Ülkü Ciner
@Ülkü Ciner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Kayıp Kız
9/1004.08.2016

Baskı: Kayıp Kız

Evli ve kocasıyla sorunları olan Amy bir sabah evinden gizemli bir şekilde kaybolur. İşaretler kocasını gösterse de kanıtlamak için polisin elindenkiler, Nick’i suçlamak için yeterli gelmemektedir. Medyanın da işin içine girmesiyle herkes Amy'yi bulmak için harekete geçer. Tam anlamıyla polisiye diye adlandıramasam da, kitabın güzel bir gizem ve entrika kurgusu var. Haklıyı haksızı ayırt etmeye çalışırken sık sık taraf değiştirdim. Hoş Amy’nin akibetini tahmin etmem uzun sürmedi ve sürpriz olmadı. Yine de kitaba beğenim azalmadı. Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve tarzını beğeniyorum. Yazar diğerinde de olduğu gibi, bu kitabın da sonunu açık bırakmış. Her ne kadar kesin sonları sevsem de,kitap kurgusunun beni sarması bu olumsuzluğu yok saymamı sağladı.

Yüzbaşının Kızı
10/1004.08.2016

Baskı: Yüzbaşının Kızı

18.yy da Rusya Çeriçesine karşı yapılan Kazak isyanını konu alan kitap; dönemin zengin ve soylu ailelerinden birinin 17 yaşındaki oğlunun; iki taraf arasındaki tuhaf ilişkisini ve Pyotr Andreyeviç isimli bu gencin, görev yerindeki Yüzbaşının kızıyla olan aşkını da anlatmaktadır. Sevdiği kızın kahramanı olan, hayatını ortaya koyan bu genç için de; güzel Marya'nın zamanı gelince benzer kahramanlığı ve fedakarlığı göstermesi,  onların sevgisinin büyüklüğünün kanıtıdır. Puşkin'nin 'Yüzbaşının Kızı' adlı kitabının, bir çok Rus klasik eserlerin aksine, gayet sade ve akıcı bir dili var. Özellikle yeni Rus edebiyatı okumaya başlayanlara tavsiye ederim.

Baskı: Yıldızlar Sönünceye Dek

Kitapta farklı zamanda geçen, iki farklı aşk hikayesi; bana göre fantastik bir şekilde birbirine bağlayarak anlatılıyor. 1975 senesinde yaşayan Bill ile Jenny. 2013 yılında yaşayan Rob ve Lillibet. Jenny moda danışmanı, işine aşık ve çok çalışkan bir kadın; avukat olan Bill ise mesleğinden memnun olmayan, arayış içinde bir adam. Bir gün bir şekilde karşılaşır ve kaderin onları bir araya getirdiğine yürekten inanırlar. Birbirleri için hayatları boyunca her türlü fedakarlık ve özveriyi gösterirler. Rob küçük bir yayınevi sahibi ve bir gün olay olacak, müthiş bir kitap yayınlayacağına inanıyor; Lillibet sanki 17.yy da yaşıyorlarmış gibi hayat sürdüren Amiş tarikatının üyesi ve tüm yasaklara rağmen kitap yazıp, onu yayınlaması için bir şekilde Rob'a gönderiyor. Tabii Lillibet'in Amiş olması her şeyi zora sokuyor. Onların kavuşması imkansız fakat kaderleri bir arada olmak. Aslında hikaye çok alışılmadık değil fakat etkilenmedim de değil. Benim için ortalarda diyebilirim. Kitabın özellikle ilk bölümü o kadar hızlı ilerliyor ki kendimi sürekli koşmuş gibi hissettim. Bir olaydan diğerine hızlı hızlı geçişler var. "Şimdi etkili bir şey olacak, sonuç bir yere bağlanacak" diyorsunuz, o kısım bir türlü gelmiyor. Ta ki bölüm sonuna kadar. Fakat orada da göz yaşlarımı tutamadım. Bir çok yerde de yazar çok tekrara düşmüş. Bazı cümleleri, şekil değiştirip tekrar tekrar önümüze sunmuş. Dönüp bakınca uzun yazdığımı farkettim. Daha fazla uzatmadan; artısıyla eksisiyle, tüm gözden çıkarmayıp, okunabilir fakat fazla da beklentiye girmemek gerek, diyerek kitap incelememi sonlandırıyorum.

Otomatik Portakal
7/1004.08.2016

Baskı: Otomatik Portakal

Yazarın kitapta kullandığı dil ve kurgu sıra dışı. Argo, şiddet, iğrençlik gibi bir çok olumsuzluk ve rahatsızlık veren kısımlar var. Aslında kitabı farklı yapan sanırım tam da bu unsurlar. Kitabın konusuna gelirsek burada SPOİLER uyarısı verebilirim. Dilediğini ve akla hayale sığmayan bir çok iğrençliği yapan 16 yaşındaki Alex ve çetesi bir gün bir evi soymaya çalışır. Fakat işler ters gider ve Alex katil olur. Kankaları tarafından ihanete uğrar ve hapishaneye girer. (Alex ailesi tarafından özgür bırakılmış, kendi kararlarını kendi veren bir çocuktur. Ve ailesi de hiç bir şeyi sorgulamaz.) Derken hapishanede kendi iradesini saf dışı bırakıp, ilaç ve görsel kullanarak şiddetten iğrenme terapisi uygulayarak, 2 sene sonra bambaşka bir Alex'i dünyaya salarlar. Artık şiddet uygulayamayan Alex önceki kuyruk acısı olan insanlar tarafından çekiştirilip durur. Alex bir zamanlar yaptıkları şeyler kendine yapılınca, haksızlığa uğradığını düşünür. Kitabın sonunda Alex dayanamaz ve intihar eder. Çıkan haberler yüzünden hükümet tehlikeye girince, onu eski haline getirirler. Alex de kaldığı yerden iğrençliklerine devam eder. Bir gün onlardan da sıkılır, daralır. Ve anlar ki büyümüştür. Yani bütün suçu gençliğe atar. Kitapta ilgimi çeken yerlerden biri; Alex polisten dayak yiyince bir eve sığınır. Adam Alex'e çok iyi davranıp, hükümetin ona yaptığını haksızlık ve özgürlük haklarına saldırı olarak görerek hükümeti devirmek için arkadaşları ile beraber Alex'i ortaya çıkarmak isterler. Gelin görün ki bu adamın; vakti zamanında Alex ve çetesi evine zorla girip, karısına tecavüz edip, ölümüne sebep olmuşlardır. Adam önce onu bu eylemler sırasında maskeli olduğu için tanımaz. Daha sonra öğrenir. E tabii adam bunu öğrenince Alex'e acıma ve haksızlığa uğradığı söylemleri yerini, bu katili öldürme çabalarına bırakmıştır. Özgürlüğünü aldılar diye kızarken, kendisi tüm ortadan kaldırmak ister. Yani kuyruk acısı. Bana göre kitap yazarın otomatik sisteme başkaldırısının yanı sıra; bakmak isteyenlere madalyonun öteki yüzünü de gösteriyor.

Baskı: Düşlediğimiz Yerde (Pine River Serisi 1)

Luke, Pine River isimli bir kasabada aile yadigarı bir çiftlikte büyümüştür. Babası  hasta kardeşinin hastane masraflarını ödemek için, arkadaşından aldığı para karşılığı çiftliklerini ona vermiştir. Tabii sonunda aldığı parayı ödeyince, çiftliği yeniden alacaktır. Fakat bu adam ölür ve çiftlik miras olarak 3 kız kardeşe kalır. Şehir dışında yaşayan Luke bunları sonradan öğrenir ve işlerini bırakıp, ailesinin yanına döner. Diğer tarafta Medaline  kardeşlerinin olduğunu, çiftlik miras kaldığını bilmesi bir yana, babasını bile tanımlamaktadır. Yine de bu çiftliği görmek için Pine River'a gelir. Bilindik romantik komedi havasında bir kitap. Tek fark anlatımın iki karakterin çevresinden olmasının yanı sıra, bazı bölümlerin Luke'un hasta kardeşi Loe'nun ağzından da aktarılması. Yazarın diğer kitaplarına göre; Pine River serisinin ilk kitabını sönük bulduğumu söyleyebilirim. Yine de serinin devamını okumak isterim. Bazen ilk kitaplar da biraz tutukluk olabiliyor.

Baskı: Kıskançlık (Lüks Serisi 3)

19.yy  Amerika sosyetesinden, dört ayrı leydinin hayatını anlatan 'Kıskançlık',  Lüks serisinin 3.sü olan kitapta; ikisi kardeş bu dört genç hanımın etrafında ve kendi içlerinde dönen entrika, kıskançlık, ihanet ve aşk oyunlarını okuyabilirsiniz. Bazı seriler tek tek okunabilir. Fakat bu seri öyle değil. Sanki dizi izler gibi. Önceki kitabı okumadan, diğer kitaba hakim olmak zor. Kitap bitince de, doğal olarak yarım kalmışlık hissi uyandırıyor. Ben  ilk olarak 'İhtişam' kitabını okudum. Yani son kitabı ve aynı yazdığım gibi hissettim. Bu kitabı okumaya başlayıp karakterler tanıdık gelince, seri olduğunu anladım. Okumak isteyen arkadaşlar; kesinlikle seri sırasına göre okuyun. Ben yandım, siz yanmayın :) Kitaplar sırayla ''Lüks'', ''Fısıltılar'', ''Kıskançlık''; '' İhtişam''. Sırayla okusam puanım belki daha yüksek olabilirdi fakat genel itibariyle cömert davrandığımı söyleyebilirim.

Baskı: Aşk Nedensiz de Güzel (The McCarthys of Gansett Island #5)

Serinin 5.si olan ''Aşk Nedensiz de Güzel'' kitabında; McCarthy ailesinin müzisyen olan oğulları Evan ve adada kötü bir olay sonucu mahsur kalan eczacı Grace'nin, kaçınılmaz olarak aşkla sonuçlanan hikayesi anlatılıyor. Bunun yanı sıra yazarın, özellikle 4. kitabında abarttığı yan karakterlerin hikayesini de okuyabilirsiniz. Bu kitapta biraz daha buna az yer vermiş. Bu karakterlerin hepsinin de, başlı başına kitap olabilecek ilginç hikayeleri var. Yazar bunları bir kitaba serpiştirmek ve yüzeysel geçmek yerine, her kitapta belki az ipuçları vererek ve böylece asıl hikayeyi daha hakkıyla işlese idi, bu seri daha iyi olabilirdi.

Baskı: Kurtlara Söyle Eve Döndüm

Kitabın kapağına ve ismine bakarak, eğlenceli bir kitap olduğunu düşünerek almıştım. Fakat neşe haricinde bir çok farklı duyguya sürükledi. Kitapta bir kaç konu ele alınmış. Abla kardeş ilişkisinin bozulup, son noktasına gelmesi; küçük bir kız çocuğunun dayısına olan aşkı; ardından dayısını AIDS yüzünden kaybetmesi; daha sonra da dayısının hayat arkadaşı olan kişiye aşık olması ve onu da aynı hastalıktan yitirmesi; annesiyle dayısının gençliklerinde kopardıkları bağlarınının hikayesi. Farklı bir konusu olsa da, kitap beni rahatsız etti. Sonuçta bu olayları yaşayan kız çocuğu 13 yaşında anlatılıyor. Ve öyle de kalıyor. Sonu, kız çocuğunun büyüyüp bunun aşk değil de sevgi olduğunu anlamasıyla bağlansa, kitaba biraz daha olumlu bakabilirdim. "2007 yılında Kurtlara Söyle Eve Döndüm adlı ilk romanını yazması için kendisine Sanat konseyi tarafından cömert bir fon tahsis edildi" diye yazar tanıtım kısmında bir cümle var. Bir çok listede de en iyi kitaplar arasına girmiş. Bunlar da beni maksatlı ve planlı yazılmış bir kitap sonucuna götürüyor. Bilemiyorum belki ben öyle düşünüyorum fakat öyle listeleri zorlayacak bir kitap değil.

Baskı: Bu Güller Senin (Bride Quartet, #2)

Düğün organizasyonu yapan dört arkadaşın hikayesinin anlatıldığı serinin, ikincisi olan kitapta; çiçek işleri ile ilgilenen Emma ve neredeyse çocukluk arkadaşları olan Jack, ne kadar kaçmaya çalışsalar da, aralarında olan çekime karşı koyamazlar. Yine de Emma'nın korkusu, işlerin yolunda gitmeyip dostluklarının bozulma tehlikesidir. Seriyi sırayla okumaya başladım. Bu kitabı 1.sinden daha çok beğendim. Yine de yazarın o çok sevdiğim kitaplarından biri değil. Organizasyon işleri, çiçek yapımları fazla ayrıntılı anlatılmış. Eğer organizasyon işleriyle uğraşıyor veya düşünüyorsanız eminim siz daha çok beğenirsiniz. Yazar sonraki kitaplarla ilgili bazı ipuçları vermiş. Hal böyle olunca insan merak ediyor :) Sıradaki kitabı okumaya başlayacağım, bakalım o nasıl?

Baskı: Ömrüm Senindir (Bride Quartet, #4)

Serinin son kitabı "Ömrüm Senindir" de; üç kız arkadaşından üçünü de nişanlayan Parker'a sıra geliyor. Okuyanlar bilir diğer üç kitap da birbirine benzerdi. Bu kitap da aynı. Bol bol düğün organizasyon olayları anlatılıyor. Sinyalleri verilen Parker ve Mal aşkı ve kaçınılmaz son. Ayrıca kitapta Mac ve Carter'ın düğününü de okuyabilirsiniz. Son kitap olduğu için yazar, diğer çiftlerin düğününü de kitabın sonunda anlatsa, hikaye bütünlüğü açısından güzel olurdu. Sanki eksik birşeyler kalmış veya yarım kalmışlık hissettim. Benim bildiğim son kitap. Belki de yazar serinin devamını getirmek adına açık kapı bırakmıştır.

Cambazhane Köpeği
9/1004.08.2016

Baskı: Cambazhane Köpeği

Michael isimli bir İrlanda köpeğinin deniz kaptanı sahibinden ve kardeşinden ayrılarak; Dag adında bir tayfa tarafindan manipüle edilerek sahiplenir. Birbirlerini gerçekten çok severler ve Dag onun içindeki cevheri keşfeder. Onun üzerinden para kazanmaya başlar. Böylece meyve veren ağaç taşlanır misali, onu elde etmek isteyenler çeşitli oyunlara baş vurur. Dag ile ayrılmak zorunda kalırlar ve Michael için bu kabusların başlangıcı olur. Beyaz Diş' ve 'Vahşetin Çağrısı' kadar olmasa da, bir köpeğin yaşadıklarını çok güzel anlatıp; hayvanların duygularını adeta okuyucuya yansıtan, yaşatan bir eser olmuş. Belki de kısa olduğu için, belki de diğer iki kitabı önce okuduğum için, onları bir tık daha yukarıda gördüm, bilemiyorum. Sirkte gösteri yapan hayvanlara yapılan işkence ile eğitim yöntemlerini okudukça kanım dondu, yüreğim ezildi. Bunun yanında Jack London'ın kalemine bir kez daha hayran oldum. Tek sıkıntı yayınevi kaynaklıydı. Kim, ne dedi? Ne zaman dedi? Anlamak mesele. İki kişinin diyaloğu bazen birbirine karışıyor. Yazım hataları çok fazla. Okumanızı kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap, hem de her yaş için. Bunun yanında, var mı bilemiyorum fakat başka yayınevini tercih etmenizi öneririm.

Baskı: Kader Ağları (Graham Clan #1)

12.yy İskoçya'sın da toprak savaşlarının hüküm sürdüğü yıllarda, İskoçya kralı; babasını kaybeden yarı Viking, yarı İskoç olan Melloyora ile kralın sadık askerlerinden Waryk'ın evlenmesini emreder. Böylece hem vaftiz kızı olan Melloyora güvende olacak hem de topraklar, kale ve yaşayan insanları ile Waryk'e geçerek onu ödüllendirecektir. Yalnız hesaba katmadığı, Viking kızının krala bile karşı gelecek kadar  inatçı olmasıdır. Bu kararını açıklamasından sonra, macera ve kovalamaca da tüm hızıyla başlamış olur. Tarihi aşk kitapları okumayı severim. Yakın zamanda da bir İskoç dükünün kızının romanını okumuş ve beğenmiştim. Fakat bu kitap da fazlasıyla İskoçya, İngiltere, Vikingler, Normandiyalılar ve daha bir kaç ırkın da katıldığı savaşlar, entrikalar anlatılıyor. O kısımları sıkılarak ve ne yalan söyleyeyim anlamaya çabalamayarak okudum. Yine de yazarı tarihi bilgileri araştırıp, yazdığı için takdir ediyorum. Çevirmen ve editörlere de ayrıca kınama gönderiyorum. Ben okumayı sevdiğim için okuyorum ve yanlışlıkları anında farkediyorum. Fakat bu işleri olduğu için, bu kişilerin ayrıca özen göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Sırf okumak için okurken bile göze çarpan bariz harf ve anlam hataları var kitapta. Bazen cümleyi anlamayıp yeniden okudum. Bir de bir olaydan, mekandan, kişiden diğerine geçerken bırakın satır atlamayı aynı paragrafta anlatılmaya devam edilmiş. Sonuçta bir hikayesi güzel bir kitabın, el birliği ile 'idare eder' sınıfına nasıl getirildiğini görmüş oldum.

Baskı: Ateş, Kazan ve Bir Tutam Aşk (Jolie Wilkins Serisi 1)

Jolie Wilkins kendi halinde, sakin bir yaşam süren bir medyumdur. Bir gün, Rand Balfour isimli biri onu görmeye gelir ve Jolie kendini bambaşka bir dünyanın içinde bulur. Rand bir warlock(erkek cadı)dır ve Jolie'nin de cadı olduğunu iddia eder. Bütün bu olanlara inanmayan Jolie, yine de Rand'ın iş teklifini kabul eder ve onunla çalıştıkça yeteneklerini keşfeder. Bu yeteneklerin en başında da ölüleri diriltmek vardır. Yer altı dünyasında da, böylesi bir yetenekli bir cadıya sahip olmak isteyen bir çok varlık mevcuttur. Aynı zamanda bu varlıkların başına geçip, onların yönetimini ele almak isteyen bir cadı, savaş hazırlığındadır. Jolie ve Rand bu varlıkları kendi tarafına çekmek için ellerinden geleni yaparlar. Cadılar, vampirler, periler, kurt adamlar yani aklınıza gelen ne kadar fantastik canlı varsa, hepsi kitapta var. Fakat korku ve gerilim arıyorsanız işte o yok. Eğlenceli bir anlatım tarzında, yormadan okunan, biraz macera, biraz da aşk katılmış ve merak uyandıran bir kitap. Sonu da hoş ve farklı olmuş. "Ateş, Kazan ve Bir Tutam Aşk" Jolie Wilkins serisinin ilk kitabı ve beğendimi söyleyebilirim. Yorucu olmadığı ve devamını merak ettiğim için ara vermeden 2. kitaba geçiyorum.

Baskı: Çifte Bela (Jolie Wilkins Serisi 2)

Dikkat! Dikkat! Seri sırasına göre okunması gereken kitaplardandır. Ve bu kitap, Jolie Wilkins serisinin 2. kitabıdır.Eğer ki okumadıysanız, ilk kitap olan 'Ateş, Kazan ve Bir Tutam Aşk'ı okuyup, sonra 'Çifte Bela'yı okumalısınız. Jolie, başlayacak olan savaşta kendilerinden yana olması için, perilerin kralına meydan okumasının ardından kazanır fakat perişan haldedir. Yaşanan karşılaşmanın sonucunda, kazanmış olmasına rağmen, günlerce komada kalır ve felçli olarak uyanır. Büyük aşkı Rand, yanından bir an olsun ayrılmaz ve iyileşme sürecinde elinden geleni yapar. Diğer taraftan savaş hazırlıkları ve çalışmaları son hız devam etmektedir. Rand, Jolie'nin savaşa katılmasını istemez. Fakat Jolie Rand'dan habersiz savaşa girebilmek için, vampir Sinjin'den yardım alır. 1. kitapta gizemli olan bazı olaylar, bu kitapta açıklanıyor veya daha netlik kazanıyor. Ayrıca bazı sürprizler de var. Bunun yanında da, diğer kitapta çözümleneceğini umduğum, geride soru işaretleri bırakılarak, kitap sonlanıyor.

Baskı: Cadıca Düşünceler - Jolie Wilkins Serisi 3

"Cadıca Düşünceler" Jolie Wilkins serisinin 3. kitabı ve bağımsız okuyamayacağınız, sırasını takip etmeniz gereken serilerden. Hoş sırf bu kitabı okusanız bile, diğer iki kitabı okumuş gibi hissedebilirsiniz. Sonunu saymazsak, kitap durağan ilerliyor. Kendini çok tekrar ediyor. Ayrıca diğer iki kitaptan da alınmış sayfalar mevcut. Hani aşıkların bir türlü kavuşamadığı, iki saat oynayıp da, bir kaç önemli mevzu dışında pek ilerlemeyen diziler gibiydi. Yalnız hakkını yememek lazım final güzeldi. Aslında final dememek gerek, çünkü devamı geleceği belli. Hem de ilginç bir şekilde. Umarım bu kitap gibi hayal kırıklığı olmaz.

Baskı: İt Dalaşı (Wolfe Brothers #2)

'Köpek Düşleri'nin devamı olan kitapta; anlatıcı karakterimiz Cameron ve ağabeyi Rube biraz daha büyümüşlerdir ve ailelerine yardımcı olmak adına, dövüşlere katılırlar. Bu onlara aynı zamanda kendilerini kanıtlama ve işe yaradıklarını gösterme gücü verecektir. Wolfe kardeşlerin yaşantısı, çabaları ve ilginç aile ilişkilerinin kaleme alındığı serinin bu kitabı; esprili, düşündüren ve sıra dışı anlatım tarzıyla ilgi çekici. Fazla duygusala bağlamadan, aile ve kardeşler arasındaki iletişimin güzelliğini anlatıyor. Hem kolay okunan ve de akılda kalıcı, zihinde yer eden kitaplardan olduğunu düşünüyorum.

Aşk Mektupları
9/1004.08.2016

Baskı: Aşk Mektupları

'Aşk Mektupları' adlı kitabında; Halil Cibran'ın "Gönlümün Sevgili Eşi" dediği Mary'sine 1919 ve 1929 yılları arasında, Amerika'dan yazdığı mektuplardan bazıları bulunmakta. Her mektubun başında, yazarın kendi fotoğrafı ya da aynı zamanda ressam olan Cibran'ın yaptığı resimlerin fotoğrafları var. Ayrıca kitapta, mektuplardan sonra yine yazara ait olan şiirler yer almakta. Yazarın Lübnan da yaşayan sevdiğine yazdığı mektuplar; ne uzaklarda diye iç karartıcı ve kasvetli, ne de sıkıcı derecede aşka boğulmuş. Halil Cibran sevgisini, aşkını çok incelikli anlatmış, yazmış. Gelin görün ki, Mary arkadaşlıktan ve mektupların ötesinde bir aşkı kabul etmemiş. Paulo Coelho' un dediği gibi: "Cibran’ın mektuplarına bakınca, Mary’nin ona nasıl direnebildiğini anlamak zor!" Nedendir bilmiyorum, 'Halil Cibran' ismini ilk duyduğumda çok sevmiştim. Hâlâ da söylerken çok hoşuma gidiyor. Şimdi artık, yalnız ismini değil kalemini de beğeniyorum.

Baskı: Korkuya Yer Yok (Detective D. D. Warren, #7)

Çekici ve farklı bir hikâye; akıcı ve sürekli genişleyen kurgu; hızlı ve sürükleyici bir polisiye; fakat sönük kalmış hatta yavan olarak bile nitelendirebileceğim bir son. Bu noktada spoiler uyarısı verebilirim. Katilin ortaya çıktığı sahnede neredeyse her şey çözülmüştü yani sarsıcı bir son olmadı. Eğer ki öyle olsaydı, tam puanı hak eden bir kitap olurdu. Her ne kadar kaliteli polisiye olarak adlandırsam da tavsiye konusunda kararsız kaldığımı söyleyebilirim.

Baskı: Ölümün Kimyası (David Hunter, #1)

'Ölümün Kimyası' polisiye-geriliminin sürükleyici örneklerinden olan, David Hunter serisinin birinci kitabıdır. Adli antropoloji uzmanı olan Hunter, Londra'daki yaşamından uzaklaşarak kırsalda bir bölgeye geçmişinden kaçmaya gelir. Tâbi ki kendince haklı sebepleri vardır. Ne var ki sadece pratisyen hekim olarak görevini sürdürse de onun yeteneklerine ihtiyaç duyulan bir olay cereyan eder. Dr. Hunter istemeden de olsa olayların içine çekilir. Kurgusu ve sürprizleriyle mükemmel bir kitap diyebilirim ve yazarın kalemine hayran olduğumu söyleyebilirim. Öyle gereksiz ayrıntılara girmeden tıbbi bilgiler vermiş. En güzeli de yaşanan bir olayın başka bir kişiye aktarılması karşılıklı konuşmayla değil, karakterin sadece anlattığını bize bildirmesiyle olmuş. Bu kitapla birlikte nur topu gibi, okuyabileceğim bir polisiye serim daha oldu.

Panzehir
9/1021.07.2016

Baskı: Panzehir

Okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen, yazarın müthiş bir kalemi olduğunu söyleyebilirim. 'Panzehir' son zamanlarda okuduğum en etkileyici kurguya sahip bir kitap. Sürükleyici ve kolay ilerlemesine rağmen; bir çok detayla birlikte, karmaşık görünmesinin yanı sıra, anlaşılır ve akla yatkın olay örgüsüne de sahip. Kitapta yok yok. Yine de 'bu kadar da olmaz' dedirten değil; tüm taşların yerine oturduğu, cevapsız soruların kalmadığı, karakterlerin fazla abartılmadan anlatıldığı, tahmin edilenin yanında sürprizlerin de bulunduğu ve benim de 'kaliteli polisiye' kategorisine yerleştirdiğim bir kitap olmuş.

Kış Masalı
4/1001.07.2016

Baskı: Kış Masalı

Kitap o kadar ayrıntılı ki, neredeyse kaldırımdan geçen adamın bile hayatından bir kesit anlatılmış. Her bölüm başlangıcında esas konuya gelmek için bir kaç sayfa okumak gerekiyor. Bir olayı başka bir olaya bağlamak için bir kitaplık hikâye kullanmış yazar. Düşünün bir de bu kitap 758 sayfa. Bu tür detaylar normalde kitaba renk katar fakat bu kitapta sürekli kullanılmış. O da bir yerden sonra kafa karıştırıcı ve sıkıcı olmaya başladı benim için ki, ben bu tip kitapları okumayı severim üstelik. Kapakta vaad edilenler hakkında yorum yapamayacağım. Çünkü daha oraları işlemedik. Yüz küsür sayfa okudum esas kızla, esas oğlan yeni karşılaştı. Kitabın fantastik kısmına gelemedim, nasıl bir kurgusu var bilmiyorum,  ben biraz aksiyon ve az romantizm okudum. Genellikle durağan ilerliyor diyebilirim. Eğer ki; çok detaylı, bol insanlı kitapları okumayı seviyorsanız, bu kitaptan hoşlanabilirsiniz. Aksi takdirde ne yazık ki, zaman ve para kaybı olarak değerlendiriyorum.

Kağıttan İtiraflar
6/1001.07.2016

Baskı: Kağıttan İtiraflar

İngiliz casusu olan iki yakın kız arkadaştan; pilot olan Maddie,Fransız topraklarında arkadaşını kurtarmak için yanan uçaktan atlamasını ister. Uçaktan atlayan arkadaşı, talihsizlik sonucu Nazilerin eline düşer. İşkence görmeye başlarak, sırları ve şifreleri ifşa etmeye zorlanır. Aynı zamanda arkadaşını da merak etmektedir. Okurken, savaşın anlamsızlığına ve insanların acımasızlığına bir kez daha içim sızladı. Kitap hakkında düşüncelerime gelince; yazım dili başlarda bayağı kafa karıştırıcıydı. Esir kızın ağzından aktarılanlar ve kendinden üçüncü şahıs olarak bahsetmesinin, ilginç olmasının yanı sıra pek çekici gelmediğini söyleyebilirim. Yorucu geldiği için araya başka kitaplar alarak okudum. Yarıyı geçince daha kolay gitti. Tavsiye konusunda tarafsız kalarak ve de kendisi de pilot olan yazarın ilk kitabı olması sebebiyle fazla eleştirmeden, bundan sonraki kitapları için başarılar dileyerek, kitap incelememi sonlandırıyorum.

Siyah (Çember, #1)
9/1001.07.2016

Baskı: Siyah (Çember, #1)

Mutasyona uğramış bir virüs, tüm dünyayı tehdidi altına alıyor. Diğer yandan kara ormanda ki yarasalar, dünyayı yok edip kendi efendilerinin hakim olmasını istiyorlar. İki tehdit ile de uğraşan ve savaşan tek bir kişi var. Serinin ilk ya da tercihe göre ikinci kitabı olan 'Siyah'ın; tıbbi gerilim ve fantastik türünde olması, ayrıca da 610 sayfa olması gözünüzü korkutmasın. Akıcılığı, anlaşılırlığı ve de kurgusuyla, o kadar çekici ve kolay okunuyor ki. Ben adeta bir solukta okudum. 4 kitap olan seri, çember seri olarak adlandırılıyor. Son kitap aslında ilk kitap da olabiliyor. Tercihen 'Yeşil' kitabından veya 'Siyah' kitabından başlayabiliyorsunuz. Ben ilk bu kitabı okudum. Fantastik kurgu okumayı sevenlerin 'Siyah'ı beğeneceklerini düşünüyorum. Bakalım diğer kitaplarda bu kadar başarılı mı?

Baskı: Kırmızı (Çember, #2)

Çember serisinin 2. ya da tercihe göre 3. kitabı olan 'Kırmızı' da; Thomas iki realite arasındaki seyahatlerine devam ediyor. Nerede uyursa diğerinde uyanıyor. Bir realitede; dünyayı tehdit eden, Raison Türü'nün antivirüsünü yapabilecek tek kişi olan Monique'yi, virüsü dünyaya salan adamlardan kurtarmaya çalışan genç Thomas. Diğer realitede de; orman insanlarını hastalıklı serserilere karşı koruyan, onlara karşı savaşan, lider olan orta yaşlı, Rachelle ile evli Thomas. Kurgusuyla ve akıcılığıyla sayfa sayısı çokluğuna rağmen, kolayca okunan ve sıkmayan fantastik bir kitap. Olaylar kısa zaman diliminde gerçekleşiyor ki, bu da yazarın başarısı diye düşünüyorum. Çünkü bu kısa zaman dilimine; bu kadar akıcı ve heyecan yüklü, kendini tekrar etmeyen, sıkmayan bir kurguyu yerleştirmek gerçekten takdiri hak eder. Bana göre yazar, bir konuda bayağı saçmaladı. Bu da tek rahatsız olduğum durum. Fakat buna rağmen ya da bunu saymazsak beğenerek okudum ve devamını da okumak istiyorum.

ÖncekiSayfa 7 / 8Sonraki