mucdem
@mucdem

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Yaralasar 2
9/1014.10.2021

Baskı: Yaralasar 2

Serinin ilk kitabını okumamın üzerinden ay geçti. Yazarın kalemiyle ilk Yaralasar kitabıyla tanıştım. Ondan sonra wattpadde yayınladığı diğer kurgularını okudum ve artık yazarın sıkı takipçilerinden biriyim. Serinin diğer kitapları çıktığı gibi aldım ancak ikincisini yeni okuyabildim. Ve o final neydi diyorum… Finale gelmeden şunu söylemem lazım ki genelde damgacı gizeminin çözüldüğü, neden yarasalar, Yankı neden önemli sorularının cevap bulduğu, bana kahkahalar attıran bir kitap oldu. Yetimhanede kaderlerinin birleştiği o yedi çocuk, özellikle de Yankı ile Kuzey’in diyalogları beni bitirdi. Tabi bu kahkahanın peşine kesin ağlatacak bir şey olacak dedim. Ve yanılmayı o kadar çok isterdim ki anlatamam. Çok ama çok kötüydü.. Alaz’a kızamıyorum; vermek zorunda olduğu, çok ama çok zor bir karardı. Ben vakit kaybetmeden serinin üçüncü kitabına başlıyorum. ------------------- “Yılan!” diye feryat duyduğumuzda üçümüz göz göze gelmiştik. Yiğit, ağaçların arkasından koşarak çıktı. “Bir yılan bana tısladı!” Kuzey’e doğru bağırarak koşarken beni ve Yosun’u görünce bir küfür savurarak kendisine çekidüzen verdi. Korktuğunu belli etmemeye uğraşan çocuk, eliyle geldiği yönü işaret etti. “Tabii, bana tıslamak neymiş gösterdim ona.” Yosun’la ben dayanamayıp kıkırdadık. ****** Zavallı çocuk afallamış bir şekilde elindeki soru kağıdına bakıyordu. “Hocam daha yeni geldik. Bir destur çekseydiniz, iki gün bekleseydiniz de ayağımız alışsaydı keşke,” diye itirazlarını sıralamaya başlaması beni daha çok güldürmekten başka bir işe yaramıyordu. ****** “Süt mü sağacağım? Hem de bir tosundan?” Şaşkınca sorduğum soru sebebiyle hepsi çok eğleniyor olmalıydı ki gülmemek için kendileriyle mücadele ediyorlardı. “Bu bir inek, yani dişi, Yankı ve adı da Ferhunde,” dedi babaanne. Uzaylı görmüş gibi babaanneye bakıyordum. “Boğa bu babaanne! Şuna bak, arenaya çıkmayı bekleyen kara bir boğa ve kırmızı pelerin olmaya hiç niyetim yok!” dedim. ****** Saçlarıma pençelerini geçirmiş ve kafamı gagalayan bir tavuk başımın üstünde dururken diğerleri peşimdeydi. “Saçıma pislersen gebertirim seni! Hemen in oradan aşağıya!” Çığlık çığlığa kaçarken bir yandan da kafamdaki tavuğu rencide ediyordum.

Calder'in Umudu
7/1012.10.2021

Baskı: Calder'in Umudu

Yazarın okuduğum diğer kitaplarına kıyasla ilk başlarda bocaladım. Tür ve konu olarak yazarın okuduğum diğer kitaplarından farklı bir anlatıma sahipti. Bağlı oldukları tarikatın lideri Hector’ın inanışıyla yakında gerçekleşecek olan büyük yıkımla birlikte insanlık yok olacak ve gerçekten inananlar cennete gidebilecekti. Bunun için en büyük iş Eden’e düşüyordu. Eden ile Calder’in çocukluğundan gençliğine oradan yetişkinliğine olan gelişimini, değişen duygularını, bir tebaaya, tarikata olan kör inanışa karşı, özgürlüklerini ellerine almak için savaş açmalarını, verdiği kayıpları okuyoruz. Kitabın devamı var. Calder ile Eden’in hikayesi iki kitaptan oluşuyormuş bunu da sonuna gelince anlamış oldum. İkinci kitabı tez vakitte yayımlanır diye umuyorum. Akıcı ve farklı bir kuğuya sahip bir kitaptı. Ama Calder, Archer’ın yerini dolduramadı. Hala benim için en iyi kitabı “Başka Dilde Aşk” kitabıdır. -------------- Oysa kaderimde Hector’la evlenmek vardı. Ya da bana söylenen buydu. Sadece kader bu konuda bana danışmayı unutmuştu. Eğer bana danışsaydı ona kaderimin Calder Raynes’in olduğunu söyleyeceğimden oldukça eminim. Ya da en azından öyle olması için kadere yalvarırdım. Bunun yerine ona karamela şekerleri bırakıyordum. ******** Calder bana doğru döndü. “Belli ki tanrılar sende, senin kendinde görmediğin bir şeyler görmüşler. Onlar tarafından seçildin çünkü çok güzel ve cesur bir kalbin var.” Yumuşak bir kahkaha attım. “Hayır, sebebi bu olamaz.” “Neden olamazmış?” “Çünkü kalbim, kaderim olduğu söylenen şeyi reddetmemi istiyor.” Kalbim, kaderimin sen olmasını istiyor.

Tadında Aşk Var
8/1030.09.2021

Baskı: Tadında Aşk Var

Çok eğlenceliydi, keyif alarak okudum. Başlarda Kenan’ın sabrına karşı Balım’ın yersiz inadı bana bile “Yeter artık, bu neyin inadı..” dedirtti. Balım ile Kenan’ın didişmeli aşk dolu mutfağını çok sevdim. ---------------- “Gitmesi için ona on saniye verdim verdim ve arkamı döndüm. Sonra tam gidip gitmediğini görmek için arkamı dönecektim ki gözümün önünde bir anda bıçak belirdi.” Yine tepki vermesini bekledim ama bir yorum yapmadı. “Kızım ben adama bıçak çekince katil muamelesi görüyorum ama o bana yapınca hiçbir yorum yok mu?” Omuzlarını silkti. “Bir şey yapmış olsa şu an karşımda oturup anlatamazdın herhalde.” Hayretle ellerimi yukarı kaldırdım. “Gerçekten pes.”

Uygar (Vahşi #2)
9/1020.09.2021

Baskı: Uygar (Vahşi #2)

Vahşi kitabında, Ros Dillion uğradığı ihanetin ardından gücünü toplamak ve ihanet edenlerin karşısında durabilmek için tehlikelerle dolu Vahşi Bölge’ye sığınmıştı. Vahşi Bölge’de karşısına çıkan Val ile güçlerini birleştirerek kazandıkları zaferin etkisini arttırmak için diğer krallıkları da taraflarına çekmek ve büyük savaş da yanlarında yer almaları için çalışmaya başlıyorlar. Krallık hiç böyle kanlı bir savaşa şahit olmamıştı. Taraflar seçiliyor, oyun kuruluyor, hakkın yerini bulması için zirveye bir adım daha yaklaşılıyor. Akıcı, aksiyonu bol, çok güzel bir kitap okudum. --------- Ros hafifçe gülümsedi. Val da zaten ondan iyisini bulamazdı. Kadın aklına gelince özlemle iç çekti ve nereye gittiği aklına geldi. “Tanrım, Ros! Umarım bana bakarken aklında Val’dan başka bir şey yoktur. Yoksa kendimi korumak adına seni bir yere kapatacağım!” ******** “Teşekkür ederim, Val! Daha önce birçok şeye benzetilmiştim, ancak aralarında hiç tavşan olmadı!” Kadın sırıttı. “Vahşi bir tavşan gördün mü hiç, Ros? Eminim karşılaşmadın. Bazen bir sarı kediden daha tehlikeli olur. Çok kurnazlardır. Göz açıp kapayıncaya kadar avlanırsın.” Adama göz kırptı. Ros iki kaşını birden kaldırdı. “Yine de hoşuma gitmedi.” ********* Val hafifçe gülümsedi. “Biliyor musun, Ale? Seni seviyorum!” Ros gürültüyle öksürürken Ale çenesini kaldırıp Ros’a kibirle baktı. “Sonuçta ikinci tercihi bendim!” Val kahkaha attı. “Hayır, Ale! Son tercihim bile olmazdın.” Ale, Val’a öfkeyle baktı. “Tanrım! Şurada gururumu kurtarmaya çalışıyorum. Biraz yardımcı olabilirdin.”

Cesaret (Briar U #4)
7/1018.09.2021

Baskı: Cesaret (Briar U #4)

Yazarın diğer kitaplarına kıyasla bu kitapta ana karakterlerin özgüven sorunu o kadar ağır basmıştı ki bir yerden sonra sıkılsam da kitap kendini okuttu. Bir meydan okumanın en tatlı, en eğlenceli halini okudum. Yalnız yazar, serinin diğer kitaplarında hep özgüveni tavan yapmış karakterlere alıştırdığı için bu kitapta eksikliğini hissettim. Özellikle Taylor Marsh’ın kendine olan güvensizliği artık yeter dedirtti. Tamam bir yere kadar anlayabiliyorum ama bir yerden sonra çok aşırı ve yersiz geldi. Taylor bazı bölümler de ne kadar itici geldiyse Connor Edwards da bir o kadar çekici geldi.

Baskı: Taş Kalpli Kazanova (The Ravenels #1)

Yazarın kitaplarından uzun süre mahrum kalmıştık. Yedi kitaplık The Ravenels serisinin ilk kitabıyla buluşturan @epsilonyayınevi umarım serinin devam kitaplarını da geciktirmeden çıkarır. Şu ana kadar çıkan kitaplarından en çok bu serisinden keyif aldım. Yardıma muhtaç genç hanımların kahramanı olmamak için inat eden Devon’un bir anda efsunlanarak geçirdiği değişimi, kurtulmak istedikleri Eversby Manastırı’nın Ravenel kardeşlere ne kadar iyi geldiğini okuyoruz. Çok keyif alarak okudum. Yeri geldiğinde deli dolu halini yeri geldiğinde ise dünyanın en anlayışlı kişisi olan West’i çok sevdim. Sıradaki Winterborne ile Leydi Helen’in kitabını çok merak ediyorum. Umarım @epsilonyayınevi fazla ara vermeden çıkartır. ------------ “Sanırım oyunun bu kısmında,” dedi West keyiften dört köşe olmuş hâlde, “soylu kahramanımız genç hanımların imdadına koşup günü kurtarmaya ve her şeyi yoluna koymaya geliyor.” Devon baş ve işaretparmaklarının ucuyla gözlerinin kenarlarını ovaladı. “Gerçek şu ki West, istesem bile bu kahrolası mülkü veya genç hanımları kurtaramam. Daha önce hiç kahraman olmadım ve olmaya da niyetim yok.”

Karamolla
10/1011.09.2021

Baskı: Karamolla

Yazarın şu ana kadar çıkardığı kitaplarını özellikle de racon serisini okuduktan sonra vay be deyip bir kendimi, hissettiklerimi dinliyorum. Nasıl anlatılır, hangi kelimeler hislerime tam karşılık gelir.. Yine bu kitabında da yazarımız kitabındaki hüznü, buruk sevinci kalbimize işliyor. Kitabın son sayfasını kapattıktan sonra aklıma gelen ilk ve tek düşünce; “Mahir’in sonu böyle olmamalıydı” oldu. Daha ne anlatsam sanki eksik gelecek.. ----------- “Nasıl dayandın? Bile bile, hem de beni bulmuşken nasıl dayandın? Ah Mahir! Ah kardeşim…” Mahir’in yüreğinin kilidi kırıldı bir anda. Kardeşim demişti ona. Kardeşim… Geriye çekildi, gözlerine baktı gözyaşları içinde. Doya doya baktı. Alnından öptü, tekrar kollarının arasında aldı. Sanki ömrünün son günüymüş gibi bir ömürlük sarıldı, yitip giden yılların acısını çıkarırcasına sarıldı. Kokusunu içine çeke çeke sarıldı. “Bir kere daha kardeşim desene,” dedi fısıldayarak.

Bukalemun- Ateş
10/1006.09.2021

Baskı: Bukalemun- Ateş

Yaman & Alaz çiftinin hikayesi tamamlanırken farklı duygular içindeydim. Bir yanım mutlu bir yanım ise bu güzel kalabalık, deli dolu, fedakar, ölüme meydan okuyan aileden haber alamayacağımız için burukluk içindeydi. Aileye katılan yeni üyeler, tehlikeden uzak yeni oluşumlar, aralarına katılan yeni çiftler, çoluk çocuk derken koskocaman, aralarındaki bağın gittikçe güçlendiği bir aileyle finali yaptık. Bizi böyle güzel bir aileyle tanıştırdığı için; yazarımızın hayallerine, emeğine, kalemine sağlık. Daha nice kurgularını okumak dileğiyle.. ------------ “Sek içiyorum.” Dedi Vivien saf saf. “Ben de annemin torbasından çıktım.” “Torna! Torna!” diye atıldı Azize. “Ay bir öğretemedim şu kıza şunu!” deyip gözlerini devirdi şikayetçi bir tavırla. “Abi bana sit comda olduğumuzu ya da hepimizin ortak komedi filmine girdiğimizi söyle,” diye mırıldandı Halit, Yaman’ın yanında ayakta dikilirken. Yaman şaşkın şaşkın Zilal’le Vivien’i izlerken başını iki yana salladı. “Yok oğlum. Bildiğin gerçek üstü bir akımın son temsilcilerini izliyoruz. Çünkü şu sahne kesinlikle gerçek olamaz, bence gerçek üstü bir şey bu.” ******* “Hayırdır?” diye soran Ayşe’ye, Yaman bir numaralı düşmanı gibi bakıp “Oğluma kırk girmiş neden bana söylemiyorsunuz? Şimdi böyle top yekûn gelmiş çıkaracağız deyip duruyorsunuz, ya canı yanarsa? Hem yok mu bu konunun uzmanı? Neden ona gitmiyoruz da siz böyle saçma sapan şeyler yapıyorsunuz?” dedi. Kızgın bir sesle konuşurken eliyle Zilal Ana’nın elinde tuttuğu kabı işaret ediyordu.

Her Kalp Kırılır
8/1001.09.2021

Baskı: Her Kalp Kırılır

Yazarın ismini görmem bile kitabı okumama yeterken, böyle albenisi olan tatlı mı tatlı ciltli bir kapak ile almama gibi bir ihtimali ortadan kaldırdı. Kapağına resmen aşık oldum. Belli bir yaşa kadar tek başına ayakta kalmayı başaran Beyah, beklenmedik bir olayın yaşanmasıyla birlikte yıllardır görmediği babasının yanına Teksas’a gitmek zorunda kalıyor. Orada yeni komşuları Samson ile tanışmasıyla Beyah’ın hayata bakış açısı değişmeye başlıyor. Akıcı, kolay okunabilir bir kitaptı. Öncelikle kitabı çok beğendim; yalnız bir şeyler eksik geldi, kurgu daha dolu olabilirdi. Özellikle de bu kitapta, yan karakterler fazlalıkmış gibi hissettim. Yazar daha çok Beyah’ın umutsuzluğunu ve Samson’un gizemini göz önünde tutmuş. Ama geneline bakarsak akıcı, dram ağırlıklı güzel bir kitaptı. ---------- “O halde arkadaşız,” dedi, ellerini ceplerine sokarak. İstemsizce gülümsedim. “Senin gibiler benim gibilerle arkadaş olmaz.” Hafifçe başını yana yatırdı. “Bu biraz küstahça oldu.” “Bunu evsiz olduğumu düşünen biri söylüyor.” “Yerden ekmek alıp yedin.” “Açtım. Sen zenginsin, anlamazsın.” ********* Güneş her ne kadar ışıl ışıl doğmaya başlamış olsa da fırtına yaklaştıkça giderek kararıyordu. Gökyüzü aradan sızmaya çalışan her renk tonunu yutmaya çalışıyor gibiydi ve bir süre sonra her şey griye döndü. O anda yağmur başladı. Balkonun üstü kapalıydı ve rüzgar o anda çok şiddetli olmadığından, dışarıda durup daha on beş dakika önce umut verecek şekilde başlamış bir şeyin yavaş yavaş nasıl hüzünlü bir hal aldığını seyretmeye devam ettim.

Sana Kalbimi Açtım
1/1029.08.2021

Baskı: Sana Kalbimi Açtım

Kitabı okumayı zar zor bitirdim. Şimdi diyeceksiniz ki incecik kitap nasıl zor bitti. Evet ince, kolay okunabilir bir kitaptı; ama ne duygu vardı ne de kurgu.. Ve kitap bittiği gibi ilk düşüncem bu kitap bu yazara ait olamaz. Özellikle de yazarın Bridgerton serisini okuduktan sonra bu kitap tamamen vasat geldi. Vakit kaybıydı benim için..

Nefret Mektupları
8/1022.08.2021

Baskı: Nefret Mektupları

Yazarın okuduğum kitapları arasında en sevdiğim oldu. Tek kelimeyle harikaydı. Charlotte Darling’in ikinci el mağazasında rastladığı eski tüylü bir gelinlik dikkatini çeker. Özellikle de gelinliğe iliştirilmiş bir aşk mektubu, Charlotte’yi büyük bir arayışın içine sokuyor. Reed ile Charlotte’nin yollarının kesişmesiyle asıl hikaye başlıyor. Reed, ne kadar kabul etmemek için dirense de, duygularını kabul ettiği zaman bile uzaktan sevmek için çaba gösterse de sonunda aşk kazanıyor. Reed, diyorum başka da bir şey demiyorum. Çok ama çok güzel seviyor. Charlotte desem, müthiş inadı, kafasına koyduğu şey için sonuna kadar çabalaması tamamen hayran olunası biri. Bir yerden sonra kendisine değersiz biriymiş gibi davranan kişiye artık yeter diye isyan edesi gelir insanın, iyi sabretti ve mükafatını aldı. Ve o son çok ama çok etkiliydi. Sevginin, aşkın, her engelin üstesinden gelebileceğinin somut kanıtı gibi bir sondu. ----------- “Burada ne yapıyorsun?” “Açık büfe salata barı olduğunu duydum. Ayrıca içki de içebilirim.” “Bir de sakinleştirici hap.” “İkisini birbirine karıştıramam, o yüzden hakkımı biradan yana kullanacağım.” Karşısına oturdum. “Sana katılmaya iznim var mı?” “Akşam yemeğime sinsice girmeye çalışman hoşuma gidiyor mu emin değilim, Eastwood.” Sinsice. Benim kelime seçimimi bana karşı kullanıyordu. Lanet olsun. Hak etmiştim.

Baskı: Çarpık Saray (The Royals #3)

Üçüncü kitabı çıkan serinin en çok bu kitabını sevdim. Bu kitapta Callum Royal ve oğullarını daha çok sevdim. Ella’nın çabasını takdir ettim. Steve’den ise tam tersi nefret ettim. Yazar tüm olayları bu kitaba saklamış. Yazarın en sevdiğim kitabı oldu. Şimdi sırada küçük kardeş Easton’un hikayesi var. Ama ben Gideon’un gizemli tavrı nedeniyle en çok onu merak ediyorum. --------------- Babamın çenesi kasıldı. “Grier’ı ara. Ona bizimle çatı katında buluşmasını söyle.” Kötü bir fikir değildi. Hemen avukatı aradım, Ella’nın aksine, o telefonuna cevap verdi. “Reed, senin için ne yapabilirim?” “Bizimle Steve’in dairesinde buluşan gerek,” diye talimat verdim. Kısa bir sessizlik anından sonra, “Yine ne yaptın?” dedi. Telefonu kulağımdan çekip cihaza inanmayan gözlerle baktım. “Bu lanet adam bir şeyler yaptığımı düşünüyor.” Babam gırtlağından öfkeli bir ses çıkardı. “İstemsiz adam öldürmekle suçlanıyorsun. Tabii ki bir şeyler yaptığını düşünecek.”

Dilbeste
7/1016.08.2021

Baskı: Dilbeste

Yazarımız uzun bir aradan sonra eğlenceli, her sayfadan keyif alabileceğimiz bir kitapla nihayet aramıza döndü. Dilbeste Yenerli, kendi deyimiyle Beste Saimoğlu… Kendini zengin bir koca avcısı olarak göstererek duygularını bastıran ve bunu kendisinin bile farkına varmayan, aşka inanmayan, çocukluk travmasını atlatamayan bir kadın. Kerem Saimoğlu, zengin, popüler, ama bunların yanında dürüst, duygularının arkasında duran sevmeyi bilen kurtarıcı bir prens.. Tadımlık, eğlenceli bir kitaptı. ----------- “Beste…” Gülmekten konuşamıyordu arkadaşım. Bu kızı en kısa zamanda bir psikiyatriste gösterecektim. Kafasında birkaç tahta eksikti bence. “Sen şu an…” Karnını tutarak konuşmaya çalışıyordu hala. “… sen şu an Kerem’in servetini değil, Kerem’in kendisini kaybettiğin için üzüldüğünün farkında mısın?” Ne diyordu bu? “İkisi de aynı kapıya çıkmıyor mu, Gökçe? Kerem’i kaybettiğim için servetini de kaybettim sonuçta.” ******* “Sen de beni sevmiyorsun.” “Hayır,” dedi hemen. “Ben seni seviyorum.” Beste’nin yüzüne şaşkınlıkla bakakaldım. “Sevmiyorsun.” “Seviyorum!” Benimle tıpkı bir çocuk gibi inatlaşıyordu. Yüreğimde beliren heyecan dolu kıpırtıya engel olamazken, “Sana neden inanayım?” diye sordum. “Yine yalan söylüyor olabilirsin.” “Bana inanmalısın çünkü… Çünkü…” Geçerli bir neden bulamamış gibi dudaklarını düşünceli bir şekilde ısırıyordu. Onun bu hali çok hoşuma gitmişti. “Çünkü ne?” “Çünkü ben sarhoşum!”

Baskı: Kırık Kalbin Gazabı (Cursebreakers #2)

İlk kitaba göre daha durağan bir kitaptı. Ama bir şekilde kitap kendini okuttu. Serinin ilk kitabında Kordiyar Prensi Rhen ile muhafızı Grey’in çabası ve Harper’in katkısı ile lanet bozuluyor. Şimdi ise Rhen’in tahtı, başka bir yasal varis söylentileriyle sallantıya girdi. Rhen, yasal varisi bulup ortadan kaldırmak için halkı ikiye bölerken; Grey, Rhen’i ve Kordiyar halkını korumak, bölmemek için kayıplara karışıyor. Ta ki Karis Luran’ın kızı Lia Mara ile Grey’in yolları kesişene kadar. Bu sefer ana karakterlerimiz Grey ile Lia Mara ve ben bu ikiliyi daha çok sevdim. Ve o son serinin üçüncü kitabının dehşet bir şekilde geleceğini gösteriyor. ----------- "Karis Luran senin gerçek varisin kimliğini bildiğine inanıyor. Lilith'in sadece sana açıkladığını söylüyor." "İşe yara bulacağınız bir bilgim yok, Majesteleri." Gülümsedi ama gülümsemesinin hiçbir keyifli yanı yoktu. "Bu çok temkinli bir cevap, Grey." Öfkelendim. "Bir zamanlar siz de bana güvenirdiniz. Güveninizi kaybetmek için ne yaptım?" "Gittin." ******* “Kız kardeşim çok güzeldir,” dedim. “Körlemesine reddetmemelisin.” Gözleri karanlıktı ve gözlerime dikilmişti. “Körlemesine reddetmiyorum.”

Kan ve Külden
10/1011.08.2021

Baskı: Kan ve Külden

Muhteşemdi!!.. İlk bölümler kurgunun tam oturması için yazar detaya girmiş, o bölümler acaba kitap hep böylemi devam edecek diye endişelendim ama beni çok güzel yanılttı. Çok heyecanlı ve akıcı bir kitaptı; soluksuz okudum, elimden bırakamadım. Poppy’nin kaderinde yeni bir çağı başlatmak var. Bakire, kimilerine göre Tanrı’nın Çocuğu olarak anılan Poppy’nın hayatı hiç kendisinin olmamıştır. Kimseyle sohbet etmeyecek, kimseyle yakınlık kurmayacak, eğlenmeyecek, konuşmayacak.. Ta ki yükseliş gününe kadar.. Ve Hawke.. Ne kadar kızsam da sonunda ne yapıp edip Poppy gibi benim de kalbim eriyor. Ve o son.. Poppy’e doğru bildiği her şeyi sorgulatan o son.. Bunu beklemiyordum işte.. Bir an önce serinin devamı çıksın lütfeeennn…. ********* “Babanın yerini asla almayacağımı biliyorsun. Almaya da çalışmayacağım. Ama sen benim kızım gibisin.” Ona daha sıkı sarıldım. Bana tekrar vurdu. “Senin için endişeleniyorum. Kısmen benim işim olduğu için ama çoğunlukla sen olduğun için.” “Sen de benim için önemlisin.” Sözlerim göğsünde boğuldu. “Yumruklarımın zayıf olduğunu düşünsen bile.”

Anka / 3. Kitap
10/1009.08.2021

Baskı: Anka / 3. Kitap

Yine harika bir kitaptı. Derim benim için bambaşka.. Çocukken yaşadıklarına rağmen, sevdi mi o kadar güzel seviyor, duygularının sınırı yok. Her ne kadar Anka, Derim’in bu huyundan şikayetçi olsa da bence içten içe seviyor ama kabul etmiyor. Kıskandığını da kabul etmediği gibi  Flört eden Derim çok tatlıydı. Tabii Jan ile Alin’in cilveleşmelerine takması ise ayrı tatlı.. Aslında kitapla ilgili söylenecek çok söz var. Derimin yanında çalışan adamları ile olan bağı, Anka’nın çevresine kendini kabul ettirmesi, Aşil ile Ozan’ın masumiyeti, Selin ile Derim’in kankalığı , Derim içini kemiren suçluluk hissi, pişmanlığı… Okurken hissettirdiklerini anlatmak istesem kelimelerim yetersiz kalır; o sebeple bence vakit kaybetmeden alıp okuyun ve hissedin. Spoiler içerir!!!! Kısaca konusundan bahsedeyim: İlk kitaptan Banu’yu tanıyorduk. Derim, Banu’ya ikinci şans vermişti. Her ne kadar ekibine alsa da Banu’ya güvenmese de annesine verdiği söz ve kendisinin affedilmeye olan ihtiyacı nedeniyle ikinci bir şans tanıdı. Ve bu kitapta da Banu’dan beklenilen oldu. Banu’nun ihanetinden dolayı Aşil ateşin ortasında kaldı. Öyle bir yerde bitti ki devam kitabının çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorum. ------------ “Annemle babam çok güzeller değil mi prensesim?” dedi mest olmuş bir tonda. “Jan amcanla ben de fena değiliz prensim. Hakkımızı yeme şimdi.” “Bence dünyanın en güzel anne babası benimkiler.” Alin gözlerini devirdi. “Biliyor musun? Annene kesinlikle katılıyorum. Senin şu rekabetçi yanını az biraz törpülememiz gerekiyor.” ******* “Benim adım Aşil. Senin adın ne?” Ozan öylece ona bakmaya devam edince Aşil belli belirsiz kaşlarını çatıp başını hafifçe ileri uzattı ve adeta bilge bir yetişkin edasıyla devam etti. “İnsanlar ilk kez karşılaştıklarında tanışırlar…Annem öyle söyledi. Yoksa çok ayıp olurmuş. Ben adımı söyledim. Şimdi senin söylemen gerekiyor.” Öne uzattığı elini göstererek başını salladı hadi der gibi. Ozan ne yaptığını bile bilmeden elini uzatarak Aşil’in parmaklarının ucunu tuttu ve yalnızca “Ozan” dedi kuru bir tonla ve hızla elini geri çekti.

Anka (2. Kitap)
10/1006.08.2021

Baskı: Anka (2. Kitap)

Derim Akhan.. Anka Soylu.. İki farklı karakter.. İntikam uğruna kesişen hayatlar.. İkinci kitapta Derim Akhan’ın büyük pişmanlığını, hedefe odaklanmasını ve seven bir Derim nasıl olur onu okuduk. Anka’nın yaşadıklarına rağmen sağduyulu ve soğukkanlı durmak için çabalamasını duygularında yaşadığı ikilemi yazar çok güzel yansıtmış. Ve Aşil.. Tam bir sevgi yumağı, zeki, anne – babası gibi dediğim dedik inatçı ve çok sevimli. Aileyi bir arada tutan, birbirlerini anlamalarını ve sevmelerini sağlayan en güçlü bağ: AŞİL! Derim, Anka, Aşil, Alin, Jan, Avcı, İbo, Selin, Baho, Marcel, Lucas ve daha adını sayamadığım büyük bir ailenin diğer üyeleri.. Bu kitapta kan bağı olmadan aile olmayı, çıkarsız sevmeyi, saymayı, sadakati ve en önemlisi bir olmayı okuyoruz. Her birini okurken yüzümde bir tebessüm oluşuyor. Ben vakit kaybetmeden üçüncü kitaba başlıyorum. ----------- “Düşündüğümden daha kocamanmışsın” dedi, gözlerini açarak. Derim istemsizce kaşlarını çattı ve sorarcasına baktı ona. “Beni mi düşündün?” dedi, yine saçma bir tedirginlikle. “Hep düşünüyorum. Ne zaman geleceğini merak ediyordum. Çok bekledim seni.” Derim’in kalbinden aniden bir acı geçti ve bedeni ikiye ayrılmış gibi hissetti. Ağır ağır dizlerini kırarak aşağı çöküp boyunu az da olsa onunla aynı hizaya getirmeye çalıştı. Zorlandığı belli bir tonla alçak bir sesle sordu gözleri dolarak. “Sen beni tanıyor musun?” Aşil gülümseyerek başını salladı ve saçma bir soru sorulmuş gibi bilgiç bir edayla, Derim’i parçalara ayıran cevabı verdi. “Benim babamsın ya. Tabii ki tanıyorum.”

Anka (1. Kitap)
10/1005.08.2021

Baskı: Anka (1. Kitap)

Sonunda!! Benim yazarın kalemiyle tanışma serüvenim Anka ile başladı. Başlarda wattpad adlı sosyal platformda yayınlanan kitap, her hafta cumartesi gününü sabırsızlıkla beklememin en anlamlı sebebini oluşturuyor. Anka, toplam beş kitaptan oluşan serinin ilk kitabı, aslında seri değil devam kitapları da aynı kurgu üzerinden devam ediyor. Derim Akhan!!! Bu isim akıllara kazınacak tüm acımasızlığıyla, şiddetiyle hafızalarda yer edinecek. Derim Akhan’ın geçmişin intikamını almak için sabırla ilmek ilmek oyununu kurup, kimin canını yakacağını umursamadan, gerçekten suçlu olup olmamasını umursamadan yeryüzünde bir cehennemi inşa edişini ve cehennemine tutsak ettiği kadının direnişini okuyoruz. Şimdi ne yorum yapsam wattpad da tamamını okuduğum için dayanamayıp spoiler verebilirim. Ben vakit kaybetmeden ikinci kitaba başlıyorum. ------------ Derim kollarını annesinin beline sarıp yürümesine yardımcı oldu. Bir yandan ince sesiyle onu teselli edercesine “Seni yatağına yatırayım, hemen buz torbasını getireceğim. İyi geliyor değil mi o?” dedi. Tecrübeli çocuk, anne oğul sık sık kullandıkları buz torbasının sihirli etkisini çoktan öğrenmişti. Kadın başını onu takdir edercesine salladı. “Evet tatlım. İyi geliyor… Ama senin varlığın her şeyden daha çok iyi geliyor.”

Ayı ve Bülbül
8/1003.08.2021

Baskı: Ayı ve Bülbül

Yazar, Rus masallarından, mitolojisinden esinlenerek bize yepyeni bir fantastik evren yaratmış. Konuları ince ince, her detayına varana kadar işlenmiş; genel anlamda çok güzel bir kitaptı. En başta kitabın cildine, kapağına aşık oldum. Resmen kitabın kapağı; beni al beni al diye çağrı yapıyordu bana. Tabi ben de kıramayıp aldım ve aldığım gibi de okudum. Şimdiye kadar Rus mitolojisini içinde barındıran bir kitap okumadım diye hatırlıyorum. O sebeple kitabın yarısına kadar verilen detaylar anlatılanları anlamlandırmaya çalışmak derken azıcık sıkıldım. Amaaa ne zaman ki Buz İblisimiz Morozko kendini gösterdi; kitap aktı gitti. Vasilisa ile Morozko’yu serinin ikinci kitabında umarım daha fazla görürüz.

Mavi Gece
7/1001.08.2021

Baskı: Mavi Gece

Kitabın ilk bölümlerini wattpad adlı sosyal platformda okumuştum. Konusu ilgimi çekti, anlatımı da akıcı olunca geç de olsa kitabı alıp okuyayım dedim. Çerezlik, eğlenceli bir kitaptı. Gece, yakın zamanda babasını kaybetmiş ve onun eksikliğini hayatının her anında hisseden üvey babası ve annesi tarafından sözde kendi iyiliği için zorunlu tatile gönderiliyor. Gittiği tatilde bulmayı beklediği en son şeydir: Aşk!! Kitap güzel ve akıcıydı; ama bana duygular çok yüzeysel geçilmiş gibi geldi. Birbirlerini sevmeleri ile birbirlerine itiraf etmeleri bana çok duyguda yoksun geldi. Sonra bir de Emir’in önceden şen şakrak biriyken; geçmişte ne yaşadıysa bir anda asabi kötü çocuk olmasının sebebi de tek bir yerde – Gece’ye anlatırken – geçti. Ailenin diğer üyelerine bu durum yansımadı, bu durumun biraz daha üzerinde durulabilirdi gibi. Kitapta en çok kimi sevdin derseniz, açık ara o isim : Tuna!!

Ateşin Peşinde
9/1030.07.2021

Baskı: Ateşin Peşinde

Halkını beslemek için erkek kılığına girerek lanetli oran olarak bilinen Arz’a giren Avcı Kadın ile Sultanın karşısında yer alanları öldüren Ölüm Prensinin hikayesi.. Böyle belirtince sanki kitap genelde iki karakterden oluşuyormuş gibi görünse de; avcı kadını avcı yapan prensi de ölüm prensi yapan aslında çevrelerinde bulunan yan karakterler.. Hepsinin farklı bir öyküsü farklı bir amacı var. Aravistan’a kaybettiği büyüsünü geri vermek için bu ikilinin yollarının kesişmesiyle bizde onlarla birlikte kendimizi büyülü bir dünya içinde buluyoruz. Çok ama çok beğendim. Gizemler, açığa çıkan sırlar, bir araya gelen zümrenin her birinin farklı karakterinin aslında birbirini tamamlaması, Avcı ile Prens’in sadece bakışlarıyla bile duygularını yansıtmaları, yapılan fedakarlıklar, kan bağı olmadan sadakatın ve sevginin gücü.. Çok faktörlü bir kitaptı. Bu tür sevenlere kesinlikle tavsiyemdir. Umarım serinin ikinci kitabını yayınevi fazla beklemeden çıkarır. ----------------- “Daha az gerçekçi ve daha fazla kötümser biri olsaydım, ölümümüze doğru yol aldığımızı söylerdim,” dedi Kifah, sessizliği bozarak. Nasir palasını kınına soktu ve ilerlemeye başladı. “Ölümü bekletmesek iyi olur o zaman.” ********* “Zafira ile Avcı’nın tek bir kişi olması için bir şans bu,” dedi yumuşak bir sesle. Zafira’nın çantasındaki pelerini sanki ağırlaşmıştı. “Onları iç içe geçir. Kendin ol. Avcı Kadın ol. Büyüyü karanlığın elinden kurtaran ve bu sayede kendini de özgür bırakan kız ol.”

Baskı: Diriliş - Ateşli Kanatlar Serisi 3

Ateşli Kanatlar Serisinin üçüncü kitabı.. Serinin ilk iki kitabını okuyalı çok ama çok uzun bir zaman oldu.. Kopukluk olmaması için ilk iki kitabı tekrar okudum. Cassie ile Aidenhell’in hikayesinin kaldığı yerden devam etmesine çok sevindim. İkinci kitabında Cassie büyük bir fedakarlık yaparak Aidenhell için kendinden vazgeçmişti. Bu kitapta ise ikisini de ayrı yerlerde acı çekerken ve eksik ruhlarını tamamlamak için bir arayış içinde okuyoruz. Tam tamamlandılar artık tüm sorunlara birlikte, tam olarak göğüs gerecekler derken olanlar oluyor. O son yok mu o son.. Yazarımız son dakika yapmış yapacağını yine.. Serinin devam ettiği izlenimi uyandırdı bende umarım; devam kitabının gelmesi bu sefer fazla uzun sürmez. ---------- Ağlıyordum. Ağlıyordum. Aşk bir kaderdir. İyi ya da kötü değildir. Işık adamın bedenine girip kaybolana dek ona baktım. Görüntü yaşlardan bulanıklaşıncaya kadar gözlerimi kırpmadım. Nefes almadım. Sadece ağladım. ********** O içinde var olduğunu bildiği eksiklik artık somuttu. O kızdı. Kız eksikliğiydi. Kız, Aidan demişti. Adı buydu. Aidan. Adı bile eksik gibiydi.

Baskı: Hilal Şehir - Toprak ve Kan Hanesi

Kitaba büyük umutlarla başlamıştım. Ne umdum ne buldum.. Kitap çok fazla detaya boğulmuş; bu sebeple de başlarda çok sıkıldım. Kitabın son iki yüz elli sayfası da olmasa okuduğuma pişman olacaktım neredeyse. Kitabı ister istemez yazarın Dikenler ve Güller Sarayı Serisi ile kıyasladım. Rhysand ile Feyre çiftinin yerini tutamadı Hunt ile Byrce çifti. Ama kitabın son sayfalarında seri olaylar, gizemlerin açığa çıkması ve dolayısıyla yeni gizemlerin ortaya çıkmasıyla serinin diğer kitaplarını da takip edeceğim. Ama benim için son sayfaları dışında ortalama bir kitaptı. --------- “Kuralları ben yazmadım Quinlan.” “Hmm.” “Perdeleri aç.” “Hayır, teşekkür ederim.” “Ya da beni içeri davet edip işimi kolaylaştırabilirsin.” “Kesinlikle hayır.” “Neden?” “Çünkü işini o çatıdan da yapabilirsin.” Hunt’ın kıkırdaması kemikleri boyunca yayıldı. “Bu cinayetlerin temeline inmemiz emredildi. Bunu sana söylemekten nefret ediyorum tatlım ama gerçekten yakınlaşmak üzereyiz.” ******** “Bu, şimdiden bir kabus gibi.” Isaiah öksürdü. “Sadece bir gece izledin Quinlan’ı.” “Tam olarak on saat. Ta ki evcil kimerası şafakta yanımda belirene kadar. Uyukluyormuşum gibi göründüğüm için beni kıçımdan ısırdı ve sonra tekrar ortadan kayboldu. Binanın içinden geçti. Tam o anda Quinlan yatak odasından çıkıp perdeleri açtı ve beni aptal gibi kendi kıçımı tutarken gördü. Kimeraların dişlerinin ne kadar keskin olduğunu biliyor musun?” Hunt, Isaiah’ın sesinde bir gülümseme duyduğuna yemin edebilirdi. “Açıklamak için yanına uçtuğumda, müziğin sesini sonuna kadar açtı ve beni lanet bir velet gibi görmezden geldi.”

Kör Ölüm
10/1021.07.2021

Baskı: Kör Ölüm

Roarke ile Eve’yi tekrar tekrar okusam abartısız hiç sıkılmam. Keşke yayınevi, bu seriye daha fazla özen gösterse ve devam ve kitaplarını seri bir şekilde çıkartmaya başlasa.. 2059 yazında Central Park Gölünde, gözleri oyulmuş bir kadın cesedinin bulunmasıyla Teğmen Eve Dallas kendini yeni soruşturmanın içinde buluyor. Katil bulunması geciktikçe daha fazla cinayetin ortaya çıkması, olay yerinde bırakılan en ufak bir izin peşinde koşturmalar, medyumların fırsattan istifade etmeye çalışması derken kitap nasıl bitti anlamadım. Suçlu çıkanlardan birinden en başta şüphelenmiştim zaten. Heyecanlı, sürükleyici ve sonuna kadar elimden bırakamadığım bir kitap oldu. Uzun bir süreden sonra bir günde bir kitap bitirdim. En çok sevdiğim bölüm ise Eve – Mavi – Roarke üçlüsünün olduğu kısımlardı. Şuana kadar Roarke’ı hiç telaşlı okumamıştım. Sevimli hali de bir başka oluyormuş yani.. -------------- “…Giydiğim ayakkabılara benzer ayakkabıları kimin tasarladığını biliyor musun Peabody?” “Ayakkabı tanrısı. Onlar muhteşem ayakkabılar efendim.” “Hayır, ayakkabı tanrısı değil. Bunlar insan ürünü, içten içe bütün kadınlardan nefret eden şeytani bir insanın ürünü. Böyle ayakkabılar tasarlayarak, hem kar edip hem de onlara işkence edebiliyorlar.” ******* “Fikirlerini değiştirebilirler. Doğuma hala aylar var, fikirlerini değiştirip bu… olayın aralarında özel bir an olmasını isteyebilirler.” Eve, Roarke’un kafasının yanında ikinci bir kafa daha bitmiş gibi baktın ona. “Özel mi? Özel mi? Burada Mavis’ten bahsediyoruz.” Roarke gözlerini kapattı. “Acı bize Allahım.” “Bundan çok daha fazlası olacak.” Eve ondan uzaklaşıp ayağa fırladı. “Bir de bakmışsın, bir de bakmışız ki, bizden o şeyi doğurmamızı isteyecek. Burada yapmak isteyecekler, yatak odamızda ya da öyle bir yerde, kameralarla… hayranlarına canlı yayınlayacak. Biz de onu çekip içinden çıkaracağız.” Roarke’un gözlerinde gerçekçi bir korku belirdi. “Kes şunu Eve. Hemen kes.” ******** “Orada yaşıyor olabilir. Evlerle başla, ev sahipleri ve kiracıların listelerini çıkar, aileleri, çiftleri ve bekar kadınları eleyip yalnız yaşayan erkeklere odaklan.” “Bir polis olmalıydın.” Roarke bakışlarını ekrandan ona çevirdi. “Potansiyel ebelik fikri beni yeterince endişelendiriyor zaten, daha fazlasını eklemene gerek var mı?”

ÖncekiSayfa 4 / 21Sonraki