
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Hatırla Sevgili (The Anetakis Tycoons, #1)
Bu hikayeyi cok cok sevdim. Yazarin bence ülkemizde yayınlanan en güzel romani. Sonlara dogru ise okurken gözyaslarimi tutamadim. Simdiye kadar Desire serisindeki en güzel roman di. Marley Jameson altı aydir eski patronu Chrysander Anetakis ile birlikte idi. Cok iyi giden ilışkileri vardı. O gün Marley o kadar dikkat etmelerine ragmen hamile kaldıgini farketmisti.sevgilisinin tepkisinden cekiniyordu. Gelecege ait planlar yapmamışlardi. Ama sevgilisinin asistaninin tuzagina düstü. Ve Chrysander onu evinden,hayatından kovalar şekilde atti.Daha ne oldugunu anlamadan bilinmeyen kişiler tarafından kacırıldi. Onun ihanetine inanan Chrysander istenen fidyeyi ödemedi. Bunun acısina dayanamayan Marley hafizasini yitirdi. Kim oldugunu,ne oldugunu unuttu Tavsiyemdir. Bu kitap bir seri 3 kitaptan oluşuyor..Ağustos ayında çıkacak olan Sana Değer de bu seriden ortanca kardeş Theron Anedakis'in hikayesi bu.. The Anetakis Tycoons Series, 1.Mistress ( Hatırla Sevgili ) 2.The Tycoon's Rebel Bride ( Sana Değer ) 3.The Tycoon's Secret Affair
Baskı: Hırçın Sevgilim (The Brides of Fortune, #3)
Hırçın Sevgilim-Nicola Cornick Nicola Cornick'in Hırçın Sevgilim The Brides Of Fortune serisinin üçüncü kitabı Goodreads puanı 5/3,57 idi benim puanım 5/4 güzel bir roman idi..Bu yazarı herkes sevmiyor biliyorum ama benim okumaktan zevk aldığım bir yazar yinede..Bu üçüncü kitap ile seri bitmiş bulunuyor fakat iki kitap daha görünüyorsa da onların yan kahramanlara ait olduğunu öğrendim... Bu macerada Dam vergisini işleme koyan Fortune's Folly'nin ileri gelenlerinden Sir Monty ve Tom kız kardeşi Elizabeth Scarlett'in hikayesi idi.Bu hikayeyi severek okudum.Diğer roman kadın kahramanlarından biraz daha hırçın gözü pek fettan bir kahramandı..Biraz da şımarık..Ama sevdiği erkek için yapamayacağı şey yoktu öyle ki tam da evliliğin arifesinde onu kaçırıp evlilikten vazgeçirmeye uğraşacak hatta kaçırmaya göze alacak kadar da cesurdu da.. Nat Waterhouse Elizabeth ile dokuz yıldır arkadaştı ona çok değer verirdi ama bu sefer ona göre fazla ileri gitmişti..Gerçekleşmek üzere olan evliliğnden vazgeçmesini istiyordu ona göre makul bir evlilik olacaktı sıkıntılarından kurtulacak karşılığında Kontluk unvanını evlenmek üzere olduğu Flora Mİnchin'e verecekti..Adil bir alışverişti ona göre..Ama Lızzie bu sefer gerçekten ileri gitmişti.onu hapsedip evlenmekten vazgeçirmek tam bir şımarıklık idi.. İşte tam da bu sahnede ateşle barut yanyana olmaz sözü yerine geliyor bu ateşli tartışmadan beklenmedik bir yakınlaşma doğuyor. Lizzie onu bilerek hatta oynayarak kontrolünü yitirmesine umulmadık bir yakınlaşma içine girmelerine yol açıyor.. Onu başka bir kadınla evlenme düşüncesi bunu ona yaptırtmış ona umutsuzca aşık olduğunu fark etmiştir.. Şimdi Nat büyük bir şok içerisinde Flora ile ertesi günün gerçekleşecek muhtemel evliliğin olamayacağını Lizzie ile evlenmesi gerektiğini düşünmekte ve şok içindedir..Ama sonuçta Lizzie'de zengindir maddi sorunları onunla evlenerek de çözebileceğini evliliklerini renkli de olabileceğini düşünmektedir..Sonuçta Nat pratik bir adamdır..Fakat Lizzie ise Nat'ın kendini sevmediğini ve korkunç bir hata yaptığını anlamış evliliğinin aşksız olma durumunu kabul edemeyeceğinden ondan kaçmaya karar verir.. Fakat gelişen olaylar sonucunda üvey ağabeylerinden öldürülmesi geride kalan ağabeyinin acımasızca evlenmemesi için namusunu iyice lekelemeye kalkmasına kıl payı Nat tarafından kurtarılır onunla evlenmeyi kabul eder..Ama değişen bir şey yine yoktur.Aralarında ki tutku Lizzie için yeterli değildir..O eski arkadaşlıklarını ,aralarındaki paylaştıkları sımsıcacık dostluğu aramaktadır..Fakat evlilikleri gerçekten bazı yönlerden renkli idi..Özellikle Lizzie'nin Nat'e kızdığı zamanlarda verdiği tepkiler her erkeğin kaldırabileceği kadar da masum değildi... Bu arada arkadaşları Laura ve Alice ise onçok değer vardiğini sevdiğini ama kendisinin fark etmediğinde ısrarlı idiler..Evet ilk iki kitaptaki Laura bu bölümde hamile Alice ise Miles ile yeni evlenmiş balayı aylarındalardı..Lizzi'nin üvey ağabeyi tarafından hamile bırakılıp kenara atılan Lydia 'da doğum için gün sayıyordu.. Güzel bir hikaye idi..Çeviri ve kapağı oldukça iyi idi..Kapak orjinaldi tabii ki..Yayınevi bu seriyi aynı çevirmen ile çevirtmesi oldukça iyi bence..Esra Doyuk bence oldukça başarılı bir çevirmen.. Değişik bir tat alıyorum Nicola Cornick'ten diğer historical yazarlarına göre daha az romantik ama daha gerçekçi yazıyor bence..Okuyacak arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar dilerim...
Baskı: Sensiz Olmaz (Chicago Stars, #3)
SEP,SEP bu nasıl bir kalem gücüdür..Eskiden söylüyordum yine de aynı fikirdeyim...İyi bir çeviri ile Susan Elizabeth Philips ne yazarsa yazsın okurum..Yazdığı hikayeyi kurgularken yazar oya gibi işliyor o kesin..O ne mizah gücü ne romantizm hele o diyaloglar..Sanki seri ilerledikçe daha da iyi yazıyor yazarımız..Kesinlikle bu hikayenin benim böylesine etkileyebileceğini düşünmemiştim..Hikayenin sonundaki aile birliğini yansıtan sahnede çok duygulandım.. Bu yazarı kesinlikle okumalısınız bence..Ve Pegasus Yayınları lütfen bu serinin arasını fazla açmayın..Fazla ara vermeyin seri okumak bize işkence değil zevk vermeli.. Çeviri bence muhteşemdi kitap akıyordu sayfaları nasıl çevirdiğimi anlamadım bile..Bir önceki kitapda yan karakterlerin hikayesi de vardı bu hikayede bu da ayrı bir tat kattı romana..Romandaki yan karakterler erkek kahramanımız Cal Bonner'in annesi ve babası idi.. Çocuk yaşta birbirleri ile evlenen bu çiftin hikayesi de çok çarpıcı idi.Cal'ın annesinin kocasına destek olmak için okulun önünde kurabiye satması çok etkileyici idi..Yıllar geçtikçe sorunları içine gömen bu güçlü kadın kocasına karşı içine kapanmıştı ve yıllar geçtikçe biriken damlalar gibi o da dayanamadığı bir noktaya gelerek kocasını terk edip annesinin yanına taşınıyordu..Ne yapacağını bilemeyen Jim karısını geri istiyordu.. Ve Kadın kahramanımız bir fizik profesörü ikili ilişkilerde güzel olsa da pek başarılı değil.Daha önce beş senelik bir ilişki yaşamış ama bu ilişki bittiğinde de çok üzülmemiş bir kadın..Ama her nedense yaşlandığını düşünüyordu..Çocuk sahibi olmak istiyordu ama bir erkek yani koca istemiyordu hayatında.Ama sperm bankasından da ihtiyacını karşılamak istemiyordu.Çünkü oraya örnek verenlerin çoğu üniversite öğrencisi gençlerdi onun da IQ'su çok yüksekti..Çocupunun ucube olmasından korkuyordu..Aptal bir erkek bulmalıydı..Tam da bunları düşünürken kapı komşusu imdadına yetişti.. Jodie Pulanski onun tek merakı vardı Stars takımındaki futbolcuları tavlamak istediği Kevin Tucker'dı onu istiyordu..Böylece doğum günü gelen Cal Bonner'e hediye vermek isteyen arkadaşları onun sevgilisinden ayrıldıktan sonra uzun zamandır hiç bir kadın ile ilişkiye girmediğini biliyorlardı..O yüzden ona Klas ama basit olmayan bir kadın bulmak istiyorlardı..Jodie'nin aklına birden Jane gelir ve anlaşma yapar Kevin Tucker karşılığında O da Cal'a Jane'i ayarlayacaktır.. Jane'i bu konuda ikna eder ve planlar yapılır.. Ve Fizik Profesörü Jane Darlington Profesyonel futbolcu Cal Bonner'e pembe kurdela ile hediye edilir...Veee sahne başlarrrr..Olaylar çığrından çıkar...Jane'in oyunları ile yaşanan ilişki sayesinde Jane hamile kalmayı başarır ama Cal'ı rahatsız eden bir şeyler vardır..Her nedense bu sarışın kadın aklından çıkmıyor ve olayın gelişmesinden onu huylandıran bir şeyler olmuştur..Ve aptal yerine de konmak hiç hoşuna gitmemiştir..Bu hediyeyi ayarlayan Jodie'yi sıkıştırrarak her şeyi öğrenir ve çok sinirlenir... Bundan sonra Jane ve Cal arasında aylar sürecek bir savaş başlar..İkisininde vaz geçmek gibi bir niyeti yoktur..Cal bir yandan kendi sorunu ile ilgilenirken bir yandan da takım içinde Kevin Tucker ile arasındaki savaşa , anne ve babası arasındaki problemlerle de ilgilenmek zorundadır.. Ne diyebilirim bence SEP (Susan Elizabeth Philips) tam bir kurgu sihirbazı..Romantik komedi film ve romanlarından hoşlanıyorsanız..Bu yazar tam size göre bence..SEP'i okumanadan romantik kitap okumayı seviyorum demeyin..Beğenmezsenizde sıkılmayacaksınız..Tavsiyemdir..
Baskı: Seninle Bir Gece
Müthiş bir hikayedi..Ne diyebilirim ki Sophie Jordan mükemmel yazıyor.Belki kurgu basit gelebilir ama o duygu yoğunluğunu ve betimlemeleri o kadar güzel veriyor ki yazar gözünüzün önünde o sahneyi çok kolay canlandırabiliyorsunuz..Özellikle çeviri bence harika idi çünkü kitabı elime alıp bırakamadım..Kitabın nasıl bittiğini anlayamadım bile.. Lady Jane Guthrie hanımı olduğu evin kocası öldükten sonra çocuğu olmadığı için hizmetçisi konumuna düşmüştür..Kocası ile mutlu evliliği olmayan Jane kocasını kendi yatağında hizmetçi ile yakaladıktan sonra evliliği formaliteye dönmüşse de onun başka kadından çocuğu olması yüzünden kendini kısır olarak görmektedir.. Kocasının ilk karısından olan oğluna kalan mirası yönetmek o reşit olasıya kadar kayın biraderi Desmond tarafından yönetilmektedir Jane onun çocuklarına dadılık etmekte eltisinin ve şımarık çocuklarınız kaprislerine katlanmaktadır....Bu arada Desmond uzun zamandır Jane'nin peşindedir..Onu elde etmekten hiç vazgeçmemiştir.. Tüm bu olanlardan bunalan Jane bir gecelik özgürlük için maskeli baloya gizlice katılmaya karar verir..Orada kendi olmadan sınırsızca eğlenmeyi deneyecektir..Onu destekleyen arkadaşları ile birlikte gider ve orada 16 yaşından beri aşık olduğu erkek St.Claire Kontu Seith Rutledge ile karşılaşır.Seith ile çok iyi arkadaş olan Jane umutsuzca ona aşık olmuş aşkını kalbine gömmüştür..Çünkü Seith ablası Madeline'ya aşıktır..Ama Madeline bir kontun o zamanlar ikinci oğlu olan Seith ile evlenmek yerine yaşlı bir Dük ile evlenmeyi tercih etmiştir..Bir de kız kardeşinin kaza ile kör olması bu olaydan kendini sorumlu tutan Seith yurt dışına savaşa gider.Babasının ölüm haberini alsada hemen dönmez ..Fakat döndüğünde ağabeyinin de öldüğünü öğrenen Seith hiç istemediği unvanın kendine kaldığını öğrenir..Bundan böyle kör olan kız kardeşi Julianne ile birlikte yaşayan Seith'in amacı varis edinmek ve kardeşine başına bir şey gelirse bakması için tekrar evlenmektir.. İşte yıllar sonra Jane ile bu şartlarda karşılaşırlar ama yüzünde maske olan Jane'i tanıyamaz..Jane ise sevmekten hiç vazgeçemediği ilk aşkını karşısında gördükten sonra ondan kaçsada olaylar ikisinin yollarını kesiştirir.Seith onun kim olduğunu bilmeden Jane'e tutulur..Normal kimliği ile de yolları Seith ile kesişen Jane ondan kaçmaya çalışssada bunda pek başarılı olamaz..Ve başka bir gece tekrar dışarı kaçar sahte kimliği ile onunla umulmadık derecede yakınlaşır..Bu yakınlaşma onun sandığı gibi tek seferlik olmaktan öte olacak kendini umulmadık olaylar zincirinde bulacaktır.. İkisi de geçmiş ile birbiriyle hesaplaşırken gelgitleri duygu karmaşaları ve olaylar ile birbirlerinin kollarına daha da savrulacaktır.. Biraz kül kedisi masalı tadı vardı bu romanda.Çok keyif alarak okudum..Okuyacak olan arkadalarıma keyifli okumalar dilerim...
Baskı: Aşka Yelken Açanlar (Warenne Dynasty, #7)
Orjinal Adı A Lady At Last Olan Aşka Yelken Açanların Goodreads puanı 5/4,04 Benim 5/5 Kitabı okurken ayaklarım yerden kesildi.Bu kadin harika yazıyor. Aska Yelken Açanlar tam da ismine uygun bir konusu olan bir roman idi De Warren erkeklerinin en kücük ele avucu sıgmaz oglu Cliff De Warren'in hikayesi idi.. Jamaika adalarından Korsan kızı Amanda Carre Cliff'in hayatına fırtına gibi girdi. Girdigi andan itibaren ikilinin arasindakı olaylar hızını hiç yitirmeden devam etti. Amanda Cliff'in hayatına giren diger kadınlara benzemiyordu. Egitimsiz ve cok genç kurt denizci icin cok deneyimsizdi. Ama çok cesaretli ve kural tanımaz bir genç kızdı.. Eski donanmacı subayı olan babasının tek kızı idi.Babasından başka kimsesi yoktu..Annesini hiç bilmiyordu..Aslında asil bir kadın olan annesinin terk ettiği gayrimeşru bir çocuk idi..Babası gerçeği ondan üzülmemesi için saklamıştı..Ama gel gelelim işler planlandığı gibi gitmez bir suçtan mahkum olmuştur ve asılmak üzeredir.. Babasının asılmasını önlemek icın Koloninin valisine giden Amanda orada Cliff De Warren ile karşılaşır..Önceleri ufak bir kız sandığı Amanda'nın bir genç kız olduğunu farketmek ondan etkilenmek Cliff gibi howarda için alışılmış şey değildi..Ama genç kızın yapmak üzere olduğu şeyi önlese de kızın geleceği yine de şüpheli idi.. Amanda'nın babasının asıldığı sahne çok dokunaklı idi.Cliff eski dostuna kızını korutup kollayacağına söz vermişti..Plan basitti Amanda'yı İngiltere'de yaşayan annesinin yanına götürecek ona teslim edecekti..Ama plnlar tutmaz Amanda ile birlikte yaptıkları yolculuk güzel olduğu kadar tehlikeli idi ..Çünkü aralarındaki cekim gittikçe artarak devam ederken arkadasi olan Carre'ye onu koruyacagına dair söz vermesi isin rengini degistiriyordu.. Birlikte fırtınalara bile göğüs gerdiler korsan kızı olan bu vahşi genç kız için gemicilik çocuk oyuncağı idi..Ama İngiltere'deki sosyeteye ve annesinin karşısına çıkmak için tabii ki yeterli değildi.. Yazarin kalemi müthis idi. Hikayenin anlatimı,cevirisini cok begendim kitap akıyordu.De Warren erkeklerinin sevdikleri zaman neler yapabileceği ünlü inatları ve amansızlıkları Cliff'tede vardı..Bazı sahneleri bana Judith Mcnaught'un Sonsuza Kadar kitabını anımsattı..Amanda'yı evlendirmek için liste halinde hazırlanan taliplar Cliff'in bunu beğenmemesi ve taliplarden deli gibi kıskanması aklıma Jason'ı getirdi ister istemez.. Pegasus Yayinlarina cok tesekkürler bu kadar basarılı bir ceviri ile bize kitabi sundugu icin. Son zamanlardaki en basarili historical romanlarından idi. Yazari hala okumadısaniz cok sey kaciriyorsunuz. Kitap da gelecek hikayenin kahramanlarıda Rex De Warren ile Karizmatik Tyrell De Warren'in eski nisanlisi Blance Carrinton arasinda olacak gibi. Umarım o hikayeyi arası fazla acilmadan okuruz. Okuyacak olanlara simdiden keyifli okumalar.
Baskı: Nehrin Sonu
Bu kitabı herkesin okumasını istiyorum..Yıllar önce Kelebek yayınlarından çıkmış ilk Nora Roberts Kitabı Nehrin Sonu..Her şey var bu hikayede aşk,cinayet,hırs,ihtiras ve aile ilişkileri içinde harmanlanmış muhteşem bir hikaye.. Romanda çok ünlü film yıldızı olan annesinin annesinin hayalet tarafından öldürülüşünü gören dört yaşındaki bir kız çocuğunun olayın etkilerinin hayatını nasılda etkilediğini görmek beni çok derinden etkiledi..Cinayet zanlısı olarak babası baş şüphelidir..Aynı gece hem annesi hem babasından olan bu küçük kız olayın tek tanığıdır...Bu tip bir olayı normal bir insan bile üstünden atamazken küçük kız Olivia için hayat hiç de kolay olmayacaktı.. Ve Noah o gece Olivia'yı saklandığı yerden çıkaran Frank Brady'nin oğlu idi..Polis çocuğu idi bu olay babasını çok etkilemişti..O da televizyonda gördüğü dört yaşında gazetecilerin karşısında kulaklarını tıkayıp korkan o ufacık kızı hiç unutamayacaktı.. Olay olduktan sonra babasını annesini hiç göremeyen Olivia büyük annesi ve büyük babasının korunaklı yuvasında izole olmuş bir şekilde yaşamaya başlasa da olayın etkilerinden kurtulması kolay değildi.. Geçen yıllar içinde yolları Noah ile yolları kesişen Olivia'nın ilk aşkı NOah'tı kalbini kıran da o olur..Yıllar geçse başka hayatlara savrulsalar da birbirlerini hiç unutamayan bu iki genç insanın yollarını kesiştiren Olivia'nın babası Sam Banner olur..Aradan yirmi yıl geçmiştir..Noah gerçek cinayetleri araştırıp yazan bir yazar olmuştur..Sam onu arayarak cinayeti yazmasını ister ölmek üzeredir son arzusu hapiste değil dışarıda ölmektir..Kızını o yıllar içinde hiç görmemiştir..Noah'da yıllar sonra OLivia ile tekrar görüşmek ve araştırma arzusu ile bu teklifi kabul eder..Ama işi hiç kolay değildir... Yıllar önce Olivia ile arasında olan olay yüzünden bu işe biraz çekinerek de baksa onu tekrar görmek onu çok da heyecanlandırmaktadır..Babası artık emekli olmuştur bu olay ile ilgili kitap yazmasına pek de olumlu bakmamamktadır..Ona göre herkes yeterince acı çekmiştir... Baştan sona kadar kitabı merak içinde katil kim diye okudum..Katili baştan tahmin ettim sandım ama yazar beni tam anlamı ile ters köşeye yatırdı..Ve çok etkileyici bir final...Her şey film gibiydi sanki film seyrediyordum..Bu kitabın tekrar basımını yapılamamsı çok büyük bir eksiklik...Bence bu kitabı herkes okuyabilmeli..Tavsiye ederim..
Baskı: Bataklıkta Gece Yarısı
Orjinal adı Midnight Bayou olan Bataklıkta Gece Yarısı Goodrads puanı 5/3,92 Benim puanım 5/5 daha fazla puan olsaydı onuda verirdim.Müthiş bir kurgu müthiş bir duygu sağanağı vardı bu romanda..Reankarnasyon ile ilgili harika bir romandı..Daha önceden Anya Seton'un Yeşil Karanlık isimli romanını okumuştum Reankarnasyon ile ilgili ve çok da beğenmiştim.. Bataklıkta Gece Yarısı'da en az onun kadar güzel hatta daha alıcıydı diyebilirim.. Romanın erkek karakterine vuruldum diyebilirim kafasına koyduğunu yapan çok kararlı bir erkek..Evlilik Arifesinden evliliğine haftalar kala vazgçmiş ve mesleğinide bırakarak kendine bambaşka bir yol çizmiş bir genç adam.. Kadın Kahramanımız ise erkeklere dizginlerini kesinlikle vermeyen hayatının yönetimin çok genç yaşlarda eline almış çok güçlü bir karakter..Angeline Simon,en sevdiği kiş tarafından küçük yaşta iken kalbi kırılması da böyle olmasına neden olmuş..Erkekleri seviyor ama kendi kuralları ile.. Declan hayatını kökten değiştirmeye karar verdiğinde New Orleans'ta könhe ve çok eski Manet Malikanesini satın alır..O malikaneyi kendi elleri ile restorasyon işine girişir..Angelina ilede komşu olur.. Fakat malikeneyi daha önceden satın alanlar malikanedeki meydana gelen garip olaylar yüzünden yerleşmeden ellerinden çıkarmışlardır..Tadilat işlerine başladıktan sonra garip olaylar meydana gelmeye başlamıştır..Araştırmalarında bu malikanenin sahiplerinin garip şekilde öldüğünü ve kardeşlerden birisinin karısının garip şekilde kaybolduğunu öğrenir..Komşusu Angelina ile de arasında çok kuvvetli bir çekim oluşmuştur..Aralarındaki oluşan duygusal bağ gün geçtikçe kuvvetlenir..Declan bu ilişkiyi daha da ileri taşımak istesede Angelina'nın buna pek niyeti de yoktur.. Malikanede devam restarasyon sırasında ikisi de birlikte iken malikenin eski günlerine ait sahneleri görmeye başlamışlardır...Bu da araştırmayı daha da derinleştirmelerine sebep olur.. Çok güzel müthiş bir hikayedi..Çeviri edit kusursuz idi diyebilirim..Romanı elimden bırakamadım...Tavsiye ederim...
Baskı: Sen Kimseyi Sevemezsin
Harika bir historical romandı..Yazarın ilk romanı Aşkına Talibim beni her ne kadar hayal kırıklığına uğrattıysa da yazarda yine de görmüş olduğum ışıltılar vardı..O yüzden yazara bir şans daha vermeye karar verdim... İlk önce roman 1.Elzabeth zamanıda geçiyor onu söylemeliyim..Ülkesi için casusluk ve korsanlık yapan Thomas Wwentworth'ün kaderi Fia ile umulmadık bir zamanda karşılaştığında herşeyi altüst oldu.. Önceleri hizmetçi sandığı Fia'nın çekim alanına bir anda giren Thomas kendini umulmadık maceralar ve tutku yumağında bulur..Casusluk yapmak için geldiği Klan beyi MacLean ile karşılaşması ile birlikte kendini bir anda çok tuhaf ama bir an önce kurtulmak istediği bir evliliğin içinde bulacaktır.. İkili her ne kadar birbirlerinden kaçmaya çalışırsa çalışsı birbirlerini mıknatıs gibi çekiyordu..1.Elizabeth döneminde geçen bu romanda İskoçların sabık Kraliçesi Mary'nin kocasının katili ile evlenmesi üzerine kurulu bu olaylar yumağı ve Thomasın görevinin içeriği ile ilgili çok sıradışı nedenlerin geçmektedir. Thomas ve Fia ise bunu öğrendiklerinde birbirlerine güvenmenin ve aşklarının önemini de anlayacaklardır..Onları ayırmak isteyenler karşı da savaşacaklardır.. Daha fazla detay vermeyeyim..Okurken bir an bile elimden bırakamadım..Yazar herşeyi o kadar güzel kurgulamış ki sizin yapmanız gereken kitabı açıp okumaya başlamak...Kendinizi bu macer ve tutku dolu hikayeye teslim etmek..Gerisi geliyor.... Fotoğrafı Etik
Baskı: Pembe Cadillac
Pembe Cadillac.Susan Mallery Uzun zamandır böylesine keyif verici ve komik bir kitap okumamıştım...Romatik komedi tarzındaki bu kitabı okurken bazen düşündürücü bazende kahkahalarımı atmadan duramadım..Bazı anları isi çok romantik idi..Erkek kahraman Kevin Harmon için romantik demek biraz hayalcilik olurdu.. Ama hayatına bomba gibi giren ve uzun zamandır korunaklı bir hayat sürmüş Haley Foster Kevin'in hayatını kökten değiştirecekti..Haley ise muhtemel bir evliliğe zorlansa da bu fikir ona bir yerlerde yalnış geliyordu o yüzden Rahip olan babasına haber vermeden Nişanlısı Alan ile evlenmemek için kaçar..Hayatı hakkında vermesi gereken kararlar ve bir anlamda da kendinive hayattan ne istediğini bulmak zorundadır..Kevin ise o gece barda karşılaştığında hayatını gözde geçirmekteydi..Bir şeylerin yalnış gittiğini ve değiştirmesi gerektiğini düşünüyordu..İşte ikili bir barda karşılaştıklarında hayatları tam da bu şekildeydi.. Ama Haley'in şimdiye kadar sürdürdüğü korunaklı hayat onu çok savunmasız bırakıyordu..Kevin'de onunla her ne kadar ilgilenmek istemese de sonunda dayanamaz tamda başı belaya girerken müdahale eder..Onu olası daha büyük tehlikeli durumdan kurtarır..Ve o geceden sonra ikilinin hayatı neredeyse birbirine bağlanır..Kevin onun güzelliğnden ve saflığında gün geçtikçe daha çok etkilenirken,Haley'de Kevin'in hayallerindeki romantik prens ile özdeşleştirir...Güzel ve sesevimli bir hikaye idi..Okurken hiç sıkılmadım aksine çok eğlendim..Tavsiye ederim...
Baskı: Alacakaranlık
Nora Roberts'in kaleminden ilk defa bir historical roman okudum..Kitap su gibi akıyordu desem hani abartmış olmam kesinlikle..Kitabı elimden bırakamadım..Çevirisi bence mükemmel idi..Çünkü kitap akıyor idi.. Yıl 1745 Yer İskoçya ünlü isyan hareketinin başlangıcı..İskoçlar tahta Stuart Hanedanında Charles'i getirmek için isyan ederler..İşte roman tam bu atmosferde Kuzey İskoçya'da geçiyor.. Romandaki kadın karakter Serena(Rena) MacGregor Erkek Karakter ise yarı İskoçyalı Lord Ashburn-Brigham Langston hikayeleri müthiş idi.Brigham Cold MacGregor ile geldiği bu topraklarda bu isyanın mimarlarından olacaktı..Gregor ailesinin büyük kızı ile karşılaştığında ise neye uğradığını şaşırdı Serena'nın İngilizleri sevmemesinin nedenini anlayamıyordu aralarındaki çekişme ise bitmek bilmediği gibi çekimi de gün geçtikçe artırıyordu..Romandaki aile sıcaklığını yazar o kadar güzel işlemiş ki sanki ailenin bir ferdi gibi hissediyorsunuz kendinizi.. İkilinin arasındaki aşk ve tutku,dönemi yazar o kadar güzel anlatmış ki hayran oldum..MacGregor ailesinin sırrı vardı bir de annelerinin sırrı..Serena'nın İngilizlere olan nefretinin en büyük sebebi idi bu sır..Serena'nın inadı Brigham'ın kararlılığı karşısında fazla dayanamadı sonunda..Güzel bir historical roman idi..MacGregorların atalarının hikayesini severek okudum..Bence Nora Roberts daha fazla historical yazmalı idi..Tavsiye ederim..
Baskı: Kane ve Abel
Kane ve Abel Jeffrey Archer.. Romanın Goodreds puanı 5/4,19 Benim puanım 5/5 bir şahaser idi...Keşke böyle romanları daha sık okuyabilsek.. Romanı bitirdiğimda aklıma gelen ilk şu oldu..Şimdiki yazarların yakaladığı bir konuyu nasıl da uzatarak yazdığı 15-16 kitaplık seriler yaptığı...Bu hikayeden en az 10 kitaplık bir seri çıkardı hiç abartmıyorum.Normal puntoluk bir kitap olsaydı sayfa sayısı 700-800'i bulabilecek bir kitap idi..Hikayede öyle..Başladığımdan bitimine kadar bitmesin diye yavaş yavaş hani şöyle sindire sindire okudum ama ne yazık ki bitti...Devam kitabı Miras'ıda almıştım..Onu sonra okuyacağım..Şunu belirtmeliyim ki Kane ve Abel kitabını okumayan çok şey kaçırır.. Romandaki iki çocuk Kane ve Abel aynı gün aynı saatte biri Polonya diğeri Amerika'da dünya da doğdu..İkisinin de yetiştiriliş tarzları ve aile yapıları apayrı idi.. Wladek Koskiewicz diğer adı ile Abel Rosnovski Polonya'lı bir Baronun gayri meşru oğlu idi.William Lowell Kane isi Boston'lu bir bankerin tek oğlu..Wiiliam babasının yerini alması için gerektiği şekilde yetiştirildi..Hayatı öyle çok kolayda olmazsa da Abel'e göre daha iyi ortamda geçti..Ama Abel Rosnovski'nin hayatı tam bir dramdı..Hayatta kazandığı her şeyi tırnakları ile kazıyarak elde etmişti..Çok çalışmıştı.İkilinin yolları Amerika'da içki yasağı zamanında kesişti..Garson olarak çalışırken şans bir anda yüzüne güldü ve büyük bir otele müdür oldu..Ama Amerikan Tarihindeki 1929 yılındaki ünlü ekonomik kriz ikiliyi o zaman karşı karşıya getirdi..Kane ne yaptısa Abel'in oteline maddi desteği banka yönetim kurulunda sağlayamadı...Abel bunun faturasını Kane'e kesti ve kini hiç bitmedi yıllarca sürdü diyebilirm ki ikilinin ömrünün sonuna kadar da bitmedi.. Değişik zamanlarda hep karşı karşıya geldiler..Birbirleri ile rekabet ettiler..Abel'in gözü hırstan dönmüştü..O ünlü borsa krizinde kendisine el altından destekleyenin William Lowell Kane olduğunu çok uzun seneler sonra öğrenecekti.. Gün geldi ikisinin de çocukları oldu..William hayatının aşkı Kate ile evlendi.Sevdiği tek ve taptığı tek kadındı Kate .Abel'in aşk ile işi yoktu tek aşkı kızı Florentyna idi..Yıllar önce ana vatanında ölen kız kardeşinin adını vermişti ona..Ama o çok sevdiği kızı dünyada başka erkek kalmamış gibi William'ın oğlu Richard Kane'e aşık olur..İki genc aileleri tarafından aforoz edilmeyi göze alırlar..İşleri hiç kolay değildir.. Evet bu hikayeden kitaplar ile dolu müthiş bir seri çıkabilirdi..Ama yazar iki kitap ile yetinmiş..Dolu dolu bir roman..Elinize alıp bırakamıyorsunuz..Aşk,hırs,kin,entrika,vefa her şey var bu yazarın romanlarında.. internetten yaptığım araştımalar sonucunda bu kitabın aynı isimle 1985 yılında dizisi de çekilmiş..Bizim televizyonlarda oynamadı diye hatırlıyorum..Keşke sayredebilseydim..Ama kitabı okuyabildiğim için kendimi çok şanslı addediyorum..Tavsiye ederim..Muhakkak alıp okumalısınız:))
Baskı: Yüreğimdeki Aşk Kıvılcımı
Müthiş bir yazar müthiş bir anlatım gücü..Önce Aşkın Büyülü Mucizesi sonrada Yüreğimde Aşk Kıvılcımı iki kitabı birbirinden ayıramadım çok beğendim..Muhakkak takip edeceğim bir yazar olacak. Orjinal Adı : Star Gazing olan Yüreğimdeki Aşk Kıvılcımı Goodreads Puanı 5/3,71 Benim puanım 5/5 keşke daha fazla puan olabilseydi.... Yazarın kalemi müthiş günümüz aşklarını duygu sağanağı ile hayat veriyor..Historical romanlarda bulabileceğimiz bir romantizm var kaleminde..Özellikle en ümitsiz anınızda karşınıza çıkabilecek aşkları çok iyi işliyor..Okuduğum iki romanında da ikinci şansı işliyordu yazar..Hikayeyi iki kişi gözünden aktarıyordu yazar.Çok akıcıydı sayfalar nasıl aktı anlamadım bile. Bu romanda ise görme özürlü bir kadının hikayesi vardı. Marianne Fraser genç yaşta kocasını kaybetmiş bir kadındı kocasını kaybedeli on sekiz yıl olmuştu.Sıra dışı yazar olan ablası ile yaşıyordu..İkiside orta yaşlarını sürüyorlardı...Marianne kocasını kaybettikten sonra aşkı beklemiyordu.Ama hayat sürprizlerle doludur,çoğunlukla hiç ummadığınız zamanda beklemediğiniz bir anda aşk kapınızı çalıverir...İşte Keir ile karşılaşmaları böyle bir zamanda oldu...Keir sıra dışı gizemli bir adamdı..Olağan dışı gücü yüzünden karşı cins ile ciddi ilişkileri olamamıştı.Tanışmaları arkadaşlıklarının evreleri çok güzeldi. Özellikle ona yaptığı tasvirler çok özeldi.Kendi yaşadığı adaya onu götürüp adadaki yıldızları tasvir etmesi müthiş olağan üstü idi..Birbirlerine nasıl bağlandıklarını anlamadılar bile...Marianne'nin adada yolunu kaybedip bir görme özürlünün yaşadığı zorlukları sergileyen sahne beni çok etkiledi.. Bir de Marianne'nin sıra dışı ablası vardı vampir romanları yazıyordu.Onun hayatı ve aşkları özellikle yardımcısı ile yaşamaya başladığı aşkı çok çarpıcı idi..Roman baştan sona kadar gerçek hayatın acıları ile birlikte aşkın sihiri ile süslenmişti..Dediğim gibi çok beğendim okumakta çok geç kaldım ama kendime tam anlamı ile Linda Gillard ziyafeti çekmiş oldum.. Günümüzde de böylesine özel aşkların yaşanabileceğini okumak isterseniz tavsiye ederim..İmkansızı başarmak zor değil...
Baskı: Aşkın Büyülü Mucizesi
Aşkın Büyülü Mucizesi - Lİnda Gillard Orjinal Adı Emotional Geology olan Aşkın Büyülü Mocizesinin Goodreads Puanı 5/4 Benim puanım 5/4,5 Çok beğendim bayıldım desem az söylemiş olurum Linda Gillard'ı ilk defa okuyorum ayaklarımı yerden kesti..İki yaralı yürek iki tarafında büyük acıları hesaplaşmaları olan bir kadın ile erkeğin hayat ile mücadelesi..Kitabı elime bakmak için aldım başlarda biraz sanki bir durağanlık varsa da hikaye 15-20 sayfada birden açıldı elimden bırakamadım.Müthiş bir dram vardı,ihanet vardı,sevgiye hasret iki kişi vardı geçmişin hesaplaşmaları vardı..Bu roman ikinci hatta üçüncü şans fırsatını yakalamış bir erkek ve kadının hikayesi.Abartmıyorum okurken içim buruldu..İki tarafın da yaraları oldukça derindi..Rose en sevdiği iki kişinin ihanetine uğramış artık orta yaşlı bir kadın..Calum sevdiği kadını tarjik bir şekilde kaybetmiş bir erkek Rose'dan biraz küçük..İmkansız bir aşk gibi görünse de aşk hep imkansızı aramak değilmidir..İkisinin de korkuları vardı.Ama Rose depresif bir rahatsızlıktan yeni iyileşmek üzere olsa da hala hastalığının etkilerini yaşıyor ilaç almamak için mücadele ediyordu. Calum ise dağcılığı bırakmış bir öğretmen idi.. Şiirler yazıyordu kitapları basılmıştı..Rose ise Tekstil dokumadan resimler yapıyordu bu sanatçı iki kişinin aşkı da o kadar güzel idi..Daha fazla anlatıp kitabın tadını kaçırmak istemiyorum.. Tavsiye ederim..Okuyun..O sihirli aşkı hissedin...
Baskı: Kelebek (Butterfly Trilogy, #1)
Kelebek Kathryn Harvey BUTTERFLY Üçlemesinin ilk kitabı olan orjinal adı Butterfly olan Kelebek romanının Goodreads Puanı 5/4,19 Benim puanım ise 5/5 muhteşem bir kitap idi..Kapağından çevirisine kadar..Son zamanlardaki vasat kitaplardan sonra rahat bir nefes aldırdı.. Uzun zamandır beni böylesine film gibi etkileyen bir kitap okumadım. Öyle ki yıllar önce TRT'de Best Seller romanlardan uyarlanan o şahane dizileri anımsattı bana..Umarım bu serinin dizisi çekilir.. Hikayeden öyle romantik bir aşk hikayesi bekliyorsanız aldanırsınız..Hikaye tam anlamı ile bir hayat dersi sunuyordu bize..Hayatın gerçeklerinden tutun da,kadınların erkeklerden nasıl bir beraberlik beklediğine kadar her şey vardı bu romanda..Hemen belirteyim erotik bir hikayede değil..Tam bir hayat dersi veriyor bu kitap..Yazarın anlatımını çok sevdim beğendim..Akıyor hikaye elinizden bırakamıyorsunuz... Hikaye kadın kahraman Rachel Dwyer'in trajik öyküsü idi.14 yasından beri başına gelmeyen kalmamıs ailesinden kopmak zorunda kalmıstı. Ailesinden ayrıldıktan sonra karşısına cıkan Danny Mackay. En umutsuz zamaninda karşısina cıkan bu yakışıklı genç adam onu çok zor bir durumdan kurtardi Rachel'de ona o an aşık oldu. O kadar ki onu eli ile teslim edip fahişelik yapmasına bile sesini cıkarmadi. Rachel güzel degildi belki ama sevgi doluydu yüregi,becerikli ve akilliydi da. Bir gün bu isi bırakip Danny ile yeni bir hayata başlamayi ve çocuklarının olmasıni hayal ediyordu. Ama Danny 'nin planlarında Rachel hiç yoktu. O sadece küçük bir basamaktı onun icin. Rachel onun gercek yüzü ile tanıstıginda ise yemin etti intikam icin yasayacakti. Danny'i yıllarca izledi o intikam saati icin yasadı..Ona en yüksekten uçuruma indirmeye yemin etmişti..İşte bu Kelebek Klubü de onun için harika araçtı..Kimse bu kulübün sahibini kim çalıştırdığını bilmiyordu..Kulübün ana amacı Danny Mackay'ı mahvetmek için kurulması idi. Bu kulübün hizmetlerinden kadınlar faydalanıyordu..Daha fazla detaya girmek istemiyorum gerisini siz okuyun.. Harika bir romandı müthiş bir konusu ve kurgusu vardi. Tavsiye ederim..Biraz değişik bir kitap okumak istiyorsanız tam size göre bir hikaye... Butterfly Trilogy Üçlüsü 1.Butterfly (Kelebek) 2.Stars 3.Private Entrance
Baskı: Tutsak Yüreğim (Tudor Gülü Üçlemesi, #1)
Tudors Gülü üçlemesinin ilk kitabı Tutsak Yüreğim'in Goodreads puanı 5/3,71 Benim puanım 5/4 çok beğenerek okudum..Aslında bu Tudors Hanedanı zamanını işleyen kitapları okumaktan sıkılmıştım.Uzun zamandır da ara vermiştim.O yüzden bu kitabı okumakta bu kadar geciktim.. Kitabın başlarında biraz sıkıldım ama sayfalar ilerledikçe kitap beni kendine bağladı o büyülü ortama beni çekti..Hikayeyi beğendim.Fakat erkek kahraman Stephen çoğu yerde beni gereksiz yere sinir ettiğini belirtmeliyim.Önceki evliliğindeki yaşadığı sorunları yeni evliliğine olduğu gibi taşıması o sorunları aşamaması.. Juliana'nın gizemli geçmişi ailesinin gözlerinin önünde katledilişi..Çingenelerin yanına sığınması onlar ile kendine yeni bir ülkede hayat kurması çok güzeldi..İkilinin karşılaşmaları.O kadar pisliğin içinden bir kuğuya dönüşmesini çok sevdim..Bu kitabı okumakta geç kalsam da serinin ikinci kitabı Stephen'in oğlu Oliver'in hikayesi olacak sanırım.Onu da okumak istiyorum..Yazarın anlatımını kalemini sevdim.Kitap çok akıcı idi. Bu da çevirinin başarılı olduğunu gösteriyor..Hala okumayan varsa tavsiye ederim...
Baskı: Aşk Tanrıçası (Tanrıça, #5)
Aşk Tanrıçası P.C.Cast Goodreads puanı 5/4,01 benim puanım da ve ilk defa 5/4 Aşk Tanrıçası kitabı sayesinde P.C.Cast ile tanışmış bulunuyorum. Hem fantastik hem aşk hem de mizahi yönü bol olan bir kitap idi.Severek okusam da sanırım serinin sonundan okumaya başlamamın etkisinden olacak hikayeye giremedim bir türlü..Ama beğenerek okudum.Kahramanları sevdim.. Özellikle Aşk Tanrıçası Venüs'ün yardım ettiği sıradan sönük Pae Chamberlain'i çok beğendim..Çok sıradan bir kadın görüntüsü yüzünden bir türlü mutlulğu yakalayamamış olan Pae'nin çok güzel özellikleri ve yetenekleri vardı ama bu sevgili bulmasına kendini farkettrimesine özellikle Umutsuzca aşık olduğu itfaiyeci Griffin DeAngelo'ya kendini bir türlü farkettirememesi onu üzüyorsa da bu durumu nerdeyse kabullenmişti..Ama ara sıra da çıulgınlıklar yapmadan da duramıyordu.. Pae'nin bu halini gören Aşk Tanrıçası Venüs Pae'ye yardım etmeye karar verir ancak o da itfaiyeci Griffin'in cazibesinden etkilenir..İşler bir anda karışmaya başlar.Çünkü Aşk Tanrıçası'nın eşi Ateş Tanrısı Vulcanus'da Pae'den çok etkilenir ve aşk trafiği karmakarışık olması ve olaylar olaylar.. Aşk Tanrıçası Venüs hayatında ilk defa kontrolünü yitirir. Pae ise Venüs'ün yardımları ile cazibeli bir kadına dönüşse de Vulcanus onun daha çok kalbinin güzelliğinden merhametinden etkilenmiştir..Griffin ise Venüs'e adete çarpılmıştır..4 kız kardeşi ve annesinin ikili ilişkiler yüzünden çektiği acılar ve hayal kırıklıkları yüzünden aşka ,ciddi bir ilişkiye soğuk bakmakta adeta kaçmaktadır.. Hepsinin aşktan beklentisi ayrı ayrıdır..Vulcanus için durum tam bir dramdır..Venüs ile evlendikten sonra Olimpos Dağında dışlanmış kenara itilmiştir..Ayagındaki sakatlık yüzünde de kenara itilmiştir.Gördüğü Pae'den çok etkilenir..Dayanamayıp onunla tanışır..Tanıştıktan sonra isi birbirleri ile olan ilişkileri daha da gelişir..İki tarafta bunu planlamamıştır..Ve artık patlayacak olayları kimse engelleyemez.. Çok keyifli bir kitapdı ama benim serinin tam da 5. kitabından okumam nedeniyle olaylara hep uzaktan baktğımı hissetsem de bu kitabı Fantastik,mitolojik kahramanlardan hoşlananlar için tavsiye ederim...Keyifli okumalar...
Baskı: Seni İzliyor Olacağım
Seni İzliyor Olacağım-Andra Kane Orjina Adı:I'll Be Watching You Goodreads Puanı 5/3,81 Oan Andra Kane'nin okuduğum üçüncü romanı çok güzel bir polisiye gerilim idi.Kitabı baştan sona soluksuz okudum.Bu kadar gerilim ve maceranın içinde birde tutkulu aşk da vardı.Kitabın orjinal baskısında sayfa sayısı 432 bizim baskı ise 287 sayfa arada çok sayfa sayısı var ve ben kitabın sansüre mi uğradığını merak ettim.. Kitabı okurken kesintiyi sadece aşk sahnelerinin kısalığından şüphelendimsede bu kitabın okuma zevkini bozmadı..Çok güzel bir hikaye idi. Kitabı okurken kendimi bir an film izliyor hissine kapıldım..Bu güzel romanı bence bulabilen kesinlikle kaçırmasın.. Romanımızıdaki kadın kahramanımız Taylor Halstead bir psikolog ve aynı zamanda da bir radyo yapımcısı..Kuzeni Stephanie ile birlikte yaşamaktadır..Fakat Stephanie'nin erkek arkadaşı Gordon Mallory'nin dış görünüşü karizmatik olması Stephanie'nin gözklerini boyasada Taylor onun içindeki kötülüğü farketsede bunun tahmin edemeyeceği boyutta olduğunu anlayamamıştır.. Gordon kafayı inanılmaz bir şekilde Taylor'a takmıştır.Onu elde etmeye kesinlikle kararlıdıır.. Öyleki bir gece ona tecavüz etmeye kalkacak kadarda ileri götürür işi ama son anda başaramaz.. O gecenin sabahında da kuzeni ile birlikte bir tekne kazasında ölür.. Kuzeni ile çok yakın olan Taylor bu işten inanılmaz derecede etkilenir.Ama asıl kabusu yeni başlamaktadır.Her an her yerde izlendiğine dair bir şeyler hissettmektedir.BU öyle bir hale gelir ki yardım istemek zorunda kalır..Ve bu karışık dönemde uzun zamandır boş olan hayatına son derece çekici ve yakışıklı bir avukat Reed Weston.Ölen Gordon Mallory'nin ve holdinginin avukatı idi.Yıllardır iyi bir kariyer yapmıştı ama artık kendi bürosunu kurmak istiyordu.Gördüğü ilk andan itibaren Taylor'dan etkilendi.. Bu karşılıklı idi. Ama bundan rahatsız olan biri vardı ve taylor'dan oda çok etkilenmişti. Jonathan Mallory Gordon Mallory'nin ağabeyi ve ikizi idi..O da kafayı Taylor'a takmıştı oda onu izliyordu.. Çok severek okudum..Tavsiye ederim..İddia ediyorum bir an bile elinizden bırakamayacaksınız...
Baskı: Son Yargı
Orjinal Adı A.Prisoner of Birth olan Jeffrey Archer'in Son Yargı kitabının Goodreads puanı 5/3,98 Benim puanım 5/5 Müthiş bir kitaptı.Bu kitabı okumakta bu kadar geç kaldığım için çok üzgünüm.. Hikaye ana hatları Monte Cristo Kontu'nun günümüze uyarlanması gibiyse de yazarın anlatımın çok beğendim.Özellikle kitabın sonuna doğru olan mahkeme sahneleri unutulmazdı bana göre. En kısa zamanda yazarın diğer kitaplarını da okumaya başlamak istiyorum. Hikaye tam anlamı ile yalnış zamanda yalnış yerde olmayı ciddi anlamda sorgulattıyordu bence .. Hikaye bir tamirhanede çalışan Danny Cartwright,Sevgilisi Beth Wilson ve ağabeyi Bernie Wilson'ın hayatını kökten değiştirecek bir gece ile başlıyordu.O gece gittikleri barda bulunan ve hayatların mahveden kişiler olmasaydı veya biraz daha geç gitselerdi neler olabilirdi? Kısaca O gecede Bernie Wilson hayatını kaybederken Danny Cartwright bir katil Beth ise hem ağabeyini hemde sevdiği adamı kaybetmiş olarak çıkıyordu..Neden? Kendisinden yüz alamayan şımarık bir avukat yüzünden idi her şey..Spencer Craig idi bu züppe ve arkadaşları.Bir örgüt gibi örgütlendiler birimiz hepimiz hepimiz birimiz için..Başlarda tıkır tıkır işleyen bu oyun onların mahfına sebep olacaktı aslında... Cinayete şahit olan Beth'in ifadesi bile Danny'e kurulan oyun karşısında başarılı olamaz ve Danny şimdiye kadar kimsenin kaçamadığı Belmarsh Hapishanesinde cezasını çekmek üzere 22 Yıl hapse mahkum olur..Bu karara rağmen Beth kesinlikle vazgeçmez ne olursa olsun sevdiği adamı kurtarmaya kararlıdır..Ama bu savaş sandığı gibi kolay olmayacaktır.. Hapiste iki kişi ile aynı hücreyi paylaşır Danny Nick Moncrieff ve Koca Al bu iki kişi hayatında çok büyük bir yer kaplar öyle ki Nick Danny'nin hayatını şekillendirmeye başlar.Ona okuma yazma ve görgü kurallarını öğretir..Nick MOncrieff soylu bir aileden gelmektedir..Savaştaki bir olay üzerine O ve Koca Al hapse mahkum olmuştur.Koca Al aynı zamanda Nick'in şöförüdür de..Bunu Danny başlarda bilmez..Bu arada Nick devamlı şekilde günlük tutmakta boynunda bir anahtarlık taşımaktadır..Hapiste ne ziyaretçisi ne de adına gelen mektup vardır. Taa ki babasının ölüm haberine bildiren mektuba kadar..Nick'in babası ile arası bozuktur..Aile ilişkileri karmaşıktır..Danny'de bu ilişkilerin merkezinde olmaya az bir zaman vardır.. Nick Danny'yi eğitirken onu kendine de benzettiğinin farkında değildi..Hiç eğitimi olmayan DannY Nick'iye gün geçtikçe konuşma ve dış görünüş hal ve hareketleri ile daha fazla benzemeye başlamıştır..Nick Danny'yi eğitirken bir şey daha farkeder Danny çok zekidir özellikle matemetik ve para konularındaki yeteneği olağan üstüdür..Bu ileride daha da büyük olayların habercisi idi.. Çok severek beğenerek okudum..Özellikle onu hapise düşerenlerden aldıı intikam..Nick'in paragöz amcasını alt etmesi oraları okumak çok zevklidi..Tavsiye ederim... Hulya YILMAZ
Baskı: Düşler ve Hayaller (Pregnancy & Passion #3)
Güzel bir hikaye idi..
Baskı: Bir Aşkı Dokumak
MÜthiş bir konusu vardı tam anlamı ile Kurt ile Kuzunun hikayesi idi.. Baştan sona elimden bırakamadım..
Baskı: Rapsodi
Müthiş bir kitap bulan kaçırmasın.Özellikle klasik müzik severler çok sevecekler bu romanı..
Baskı: Fırtınalı Denizler - Wellingham Brothers # 1
Goodreads Puanı 5/3,52 Benim puanım 5/4,5 aslında daha yüksek verebilirdim notu ama Hah iste dedigim müthis bir hikayedi. Marsha Canhamin Demir Gülündeki kadin kahramanndan daha cok sevdim bu kadın korsani. Daha sıcak duygu yüklüydü hikaye. Tek kusur vardi kitap da Miranda halaya bir teyze bir hala diyen çevirmen. İşte o yüzden kırdım notu üzülerek.. Her sey kusursuzdu bu yazari daha sık okumak istiyorum. Araştırdığımda Wellingham Serisinin birinci kitabımış gelecek hikayeyi okumak için fazla beklemek istemiyorum.. Umarim devami hemen gelir.İkinci hikaye Asher Wellingham'ın hayatını kurtarırken kör kalan oğlan kardeşin hikayesi olacak.. Konusuna gelince Carisbrook Dükü Asher Wellingham uzak denizlerd iken hastalanıp ölem eşi Melanie'ni ölümünden sonra hayata adeta küsmüştü.Ama bir davette karşılaştığı tuhaf bir tipi olan Emma Seton ile karşılaştıktan sonra hayatının değişeceğini bilemezdi.. Emma Seton ise Asher'in tahminlerinin çok ötesinde çok uzak yerlerden Asher'de bulunan baston için Londra'ya gelmişti.Sahte isim kullanıyordu yıllar önce karşılaştığı Dükün hayatını kurtarmıştı ama Dük babasını öldürmüştü.O sırada babasının bastonu onda kalmıştı.Bastondan çok içindeki saklı olan şey önemli idi.Bir yolunu bularak o bastonu almalı bu oyuna bir son vermeliydi..Ama göz ardı ettiği şey birbirleri arasındaki çekim idi.. Tavsiyemdir.. Wellingham Serisi: 1.High Seas To High Society 2.One Unashamed Night 3.One Illicit Night
Baskı: Vahşi Bir Lordun Kollarında (Hellions of Halstead Hall, #4)
Vahşi Bir Lordun Kollarında Sabrian Jeffries Hellions of Halstead HallSerisinin Dördüncü kitabı idi..Serinin en güzel hikayesi Lady Minevra'nın olduğu hikaye idi bence..Bu hikayede çok zevkli idi ama biraz daha vasattı bence... Bu kitapta 4. kardeş Gabe ve Virginia Waverly’nin hikayesini okudum . Bundan yedi sene önce Gabe ve Virginia’nın ağabeyi yarışırken, Virginia’nın ağabeysi yarış sırasında ölmüştür. Gabe, bu ölümün üzüntüsünü ve acısını senelerdir çekmektedir. Virginia ise ağabeysinin ölümüne sebep olan adamdan intikam almak istemektedir. Amacı adamla yarışmak ve onu yenerek sosyeteye rezil etmektir. Buna karşın Gabe’in amacı ise genç kadınla evlenmek ve tüm bu olaylara son vermektedir. Virginia, yıllardır düşman olarak gördüğü Gabe ile evlenmeyi kabul edip onu sevebilecek midir? Gabe, genç kadınla sadece bir kefaret için mi evlenecektir yoksa bu uğurda Virginia’ya aşık mı olacaktır? Kısaca konu böyle.. Küçük oğlan kardeş Gabriel Sharpe'in hikayesi nedense beni sarmadı..Hikaye bence biraz vasat kaldı..Bu hikayenin çok da kötü olduğu anlamına gelmese de ikili arasında ki aşkı hissedemedim..İkisi de birlikte oldular ama aşık olamadılar birbirlerine..Arada çekim filan vardı aşk yoktu..Hikayede asıl ilgi çekici aşk büyükanne Hetty Plumtree ile Virginia Waverly'nin dedesi General Waverly arasındaki gelişen beklenmedik aşk idi..İkilinin konuşmalarına atışmalarına bayıldım.Hikayenin bence en güzel yeri idi.. Hikayenin diğer ilginç olan noktası ailenin anne ve babalarının öldürülmesindeki sır perdesinin biraz daha aralanması idi..Sanırım bu sır serinin 5.hikayesi olan Celia'nın hikayesinde çözülecek gibi..Serinin 5.hikayesinde en küçük kız kardeş Celia'nın hikayesi olacak ben asıl onu merak ediyorum..Çünkü büyük ihtimalle gizemli Bay Pinter ile kozlarını paylaşacaklar gibi görünüyor..Birbirleri ile her ne kadar atışşalar da aralarında bir çekim var..BU hikayeyi okumayı çok istiyorum..
Baskı: Gabriel Arafta (Gabriel's Inferno #2)
Gabriel Arafta Sylvian Reynard Orjinal adı Gabriel's Rapture olan kitabın Goodreads puanı 5/4,30 Benim puanım 5/4 Gabriel Araf'ta ilk hikaye kadar güzel olduğunu düşünüyorum. Kurguyu ilk hikaye kadar etkileyici buldum. Orjinalden okuyan arkadaşlar ne düşünür bilemiyorum ama çeviriyi başarılı buldum sadece Melek Bozan kelimesine takıldım araştırdığımda da anlamının hiç de çevrildiği gibi olmadığını gördüm..Bu da hikayenin çeviri ile yumuşatıldığını gösteriyordu.. Bir kitabı okurken kitabının anlamını mayasını bozacak bir yumuşatma olmasa da müdahale edilmiş hikayeye..Bence.. Hikaye tam da kaldığı yerden başlıyordu aslında..Kopma yoktu.Birlikte oldukları ilk gecenin sabahından başlıyordu..Başlarda ne hikmetse hikaye bana durağan geldi bir türlü ısınamadım...Ama sonrada sayfaları ilerledikçe sevgililerin ön balayından sonra sorunlar ortaya çıkmaya başladıkça kitabı elimden bırakamadım.Eski sevgili ve eski problemler okul derdi derken sorunlar çıkmaya başlaması,Gabriel'i elde edemeyen bir öğrencinin intikam planı derken hikaye çok ilginç geldi bana.. Beni en çok etkileyen ise aşıkların birbiri için fedakarlık yarışı yapmaları çok özeldi..İkisi de birbirinin zarar görmemesi için yapamayacağı şey yoktu..Ama gel gelelim olaylar onları mutlak bir ayrılığa doğru sürüklemesi sonunda ayrılığın kaçınılmaz olması.İki tarafında ayrı ayrı çektiği acı,hasret...İkisininde çektiği acıları okumak beni çok etkiledi.. Hele Gabriel'in Julia için çile çekmeyi seçmesi..Ondan sonra hiç bir kadını hayatına ve yatağına sokmaması..Julia'ya verdiğini sandığı mesajın gitmemesi bu yüzden Julia'nın kendisini terk edilmiş yüz üstü bırakılmış sanması.. Gabriel'in kendini affettirmeye çalışırken sevdiği kadına tapınması ..Bence okuyun ve aşkı iliklerinize kadar hissedin..Bu hikayede aşk var,fedakarlık var,sabır var..Kısaca hayatta olması gereken her şey var.. Şimdi Gabrel'in sevdiği kadına vermesi gereken son bir şey kaldı..Üçüncü hikayede yazar bence bunu işleyecek birde bence Gabriel'in nasıl profesör olduğunu o dönemi işlemeli ..Serinin üçüncü kitabından sonra ise bu serinin bitmesi gerektiğini düşünüyorum...Her şey tadında güzel..Tavsiye ederim....