mucdem
@mucdem

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Erdem Yılı
10/1028.04.2021

Baskı: Erdem Yılı

Şu anda kitapla ilgili ne yorum yapacağımı; okurken hissettiklerimi nasıl yazıya dökeceğimi şaşırmış durumdayım. Okurken aklımdan geçenlerin hepsi uçup gitti sanki. Yazarın bizde çevrilen ikinci kitabı, benim ise okuduğum ilk kitabı. İyi ki de okumuşum diyorum. İlk çıktığı günden beri gerek kapağıyla gerek konusuyla gerekse yapılan tanıtımlarla fazlasıyla ilgimi çekmişti. Yazar, günlük hayatımızda da karşılaştığımız, duyduğumuz ya da yakın / uzak çevrede gördüğümüz kadın – erkek eşitsizliğini fantastik öğelerle harmanlayarak çok güzel kurgulamış. Konusuyla ilgili spoiler vermeyeceğim. Ama kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap. Kitabı bitirdiğimde keşke devamı olsaydı, dedirtecek kadar etkileyici bir kitaptı. *********** Yasalara göre, kadınların –zevceler, işçiler ve çocuklar- ceza infazını izlemesi gerekiyor. Bu infazı duvak gününde yapmayı tercih etmeleri tesadüf değil. Bizi bir mesajla göndermek istiyorlar. ***** Sihir gerçek. Belki diğerlerinin inandığı biçimde değil ama eğer gözlerini, kalbini açmaya razıysan sihir etrafımızda, içimizde, tanınmayı bekliyor. Ben bu kızın bir parçasıyım, Ryker da öyle, Michael ve meydanda yanımda dikilip bunun gerçekleşmesini sağlayan bütün kızlar da. Bu kız hepimize ait.

Iskarta
8/1026.04.2021

Baskı: Iskarta

“Iskarta” kitabı ilk kez yıllar önce farklı bir yayınevi tarafından çıkarılmış olsa da; kitap pegasus yayınlarından çıktığı an gerek kapağı ile gerekse konusu ile benim ilgimi çekti. Her seferinde elimin gittiği ama bir anlık tereddüte kapılıp hep vazgeçtiğim bir kitap olmuştu. Ama sonunda çıktığından beri ilgimi çeken kitabı okuyabildim ve “Vay be!” dedim. Konusu ile okuduğum kitaplardan ayrılan ve her sayfasını heyecanla okuduğum bir kitap oldu. Hayata uyum sağlayamayan, kavgacı, asabi olan on sekiz yaşından küçükler ile doğdukları andan itibaren belli olan tek görev için hazırlanan “Ondalıklar”.. İki tarafında sonu aynı: “Iskartaya çıkarılmak..” Connor, Risa ve Lev.. Üçü de farklı hayata sahipler.. Ama onlar için beklenen son aynı.. Güzel, akıcı ve sürükleyici bir kitaptı. Şu sıralar pegasus yayınlarından uzun süredir beklediğim ama yıllar geçse de hala çıkmayan seri devamları nedeniyle umudum olmasa da umarım; bu serini devam kitapları da aynı muameleyi görmez.

Sonsuz Öpücük
8/1023.04.2021

Baskı: Sonsuz Öpücük

Serinin beşinci kitabı çok ama çok eğlenceli, zevkle okuduğum bir kitap oldu. Bu sıralar kitap okuma konusunda isteksizlik yaşasam da Jill Shalvis ilaç gibi geldi. Serinin önceki kitaplarında tanıdığımız Archer’ın ekibindeki Joe Malone ile Kylie Masters’ın hikayesi istemsiz bir yakınlaşmayla başlıyor. Onlar başladığı gibi bittiğini düşünürken; aslında her şeyin yeni başladığının farkında bile değiller. Kylie’ın manevi değeri yüksek bir heykelin çalınması üzerine, başarılı bir iz sürme yeteneğine sahip olan Joe Malone genç kadının yardımına koşuyor. Eğlenceli, tam olarak aksiyon dolu olmasa da hareketli ve birbirlerine laf atmalı akıcı bir kitaptı. Merakla beklediğim serinin altıncı kitabı, bu kitapta az çok tanıdığımız Joe’nun kardeşi Molly Malone ile Lucas’n hikayesi, umarım yayınevi fazla ara vermeden serinin devam kitabını çıkarır. ************ Joe, Kylie’nin pencereye arkasını dönüp kendisine bakmasını izledi ve genç kadının yüzünde neredeyse nefesini kesecek derinlikte gizli bir acı ve kırılganlık gördü. Kahretsin. Bunu gerçekten yapacaktı. Bir oyuncağın, bir tahta parçasının peşine düşecekti. ************ Kylie, Joe’nun yüzündeki ifadeye bakıp başını iki yana salladı. “Ona kızgın olan biri yoktu.” Durakladı. “Veya bana.” Joe’nun kaşları havaya fırladı. “Hey,” dedi Kylie. “Ben çok tatlıyımdır.” Joe güldü ve Kylie buna karşılık gözlerini devirdi. “Tamam, tamam, ben tam bir baş belasıyım, her neyse. Sadece penguenimi bul.”

Visal
8/1010.04.2021

Baskı: Visal

Uzun ama çok uzun bir zaman olmuştu. Böyle eğlenceli, mizahi ve aksiyonu bol bir kitap okumayalı. Ama şöyle bir gerçekte var ki seri arasına uzun bir zaman girdiği için ilk başlarda adapte olmakla zorlanmıştım. Bir anda “Ne oluyor ya, biz nerede kalmıştık ki” olmuştum. Ama sonradan her şey oturdu. Azra’nın hafızasının yerine gelmesi ile bitmişti kitap. Şimdi ise Azra’nın gerçekte kim olduğu, amacının ne olduğu ve bunda Mert’in ve BİS ajanlarının neden önemli olduğunu okuyoruz. Azra, örgütte Cemre’nin yerine geçmek için en büyük aday ama bunun için bazı zorlu sınavlardan geçmek zorunda. Mert ile Azra, bu sınavları geçmeye çalışırken aynı zamanda birbirlerini de daha iyi tanımaya başlıyorlar. Yalnız kitapta favori karakterim Mysty ve Lulu.. Ama en çok Mysty’nin deli dolu çitlembik hallerini çok sevdim. Bence kitabın neşe, eğlence tarafı Mysty – Lulu, aksiyon kısmında ise Azra ile Mert bulunuyor. Okurken çok eğlendim. Mysty ile Lucas’ın hikayesini daha çok okumak isterdim. ************* Bu hale düşmelerinin sebebi olan çığlığın sahibi olarak pek sessizdi. Mert nemden nefes alamayacak duruda olsa da söylenmeye devam etti. “O altı üstü bir kediydi.” Azra bu sefer ince bir ses çıkardı. İnlemeye çok benzer olan bu ses, Mert’in kızın suratına bakmak istemesine neden oldu. “O altı üstü bir kedi değildi. O yumuşak, canlı ve sıcak bir kediydi. Düşündükçe başım dönüyor.” ******** “Umarım bu şarap şişesini adamın kafasına vurmam için vermişsindir.” Mert’in yüzündeki huzursuzluk ve huysuzluk görülmeye değerdi. Azra, dudaklarının kulaklarıyla samimi ilişkiler içerisine girmesine neden olacak kadar genişleyen gülümsemesini saklama gereği duymadı. Hoş, böyle bir ihtiyaç ortaya çıksaydı bile, öylesine bariz ve göz önünde bir şeyi nasıl saklayabileceği hakkında pek de bir fikri yoktu. “Artık nasıl kullanacağın sana kalmış.” Azra’nın imalı sözleri, Mert’in tüm sinir uçlarını uyararak hepsini birden ayağa dikmişti.

Skyward
8/1004.04.2021

Baskı: Skyward

Yazarın okuduğum ilk kitabı, nisan ayına bilim kurgu türünde, genelde okumayı tercih etmediğim bir türde başladım. İyi ki okumuşum diyorum. Nesli tükenmek üzere olan insan ırkından küçük bir grup, gizemli uzaylılar Krell’lerin saldırısına uğrayan bir gezegende mahsur kalıyorlar. Bu gezegende yaşayan on yedi yaşındaki Spensa hem Krell’ler ile savaşmak hemde seneler önce babasının sebep olduğu utançtan kurtulmak için savaş pilotu olma hayalleri kurar. Açıkçası ilk birkaç bölümde sıkıldım ama sonraları kurgu öyle bir içine çekti ki kitabı bitirmeden, elimden bırakamadım.

Baskı: Bizim Şarkılarımız

Mart ayını chick lit tarzı kitapla bitirmek istedim. Yazarın bizde çevrilen ilk kitabı, kitabın kapağına aşık oldum ve sırf o sebeple kitaba şans vermek istedim. Bir hevesle başladım kitaba ama tamamen hayal kırıklığına uğradım. Melody’nin kocası kaza geçirerek ölüyor; iki çocuğuyla baş başa kalan Melody de ilerleyen yıllarda buzda başını çarpması sonucu gergin zamanlarda yüksek sesle şarkılar söylemeye başlıyor. Melody sık sık gergin ortamlarda bulunduğu için de genelde kendini şarkı söylerken bularak utanç verici durumlarda kalıyor. Kitabı zar zor bitirdim, kurgunun içine girmekte zorlandım. Okumasam da olurmuş diyebileceğim bir kitaptı.

Kimsin Sen?
8/1030.03.2021

Baskı: Kimsin Sen?

Yine bir Dedektif D.D. Warren klasiği daha soluksuz, heyecanın hiç eksilmediği bir kitaptı. Serinin sekizinci kitabında; yedi yıl önce kaçırılan bir üniversite öğrencisinin dört yüz yetmiş iki gün boyunca yaşadığı psikolojik ve fiziksel şiddet ile sonrasında hayatta kalmanın getirdiği yük, suçluluk duygusu, sorumluluk gibi duyguların ağırlığıyla nasıl yaşamaya çalıştığını okuyoruz. Yazar, hem Flore Dane’in geçmişte yaşadığı tramvatik olayı gerçekçi bir şekilde aktarırken hem de günümüzde yaşanan kaçırılma vakalarına ışık tutmak için Dedektif Warren’i devreye sokuyor. Flore Dane’in yaşadıklarının her sahnesini gözümde canlandırabildiğim gibi; günümüzdeki kaçırılma olaylarında suçlu kim sorusuna verdiğim cevap her seferinde değişti; kısaca şüphelenmediğim kimse kalmadı… Yazar yine başarılı bir kurgu oluşturmuş; bize de heyecanla onu yaşamak düşmüş. ******* Orada geçirdiğiniz her dakika, her saat düşünüp hayal edebileceğiniz, bütün ayrıntılarıyla hesap edebileceğiniz tek bir şey var. Sizi hayatta tutan tek bir düşünce. Size güç veren tek bir amaç. Nasıl olsa siz de bulursunuz. Bulup üzerinde düşünürsünüz ve sonra, siz de benim gibiyseniz eğer, bir yere bırakmazsınız bunu. İntikam. Ama siz yine de ne dilediğinize dikkat edin. Özellikle de, tabut büyüklüğündeki bir kutunun içine hapsolmuş aptal bir kızsanız.

Baskı: Gölgelerin Kanı (Kan Günlükleri # 3)

Serinin son kitabını bitireli bir hafta oluyor. Kitapta verilmek istenen duygular çok basite indirgenmiş. Eden ile Noah’ın ilişkileri çok yüzeysel işlenmiş, serinin başından beri tek derdi intikam almak olan Eden’in intikamından vazgeçmesinin sebebi çok mantıksız ve çok kolay oldu... Seri genel olarak akıcı bir anlatıma sahip olsa da kurgulanış açısından bana zayıf geldi.

Baskı: Geçmişin Kanı (Kan Günlükleri # 2)

Serinin ikinci kitabı ilki gibi sarmadı beni. Akıcı, okunması kolay bir kitaptı ama kurgu çok basite indirgenmiş. Duygu geçişleri çok basite indirgenmiş, avlanma sahneleri üzerinden basitçe geçilmiş ve tür değişimi kısmı var ki (kitabı okuyunca demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız) sanki yazar, Eden’i diğerlerinden daha ne kadar özel yapabilirim deyip işi abartmış gibi geldi. Öğrendiği bilgiler doğrultusunda İskoçya yolcusu olan Eden ve Ankh ailesi, Neithlerin dünyasına hızlı bir giriş yapıyorlar. Dost edindikleri kadar aynı zamanda da bolca gizli düşman ediniyorlar. Açıkçası seriye devam edesim kalmadı ama sırf bu son neye bağlanacak merakım yüzünden serinin son kitabını okuyacağım. Umarım pişman olmam.

Baskı: Kutsanmış Kan (Kan Günlükleri # 1)

Uzun süredir ilgimi çeken bir seriydi ama aynı zamanda da okumaya başlamadan önce beklediğim gibi çıkmama ihtimaline karşı tereddütlüydüm. Serinin ilk kitabı olarak gayet başarılıydı, yanılmadığıma sevindim. Başarılı bir kurgu, akıcı bir anlatım ve içine serpiştirilmiş bir tutam gizem.. Tabii karakterlere sinir olduğum ve bazı duyguların üzerinden basitçe geçilmiş olduğu gerçeği de var. Kitapta “Kutsanmış”, “Ankh” ve “Neith”ler olmak üzere üç türden bahsediliyor. Bu türler hangi özelliğe sahip, nasıl bir karakterdeler gibi soruların cevabı kitapta. Spoiler vermeden yorumumu sonlandırmadan önce serinin ilk kitabını sevdim; umarım devamını da severim.

Cesur Gardiyan
9/1011.03.2021

Baskı: Cesur Gardiyan

Bu seriyi çok ama çok seviyorum. Merakla beklediğim, serinin bir önceki kitabından da tanıdığımız Leydi Phoebe Batten ile Yüzbaşı James Trevillion’un heyecan dolu hikayesine konuk oluyoruz. Güzel, zeki bir kadın olan dükün kardeşi Leydi Phoebe, gözleri görmediğinden dolayı yanında sürekli silahlı korumayla gezmektedir. Yüzbaşı Trevillion, Leydi Phoebe’u kimliği belirsiz düşmana karşı korumaya çalışırken kalbini savunmasız bırakacağından habersiz, bize güzel bir historical roman okuttular. Serinin sonraki ilk iki kitabını özellikle merak ediyorum. Bu kitapta da adlarını sıkça duyacağımız Eve Dinwoody ile Dük Valentine Napier’ın hikayeleri.. İnşallah sevgili @pegasusyayinevi bu sefer fazla bekletmez. --------------- Aklı bu duruma, alışılagelmiş gerekçeleriyle karşı çıksa da – onun için çok yaşlı olması, Phoebe’nin kendisi için fazla genç olması, farklı sosyal mevkilere ait olmaları gibi – bunun hiçbir önemi yoktu. Kalbi aklına baskın çıkmıştı ve artık bu konuda yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı. Phoebe Batten’ı seviyordu, şimdi ve sonsuza dek.

Tuz ve Keder Evi
10/1007.03.2021

Baskı: Tuz ve Keder Evi

Mart ayına, çıktığından beri ilgimi çeken merakımı cezbeden fantastik kitapla başladım. Şu ana kadar bu türde okuduğum kitaplar arasında farklı bir kurguya ev sahipliği yapan kitabın başlarında azıcık sıkıldım. Annaleigh, kendi dışından on bir kız kardeşe sahipti; fakat kız kardeşlerinden dördünü farklı zamanda farklı şekilde kaybetmesiyle asıl olaylar başlıyor. Yas tutma sürecinden şatafatlı balolara geçiş yapan kız kardeşlerin çevresinde gelişen gizemli olayları güzel bir ustalıkla anlatıyor. Kitabın ilk birkaç bölümünden sonra her sayfası merak uyandırıyor. “Kim?” ve “Ne?” sorularına aranan cevapla son sayfasına kadar merakla okutuyor kendini. ---------------------- O zaman kafama dank etti. Yalnızca ben bunu görüyordum. Yalnızca ben bunun kokusunu alıyordum. Bu gecenin dehşetini fark eden tek kişi bendim. Burada yüzlerce insan vardı fakat bu dünyayı olduğu gibi gören tek kişi bendim.

Baskı: Mucizeler Gerçek Olsa

Şubat ayını son derece eğlenceli, keyifli ve akıcı bir kitap ile kapattım. Sekiz kitaptan oluşan serinin dördüncü kitabı şu ana kadar okuduklarım arasında en eğlenceli ve en sevdiğim kitabı oldu. Çalışkan işkolik Spence Baldwin ile kaybettiği ilham perilerine kavuşmak için kısa bir tatile çıkan Colbie Albright’ı okurken çok eğlendim. Pru, Elle, Willa, Kylie, Archer, Finn ve İhtiyar Eddie de bu keyifli kitaba fazlasıyla renk katmış. İhtiyar Eddie’nin gizemi de bu kitapta çözülüyor; böyle bir bağlantı düşünmemiştim açıkçası. Yayınevi bu sefer fazla bekletmeden serinin beşinci kitabını da çıkardı; en kısa sürede okuyup yorumumla geleceğim. Umarım yayınevi, serinin diğer kitaplarını da fazla ara vermeden çıkarmaya devam eder. **************** “Daisy Duke seni havuza düşürdüğünde bunu mu diliyordun?” diye sordu genç adam. “Gerçek aşkı mı?” Aslında tam tersini diliyordu. Bir daha asla aşk yüzünden canının yanmasını istemiyordu ama bu itiraf edemeyeceği kadar şahsi bir meseleydi. “Mümkün olabildiğince çok huzurlu ve sessiz gün geçirebilmeyi diliyordum. Böyle iyi şöhretli bir havuz bu kadar minik bir dileği kabul eder, değil mi? ************* Genç adam, Colbie’nin saçının bir tutamını hafifçe çekti. “İş ortağım Caleb’la küçük bir şirket kurduk. Birkaç teknik uygulama oluşturduk ve Google bunların oldukça faydalı olduğunu düşündü. Zamanı geldiğinde uygulamaları sattık. O zaman bu binayı satın aldım.” Colbie keskin bir nefes aldı. “Sen şimdi bana neyle geçindiğini mi söyledin?” “Aslında sır değildi. Sadece tahminlerini duymak hoşuma gitmişti.”

Replika13
9/1024.02.2021

Baskı: Replika13

Uzun zamandır ilgimi çeken bir kitaptı. Şu ana kadar okuduğum kitaplar arasında farklı bir konuya ev sahipliği yaptığının farkındaydım ama sonunda vay be deyip şaşırtacak kadar farklı olduğunu düşünmemiştim. Robotlar (hem önceden programlanmış robotlar ve sadece insan gücüyle çalışan robotlar), İnsansılar (insana en yakın mekanizmaya sahip tür) ve İnsanlar… Eve’nin ailesi öldürülmüş, kendisi ise yapılan infazdan hasarlı bir şekilde kurtulmuştur. Hayatını hasta büyükbabasına yardım etmek için gladyatör robotlar arenasında dövüşerek sürdürüyordu. Ta ki işler karışana kadar.. Yalanlarla örülü bir dünyada yaşayan Eve, her yeni günde kendisi ve çevresi ile ilgili yeni bir sırrı öğrenirken; kime güvenecek? Sürükleyici ve gizemli bir kitaptı. Eve’nin yoldaşı olan robot Çekirge’yi ise çok ama çok sevdim. ************* “Korkma, Çekirge.” Eve maşinasının gövdesine vurdu. “Bir arızalı bu kadar güzel bir robotu mahvedemez. Hele de ben uçururken.” Eve’in kulağındaki hoparlörden bir ses yükseldi. “Doğru. Eve’e biraz inan, ufaklık.” “Ah, teşekkürler, Lim.” Eve gülümsedi. “Hiç sorun değil. Sen ölünce her şeyin bana kalabilir, değil mi?

Baskı: Bir Çapkının Evlenme Teklifi

Yayınevi, yazarın Cynster serisine uzun bir ara vermişti. Ama son bir yıl içinde peşpeşe serinin iki kitabını çıkartarak şaşırttı. Tabi böyle şaşırtmayı sık sık yapabilir, hiç problem olmaz. Serinin genel konusu Cynster erkekleri aşka ve evliliğe tövbeli olsalar da kaderden kaçamıyorlar. Onlardan biri olan Demon Cynster da maalesef Felicity Parteger’in rüzgarına kapılıyor. Bu ikilinin ortak tutkusu olan atlar ve at yarışları sayesinde aralarındaki kıvılcım harlanıyor. Eğlenerek ve peşlerindeki kişi kim çıkacak diye merakla okudum. Yazarın kitapları genel anlamda eğlenceli oluyor. Ama genelde kitaplarında bir şey eksik oluyor. Bu durum çeviriden kaynaklı da olabilir duygu eksikliğinden de olabilir.. Hala çözemedim bu durum ama şu bir gerçek ki o eksiklik her neyse yazarın kitaplarını okumaktan vazgeçemiyorum. *************** “Bu korkunç bir şike; bir taraftan Dillion’u kurtarmamız gerekiyor, diğer taraftan da senin Jokey Kulübüne karşı sorumluluklarını düşünmeliyiz. Sanırım bu sadakatle onur arasında bir seçim yapmak gibi bir şey.” Aynı ses tonuyla devam etti. “Sen hangisini seçersin?” Demon elleri cebinde kıza bakıyordu. Sonra gözlerini ondan ayırıp şöminenin önünde volta atmaya başladı. “Bilmiyorum.” Kıza rahatsız edici bir bakış attı. “Sen cama tırmanmadan evvel, ben de bunu düşünüyordum.”

Küçük Prens
10/1017.02.2021

Baskı: Küçük Prens

Kitabın ebatına bakınca ince hafif bir kitapmış gibi görülüyor; ama içinde evreni sığdıracak kadar derin anlamlar taşıyor. Kitapla ilgili ne anlatsam, hissettirdiklerini nasıl anlatırsam anlatayım sanki bir şeyler eksik anlatacakmışım gibi kelimelere dökemiyorum. Bu kitabı bu kadar geç okuduğum için pişmanlığım sadece. ------------------- #alıntı Bu anıları büyük acılar içinde yazıyorum. Arkadaşım koyununu alıp gideli altı yıl oldu bile. Burada onu anlatmaya çalışıyorsam, nedeni onu unutmak istemememden başka bir şey değildir. Çünkü bir dostu unutmak çok acı şeydir. Hayatta herkesin dostu olmuyor ki. Ayrıca bir gün onu unutursam sayılardan başka hiçbir şeye ilgi duymayan büyüklere dönüşme ihtimalim de var. ********** Ne diyeceğimi bilmiyordum. Kendimi çok beceriksiz hissediyordum. Ona nasıl ulaşıp, yoldaşlık edebileceğimi bilmiyordum. Ne gizemli yer şu gözyaşları cumhuriyeti… *********** “Evet,” dedim Küçük Prens’e. “İster ev olsun, ister yıldızlar, ister çöl… Onları güzel kılan şey kesinlikle görünmez bir şey!” ************ “Senin oradaki insanlar,” dedi Küçük Prens. “Tek bir bahçede beş bin gül yetiştirmelerine rağmen bütün bu güllerin arasında aradıklarını bulmaktan acizler.” “Doğru.” Dedim. “Oysa aradıkları şey tek bir gülde veya bir damla suda bile gizli olabilir.” ********** “O yıldızlardan birinde oturduğum ve güldüğüm için, geceleyin gökyüzüne baktığında senin için bütün yıldızlar gülüyor olacak. Senin gülmeyi bilen yıldızların olacak.”

Baskı: Ölümü Oynamak (Dedektif Kim Stone, #4)

Kim Stone serisinin dördüncü bizde çevrilen son kitabını da sonunda okudum. Stone ve ekibinin suçluların peşinde ipucu arayışlarını okurken hop oturup hop kalktım. İki farklı olay, iki farklı suçlunun sonunda nasıl aynı yola girdiğini adım adım okurken herkesten şüphelendim ama sonunda hiç ummadığım biri çıktı. Yine soluksuz okudum umarının serinin devam kitapları kısa sürede çıkar. ----------------------- #alıntı Kim polis müdürü Woodward’ın makamına girmeden önce kapıya bir kere vurdu. Patronunun odası Halesowen polis merkezinin üçüncü katında köşe bir ofisti. Sabit telefonun ahizesi adamın kulağındaydı. Aniden telefonu kapatmadan önce yüzünde hafif bir can sıkıntısı belirdi. “Gir kelimesini beklemek hoşuna gitmiyor mu?” diye homurdandı. “Hmmm… Beni görmek istemişsiniz efendim.” Dedi Kim. Patronu onun geleceğini sanki bilmiyordu. Woodward saatine baktı. “Yaklaşık bir saat önce.” “O kadar olmuş mu gerçekten?” ******** Kim kahvesinden bir yudum aldı. “Ben de gidip büyük patrona bilgi vereyim.” Bryant sırıttı. “İyi eğlenceler.” “Aslına bakarsan sen de benimle geliyorsun.” Dawson kıs kıs gülerken Bryant’ın yüzü düştü. Merdivenlerden çıkarlarken Kim “Pekala Bryant, yine ne hata işledin?” diye sordu. “Ben de tam aynı soruyu sana sormak üzereydim.” ******* “Şef, başka bir vakaya nakledilmeyi talep ediyorum.” dedi Bryant, Kim’in arkasından. “Biz ölümlülerin çok azı hem seninle hem onunla aynı anda baş edebiliriz.” “Reddedildi” diye cevap verdi Kim.

Saklı Miras
10/1013.02.2021

Baskı: Saklı Miras

Dawson, Ada, Gavin, Deborah, Murat, Peratha, Stone, Felicia, Hilary ve Creon.. Hepsini okumayı tek kelimeyle özlemişim… Serinin üçüncü kitabında konu kendini tekrar ediyordu ve bana durağan gelmişti. Ama bu kitapla kesinlikle eski heyecanını tekrar yakalamış. Konusundan bahsedip heyecanını kaçırmayacağım. Soluksuz okuduğum bir maceraydı. Yeni sırlar, yeni gizemli düşmanlar ortaya çıktığı gibi bu kitapta bazı bilinmeyenler de cevap buldu. Ayrıca kitapta ufak bir sürpriz kişilere de rastlıyoruz. Tamamen doyurucu bir kitaptı. Serinin devam kitabını büyük bir merakla beklemeye başladım. Umarım bu sefer fazla beklemeyiz. -------------------- #alıntı "Onları doğurduğun için teşekkür ederim," dedi Stone sırtını konsola yaslarken. Lyon kucağında ayağa kalkmış, Stone'un yüzüne dokunuyor, yeniden kendisiyle oynamasını istiyordu. "Ne demek, benim de hoşuma gitti işte," dedi Ada elini sallayarak. #alıntı “Barıştık öyleyse.” “Pek sanmam,” dedi Peratha elini sallarken. “Bana kalırsa hala kendini beğenmiş ukalanın tekisin.” “Sen de öylesin.” “Ama kendime tahammül edebiliyorum. Aynı anda iki ukalayı kaldırabilir miyim, emin değilim. Yine de meydan okumaları severim. Her gün sınırlarını zorlayacak mücadeleler görmüyorum.” Creon başını iki yana sallarken ellerini cebine soktu. “Gerçekten eğlenceli olacak,” derken Peratha’yı şakağından öperek uzaklaştı. #alıntı3 “Kiminle görüşüyorum? Dedi Dawson. “İsmim Melody. Ben kiminle görüşüyorum?” “Karım yanında mı?” Melody yarım bir şekilde gülümseyerek arkasına yaslandı. “Kendisini tanıyor muyum?” “Karamsar, yabancılardan hoşlanmayan ve sinirlerini yıpratacak kadar umursamaz biri.” “Ah pekâlâ.” Melody telefonu indirerek hafifçe eğildi. “Sanırm kocanla konuşuyorum. Tam olarak seni tarif ediyormuş gibi geliyor.”

Baskı: Büyücü Varis (The Heir Chronicles, #2)

Vaaauvvv diyorum başka diyecek bir şey kalmıyor.. Serinin ikinci kitabı da ilk kitabında olduğu gibi ilk bölümler de karakterleri olay örgüsüne oturturken sıkıcıydı. Ama sadece ilk üç bölüm ondan sonrası nefes almadan okumadım. İlk kitaba göre daha bir heyecan dolu olduğunu söyleyebilirim. On altı yaşındaki Seph McCauley, başına gelen talihsizliklerin sonucu son üç yılını okullardan atılarak geçirmiş; eğitimsiz, güçlerini kontrol edemeyen bir büyücüdür. Sonunda Havens adlı bir liseye gönderilen Seph’in hayatı bundan sonra büyük bir kargaşaya ev sahipliği yapıyor. Joseph McCauley’in gizemi bu kitap ilgimi çeken ve kitabı akıcı hale getiren en büyük unsurdu bence. Ve kitabın sonunda meşhur Ejderha’nın kimliği sonunda açığa çıkıyor. Şahsen o olduğunu tahmin bile edememiştim. Serinin üçüncü kitabını da en kısa sürede temin edip okuyacağım. Görüşmek üzere..

Baskı: Savaşçı Varis (The Heir Chronicles, #1)

https://birumuthayal.blogspot.com/2021/01/cinda-williams-chima-savasc-varis.html#more Kitabın giriş ve gelişme bölümü çok sıkıcıydı. Olaylar nasıl birbirine bağlanacak, bu iş nereye varacak soruları içerisinde umutsuzluğa kapanmak üzereyken; son iki yüz sayfa beni canlandırdı.

Baskı: Bukalemun - Yamandağlı

yorumum için: https://birumuthayal.blogspot.com/2021/01/aslhan-doga-bukalemun-yamandagl.html#more

Babil Ayini
4/1027.01.2021

Baskı: Babil Ayini

Yazarın okuduğum ilk kitabı olan “Babil Ayini” haftalarca elimde süründü. Fazla bilgi ağırlıklıydı; o sebeple de ister istemez okurken sıkıldım. Yazarın kitapları hakkında genel yorumlar iyi olduğu için yazara bir şans vermek istedim. Ama okurken içinde bulunduğum ruh halimden kaynaklı yada okuduğum kitap tarzımın dışında olmasından kaynaklı sıkıldım. Şu an ne hatırlıyorsun diye sorun koskoca bir hiç.. Kitabı bitirmeye o kadar odaklandım ki okuduğumu anlamak için bir sayfayı o kadar tekrar ettim ki.. Kısacası hiç zevk almadım. Yazarın diğer kitaplarını da o sebeple okumayı düşünmüyorum.

Umut Mevsimi
5/1014.01.2021

Baskı: Umut Mevsimi

yorumum için : https://birumuthayal.blogspot.com/2021/01/brenda-novak-umut-mevsimi.html#more

En Aydınlık Gölge
8/1009.01.2021

Baskı: En Aydınlık Gölge

https://birumuthayal.blogspot.com/2021/01/jennifer-l-armentrout-en-aydnlk-golge.html Vauvvv diyorum başka da bir şey diyemiyorum.

ÖncekiSayfa 6 / 21Sonraki