincini kaybeden Royce,nihayet Jennifer'in önünde diz çöktüğünü anladı..Boğazından bir inilti koptu:''Sevgilim,'' dedi acı içinde,elini sıkıp kaldırmaya çalışırken,''yapma...'' Ama karısı onu dinlemiyordu.Rockbourn Kontesi Jennifer Merrick Westmoreland,yedi bin kişinin gözleri önünde,uysal bir itaatkarlık içinde kocasının önünde diz çökmüş,onun elini yüzüne bastırmış,omuzları şiddetli hıçkırıklarla sarsılarak ağlıyordu.
Baskı: Yalancı Sevda (The Brides of Fortune, #2)
Yalancı Sevda Nicole Cornick Yazarın Fortune Brides Serisinin İkinin Kitabı Goodreads Puanı 5/3,46 Benim puanım 5/4 İlk kitap kadar iyi bir kurgusu vardı..Hikayede biraz durağanlık varsa da karakterlerin ve hikayenin derinliğini sevdim.. Serinin ilk kitabındaki Laura ve Dexter bu hikayede de vardı..Laura beş aylık hamile idi.. Romandaki kadın kahramanımız bir düşes değil bu sefer..Bir hizmetçi olan Alice Lister'e işvereni yüklü bir miras bırakırnca bir anda kısmeti açılır..Şehirdeki tüm servet avcıları peşine düşer..BU kişiler arasında Lord Miles Vickery'ide vardır..Ama Miles işi abartarak Alice'e şantaj yaparak evlenmeye ikna etmeğe çalışır..Alice ise bu acımasız adama güvenmediği kadar kalp kırıklığı da vardır.. Çünkü bir yıl önce Alice'e kur yaparken onu zengin ve ünvanlı bir kadın için bırakmış ama o da daha ünvanlı bir kişi için yüz üstü bırakılmıştır.... Fakat babasından kalan borçlar devraldığı ünvanın önceki temsilcisinin borçları da eklenmesi ile kötü olan maddi durumunu çıkmaza sokmuştur..Öyleki bu borçlar yüzünde her na hapise girmesi söz konusudur.. Miles babası ile bilinmeyen bir sebep ile yaptığı bir kavga sonucunda ailesi ile tüm bağlarını koparmıştır..Olayı takiben orduya yazılmış yıllarca dönmemiş..Bencil, duyarsız ,ahlaksız bir adama dönüşmüştür.. Alice'i baştan çıkarmada kararlıdır..Alice ile aralarındaki mevcut çekime güvenerek daha da ileri gitmeye hiç tereddüt bile etmeden başlar..Bu çabaları sonuç vererek başarılı olsa da Alice'in bir şartı vardır..Miles üç ay içinde dürüst olacak hiç yalan söylemeyecektir...Miles'in bunu pek başaramayacağını düşünde de..Sonuçları çok şaşırtıcı olacaktır.. Bu arada Alice'in arkadaşları Lydia ve Lizzie'ninde ayrı hikayeleri vardı ki etkileyici idi.. Lydia sevgilisi tarafından baştan çıkarılıp hamile bırakıldıktan bir cinayet yüzünden sevgilisi ortadan kaybolmuştur.Bu olaydan sonra ailesi tarafından red edilmiştir..Gidecek yeri olmadığı için de Miles'in kuzeni olan Laura'nın yanında kalmaktadır... Lizzie ise bu Kelle vergisi yüzünden evlenmeğe tövbe etmiştir..Ama Dexter ve Miles'in çalışma arkadaşı Nathaniel maddi durumunu iyileştirmek amacı ile zengin ama pek de özelliği olmayan bir kız ile evlilik planları yapmakta ve bu Lizzie'nin epeyce de canını sıkmaktadır.. Genel olarak sevdim ama durağanlık vardı romanda..Bu arada çeviri başarılıydı bana göre..Sonuna doğru hikaye şaha kalktı bence..Sonuda yoğun duygusallık vardı.. Üçüncü hikaye ise Lizzie ile Nathaniel'in hikayesi ki onların macerasını daha çok merak ediyorum....Nathaniel o kızla evlenecek mi? Lizzie'yimi baştan çıkarmaya kalkacak...Değişik bir historicaldi...Keyifli okumalar dilerim...
Baskı: Düşesin Zaferi
Düşesin Zaferi Elzabeth Loupas İlk defa okuduğum bir yazardı.Düşesin Zaferi Goodreads puanı 5/3,91 Benim puanım 5/4 Başlarda biraz sıkıldım itiraf edeyim..Ama sayfalar ilerleyip ben hikayeye ısınınca benim nazarımda kitap açıldı.. Roman daha çok Tarihsel Kurgu ve polisiye üzerine kurgulanmıştı..Gerçekçi bir uslupla yazılmıştı..Rönesans İtalya'sında geçiyordu..Geçtiği dönemi de pek sevmesem de hikaye içine çekiverdi beni...Buda çevirinin de büyük bir payı vardı..Çeviri de problem hissetmedim..^ Hikaye Ferrara Dükü Alfonsa d'Este ile evlenen Avusturya Prensesi Barbara ve öldürülen ilk eşi ama ruhu Arafta olan ilk eşi Lucrezia de'Medici'nin tarafından anlatılıyor... Çok çarpıcı bir anlatımı da vardı.. Barbara ve Alfonso'nun evliliği protokoller ile düzenlenmiş bir evlilikti..Öyle aşk vs.yoktu..Sözleşmeler ile düzenlenmişti..Hikaye bu iki insanın düğün gününden başlıyor.. Barbara Alfonso'nun ilk ölen eşi gibi çok güzel bri kadın değildir..Ama akıllı ve politik anlamda başarılı bilgili bir kişi idi....İnsan ilişkilerinde çok başarılı idi.. Lucrezia yani Alfonsonun ilk eşi çok güzel şımarık ve çok genç bir kadındı..Ölümünün üzerindeki esrar perdesi hala daha çözülememişti...Ruhu hala bir yerlerde dolanıp olayları izliyor ve o da olayları kendi penceresinden anlatıyordu... Barbara'nın ise kulağına kadar gelen dedikodular nedeniyle ilk eşin ölümündeki sırrı merak ediyordu..Çünkü kocası karısının ölümünden sorumlu tutuluyor..Kimine göre de o öldürmüştü... Kocası ile arasının bozulması hatta evliliğinin iptal edilmesi uğruna bu araştırmayı yaptı..Başta kendisine karşı olan hatta ,iki günlük gelin iken döven kocasını araştırmaya ikna etti.. Birlikte araştırmaya başladılar...Bu birliktelik olumlu olarak evliliklerine de yansımaya başlar...Araştıma devam ettikçe ilk düşesin kocasını önünle gelen ile aldatan şımarık karakterli bir kadın olduğunu anlar...Güzeldi...Ben beğendim..Okumak isteyen arkadaşlara keyifli okumalar...
Baskı: Gece Sesleri
Gece Sesleri-Heather Lynne Graham Yıllarca önce bu yazarı okuduğumu hatırlıyorum..Çok iyi ve sevdiğim bir yazar..Bundan böyle umarım bu yazarın kitaplarını daha sık okumak nasip olur... Orjinal Adı Night Moves Goodreads puanı 5/3,95 benim puanım 4..Baştan itibaren çok severek okudum... Fotoğrafçı ve aynı zamanda dansçı olan Bryn Keller ölen ağabeyinin üç çocuğunun sorumluluğunu üzerine almıştı..Çünkü bu dünya tatlısı çocukların kendisinden başka yakını yoktu.Çocukları büyük mücadele veriyor gerekirse de fedakarlık etmekten kaçınmıyordu..Bu ona sevdiği adamdan ayrılmayı bile gerektirmişti..Bundan pişman olmasa da büyük acı vermiş ve erkeklerden özellikle karizmatik ve yakışıklı olanlardan uzak durmaya karar vermişti. Bİr yandan da kariyeri için de büyük mücadele veriyordu.Sonunda ayağına çok büyük bir fırsat gelir..Ama bu fırsat ile birlikte ayrıldığı nişanlısından bile çekici ve tehlikeli bir erkek ile tanışır..Lee Condor hem ünlü hem çekici olan bu adamla onunla çalışmak zorunda dır..Bu işe ihtiyacı vardır ve kabul eder..Fakat birden hem kendisi hem de yeğenlerini hiç ummadığı bir tehlikenin içinde bulur...Bunu tek başına çözmeye kalkar fakat yardıma ihtiyacı vardır..Ne yazık ki Lee Condor'un yardımına muhtaçtı.. Hem gerilim,hem aşkı çok güzel işlenmiş olan bu kitabı tavsiye ederim....
Baskı: Büyülü Lord DeBurgh (The DeBurghs, #4)
Büyülü Lord DeBurgh-Deborah Simmons Büyülü De Burgh Serinin dördüncü kitabı idi..Benim favorı hikayem Essex Kurdu olan en çok o hikayeyi sevdim ama bu hikayede güzeldi...Goodreads puanı 5/3,46 Benim puanım 5/3 severek okudum Bu sefer en küçük kardeş Stephen'in hikayesi idi..Stephen De Burgh ailenin en küçük ve sorumsuz bireyi idi..Çarpıcı yakışıklılığı ve sevimliliği ile kadınlar ile arası her zaman iyi bir genç adamdı.. Kendine öz güveni oldukça yüksekti taa ki Bridghid L'Estrange ile tanışıncaya kadar.. Çünkü Brighid için tembel,ayyaş bir adam idi..İkisinin de birbirleri için hoş olmayan düşünceleri vardı ama Brighid'in yardıma ihtiyacı vardı..Ona babasından kalan miras için topraklarına gitmesi gerekiyordu..Campion Kontu yani Stephen'in babasından kendisine refakatçi vermesi için yardım istemişri..Campion Kontu'da oğlu Stephen'i önerdi..Stephen bu görevden ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın,babasını ikna edemedi..Sonunda ikisi için de zorlu ve maceralı bu yolculuğa çıktılar.. Brighid ve Stephen birbirleri hakkında dış görünüşe bakarak karar vermemeyi,Stephen bir işe yaramayı..Brighid ise işe yaramaz dediği adam hakkında çok yanıldığını çok geçmeden anlayacaktı..Birbirlerinde aşkı ve tutkuyu da keşfedeceklerdi...Sevdim..Bu serinin diğer kitaplarını da sabırsızlıkla bekliyorum....
Baskı: Aşk Sarmalı
Aşk Sarmalı Liz Carlyle Orjinal adı: Wicked All Day Goodreads puanı 3,79 Benim puanım 5/3 Tam iki buçuk yıl sonra Liz Carlyle sanırım yayın evi unuttu bu yazarı sonra tekrar gündemine aldı.. Çok özlemişim..İlk kitabı Yalnız Benim Ol daha çok polisiye ağırlıklı idi..İkinci kitabı Aşk Sarmalı daha duygusal bir hikaye idi... Bazı yerlerinde sinir olduğum zamanlarda oldu..Özellikle Zoe'nun iki erkek hem de kardeş olan şkş erkek arasında kalmasına sinir oldum benim anlayışıma biraz da ters geldi...Bir de kızın gayri meşru olması sanki onun suçumuş gibi devamlı hatırlatılması beni sinir etti.. Ama bence Yalnız Benim Ol bence daha güzeldi...Bu yazarı ne kadar özlesem de kitaplarının karmaşık bir şekilde yayınlanması da yazarın şansızlığı sanırım...Ülkemizde çıkan kitapları farklı serilerden... Zoe Armstrong Lady Peadre 'nin hikayesi olan Yalmız Benim Ol kitabından da hatırlayacağımız gibi vebalı gibi evlilikten kaçan ama salında gerçekten sevebileceği bir kişi ile evlenmek isteyen bir genç kızdır..Fakat çoğunlukla fevri davranışları yüzünden da çok zor durumlarda kalmaktadır..Çocukluğundan beri kendisi gibi bu tip haylazlıkları olan kuzeni Robert ilebirlikte başı sık sık belaya girse de bu gibi durumlarda onun kurtarıcısı diğer kuzen aynı zamanda Mercer Markisi olan Stuart Rowland'dır.. Fakat Zoe'nin aşırılıkları dinmek bilmese de Bir akşam kuzeni ile birlikte çok uygunsuz bir şekilde Mercer ve Sevgilisi Claire tarafından görülerek evlenmelerine karar verilir..Bu iki deli fişek genç aslında birbirlerini aşk anlamında sevmese de yaptıkları o zamanda evlenmelerini gerektirmektedir...Bu yüzden nişanlandırılırlar..Ama iki tarafta bu olası evliliği istemese de bu düşünmeden yaptıkları şey onlara pahalıya ve büyük olaylara sebep olacaktır.. Severek okudum...Yazarın bundan sonraki kitabını merakla bekliyorum.....
Baskı: Kalbinde Bir Yer Aç (Chicago Stars, #2)
Kalbinde Bir Yer Aç..Susan Elizabeth Philips Chicago Stars-Bonner Brothers serisinin ikinci kitabı Heaven, Texas. Goodreads Puanı 5/4,05 Benim puanım 5/5 Ne diyebilirim harika idi kesinlikle baştan sona kadar elimden bırakamadan okudum...Aşkta İlk Çeyrek kadar güzeldi bence hatta bazı yerleri daha duygusaldı...Bence ondan da daha güzeldi.. Bu kitaptan daha da çok tat aldığımı itiraf etmeliyim..İki farklı hikayeyi yazar çok güzel birleştirerek büyülü bir şekilde hikayeye hayat vermişti.. En başlarda okurken hikaye sıradan gibi geldi ama sayfalar ilerledikçe çok yanıldığımı anladım.. Sayfaları çevirdikçe Grace'in sıradanlığı içindeki güzelliği.Bobby Tom'ın şımarıklık ve şöhret altında karşı cinse çocukluğunda babası ile arasındaki geçen olay yüzünden set çekmesi..Olağan üstü idi.. Basit sıradan bir hikaye yazarın kalemi büyülü olunca bambaşka bir aleme götürebiliyor sizi..Aşkı,tutkuyu,mizahı çok iyi harmanlamış ve karşımızda bence çok usta bir kalem var..Bu yazara şapka çıkarıyorum... Romanın konusu kısaca: Gracie otuz yaşlarında çok da albenisi olmayan şimdiye kadar kendi doğrularında yaşamış tuttuğunu koparan genç bir kadın..Çok sıcak bir karakteri var..Birazda güzel olmadığını sağ olsun annesi sayesinde kabullenmiş..Ne anneler var dedirtebiliyor insana...Ama Gracie'deki güzellik içinde aslında..İşte bu beni çok etkiledi..Mutluluğu ve güzelliği sonuna kadar hak eden kişilerden.. Sonradan kabuk değiştirip güzelleşiyor da..Orası da çok güzeldi o sahne de Bobby Tom'un şaşkınlığı... Aslında beni en çok etkileyen Gracie'nin Bobby Tom'ın tüm hücrelerine sızması onu heyecanlandırması,hayata döndürmesi idi...Bu kadar pozitif bir kişilğe sahip olmak herkese nasip olmaz bence.. Bobby Tom ise sakatlığı yüzünden futbol hayatı birmiş 33 yaşında emekli olmak zorunda kalmış..Özellikle yakışıklılığı ve sporcu kişiliği sayesinde karşı cins ile ilişkisinde hiç zorlanmamış mücadele etmemiş..Bir şeyler ona hazır gelmiş yakışıklılığı yüzünden şımarık kibirli bir karakter..Tam da kontrol hastası da...Özellikle kadınlara istediklerini vererek aslında vermeyerek onları kendinden başarı ile uzaklaştırabilen bir karakter...Romanın bazı yerlerinde çok kızdım kendisine..Bazı yerlerinde de çok sevimli buldum..özünde iyi bir kişiliğe sahip aslında...Ama Bobby Tom efsanesi onun kişiliğine iyilik kadar kötülükte etmiş... Şundan emin olabilirsiniz ki Gracie hakkından güzel geliyor bu karizmatik erkeğin..Kendi stillerine göre... Bir de Bobby Tom'un annesinin hikayesi de vardı bu romanda o hikayeyi de çok sevdim..Suzy Denton.. Kasabanın sevilmeyen adamı ama eski sakinlerinden sonradan zengin Way Sawyer ile olan ilişkisi...Okul dönemlerindeki ilişkileri...Way Sawyer'in annesinin dramı...Hiç ummadıkları anda gelen yeni bir aşk...Suzy ile Way'in hiç ummadıkları anda buldukları aşkları..İçimi titretti.. Yazara olan hayranlığım bu kitap ile zirveye çıktı diyebilirim..Kaçırmayın bu kitabı....Tavsiye ederim...Şimdiden okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar...
Baskı: Miras
Çok keskin kitap yorumlanmasını hiç sevemem ama bu kitap olmamış..Tracia petersonun Sana İhtiyacım var isimli romanı çok güzeldi..Bu roman beni şaşırttı...
Baskı: Kollarımdaki Yabancı (Tuzak Üçlemesi, #1)
Okuduğum en güzel romanlardandı. İkiz kız kardeşleriz biribirine hem çok benzemesi,hem de hiç benzememesi.İnanın elimden bırakamadım.Karakter bakımından birbirlerine hiç benzeneyen bu kızkardeşler ikizlerden birinnin tam evlenmek üzere iken balayını Avrupada geçiremeyeceğini öğrendikten sonra evlenmekten vazgeçmesi.ikizininde hem aile onuru hemde kardeşinin nişanlısına uzun zamandan beri aşık olduğu için bunu kabul etmesi ve başlayan olaylar.Eşinin değiştiğini anlamadan onunla evlenen bir asilzade.. Evlendikten sonra karısının olumlu huy değişimi ile evliliği cennete dönen bir erkek bu değişimi farketmedi çünkü mutluydu ama bu ne kadar sürecekti? Yıllarca kardeşinin gölgesinde kalan diğer kardeş aşık olduğu erkeği ne pahasına olursa olsun mutlu etmek istiyordu. Mutlu etti de ama bu yalan mutluluk ne kadat sürecekti..Harika bir roman..Yazarın Tuzak Serisinin ilk romanı tavsiye ederim..
Baskı: O Gecenin Ardından
Muhteşem bir Linda Howard romanı..Baştan sona kadar büyük bir zevk ile okumuştum...
Baskı: Gitmene Asla İzin Vermeyeceğim
Hope Tarr'ın ılk kıtabı Sana Yürek Dayanmaz kadar konu akıcı olmasada Gıtmene Asla İzin vermeyecegım de konu ıtıbarı ıle en az onun kadar güzeldı. Romanın baslayıs ve ışleyişi benı hayal kırıklıgına ugratsada hıkaye ortalarda saha kalktı. Özellıkle sonlara dogru cok güzellestı. Yazar baslarda ne yazacagına karar verememıs gıbıydı. Konunun sonradan farkına varıp acmış gıbıydı. Ama yınede genel anlamda zevk ıle okudum. Antony ve Chelsea belkı unutulmaz karakterlerıme gırmedı ama sevdıgım karakterler arasındakı yerını aldı.
Baskı: Gizemli Aşık (Rogues of Regent Street, #4)
Gizemli Aşık-Julia London Orjinal Adı The Secret Lover Regent Street Rogues Serisinin 4.romanı Goodreads Puanı 5/3,73 Benim puanım 5/3 Sophie Dane Zalim Cazibede yaptığı şanssız evlilik ile gündemdi kadınlardan biriydi..Öyleki Jullian ile Cludia'nın arasının açılmasına da sebep olmuştu..Kadınlara sığınma evi açma fikrinin sebeplerinden biriydi beni çok etkilemişti..Ama bu kitabı okumaya başladıktan biteseye kadar bir şeylerin eksik hissinden bir türlü kurtulamadım.. Çevirimi kötüydü hayır,kapak mı hayır..Bence yazar bu hikayede değişik bir şeyler denemeye karar vermişti ama olmamıştı.. Özellikle çok büyük bir zevk ile okuduğum Serseri Kalbim'den sonra büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için.. Fakat son zamanlarda da okuduğum bazı vasat romanlarla karşılaştırdığımda çok da iyidi benim için..En azından okuduğuma pişman olmadım.Bu durumda bir hikaye okuyacağım bile bile yine de alıp okurum...Hikaye bende eksiklik hissi de yaratsa severek okudum...Ama başlarda ki duraganlık beni sıktı biraz...Julia London severleri hayal kırıklığına uğratabilecek bir kitap..Umarım yazarın bu seriye geçiş kitapları olan. The Devil's Love (1998) . Wicked Angel (1999) kitaplarını okuruz... Sophie Dane daha önce başından çok talihsiz bir evlilik geçmiş o dönemde toplumun kaldıramayacağı bir şekilde evliliğini boşanma ile sonuçlandırmış bir genç bir kadındı..Cludia Sophie'ye bu skandalın etkilerinden kurtulabilmesi için Avrupa'ya kaçmasın da yardımcı olmuştu da.. Aradan 8 yıl geçmiştir Sophie skandal yüzünden kaçtığı Avrupa'dan ülkesine hiç dönmemiştir..Fransız bir dula refakatçılık yapmaktadır...Bu kadın oldukça çarpıcı sıra dışı ve oldukça da renkli bir kadındır.. Ama sıla özlemine dayanamayan Sophie Honoria ile birlikte Londra'ya dönerler..Bu arada da Trewor Hamilton'un ilgisini çeker..Ailesi olası bir evliliği büyük arzu ile desteklemektedir..Ama Trewor'da Sophie'yi rahatsız eden bir şeyler vardır..Bu ara da gizemli bir bir erkek Calep ile tanışır ondan çok etkilenmiştir..Calep de ondan..Zamanla aralarında çok güzel bir arakadaşlık oluşsa da bir yandan Trewor'ın ziyaretleri ve kur yapmasına da katlanmaktadır.. Ve bir gün bu iki erkeğin kardeş olduklarını öğrenir..Calep TreWor'un gayri meşru kardeşidir... Bir tarafta skandal yüzünden toplumdan dışlanmış bir kadın ile Gayri meşruluğu yüzünden de topluma kabul edilmeyen bir erkek..Çok etkileyici bir hikayedi..Bazı yerleri yazar yüzeysel geçmiş bazı yerler de gereksiz ayrıntılar ile işlemişti.Özellikle başları..Hikaye bence direkt başlamalıydı..Çok güzel bir fırsat kaçmış bana göre.. Sophie'nin yaşadığı aşk ile adeta çiçek açıp kanatlanmasını çok daha iyi işlemeliydi..Ama yinede beğendim..Sevdim...Bir şans tanıyın derim...
Baskı: Baştan Çıkaran Ölüm (Eve Dallas, #13)
Baştan çıkaran Ölüm Nora Roberts Eve Dallas serisinin 13.kitabı çok sevdim bu ikiliyi okumayı çok özlemişim..Peabody ve McNab bambaşka tadı var bu serinin..Kitabın çevirisinde bir problem hissetmedim onu belirtmeliyim.. Elinize aldınız mı bırakamıyorsunuz.. Bu sefer ki hikaye de Eve ve Roarke kadınları baştan çıkararak öldüren iki şımarık zengin gencin peşine düşüyordu.. Bu iki genç çocuklukları bir arada geçmiş birlikte büyümüş çocuklardı ve ikiside aileden problemliydi..İnternetten avladıkları genç kadınları baştan çıkarıp tecavüz ediyor sonrada öldürüyorlardı.. Eve'in geçmişinden gelen yarasını da kurcalamış oluyorlardı..O kurbanların acılarını bu inanılmaz sert teğmenimiz birebir yaşıyordu ama yalnız yaşamıyordu elbet sevgilisi,dostu,diğer yarısı kocası Roarke ile..Bu ikilinin arasındaki aşkın güzelliğini okumayı çok seviyorum..Bir takım olmalarını birbirleri için ne demek olduklarını yazar çok güzel hissetiriyor bana.Ama bu büyülü çiftimiz gibi bir çift daha var sırada Peabody ve McNab onlarda ilişkilerinin ciddi olamyan devresini sancılı bir şekilde ciddiyete doğru adım atarken biri Eve'den diğeri Roarke'dan taktik alıyor..; İkisi de çok değişik yol izliyorlar!!..Çok sevdim..Bu serinin bence de filmi çekilmeli...Ama hakkını vererek...İkinci sınıf bir Tv dizisi olarak çekilmemeli...Tavsiyemdir!!..
Baskı: Söz Dinlemez Kalbim (Matchmakers #2)
Söz Dinlemez Kalbim-Candace Camp Yazarın Matchmakers Serisinin 2.Kitabı idi Goodreads Puanı 5/,3,84 Benim puanım 5/4 Seri Şu Şekilde; Matchmakers (Çöpçatan Serisi) 1. The Marriage Wager (2007) Aşk Engel Tanımaz 2. The Bridal Quest (2008) Söz Dinlemez Kalbim aka The Bridal Conquest 3. The Wedding Challenge (2008) 4. The Courtship Dance (2009) Serinin ilk kitabı Aşk engel Tanımaz'ı çeviren Ceren Kurtoğulları'nın çevirmesi yayın evi adına isabetli bir karar bence..Kitabı yine çok rahat okudum..Candace Camp'in kalemini seviyorum çok akıcı bir uslüp ile yazıyor.Erkeklerin iç seslerine romanda pek yer vermiyor..Bu da sanırım yazarın sitili..Ama beni çok fazla da rahatsız etmiyor.. Serinin ilk kitabından tanıdığımız Lady Francesca Haughston'ın Rochostor Dük'ü ile tutuştuğu iddiadan hatırlıyoruz..Bu ikili benim kalbimi fethetmişti..Oğlan kardeşini evlendirme de başarısı ile Dük ile olan iddiayı kazanmıştı..Ama maddi durumu henüz düzelememişti.. Serinin 3.Kitabında Dük'ün kız kardeşi Carla 4.Kitabında bu çok merak ettiğim ikilinin kitabını okuyacağız..Tabii ki en çok Françesca ve Kusursuzluk timsali Dük'ün hikayesini merak ediyorum.. Serinin 4.Kitabı Söz Dinlemez Kalbim'e gelince kurgusu çok güzeldi..Hiç sıkılmadan okudum. Evlilikten ödü patlayab Lady İrene Wyngate ile Radbourne Kontu'nun varisi Gideon'un hikayesi idi..İrene'nin korkusunun en büyük sebebi zalim ve bencil babasının davranışları yüzünden di aslında..Bu yzüden evlinerek erkeğin hükmü altına girmeyi ret ediyordu.. Gideon ile İrene'nin yolları da genç kızın babası yüzünden bir gece yarısı kesişmiş idi aslında..Babasını emrinde çalışan bir kadına musallat olduğu için uyarmaya gelen Gideon İrene'yi kendisine çevirdiği silahı ile ilk kez görmüştü..Genç kızı da unutmamıştı.. Bu olaydan tam 10 yıl sonra bu iki gencin yolları tekrar kesişir..Gideon'un gizemli ve aykırı geçmişi çok çarpıcı ve sırlar ile doludur..Küçük yaşta terkedilip büyük zorluklar ile yaşaması babasının o kaybolduktan sonra bulmak için beklediği çabayı göstermemiş olması Gideon'un cevaplarını aradığı sorulardır.. Yıllar sonra kavuştuğu ailesinden beklediği sıcaklığı görmemesi ünvanın her şeyden çok önemli olması onun canının acıtmıştır.. Öte yandan İrene babasını kaybetmiş olup babasının bıraktığı borçlarla boğuşan ağabeyi evlendikten sonra annesi ile birlikte onu evlendirmek için fırsat kollayan sevmeyen yengesi ile birlikte yaşamaktadır..Zaman zaman yaşanan tartışmalar canını acıtsa da evlenmemeğe kesin kararlı olup sert ve açık sözlü bir genç kız olup erkekleri yanına yanaştırmamaktadır.. Ama yeniden bulduğu ailesi Gideon'un aileden yapılan baskıları sonucunda İrene'yi oldukça hareketli ve heyecanlı günler beklemekteydi..Çünkü Gideon tanışacağı bekar genç kızlar için düzenlenecek davette çöpçatanlık yapan Francesca'ya özellikle İrene'in isimin vererek davet edilmesini sağlıyacaktır.. Büyük bir keyifle okudum..Francesca ve Dük'ün olduğu sahneler çok fazla olmasada kitabın sonundaki sahne gelecek iki kitabın daha da haraketli ve heyecanlı olacağının göstergesi idi... Umarım bu sefer Candace Camp'i okumak için çok fazla ara verilmez..Tavsiye ederim..
Baskı: Seni Kalbime Yazdım (Legend of the Four Soldiers, #3)
Seni Kalbime Yazdım-Elizabeth Hoyt Bu nasıl bir kitaptı böyle.Masal gibiydi..Bayıldım..Bu ara üst üste çok güzel kitaplar okudum ki; İki Ateş Arasında-Monica Mccarty Beni Uzaklarda Arama -Kieran Kramer'den sonra ; Seni Kalbime Yazdım orjinal adı To Beguile a Beast Legend of the Four Soldiers Serisinin 3.kitabı.Bence serinin en güzel kitabı idi..Bu kadar güzel bir kitap olabileceğini tahmin etmemiştim..Bir de yayın evi serinin iki kitabını da arka arkaya yayınlayınca,muhteşem bir ziyafet oldu benim için...Bu uygulamayı lütfen Brenda Joyce içinde yapmalılar.. Bu romanda Elizbeth Hoyt'un büyülü kalemi daha bir güzel hissediliyordu..Bunda yine Seden Gürel'e teşekkür etmek gerekir diye düşünüyorum.. Goodreads puanı 5/4,07 Benin puanım bu ara bollaştı biliyorum ama elimde değil 5/5 veriyorum. Elime aldım ve bırakamadım..O yaralı erkek karakteri muhteşemdi münzevi erkeğimiz Sir Allister Munroe Kadın karakter ise diller destan güzel Helen Fitzwilliam..Tam bir Güzel ve Çirkin romanı idi. Bu güzeli bir önceki kitap olan Lord Vale'nin hikayesinden tanıyoruz aslında..Lady Vale yani Melisande Fleeming ona yardım eli uzatmıştı..LOrd Vale ile bir gece kaldıkları Allister'in evinde onun durumunu görüp Helen'i kahyalık yapması için taa İskoçya'ya yönlendirmişti ki ne kadar da pratik bir kadın olduğu görülüyordu.. Helen yıllarca metresliğini yaptığı sonradan çocukları ile bir kenarda unutulduğu için küskün ve onurunu yitirmiş bir kadındı.Ailesi tarafından da terk edilip unutulmuştu. Liester Dükü onu arayıp sormasa da bir ev açarak rahatça yaşıyorlardı Ama bir sabah çocuklarını yanında görememe korkusu onu yiyip bitiriyordu. Lady Melisande Vale'in yönlendirmesi ile herşeyi göze alarak onu terk etmeye karar verdi..Spinner Falls'tan yüzünde yaralarla, tek gözünü kaybetmiş, ruhuna da en az yüzü kadar hasar almış bir halde kurtulan Sir Allister Munroe'nun İskoçya'sındaki kaleye gider.. Sir Allister Munroe bu kalede kendisini toplumdan izole ederek yaşamakta ve kalesinden dışarı adım atmaz. Helen ise Londra'dan ve geçmişinden kaçtığında çocuklarını da alıp gözden uzakta olan bu şatoya sığınıp Alistair'in kahyası olarak işe başladıktan sonra yaralı adamın yüzünün altındakileri keşfeder.. Aslında ikisi de sevgiye ilgiye açtır.Çok geçmeden kendilerinin birbirlerinin kollarında bulacaklardır. .Allister Helen'in çocuklarına onların babası gibi şefkatle yaklaşır.Onlara gerçek babalarının vermediği ilgi ve sevgiyi verir. Balığa götürür, gezilere çıkartır hatta onlar için hastalanmayı göze alarak köpek bile alır. Aynı sofrada oturur onlarla gerçek bir aile gibi..Helen'in kalbi bu adam tarafından ne kadar büyük bir tehlikede ise Allister'inki de o kadar büyük bir tehlikededir... Kesinlikle bitmesini istemedim..Çok sevdim..Tavsiyemdir..
Baskı: Beni Uzaklarda Arama
Beni Uzaklarda Arama-Kieran Kramer Impossible Bachelors Serisinin 1.Kitabı idi Goodreads Puanı 5/3,73 Benim puanım 5/5 Son zamanlarda okuduğum kurgusu en güzel kitaplardan idi..Başlama biçimi olayların gelişimi harika idi...Çok iyi bir yazar ile tanıştım.Çeviride beni rahatsız eden herhangi bir şey yoktu yani çevirmen yazar ile arama girmemişti..Kii bu benim için çok önemli idi..Ona buradan teşekkür ederim.Beni Uzaklarda Arama historical türünde ince bir mizahi olan romantik komedi idi ama duygusal sahneleri de çok doyurucu idi..Çiftin birbirlerine aşık olduklarını anladıkları sahneleri yazar bana bire bir hissettirdi..Hele sonlarına doğru çok duygulandım.. Çocukluklarından beri birbirlerinden nefret eden iki insanın gelişen olaylar ile birbirlerine katlanmak zorunda kalması,alışması,arkadaşlık ve dostlukları sonunda da birbirlerine aşık olmaları..Bir amaç için kader birliği yapmaları her ne kadar o amaç çok da iyi bir amaç uğruna olmasa da.. Harry ve Molly diğer ahlaksız asilzadeler ve metresler okumak müthiş idi..Molly Harry'nin metresi değildi sahte metres idi..Yarışma da rakipleri olan diğer kadınlarla çok güzel ilişkiler ve arkadaşlıklar kurdu..Dost oldu onlarla sonunda hepsi birimiz hepimiz hepimiz birimiz için diyecek kadar kaynaştılar sevdiler birbirlerini..Çok güzel mesajlar vardı bu hikayede.....Çok sevdim..Tavsiye ederim...
Baskı: Beni Aşka İnandır (American Heiresses, #1)
Ephesus Yayınlarının yeni yazarı Julianne Maclane 6 kitaplık serinin ilki Goodreads puanı 5/3,71 Benim puanım 5/4 Güzel bir romandı..Ama başlarda kurgu yönünden Daisy Goodwin'in Düşes kitabını andırsa da bu daha bir soft hikayedi..Severek okudum.. Ama başlarda beni biraz sıkıldığımı söylemeliyim...Daha sonra kitap açıldı elimden bırakamadım... Puanı başlarda sıkıldığım ve uygun olmayan kapak için kırdım... Roman 19 yy sonlarında 1881 yılında geçmekte..O dönemde Amerikalı zengin genç kızların arasında ki en moda şey soylu bir asilzade ile evlenmektir..Özelikle maddi durumları kötü olanların içinden seçmek ise daha da ikna edici idi..İşte Sophia'da 1881 Londra sezonuna bu fikirle gelmese de annesinin aklındaki tam da böyle bir şeydi..Maddi durumu kötü,ünvanı büyük bir avı kafalamak... Wenworth Dükü James'in ise başlarda böyle bir evliliğe kesinlikle niyeti yoktu..Sophia'yı ilk gördüğü andan itibaren çok etkilenmişti..Onu merak etmişti..İşte her şey o merak ile başladı ve yakın arkadaşının da gönül koyduğu bu güzel Amerikalı ile ilgilenmekten vazgeçemedi...Ama muhtemel bir evliliği elbette düşünmüyordu..Fakat hiç beklemediği masraflar üzerine Sophia'yı baştan çıkarmakta tereddüt bile etmedi, onu sevdiğine inandırarak evlendi..Evliliklerinin ertesi sabahı Sophia rüyadan uyandı.. Bundan sonra evlilikleri gerçekten de çok ciddi sınavdan geçmeye başladı..Sophia'nın vericiliğini sevdim..Özellikle evlilik sabahı onu bırakıp Londra'ya giden kocasının haddini bildirmesi.. Ne olursa olsun pozitif bir kişiliğe sahip olması sorunlara odaklanarak çözmeye çalışması..Daha doğrusu ailesine ne kadar yabancı olursa olsun sahip çıkmasını çok sevdim..James'in kalbinin üzerindeki buz tabakasını erimesini izlemek çok güzeldi..Tavsiye ederim..
Baskı: Hırçın Aşk (Malory-Anderson Family #2)
Mallory Serisinin ikinci kitabını okumak benim için başlarda işkence oldu..Neden mi? Çeviri katliamı yine...Yine aynı kelimeler bu sefer üstüne cimcime de eklendi:)) Duyumsamak kelimesini konuştuğumuz dilde kullanıyormuyuz? Hayır..Peki bu kelimede ki ısrar niye? Niçin devamlı gözümüze sokuluyor? Bu uyduruk kelimeler ile kitap okumak benim sinirlerimi bozmaya başladı artık.Bu kadar sevdiğim bir yazarı bu kadar başarılı bir seri ancak bu şekilde mahvedilirdi..Bir de kapak faciası vardı ki sormayın..Kapakdaki kadının kitaptaki Roslynn ile yakından uzakdan alakası yoktu.. Mallory Serisinin ilk kitabında Regina'nın en merak ettiğim dayısı Antony idi..Her ne kadar zampara da olsa Roslynn ile karşılaştıktan sonra Antony Mallory aklından bu güzel ama aksi kızı çıkaramaz..Çok sıra dışı bir şekilde tanışırlarsa da..Azılı çapkın Antony onu etkisi altına hemen alır.. Yalmız Roslynn'in çok acil bir şekilde evlenmesi gerekmektedir..Büyük babasının ölümünden sonra kendisine çok yüklü bir miras kalmıştır..Ama kafasını ona takan kuzeni onunla her ne olusa olsun evlenmeye kararlıdır..Roslynne Tam iki kere ipin ucundan döndükten sonra Antony'inin bir takım hileleri ile onunla evlenmek zorunda kalır... Ve olaylrımız başlar..Boy boy Mallory erkekleri ile tekrar karşılaşmak çok güzeldi..Özellikle ne kadar tehlikeli ve amansız olduklarını biraz unutmuşum:)) James Mallory tek başına bir fenomendi zaten.. Bu kadar kötü şartlara rağmen ben yine de bu kitabı okurken zevk aldım ve kahkahalarımı tutamadım..Ama gönlüm daha güzel bir çeviri ile bu favori dayının hikayesini okumak isterdi..Maalesef nasip olmadı..Umarım serinin üçüncü hikayesinde yani dayı James'in hikayesinde bu zevki tadarım..Karar sizin bu kötü çeviriye rağmen zevk alabilirsiniz:)) Benim gibi...
Baskı: İki Ateş Arasında (İskoç Muhafız Alayı, #1)
Orjinal adı The Chief Highland Guard Serisinin 1.Kitabı. Bu romanda Asi romanından tanıdığımız Rory Macleod'un altı kuşka önce ataı olan Thor Macleod'un hikayesi idi.. Serinin ilk kitabı idi ama ummadığım kadar da beğendim... Çeviri mükemmeldi bence kitap aktı gitti..Bir kere karakterle çok güzel yansıtılmıştı.Christina Fraser ve Thor Macleod'un duygu ve korkularını yazar çok güzel işlemişti..Tarihi mekan içinde muhteşem bir aşk hikayesi okudum ki...Son zamanlarda kitaplarda uğradığım hüsranı bu hikaye ile dinderebildim..
Baskı: Hanımeli Kokusu
Hanımeli Kokusu-Elizabeth Rolls Ana ve babaların suçlarını evlatlar çekermiş ne kadar da doğru bir deyim..Özellikle Hanımeli Kokusu'na cuk diyede uymuştu.. Christina Daventry 'de gayri meşru bir çocuk olmayı seçemezdi ki..Kardeşi Harry Daventry ile bir dükün gayri meşru çocuğu idiler.. Kimse ana ve babasını seçme lüksüne sahip değil di..Ama Chtisty'in oğlan kardeşinin niyeti asilzade bir kız ile evlenip köşeyi dönmekti..Sonu ne olursa olsun..Gözüne Lord Julian Trentam'ın üvey kız kardeşi Alicia'yı gözüne kestirmişti..Kendisini zengin bir asilzade olarak göstermişti..Ama şüphelenen Julian onun evinde bir kadın yaşadığını duymuştu.. O yüzden eve aniden gidip kendi gözleri ile görmeye karar verdi... Evde Harry'nin kız kardeşi Christy ile karşılaştı..Aslında bu iki genç insan ilk gördüklerinde birbirlerinden etkilendiler...Chrsty kardeşinin bu ölçüsüz davranışalarından,bencilliğinden çok rahatsızdı..Amam maddi bakımdan çok kötü durumdaydı..Bulunduğu evi kardeşinin bencilliği yüzünden bir hafta içinde boşaltması gerekiyordu.. Ummadığı yardım eli ve işbirliği Julan'dan geldi onun evinde üvey annesine rfakat edecek ve kardeşlerine mürebbiyelik yapacaktı.. her şey çok iyidi ama Julian bu genç kadından fazlası ile etkileniyordu..Christy ise şahsen yaşadığı acı tecrübelerden bir asilzade ile yakınlaşmanın nelere mal olacağını çok iyi biliyordu... Yaşanan olaylar onları hiç ummadıkları bir şekilde bir birine itecekti... Çok severek okudum..Tavsiye ederim...
Baskı: Yalnız Adam (MacGregor Ailesi, #4)
Ne diyebilirim ki yine bayıldım..Nora Roberts'i her okuduğumda daha çok sevmeye başladım..Özellikle bu Harlequin'den çıkan kitaplar..Ve biz bu kitaplarla tanışmak için çok geç kalmışız.. The MacGeregor Serisinin 4.Kitabı idi Yalnız Adam çok egzotik,çok gizemli ve aile sıcaklığını ise harikulade bir şekilde aktarmış yazar..Benim bir numaralı adamım yine Daniel Macgregor'du..Yine ortalığı karıştırıyordu!!.. Bu sefer ki macerada iki sanatçının aşkı vardı...Önceki maceredaki Shelby Campbell'in agabeyi Grant Campbell vardı bu macerada..Babasının gözlerinin önünde öldürülmesinin izlerini taşıyordu hala yüreğinde..Bir çeşit münzevi hayat yaşıyordu..Kalabalıktan,gürültüden uzak ve işinide buradan yapıyordu..Ama fırtınalı bir gecede kapısı çalındı ünlü ressam Gennie Grandeau hayatına giriverdi..Hiç haber vermeden ansızın.. Onu ne kadar kendinden uzaklaştırmaya çalışırsa çalışşsın başarılı olamadı..Gennie'de kendisi gibi yaralıydı..Kendine bir yıl izin vermişti..Bunu resim yaparak değerlendirecekti..Onun da hesaplarında aşk yoktu.. Tavsiyemdir!!..
Baskı: Kan Ateşi (Ateş, #2)
Karşınızda bir Ateş Serisi Müptelası durmakta...Şimdiye kadar okuduğum diğer fantastik serilerin hepsini solladı..Serinin çevrilmiş 3.kitabı İntikam Atesini de bitirdim..Öyle bir yerde bitti ki;saçımı başımı yolacağım..Bu serinin devamının uzamasına neden olan her şeye karşı son derece kızgınım..Bu seriyi kesinlikle arka arkaya okumalısnız..Bir kitaptan ötekine atlamalısınız.. Aksi takdirde yeni kitabın çıkması için benim gibi gün sayar hale gelebilirsiniz.. Filminin çekilmesi ise çok güzel olur..Vee eminim o çok sevilen Alaca Karanlık Serisini sollar bence..Bu seriyi Kedicik'ten,Gece Yarısı ve Dark serisinden de çok sevdim..Çok egzotik ve sırlarla dolu.. Çünkü bu seride aksiyon,macera bitmezken,duyguları da ihmal etmemiş..Hikayeye kurguladığı aşk öyle normal bir aşk değil okuduğum ilk üç kitapda bir aşktan dahi bahsedemeyiz..Ama bu ikili arasındaki Jericho Barrons ve MacKayla Lane arasındaki tutkuyu ve cinsel gerilimi o kadar güzel aktarmış ki..Sayfalar dolusu aşk sahnelerine değer bence..Onları okurken nefesiniz de kesiliyor..Birbirleri ile olan iletişimleri görülmeye değer pardon okunmaya değer.. Barrons'un türü ne vampir mi? melun mu? bir fae mi? bir karanlıklar prensi mi? anlayamıyorsunuz ki...Bu serinin 5.kitabı biteseye kadar böyle sürüyormuş. Hikayeden biraz bahsetmek istiyorum : MacKayla Lane sıradan bir güneyli genç kız.O gün telefon kız kardeşinin öldüğü ile ilgili haber gelesiye kadar sorunları ojesinin hangi ton pembe rengi olacağına,saç modelinin nasıl olacağı ile ilgili karar ibaretti... Hayatı o telefondan önce ve sonrası olarak ikiye ayrılmıştı...Kız kardeşi İrlanda Dublin'de hunharca öldürülmüştü,canından çok sevdiği hayattaki tek dostu ablası Alaine yoktu artık..Ablası ve kendisi ile ilgili bilmediği çok şeyler vardı..Önce gerçekte hiç olmayan varlıkları görmeye başladı bu yabancı şehirde araştırma yaptıkça ablasının sandığı gibi kaygısız tasasız bir hayatı olmadığını sıradışı bir hayat sürdüğünü keşfetti.Ablası ölmeden bir mesaj bırakmıştı..O mesaj üzerine ablasının ölümünü araştırmaya ve bunu ona yapanı bulup ödetmeye karar verdi ama nasıl? Yalnızdı yabancı bir ülkedeydi..Ve burada kimseyi tanımıyordu..Yaptığı araştırmalar yüzeysel ve yetersiz kalmıştı ablasının ölümünü inceleyen dedektif dosyayı kapatmıştı hiç bir şekilde onu tekrar açmaya ikna edemiyordu. Ama kararlıydı ne yapıp edip Alaine'in katilini bulacaktı.. ta ki Barrons Kitapevi ne yağmurlu bir günde yolu düşeseye kadar...Ama bu iş yerinin sahibi hiç de tekin bir adama benzemiyordu.. Sonunda onunla birlikte çalışmaya karar verdi..Barrons onun sıra dışı özelliklerini anlamıştı Mac'i uzun yıllardır aradığı tüm bu gizemli olayların sebebi olan Sinsar Dubh'u bulmak için işbirliği yapacaktı..Karşılığında da Mac'ı koruyacaktı.. Barrons olmasaydı Mac ne kadar yaşayabilirdi bilemiyorum neredeyse Fiona'dan koruyamıyordu..Fiona mı kim? Ama buna pek de sıcak bakmayan biri vardı Barrons'un yardımcısı Fiona Mac'ı ölümüne kıskanıyordu..Barrons ile aralarında özel bir şeyler vardı ama sanki o bu her neyse ona fazla anlam yüklüyordu...Barrons pratik adamdı yıılardır yardımcılığını yapan Fiona'yı işten atarken de tereddüt bile etmedi..Mac ile yapması gereken çok işler vardı..Önce Mac'in dış görünüşü değişti..O güzelim sarı saçları gitti yerine daha koyu ilgi çekmeyen saçlar geldi..Kıyafetindeki pembeleri neredeyse kaldırdı..Çünkü Barrons Pembeden nefret ediyordu.....Ama Mac ona doğum gününde güzel bir pembe pastada hediye edivermişti... İkilinin işbirliği bazen çok verimli olabilse de sık sık şüphe ve güven sorunundan dolayı sekteye de uğrayabiliyordu..Çok yerde Mac Barrons tarafında kurtarıldı isede iş sadece onunla bitmiyordu..Hikayeenin başından beri ona tecavüz edip önceleri seks bağımlısı haline getirmeye çalışıp sonra işbirliğine başvuran Vlane vardı..Barrons ve Vlane'i aynı sahnede göremezsiniz..Birbirlerine tahammül edemezler..Bir de şehre geldiği ilk gece ona yardım etmeyen ve Mac'in olagan üstü güçlerini bilen Rowena vardı baştan beri ona yardım etmemişti.. Mafya Rocky Banion,Lord Masters vs..gibi sıradışı kişler hep Mac'in yoluna çıkan kahramanlardı romanda.. Heyecan aksiyon bir an bile azalmadığı gibi bildiğimiz usta ,çırak ilişkisi içindeki Mac-Barrons ikilisinin ilişkileri gün geçtikçe daha ilginç hale geliyordu.. Ben bu seriye ait ne varsa daha sayfalarca yazabilirim..yazarın kalemine,kurgusuna hayran oldum..Ama çok sevdiğimiz şeylere ulaşabilmek için bazen beklememiz gerekebiliyor.. Duyumlarıma göre son iki kitap yani 4-5.Kitaplar Artemis'ten çıkacakmış..Benim unudum yağmurdan kaçarken doluya tutulmayalım.. Artemis Yayınlarıda umarım bu seri ile bizi acı çektirmeye üzmeye çalışmaz..Çünkü hislerim bu yayın evinin bizi üzeceği yönünde..İnşallah yanılırım.. Değişik bir fantastik seri ve içinde de tutkulu bir aşk okumak istiyorsanız bu seri tam size göre..Ben çok beğendim...TAVSİYEMDİR...Sakın Es geçmeyin...
Baskı: İntikam Ateşi (Ateş, #3)
Karşınızda bir Ateş Serisi Müptelası durmakta...Şimdiye kadar okuduğum diğer fantastik serilerin hepsini solladı..Serinin çevrilmiş 3.kitabı İntikam Atesini de bitirdim..Öyle bir yerde bitti ki;saçımı başımı yolacağım..Bu serinin devamının uzamasına neden olan her şeye karşı son derece kızgınım..Bu seriyi kesinlikle arka arkaya okumalısnız..Bir kitaptan ötekine atlamalısınız.. Aksi takdirde yeni kitabın çıkması için benim gibi gün sayar hale gelebilirsiniz.. Filminin çekilmesi ise çok güzel olur..Vee eminim o çok sevilen Alaca Karanlık Serisini sollar bence..Bu seriyi Kedicik'ten,Gece Yarısı ve Dark serisinden de çok sevdim..Çok egzotik ve sırlarla dolu.. Çünkü bu seride aksiyon,macera bitmezken,duyguları da ihmal etmemiş..Hikayeye kurguladığı aşk öyle normal bir aşk değil okuduğum ilk üç kitapda bir aşktan dahi bahsedemeyiz..Ama bu ikili arasındaki Jericho Barrons ve MacKayla Lane arasındaki tutkuyu ve cinsel gerilimi o kadar güzel aktarmış ki..Sayfalar dolusu aşk sahnelerine değer bence..Onları okurken nefesiniz de kesiliyor..Birbirleri ile olan iletişimleri görülmeye değer pardon okunmaya değer.. Barrons'un türü ne vampir mi? melun mu? bir fae mi? bir karanlıklar prensi mi? anlayamıyorsunuz ki...Bu serinin 5.kitabı biteseye kadar böyle sürüyormuş. Hikayeden biraz bahsetmek istiyorum : MacKayla Lane sıradan bir güneyli genç kız.O gün telefon kız kardeşinin öldüğü ile ilgili haber gelesiye kadar sorunları ojesinin hangi ton pembe rengi olacağına,saç modelinin nasıl olacağı ile ilgili karar ibaretti... Hayatı o telefondan önce ve sonrası olarak ikiye ayrılmıştı...Kız kardeşi İrlanda Dublin'de hunharca öldürülmüştü,canından çok sevdiği hayattaki tek dostu ablası Alaine yoktu artık..Ablası ve kendisi ile ilgili bilmediği çok şeyler vardı..Önce gerçekte hiç olmayan varlıkları görmeye başladı bu yabancı şehirde araştırma yaptıkça ablasının sandığı gibi kaygısız tasasız bir hayatı olmadığını sıradışı bir hayat sürdüğünü keşfetti.Ablası ölmeden bir mesaj bırakmıştı..O mesaj üzerine ablasının ölümünü araştırmaya ve bunu ona yapanı bulup ödetmeye karar verdi ama nasıl? Yalnızdı yabancı bir ülkedeydi..Ve burada kimseyi tanımıyordu..Yaptığı araştırmalar yüzeysel ve yetersiz kalmıştı ablasının ölümünü inceleyen dedektif dosyayı kapatmıştı hiç bir şekilde onu tekrar açmaya ikna edemiyordu. Ama kararlıydı ne yapıp edip Alaine'in katilini bulacaktı.. ta ki Barrons Kitapevi ne yağmurlu bir günde yolu düşeseye kadar...Ama bu iş yerinin sahibi hiç de tekin bir adama benzemiyordu.. Sonunda onunla birlikte çalışmaya karar verdi..Barrons onun sıra dışı özelliklerini anlamıştı Mac'i uzun yıllardır aradığı tüm bu gizemli olayların sebebi olan Sinsar Dubh'u bulmak için işbirliği yapacaktı..Karşılığında da Mac'ı koruyacaktı.. Barrons olmasaydı Mac ne kadar yaşayabilirdi bilemiyorum neredeyse Fiona'dan koruyamıyordu..Fiona mı kim? Ama buna pek de sıcak bakmayan biri vardı Barrons'un yardımcısı Fiona Mac'ı ölümüne kıskanıyordu..Barrons ile aralarında özel bir şeyler vardı ama sanki o bu her neyse ona fazla anlam yüklüyordu...Barrons pratik adamdı yıılardır yardımcılığını yapan Fiona'yı işten atarken de tereddüt bile etmedi..Mac ile yapması gereken çok işler vardı..Önce Mac'in dış görünüşü değişti..O güzelim sarı saçları gitti yerine daha koyu ilgi çekmeyen saçlar geldi..Kıyafetindeki pembeleri neredeyse kaldırdı..Çünkü Barrons Pembeden nefret ediyordu.....Ama Mac ona doğum gününde güzel bir pembe pastada hediye edivermişti... İkilinin işbirliği bazen çok verimli olabilse de sık sık şüphe ve güven sorunundan dolayı sekteye de uğrayabiliyordu..Çok yerde Mac Barrons tarafında kurtarıldı isede iş sadece onunla bitmiyordu..Hikayeenin başından beri ona tecavüz edip önceleri seks bağımlısı haline getirmeye çalışıp sonra işbirliğine başvuran Vlane vardı..Barrons ve Vlane'i aynı sahnede göremezsiniz..Birbirlerine tahammül edemezler..Bir de şehre geldiği ilk gece ona yardım etmeyen ve Mac'in olagan üstü güçlerini bilen Rowena vardı baştan beri ona yardım etmemişti.. Mafya Rocky Banion,Lord Masters vs..gibi sıradışı kişler hep Mac'in yoluna çıkan kahramanlardı romanda.. Heyecan aksiyon bir an bile azalmadığı gibi bildiğimiz usta ,çırak ilişkisi içindeki Mac-Barrons ikilisinin ilişkileri gün geçtikçe daha ilginç hale geliyordu.. Ben bu seriye ait ne varsa daha sayfalarca yazabilirim..yazarın kalemine,kurgusuna hayran oldum..Ama çok sevdiğimiz şeylere ulaşabilmek için bazen beklememiz gerekebiliyor.. Duyumlarıma göre son iki kitap yani 4-5.Kitaplar Artemis'ten çıkacakmış..Benim unudum yağmurdan kaçarken doluya tutulmayalım.. Artemis Yayınlarıda umarım bu seri ile bizi acı çektirmeye üzmeye çalışmaz..Çünkü hislerim bu yayın evinin bizi üzeceği yönünde..İnşallah yanılırım.. Değişik bir fantastik seri ve içinde de tutkulu bir aşk okumak istiyorsanız bu seri tam size göre..Ben çok beğendim...TAVSİYEMDİR...Sakın Es geçmeyin...
Baskı: Karanlık Ateş (Ateş, #1)
Karşınızda bir Ateş Serisi Müptelası durmakta...Şimdiye kadar okuduğum diğer fantastik serilerin hepsini solladı..Serinin çevrilmiş 3.kitabı İntikam Atesini de bitirdim..Öyle bir yerde bitti ki;saçımı başımı yolacağım..Bu serinin devamının uzamasına neden olan her şeye karşı son derece kızgınım..Bu seriyi kesinlikle arka arkaya okumalısnız..Bir kitaptan ötekine atlamalısınız.. Aksi takdirde yeni kitabın çıkması için benim gibi gün sayar hale gelebilirsiniz.. Filminin çekilmesi ise çok güzel olur..Vee eminim o çok sevilen Alaca Karanlık Serisini sollar bence..Bu seriyi Kedicik'ten,Gece Yarısı ve Dark serisinden de çok sevdim..Çok egzotik ve sırlarla dolu.. Çünkü bu seride aksiyon,macera bitmezken,duyguları da ihmal etmemiş..Hikayeye kurguladığı aşk öyle normal bir aşk değil okuduğum ilk üç kitapda bir aşktan dahi bahsedemeyiz..Ama bu ikili arasındaki Jericho Barrons ve MacKayla Lane arasındaki tutkuyu ve cinsel gerilimi o kadar güzel aktarmış ki..Sayfalar dolusu aşk sahnelerine değer bence..Onları okurken nefesiniz de kesiliyor..Birbirleri ile olan iletişimleri görülmeye değer pardon okunmaya değer.. Barrons'un türü ne vampir mi? melun mu? bir fae mi? bir karanlıklar prensi mi? anlayamıyorsunuz ki...Bu serinin 5.kitabı biteseye kadar böyle sürüyormuş. Hikayeden biraz bahsetmek istiyorum : MacKayla Lane sıradan bir güneyli genç kız.O gün telefon kız kardeşinin öldüğü ile ilgili haber gelesiye kadar sorunları ojesinin hangi ton pembe rengi olacağına,saç modelinin nasıl olacağı ile ilgili karar ibaretti... Hayatı o telefondan önce ve sonrası olarak ikiye ayrılmıştı...Kız kardeşi İrlanda Dublin'de hunharca öldürülmüştü,canından çok sevdiği hayattaki tek dostu ablası Alaine yoktu artık..Ablası ve kendisi ile ilgili bilmediği çok şeyler vardı..Önce gerçekte hiç olmayan varlıkları görmeye başladı bu yabancı şehirde araştırma yaptıkça ablasının sandığı gibi kaygısız tasasız bir hayatı olmadığını sıradışı bir hayat sürdüğünü keşfetti.Ablası ölmeden bir mesaj bırakmıştı..O mesaj üzerine ablasının ölümünü araştırmaya ve bunu ona yapanı bulup ödetmeye karar verdi ama nasıl? Yalnızdı yabancı bir ülkedeydi..Ve burada kimseyi tanımıyordu..Yaptığı araştırmalar yüzeysel ve yetersiz kalmıştı ablasının ölümünü inceleyen dedektif dosyayı kapatmıştı hiç bir şekilde onu tekrar açmaya ikna edemiyordu. Ama kararlıydı ne yapıp edip Alaine'in katilini bulacaktı.. ta ki Barrons Kitapevi ne yağmurlu bir günde yolu düşeseye kadar...Ama bu iş yerinin sahibi hiç de tekin bir adama benzemiyordu.. Sonunda onunla birlikte çalışmaya karar verdi..Barrons onun sıra dışı özelliklerini anlamıştı Mac'i uzun yıllardır aradığı tüm bu gizemli olayların sebebi olan Sinsar Dubh'u bulmak için işbirliği yapacaktı..Karşılığında da Mac'ı koruyacaktı.. Barrons olmasaydı Mac ne kadar yaşayabilirdi bilemiyorum neredeyse Fiona'dan koruyamıyordu..Fiona mı kim? Ama buna pek de sıcak bakmayan biri vardı Barrons'un yardımcısı Fiona Mac'ı ölümüne kıskanıyordu..Barrons ile aralarında özel bir şeyler vardı ama sanki o bu her neyse ona fazla anlam yüklüyordu...Barrons pratik adamdı yıılardır yardımcılığını yapan Fiona'yı işten atarken de tereddüt bile etmedi..Mac ile yapması gereken çok işler vardı..Önce Mac'in dış görünüşü değişti..O güzelim sarı saçları gitti yerine daha koyu ilgi çekmeyen saçlar geldi..Kıyafetindeki pembeleri neredeyse kaldırdı..Çünkü Barrons Pembeden nefret ediyordu.....Ama Mac ona doğum gününde güzel bir pembe pastada hediye edivermişti... İkilinin işbirliği bazen çok verimli olabilse de sık sık şüphe ve güven sorunundan dolayı sekteye de uğrayabiliyordu..Çok yerde Mac Barrons tarafında kurtarıldı isede iş sadece onunla bitmiyordu..Hikayeenin başından beri ona tecavüz edip önceleri seks bağımlısı haline getirmeye çalışıp sonra işbirliğine başvuran Vlane vardı..Barrons ve Vlane'i aynı sahnede göremezsiniz..Birbirlerine tahammül edemezler..Bir de şehre geldiği ilk gece ona yardım etmeyen ve Mac'in olagan üstü güçlerini bilen Rowena vardı baştan beri ona yardım etmemişti.. Mafya Rocky Banion,Lord Masters vs..gibi sıradışı kişler hep Mac'in yoluna çıkan kahramanlardı romanda.. Heyecan aksiyon bir an bile azalmadığı gibi bildiğimiz usta ,çırak ilişkisi içindeki Mac-Barrons ikilisinin ilişkileri gün geçtikçe daha ilginç hale geliyordu.. Ben bu seriye ait ne varsa daha sayfalarca yazabilirim..yazarın kalemine,kurgusuna hayran oldum..Ama çok sevdiğimiz şeylere ulaşabilmek için bazen beklememiz gerekebiliyor.. Duyumlarıma göre son iki kitap yani 4-5.Kitaplar Artemis'ten çıkacakmış..Benim unudum yağmurdan kaçarken doluya tutulmayalım.. Artemis Yayınlarıda umarım bu seri ile bizi acı çektirmeye üzmeye çalışmaz..Çünkü hislerim bu yayın evinin bizi üzeceği yönünde..İnşallah yanılırım.. Değişik bir fantastik seri ve içinde de tutkulu bir aşk okumak istiyorsanız bu seri tam size göre..Ben çok beğendim...TAVSİYEMDİR...Sakın Es geçmeyin...