Burak Uzun kapak
Burak Uzun
@Burak Uzun

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Kırmızı Ayna

Kırmızı Ayna'da, ortadan kaybolmuş oğlunu Odysseus'a benzeten, Penelope misali onu acılarının kıyısında bekleyen bir annenin olmayan oğluna, olmayan eşine, olmayan hayatına dair hikâyesini anlatıyor Sönmez. Küçük yaşta bir rahip tarafından Büyükada Rum Yetimhanesi'ne yerleştirilen, Hristiyan bir Rum olarak yetişen Zaza ile 90'lı yılların başında bir gazetecinin suikastına tanık olduğu için kaçmak zorunda kalan oğlu Seba'nın hikayesini takip ederken Türkiye'nin yakın tarihindeki siyasal ve toplumsal olayların içinden geçiyoruz. Metinde bolca Yunan Mitolojisi göndermesi ve ayna metaforu hâkim. Zaza çocukluğundan beri yanında taşıdığı kırmızı aynasına bakarak varlığını hissetmeye, karakterini tanımaya, geçmişini hatırlamaya çalışıyor.

Tiamat
8/1027.02.2022

Baskı: Tiamat

Uzun yıllar önce artık roman yazmayacağını duyuran İhsan Oktay Anar'ın, derinliklerinde kalan bir hikâyenin izini sürdüğünün romanıdır bu. Bir nevi batan geminin romanı da diyebiliriz. Tiamat, Babil mitolojisinde bir canavar olarak tasvir edilen tuzlu su tanrıçası. Bir Osmanlı denizaltısının böyle bir canavarla karşılaşmasını ve bu karşılaşmayı Anar'ın yazdığını düşünün. Düşünmesi bile heyecan uyandıran bu karşılaşmayı az önce okuyup bitirdim. Biraz gemici tabirlerine aşinaysanız benim aldığım keyfi alacağınıza eminim.

Baskı: Kuş Lokumu Sözlüğü

Yıllardır Afili Filintalar'da takip ettiğim BCY lokumları bir araya geldi. Artık hepsi birer okunmuş lokum.

Baskı: Ve Ateş Bizi Tüketiyor

Hareket eden, yürüyen, arayan romanları seviyorum. Adamımızın, bir akşam tam da çay keyfine başlayacakken kapısı çalınıyor. Komşusu yaşlı hanımefendi eşinin kaybolduğunu söyleyip yardımcı olmasını istiyor ve o andan sonra gecenin içinde, -ya da daha açık olalım- bir belleğin içinde, kaybolan adamın gençliğinden kalma yırtık pırtık kimliğiyle birlikte uzun bir yürüyüşe çıkıyor. Ve Ateş Bizi Tüketiyor'un ilk çeyreğinden itibaren sonunu tahmin edebiliyorsunuz. Genellikle bu okurun merakını öldürür ama Gülsoy'un kurgusu/anlatımı, o tahmin edilir sona "acaba nasıl ulaşacak, daha neler olacak kim bilir" merakını tetikliyor. Bunda polisiye tınısının etkisi de büyük. Bu yıl okuduğum en iyi romanlardan biri olduğunu iddia edebilirdim ama bununla yetinmeyeceğim, Murat Gülsoy'un beni en çok etkileyen romanı diye abartacağım. Bilirsiniz, doya doya abartmak da okurluğun şanındandır.

Baskı: Tristram Shandy Beyefendi'nin Hayatı ve Görüşleri

Tristram Shandy'yi çok çok kısa özetlersek; birçoğumuz gibi ne kadar çabalasa da şekle sokulamayan bir hayat yaşayan Tristram kendi hayat hikâyesini yazmaya çalışıyor. Ama elinden kaçıyor, çünkü hayat çok zengin, dopdolu. Sanatla bütününü sarmalamak kolay değil. Hikâyesini doğumu ve öncesiyle anlatmaya başlıyor, babasının kendisi üzerine kurduğu ama bir türlü tutmayan planlarla devam ediyor. Konu hikâyeden hikayeye atlıyor. Arada durup yazmaya çalıştığı metinden bahsedip sonra “o değil de şu” misali başka bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Sürüsüne bereket karakter ve hikâye var. Adı Tristram Shandy ama daha çok babası, Toby amcası ve Toby'nin adamı Onbaşı Trim etrafında dönüyor anlatı. Bir de Yorik var mesela. Oğuz Atay'ın Olric'inin ilham kaynağı olduğu söyleniyor. Sterne bir din adamıymış. Din adamlarından belli bir ciddiyetin üzerinde olması beklenir ama Shandy mizahi ve enerjik bir üslupla yazılmış. Arada metne boşluklar, renkli sayfalar, noktalar moktalar koyup okura nefes aldırıyor. Tam anlamıyla kopuk kopuk ama bir o kadar da keyifle okunan bir eser. Orhan Pamuk çok haklı, harika kitaplar onlardan bir şeyler öğrenmek için değil, onlardan zevk alıp mutlu olmak için okunmalı. Kitabı bitirdikten sonra kitaptan esinlenerek çekilen Tristram Shandy: A Cock and Bull Story'yi seyrettim. Sinemaya uyarlanamayacak kadar geniş bir kitap olduğundan filmde çok zekice bir oyun var: “Tristram Shandy'inin sinemaya uyarlanmasının filmi”. Film oyuncuların makyajıyla başlayıp hızlandırılmış bir şekilde kitaba giriyor. Tıpkı kitapta yazarın hikâye anlatmayı kesip hikâyesini yazmasına değinmesi gibi filmde de bir anda hikâye duruyor set ekibi ve yönetmen ortaya çıkıyor ve filmde neler yapabileceklerini konuşuyorlar. Çok iyiydi; kitap da film de.

1Q84
5/1017.08.2017

Baskı: 1Q84

Bir roman düşünün ki, hikâyesi 500 küsür sayfada ancak açılmaya başlıyor. O zamana kadar da sırf cinsellik. Kitabın yarısını iki ayda, "dur bir yere bağlanacak" telkinleriyle zorla okudum, kalan yarısını ise dört günde bitirdim. Hikâye açılana kadar dilimde tek bir cümle vardı: "O Nobel'i göremeyesin Murakami!" Neyse ki bitti, şükür. Öyle ahım şahım bir hikâye, kurgu yok. Araya gerçeklik temalı bolca afili söz ve hikâyeyi saramayan, havada kalmış fantastik öğeler filan. Murakami'yi yere göğe sığdıramayan dünya okurları Sezgin Kaymaz'la, Ali Teoman'la filan tanışsa geçmişlerine dönüp "biz bu adamı nasıl bu kadar yüceltmişiz, yazıklar olsun bize!" der diye düşünüyorum. Bu vesileyle kendime aşırı kararlı bir not düşeyim: Murakamici değilim, hiç olmayacağım.

Baskı: Tekme Tokatlı Şehir Rehberi

Everest'in son bir iki yıldır yayımladığı öykü kitapları çok iyi değil mi sizce de?! Tekme Tokatlı Şehir Rehberi de bunlardan biri. İlk kitap demeye bin şahit ister bir üslup ve dil hakimiyeti karşılıyor okuru, hayattan sivrilmiş zekice kurgular da cabası. Yenice, ikinci kitabında nelerle karşılaşabileceğimiz hususunda, sabırsızlıkla bekletir cins yazarlardan. Göz/kulak kesilelim.

Yaşamak
9/1012.04.2017

Baskı: Yaşamak

Yaşamak; Fugui bey ve ailesinin aşırı acıklı hikâyesinin anlatıldığı bir roman. Dram üstüne dram bir hikâye. Yalnız, dram ve hayal kırıklığı dolu hayatını anlatırken Fugui, bakkaldan ekmek istiyormuş gibi anlatıyor. Demek istediğim şu, öyle basit bir dil var ki, metin bütün o üzünç anıların içinden hızlıca akıp geçiyor. Bir şeye tüh be deyip tam üzülecekken daha beteriyle karşılaşıyorsun birden. Ve bu okurun kendini anlatıya kaptırmasına mani olmuyor, her bir anı, her bir duyguyu hissediyorsun. Hani şair diyor ya "kaldı bu silinmez yaşamak şuçu üzerimde" diye, işte Fugui abimizin ahvali de böyle. Jaguar Kitap, en çok da, bu tür eserleri keşfedip bizimle de tanıştırdığı için kıymetli. Ayrıca çevirmenin kurmuş olduğu dil muazzam. Yani iyi bir çevirmen olarak Bahar Kılıç ismini her fırsatta anımsattıracak cinsten.

Fogo
8/1001.04.2017

Baskı: Fogo

Bu yorumu yazmadan önce bir fotoğraf albümü/kitabı nasıl puanlandırılabilir diye düşündüm. Renk, açı, duygu vs... Daha çok hissettirdikleri önemlidir dedim kendi kendime. Fotoğraflara bakarken sıklıkla Herzog'un Buzda Yürüyüş kitabını anımsadım. Soğuğuna kadar hissettim fotoğrafları, dalgaları işittim. Bence bu bile puanlamak için yeterli bir sebepti.

Baskı: Yazı Odasında Yolculuklar

Auster'ın okuduğum -üçlemeyi tek kitap sayarsak- beşinci kitabı. Okuduğuma pişmanım, ama kötü bir romanla karşı karşıya olduğum için değil, çok erken okumuş olduğum için. Auster, başka kitaplarındaki karakterlerini hikâyeye dahil ediyor. Bir nevi onlarla, ya da onlar Auster'la hesaplaşıyor. Haliyle okumadığım, tanışmadığım bir karakter mevzu bahis olunca biraz havada kalıyor anlatılan. Belki bütün eserlerini okuduktan sonra bir kez daha okuyabilirim.

Baskı: Gece, Kediler ve Sessizlik

Semrin Şahin; hayatın gecesinden, soğuğundan, belki bize sürtünüp geçen, belki de hiç farkına varmadan yaşamaya devam ettiğimiz yerlerinden can yakan öyküler kaleme almış. Kısa, saran ve sarsan öyküler/gerçekler.

Baskı: Hacivat Seni Çağırıyor

Bahri Vardarlılar, edebiyat alemine bir giren, pir giren yazarlardan. Dört yılda üçüncü öykü kitabı yayımlandı. Ve üçü de şaşırtıcı derecede iyi kitaplar. Şahsına münhasır bir sesi ve hikâyeleri var. Tam manasıyla bir hikâye anlatıcısı. Öyküde aradığı, sağlam bir hikâye barındırması olan benim gibi okurlar için kıymetli bir öykücü. Her ne kadar tanıtım yazısında paylaşılan alıntısında "hikâyeci değil hikâye önemli" dese de, hikâye ne kadar iyi olursa olsun, onu mundar etmeyecek iyi bir anlatıcıya da ihtiyacı vardır. İşte Vardarlılar o yazar, o anlatıcı.

Baskı: Finneganın Vahı - 1.Kitap

Kaç günlük okumamdan sonra anladığım/kabullendiğimdir: Finneganın Vahı = İşkenceden zevk almak. Eğer bu kitaba yıldız verme cesareti gösterdiysem, o da metinden aldığım şiirsel zevkin bana verdiği yetkiye dayanmaktadır.

Suzan Defter
8/1024.12.2016

Baskı: Suzan Defter

Ayfer Tunç okuduğumda kendimi acıdan zevk alırken buluyorum. İnsanevladı kendine bunu yapmamalı. Ama bir kere Ayfer Tunç okumuş olduktan sonra, kolaysa yapmasın.

Baskı: Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor

Daha önce Hüseyin Kıran'ın yalnızca Resul kitabını okumuştum. O zaman da kurduğu dile, üslubuna hayran olmuş, diğer kitaplarını da okuyacağım demiştim. Nasip yeni kitabınaymış. Elinde elçi olmaktan gayrı hiçbir gücü olmayan bir adamın bir güç sahibine dönüşmesi, dönüşürken dilinin ve tavrının da değişmesini konu ediyor. Ve tabii leziz bir Kıran üslubuyla. Bir "güç çürütür" romanı. İktidar kavramı, muktedir olma kavramı bu kadar güzel işlenebilirdi. Romanı bitirdiğimde -yine- Hüseyin Kıran'ın diğer kitaplarını da okumalıyım dedim.

Kırmızı Kazak
10/1016.11.2016

Baskı: Kırmızı Kazak

Pek fazla dergi ya da kitap eki takip edemeyen biri olarak Meltem Gürle'nin yazılarının derlenmesine çok sevindim. Gürle, herhangi bir kitaptan bahsederken kendinizi sıcacık bir üslupla anlatılan bir hikâyenin içinde bulabiliyorsunuz. Tam kelimesiyle: Nefis.

Baskı: Dördüncü Dilek: La Disparition

Post modern bir romanla karşı karşıyayız sayın okur yazar kitle. Bir bakıyorsunuz sınıfta müfredat dışı tarih/hikâye anlatımıyla öğrencileri dumur eden Ali hoca, bir baktınız bir korsan gemisinde karşımızda. Hikâye içinde masal, masal içinde hikâye bir roman. Yer yer anlatıdan Atay tadı alıyorsunuz. Yer yer ise anlatıcı, yazar olarak kendisini eleştirmeye başlıyor. Dedim ya -ya da henüz demedim- farklı ve okurken heyecan uyandırıcı bir kitap.

Sincaplı Gece
5/1025.10.2016

Baskı: Sincaplı Gece

Oysa insan sırf kapaktaki "Cem Akaş" yazısını okuduğunda bile neler neler bekliyor okuyacağı kitaptan. Ne yazık ki beklentilerime teğet bile geçemedi. Dönüp bir daha 7 ya da 19'u okumalı.

Baskı: Mehmet - Fay Kırığı 1

Muhafazakâr, son yıllarda zenginleşen Anadolu sermayesini; bu yeni gücün kendini "sonradan zengin" statüsünden sıyırıp İstanbul zenginleri arasına girme çabasını anlatan ve bunu her şeyini kaybetmiş -belki de zaten hiç kazanamamış- bir adamın hikâyesiyle taçlandıran bir roman kendisi. Bitirdiğimde hikâyeyi yetersiz bulmamı bir üçlemenin ilk halkası olmasına bağlıyorum. Hani Ali Teoman diyor ya "Bir kitabın son sayfası zannettiğiniz, ola ki ilk sayfasıdır başka bir kitabın." diye, Mehmet'in sonuna geldiğinizde de mevzu daha yeni başlayacakmış duygusunu alıyorsunuz.

Cin Aynası
9/1021.09.2016

Baskı: Cin Aynası

Hani hep deriz ya "unutursak kalbimiz kurusun" diye. Ercan Kesal, kalbimiz kurumasın diye bir kitap kaleme almış.

Baskı: Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

Günün birinde hiç kimse ölmedi. Saramago, bu ölememe halinde dünyada neler olabileceğine dair bir tablo çizdi. Ve ölüm de bu tabloda canlanıp bir karakter olarak hareket etmeye başladı. İşte Saramago'nun hayal gücü, o kimsenin ölmediği gün ile birlikte ortaya saçılıp yine hayranlık içinde bıraktı bu aciz okuru.

Tanrısız Gençlik
9/1022.08.2016

Baskı: Tanrısız Gençlik

İtiraf etmeliyim ki kitabın adını duyduğumda, ateizm propagandası bir roman okuyacağım hissine kapıldım. Ama propagandası yapılan vicdandı. Tanrının varlığı, devletin varlığı, insanın masumiyetinin varlığı, hepsi bir arada sorgulanıyordu. Dönem Hitler dönemi. Hicvedilense doğrudan insanlık, çocukların bile masumiyetini kaybedişi. Ve olay bir anda cinayi bir mevzuya dönüyor. İlgi çekici bir kitaptı. Sıkça dipnot kullanılmış olmasına rağmen okurken metinden kopulmuyor. Aksine yazar gönderme olduğunu düşünmeyeceğiniz basit bir cümlede bile gönderme yapmış olabiliyor ve bunlar dipnotlar aracılığıyla farklı bir anlam kazanıyor. Öyle ki Tevrat, İncil ve hatta Zebur'a bile gönderme yapmış yazar. Horváth 38 yaşında ölmüş, başka kitabı yok sanırım. Varsa da biyografisinde bahsedilmemiş. Bildiğim bir şey varsa o da Jaguar'ın her seferinde beni tanımadığım bir başka iyi yazarla tanıştırıyor olduğu. Varolsun.

Baskı: Kırlangıç Dönümü

İyi bir üsluba, aşina olunan bir hikâyeye ve son zamanlarda okuğum romanlar arasında beğendiğim/heyecanlandığım, şahsına münhasır bir karaktere sahip roman. Sırf Ali'yle tanışmak için okunmalı.

Tek Kişilik Din
5/1028.07.2016

Baskı: Tek Kişilik Din

Yalnızlık üzerine, Hay Bin Yakzan'dan Michel Tournier'a uzanan alıntılarla ve felsefi bir bakış açısıyla ilerleyen farklı bir polisiyeydi. Aslında polisiye olup olmadığını da tartışabiliriz. Yalnızlık üzerine düşündüren edebi bir metin desek bile okumak için yeterince ilgi çekici bir eser olabilir sanırım.

ÖncekiSayfa 1 / 4Sonraki