mucdem
@mucdem

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Aşkta Oyun Olmaz
8/1006.01.2019

Baskı: Aşkta Oyun Olmaz

2019 yılının Ocak ayının ilk kitabı ile karşınızdayım. Yazarın Çöpçatan kitabını okumuştum, bu kitabının ise kalınlığı çok gözümü korkutmuştu. Ama ben bu kitabı daha çok sevdim. O kadar eğlenceli bir kurgu ve akıcı bir anlatıma sahip bir kitaptı ki iki güne bitti. Royal Tiyatro’nun baş aktrisi Lavinia Ellis, sonunda çocukluk hayalini gerçekleştirebilmiş ve herkesin beğeniyle izlediği bir aktris olmuştur. Yıllardır kalbi karşılıksız aşklarla kırılan Lavinia’nın tek kuralı ise asla bir adamın metresi olmamaktır. Rutland Dükü, kadınların gözdesi Aiden Barcley, biraz nefes alabilmek için Londra’dan uzaklaşmıştır. Fakat kıymetli saatinin çalınmasıyla eğlenceye ara verip Londra’ya dönmek zorunda kalır. Ne yapıp edip, kendisine babasından kalan son hediyeyi bulmak isteyen Aiden, bu amaç uğruna her şeyi yapmaya kararlıdır. Bu, hiç de iyi anlaşamadığı Bayan Ellis’le günlerce sürecek bir yolculuk demek olsa bile. Ama işler beklenildiği gibi gitmez... Okurken çok eğlendim. İan ve Julian’ın hikâyelerini de merakla beklemeye başladım. ----------------------------- “Lavinia, ne oldu?” Lavinia’nın sırtından kayıp göğsünü sıkıca saran ellerini, Aiden’a yasladığı yumuşak vücudunu ve sıcaklığını görmezden gelmeye çalıştı Aiden. “Kov onu!” “Neyi?” Aiden şaşkın şaşkın sordu. Gerçekten bir şey anlamıyordu. “Kediyi! Ah !” Kedinin biraz daha kendilerine yaklaşmasıyla Lavinia Aiden’ı tekrar döndürdü. “Tanrı aşkına, bütün bunlar bir kedi yüzünden miydi?” Aiden inanamayarak sordu. Konuştuğunda, Lavinia’nın sesi nefes nefese geliyordu ve sesinde korkuyu işitmek mümkündü. “Evet. Kedilerden çok korkarım. Lütfen Aiden. Ah! Buraya geliyor.” Kendisine adıyla seslenmesinin şokunu atamadan, yanlarına doğru gelen kediye odaklandı Aiden. Gülsün mü, vücudunu saran sıcaklığa mı tepki versin yoksa kediyi mi kovsun karar veremedi. “Pekala pekala, eğer beni bırakabilirsen.” “Olmaz! Buraya geliyor. Lütfen kov!”

Çılgın Aşk
7/1006.01.2019

Baskı: Çılgın Aşk

Yazarın hikâyelerini wattpadde düzenli takip ediyorum ve bazıları hikâyelerini de çok beğendiğim bir gerçek. Basılı kitabını görünce bir şans vermek istedim. Sert, acımasız ve nefret dolu bir iş adamı olmasının yanı sıra mafya kimliğiyle de bilinen Demir Poyraz’ın ismi bile insanları korkudan titretmeye yetiyor. Demir, ailesini acı bir şekilde kaybettikten sonra yurtdışına yerleşir ve yıllar sonra yeni bir şirket açmak için ülkesine dönmeye karar verir. Diğer yanda ise tüm ailesini kaybetmiş, kaybedeceği hiçbir şey olmadığından ölüme meydan okuyan bir kız Ecrin Durmaz. İkisinin yollarının otelde kesişmesiyle de hikâyemiz tam anlamıyla başlıyor. Ecrin’in herkesin korkudan titrediği Demir Poyraz’a kafa tutması, Mert’i sinsice öldürme planları okunmaya değerdi bence. Kitap genel olarak güzeldi. Eğlenerek okudum. Sadece son kısım bana aceleye gelmiş gibi geldi. Ne olduğunu söylemeyeceğim ama olan durumu çok çabuk kabullendiler. -------------------------- “Burası bizim gizli sığınağımızdı ve ben buraya babamdan başkasıyla gelmemiştim. Onları kaybettikten sonra defalarca kez buraya gelip babamla yaptıklarımı yeniden yapmak istesem de o vapura binememiştim. Her gün gelip bugün bineri diye umut etmiş ama hiçbir zaman vapura adım atamamıştım. Günlerce iskelede vapur beklediğimi bilirim. Bir dahakine bineceğim deyip de binemediğim, saatlerce öylece denize baktığım günler olmuştu. Ama bugün seninle beraber hiç zorlanmadan bindim. Bu çok ilginçti.”

Ukala Piç
9/1005.01.2019

Baskı: Ukala Piç

Eğlenerek okuduğum bir kitaptı. Çoğu yerde güldüm, kitap iki bölümden oluşuyordu. Aubrey tarafından anlatılan bölümde duygudan daha çok işi dalgaya vurma vardı ; ikinci kısımda Chance tarafından anlatılan bölümde ise duygusallık ön plandaydı. En çok ikinci kısmı sevdim. Aubrey yerleşik düzenini bozup ülkeyi boydan boya arabasıyla gezerken Chance adında seksi, ukala bir Avustralyalı ile karşılaşır. Ve o sırada yaşanan talihsiz olaylar sonucu birlikte yolculuk etmeye başlarlar. Aubrey, sıradan bir yolculuk olmasını planlarken hayatlarının yolculuğunu yapacaklarını ikisi de bilmiyordu. Chance, her ne kadar hissettiklerini geri planda tutmak istese de işler istediği gibi gitmiyor ve hissettiği tutku galip geliyor. Ve tabi birde hesapta olmayan korktukça bayılan bir keçimiz var ki kitabı fazlasıyla renklendirmişti. Fazla anlatıp spoiler vermeyeyim. ----------------- #alıntı Bedenini arabamın altından çıkardı. “Dikkatli ol küçük kız. O oyuncak değil.” Motordan inip parmaklarımı heybenin üzerine işlenmiş harflerde gezdirdim. “C.B.’nin açılımı ne ki?” “Baş harflerim.” “İyi de…Ukala Piç’in kısaltması böyle yazılmaz ki?” “İşte bak… Sana adımı söylerdim ama çok akıllı olduğun için sanırım tahmin etmene izin vereceğim.” “Her neyse Ukala.” #alıntı2 Chance beni kaldırımın ortasında durdurdu. Suratımın dibinde konuştuğu için nefesindeki alkol kokusu burun deliklerime doldu. “Evlen benimle prenses.” “Ne?” “Gayri meşru bir keçimiz, sahte bir çocuğumuz var.” Kahkaha attı. “Seni dürüst bir kadın yapmamız için sahte bir düğün töreni de yapmamız uygun olur.” “Delisin sen!”

Bana Aşkla Gel
9/1002.01.2019

Baskı: Bana Aşkla Gel

Yazarın kalemini seviyorum, güçlü bir kalemi var. Ve kurguları da bir o kadar güçlü. Genç bir kızın; annesinin hakkı olduğunu düşündüğü mirası alabilmesi uğruna, sahte bir evlilik yapması ile başlayan bir serüven.. Biri; zengin, yakışıklı, ailenin yükünü omuzlamış tek erkek torunuyken... Diğeri; çocukluktan çıkmak istemeyen, ağabeylerinin uslanmaz kız kardeşiydi. Laz kızımız Miray ile Egeli Mirsad’ın hikâyesi eğlenceli başladı. Miray’ın hırçınlıkları ve çocukluk diye adlandırdığımız muziplikleri eğlendirdiği gibi Mirsad ise özellikle de bazı yerlerde en az Mirayı sinirlendirdiği kadar beni de sinirlendirdi. Kitaba dün başladım yavaş yavaş okuyayım diyordum ama bir başladım biraz daha okuyayım Mirsad’ın başını taşlara vuracağı zamanı görene kadar okuyayım diye diye kitabı bitirdim. Ve ben çok sevdim bu iki aşuğuu. Tabi Eylül ile Onur ikilisi ayrı bir kitap olacak diye bir düşünce oluştu kitabı okuduktan sonra bu ikisinin hikâyesini çok merak ettim. ---------------- “Sen hep böyle misin? Yani şaşkın ve sakar!” diye sordu alayla. Son sözleri beni kendime getirdi. Şaşkınlığımdan sıyrılırken aldığım derin solukla birlikte öfkeyi de içime çekiyordum. “Sen de her zaman böyle kendini beğenmiş misin?” diye sordum öfkeyle. Güldü. Gülüşü öfkemi komik bulmasındandı. “Karşımdaki kişinin algısına göre değişiyorum. Şu an sanırım öyleyim.” Derken son derece doğaldı. “Neyse, beni evine davet etmeyecek misin?” diye sordu hemen ardından. “Etmeli miyim?” derken onu taklit ediyordum alayla. “Sen etmezsen kendimi davet ettirecek birini bulabilirim sanırım.” Derken kurnazca bir kaşı yukarı kalktı. “Bundan eminim. Sende bu çene oldukça!” derken arkamı dönüp eve doğru yürümeye başladım. “Hey! Nereye gidiyorsun?” Şaşırmıştı. “Eve! Valizini benim taşımamı beklemiyorsun herhalde?” derken ona dönmemiştim. Bu onu davet etme şeklimdi.

Baskı: Geçmişin Kırıkları

2018 yılının ve Aralık ayının son kitabı ile karşınızdayım. Öncelikle kitabın kurgusu çok güzel ve diğer ikinci şans kitaplarına göre birazda değişikti. Elizabeth ile Tristan ikisinin geçmişi acılarla ve kayıplarla örtülü. Ve yollarının kesişmesi sonucu birbirlerine acılarıyla yaşamayı öğretmeleri, birbirini sevme tarzları öyle güzeldi ki o duygusal geçişleri çok iyi yansıtmıştı yazar. Tek bir sorunum vardı: Kitapta 64 – 81. Sayfaya kadar olan kısım yoktu yani 17 sayfalık bir kayıp var o yüzden kopukluk yaşadım başta sonrada mecburen adapte olmaya çalıştım. ----------------------- “Muhtemelen yarın bana karşı yine kötü davranacaksın, değil mi?” “Evet.” “Ben de öyle düşünmüştüm.” “Ama öyle yapmak istemeyeceğim aslında.” “Onu da düşünmüştüm.” Parmaklarını yanağımda gezdirdi. “Çok güzelsin. Sen güzel, yaralı bir canavarsın.” Parmağımı yüzündeki morluğa değdirdim. “Acıyor mu?” “Daha kötü acılar çektim.” “Çok özür dilerim Elizabeth.” “Arkadaşlarım bana Liz derler ama sen arkadaş olmadığımızı net bir şekilde belirttin.” “Artık nasıl arkadaş olunur bilmiyorum.” diye fısıldadım.

Baskı: Aşk Eski Bir Yalan (Not Quite #4)

Yeni yıla girmeden önce araya bir kitap daha sıkıştıramasam bu yılın son kitabı diyebiliriz. Ama şuan başlayacağım kitap yanımda hazır bir şeklide durduğu için bu ay sonuna kadar bir kitap daha okur ve bitiririm. Yazarın şuana kadar çevrilen tüm kitaplarını eğlenerek okudum. Genelde hep güçlü kadın karakterleri yazdığı için de favori yazarım. Hayatını romantik komedi kitapları yazarak kazanan Dakota Laurens, mutlu sonların sadece yazdığı romanlarda gerçek olabileceğine inanır. Ancak hayat Dakota için büyük bir sürpriz hazırlamaktadır. Beklenmedik bir anda karşısına çıkarak aklını başından alan Doktor Walt, unuttuğu güzel duyguları ona yeniden hissettirir. Bu hislerinin karşılığının da olduğunu fark eden Dakota için bir şeyler değişmeye başlamıştır. Mutlu son yakında bir yerlerden göz kırparken bir tercih yapması gerekecektir. Ya duvarlarını yıkıp aşkın yolunu açacak ya da aşk eski bir yalan diyerek aşkı sadece yazdıklarında bulmaya devam edecektir. Dakota’nın dürüstlüğü, düşündüğünü direk söylemesi, istediğini almak için gösterdiği çaba kendisine hayran bıraktı. Genelde kitaplarda hep erkek karakterler sevilir ön plana çıkar ama bana göre bu sefer ön planda olan Dakota.. Walt ile Dakota’nın diyaloglarını, birbirlerine takılmalarını okumak eğlenceliydi. Tabi kitapta serinin bir önceki kitabında tanıştığımız Trent Fairchild ile Monica’dan da haberler alıyoruz. ------------------------- Dakota’nın gülüşü Walt’u da gülümsetti. “Yine dürüstlük. Eskiden bunun bir erkekte istenebilecek bir nitelik olacağını düşünmezdim.” “Sizin için bu karakter profilini değiştirebildiğime sevindim, Bayan Laurens. Yarın gece görüşürüz.” “Sabırsızlıkla bekliyorum, Doktor.” “Dakota?” Walt onu telefonu kapatmadan yakalayabildi. “Efendim?” “Adım Walt. Walter değil… Doktor değil. Sadece Walt.” “Sen nasıl istersen…” Walt bekledi, onun bu kadar kolay söz dinlemeyeceğini biliyordu. “Doktor.” Dakota telefonu kapattı.

Baskı: Kalbin Anatomik Şekli

Beatrx insan vücutlarını yani anatomisini çizmeyi hobi edinmiş hatta kadavra çizmek ve adli tıpta çalışmak için de işi biraz daha ilerletmiş biri. Almak istediği burs için gecesini gündüzüne katıp çalışan Beatrix’in hayatı bir gece son metroyu kaçırınca binmek zorunda kaldığı otobüste altüst olur. Beatrix bu yolculukta San Francisco’nun en kötü şöhretli grafiti sanatçısı Jack’le tanışır. Ama kötü şöhret kelimesine kanmamak lazım çünkü kötü şöhret kısmı sanırım yasal olmayan grafiti çalışmaları nedeniyle yazılmış gibi geldi. Jack ve Beatrx’in sorunları ve birbirlerine çare olma istediği birbirlerine daha da yaklaştırıyor. Vakit geçirilebilecek çerezlik bir aşk kitabıydı.

Baskı: Sanat Tarihinde Aşıklar

Kitap öncelikle bir Sanat Tarihçi olarak ismiyle ilgimi çekti. Ve merak ettim efsanelere konu olan kişilerin hikayelerini.. Âdem ile Havva, Dido ile Aeneas, Dante ile Beatrice, Romeo ve Juliet, Tristan ve Isolde, John Lennon ve Yoko Ono... Kimi mitolojik hikâyelerin sınırlarını aşıp herkesin ilham kaynağı olmuş, kimi kavuşamayıp aşkını bir ömür saklamış, kimi kavuşup dünyanın en mutlu çiftleri arasına adını yazdırmış. Ama hepsi birbirinden başarılı sanatçılar sayesinde ölümsüzleşmiş. Sanat tarihçisi Agata Toromanoff, Sanat Tarihinde Âşıklar kitabında okuru; tablolara, heykellere, fotoğraflara konu olmuş bu çiftlerin özel evrenine davet ediyor... Kitapta zengin illüstrasyonlara yer verilmiş. Sanat Tarihçi Agata Toromanoff, çeşitli sanatçıların mitolojik hikayeleri, efsaneleri konu edindiği eserleri hikayeleri ile birlikte bize sunuyor. Bir hafta önce okumaya başladım ama yoğunluğum nedeniyle ancak bitirebildim. Bu tür kitapları okumayı seviyorsanız tavsiye edebileceğim bir kitap.

Sevgili Bay Daniels
8/1017.12.2018

Baskı: Sevgili Bay Daniels

Kitaba ait olumlu yorumları gördükçe merakım arttı yalnız yine de okurken bir tereddütle başladım kitaba. Ama kitabın içindeki dostluk, arkadaşlık, kardeşlik, aşk ve yalnızlık duygusu o kadar iyi anlatılmış ki okurken en çok Gabby’e hayran kaldım. Ashley ikiz kardeşini kaybetmesiyle hayatı bir anda değişiyor, yapmam dediği şeyleri ikiz kardeşinin yapacağı türden davranışları sergiliyor. Ve yine böyle bir anda kendisini anlayan kitapların dilinden konuşan Bay Daniels’le yolları kesişiyor. Tabi kader o durumda kötü esprisini yapıyor ve Ashley ile Daniel’in üçüncü karşılaşmaları ikisi içinde hissettikleri duyguları yaşamak için zamanlamanın çok yanlış olduğunu gösteriyor. Tabi ben spoi vermemek için çabaladığımdan dolayı ne demek istediğimi anlayamayabilirsiniz. Tabii bu duruma çözüm kitabı okumaktan geçiyor Kitap genel olarak güzel ve akıcıydı. Ben en çok Gabby’nin mektuplarını sevdim ama Gabby’nin her şekilde Ashley’in yanında olduğunu hissettirmesi çok güzeldi. -------------------------- “Yani bütün şarkıların farklı bir Shakespeare oyunu hakkında mı, yoksa sözleri dinleyip anlamlar çıkarırken biraz aşırıya mı kaçıyorum?” diye sordum. Daniel başını yana yatırdı ve dudakları aralandı. Yüzünde bir hayret ifadesi belirmişti. Bu ifadeyi sevmiştim. Tamam, itiraf etmeliyim ki onun bütün yüz ifadelerini sevmiştim. “Sen gerçeksin, değil mi? Çoğu insan bunu fark edemiyor ama evet. Her şarkı bir Shakespeare eseriyle alakalı.”

Baskı: Paramparça (A Wicked Saga #2)

Fazla vakit geçmeden serinin ikinci kitabıyla karşınızdayım. Ivy Morgan için şimdi işler bambaşka bir boyuta taşındı. İlk kitap kendisi ile ilgili asıl gerçeğin ortaya çıkmasıyla bitmişti. Şimdi ise öğrendiği gerçeğin hayatını, geleceğini nasıl etkileyeceği korkusu ile beraber sevdiği adam Ren’e gerçeği söyleyememenin verdiği huzursuzluk arasında bocalıyor. Ötedünya’nın kapılarının açılmasıyla Fae Prensi o kapıdan geçiyor ve korkulan beklenti gerçekleşiyor. Tink (kitaptaki en eğlenceli karaker perimiz) ile Ren’in Ivy’i kurtarmak için birlikte hareket etmesini (her ne kadar birbirlerine sataşmakdan duramasalar da) ise çok sevdim. Bu kitap ilkinden daha aksiyonu bol, heyecan dozu her sayfada azalmadan arttığından bir solukta okunup bitti. Ve merakla serinin üçüncüsü beklenmekte.. ------------------ “Orada dikilip duracak mısın yoksa gerçekten bir işe yarayacak mısın?” diye söylendi Tink, Ren’e. “Benim için kutuları yerden alır mısın?” “Tink,” diye çemkirdim. “Kutuları ben alırsam, onları bahçeye fırlatıveririm,” dedi Ren. Tink ellerini yanaklarına vurarak aniden geriye sıçradı. “Buna cesaret edemezsin.” “Hem de öyle bir ederim ki.”

Baskı: Lanetli (A Wicked Saga, #1)

Kadının kitapları favori kitaplarım arasında başı çekiyor. Gerek fantastik türde gerek romance türünde ne çıkarırsa çıkarsın alıp okumam için yeterli. Serinin ilk kitabını önceden okumuştum ama devam edememiştim. Şimdi tekrar okudum. Keşke serinin son kitabı da çıkmış olsaydı şimdi ikincisini de okuduktan sonra beklemek düşecek bana yine. Faeler, insanları onlardan koruyan Düzen’le sürekli savaş halinde. Ivy de bu Düzen grubunun bir üyesi. Ve bir gece yine görevini yerine getirmek üzere Faeleri avlarken hoşlanmayacağı büyük bir sürprizle karşılaşır. Yine heyecanlı bitirene kadar elimden bırakamadığım bir kitap oldu. Sonunda ortaya çıkan olayı bekliyordum ama. Şimdi işler nasıl gidecek merak ettiğimden hiç bekletmeden serinin ikincisine başlayacağım. ----------------- “Yaşıyor.” O ses. Vay canına. Derin. Kusursuz. Kültürlü. Çekici. “Şimdi de gözlerini ayırmadan bana bakıyor. Biraz sinir bozucu. Bir sosyopatın boş bakışlarına benziyor.” Homurdandım. “O kim?” diye sordu başka bir ses ve evet, konuşan Harris’ti. “Monitörden kim olduğunu anlayamadım; gözlüklerim de gözümde değil.” Harris gözlükleri olmadan iki metre ötesini göremezdi. Yeşil Gözlü’nün bakışları yeniden benimkilerle buluştu ve yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı. Lanet olsun. Şu gamzelerden her iki yanağında da birer tane vardı. “Nerden bileyim? Cesur filmindeki pilice benziyor. Şu kıvır kıvır kızıl saçları olana.” Ne? Hadi ordan! “Ama çok güzel mavi gözleri var.” Ama. Ama? Bunu, bir Disney karakterininkine benzeyen kıvırcık saçlara sahip olduğum gerçeğini telafi ediyormuş gibi söylemişti. “Lanet olsun,” dedi Harris. Ayak sesleri merdivende yankılandı. “Ivy Morgan olmalı.”

Ödünç Aşk
8/1008.12.2018

Baskı: Ödünç Aşk

Salih ile Aydan’ın hikayesini uzun süredir bekliyordum. Yazarımız yine güzel bir aşk hikayesi ortaya çıkarmış. Aydan ile Salih’in yolları altı yıl önce tatil yaptığı pansiyonda kesişiyor. Aydan ilk aşkında hamile üstelik aşık olduğu adamın baba olmayı bırak evlenmek gibi bir niyeti bile yok. Tam o sırada yakışıklı kurtarıcı Salih Aydan’ın yardımına koşuyor. Göstermelik başlayan evlilik İnişli çıkışlı bir ilişki Ve gereksiz üçüncü şahıslar Yazar yine öyle ince ince işlemiş ki kitabı bir solukta okudum. ----------------------- Genç kız duruşunu dikleştirdi. Burnunu gururlu bir şekilde havaya kaldırmıştı. “Aramızda…” diye başladı yavaşça. “Aramızda size kırılacağım ve de sizi affetmemi gerektirecek kadar önemli bir samimiyet yok, Salih Bey! O yüzden rahat olun.” Yine özellikle sizli bizli konuşmuştu. Salih bunu hemen fark etmişti tabii. “Kızdın ama yine de!” dedi gülümseyerek. “Aniden bozan havaya, kırılan tırnağıma, sabah erkenden okula gidiyor oluşuma ve arabamın mazotuna sürekli gelen zamma da kızıyorum ama inan bana, bunlarla rahatça baş edebiliyorum.”

İlham Perisi
7/1006.12.2018

Baskı: İlham Perisi

Açıkçası kitaba başlarken böyle bir kurguyla karşılaşacağımı bilmiyordum. O yüzden zengin hayal gücüne sahip olan yazarımızı şimdiden tebrik ederim. Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse; esas kızımız Helen … Pijamalı Helen okulda alay konusu olan asosyal kızımız içinde biriktirdiklerini yazıya dökerek hikaye yazmaya başlıyor. Hikayesinde bir esas kız bir esas oğlan var tabi birde playboy kötü adam var. Peki bir sabah uyandığında kendini yazdığı hikayenin içinde bulursa.. Eğlenerek, gülerek okuduğum bir kitap ve sonu ise çok ama çok şaşırtıcı. Olay öyle bir yere bağlandı ki vay be dedim kurguya. Helen mi gerçek? Ramon mu gerçek? Ya da hangisi kurgu diye mi sormalıyım? Hepsi bu eğlenceli kitapta ------------------------- Alnımda parmağını hissettiğimde gerçekten yaklaştığını anlamıştım. Alnımdan ittirdi ve “İyi misin Bayan Dalgın Pijama? Yine nereye daldın?” diye sordu. Bu kez tamamen kendime gelip bir an onu süzdüm ve yakın duruşundan rahatsız olup çıplak göğsünden geri ittirerek, “Benden uzak dur Şeytan!” diye bağırıp banyoya kaçtım.

Baskı: Mükemmel Olmayan Hayatım

Eğlenceli, mizah yönü ağır basan bir kitaptı. Katie Brenner hayalindeki işe sahip, Londra merkezinde muhteşem bir dairesi var hayatı mükemmel gibi görünse de gerçekler bambaşka.. İş yerinde, kolayca gözden çıkarılabilecek en alt kademede çalışıyor ve kaldığı daire ise gardırobunun bile sığmayacağı kadar küçük. Tabi birde çalıştığı yerdeki patronu Demeter var ki mükemmelliğin vücut bulmuş hali. Katie, bir gün Demeter tarafından işten çıkarılıp babasının çiftliğine geri dönmek zorunda kalıyor. O zaman intikam çanları çalmaya başlıyor. Katie Demeter’e karşı.. Birde kitapta Alex faktörü var tabii.. Katie – Demeter karşılaşmasında neler olacak? İki dost mu yoksa düşman mı olacak? Alex bu durumun neresinde o zaman? Hepsi kitapta..

Öfkelidoğan
6/1003.12.2018

Baskı: Öfkelidoğan

Yorumum için: https://birumuthayal.blogspot.com/2018/12/claire-legrand-ofkelidogan.html#more

Baskı: Yedi Gece (Sons of Sin #1)

Genelde son yıllarda bu türe fazla önem verilmese de önceden çıkan kitaplarla yetinmeye çalışıyorum işte. Kitapta yedi gün, yedi gecede duyguların değişime uğrama hızına tanık oldum Sidonie Forsyhteın, kumarbaz kız kardeşinin hayatını kurtarabilmesi için yapabileceği tek bir şey vardı: Craven Kalesinin duvarlarının arkasında yaşayan, acımasızlığıyla nam salmış, yüzü yaralı o adamla, günah dolu yedigece geçirmeliydi. Ancak Sidonie kaleye vardığında, bir canavar yerine, daha önce tanıdığı hiç kimseye benzemeyen biriyle karşılaşacaktı. Bu hafta içinde, Sidonie, ikisinin de hayatını değiştirebilecek karanlık sırrı saklarken, bir yandan Jonas Merricke karşı hisler beslemeye başlayacaktı. Kitabı severek, bir solukta okudum. Umarım yayınevleri bu türe gereken özeni göstermeye başlarlar

Zorba Aşık
10/1023.11.2018

Baskı: Zorba Aşık

Kitabı bitireli neredeyse bir hafta olacak ancak yorumla gelebildim. Öncelikle diyebilirim ki uzun süredir hasret kaldığım bir türdü o yüzden bir solukta okuduğum bir kitaptı. Ve çok çabuk bitti. Kalesini ele geçiren acımasız Lord Fergus’tan kurtulabilmek için hasta babasını geride bırakmak zorunda kalan Leydi Sheena, kalesinin ve kalbinin kapısını tüm dünyaya karşı kapatmış olan Hawkslot Lordu’na sığınmak zorunda kalıyor. Ve işler ondan sonra daha da karışıyor. Kitabı okurken çok eğlendim, özellikle de evlenme sahnesinde. ------------------- “Nikah mı cenaze mi Lordum?” Adamın söylediklerini anlamsız bulan Troy’un bakışları Sheena’ya kayarken, “Cenazeye gelmişiz gibi bir halimiz mi var rahip?” diye sordu. Rahip tesbih sallanan eliyle genç adamın gömleğini gösterdi. “Ben daha çok cenaze için çağrıldığımı düşünüyorum.” “Bir an önce şifacıyı çağırmazlarsa gerçekten de iki işi bir arada yapabilirsiniz rahip.” Sheena daha fazla dayanamayarak konuşmayı bölmüştü. “Görebiliyorum sevgili kızım fakat merak ettiğim önce cenaze mi düğün mü?” Troy, “Lütfen rahip, şu nikâhı kıyın artık!” diye çıkıştı.

Baskı: Sevdanın Türlü Yüzü

Yazarın kalemini ilk kez okuyorum ve açıkçası kitap elime geçtiğinde kalınlığına aldanarak azıcık korktum. Ama kitaba başladıktan sonra kurgu seni içine öyle bir çekiyor ki nasıl bitti anlayamadım. İki ayrı çiftimiz var ama ikinci çiftimizin asıl hikayesini diğer kitapta okuyacağız gibi. Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse aile dostlarının çocukları Barkın ve Belde. Birbirine aşık ama ayrı düşmüş kırgınlıklarla dolu çiftimizin hikayesini hangisi haklı hangisi haksız diye bir şey yok hikayede o yüzden kime kızacağını da bilemiyorsun. Barkın’ın hiçbir sebep göstermeden Belde’yi terk edip Amerikaya gittiği 10 yıl oluyor. Ve Belde’nin kalbini katılaştırmak için çok zamanı oldu. Taki bir gün Barkın tekrar yurduna dönüp bu sefer sevdiği kadını tekrar kazanmak ve bırakmamak için çabalayana kadar. Kimseye kızamıyorsun dedim ama kızgınlık olmasa da kitapta kırgınlık bolca vardı. Belde’nin kırgınlığı, sevdası o kadar büyüktü ki sanırım asıl kaldıramadığı sevdiği adamın onu terk edişindeki asıl sebebi yıllar sonra en son kendisinin öğrenmesiydi. Aslında hüznün ağırlıklı olduğu bir hikayeydi.

Evcilik Oyunu
6/1014.11.2018

Baskı: Evcilik Oyunu

Merhabalar yeni kitap yorumumla geldim. Aslında sosyal platformda okuduğum bir kurguydu. O yüzden birde kitaplaşmış haliyle alıp okuyayım dedim. Ama şöyle bir gerçek var ki ben bunu yine böyle bir iki kitapta daha yaşadım. İnternet üzerinden okuduğumda aldığım heyecanı, zevki alamadım. Konuyu, kurguyu bildiğimden mi diyeceğim ama bilemedim gitti. Evcilik Oyunu; arkadaşıyla aynı evde yaşayan üniversite öğrencisi Eliz, bir gün tanımadığı kişiler tarafından zorla Sarper bey ile görüşme götürülüyor (tabi bu durum Eliz’in deyimiyle kaçırılmak oluyor ki bence de öyle). Ve götürüldüğü evde tahmin edemeyeceği ve anlam veremeyeceği bir teklif alıyor. Sarper’in tek istediği kızına annelik yapması.. Peki, ama neden özellikle Eliz? Sarper’in sakladığı sır ne? Tabi soruların cevabı kitapta : )

Baskı: Paris'ten Çiçeklerle

Kitap iki ayrı zaman dilimini anlatıyor. Bir yanda 1940’lı yılların Alman işgali altındaki Parisi diğer yanda 2017 sevmeyi, affetmeyi ama her şeyden önce kendini affetmenin önemini anlatılıyor. Kitaptaki her karakterin bir hikayesi vardı: Celine, Cosi, Caroline, Victor, Nico ve daha niceleri.. Ama en çok da yazar son bölümde iki farklı zamanı birbirine bağlarken çok etkilendim. Kitaptaki tasvirleri çok sevdim gözümde birebir canlandı. Hangi birini anlatsam az kalır o yüzden tüm duyguları hissetmek istiyorsanız bence okuyun derim. ---------------------- “Restoranlarda çalışınca insan, insanlıkla ilgili çok şey öğreniyor. Güzelden çirkine, aralarındaki bütün tonlarla birlikte hepsini görüyorsun. Benim bunca yıl öğrendiğim bir şey var. O da kırgın insanlar da başkalarını kırıyor.”

Baskı: Onarılmış (Broken Trilogy #3)

Yorumum için : https://birumuthayal.blogspot.com/2018/11/jl-drake-onarlms.html#more

Baskı: Parçalanmış (Broken Trilogy #2)

Yorumum için : https://birumuthayal.blogspot.com/2018/11/jl-drake-parcalanms.html#more

Baskı: Kırılmış (Broken Trilogy #1)

Yorumum için : https://birumuthayal.blogspot.com/2018/11/jl-drake-krlms.html#more

Baskı: Aşk Yeşildir - Aşkla Seven Adamlar 7

Aşkın rengi kırmızıdır diyen Merve Şimşek ile aşkın rengi yeşildir diyen Çağlar Albayrak’ın yer yer kıskançlıklarla ve yanlış anlaşılmalarla dolu mükemmel aşkını okurken çok eğlendim. Ve bence aşkta mükemmel olan tek şey Çağlar’dı. Özellikle de Merve’nin fevri davranışları bana bile artık yeter dedirtti ama Çağlardaki hayran olduğum sabrı sayesinde aşk kazandı. Ama şöyle bir durum var ki o son bölümde yaptığı şey (spoiler olmasın) yüzünden sanırım son dakika öfkem tamamen Çağlar’a geçti. Ve hala öfkem geçmedi o kadar yani. --------------------------- “Bu gece gözlerinde uyusam, sadece buna izin verir misin?” diye fısıldadı ve ben sanki kurşun yemişçesine ona bakakaldım. ------------ “Güçlü kadınların gözyaşları kahkahalarından akarmış. Her bir damla gözyaşını bir kahkahası saklarmış. Bunu da kimsenin anlamasına izin vermezlermiş. Bu kadar güçlü olduğun için kendinle gurur duyman gerekiyor,” dedi.

ÖncekiSayfa 22 / 72Sonraki