Ülkü Ciner
@Ülkü Ciner

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Umuda Uyandığım Gün

Bir yazarın tarzı hakkında fikir sahibi olmak için, bir kaç kitabını okumak yeterlidir. David Baldacci bana göre polisiye, gerilim ve macera türünde gayet başarılı bir yazar. Bundan önce 4 kitabını okudum. İsmini görünce sorgusuz alırım kitaplarını. Fakat bu kitap "Umuda Uyandığım Gün" diğerlerinden çok farklı. İlk bu kitabını okusaydım, sanırım son olurdu. Sanki kendi yazmamış, romantik bir hanıma (eşi olabilir, arkadaşı olabilir -hatta onun da ilk kitap denemesi) yazdırmış. Kitabın konusu sıradan, bir çok kitapta rastlanılan bir hikaye. 3 çocuklu bir aile, baba çaresiz bir hastalığın pençesinde. Ölüyor. Fakat bir başka hüzün ve ardından gelen mucize... Yani daha ne yazayım bilemiyorum. Kolay, sıradan, yormayan, bir sonraki sayfayı tahmin edebileceğiniz bir kitap arıyorsanız buldunuz. Ya da elinizde varsa kafanızın karışık olduğu bir zaman ve her ortamda zorlanmadan okunacak bir kitap isterseniz tercih edebilirsiniz. Fakat sakın yazarın diğer kitaplarına aldanıp almayın, benim gibi hayal kırıklığı yaşarsınız.

Fi
3/1016.08.2016

Baskı: Fi

Kitapta farklı yaşamlar süren karakterlerin ilginç öyküleri kurgulanmış. Toplumun veya çevresindeki bireyler tarafından mükemmel algılanan, düşünülen veya öyle görülen bu insanların aslında nasıl acınası ve zavallı yaratıklar ya da tam tersi toplum tarafından görülmeyen silik tiplerin nasıl dolu insanlar olabileceğini, kurgusuna anlaşılır bir uslüpla felsefe ve psikoloji katılarak sürükleyici bir şekilde, insanda merak uyandırarak anlatılıyor. Ayrıca ünlüler dünyasının renkli görüntüsünün arkasına saklanan kokuşmuşluğundan da bahsedilen kitapta, benim düşüncelerime yakın hatta aynı olan bazı söylemler mevcut (özellikle Bilge'nin). Yazarın sık sık kullandığı, geleceğe dair verdiği bazı ufak ve merak uyandıran bilgiler, ne olacağının ipucunu vermekle birlikte, nasıl olacağını düşündürüyor. Benim hoşuma gitti. Yazar kitapta malesef insanların söyledikleri ve inandıklarının, yaptıkları ile uymadığını bir çok örnekte karşımıza çıkarmış. Beğendiğim bölümlerin yanı sıra hoşlanmadığım bazı kısımlar da mevcuttu kitapta. Özellikle insan tanımlamalarında sürekli Tanrı benzetmesi geçmesi benim açımdan çok rahatsız ediciydi. Şimdiye kadar okuduğum kitapların bir çoğunda beğendiğim, yargıladığım, rahatsız olduğum karakterler olmuştur. Fakat bu kitaptaki Can Manay'a sinir olduğum kadar kimseye olmadım sanırım. Bir de Doğru'nun babası var. Beni asıl sarsan böyle iğrenç insanların toplum içinde, normal insan maskesi altında aramızda dolaşma ihtimali. Genel olarak bakınca tam beğenme sınırındayım. Çi ve Pi'yi okuduktan sonra puanımı değiştirebilirim. Sanki,  farklı bir amaç güdülerek yazılmış, empoze edilmek istenen bir şeyler varmış gibi hissediyorum. Bakalım belki benim hüsnü kuruntumdur.

Çi
2/1016.08.2016

Baskı: Çi

Hikaye ilgi çekici. Beni bile çekti ki, kitapla ilgili rahatsız olduğum yerler olmasına rağmen. Televizyonda reyting rekorları kıran dizilere yakın konusu olan fakat felsefe ile süslenmiş ve yazarın kamufle yeteneğiyle , okuyucuyu manipüle ederek ve de ilk kitapta ki şüphelerimden emin olduğum devam kitabı Çi.  Medyanın toplumu zehirleyen gücünü, ünlüler dünyasının ve yine medya sayesinde öğrendiğimiz iğrençliğini bir kez daha anlatıldığı bu kitapta Fi'de de sürekli bahsi geçen uyarıcı ve bağımlılık yapan maddeyi, hemen hemen her karakter kullanıyor. İlginç olanı sanki kurtulması çok kolaymış gibi dönüp bir daha bakmayabiliyorlar.Deniz'in ağzından aktarılan çok  anlaşılır, sade, güzel ve bir çok kişinin bildiği, bir çok düşünürün hayat felsefesi  olan, kabul edilmiş, insanların yıllardır duyduğu sözlerin arasına, dinle ilgili yazarın kendi fikrini empoze etmek için yazılan bölümü okuyanlar, araştırma zahmetine girerler ve  söyleneni sorgusuz kabul etmezler umarım. Orada bahsi geçen hikayeden sonra imamın sorduğu soruya Deniz'in verdiği cevap karşısındaki benim kafamda oluşan düşünceyle, bu kısmı okuduğum kişilerin yorumunun aynı olması yazarın tam da "insanları, gençleri ve çocuklarınızı özgür bırakın, doğruyu kendileri bulsunlar" gibi söylemlerinden sonra kendi fikir ve  inançlarını üstü kapalı aşılama çabası benim gözümde daha bir netlik kazandı. Ne garip kendi çocuğumuzu özgür bırakmamızı söyleyenler, kendileri yönlendirmeye çalışıyorlar. Yalnız özellikle kitapta, madde kullanımının sürekli geçtiği ve yaşattığı söylenen güzel duyguları okuduktan sonra kesinlikle bilmediğim kitapları, ben okumadan çocuklarıma okutmamam gerektiğine bir kez daha emin oldum. Bilinçli okurların olumsuzluklardan etkilenmeyip, manipüle olmadan keyif alarak okuyacağına eminim. Bu kitabı ya da başka kitapları okuyan genç kesime tavsiyem de tek yönlü okumayın. Bir kitabı okurken orda yazılan bilginin doğruluğunu başka kaynaklardan araştırın. Daha akılda kalıcı olmakla birlikte, size empoze edilmeye çalışılana değil mantığınızla doğruya ulaşırsınız. Son olarak Fi de hoşuma giden gelecekle ilgili verilen bir tüyoda Murat'ın Bilge'nin kollarında öleceği yazıyordu. Ben de acaba nasıl olacak diye merak ediyordum. Yazar nasıl unuttu bilmem acaba yazdığını...  Çünkü bu kitapta Murat ölürken Bilge yanında bile değildi, üstelik bir de bizim gibi O da başkasından duydu.

Pi
1/1016.08.2016

Baskı: Pi

Seriyi okumaya başladığımda, kitapta geçen 'farkındalık' kelimesi bir zaman önce, aylarca çok satanlarda yer alan sözde din kitabını aklıma getirdi. Başta şüphelensem de bu kitabın başlarında Eti'ye ayrılan bölümü okurken, tamamen aynı misyonu üstlendiklerinin 'farkındalığını' yaşadım. Ayrıca ne tesadüftür(!) ki yayınevleri de aynı... Her okuyucu kitlesine hitap eden tarzda yazılmış, hatta kitap okumayanların bile ilgisini çekebilecek, dizi izler gibi okuyabileceğiniz bir seri ki çok satılıp okunmasının nedenlerinden biri bu çeşitlilik sanırım. Büyük bölümüde pazarlama tekniği ve reklamlara ait. Hiç kimsenin tercihi hakkında olumsuz eleştiride bulunmam ki herkesin okuma zevki farklıdır. Ben de genelde her türden kitap okumayı severim ve dönüşümlü okumaktan tat alırım. Fakat tahammül edemediğim, tepki gösterdiğim tek tarz, bu seride de aralara serpiştirilen, ilk kitaptan başlayıp doz doz artırılan, İslâm'ın ve Kur'anı Kerim'in ehli olmayan yazarlarca yorumlanıp, insanların kafalarında bazı ayetlerle ilgili çelişki ve inkâr düşünceleri yerleştirmeye çalışılanlarıdır.

Baskı: Şehrin Sahte Azizleri

Philedelphia eyaletinin adalet ve ceza kanunlarının uzun uzun açıklandığı, karakterlerin kendi hayat hikayeleri yanı sıra, kitapta tek cümlesi dahi olan şahısların bile bu karakterlerle bağlantılarının en az 2 sayfa anlatıldığı, fazla detaylı bir polisiye kitap. Ayrıca katili bulmakla boşuna kafa yormamanız için ilk sayfada size sunuluyor. Konusuna gelince sapık insanları (ki bunlar büyük çoğunluğu, yazarın sık sık bahsettiği zenciler), aranıyor listesinden bulan ve infazlarını gerçekleştiren acılı bir babanın, sokak adaletini uygulayıp şehri karmaşaya sürüklemesi anlatılıyor. Eğer ki aksiyonu az (son bir kaç sayfa hariç), her şeyin başından belli olduğu, fazlasıyla detay verilen polisiye (başka böyle örnek varsa uyarın ki, hiç bulaşmayım) okumayı seviyorum diyorsanız tavsiye edebilirim. Fakat benim hiç tarzım değil okurken sıkıldım ve itiraf ediyorum, sayfa atladığım da oldu. Puanlamaya baktığımda iki defa tam puan aldığını görünce(hatta bir üye okumadan bile çok sevmiş), insanların okuma zevklerinin ne kadar da farklılık gösterebileceğine bir kez daha şahit oldum. Benim okuma zevkime göre verdiğim 4 puanı, bir kitaba harcanan emek adına az, başka nice güzel kitaba haksızlık etmemek adına çok buluyorum.

Baskı: Parafili (Maeve Kerrigan, #4)

Polis memuru Meave Kerrigan'in kendi ağzından aktarılan maceraları ve cinayetler, serinin 4. kitabında da yine ilginç bir şekilde çözüme ulaşıyor. Yirmi yıl öncesinde işlenen bir cinayetle benzerlik gösteren yenilerinin olması, Londra polisini harekete geçirir. Bu cinayeti araştırmak için kurulan ekibe Kerrigan alınır fakat ortağı ve yol göstericisi Derwent dışarda tutulur. Elbette ki sebebi vardır. Bu arada Meave'in erkek arkadaşı Rob eğitim için Amerika'ya gidince aklını işine veren polisimiz, kendini yine tehlikenin kollarında bulur. Eski yeni düşmanları başının belası olmaya devam eder. Meave'e gelen gülleri gönderen kişi de sanırım eceline susadı, umarım devam kitabında ağzının payını alır. Bu kitapta bazı eksik kalan kısımlar varmış gibi hissetsemde hatta çözümü biraz zorlama bulsamda yazarın, gelişen olayları  tek bir nedene bağlamaya çalışmaması ve ters köşeleri oldukça hoşuma gitti. Kurgunun öyle gelişmesi için Rob'a az yer verilmiş olsa da kitapta daha sık geçmesi, hatta serinin '5. Kurban' kitabında olduğu gibi hikayenin ikisi arasında değişken anlatılması çok daha güzel olurdu. Yazarın kalemini ve diğer kitaplarını severek okuduğum için bir puan torpil yapıyorum. Her kitapta ki cinayet ve hikayeler  farklı ve her cinayet çözülmüş olsa bile, yine de kitapları birbirlerine bağlayıcı  detaylar var. Bu kitabı okumak isteyenler seriyi takip ederlerse eminim daha fazla beğeneceklerdir.

Dolunayda Aşk
7/1016.08.2016

Baskı: Dolunayda Aşk

Nora Roberts kitaplarında aşk temasını esas alarak polisiye, gerilim veya fantastik kurguyla okuyucuya sunar. Bu kitapta da psişik güçleri olan genç kadın, küçükken yaşadığı ve çok acılar çektiği kasabasına geri döner. Sekiz yaşında bataklıkta buluşmak için anlaştığı halde babasından dayak yediği için arkadaşının yanına gidemeyen Tory, Onun bedeninde uyanarak öldürülmesine şahit olur. Berbat bir halde koşup, arkadaşının ailesine haber verir. O günden sonra kendine gelmesi ve babasının işkencelerinden kurtulması hayli zaman alır. Sonunda başarır ve arkadaşının katilini bulmak için kasabaya yeniden döner. Hem katili hem de hayatının aşkını bulur. Fakat katili asla tahmin edemezsiniz. Çünkü çok saçma biri. İpucu vermeden saçma dememin sebebini açıklayamam. Ama gerçekten 'yok artık' dedirtecek bir son olmuş. Hayranı olduğum yazarların kitaplarına, beklentimin altında da olsa öncekilerin hatırına yaklaşımım olumludur. Fakat bu kitap için bunu diyemem. Belki yazarın ilk kitaplarındandır. Tarz ve hikaye güzel fakat kitabın genelinde bir yavanlık var. Hele sonu... Katil uşak olsa bundan iyiydi :)

Baskı: Ölüm Labirenti (Mistress of the Art of Death, #2)

Kitap Ortaçağda İngiltere topraklarında 2. Henry'nin hüküm sürdüğü dönemde meydana gelen entrika ve cinayetlerin, o çağda pek hoş karşılanmayan adli tıp uzmanı bir kadının çözmeye çalışmasını konu alıyor. 2. Henry'nin metresi olan güzel Rosamund zehirlenerek öldürülmesinin ardından bazı ipuçları, azmettirici olarak kralın karısı Eleanor'u işaret etmektedir. Ölüm Üstadı Adelia Aguilar, bu olayı çözmek üzere bebeğinin babası olan piskopos Rowley tarafından ikna edilir. Sonuç olarak da çözer. Yazar ''tarihi kayıtlardaki boşlukları değerlendirdim'' şeklinde ifade edip yazdığı kitabında bir çok isim, mekan ve de bolca rahip, rahibe, piskopos ve manastır kullanmış ki çok sıkıcıydı. Sadece kitabın sürükleyici, esprili, akıcı bir dili olması puanımı yükseltti. Hatta Ölüm Üstadının resmedildiği zeki, korkusuz ve güçlü kadını sempatik buldum. Özellikle önerebileceğim veya zaman kaybı olarak gördüğüm bir kitap değil.

Baskı: 60`lar Hikaye 70`ler Terane 80`ler Şahane

Kendisini '80'li yıllar kuşağının üyesi' olarak tanımlayan yazar,  o dönemin müzikleri, dizileri, oyunları, çizgi filmleri, giyim kuşamları ve o dönem yapılanları kitabında eğlenceli bir şekilde kaleme almış. Her ne kadar 80'ler benim bebeklik ve çocukluk yıllarım  olsa da kitapta anlatılan bir çok şeyi  hatırlıyorum. Benim bilmediklerimi de okuduğum zaman eşim hatırladı. En güzel yanı da buydu. Akşamları eşime de okuyarak o dönem anılarımızı paylaştık. İsmi geçen sanatçıların şarkılarını hemen açıp dinledik.Hatta bazen arkadaşlarıma, burada da paylaştığım alıntıları mesaj olarak yolladım. Cevap olarak "Evet ya ne güzel günlerdi", "Süpersin nasıl hatırladın?" gibi mesajlar aldım. Allahtan benim gibi bir arkadaşları var da onları çok yormadan(!) bir kaç alıntıdan sonra kitabın adını verdim:) Her ne kadar kitabı okudukça yaşlanıyorum duygusunu yaşasam da tebessümle ve hatta bazen kahkahalarla okudum. Bu kitabı 80 kuşağı gençliği, kendi günlüklerini okur gibi, daha küçük arkadaşlar da ağabey ve ablalarının o güzel yıllarını kesinlikle eğlenerek okuyacaklardır.

Baskı: Yüksek Gerilim (Myron Bolitar, #10)

Harlan Coben; sevgili ruh yazarım yine kalemini konuşturmuş. Kendisinin her kitabı bir numara fakat Myron Bolitar serisinin de benim için yeri ayrıdır. Bu kitapta Myron, temsil ettiği tenisçi Suzze'nin küçük bir ricasını kabul eder ve kendini tam bir karmaşanın içinde bulur. Olayların içine 16 yıldır görmediği kardeşi, onun eşi ve yeğeni Mickey de bir şekilde dahil olur. Ve Myron babasına söz verdiği üzere kardeşini bulmak zorundadır. Myron ve arkadaşları olayı çözmek ve kardeşini bulmak için ellerinden geleni yaparlar. Myron ve Win yine tehlikeli durumlarla karşılaşır ve işin içinden sıyrılmayı başarırlar. Serinin son kitabı yine bir sonrası için insanı hevesle bekleten bir final yapmış. "Acaba son kitap mı?" diye düşünürken bazı sonuçlanmayan olayların( Win'in gelmemiş olması, Myron'un nişan ve evlilik durumu gibi) olması beni sevindirdi. Demek ki devamı gelecek diye düşündüm. Belki de Mickey Bolitar serisin de cevap bulacaklardır, bilemiyorum. Her durumda da yeter ki Coben yazsın diye düşünüyorum. Hangisi olduğunu farketmez. Sevgili ruh yazarıma hiç torpil yapmadan kitabına hak edilmiş güzel bir 10 puan veriyorum.

Açlar Ordusu
10/1009.08.2016

Baskı: Açlar Ordusu

Jack London, yaşamının gençlik yıllarında bir dönem evsiz, aç, dilenerek, hatta bazı zamanlarda hırsızlık bile yaparak, serserilik ile geçirdiği zamanları anlatılıyor kitabında. O dönemde trenle, kısa bir zamanda da gemiyle kaçak yolculuklar yaparak dolaşmış ve hapiste yatmıştır. Her ne kadar serseriliği çekici bir dille anlatmışsa da zorluklarını da etkileyici cümlelerle ifade etmiştir. Jack London'ın kalemi bana mı bu kadar güzel geliyor bilemiyorum fakat yazdıklarını gözümde canlandırabiliyor ve heyecanını yaşıyorum. Burada da 'hoba' olarak adlandırılan serserilerin hayatını izledim ve normalde tepki vereceğim olaylara başka açılardan bakıp hak verdim. Hocanın ''bizim kıza da yakışıyor'' dediği gibi, Jack London'a da serserilik yakışıyor.

Küçük Prens
10/1009.08.2016

Baskı: Küçük Prens

Küçük Prens 7'den 77'ye herkesin okuyabileceği değil, okuması gereken bir eser. Hatta 7 yaş altı çocuklara da anne-babaları tekrar tekrar okumalı. Yazar kişisel gelişimcilerinin sayfalar dolusu yazıp okutmaya çalıştıklarını, incecik bir kitapla çok da beğeneceğiniz bir şekilde sunmuş. Her ne kadar sonunda ders verilmiş gibi olsada, büyükanne yiyen kurdu, prenses zehirleyen cadıyı, çocuk pişiren yaşlı kadını dinlerken küçüklüğümüzde zihnimizde beliren görüntüleri düşünün. Bir de Küçük Prens'i okuyun, kesinlikle her türlü övgüyü hakettiğini göreceksiniz.

Baskı: Çıplak Ölüm (Eve Dallas, #1)

21. yy'ın ikinci yarısında geçen polisiye kitapta, Eve Dallas isimli polis teğmenin soruşturduğu bir cinayet davasında ortada seri katil olduğunu işaret etmesi ve cinayetlerin Eve'ye kendi geçmişini hatırlatması kurgulanmış. Ben seri olduğunu bilmeden ikinci kitaptan okumaya başladım. Belli bir sıra takip etmeden okumama rağmen serinin genel hikayesi anladım. Her kitap kendi içinde farklı hikaye barındırıyor fakat karakter ilişkileri bağlantılı. Romantik polisiyeye az biraz fantastik kurgunun karıştırılması ve Nora Roberts'in güçlü kalemiyle ortaya çıkan Eve Dallas serisinin ilk kitabı olan Çıplak Ölüm, harika bir seri okuyacağımızın garantisini veren bir kitap olmuş.

Kalp Sızısı
8/1009.08.2016

Baskı: Kalp Sızısı

Güzelliğe aşık, dış görünüşe çok önem veren, birbirinden çekici hoş hanımlarla gezmeyi seven ve onlara hayranlığı, onların resmini çizene kadar ancak sürebilen son derece yakışıklı bir ressam. Dış görünüş itibariyle vasat olarak nitelendirilen, kadınlardan çok erkek arkadaşları bulunan, hepsini de dostu olarak gören, yaşı biraz geçkince fakat kocaman ve sevgi dolu bir yüreği bulunan bir kadın. İki arkadaş her zaman ki gibi katıldıkları bir toplantıda dostça dertleşirler ve daha sonra Jane'nin piyano eşliğinde söylediği şarkıyı Garth dinler dinlemez ona aşık olur. Kendine son derece güvenen ve kadına deli gibi aşık Garth, Jane'e duygularını açar. Daha önce konuşulanları hatırlayan Jane kendini ona layık bulmaz ve Garth'ın egosunu yerle bir ederek reddeder. Olaylar hem farklı hem de bilindik senaryolarla şekillenerek devam eder. ''Yüz güzelliği geçici, önemli olan huy güzelliği'' tabiri çok kullanılır. Fakat bu kitapta çok güzel tasvir edilerek okuyucuya yansıtılmış. Tavsiye edebileceğim güzel bir kitap, ayrıca fiyat olarak da uygun.

Baskı: Yasaklı (Faniler Kitabı Üçlemesi, #1)

2005 yılında insanda bulunan korku türlerini kontrol altında tutan genin keşfinden sonra, genetikçilerin çalışmalarıyla diğer duyguları da kontrol altına almayı başaran insanlık, dünyanın yarısını yok eden savaşın ardından, korku haricinde hiç bir duygu taşımayan yeni bir dünya kurdular. 480 yıl boyunca insanı insan yapan, korku haricindeki her türlü duygudan noksan 'Düzen' in hükmü altında huzur dolu savaşsız bir dünya... Fakat eski dünyadan kalma duyguları taşıyan kan ve bunu tadan 5 insan... 'Faniler Kitabı' üçlemesinin ilk kitabı 'Yasaklı' sürükleyici, heyacanla okunan, fantastik kurgu türünde bir kitap. Okurken beklemediğim bazı olaylarla karşılaştım, farklılık hem hoşuma gitti hem de öyle olduğuna üzüldüm. İkinci kitap elimde fakat niye bilmiyorum arada başka kitaplar okuyup öyle döneceğim.

Baskı: Bana Söz Ver (Myron Bolitar, #8)

Myron Bolitar'ın muhteşem dönüşü... Harlan Coben okurları onun zekasını, esprili uslübunu, kaleminin ustalığını bilirler. -Bu arada kendisi 'Ruh Yazarım' olur :) Myron Bolitar serisinin sekizinci kitabı olan 'Bana söz ver' de, yazar yine tarzını konuşturmuş. Altı yıl aradan sonra çok güzel bir hikaye sunmuş. İlginç olan ise bu geçen süreyi kitaba da yansıtmış. Kitabın konusuna gelirsek, Myron en yakın arkadaşı Win'in de yardımıyla liseden arkadaşı olan komşusunun, ortadan kaybolan kızını aramaya başlar. Tabi olaya yine kendi tarzlarında müdahale ederek ve Myron hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayarak. Bütün karakterleri de özlemişim ve zevkle okudum. Polisiye sevenlere tabi ilk kitaptan başlayarak, Myron Bolitar serisini okumalarını gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

Baskı: Beyaz Düşler (Bride Quartet, #1)

"Gelin" serisinin ilk kitabı olan "Beyaz Düşler" düğün organizasyon şirketi kuran ve hepsinin ayrı yeteneği olan 4 çocukluk arkadaşından, fotoğraf çekimi yapan Mac ve Üniversite Profesörü Carter aşkını anlatıyor. Fikir güzel, hikaye daha ilginç ve renkli anlatılabilirdi diye düşünüyorum. Nora Roberts kitaplarını sorgusuz aldığım ve beğendim bir yazar. Çoğu zaman hayal kırıklığına uğratmaz beni. Bazı kitaplarında, bu kitabında da olduğu gibi acaba bir başkasına yazdırıp kendi imzasını mı atıyor diye düşünmeden edemiyorum. Sanki kitapları iki gruba ayrılıyor. 'Beyaz Düşler' kendi kalemini ve kurgu tarzını yansıtmayan sadece birazcık bulaştığı bir kitap olmuş. Serinin 2. kitabı da elimde, okuyalım bakalım o nasıl?

Eyvallah
6/1009.08.2016

Baskı: Eyvallah

İnsanı rahatlatan bir kitap. Manevi yönden dinlendiren... Fakat kendini o kadar çok tekrar etmiş ki. Fazla ısrarcı insanlar gibi. Bir de başka bir yazarın kitap isimleri satır arasında geçiyor. Bilmem sanki gizli reklam gibi geldi. Subliminal mesaj :)) Huylandım işte. Zorla vermeye çalışılana sinir olurum ve kitaba karşı okuma hevesim pek kalmadı yine de kaplumbağa hızıyla da olsa bitirdim. Olumsuzlukları saymazsam kitaba puanım: 10 Kendini tekrara: -1 Gizli reklama: -3 Sonuç olarak çok düşünülmüş bir 6 puan.

Bay Hiç Kimse
8/1009.08.2016

Baskı: Bay Hiç Kimse

'Bay Hiç Kimse' ilginç bir kitap ismi, ilgi çekici... Kitap da öyle... Yıllar süren eğitimin ardından öldürme odaklı, mükemmel bir asker gibi eğitilen 16 yaşındaki, adı her görevde değişen genç bir erkek. Genç asker, son görevine kadar duygusuz hareket eder. Fakat burada duyguları önüne engeller çıkarır. Bunun sebebi elbette bir kız. Sonu alışılagelmiş sonlardan farklıydı. Bence en güzel kısmıda oydu. Son derece aksiyonlu bir kitap ya da son iki okuduğum kitaplar  durağan olduğu için bana öyle geldi. Genel itibariyle hoşuma gitti. Genellikle fantastik kitaplarda dünyayı kurtaran, ortalığı dağıtan, imkansızı yapan ana karakter 16 yaşında olur. Ona alıştık da burada bir de 12 yaşında bir çocuk var ki...  Tek taktığım buydu. Devam kitabı da varmış. Belki onda bu durum daha akla yatkın halde işlenmiştir. Fakat kötü haber Türkçeye henüz çevirilmemiş. Yakın zamanda olur umarım :)

Uçurum İnsanları
10/1009.08.2016

Baskı: Uçurum İnsanları

'Uçurum İnsanları' Jack London'ın büyük bir yazar oluşunun kanıtı. Sadece hissederek değil yaşayarak yazdığı bir eser. 1902 yılında dönemin altın çağını yaşayan Londra'nın, Doğu yakası diye adlandırılan semtinde aç, evsiz, yoksul ve işçi sınıfının arasına onlardan biri gibi karışan yazar, deneyimlerini ve gördüklerini kaleme almış ve kitap 1903 yılında basılmıştır. Kitapta yazar tek göz odalarda yaşam mücadelesi veren aileler, sokaklarda yaşamaya çalışan ve gece uyumanın yasak olduğu parklarda banklarda sabahlayan evsizler, iş bulacak kadar şanslı olup da ailesine bakmaya çalışan insanların hayatları mücadeleleri anlatıyor. London bu insanların hayatlarını irdeliyor, mahkemelere giderek davaları inceliyor, gazetelerden araştırma yaparak yaşanan insanlık ayıbını, yüksek kesimin ve yerel gazetelerin yokmuş gibi gösterdiği sorunları gözler önüne seriyor. Jack London'ın 26 yaşında yazdığı bu kitapta beni ağlatan bölümlerden birini paylaşmak istiyorum: "Size son anlatacağım bu savaşa umutsuzca katılan on yedi yaşındaki Harriet olacak Harriet A. Walker. Bir emaye fabrikasında çalışırken hastalanmış, babası ve kardeşi aç olduğundan hastalığını saklamış ve her gün altı kilometre yürüyerek işine gidip gelmiştir. Ölümüyse on yedi yaşını bitirmeden olmuştur."

Baskı: Sonsuza Kadar (Sequel, #1)

Kitap 19. Yy. da Amerikalı  genç kızla, İngiliz Lordunun zoraki birlikte olmalarını ve böylelikle ortaya çıkan komik, eğlenceli, üzücü ve entrika dolu hikâyelerini anlatıyor. Aşk romanı okumayı sevenlerin beğeneceği kitap, yazarın okuduğum ilk romanı olmasıyla birlikte beğendiğim kitaplar arasında yerini aldı.

Baskı: Genç Werther'in Acıları

Kitap yorumlarken karakterler ile hiç konuşmamıştım, fakat müsaadenizle bu defa bir iki şey söylemek istiyorum; Ah Werther ah! Başka kız mı kalmadı gittin nişanlı birine aşık oldun? Yaşamını kararttın. Hadi sen yaptın yapacağını, senden sonra da kaç genç senin yolundan gitmeyi seçti. Al sana vebâl! Ya sen Lotte başın bağlanmış senin otur evinde, elin adamlarıyla dans partilerinde işin ne? Kıydın gül gibi çocuğa! Şimdi kitap yorumuna geçebilirim:) Goethe'nin 25 yaşında iken, o dönem asistanlık yaptığı yerde nişanlı bir bayana karşılıksız aşık olmuş ve o sırada arkadaşı olan Wilhelm isimli bir gencin intihar etmesinden esinlenerek 'Genç Werther'in Acıları' eserini yazmıştır. Mektup tarzında olan romanda, Werther mektuplarını Wilhelm isimli arkadaşına yazmış ve Lotte'e olan aşkını anlatıyor. Yazıldığına göre yayınlandığı dönem çok ses getirmiş, bir çok intihar vakası olmuş ve gençler sarı pantolon, mavi ceketlerle ortalıkta dolaşmış. Belki çeviriden dolayı fakat bazı satırları iki defa okuduğum oldu. Yine de sayfa sayısı az olduğu için sıkılmadan okudum.

Baskı: Köpek Düşleri (Wolfe Brothers #1)

On beş yaşında bir çocuk olan Cameron Wolfe hayatı, kendi yaşamını, ailesini ve kendisine davranış tarzlarını sorgulamaktadır. Yine de hepsinin haklı sebepleri olduğunu düşünerek, onların mutluluğu için dua eder. Ergenlik döneminde erkek çocuklarının yaptığı saçma sapan eylemlerin, düşünce ve davranış şekilleri sebeplerinin de karakterin ağzından anlatıldığı kitap, bildiğim kadarıyla yazarın ilk kitabı. Kitap kapağı ve isimden dolayı, eğlenceli ve komik bir kitap olabileceğini düşünüp almıştım. Fakat kitaba gençler için aileyi, ebeveynler için çocuğunu anlama kılavuzu diyebiliriz. Kolay anlaşılır ve akıcı uslüba sahip olan 'Köpek düşleri' her yaşta okunabilir.

Kan Yemini
7/1007.08.2016

Baskı: Kan Yemini

1867 yılında, Boston limanının dışında bir balina avcı gemisinde, bir kişi hariç bütün mürettebatın öldüğünü hatta vücutlarında hiç kan kalmadığını, yaşayan tek kişinin de kucağındaki cesetten kan emdiğini gören donanma askerleri, genci derhal etkisiz hale getirip tutuklarlar. Vampir dedikleri genç, ölüme mahkum edilir fakat sebebi anlaşılmayan biçimde, dönemin ABD Başkanı tarafından canı bağışlanıp, 1879 yılında ölene kadar bir tımarhanede yaşar. Bu gerçek bir hikâye. Bundan sonrası ise yazarın gerçekle kurguyu harmanlaması ve sonuç Başkanın emrinde kötünün iyisi bir vampir 'Nathaniel Cade'. Vampirin yanı sıra kitapta neler neler var. Ölümsüzlük iksiri içen ve yaşlanmayan doktor( zamanında Hitler için de çalışmış ve Cade onu durdurmuştur), Mary Shelley'nin o dönem Frankenstein 'ı yazmasına vesile olan olaylar, zombiler, Amerikaya düşman devletlerin çevirdiği sözde dolaplar, 9/11 sonrası alınan önlemler, ajanlar, CIA den ayrılma vatan haini şirket, Beyaz Saray içindeki sızıntı... Saymakla bitmez. Bir de her bölüm başında genellikle Brifing Kitab'ından (başkanlık tarafından oluşturulan) alıntılar var ki, doğa üstü canlılar ve olaylar hakkında bayağı bilgi sahibi oluyorsunuz :)) Fantastik ve gerçek olayların karışımıyla kurgulanmış 'Kan Yemini' Amerika aşkı ve bağlılığıyla harmanlanmış olup, kitapta bol bol macera ve aksiyon da var.

ÖncekiSayfa 5 / 8Sonraki