Ülkü Ciner
@Ülkü Ciner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: İki Yeşil Susamuru: Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri

Kitabı, arka kapakda "Yazar mizah dolu, çarpıcı ve gerçekçi üslubuyla..." diye devam eden yazıdan ve kitabın adından dolayı eğlenceli olduğunu düşünüp almıştım. Sonuçta aldandım! Mizahi bir anlatım tarzı göremediğim gibi, gerçekçi üslupla ne karakterleri, ne kurguyu, ne de kitabın sonunu bağdaştırdım. Hikâye 80'li yıllarda geçiyor. Fakat yaşam tarzı günümüzü aşmış, değil zamanın Türkiyesi Avrupa da bile o yıllar için normal karşılanmazdı diye düşünüyorum. İki çocuklu evli bir kadın, ara ara bunalıp başka adamlarla ilişki yaşayıp, tatillere gidiyor. Annesi "Artık sıkılmadın mı kızım? Eve dön, bak kocan başkasını bulursa karışmam, fazla naz aşık usandırır, kocanı bıktırma" gibi laflar ediyor. 15 yaşında ki kız öğretmeniyle beraber ve ara ara onda kalıyor. Sevgililer birbirinin yanına taşınıp, beraber yaşıyor. Bir de kitapta ki anne figürleri özellikle kız çocuklarına karşı soğuk, mesafeli, umursamaz ve anne olmaya hazır değil. Sürekli bir sorgulama, kendi hayatını düşünme. Annelik, anne kavramları bu kadar mı basit? Kitapta fazlaca intihar eden karakter var. Hele Mike göz göre göre vakti gelince intihar edeceğini vurgulayıp, bile isteye bunalıma giriyor. Çok kasvetli, en mutlu anlardan mutsuzluk çıkarmaya can atan karakterlerle bezeli bir kitaptı. Hiç tarzım değil. Ben beğenmedim. En azından sonu, güzel ve mutlu bitse belki birazcık kurtarırdı. Yazarın bir kitabı daha kütüphanemde mevcut, okunmayı bekliyor. Bu kitaptan sonra da daha çok bekleyeceğe benziyor.

Küçük Siyah Elbise
8/1007.08.2016

Baskı: Küçük Siyah Elbise

Toni doğup büyüdüğü kasabadan ve ailesinden genç bir kızken ayrılır. Kendi ayakları üstünde durmak ve kendini kanıtlama çabası sonuç verir ve düğün organizasyon şirketi kurar. Fakat onun, kendisini terk ettiği düşüncesine daha fazla dayanamayan annesi Evie 'nin geçirdiği felç sonucu, Toni kasabaya döner. Toni'yi kasabada sırlarla dolu geçmişi, hayalini kurduğu geleceği ve mucizelerle dolu 'Küçük Siyah Elbise' beklemektedir. Sıkmadan okunan, alışılmış gibi görünen fakat ilginç kurgusuyla, hoş güzel bir kitap olmuş. Yine de sonu daha uzun ve detaylı olabilirdi, sanki aceleye gelmiş. Bir de karakterin yaşları, üstlendirildikleri roller için büyük olmuş. Gözünüzde canlandıramıyorsunuz. 71 yaşındaki kadın merdiveni sarkıtıp, çatı katına çıkabiliyor. Ondan bir kaç yaş küçük diğer bir kadın evde hizmetçilik yapıyor. Diğer karakterler içinde bu gibi şeyler söyleyebilirim. Fakat sonuç olarak, yaş olayına takılmadan okuyunca beğendiğimi söyleyebilirim.

Adem'den Önce
10/1007.08.2016

Baskı: Adem'den Önce

Jack London hangi konuya kalemini dokundursa mükemmel bir hikaye , harikulade bir kitap ortaya çıkaran nadide yazarlardan biridir. Kâh olayları bizzat yaşayarak yazmış; kâh hayvanların sanki bedeninde varolmuşcasına, onların duygu ve düşüncelerini okuyucuya yansıtarak, adeta yaşatarak kaleme almıştır. 'Ademden Önce' isimli eserinde de dönemin bilim adamlarının çalışmalarından yararlanarak, eski çağlardaki ilkel insan yaşamını anlatıyor. Küçük bir çocukken başlayan rüyaları aracılığıyla, ilkel çağlarda yaşamış diğer benliği olan 'İri Diş'in yaşadıklarını anlatıyor. Ustaca bir kurguyla gelişim evrelerine göre farklılık gösteren insan gruplarını aynı ortamda bulunduruyor. Yaptığı kıyaslama ve tasfirlerle de gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Kitapta adı geçen bu gruplar: 'Ağaç Adamları', 'Halk' ve 'Ateş Adamları'. Benden bu kadar dahası için kitabı okuyun, pişman olmazsınız.

Yedi Gün Yedi Gece
7/1007.08.2016

Baskı: Yedi Gün Yedi Gece

Kitapta 1819 yılının Londra'sında yaşayan, kardeşleri için kendilerini feda eden iki kişinin imkansız aşk ilişkisi anlatılıyor. İngiliz aristokrat kesiminin saçma ve hiç bir yerde yazılı olmayan fakat herkesin bildiği kurallar vurgulanıyor. Ayrıca kitapta, evli kadınların sevgili edinmelerinin görmezden gelinme, hoş görülme saçmalığı; bekar kızların aile üyelerinin evliliğindeki sorunların, onların evliliğini imkansızlaştırması; sosyete taktim törenleri ve kişilerin ünvanlarının önemi gibi İngiliz sosyete gelenekleri işleniyor. Fakat tarihi romantik kitapları seven ben ne yazık ki bu kitabı beğendim. Yazar aşkı derinleştirmeden cinselliği fazlasıyla ön plana çıkarmış. Romantik kurgu çok zayıf, diyaloglar sığ ve sıradan olmuş. Yazar hakkında okuduğum kadarıyla kendisi yerel kütüphanede ki bütün tarihi aşk kitaplarını okumuş ve o da kitap yazmayı denemiş. O zamandan beridir ustalaşmak için var gücüyle çalışmaktaymış. Kendisine azmi, cesareti ve mütevaziliği için 10 puan veriyorum. Fakat kitabı için aynı düşüncede değilim maalesef. Umarım ilerde daha beğeneceğim kitaplarıyla tanışırım.

Köprü
8/1007.08.2016

Baskı: Köprü

'Köprü' bu kitabın adının yanı sıra kitap severlerin, kitap aşıklarının hep hayal ettiği, sahip olmak, dahil olmak ya da içinde kaybolmak istediği o yerin adı: Bir kitabevinin. 'Köprü', sahibi olan Charlie için hiç bir zaman kâr amaçlı işlettiği bir mekan olmadı. Hep kitaplarla insanlar arasında bir 'Köprü' olmasını istedi ve bir çok insanın hayatını kitapların değiştirmesine, güzelleştirmesine şahit oldu, aracı oldu. Ve zaman geçip ikinci bir şansa ihtiyacı olunca, bu kez o 'Köprü'ye kendisinin ihtiyacı vardı. Acaba o 'Köprü' kurulabilecek miydi? Charlie'nin ailem dediği kitabevi müdavimlerinden, en çok sevdiği iki genç olan Molly ve Ryan da; ellerinden kayıp giden onca yılı geri alabilme ihtimalini hiç düşünmediler. Yine de her şeye rağmen ikinci bir şansları olacak mıydı? Kitabın kapağında yazdığı gibi "İkinci Şansların Hikâyesi". Az çok olacakları tahmin etseniz de kitap cazibesinden hiç bir şey kaybetmiyor. Bir kaç saatte zorlanmadan, her yaş aralığında okunabilecek olan kitabı bazen tebessümle, bazen umutla, bazen de hüzünlenerek okudum. Beğenerek de bitirdim.

Kağıttan Kentler
7/1007.08.2016

Baskı: Kağıttan Kentler

Yazarını bilmeden okusam John Green tarzını tanırdım.Kitap biraz 'İlk Aşk' , biraz da 'Alaska'nın Peşinde' den izler taşıyor. Lise mezuniyetine haftalar kala, aşık olduğu kızın ortadan kaybolması üzerine;Quentin ve onun en yakın arkadaşları, kendisine bıraktığı mesajları takip ederek Margo'yu aramaya başlarlar. Bu arada liseden mezun olmak zorundalar ve sınavlara çalışmalı, mezuniyet balosuna katılmalılar. Amerikan gençliğinin aşırı çılgınlıklarının da anlatıldığı; kolay okunan, merak uyandıran, kurgusu sürükleyici ve eğlenceli bir kitap olmuş. Fakat sonu daha güzel olabilirdi. Yazar yine okuyucuya istediğini vermemiş. Çok fazla beklenti içine girmeden eğlencesine okunabilir.

Baskı: Ölümlü (Faniler Kitabı Üçlemesi, #2)

'Faniler Kitabı' serisinin ikinci kitabı olan 'Ölümlü' kitabını okuyandan, okumayanlara dostça bir tavsiye: Önce 'Yasaklı' kitabını okuyun! Yoksa bu kitaptan hiç bir şey anlamayabilirsiniz. Şimdi yoruma geçebiliriz :) Serinin çıkış konusu; genlerinden korku haricinde bütün duyguların yok edildiği insanlığın, yeniden yaşaması için yıllar süren çaba, gizem ve beklenen kurtarıcının gelmesi. İşte bu kurtarıcı da, yaklaşık 400 yıl önce Hükümdar olacağı kehanetinde bulunulan genç bir oğlan Jonathan. İkinci kitapta Jonathan'ın kanını alan 'Ceset' ler 'Fani'liğe terfi ederek, 'Kirli Kanlı'larla gerçek hükümdarları kabul ettikleri oğlanı tahta oturtmak için savaşıyorlar. Fantastik kurgunun tavan yaptığı kitapta; olmaz denen olabiliyor, imkansız görünen yanıltıyor, olaylar çok hızlı ve aksiyonlu yaşanıyor. Kitapta o kadar çok şey oluyor ki, olaylar bazen karmaşıklaşıp bir bakmışsınız çözülüyor. Aslında aksiyonlu ve karmaşık kitapları severim fakat bunda beni rahatsız eden bir şeyler var. Bilemiyorum belki kanını veren karakterlerin sürekli 'Yaradan' diye adlandırılması, belki de fantastik bile olsa imkansızın zorlanması. Kararsız kaldığım, herhangi bir tavsiyede bulunamayacağım, serinin bir kitabını okuduktan sonra tamamlama takıntım olduğundan dolayı diğerini de okuyacağım, -tabii biraz ara verdikten sonra- bir kitabı daha bitirmiş bulunmaktayım.

Baskı: Aşka Tutunan Kalpler (The McCarthys of Gansett Island #4)

Gansett Adası serisinin 4. kitabı olan 'Aşka Tutunan Kalpler'i, serinin diğer kitaplarıyla kıyasladığımda vasat olarak niyelendirebilirim. Kitap Grant ve Stephanie aşkı üzerine kurgulanmış olsa da, üç farklı çifti de aynı derece de anlatıyor. Bu durum da ortada, baş karakter ve yan karakter bırakmıyor. Sonuç olarak yazar, ana karakterleri gölgede bırakmış, aşklarını tam yansıtmamış. Diğer kitaplarını okumamış olsam puanım daha yüksek olabilirdi.

Suikast Bürosu
10/1007.08.2016

Baskı: Suikast Bürosu

'Suikast Bürosu' adı üstünde suikast düzenleyen ve daima kesin sonuç elde edilen bir kuruluştur. Yönetici şefi, bir çok şehirde bulunan şubeler kurmuş ve elemanları bizzat kendisi eğitmiş ve testten geçirmiştir. Bu çalışanlar her biri yüksek eğitimli ve felsefe yapmayı seven ve etik düşkünü kişilerdir. Büronun prensibi daima; etik anlayış, doğruluk ve dürüstlüktür. Ayrıca öldürülecek kişi suçu araştırılıp büro tarafından onaylandığı takdirde, bu kişi kim olursa olsun, geri dönüşü yoktur. Kendilerince her cinayeti haklı gösteren, büronun doğruluğunu kanıtlayan düşünceleri vardır. Ta ki düşüncelerini alt üst edecek biri, şefin karşısına çıkana kadar... Jack London'ın 'Suikast Bürosu' eseri böyle bir büronun varlığı ve tanıtımıyla başlayıp, çok farklı bir kurguyla, sürükleyici ve merak uyandırıcı bir anlatımla devam ediyor. Dönemin en büyük gerilim romanı olarak tasvir edilen eseri maalesef Jack London yarım bırakmış. Yazarın kitabı tamamlamak için aldığı notlardan ve eşinin sonu için hazırladığı taslaktan yararlanarak; 1963 yılında Robert L. Fish 'Suikast Bürosu' nu tamamlamış. Konu çok ilginç ve yaratıcı fakat büyük ölçüde yazar değişikliğinden kaynaklı, sonlara yaklaştıkça yetersizlik hissettiriyor. Devamı yazılmasa olduğu gibi, gizemli kalsa belki daha etkileyici olabilirdi.

Kağıt Kesikleri
4/1007.08.2016

Baskı: Kağıt Kesikleri

Dünyada herkesin acıları vardır. Bana göre kişinin dayanıklılığına bağlı olarak insan o acıları ya kolay atlatır veya kabullenir ya da o acılara saplanıp tekrar tekrar yaşar. Bu kitapta 'acı' anlatılıyor. Acının her türlüsünden film, kitap, gerçek insan hikâyeleri ve sebebini anlamamış olsamda İclal Aydın'ın acısı yazılmış. Kitabın sonlarına doğru üç resimden bahsederek acısını yazmış fakat yine pek anlamış değilim niye acı çektiğini. Kitap İclal Aydın ve Tolga Meriç ortak yapımı. Bölümlerde yazan kişiye göre; farklı yazı stili, farklı punto ve hatta Aydın'ın kendi el yazısı kullanılmış. Film, kitap ve profil resimleri de yer alıyor. Bu farklılıklar, kitap ve film tanıtımı haricinde kitaptan hoşlandığımı söyleyemem. İclal Aydın'ın aksine ben acıların, dertlerin, sıkıntıların tekrar tekrar dile getirilmesinin her defasında yeniden yaşamış etkisi oluşturup, kişiyi yıprattığını düşünüyorum. Herkesin derdi kendine göre fakat yok yere de kendine dert icat edercesine yazılan kitapları okumak beni kasıyor. İclal Aydın'ın oyunculuğunun beğenirim fakat bu kitabı için tam tersi düşüncedeyim. Sanırım 'Kağıt Kesikleri' okuduğum ilk ve son kitabı olacak.

Cellat
6/1007.08.2016

Baskı: Cellat

Bu kitabı ilk gördüğümde ismi ve kapağı çok ilgimi çekti. Tecrübelerime dayanarak bir kaç ay içinde indirime gireceğini bildiğim için sabrettim. Sonunda da indirimli olarak aldım ve okudum. Sonuç olarak beklediğim için sevindim. Çünkü kitabı beğendiğimi söyleyemem ve iyi ki iki katına almamışım. Yazar ilgi çekecek ne kadar unsur ve konu varsa hepsini kitabında kullanmış, harmanlamış, ortaya karışık sunmuş. Her ne kadar gizemli bir kurguyla kaleme almak istese de, tahmin edilir ve durağan bir kitap olmuş. Biraz son sayfalarda aksiyon var o kadar. Karakterlere biçilmiş roller de tam oturmamış. Her neyse beklentim yüksek olduğu için hayal kırıklığı yaşamış olabilirim. O sebepten okumak isteyeni veya kitap elinde olup da yorumumu okuyanı olumsuz etkilemek istemem. Ne okuyun derim, ne de okumayın.

Baskı: Hükümdar(Faniler Kitabı Üçlemesi, #3)

"Faniler Kitabı" üçlemesinin son kitabı olan "Hükümdar" ilk iki kitaba oranla, serinin en yetersizi diyebilirim. Kim neyi, ne için yapıyor. Kim iyi, kim kötü. Kim ölü, kim diri. Bu ikilemler serinin tamamında ki sıkıntıydı. Bu son kitapta hepsi yerli yerine oturacak diye bekledim. Karakterler arasında okuyucuya yansıtılmayan; yaşanmış ve konuşulmuş bir takım şeyler bu kitapta açıklansa, konusunun farklılığı ile çok güzel bir seri olabilirdi. Fakat maalesef. Acaba iki yazarın ortak çalışması mı kitapta ki boşluklara sebep olmuş? Bir de çeviri kaynaklı olduğunu düşünmediğim özel isim karıştırma hatası var. Tam üç defa karakterin ismi, başka bir karakterin ismi olarak yazılmış. Diğer kitaplarda da aynı hata vardı. Kitabın konusuna hiç değinmeyeceğim. İlk iki kitabı okumadınızsa, bu kitaba hiç başlamayın zaten. Okudunuz ise konusunu zaten biliyorsunuz. Bu kitabı da okuyup okumamak size kalmış. Fakat benim gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir kitap ve seri değil.

Yıldız Gezgini
10/1007.08.2016

Baskı: Yıldız Gezgini

Kitap, 40 müebbetlik ve de  o anda hücre cezasından yeni çıkan Darrell Standing'a; kendi cezasını hafifletmek ve affettirmek için kumpas kuran bir mahkumun; bu müebbetliklerin kaçacağını ortaya atıp, Standing'in de dinamit sakladığını öne sürüp yönetime ispiyonlayarak, bu insanlara çeşitli işkenceler uygulanmasını anlatarak başlıyor. Ortada böyle bir dinamit olmaması ve doğal olarak da Standing'in hiç bir şey bilmemesi ve itiraf edememesi, kendisini tecrit ve deli gömleğine mahkum ediyor. Bu zaman zarfında hücrede  uğraşlar buluyor, sineklerle oynuyor, kendi kendine satranç oynuyor. Burada ilgimi çeken bir durumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Jack London'ın zihninde satranç oynadığını anlattığı kısım tamamiyle Stefan Zweig'in "Satranç" kitabının çıkış noktası niteliğinde. Jack London'ın Yıldız Gezgini'ni 1913'te, Stefan Zweig'in de  Satranç'ı 1946'da yazdıkları düşünüldüğünde; ya büyük bir tesadüf var ortada, ya da 'Satranç' kitabının fikir babası London. Kitabın konusuna geri dönersek; Darrell Standing tecritte aldığı deli gömleği cezası sırasında, bedenini geçici olarak öldürüp ruhunu farklı zaman ve mekanlara; daha önce yaşadığı bedenlere (inanmadığım bir olay olsa da kurgu süper) yolculuk yapabildiğini keşfediyor. Bu yolculuklarda düelloya katılan bir soylu, inzivaya çekilmiş bir münzevi, gerçekte yaşanmış olan Mountain Meadows katliamında ölen 9 yaşında bir çocuk ve bunun gibi bir kaç tane daha öykünün kahramanı oluyor. Tarihte yaşanmış olayların da yer aldığı kitap, A.B.D. yargı sistemi ve hapishane işkencelerini gözler önüne serme ve başkaldırı niteliğinde ve de cesaretli anlatım tarzıyla büyüleyici. London'ın hepsi birbirinden ilgi çekici ve etkileyici öykülerle bizleri buluşturduğu 'Yıldız Gezgini', mükemmel kurgusuyla okunması gereken kitaplar arasında yerini almalı diye düşünüyorum. Gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.

Sırlar Uçurumu
8/1007.08.2016

Baskı: Sırlar Uçurumu

Yazarın okuduğum ikinci kitabı olan 'Sırlar Uçurumu' 1816 yılında gerçekleşen ve ilk sayfasında meraklanmanızı sağlayan bir olayla başlıyor. O yılların soylu ailelerinden olan Roussel ailesinin entrika ve gizemlerle dolu hayatları, bu kadar da olmaz artık denecek sırlar barındırıyor. Kitap, benim okumaktan hoşlandığım yıllar arasında gelgitler yaparak kurgulanmış. Her ne kadar sonuna doğru 'yok artık' desem de, bir iki yerde bayağı şaşırdım. Kitapta yer alan karakterlerin geneli kötü veya içten pazarlıklı. Fakat en sinir olduğum kişi Dr. Bernard oldu. Genel itibariyle beğendiğim fakat yazarın 'Halüsinasyon' kitabına göre kıyasladığımda daha sönük bulduğum bir kitap. Yine de keyifle ve merakla okudum.

Kırmızı Pazartesi
9/1007.08.2016

Baskı: Kırmızı Pazartesi

Küçük bir kasabada  kızkardeşlerinin düğün sabahı, Santiago Nasar'ı namuslarını temizlemek için öldüreceklerini ilan eden ikizler, bir kaç saat içinde emellerine ulaşırlar. Hemen hemen bütün kasaba halkı, onların niyetlerini duyar fakat bir türlü  engelleyemez. İkizler sanki  bu cinayeti işlememek için uğraşır gibi, her önlerine gelene söylerler. Belki de o yüzden kimi inanmaz, kimi ciddiye almaz , kimi de Nasar'ı uyarmak istese de ona ulaşamaz. Kitabı okumayan arkadaşlar sonucu söyledim diye bana kızmasın  çünkü kitabın ilk sayfası hatta ilk cümlesinde Santiago Nasar'ın öleceği yazıyor. Yazar, gerçekte çocukluğunun geçtiği kasabada yaşanmış olan bu olayı, ustaca anlatım tarzıyla bizlere aktarıyor. Kitapta  kısa olmasına rağmen onlarca isim geçiyor. Yazar  bu insanlarla görüşüp, adım adım cinayete giden bu olay örgüsünü sıraya koyup, kurbanın arkadaşı sıfatıyla anlatıyor. Bir tarafta; her ne kadar bazı şeyleri bilseniz de önüne geçemeyeceğinizi, bir tarafta da; insanların davranışları,  düşünceleri, yaptıkları veya yapmadıkları eylemlerin başka hayatları nasıl etkilediklerini gösteren bu eseri, kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Yalnız aklıma kitapta ki  iki bilinmezden en merak ettiğim olan soru takılıyor: O sabah yağmur yağdı mı? Yağmadı mı?

Trendeki Kız
9/1007.08.2016

Baskı: Trendeki Kız

Bildiğim, sevdiğim, kurgusundan ve kaleminden emin olduğum bir yazarın, polisiye kitabını okumak için sabırsızlanırım. Bu kitap uzun zamandır kitaplığımda idi. Hiç acele etmedim. Neden? Çünkü yazarın ilk kitabı ne kadar iyi olabilir diye düşündüm. İtiraf ediyorum; yanıldım. 'Trendeki Kız' üç karakterin (aslında bence üçü de kurban) ağzından, farklı tarihlerde ve saatlerde, kendi anlattıklarıyla kurgulanmış. Rachel yani trendeki kız, sabah akşam yolculuk ettiği trende, yol üstünde gördüğü evleri izliyor ve özellikle bir evdeki çift dikkatini çekiyor. Onların birbirlerine davranışları ile ilgili romantik hayaller kurup, kendine yakın bulduğu, zihninde mükemmel çift olarak canlandırdığı bir hikaye oluşturuyor. Ta ki bu mükemmelliği bozacak bir sahne görene kadar. Bundan sonrası tam bir heyecan fırtınası. Bir kaç yerde şüpheye düştümse de katili tahmin ettim. Yine de bu kitabı, kurgusunu, yazarın kalemini çok beğendim. Gönül rahatlığıyla polisiye sevenlere tavsiye edebilirim. Ve ben de yazar başka kitap yazarsa sorgusuz alırım ki umarım yazar.

Baskı: Ölüm Tanığı (Eve Dallas, #10)

Cinayet sahnesi canlandırılan bir oyunun gerçeğe dönüşmesi... Bir tiyatro dolusu görgü şahidi... Kurbandan nefret eden onlarca kişi... Teğmen Eve Dallas,  kocası Roarke'in sahibi olduğu tiyatroda, Agatha Christie'nin 'Beklenmeyen Şahit' oyununun ilk sahnelendiği gece, kocası ile birlikte izleyiciler arasındadır. Gösterilen oyunda öyle bir cinayet sahnesi vardır ki; yapılan ufak bir değişiklik ile oyun gerçeğe dönüşür ve başrol oyuncusu ölür. Yetenekleri rol yapmak, başka insanları oynamak olan bu tiyatrocular arasından, gerçek katili bulmak hayli zor olacaktır. Zeki ve keskin görüşlü Teğmen Dallas yardımcı ekibi ve her zaman kendisine destek olan Roarke'in yardımları ile olayı çözmek için uğraşır. Hakkını vermeliyim Nora Roberts'in, Eve Dallas serisinin her bir kitabı, gerçekten başarılı ve ustaca kurgulanmış. Bu kitabında fazlaca  macera ve heyecan olmasa da, yap boz parçalarının bir araya getirilmesi gibi sabır ve zekâ ile yoğrulmuş bir kurgu var. Eve Dallas serisi kitapları, polisiye tarzda okumaktan hoşlandığım, hiç bir zaman da beklentimi boşa çıkarmamış kitaplardandır.

Bir Gün
9/1007.08.2016

Baskı: Bir Gün

İnsan hayatında sevinci, hüznü, mutluluğu, acıyı, umudu, umursamazlığı, başarıyı, başarısızlığı, aşkı, sevgiyi ve bunlar gibi bir çok olumlu ve olumsuz duyguyu yaşar. 'Bir Gün' kitabında, bu duygular sürükleyici ve farklı bir anlatım tarzıyla Emma ve Dexter'in hayatları üzerinden işlenmiş. 'Bir Gün' bana göre aşk değil, ömür hikayesi. Hayatın gerçeklerini( tabi bizim kültürümüzden farklı bir yaşam tarzıyla), sevinciyle, hüznüyle, pişmanlığıyla, aşkıyla, nefretiyle, inişli çıkışlı bir düzeyde anlatan bir kitap okumak isterseniz bu kitabı öneririm.

Fareler ve İnsanlar
9/1007.08.2016

Baskı: Fareler Ve İnsanlar

Kitabı 123. sayfasında bırakıp, ağlamaya başladım. Geri kalan üç sayfayı gözyaşlarıyla okudum. Hem de hıçkıra hıçkıra. Eminim okuyan bir çok kişiye de aynı etkiyi yapmıştır. İnce bir kitap. Hani başından kalkmazsanız bir çırpıda okunur ki akıcı da ilerliyor. Yazar kitabına, bir kaç yürek burkan olayı sığdırmış ve çok da güzel vurgulamış. İki fakir çiftlik işçisi arkadaşdan biri olan Lennie; iri yarı, kuvvetli, zekası bayağı düşük, anlatılanı hemen anlamıyor ve hemen unutuyor. Diğer arkadaş George ise; ufak tefek, akıllı ve zeki, aynı zamanda teyzesi öldüğünden beri Lennie'e sahip çıkmış, hep beraber çalışmış ve ayrılmamışlar. Kendilerine ait toprakları olması hayali kuruyorlar. George anlatıyor, Lennie dinliyor. Lennie'nin yumuşak şeylere dokunmaktan hoşlanması -tüylü tavşanlar, fareler, köpek yavruları- her daim başlarına bela açıyor. Son çalıştıkları çiftlikten de yine benzer bir olay yüzünden kaçmak zorunda kalınca; işçilerin yok pahasına çalıştıkları, zenci bir seyisin hor görüldüğü, işi gücü güç gösterisi yapmak ve de oynak karısının izini sürmek olan patron oğlunun zorbalık peşinde olduğu, bir çiftlikte işe başlarlar. Ve kitabın sonunda yine George anlatır, Lennie dinler... Kitabı beğendim. "Herkesin okumasını öneririm" demeyeceğim. Aslında zihinsel engelli çocuğu veya yakını olanların okumamasını önereceğim. Şimdi benim bu yazdıklarıma katılmayan veya tepki gösteren olabilir. Fakat bu ebeveynlerin en çok düşündükleri "benden sonra bu çocuğa ne olacak?" kaygısıdır ki bu kitap da insana bu duyguyu yaşatıyor.

Baskı: Siyaha Çalan Bahar (Chief Inspector Armand Gamache Serisi 3)

'Armand Gamache' serisinin, ilk ikisi kadar belki de onlardan daha durağan olan 3. kitabı, yazarın benim okuduğum son kitabı olacaktır. Serinin her kitabı Gamache isimli dedektifin, her seferinde evinden kilometrelerce uzakta bulunan Three Pines isimli kasabada yaşanan cinayeti zekasıyla çözmesini konu alıyor. Yazar kasabayı sıcak ilişkilerle, insanlarını da sevimli ve samimi göstermeye çalışsa da, kaleminde bu duyguları yansıtamamış. Diyaloglarda geçen espriler de bile bir soğukluk var. Hani bir ortamda fıkra anlatılır fakat o kadar mimiksiz ve tonsuzdur ki gülemezsiniz. Ben de aynen öyle etki bıraktı. Sonlara doğru bir kaç sayfa da biraz hareketlilik yaşansa da, katilin bulunması bile; tahmin edilebilirliğinin yanı sıra sıkıcıydı. Seriyi devam ettirme tutkumun kurbanı olarak aldığım kitap, kesinlikle beni durdurdu ve varsa bile benim için devamı gelmeyecek.

Baskı: Beşinci Tanık (Mickey Haller, #4)

Ceza avukatı olan fakat iş alamadığı için haciz davalarına bakan Michael Haller, avukatı olduğu Lisa'nın cinayet zanlısı olarak tutuklanması üzerine, davasını üstlenir. Lisa'nın katil olup olmadığı onun için önemli değildir. Önemli olan tek şey bu davayı kazanacağına inanmasıdır ki bunun için o ve ekibi çok çalışır. Amerikan mahkemelerinin işleyiş şeklinin; jüri seçimi ve kararda ki etkinliğinin; hakimin jürili mahkemedeki rolünün; avukat ve savcının delil, tanık, sorgu prosedürünün işleyişlerinin anlatımı, ayrıntılı bir şekilde kitapta yer alıyor. Katili aramaktan çok eldeki mevcut zanlının, temize çıkarılması veya mahkum ettirilmesi üzerine kurgulanmış bir kitap. Yine de 'suçlu mu? Değil mi?' İkilemini sık sık yaşadım. Avukata kızsam da finalde durumu kurtardı. Çok aksiyonlu değildi fakat durağan ve sıkıcı da değildi. Genel itibariyle beğendiğim. Yazarın Michael Haller serisinin 4. kitabı olduğunu bilmeden alıp okudum. Başa dönüp 1. kitaptan başlayarak seriyi okumayı düşünüyorum.

Baskı: Sır Oyunları (Debutante Dropout Serisi 2)

Sosyete dedektifleri serisinin 2. kitabı olan Sır Oyunları kitabında; Dallas sosyetesinin zenginlerinden, nüfus sahibi Cissy ile bu zenginliği önemsemeyen, kendi halinde web tasarımcısı kızı Andy, bir anda kendilerini gizemli ve sırlarla dolu bir olayın içinde bulurlar. Annesinin bir arkadaşının işlerini yapan Andy; vicdanının sesini dinleyerek, bu kadının kızına yardımcı olmaya karar vererek zor bir yola girer. Sonra da olaylar hiç tahmin edilemez şekilde ölümle sonuçlanır. Bu hikayeden sıkı bir polisiye çıkardı. Güzel de olurdu. Fakat yazarın tarzı komedi üzerine olunca; gerilimden çok eğlenceli bir kitap olmuş. Her ne kadar Andy'nin bazı anlatımları sıksa da; genel olarak kitabı beğendim fakat iş tavsiye etmeye gelince yorumsuzum.

Düzenbaz
9/1004.08.2016

Baskı: Düzenbaz

Beyaz Saray muhabiri olan Ben, CAI başkanının stajeri olan arkadaşı Diana' ya bir iyilik yapar ve kendini hayatı pahasına çözmesi gereken macera ve gizemin içinde bulur. Çocukluğunda yaşadığı travmayı hala atlatamayan Ben'in farklı bir özelliği vardır. En gergin anlarda ABD başkanlarının özelliklerini saymakta; film ve aktörlerden o an ki yaşadığı veya anımsadığı olaylardan örnekler vermektedir. Ruslar, Çinliler, ajanlar, casuslar, suçlular, masumlar, aksiyon, macera yani polisiye de ne ararsanız bulacağınız her şey var kitapta. Bir kaç kitabını okuduğum ve beğendiğim yazar beni yine hayal kırıklığına uğratmadı. Kendisi sorgusuz kitaplarını aldığım ve beğendiğim yazarlar arasındadır. Polisiye okumaktan hoşlananlara gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

Baskı: Düşler Krallığı (Westmoreland, #1)

Birbirine düşman iki ülke olan İskoçya ve İngiltere'nin aralarında barış adımları attıkları sırada; İngiltere Kralı adına savaşlara katılan yenilmez şövalye Kara Kurt'un; İskoçya'nın soylularından olan Merrick ailesinin başına buyruk, korkusuz kızları Jennifer'ı kaçırması iki ülkeyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürükler. Adı en vahşi işkence ve ölüm senaryoları ile anılan Kara Kurt lakaplı Royce'nin, Jennifer'ı tutsak ettiği dönemdeki davranışları Jennifer için tam kafa karışıklığına neden olur. Herkesin korktuğu bu adama kafa tutan ve ondan korkmayan Jennifer, bir de onu oyuna getirip kaçınca; Royce hem bu kaosu çözmek hem de gururunu kurtarmak için kralların ortak aldıkları kararı uygulamaya razı olur. Fakat bu karar, yanlış anlaşılmalar ve dedikodular yüzünden iki gence de işkenceden farksız görünür. Tüm inkarlar ve karşılıklı nefret sözlerine rağmen, aralarında başlayan aşka karşı koyamazlar. Tabii bu da işleri daha da karmaşaya sürükler. Tarihi romantik türünde, serinin ilki olan 'Düşler Krallığı' kitabı, yazarın okuduğum ve beğendiğim ikinci kitabı. Kesinlikle söyleyebilirim ki son olmayacak.

ÖncekiSayfa 6 / 8Sonraki