
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Yan Benimle (Highlander #3)
Yorumum: https://birumuthayal.blogspot.com.tr/2017/11/julianne-maclean-yan-benimle.html#more
Baskı: Emanet
Yorumum : http://birumuthayal.blogspot.com.tr/2017/11/fatma-erdek-emanet.html#more
Baskı: Sana Aşk Getirdim (Sancaktarlar Serisi #5)
Yazarın kalemini ben ilk Aylardan Aşk kitabıyla tanıdım ve ondan sonrada düzenli takibime aldığım yazarların arasında yer almaya başladı. Aksiyonun, gizemin yanında romantizmi ve aşkın harmanlanmış hali vücut bulmuş. Sancaktarlar Serisinin ilk kitabından itibaren en merak edileni soğukkanlı, aşkı yerine ailesini seçen ve soyadının ağırlığını hakkıyla birazda kendinden bir şeyler feda ederek taşıyan Mehmet Sancaktar’ın hikayesi sonunda okunmuş bir şekilde kitaplığımda baş köşeyi almış bulunmaktadır Gerçekten de beklemeye değer, kurgusuyla, anlatımıyla on numara bir kitap olmuş. Mehmet Sancaktar ile Komiser Esmer’in yaşanan olaylar nedeniyle tesadüfen bir araya gelmeleri ve olayların akışıyla birbirlerine karşı duyduğu çekime artık karşı koyamamalarını ve aşklarını okudum. Mehmet ile Esmer’in aşkı bir başkaydı bence. Kitapta her şey vardı; bol aksiyon, bol çözülmemiş gizem ve bolca tutku, aşk ve daha bir çok şey. Kitap hiç bitmesin istedim ama her güzel şeyin bir sonu olduğunu finalini okurken daha iyi anladım. Kitabın içeriği hakkında fazla spoiler vermek istemedim ama kitabın adını tam olarak yansıttığını söyleyebilirim. #alıntı “Hazırlıklar tamam, seni buradan izleyeceğim.” “Bana copilot olmak ister misin?” “Ah hayır, seyretmeyi tercih ederim.” “Çok şey kaçıracaksın,” diyen Esmer’in sözünü yanlarındaki adam böldü. “Mehmet Bey’in bu konudaki ustalığından haberiniz yok mu?”
Baskı: O Sen Olmalısın (Lucky Harbor, #7)
Şanslı Liman serisi içinde en çok bu kitabı sevdim. Daha eğlenceli, daha heyecanlı, daha merak uyandırıcı daha tutku dolu geldi bana. Ali Winters iyi bir gün geçirmiyordu. Erkek arkadaşı tarafından terk edilmişti, kasabadaki herkes onun bir hırsız olduğunu düşünüyordu ve şimdi de evinden atılmak üzereydi. Başını sokacak bir çatı bulması ve adını temize çıkarması için tek şansı, seksi ve inatçı bir dedektiften yardım istemekti. Araştırdığı sansasyonel dava kötü sonuçlanınca biraz huzur ve sakinlik için büyüdüğü kasabaya gele Luke Hanover, başı belada bir kumral güzeli ile karşılaşmıştı. Ali’ye yardım ettikçe, kendi parçalanmış dünyasının yeniden bir araya geldiğini fark ediyordu. Okurken çok eğlendim. Yayınevinin; yazara ait olan Animal Magnetism ile Cedar Ridge serilerine ait kitaplarını da aynı hızla çıkarmasını umut ediyorum. #alıntı “Sen de kimsin be?” diye sordu kız, kalbi hala ağzında atarken. “Ah hayır, önce sen söyleyeceksin,” dedi adam, gizemli ve etkileyici bir tipi vardı. “Neden bana bir şeyler fırlattığını sorabilir miyim?”
Baskı: Sen Olmadan Asla
Yazarın kalemini ve kurgularını seviyorum. Wattpad’de düzenli takip ettiğim yazarlardan biri ve takip ettiğim yerli yazarlar arasında yer alıyor. Göremediğin Sen kitabından da tanıdığımız Yaren’in kardeşi Cüneyt ile Yağız’ın kardeşi Songul’ün hikayesini okuyoruz bu kitapta. İkisinin engellerle dolu aşkını okurken çok etkilendim. Cüneyt’in kıskançlığı olsun Songül’ün babasının haklı olarak koyduğu ambargo olsun sonunda evlendiler aşklarını sorunsuz mutlu şekilde yaşayacaklar derken Songül’ün yaptığı düşük her şeyi tersine çeviriyor. Cüneyt, Songül’e bir şey olmasın diyerek ona destek olması yerde kendini Songül’den uzaklaştırarak hem kendisine hem de Songül’e eziyet çektirmeden geri durmadı. Kısaca Cüneyt beni çileden çıkardı. Kitapta ama beni daha çok meraklandıran ve eğlendiren Adnan ile Narin’di. Yalnız ben onların hikayesini ayrı bir kitapta okumayı çooooook isterdim. Sıradaki Kara Duvak kitabını merakla bekliyorum. #alıntı “Narin abla, Adnan Bey neden o kadar sinirliydi? Sana kötü bir şey söylemedi değil mi?” “Yok canım, odası temizlenmediği için sinirliydi. Ben odasını temizleyeceğim, siz diğer işleri halledin.” “Abla istersen ben yapayım?” “Yok canım, odasını benim temizlememi emretti. Bundan sonra da ben temizleyecekmişim beyin odasını!”Narin sözlerine alaycı bir sitem katarken karşısındaki kız onun haline gülmeden edememişti.
Baskı: Atlantis’in Vampirleri ( Poseidon Savaşçıları #7 )
Poseidon Savaşçıları serisinin 7.kitabında serinin önceki kitaplarında da gördüğümüz Poseidon Savaşçılarından desteğini esirgemeyen vampir Daniel’in hikayesi anlatılıyor. Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse; Vampir Daniel, on bir bin yıldan uzun bir süreyi insanlık için savaşarak geçirmiştir. Ancak hissettiği yalnızlık duygusu artık canına tak etmiştir. Bu nedenle hayattan vazgeçip güneşe adım atmaya karar verir... fakat kendisini cehennemde değil, Atlantis'te bulur. Serai, on bir bin yıl önce Atlantis ırkının geleceğini güvence altına almak için büyülü bir uyku haline alınmayı kabul eden bir grup bakireden biridir. Ancak uykuda olan kız kardeşlerini koruyan cevher bir kara büyücü tarafından çalındığında tamamen değişmiş bir dünyaya ve aklından hiç ama hiç çıkmamış bir adama uyanır. Şimdi attıkları her adımı takip eden kadim bir kötülük peşlerindeyken, birbirlerine yeniden kavuşmuş iki âşık hem büyük bir kara büyüyle hem de kendi kalplerindeki ihanet hisleriyle mücadele etmek zorundadır. Daniel artık boş yaşamaktan sıkılıp ölmeyi düşünürken kendini bir anda Atlantis’te öldüğünü düşündüğü ve on bir bin yıl önce uyutulan Serai’nin karşında buluyor. Bir yandan eskide kalmış duygularının canlanması bir taraftan tamamlanması gereken görevleri.. Bu kitap biraz sönük geldi bana nedense. Serinin son kitabını çok merak ediyorum (Quinn ile Alaric’in hikayesi) Devamı da tez zamanda çıkar inşallah. Bu tür fantastik kitapları sevenlere bu seriyi her şekilde tavsiye ediyorum (serinin bu kitabı bana bir şeyler eksikmiş gibi gelse de)
Baskı: Karanlık Sırlar (Scandal & Scoundrel, #1)
Yorumum : http://birumuthayal.blogspot.com.tr/2017/11/sarah-maclean-karanlk-srlar.html#more
Baskı: Mücadele
Serinin 3. Kitabının çok beklemeden çıkmasına çok sevindim ve 4. Kitabında aynı hızla çıkması beni daha da çok sevindirecek özellikle devamında olabilecekleri düşününce. Serinin ikinci kitabı Seth Tanrıkatili olduğu ve eter ihtiyacına dayanamayacağını düşündüğünden Josie’yi kendisinden korumak için terk ederek sonlanıyordu. Bu kitap ise çoğu kişinin aslında bildiklerinden çok farklı şeyle karşı karşıya olduklarını gösteriyor. Kısaca konusuna değinecek olursak; Seth, Josie'ye istemeden zarar verebileceği korkusuyla onu terk etti. Bu zor ayrılığın üstüne hazmetmesi gereken bir gerçek daha var: "Tanrı Katili Seth"in artık "Tanrı Seth"e dönüştüğü gerçeği... Yeni güçlerine ve istemese de ona hizmet etmeye gönüllü yeni hizmetkârlarına alışmaya çalışan Seth, başka bir haberle sarsılıyor: Josie, Hyperion'un eline düşmüş ve işkence görüyor. Böyle bir durumda sevdiği kadından ne kadar uzak durabilir? Bir tanrı olarak buna nasıl izin verebilir? Seth'le Josie'nin tekrar bir araya gelmesi hiç beklenmedik bir sürprizle taçlanıyor. Tüm bu göksel varlıkların amansız mücadelesinde, yeni bir haberle ve Josie'nin babası Apollo'dan aldığı kehanet yeteneğiyle, hayatları beklenmedik bir dönemece giriyor. Özellikle Josie’nin gördüğü son kehanet ile karşıya karşı kalınınca neler olacak çok merak ediyorum. O yüzden devam kitabının gelmesini çok ama çoooook sabırsızlıkla ve merakla bekliyorum. ---------------------------------- Deacon ayağa kalkıp, “Seth,” diye fısıldadı. “Sen…öylece ortaya çıkıverdin…” “Biliyorsun, Apollo’nun ya da diğer tanrıların her istediklerinde öyle rastgele ortaya çıkmaları kadar sinir bozucu bir şey yoktu,” dedim. Gözlerimi üzerlerinde gezdirerek masaya doğru yürüdüm. “Fakat kabul etmem gerekiyor ki bunu yapabilmek müthiş bir şey.” Marcus gözlerini bana dikmeye devam etti. Sırıttım. “Evet burada spoiler uyarısında bulunmam gerek. Artık bir tür tanrıyım.” Duraksadım. Öne eğilip ellerimi masanın düz yüzeyine yasladım. “Korkutucu değil mi?”
Baskı: Yemezler Güzelim
Yorumum: http://birumuthayal.blogspot.com.tr/2017/11/zeliha-eren-yemezler-guzelim.html#more
Baskı: Başlangıç (Robert Langdon, #5)
Ekim ayını Dan Brown ile kapatmış bulunmaktayım. Yazarın kitaplarını hep etkileyici bulmuşumdur. Profesör Robert Langdon’ın serisi kadar seriden ayrı Dijital Kale ve İhanet Noktası kitapları da bir o kadar etkileyiciydi. Prof. Langdon’ın öğrencisi Edmond Kirsch, tüm buluşları tersine çevirecek, dini sorguların artacağı bir buluşa imza atmak üzere. Ve buluşunu halka duyurmak için düzenlediği gecede öldürülmesiyle de milyonların ilgisini çeken bir bilmece ortaya çıktı. Langdon ile Ambra Vidal, Kirsch’in buluşunu gün yüzüne çıkarmak için çalışırken bende okurken bir o kadar kurguya hayran kaldım. Bir yandan da katili kimin tuttuğu sorusu var ki sonundan hiç de tahmin ettiğim gibi çıkmıyor.. Tabi diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da bahsettiği sanat ile ilgili bilmediğim ve merak uyandırıcı bilgiler, sanat tarihçi biri olarak çok ilgimi çekti.Kurgusu hayran kaldım, o son zamanların teknolojisine ise ayrı bir hayran kaldım. Sanırım sırf onun için bile kitabı ikinci kez okuyabilirim (tabi o kısmı pek açık etmek istemiyorum ) Bu tarz kitaplardan tek düzenli takip ettiğim yazar Dan Brown kesinlikle henüz okumayanlara şiddetle tavsiye ederim. #alıntı “Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz?”
Baskı: Sensiz Asla
Yazarın merakla beklediğim, alıntılarıyla ilgimi çeken kitabını çıkar çıkmaz temin ettim ama ancak okuyabildim :S Kalemini sevdiğim bir yazar, en son “Seni Severken” kitabını okumuştum ve o kitaptaki sevdiğimiz karakterlerle ilgili de haberler var. Deniz ve Ateşi okumayı özlemişim. Gaye Karadeniz’in hırçınlığı, asiliğini almış inatçı kızımız Deniz sayesinde tanıdığımız Kenan’ın kardeşi. Can ise mesleği gereği sürekli ölümle yüzyüze gelmiş, gördükleri nedeniyle kendisini yalnızlığa itmiş ve sürekli Gaye ile yolları kesişen bir polis memuru. İkisinin dik kafalığı, inatçılığını okumak çok eğlenceliydi. Ama Gaye sıkı sık kızdığımı biliyorum ne istediğini bilmediğinden Can’ı üzdüğü için. Kenan, bir kez gördüğü kızla ilk görüşte aşka tutulur, ama fark etmezse bilmediği bir oyuna çekilmek üzeredir. Kenan ile Zeynep’in birlikteliği ve yanlış başlayan ilişkileri nedeniyle birbirlerini yıpratmaları sonunda dingileşip aşklarını yaşamaya başladılar. Zaman zaman geri dönüşler kitaba ayrı bir hava vermiş. Özellikle Can ile Gaye’nin farklı yerlerde karşılaşmalarında yaşanan olaylar eğlenceli sahnelere yer vermişti. Zevkle okuyup bitirdiğim bir kitap oldu. Eğlenceli, yer yer hüzünlendiren ve yer yer de kızdıran (özellikle de Gaye ile Kenan’a) bölümler vardı. Okumayı düşünenlere geciktirmeden okumalarını kesinlikle tavsiye ederim. ----------------------------- “Nasıl ulaştın bunlara?” “Gaye Hanım sağ olsun. Dedektifliğe baş koydu.” “Pek gözü kara!” “Ailecek öyleler, maalesef!” “Ne o? Seni oldukça bıktırmışa benziyor.!” ------------------------ “Bir şey içer misiniz?” Kenan, bu soruya cevap vermediği ya da veremediği için, Zeynep aynı soruyu tekrarladı. “Ah, özür dilerim. O kadar güzelsiniz ki… Daldım.” Üzerindeki bol bluzu çekiştirerek, “Özür dilerim, siz öyle aniden gelince…Üstümü değiştiremedim.” Dedi mahcup bir ifadeyle.
Baskı: Benimle Saklan
Yazarın tüm kitaplarını atlamadan okudum, sıkı takipçisiyim. Yeni kitabının çıktığını gördüğüm gibi fazla beklemeden sipariş verdim ve elime geçer geçmez de ilk fırsatta okudum. İki yazarın ortak çalışması olan bu kitapta polisiye, aşk, tutku, arkadaşlık ve daha bir çok şey var. Carlin Reed kendisini takıntı haline getiren ve tacizleri gittikçe artan Brad’den kaçarak, izini kaybettirdiğini düşünürken yaşanan bir cinayet yeteri kadar güvende olmadığını gösterir. Ve Carlin tekrar yollara düşer ta ki Wyoming’deki küçük ve gizli saklı Battle Ridge kasabasına kadar. Zeke Decker ise çiftlik sahibi, aşçı ve temizlikçi olarak özellikle erkek çalışan arayan bir kovboy. İkisinin de yolları bu kasabada kesişiyor ve ikisinin de birbirine ihtiyacı var. Goodreads’te seri olarak görünüyor ama daha diğerleri çıkmamış. Linda Howard kitapları favorimdir, o yüzden ismi bile yetti kitabı okumam için. Ama sanki kendi kitaplarında aksiyona ve tutkuya aynı oranda yer verirken bu kitapta bir şey eksik geldi bana tam olarak neyin eksik olduğunu anlayamasam da…Linda’nın diğer kitaplarının da tez zamanda çıkmasını umut ediyorum. ---------------------------------- “Seni seviyorum,” dedi Zeke. “ Caydırıcı,Carly, Carlin…bugün her kimsen, yarın her kim olacaksan ol, seni seviyorum.”
Baskı: Seni Ben Uydurdum
Yazarın okuduğum ilk ve tek kitabı olacak sanırım. Konusuyla ilgimi çektiği için merak edip aldım. Yalnız okudukça tarzımı yansıtmadığını anladım. Sonunda nasıl bağlanacak diye merak ettiğimden sonuna kadar okuyabildim. Biraz değişik bir kitaptı. Alex, şizofreni hastası çocukken karşılaştığı ve onunda bir halüsinasyon ürünü olduğuna inandığı mavi göz ile 10 yıl sonra tekrar karşılaştığında gerçek mi hayal mi olduğunu anlaması ve çelişkiler yaşaması zaman alıyor. Miles ise baştaki gizemli tavırları ile hangi tarafta olduğunu tam anlayamasam da ilerledikçe daha da çok oturdu karakter. Annesi akıl hastanesinde kalıyor, kendisi de tam bir sorunlu çocuk. Ben pek ısınamadım Alex ile Miles’e. Değişik bir kitaptı. Okunacak kitap olmadığında vakit geçirmek için okunabilir bir kitaptı. --------------------------- “Limon gibi kokuyorsun.” “Limon gibi kokuyorsun,” deyince, “saçların kırmızı,” demediği için çılgınca bir mutluluk hissettim.
Baskı: Ritmi Aksak Kalbim
Ara vermeden bu sefer ekim ayının ikinci kitabını bitirmiş bulunmaktayım hazır böyle hızlanmışken de yorumumu geciktirmeyeyim dedim “Ritmi Aksak Kalbim” yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitap en başta kapağıyla ve daha sonra da konusuyla ilgimi çekti. Eğlenceli ama bazı bölümlerde de diyalogların tekrara düşmesi nedeniyle sıkıldığım bir kitap olmasına rağmen Abby Mae’nin karamsar ruh hali ile karışık çılgınlık yapma arzusu ile Beckham’ın başlardaki gizemli kişiliği kitabı zevkle okumamı sağladı. Abby Mae, kalp nakli olmuş, ve uzun bir araba seyahati planları yaparken karşısına çıkan gizemli oğlan Beck de bu seyahata dahil oluyor. Birbirlerine olan çekimleri, tatlı kıskançlıkları ve birbirleri ile olan diyaloglarını okumak keyifliydi. Tabi hüzün de vardı Abby Mae’nin dostunun yanlış yönlendirmesine kızgınlığı, dostunun ölümüne isyanı,umutsuzluğa düşmesi Beckham’ı kendinden uzaklaştırmaya çalışması.. Kitapta her duyguyu yaşıyorsun. Bu tür kitapları seviyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Minicik bir alıntı: “Bu kadar insanın önünde beni sevdiğini söyleyemeyecek kadar korkak olduğun için mi şu an espri yapıyorsun?” diye sordu, özgüvenli tebessümü bal kadar pürüzsüzdü.
Baskı: Warcross - Bir Sanal Gerçeklik Oyunu (Warcross,#1)
Eveeeeett uzun bir aradan sonra pek tarzım olmayan ama çıktığı gibi konusuyla ilgimi çekmeyi başaran kitabın yorumuyla karşınızdayım.. Emika Chen, kaldığı yerin parasını ödeyemeyen, birikmiş borçlara sahip bir ödül avcısı, bir hacker. Hideo Tanaka ise Warcross oyununun yaratıcısı. Emika’nın , Warcross Şampiyonasının açılış oyununu hacklemesiyle Hideo ile Tokyo’da yollarını kesişir. Hideo Tanaka’nın Emika’dan istediği başlarda basit bir şeymiş gibi görünse de kitap ilerledikçe olaylar bambaşka yere gidiyor. Özellikle kitabın sonu var ki bir an önce serinin ikincisinin çıkmasını umut ediyorum. Tarzım olmamasına rağmen sürükleyici, heyecan içerisinde okuduğum bir kitap oldu. Umarım yayınevi serinin ikincisi için bizi fazla bekletmezler. Ufacık bir alıntı: Bana bir süre daha baktı ve ardından başını sallayıp gülümsedi. Daima dikkatlice çevresine ördüğü kalkan artık kalktığından Hideo’nun iç yüzü tamamen ortadaydı. Bana söylemek istediği bir şey var. İçinde yaşadığı savaşı yüzünden okuyabiliyordum. “Seni bu gece daha uzun tutmayayım,” dedi. Kalbini yeniden o kalkanın ardına saklamıştı.
Baskı: Neptune Varisi
Eveeeetttt benim için uzun bir aradan sonra yeni yorumumla geldim. Serinin son kitabını çok merak ettiğim için çıktığı gibi aldığım halde ve kitabı okuduğum neredeyse iki hafta olmasına rağmen yorumuma ancak yeni sıra geldi. (KPSS sağolsun!..) Serinin ikinci kitabı büyük mücadelenin sonunda dostları Racheli kaybederek sonlanmıştı ve üçüncü kitapta Syrenalı Galen’in kaybettiği dostunun yasını dışarıya belli etmemek için sevdiği yarı Syrenalı Emma ile baş başa bir yerlere kaçmanın yollarını aramasıyla başlıyor. Bunu fırsat gören Poseidon Kralı Antonis ise Emma’ya küçük bir kasaba ola Neptune ‘e gitmelerini öneriyor. Tabi ne oluyorsa da orada oluyor. Neptune kasabasında, insanlar, Syrenalılar ve Emma gibi bir çok melez yaşıyor ve bu kasabanın varlığından ise çoğu kişinin haberi yok. Emma ve Galen, tatil için geldikleri bu kasabada kendilerini büyük bir beklentinin odağında buluyorlar: Neptune’lüler okyanus sakinleri ile barış yapmak ve açık denizlerden paylarını almak istiyorlardı. Dahası Emma’ya olan ilgisini gizlemek için hiç çaba sarf etmeyen Neptune’lü melez Reed, Galen’in sabrını fena halde zorluyor (tabii benim de sabrımı zorladı dersem yeridir). Neptune’lü halkın arasında iyisi olduğu kadar kötüsü de var. Onlar ise savaş istiyor.İkinci kitapta Syrenalı Jagen ve Paca’nın sebep olduğu karışıklığın arkasındakiler şimdi de Galen ile Emma’yı kullanarak yarım kalan işlerini tamamlamaya çalışıyorlar. Bu kitapta Emma’ya çok kızdığım yerler oldu, hatta Galeni hak etmediğini bile düşündüm hala düşünüyorum. Bu seriyi de severek tamamladım. Yayınevinin bu seriyi fazla bekletmeden çıkardığı teşekkür ederim ama bir de diğer serilerine aynı özeni gösterirse daha çok mutlu olurum (sitemimi de sıkıştırayım dedim araya). alıntı: Galen’in ateşe yardımcı olmadığını fark ettim. Hipnotize olmuş gibi uzun uzun ateşi seyretti. Ateşi izlediği birkaç dakika boyunca ben de onu izledim. O yüzden de kafasını kaldırdığı anı yakaladım. Ve bakışlarından ürktüm. Aniden, ateşin çevresinden dönüp önümde durdu ve delici bakışlarını üzerime dikti. Bakışlarında gizlenen büyük bir acı ve çekingenlik gizliydi. Onu rahatsız eden bir şeyler vardı. Ve konu benimle ilgili olmalıydı. “Seninle konuşmak istiyorum Emma. Yalnız.”
Baskı: Asla Asla (Never Never, #1)
Yorumum : http://birumuthayal.blogspot.com.tr/2017/08/colleen-hoover-tarryn-fisher-asla-asla.html
Baskı: Buz Sıcağı
Yorumum : http://birumuthayal.blogspot.com.tr/2017/08/fatih-murat-arsal-buz-scag.html#more
Baskı: Atlantis'in Düşmanları (poseidon Savaşçıları #6)
Poseidon Savaşçıları serisinin 6.kitabı bu sefer Poseidon Savaşçısı Christophe ile gündüzleri çocuk masalları yazıp çizen hanım hanımcık bir İskoç kızı, geceleriyse tanınmış hırsız Kızıl Ninja olan Fiona Campbell’i konu alıyor. devamı : http://birumuthayal.blogspot.com.tr/2017/08/alyssa-day-atlantisin-dusmanlar.html#more
Baskı: Başmeleğin Kılıcı (Lonca Avcısı #4)
Lonca Avcısı serisinin 4. Kitabını merakla bekliyordum ama konusunun başmeleğimiz Raphael ve melek olmaya alışmaya çalışan Elena ile dolu olacağını düşünüyordum. Raphael’in yardımcısı Dimitri’yi beklememiştim ama okurken Dimitri’nin geçmişinin bu kadar acı ve kayıplarla dolu olduğunu da düşünememiştim. Yüzünün yarısında eşsiz bir dövmesi olan kopmuş bir insan kafası bulunduğunda, yüzyıllar içinde edindiği deneyimlerle bu cinayette bir tuhaflık, yıllar öncesine giden bir gizem olduğunu sezen Dmitri, kontrolü eline aldı. Ölümden kıl payı kurtulduğu vahşi bir saldırıdan sonra, Honor ise başmeleğin sağkolu olan bu vampirle çalışmaya hiç mi hiç hazır değildi. Dmitri ölümcül arzularını da, zalimliği kadar açık bir şekilde sergiliyordu. Fakat Honor'ın vücudunda anlam veremediği duygulara sebep olan kişi yine bu vampirdi. İkisinin de birbirlerine karşı hissettikleri çekimin sonu benim sonları doğru şüphelendiğim ama yinede beni şüphelenmeme rağmen beni şaşırtan bir şekilde sonuçlandı (çok karışık bir cümle oldu sanırım ama spoiler vermemek için üstü kapalı oldu )Sonradan keşfettiğim bir seriydi onun için çıkar çıkmaz haftasına sipariş verip aldım. Bu sıralar istediğim sıklıkta kitap okuyamadığım için biraz geç okudum sadece onu da yazın bunaltıcı havasına bağlıyorum. Listesinde bekletenlere kesinlikle fazla beklemeden okumalarını öneririm..
Baskı: Gecenin Ruhu
Kitabın arka kapakta yer alan tanıtım yazısı ilgimi çekti, sürekli alsam mı almasam mı diye tereddütteydim. Ama şu an okuduğuma pişman değilim.Aşkın, gizemin, aksiyonun eksik olmadığı bir kitaptı. Sare YILMAZ ya da yıllar önce ailesinden adice koparan insanlar tarafından yeni bir kimlik verilmiş savunmasız küçük Sare, yıllarca içinde bulunduğu kafesten kurtulup özgürlüğüne kavuşacağı anı beklerken, tanık olduğu olay sebebiyle Alkan ile karşılaşıyor. Okurken gelişen olaylar, bana sürpriz oldu. Ayrıca Hızır babayı ben de çok sevdim. Kurgusunu ve anlatımını sevdim.
Baskı: Sonsuzluğun Sonuna Dek
Yazarın tüm kitaplarını severek okuduğum halde bu kitap günlerdir elimde dolaştı durdu, hiç içimden gelmediği halde artık başlayayım okumaya dedim. İyi ki de dedim o isteksizlik okumaya başlamamla birlikte uçup gitti. O duygu yoğunluğu karakterlerin iç savaşı çaresizliği, aşkı ve birbirlerine olan ihtiyacı o kadar güzel aktarılmıştı ki içine girdiğim dünya, hiç bitmesin istedim. devamı.. http://birumuthayal.blogspot.com.tr/2017/07/jennifer-l-armentrout-sonsuzlugun.html#more
Baskı: Gözler Yalan Söylediğinde (CIA Spies #2)
Aksiyonu gerilimi ve romantizmi dengeli işleyen yazarların başında geliyor bence. Her kitabını okurken farklı bir dünyaya, yeni bir maceraya adım atıyoruz. Bu kitabında da yine aynı şey mevcuttu, yalnız bana diğer kitaplarındaki heyecanı pek veremedi. Ayrıca CIA Spies serisinin ikinci kitabı olmakla birlikte ilk kitabı bizde çevrilmeden ikinciye geçiş yapmışız büyük başarı.. Devamı.. https://birumuthayal.blogspot.com.tr/2017/07/linda-howard-gozler-yalan-soylediginde.html#more
Baskı: Atlantis'in Kurtuluşu (Poseidon Savaşçıları #3)
Poseidon Savaşçıları serisinin üçüncü kitabı, bir önceki kitaptapta Atlantisli savaşçı Justice, vampir tanrıça Anibusa’dan kardeşi Ven ile Erin’i kurtarmak için kendisini feda ederek bitmişti. Ve devam kitabı kaldığı yerden başladı.Vampir tanrıça Anibusa’nın bu sefer Conlan’ın babasını zorla başka bir kadınla ilişkiye girmeye zorlamasıyla meydana gelen üvey kardeş Justice kendi kanını herhangi birine söylediğinde o kişiyi öldürmek ya da öldürmezse de delirmek ile lanetli bir yaşama mahkûm olur. Kardeşleri ve kraliyet ailesi için kendisi büyüüük fedakarlık yapıp Anibusa ile gidince de hiçliğin kıyısında aklı bir gidip gelmeye başlar bu zamanlarda onun aklını azıcık da olsa yerinde tutmasını sağlayan bir çift yeşil gözün hayallerine girip ona destek olmasıdır. Justice, vampir Tanrıça'nın tutsaklığından kurtulduğunda hem Atlantis'in hem insanlığın kaderini belirleyecek önemli bir görev üstlenir: Atlantis'in kayıp yıldızını bulmak.Doktor Keely McDermott, bir arkeolog olarak Atlantisli savaşçıya bu önemli görevde yardım edecek kişidir. Tabii Keely’nin sahip olduğu özel bir yeteneği var, tabi bu seride her kadın karakterin ayrı bir yeteneği var onu geçmemek lazım. Fazla spoi vermemek için uzatmıyorum tabi farkında olmadan vermiş de olabilirim aralarda.. Okunabilir eğlenceli bir kitaptı.