

Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Dolambaç
Demirel'in 85-91 yılları arasında tuttuğu defterlerden derlenen bir çizim kataloğuydu. Güzeldi.
Baskı: Beşir Fuat
Kitap esas metne sadık kalındığı için benim gibi Osmanlıca'ya hakim olmayanlar tarafında zorla okunabiliyor ama her sayfanın altında kelimelerin manaları verilmiş. Beşir Fuat hakkında Ahmet Mithat Efendi ile tanışmasından damarını keserken kullandığı kokaini kendisinden önce ilk olarak bir kedi üzerinde denemesine kadar bir çok ilginç ayrıntı var kitapta. İlgilisine tavsiye ederim.
Baskı: Yok
Sert, acımasız, sözünü sakınmadan yazılmış, kadın-erkek ilişkilerine dair öykülerden müteşekkil, iddialı bir kitaptı. Çıkalı üç ay mı ne olmuş, halen ödül almamış galiba, hayret. Benim için geç ama hakkıyla kutlanılmış bir öykü günü okuması oldu kendisi.
Baskı: Sivrisinek Şehirde
Dedalus Kitap ne güzel bir iş çıkarmış Gürcü Edebiyatı'na el atarak. Rize'de bu kadar iç içe yaşadığım bir halka ait bir metni ilk kez okumuş oldum ve nefisti. Özellikle de hayatında hiç sivrisinek öldürmemiş biri olarak daha bir ilgiyle okudum. Her bölümü ayrı bir hikâye gibi yazılmış bir romandı. Yaşam ve ölüm vardı, aşk ve sıtma vardı, sivrisinek ve diğer her şey dile geldi, bir yazar aşkı ve hastalığı tattı. Velhasıl, değişik bir kitaptı.
Baskı: Göçmenler / Joseph Cornell`in Operaları
Vaktiyle Cem Akaş'ın dizi editörlüğünü yaptığı Yeni Yazı serisinden, Aslı Tohumcu'dan sonra, ikinci olarak Norman Lock'u okumuş oldum. İki yüzlü bir kitap kendisi; bir yüzü Göçmenler, öteki yüzü Joseph Cornell'in Operaları başlıklarını taşıyor. Ve her ikisi de kısa kısa hikâyeler, anlatılar içeriyor.
Baskı: Otranto Şatosu
Gotik Edebiyat'a Giriş-1 dersinde okutulabilecek bir kitaptı. Türünün ilk temsilcilerinden biri olduğunu duyunca fazla bir beklentiyle okumadım. Günümüz gözüyle bakıldığında öyle çarpıcı bir hikayesi yoktu, tiyatral bir havası vardı. Açıkçası önsözü kitabın kendisinden daha çok hoşuma gitti. Gotik edebiyata dair, Walpole'un bir ev alıp gotik tarzda döşemesi ve önce kendi, sonra başkalarının kitaplarını da bu evin yanında kendisinin basmasına dair filan, ilginç bilgiler vardı önsözde.
Baskı: Oyun İmparatorluğu Olgunluk Çağı Üçlemesi 3
Bir üçlemenin son kitabıydı. Olgunluk Çağı Üçlemesi bir distopya, edebiyatımızın en önemli bilimkurgu çalışmalarından biri bence. Dünya üzerinden ilerleyen bir evren savaşı. Bu savaşa Zürafaları Lekeleme Komitesi de karışıyor, Beyaz Mantolu Adam da. Baskısı olmadığı için, eğer bir sahafta filan karşılaşırsanız okumanızı tavsiye ederim.
Baskı: Kafamda Bir Tuhaflık
Yaşlı bir yazardan duygusal bir "ömür" hikayesiydi. Bitince geriye tatlı ve huzursuz bir seda bıraktı. Adı hariç her şeyiyle sokaktaki kişilerden bir kişi olmanın, gerçek olabilirliğin çekiciliğini taşıyan Mevlut Karataş'ın hikâyesiydi kendisi. Güzeldi, sıcaktı, diğer Orhan Pamuk kitaplarındaki "dur şurada bir hinlik yapayım, bir oyun katayım" yoktu. Bu, kitabın akışını diğerlerine göre epeyi hızlandırmış. Bir çok yazar için karşılaşınca soracağım sorular diye aldığım notlar arasına "niye Mevlüt değil de Mevlut?" sorusunu da eklemeden edemiyorum tabii. Velhasıl iyiydi. Ayrıca, kesin ileride bunun dizisini filan da yaparlar serisindendi.
Baskı: Naj
Alıntı yapmamak için kendimi zor tutuyorum. Hangi cümleyi alsam tek başına manasız kalacak, çünkü her biri birbirini öykü içinde öyle güzel bütünlemiş. Her öyküsü akılda kalıcı, akılüstü anlatımlı nefis bir kitaptı. En sevdiğim öykü kitapları arasında ilk beşe gireceği kesin. Hakan Şenocak'ı daha önce nasıl ıskalamışım bilmiyorum.
Baskı: Resul
Önce Molloy, sonra Dönüşüm okuyor hissi veren; kapalı anlatımı şiirsel bir dile evrilmiş nefis bir kitaptı. Kapalı anlatımın neredeyse kitabın sonuna kadar sürmesine, ne oluyor ne bitiyor kavramanın güç olmasına rağmen bu kadar akıcı olmasına şaşırmadım desem yalan olur. Yalnız dili için bile okunabilir.
Baskı: Kalfa ile Kıralıça
Kalfa bir tarih anlatıcısı ama öyle janti anlatıcılardan değil, argoyla yakın akraba olanlardan. Büyük İskenderi bir de ondan dinlemelisiniz.
Baskı: İşaretname ve İntermezzo
Edebiyatı mimaride eriten bir yazarla karşı karşıyayız. Bir bakmışım bir kat planının eskizi, bir bakmışım o eskizdeki bir odada yaşayan bir hanımefendinin masanın üzerindeki notlar, sonra Perec mevzusu ortaya çıkıyor ara ara Yaşamı Kullanma Kılavuzu üzerine Şentürk'ün notlarıyla ve bir bakmışsınız ki intihar etmenin kanunuyla karşımızda kendisi. Yani her an neyle karşılaşabileceğiniz meçhul bir kitap kendisi. Ve kesinlikle diğer kitaplarını da edineceğim bir yazar.
Baskı: Benim Kitaplarım 35 İsim 35 Kütüphane
Kitabı, tabirimi mazur görün, ağzımın suları aka aka okudum. Bir yandan heveslendim, diğer yandan sanki onca kitap benimmiş gibi yoruldum. Hayran kaldım, çokça kıskandım. Öyle bir duygu karmaşası işte. Birazdan da gidip ağlayabilirim, fena! Bu kitabı okusanız bir çoğunuz bio'sundaki kitap delisi, kitap sever, bibliyofil filan gibi lafları utanarak silersiniz, demedi demeyin.
Baskı: Yaralı Kalmak
Selçuk Altun'un övgülerine mahzar olduğu için nicedir okumaya niyetlenmiştim İbrahim Yıldırım'ı. İlk bu kitabı olacakmış meğer. Nerden bilebilirdim manyak bir yazarla karşılaşacağımı! Karakteri kitap boyu hikayeyi bırakıp benimle konuştu durdu. Susmak bilmedi hayta! Öncelikle söyleyeyim roman'ın hikayesinden fazla bir şey beklemeyin ama sırf yazarın dil ve üslup denemeleri için okunabilir. Karşımızda kafayı yemek üzere, yazmayı ölmek sanan, ruh dokyorunun tavsiyesiyle uzun zaman sonra yazıya dönmeye -bir nevi intihar etmeye- niyetlenmiş bir karakter var. Kitabın ortasında yoruldum deyip size üç sayfa boyunca Wagner'dan Parsifal dinletip, ardından geri dönüp artık devam edebiliriz diyebiliyor. Öyle bir kitap işte.
Baskı: Pencereden
Bol ödüllü yazarlara hep temkinli yaklaşırım ama Güray Süngü'yü ne zaman okusam, aldığı ödüllerin yetersiz olduğunu, hatta Süngü sayesinde o ödüllerin kıymet kazandığını düşünürüm. "pencere'DEN"; yalnız, kibar, dünyaya alışamamış ve bütün bu özelliklerinden ötürü toplum tarafından ötekileştirilmiş bir insanın korkarak gerçekleştirdiği arayışının hikayesi. Okumam boyunca, içinde geçen monologların aslında benim de içimden geçtiğini düşünmeden edemedim.
Baskı: 40 Hadis
Beklediğimden daha iyi bir roman çıktı. 28 Şubat sonrası muhafazakârlar ve sermaye üzerine eleştirilerle dolu ve dönem bir çok kesimin gözünden anlatılmaya çalışılmış mesela. Her bölümün başına da konuyla ilgili bir Hadis yazılmış -ya da konuların akışı Hadislere bırakılmış, bunu yazarına sormalı- Velhasıl epeyi uğraşılmış bir metin, dil çeşitliliği okurken ayrı bir tat verdi ve yazım sürecinde nasıl bir kaynak taraması yapıldığını hayal edince Selçuk Orhan'a helal olsun diyor, bir sonraki kitabını okuyuncaya kadar esen kalmasını diliyorum.
Baskı: Hayal Et Hikâyeleri
Belki erken ama bir sonraki Fabisad Gio Öykü Kitabı Ödülü büyük ihtimalle "Hayal Et Hikayeleri" ile Murat Başekim'in olur diye düşünüyorum.
Baskı: Mütevazı Bir İntikam
BCY sanki cümle değil de rakamlar yerine mizah kullanılmış denklemler kuruyor. Afilifilintalar'ın ayrılıklarla durgunlaştığı dönemde siteyi tek başına ayakta tutan bir yazardan başka türlüsünü beklemek olmazdı zaten. Velhasıl iyiydi, çok iyiydi. "Bizi kelimeler kurtaracak."
Baskı: Davam
Uzun zamandır bir siyasi dava/görüş hakkında bu kadar dolu dolu ve bu kadar duru bir Türkçe'yle yazılmış otobiyografik bir kitap okumamıştım. Siyasi düşünce kitaplarını sevdiğimi hatırlattı bana. Böyle konularda daha sıkı bir okumaya başlamalıyım.
Baskı: Aşk Yüzyılı Bitti (Aşk'ta, İş'te, Siyaset'te Yeni Zamanlar)
Nuran Yıldız, fakülteden hocamdı. Uzun zamandır nuranyildiz.com adresinden muştuladığı kitabının yayımlandığını duyunca bir an önce okumak için sabırsızlanmıştım. Bir kez daha emin oldum ki, Nuran hoca, şahsına münhasır üslubuyla sadece başarılı bir akademisyen / eğitimci değil, aynı zamanda iyi bir gözlemci. Kitabını okuyup da etkilenen okurlarına, her pazartesi - perşembe bir ritüel gibi okuduğum şahsi internet sitesini takip etmelerini tavsiye ederim.
Baskı: İkiye Kadar Sayamamak
Gökhan Özcan öyküleriyle Sevim Burak'ınkiler arasında bir kapı aralamış sanki, Gökhan Yılmaz. Hayranlıkla okudum.
Baskı: Ulysses
Hatırlayamadığım bir kaynakta eşinin James Joyce'a "Neden insanların okuyacağı şeyler yazmıyorsun" diye çıkıştığını okumuştum. Kitabın bazı yerlerinde -karakter karmaşasıyla aşırı sıkı fıkı olduğumda- yengemize hak vermeden edemedim. Ulysses ne kadar ağır bir kitap da olsa Armağan Ekici'nin, çeviride oluşturduğu dil, onu gayet okunaklı kılmış. Önceki çeviriyi okumadığım için karşılaştıramam belki ama artık ne zaman bir kitabın çevirmen kısmında Armağan Ekici'nin adını görsem tereddüt etmeden okuyabileceğime eminim.
Baskı: Kitap İçin
Bunca kitapçoksever olduğunu iddia eden varken, nasıl bunca SelçukAltunhiçokumamış var. Şiddetle hayret ediyorum, tavsiyenin yanında...
Baskı: Peri Gazozu
Bazı hikâyelerin sahiciliği en çok da bozkır'ından geliyor sanki. Ercan Kesal bir kitap yazdı, biz bozkır'ı yudumladık, acıyı yudumladık, geçmişi ve geleceğe dair ümitleri, çaresizliği ve çareyi yudumladık... Daha da yazsaydı daha da yudumlardık. Belki dinerdi, umuda olan susuzluğumuz bir nebze...