
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Aşk Bulutu - Mucizenin Renkleri
Severek takip ettiğim yazarlardan biri. Yine çok güzel iki ayrı kurguyla buluşturuyor bizi. İki farklı hayat hikayesi.. İki farklı birbirine delice aşık çift.. -Aşk Bulutu- Ekin ve Bulut’un aşkını bir kez daha bu sefer kâğıt kokusunu çekerek okuduğum için mutluyum. Bulut dışarıya karşı acımasız, duygusuz olsa da Ekin’e olan aşkını sözlere dökmeden o kadar güzel hissettiriyor ki, aşık oldum.. Ekin ise Bulut’un tam tersi naif, aşkını, duygularını dışa vurarak dolu dolu yaşıyor. Açıkçası Bulut ile Ekin’i biraz daha okumak isterdim. -Mucizenin Renkleri- Tekstil fabrikasında Tekstil mühendisi olarak çalışan Ecrin, hem aşkını buluyor hem de bilmeden geçmişin tozlu sayfalarını aralıyor. Ecrin ve Bolat Biri kırılgan biri asi İki aşık.. Bu ikili okurken Ekin ve Bulut ile özdeşleştirdim. Bolat da Bulut gibi asi duyduğunu gördüğünü karşısındakine sormadan yargıya varmakta bir numara. Ekin ve Ecrin ise geçmişi sisle kaplı; tek fark Ecrin’in aile hayatı sevgi dolu olması. Spoiler vermemek için iki hikayenin de konusuna girmedim. Keyifli ve tadımlık bir kitaptı. Bana uzun süredir okumadığım harlequin kitaplarını anımsattı.
Baskı: Yılan ve Güvercin
Kitapla ilgili o kadar güzel yorumlar vardı ki; kitap çıktığı gibi gerek kapağıyla gerek konusuyla oldukça ilgimi çekmişti. Büyük bir beklentiyle başladım ama beklediğimi bulamadım maalesef. Çok güzel bir fantastik bir aşk romanı okumayı bekliyordum ama bende hiç o etkiyi bırakmadı. Kitabın ilk bölümlerinde ise çok fazla karakter isminin olması ve anlatımından dolayı kurgunun içine girmekte zorlandım. Reed ile Lou’yu birlikte okumak her ne kadar güzel olsa da beni yeterince tatmin etmedi.
Baskı: Paramparça Prens (The Royals #2)
Serinin ikinci kitabını -ilk yarısını saymazsak- çok ama çok sevdim. Bu kitapta da ilkinde olduğu gibi çarpık ilişkiler vardı, hata daha fazlası var. İlk kitapta Reed Royal geçmişte yaptığı büyük bir hata yüzünden Ella’yı kaybediyor. Ve serinin ikinci kitabı neredeyse ilk yarı boyunca Ella’yı geri kazanmak için çabalamayla ve Royal kardeşlerin arasındaki çatlakların büyümesiyle geçiyor. Kitabın ikinci yarısında ise bomba olaylar var. Ve Callum’un bu kitapta geçirdiği değişimi çok sevdim. Bu kitapta çocuklarının sorunları ile daha ilgili, daha anlayışlı ve çözümcü bir baba vardı. Sonlara doğru gelişen olaylarla ise üçüncü kitap için şimdiden büyük bir beklenti içine girdim. Umarım hüsrana uğramam. Ama buraya not düşmek isterim ki; Royal kardeşlerden en çok Gideon’un hikayesini okumak isterdim.
Baskı: Kağıt Prenses (The Royals #1)
Kitap çıktığından beri çok ses getirdi. Bu kadar beğenilen bir kitap ne kadar ilgimi çekse de ilk başta acaba bu övgüler, methiyeler çok mu şişiriliyor, diye tereddüt etmedim değil. Kitabı okumaya başladıktan sonra ilk birkaç bölümde bu tereddütümün boş olmadığını düşünmeye başlamıştım ki bir baktım kurgu bambaşka bir boyuta geçti. Ella Harper, Royal ailesinin üzerine tabiri caizse bir yıldırım gibi düştü. Royal kardeşler, kaosun göbek adı.. Bu savaşı Ella mı kazanacak yoksa Royal kardeşler mi kazanacak? Royal kardeşler ne kadar pislik yapsalar da - yazar görülene inanmayın derinlerinde kimsenin bilmediği şeyler yatıyor- diye sanki satır aralarında biz okuyuculara her şeye hazırlıklı olun mesajı vermiş. Sırlar, dönen oyunlar ve Reed Royal gerçekte kim, nasıl biri, kendini gösterdiği gibi çok ama çok kötü çocuk mu yoksa dışarının onu öyle bilmesi mi önemli.. Kitap boyunca aklımda bu sorular dönüp durdu ve hala cevabını bulamadım, umarım serinin ikinci kitabında gizemler yavaşça çözülmeye başlar. Aslında genel olarak kurgu basitti ama akıcı ve ister istemez okuyanı meraklandıran heyecanla okumamızı sağlayan bir kitaptı. Ve ara vermeden ben ikinci kitapla devam ediyorum. ----------- Bekle, ben ne diyorum? Kötü çocuklardan ve Reed’den hoşlanmıyordum. O karşıma çıkan en büyük hödüktü… “Neden bana öyle bakıp duruyorsun?” diye sordu öfkeyle. Bütün çılgın düşüncelerimi kenara atarak karşılık verdim. “Neden bakmayayım?” “Görünüşümden hoşlandın, değil mi?” diye sataştı. “Hayır, sadece bir ahmağın profilini aklıma çiziyorum. Bilirsin, eğer sanat dersinde çizmem istenirse, bir ilham kaynağım olur diye,” dedim alaycı bir şekilde.
Baskı: Oyun (Briar U #3)
Vayy canına!! Çok ama çoook eğlendim. Blair serisinin üçüncü kitabı çok eğlenceliydi. En çok sevdiğim bölümler ise Hunter ile Demi’nin ani gelişen arkadaşlıkları, her ne kadar sadece arkadaş olarak kalmak için gösterdikleri gayreti takdir etsem de sonunda duygularının esiri olduğunda daha sevimlilerdi. Hunter Davenport, tüm dikkatini yeni takım kaptanı olduğu hokeye ve derslerine vermek için, kadınların dikkat dağınıklığı yaptığını iddia ederek bekarlık yemini ediyor. Kitapta Hunter’in resmen iradesiyle savaşını okuyoruz. Ve güçlü bir iradeye sahip olduğunu söyleyebilirim. Yazarın diğer kitaplarındaki hokey oyuncularımızın ve kız arkadaşlarının da bolca yer aldığı eğlenceli bir kitaptı. ------------- “Alkol alıp toplumun huzurunu bozanlar buraya mı atılıyor yani_” diye sordu Demi, bir saat sonra. Hastings’deki tek nezarethaneden hiç etkilenmemiş gibiydi. Geniş hücrede şu anda sadece üç kişi vardı; biz ve bankta uyuyan, sakallı, orta yaşlı bir adam. Uykusunda vücudu seğirdiği için adamın ayağı sürekli parmaklıklara çarpıyordu. Evet, halka küpeler yüzünden şu anda parmaklıkların ardındaydık. “Gerçekten sarhoş olsan yerinde olurdu belki,” dedi Demi. Sırtımı duvara dayayıp kayarak metal banka otururken bir kahkaha attım. Ayaklarımızın altındaki muşamba zemin pis, tepedeki floresan ışıklar aşırı parlaktı. ********** “Gayriahlaki davranışın cezası ne acaba?” dedi Demi merakla. “Hiçbir fikrim yok.” “Pardon, bakar mısınız efendim?” Demi kalkıp parmaklıklara gitti. “Gayriahlaki davranışın cezası nedir? Ölüm mü?” Polis memuru yine gülecekmiş gibi göründü. “İlk kez yakalanan biri için genelde sadece para cezası olur.” Demi, “Mükemmel,” diye şakıdı. “Suç ortağım aşırı zengindir. Size hemen bir çek yazabilir.”
Baskı: Risk (Briar U #2)
Briar Kampüsü serisinin ikinci kitabı, ilk kitabına göre daha heyecanlı ve daha güzeldi. Briar hokey takım koçunun kızı Brenna, rakip takımın yıldız oyuncusu Jake Connelly ile takılmak zorunda kalırsa.. İşler daha ne kadar kötüye gidebilir ki? Bir sahte randevuya karşı bir gerçek randevu.. Bu ikilinin diyaloglarını okurken çok eğlendim. Eğlenceli, akıcı, çerezlik bir kitaptı.
Baskı: Şah (The Blackcoat Rebellion, #3)
Sonunda bitti. Seriye genel olarak bakınca bir yerden sonra okurken sıkılmaya başladım. Sanki olaylar sürekli tekrar ediyormuş gibi geldi. Kitty Doe ve Daxton’ın gerçek kimliği üzerinde duruluyor. Kitty, Daxton’ın gerçek kimliğini halka afişe etmek için tehlikeli oyunlar oynuyor. Hükümetin Piyonu olarak çekildiği bu oyunda asıl oyun kurucunun kendisi olduğunu gösteriyor. Açıkçası sadece Knox’u okumayı yeğlerdim. Benim için ortalama bir seriydi.
Baskı: Vezir (The Blackcoat Rebellion, #2)
Temmuz ayına serinin ikinci kitabıyla başladım. Hükümetin piyonu olarak yalan bir hayata dahil olan KittyDoe, gerçek bildiği yalanların asıl yüzünü ortaya çıkarmaya çalışırken yakalanıp Başkayer’e gönderiliyor. Yalanlar, oyunlar, entrikalar, sahte ölümler, sahte nişanlı, asıl sevgili .. Kısaca olaylar olaylar.. İlk kitaba göre daha akıcı ve daha anlaşılır bir kitaptı. Ve daha çok Knox okumak istesem de kitapta az yer verilmişti. Açıkçası Benjy kitapta gereksiz elemanmış duygusundan bir türlü kurtulamadım. Sürekli Kitty’nin dilinde Benjy ama bana fazlalıkmış gibi geldi kitap boyunca. Serinin üçüncü kitabını fazla merak etmesem de sırf seriyi tamamlamak için okumaya başlıyorum.
Baskı: Piyon (The Blackcoat Rebellion, #1)
Serinin ilk kitabını okumaya karar verdiğimde, kitabı yarım bırakmıştım. Sıkıldım mı yada benim o an ki okumada yaşadığım isteksizlikten mi kaynaklandığını anlamadım, gitti. Ama her seferinde karşıma çıkmaya devam eden bir seri olduğundan tekrar kitabı elime aldım. Ama bu sefer büyük bir zevkle okudum. Topluma faydalı olabileceğini ispatlamak için tek şansı; on yedi yaşında girmeleri gereken sınavda başarılı olmak.. Sınıf farklılıklarının olduğu, tabii olduğun gruba göre nerede yaşamana, ne işle uğraşmana, ne zaman ölmene karar veren bir mercii düşünün.. Kitty Doe işte öyle bir toplulukta yaşıyor. Girdiği sınav sonucunda başarısız olan Kitty, III ile damgalanır. Ya sürüldüğü yerde hayatını sefalet içerisinde geçirecek ya da ona sunulan tek seferlik şansı kullanarak bir VII olarak farklı bir kimlikte gözlerini açacaktı. Kitap tam bir entrika yumağı, plan içinde plan.. Kitty kime güvenecek ben okurken şaşırdım. Fazla ara vermeden serinin ikinci kitabı “Vezir” e başlıyorum.
Baskı: Savaşçının Laneti
Seriyi sonunda bitirdim. Serinin daha heyecanlı bir şekilde ilerlemesini beklerken tam tersi sıkıntıdan patladım. Açıkçası yazarın kitaplarını ilk kez okudum ve şimdi anladım ki son kez de okumuş oldum. Halderianların kimliği belirsiz kralı Simon oluyor; tabi halk Simon’dan krallığa yakışır kararlar almasını bekliyor, bunlardan biri de uygun görülen bir evlilik.. Ama Simon’un kalbi hala Kestra’da (kitapta buna dair herhangi bir duygu olmasa da). Bir yanda Antora’yı kurtarmak.. Diğer yanda sevdiği kız… Simon seçim yapabilecek mi? Hepsi serinin son kitabında.. Seriye bir şans verebilirsiniz..
Baskı: Düzenbazın Kalbi
Serinin ilk kitabını okuduktan sonra araya başka kitapları okumuştum. Şimdi seriye devam… Serinin ilk kitabı olan “Hainin Oyunu” kitabından bir tık daha iyiydi. İlk kitap Kestra’nın Olden Hançeri’ni ele geçirip Lord Endrick’i yok etmek için yeni bir yola girmesiyle bitmişti. Seride olaylar kaldığı yerden tüm hızıyla devam ediyor. Kestra ile Simon bu sefer ayrı cephelerde ortak düşmana karşı savaşmaya hazırlanırken düşmanları işlerini daha da zorlaştırıyor. İkilinin birlikteliğini okurken duygu olarak hissedememiştim; bu sefer düşman safhalarda okurken daha inandırıcı geldi bana. Herkes, her şey bu kaosun ortasında bu ikiliye karşıyken nasıl tekrar aynı yolda birleşecekler çok merak ediyorum. Ve bu sebeple vakit kaybetmeden serinin son kitabına başlıyorum.
Baskı: Akıncı (İskoç Muhafız Alayı, #8)
On iki kitaplık Highland Guards serisinin sekizinci kitabı, İskoç Kralı Robert Bruce’un hayalet ordusunun üyelerinden Akıncı’nın hikayesini anlatıyor. Yazarın iki farklı serisi şu ana kadar Türkçe’ye çevrildi. Highland Guards serisi ise favorilerim arasında. Seride genelde İskoç – İngiliz düşmanlığı üzerinden konu işliyor. Bu kitabında da Akıncı adıyla bilinen Robert Boyd, haklı sebeplere dayanarak İngilizlerden nefret ediyor. Eline fırsat geçtiği gibi İngilizleri dize getirmek için önemli birini rehin alır. Ama işler hiç de Akıncı’nın istediği yönde gitmiyor.. Güzelliği dillerde olan İngiliz Leydisi Rosalin ile Robert Boyd’un yolları altı yıl sonra tekrar kesişirse; Aşk ve Tutku mu yoksa Nefret ve İntikam duygusu mu galip gelecek? Çok ama çok keyif alarak okudum, nasıl bitti anlamadım. Umarım sevgili yayınevi, serinin devam kitaplarını da seri biçimde çıkarmaya devam eder. ******** “Lütfen,” dedi yumuşak bir ses tonuyla. “Bunu yapmayın. Bizi bırakmanızı rica ediyorum.” Kızın bakışı Robbie’yi huzursuz etti ve yine sanki onu tanıyormuş gibi hissetti. Robbie’nin yüzünde bir şey arıyor ama bulamıyor gibiydi. Bir şey bekliyor gibiydi. “Bunu neden yapayım?” Gözlerini Robbie’den hiç ayırmıyordu. “Çünkü bunu bana borçlusun.”
Baskı: Bukalemun / Yaman
Yazarın kalemiyle watpadde ilk Anka kitabı sayesinde tanışmıştım. Ve o zamandan beri düzenli takipçilerinden biriyim. Her kitabında bizde uzun süre etkisi azalmayacak karakterler ortaya çıkarıyor. Hepsi kendi hikayesinde efsaneleşiyor.. Bukalemun da o hikayelerden biri Serinin üçüncü kitabı yeni bir olayın habercisi olarak bitmişti. Dördüncü kitabı tam bittiği yerden başlıyor. Ve tüm hızıyla devam ediyor. Yeni karakterler giriyor, çiftlerimizin arasına bir çift daha katılıyor. Yazar, kitaplarında sevginin gücünü çok güzel hissettiriyor. Bu ister aile ister dost ister sevgili olsun.. Konusunu anlatmayacağım sadece şu kadarını söyleyebilirim: Aksiyonun, heyecanın ve en önemlisi sevginin dozu hiç ama hiç düşmüyor. Seri beş kitaptan oluşacak diye biliyorum; serinin son kitabını büyük bir merakla bekliyorum. ------------ “Ulan ne karı köylü oldun sende!” dedi Fırat yüzünü buruşturarak. “Girmediğin delik, gözdağı vermediğin manyak kalmadı, Zeynep’ten mi korkuyorsun!” “Abi o heriflerin hiçbiri koynuma girmeyecek ki? Ya bir gece sinirlenir de böbreğimi almaya kalkarsa?” ********* “Bu evin havasından suyundan mı yoksa içindekilerden bulaşan bir hastalık mı ben hiç anlamadım… Oğlum, bu kız tırsak, ürkek bir şey değil miydi? O niye cengavere döndü de takıldı bunların peşine gitti?”
Baskı: Dikenlerin Büyüsü
Yazar, büyülü bir dünya ile karşılıyor konuklarını. Betimlemelerle, okuduğum büyülü atmosferle kitaptan çok etkilendim. Ve tek kitap olmasına üzüldüm. O kadar gereksiz uzatılan, tek kitap ile yetinmesi gerekirken seriye tamamlamak için saçmalayan bazı kitaplar varken bu kitabın tek kitap sığdırılması üzdü. Eksikleri yok muydu, bence vardı. Ama kitap o kadar doluydu ki; heyecan, aksiyon hiç eksilmedi. Nathaniel ile Silas’ı daha çok okumak isterdim. Kurgu genelde Elisabeth’in çevresinde şekillenmiş olsa da havada kalan konular vardı. Ama yine de çok güzeldi. Konusundan bahsetmeyeceğim ama bu tür fantastik kitapları seviyorsanız okumanızı kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitaptı. -------------- “Neden bütün dünya inanmazken sen inanmaya devam ettin?” Elisabeth, buna nasıl cevap vereceğinden emin değildi. Ona göre bu soru çok da anlamlı değildi, bir anlamı vardıysa bile anlamak istediği türden değildi. “Hiçbir şeye inanmazsan hayatın ne anlamı kalır?” diye sordu cevap olarak. ********* “Nasıl fayton kullanacağını bilmediğini sanıyordum,” diye bağırdı toynak sesleri arasında. “Daha neler!” diye bağırarak cevap verdi Nathaniel. “Yeterince teşvik edildiğimde çok hızlı öğrenirim.” ****** “İtibarını zedeliyorum, değil mi? Diye sordu. Elisabeth seyircileri gözlemlerken. “Endişe etme,” dedi Nathaniel. “İtibarım zedelensin diye yıllardır çok uğraşıyorum. Belki bugünden sonra nüfuzlu aileler bekar kızlarını mancınıkla bahçeme fırlatmaya çalışmaktan vazgeçer. Bu bir kere gerçekten oldu bu arada. Kızı kürekle kovalamak zorunda kaldım.”
Baskı: Hainin Oyunu
Yorumuma geçmeden önce belirtmek isterim ki, bir seriyi bu kadar sürede tamamlayıp bizlerin okumasına fırsat verdiği için sevgili yayınevi @yabanciyayinlari na çok teşekkür ederim. (Keşke devamını beklediğimiz serilerin yayın haklarını da siz alsanız) Başta da bahsetmemden anlaşılacağı gibi üçleme olan seri tamamlandı. Ve ben çıktığından beri çok konuşulan ve benimde ilgimi çeken serinin ilk kitabını temin eder etmez okudum. İlk seri akıcıydı, kitap ilerledikçe heyecan dozu gittikçe artıyordu. Yalnız duyguları yansıtmakta ve kitabın türünü yansıtmasında yüzeysel kalmış. Dikkat Spoiler!!! Kitapta üç ayrı bir grup var, klan da diyebiliriz. Dallisorlar, Koraklar, Halderianlar… Korktukları kişi ortak.. Üç grup da Olden Hançeri’nin peşinde.. Kestra Dallisor, bu oyunda piyon gibi gözükse de; kendisinin piyon olmaya hiç niyeti yok. Geneline bakınca akıcı, sürükleyici bir kitaptı. Sadece başta da belirttiğim gibi duyguların yansımasında eksilik var. Yazar romantizm zorda olsa araya sıkıştırayım demiş ama sadece sözde kalmış. Umuyorum ki ikinci kitapta bu eksiklik olmaz. --------------------- Konuşmaya çabaladım ama sözlerim çığlıklarımın arasında kaybolup gitti. Beni öldürüyordu ve bunu yaparken keyif aldığını hissedebiliyordum. “Sen kimsin ki benim emirlerimi reddediyorsun?” dedi Endrick. Kimdim ben? Cevap vermesi bundan daha imkânsız bir soru soramazdı.
Baskı: Ejderha Varisi
Serinin ilk iki kitabını daha çok sevmiştim; daha heyecanlı ve aksiyon doluydu. Birde tabi ilk iki kitabı art arda okumamın etkisi de var bunda. Varis üçlemesinin son kitabında; Trinity artık savunmadan çıkıp saldırıya hazırlanmaya başlıyor. Özel kişiler için korunaklı bir yer olan Trinity, bu sefer saldırıya açık bir durumda. Seph, Jack, Ellen, Anaweir olan arkadaşları, Jason, Maddison… Trinity halkı bu sefer birlik olmak zorunda.. Kitabı okurken azıcık sıkıldım. İlk iki kitabı daha akıcıydı.
Baskı: Mucizeler Adası
Yazarın kalemi her yeni eseriyle birlikte gittikçe güçleniyor. Hayatı kayıplarla dolu, bekleyeni olmayan yalnızlığın içinde kaybolmuş Kumsal’ın geleceğine yön vermek için, onun için çok önemli bir yere sahip olana Bahamalar’a gidip geçmişiyle vedalaşmak istemesiyle yeni umutlara yelken açıyor. Umudu, yeniden sevmeyi, ufak şeylerle mutlu olmayı anlatan güzel ve naif bir kitaptı.
Baskı: Kayıp Prens / Demir Periler: Unutulmuşların Çağrısı
Kayıp Periler serisini okuyalı çok amaa çok uzun bir zaman olmuştu. Kayıp Prens kitabını okurken o yüzden biraz tereddütlüydüm. Araya giren uzun süre sebebiyle serinin konusuna hakim değildim. Ama anladığım kadarıyla Kayıp Periler serisinin bir yan serisini oluşturuyor; hem serinin ilk kitaplarıyla bağlantılı hem de bağımsız bir şekilde okunabilir. Olaylar Demir Kraliçe Meghan Chase’in kardeşi Ethan Chase’in bakışından anlatılıyor. Ethan sıradan bir insan olmasına rağmen, görmemesi gereken şeyleri görüyor ve bu sebeple sürekli başı dertten kalmıyor. Yalnız özellikle yaşanan son olay onun, sürekli kaçtığı perilerin dünyasına sonuçlarını bile isteye girmesine neden oluyor. Kitabı sevdim açıkçası; heyecanın, aksiyonun, gizemin iç içe geçmiş fantastik bir dünyaya konuk olduğumuz bir kitaptı. Yalnız her zamanki gibi sevgili @pegasusyayinları serinin devam kitaplarını çıkarmamış (neden şaşırmadım acaba). Çıkarır mı, ne zaman çıkarır??? Kim bilir…. --------- “Sen Ethan Chase’sin, değil mi? Yani Kraliçe’nin erkek kardeşi?” “Kim soruyor?” Peri başını iki yana salladı. “Saldırgan olduğunu söylemişlerdi. Görüyorum ki abartmıyorlarmış.” ********** Kenzie sıçrayarak yanıma sokuldu ve fısıldayarak sordu: “Nedir bu?” “Bu bir gremlin,” diye yanıtladım. Kenzie yüzüme bakakaldı. “Evet, tam olarak o düşündüğün şey. Hani aniden ve açıklanamaz bir arızayla bir şey bozulur veya bilgisayarın çöker ya? İşte onun sebebi olan şeye merhaba de.”
Baskı: Tehlikeli Düşler (The Bareknuckle Bastards, #3)
Yazarın her serisi ayrı güzel her kitabı ayrı. Serinin başından beri en merak ettiği Ewan’ın hikayesiydi. Acımasız Marwick Dükü Ewan, namı değer Deli Marwick diye bilinen Ewan’ın gerçekte kim olduğunu bilen yoktu. Geçmişi bilen kendisi dışında sadece üç kişi vardı: Çıplak Yumruklu Piçler ve o.. Ewan’dan bu kitaba kadar hoşlanmıyordum hatta ona sinir oluyordum. Ama serinin son kitabı benim gözümde Ewan’ı bir kahraman yaptı.. Bu kitapta Ewan ile Grace’in ne badirelerden geçtiği aşklarının nasıl sınandığını okumamızın yanında fedakârlığı, kan bağı olmadan gönül bağı ile bağlanmış kardeşliği ve koruma içgüdüsünü de okuyoruz. Kitabı çok sevdim ve okurken çok eğlendim. Yalnız şöyle bir durum var ki kitaba başlayalı neredeyse iki hafta oldu ama hep araya bir şey girdiği için hemen bitireceğim bir kitabı bu kadar uzun sürede bitirmemin şaşkınlığı var üzerimde. -------------------- “Belli ki dük olmak beynini sulandırmış. Sizi hizaya sokmam için izin verin, majesteleri.” Garden ağzının üslubuna sızmasına izin verdi. “Bizi üç kuruşa satanı biz beleşe veririz.” ******** “Onun kalbini kırdın.” Bu sözler, elini göğsüne bastıracak kadar sertti ve can yakıcıydı. Whit bir an onu izledi, gerçeği görebiliyordu. “Sana bir şey yapmamıza gerek yok,” dedi, elinden büyük acılar çeken sessiz erkek kardeşi. “Senin mahvolmanı o sağlayacak. Ve bir an bile bunu hak etmediğini düşünmeyeceksin.” ******** “Grace,” dedi Felicity usulca. “Sen ne istiyorsun?” Neye ihtiyacın var? Bu sözcükler defalarca zihninde yankılandı. Bildiğin zaman beni görmeye gel. Kardeşlerine baktı. “Belki ben de umut istiyorumdur.” “Lanet olsun.” “Kahretsin.” Felicity, erkeklerin ortak tepkisine sırıttı. “İyi o zaman. İşte bu heyecan verici.”
Baskı: Ölümcül Beyaz (Cormoran strike 4)
Uzun zamandır beklenen bir kitaptı. Özel dedektif Cormoron Strike ile Robin’i okumayı özlemişim. Kitabın kalınlığını görünce tedirgin olmadım değil. Kitabın ilk yarısı durağandı, okurken sıkılsam da; kitabın ikinci yarısı heyecan doluydu. Kitabın ilk bölümünde serinin diğer kitaplarından farklı olarak daha çok Cormoron ile Robin’in özel hayatı ağırlıktaydı. İkisinin arasındaki duygusal iniş çıkışlar, araya giren üçüncü - dördüncü kişileri (normalde polisiye kitaplarda romantizmi sevsem de) okumak beni yordu. Özel dedektif Strike’ın bürosuna, Billy adında bir genç gelir ve çocukken tanık olduğunu düşündüğü bir cinayet için ondan yardım ister. Akıl sağlığı yerinde olmayan Billy’nin anlattıkları şüpheli olsa da Strike, Billy’nin anlattıklarının doğru çıkma ihtimalini düşünerek Robin ile birlikte Billy’nin hikayesinin peşine düşüyorlar. Billy’nin hikayesi’nin nereye varacağını, yazar bayağı detaylı ve karmaşık bir hikaye örgüsüyle anlatmış. Kitap gereksiz kalındı. Yazar, kitabın ilk yarısında Strike ile Robin’in özel hayatlarını sırf anlatmak için anlatmış. Asıl heyecanlı kısmı ikinci yarısıydı.
Baskı: 10 Sürpriz Randevu
Yazarın okuduğum diğer kitaplarına göre ortalama bir kitaptı. Sevgilisinden ayrılan Sophie, Noel tatili için büyük annesinin evine geliyor. Torununun yüzünün birazcık gülmesi için Nonna çılgın fikir ortaya atıyor: her biri farklı bir aile üyesi tarafından seçilen on randevu.. Kalabalık bir kitaptı. Sophie’nin kalabalık ailesinin yanında, çıktığı randevuları, arkadaşları derken artık okurken kim kimdi, bu çocukla çıktığından nasıl bir olay yaşamıştı hepsi birbirine karıştı. Yani aslında nasıl hissettiğimi, beğenip beğenmediğimi hala anlayamadım. Kitabı üç saate bitirdim, akıcı bir kitaptı. Ama karakter bolluğu karışıklığa sebep oldu.
Baskı: İsyancılar
Sıfırlananlar serisinin ikinci kitabını daha çok sevdim. Wren ile Callum, İGİ tesisinden kaçmayı başarıp isyancı insanların desteğiyle Sıfırlananların sığınağına ulaşıyorlar. Tam artık huzurlu, savaşsız bir hayata başlamanın heyecanı içindeyken; beklemedikleri bir durumla karşı karşıya kalıyorlar. Onlar yeni bir mücadeleye hazırlanırken bize de bol aksiyonlu, sürükleyici olan bu kitabı okumak kalıyor.
Baskı: Sıfırlananlar (Sıfırlananlar, #1)
Uzun süredir ilgimi çeken bir kitaptı. Ben alıp okuyana kadar serinin ikincisi de çıktı ve ilk defa devam kitabını beklemeden bir seriyi tamamlayacağım. Akıcı, basit bir anlatıma, güzel bir kurguya sahip bir kitaptı. Öldükten sonra Sıfırlanan olarak geri dönenlerin hikayesi.. Ölüm süreleri ne kadar uzun olursa; geri döndüklerinde insanlıklarından o kadar kaybetmektedirler. Daha güçlü, çabuk iyileşebilen insani duygulardan yoksun olarak geri dönmektedirler. Wren – 178, öldükten 178 dakika sonra geri döner; tüm insani duygularını kaybetmiş şekilde verilen görevleri yerine getirirken; verilen son görevi insani duygularını tamamen kaybetmediğini gösteriyor. Sıkılmadan okuyabileceğimiz bir kitaptı; yalnız bir şeyler eksik geldi. Duygu eksikliğinden kaynaklanan olayların sanki oldubittiye gelmesi de böyle hissetmeme sebep olmuş olabilir. Serinin ikinci kitabı umarım bu eksikliği tamamlar.
Baskı: Yaralasar
İsmi ve kapağıyla ilgimi çeken kitaba başlarken tereddüt içindeydim. Ama okurken çok eğlendim. Özellikle de Sedef / Yankı Sarmaşık, beni gülmekten bitirdi. Öyle bir yerde öyle bir laf ediyor ki dobralığıyla, süzgeçten geçirmeden konuşmasıyla kendini sevdiriyor. Kitabın konusundan bahsetmem gerekirse; yetiştirme yurdunda kalan otuz çocuk, bir gece kimliği belirsiz biri tarafından damgalanıyor. Sedef de o çocuklardan biri. O geceden sonra Sedef yurttan kaçıyor. Yıllar sonra damgacının ortaya çıkıp otuz yarasanın peşine düşmesiyle olaylar başlıyor. Kitabı okurken çok eğlendim, bu kadar eğleneceğimi tahmin etmemiştim. Yalnız öyle bir yerde bitti ki devamı nerede diye haykırasım var. İlk kitap aklımda birçok soru bırakarak bitti; ikinci kitapta soruların birçoğuna cevap bulmayı umuyorum. ---------------- Yarım saat sonra… “Hala oturuyorum.” Üç saat sonra… “Oturmaya devam.” Beş saat sonra… “Sabaha kadar oturabilirim, hiç sıkıntı değil.” Saatler sonra… “Hava karardı ve ben aç, susuz oturma eylemime devam ediyorum!” Akşamüstü… “Havanın kararması umurumda değil, ben kimsenin ayağına gitmeyeceğim. Beni kaçırmayı biliyorlarsa buraya gelmeyi de bilecekler.” **** Hemen ayağa kalkarak kapıya doğru yürüdüm. Burada kalarak beni pankurda süründürmelerine izin verecek değilim. Daha kapıya ulaşamadan yine onun buz gibi soğuk ve kibirli sesini duydum: “Nereye?” “Kör müsün? Kaçıyorum!” **** Sessiz buldular ya vururlar, diyeceğim de bendeki ses cami imamında yok. Sesten kaynaklı olmamalı, bence hiç biri varlığımı çekemiyor. **** Ben kızmasını beklerken söylediklerim hoşuna gitmiş gibi yüksek sesle gülünce tüm gözler merakla bize döndü. Özellikle Alaz onu güldürmemden rahatsız olmuş gibi kaşlarını çatarak bu tarafa bakıyordu. “Seninle çok eğleneceğiz.” Hayır, Yankı, “Ben kesinlikle eğlenmiyorum,” demek yok! Daha fazla şansını zorlayıp da bu vampirin elinde can vermek istemiyorum.