
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Ölüm Şarkısı
Kitabın son sayfasını kapattım ve vayy canına ne okudum ben dedim. Kitabı tesadüf eseri internet üzerinde değişik ne tür okuyabilirim diye araştırma yaparken farkettim ve yorumları da iyi olunca vakit kaybetmeden aldım. Okurken yine de başta tereddüt ettim; çünkü polisiye pek okumuyorum. Daha çok romantik polisiye (Linda Howard, Lena Diaz gibi..) kitapları tercihimdir. Ama işte o ama var ki kitap nasıl bitti anlayamadım sanki Matt Owens katile dair ipuçlarını birleştirmeye çalışırken yanımda, okuduğum sahneleri birebir yaşıyormuşum gibi hissettim. Abartmıyorum aralıksız okudum ve 4 saatte bitirdim kitabı. Kurgusu, anlatımı benim için mükemmeldi. Benim için diyorum çünkü; polisiye tutkunları için ortalama düzeyde olabilir ama benim için kesinlikle çok ama çok iyiydi. Umarım Arkadya Yayınları yazarın diğer kitaplarına da şans verir. #alıntı Laurent gülümsedi. Müzikle ilgili bilmeceleri üzerinde çok uğraşmış, her kıza ve mekana uygun şarkıyı bulabilmek için çok kafa yormuştu. Tıpkı eski Dedektif Maigret romanlarındaki katillerin, arkalarında bir dizi ipucu bıraktıklarını düşündürmeleri gibi. Şu ana kadar bunların bir bilmecenin parçası olduğunu görüp, çözebilecek kadar zeki biri çıkmamıştı. Ama şu Amerikalı adam bunu anlamıştı. Evet etkileyiciydi. Ama ortada endişelenilecek bir durum yoktu.
Baskı: Kalbimde Bıraktığın Boşluk Hâlâ Dolmamıştı
Yazarın kitabını ilk kez okudum. 2012 yılın Martı Yayınları tarafından çevrilen kitabp yeni ilgimi çekti. Okuduğuma pişman değilim ama kesinlikle okunması lazım da diyemem. Hoş vakit geçirebileceğiniz, çerezlik bir kitaptı. Jesse Calloway, üzerine atılan iftira yüzünden işlemediği bir suçun cezanı çekmek için hapiste 10 yıl yatmış ve ona bu iftirayı atan kişiye karşı iyice bilenmiş bir şekilde özgürlüğüne ilk adımını atar. Bir yanda on yılın hesabını sormak için intikam almak isterken diğer yandan lise aşkı Flynn’ı tekrar kazanmak istiyor. Flynn ise ilk aşkını her ne kadar unutamasa da ailesinin istediği gibi biri olan yasalara bağlı kanun adamı Şerif Beau Trainer’in ısrarlarına yenilip sonunda evlenme teklifini kabul eder. Kitabı okurken yer yer hüzünlendim, yer yer çok eğlendim. Ama ne istediğini bilmesine rağmen cesaret edip istediği şey için mücadele etmekte bu kadar geciktiği için Flynn’e ise çok kızdım #alıntı Jesse, ellerini ensesinde birleştirerek kovuğun üzerindeki kayalığa uzanmış, bulutları seyrediyordu. “Ne kadarını duydun Gamzeli?” “Dinlediğimi biliyor muydun?” diye biraz daha yaklaştı suyu kürekleyerek. Ona Gamzeli demişti. Flynn bayılacak gibi hissediyordu. Ona bir isim takmıştı. Jesse oturdu. “Kano cart turuncu Flynn. Buradan görülüyor.” Flynn korkuyla sindi. “Muhtemel kariyer listemden gizli ajanlığı siliyorum. Carrie beni gördü mü?”
Baskı: Gece Gelen
Yazarın meşhur Rizzoli & Isles serisini okumadım ama seri dışı çevrilen kitaplarını okudum. Ve okuduğum kitaplarına göre farklı bir tür bu kitap. Yemek kitapları yazan Ava, alkol aldığı bir gece yaptığı hatadan duyduğu utanç nedeniyle ıssız bir kasabaya giderek inzivaya çekilmek ister. Kiraladığı ürkütücü, gizemli ve aynı zamanda da kadın kiracılarını kendine bağlayan malikânede geçiyor genelde olay örgüsü. Malikânenin ilk sahibi Kaptan Brodie 1875 yılında ölmüş ama hayaleti hala evin içinde, yeni kiracıları karşılayıp; hoşlanmadığı kiracıları ise evden uzak tutmaktadır. Hayaletin varlığına ihtiyaç duyan ve aynı zamanda malikânede kendisinden önce yaşayan kadınların ölüm şekillerini öğrenen Ava, işin ciddiyetinin farkına varıyor. Yazarın okuduğum diğer kitaplarından farklı bir tür olsa da ama yine de kendini okutuyor.
Baskı: Dönüm Noktası (Pivot Point, #1)
İki kitaplık bir serinin ilk kitabı olan Dönüm Noktası, okumaya başlarken tedirgindim ama başladıktan sonra nasıl bitti anlamadım. İki farklı gerçekliğin aynı anda yaşanışını okuyoruz. Kurgusu değişik, etkileyici, akıcı okurken hop oturup hop kalktım. Okurken hangisi gerçek hangisi yaşanması olası bir gerçeklik arada karıştırmadım değil ama yine serinin ikinci kitabının hala çıkmamış olmasına üzüldüm. Öyle bir yerde bitti ki Addie ve Trevor’un hikayesi nasıl sonlanacak merak ediyorum İlk kitap çıkalı neredeyse beş yıl olmuş ama umarım hyperion yayınları serinin ikinci kitabını da çıkarırlar. --------------- #alıntı Okuldan sonra telefonumu çıkarıp Trevor’ı arıyorum. “Alo?” diye cevap veriyor. Yatağımın ucunda oturuyorum. “Zombi avcısı ilanı için arıyorum,” diyorum. Trevor, “Hemen başlayabilir misiniz? Anlaşılan hayatım tehlikede,” diyor. “Peşinize düşen zombiyi tarif edebilir misiniz?” diye soruyorum. Trevor “Hımm,” diyerek biraz düşündükten sonra, “İngiliz aksanıyla konuşan çok yaşlı bir adam. Keçisakalı olabilir ve yanında kesinlikle son derece kalın ve sıkıcı bir kitap taşıyor. Bu kitabı çürümekte olan ellerinin arasından çekip alarak onu tekrar ölene kadar dövmek için kullanabilirsin. Veya belki ona kitabı okumak da işe yarar,” diye cevap veriyor. İlle de kitaplardan hoşlanmadığını dile getirmesi gerekiyor. “Sıkıcı mı? Ben de gerçekten kalın olan kitaplarımdan birini alıp ona katılabilirim,” diyorum. “Hayır olamaz, yoksa az önce zombi avcımı elimden mi kaçırdım?” diye soruyor.
Baskı: Yağmurda Dans
Yazarın kitaplarını geç fark etmiş olsam da artık sıkı takipçisiyim. Türkçeye çevrilmiş City of Light serisinin ikinci kitabı Yağmurda Dans kitabını Siyah Kar kitabından daha çok sevdim. Daha heyecanlı, daha gizemli ve daha aşk dolu geldi. Şimdiki hayatında başarılı bir evlilik terapisti ve bekar bir anne adayı olan Claudia Davis, bir akşam önemli bir kararı hayata geçirmek için büyükannesinin dans stüdyosuna gittiğinde bir anda kendini büyülü bir atmosfere kaptırarak 1950’li yılların Paris’inde başka bedenin içinde gözlerini açıyor. Ruby Kerrigan ve Claudia Davis farklı zamanlar, aynı kişi ayrı bedenler… Zaman yolculuğunun yanı sıra bu kitapta reenkarnasyonunda olduğu okurken nasıl bittiğini anlamadığım bir kitaptı. Umarım yazarın diğer kitaplarına da bir şans verilir ve en kısa sürede Türkçeye çevrilir. -------------------------- #alıntı Antoine gözlerimin tam içine bakıyordu. Ruby’nin bedenine, Ruby’nin hayatına girdiğimden bu yana ilk defa beni görüyordu. Gerçek beni.
Baskı: Siyah Menekşe
Yazarın kitaplarını genelde watpadd adlı sosyal platformda takip ediyorum. Yanılmıyorsam kitap olarak basılan ikinci kitabı Siyah Menekşe. Karmen, çocukluk aşkı olan abisini arkadaşı Alaz’ın kendisini görmezden gelmesine tahammül edemeyeceği duruma gelince duygularının karşılıksız olmadığı ama engellerden dolayı adım atılmadığının farkına varıyor. Bir gece çok büyük bir adım atarak olayların ve duyguların seyrini değiştiriyor ya da daha doğrusu hızlandırıyor. Fazla detaya girip spoiler vermek istemiyorum. Yalnız kitapta açıkçası daha çok Karmen’in sevgisini, aşkını hissettim; Alaz bana duygularını hissettiremedi. Hep adım atan Karmen oldu; ama Alaz’ın da Karmen için çabalamasını bir şeylerden feragat etmesini isterdim. Son kısımlarda Alaz’ın sakladığı sırrın gerekçesini her ne kadar haklı bulsam da yine de Karmen’in bu durumu da çok çabuk sineye çekmesine sinir oldum. Kitap güzeldi, kendini okutuyor ama yazarın kitaplarında, kurgularında genelde hep kadın karakterlerin duyguları daha bir hissedilir anlatılıyor; erkek karakterlerin duygularını daha geri planda tutuyor gibi geldi.
Baskı: Aşkın Tadı 2-Tatlı Niyetine Öpücük
Beş kitaplık serinin ikincisini ilk kitaptan daha çok sevdim. Ünlü bir restoran olan Knights’ta lezzetli yemekler yapan çapkın, espirili şef Nick O’Reilly, yaptığı yemekler konusunda eleştiri – daha doğrusu olumsuz eleştiri – duymaya kesinlikle katlanamıyor. Ve sonunda şef, sert kayaya çarpıyor. Sağlam bir yemek eleştirmeni olan gazeteci Claire, Knights’ın ünlü şefi Nick O’Reilly’i yerden yere vuran ve yemeklerini benzinci restorandaki yemeklerle kıyaslayan bir yazı yazmasıyla birlikte tatlı iddialı bir çekişme okuyoruz. İlk kitapta okuduğumuz Drew ve Brooke çiftine de az da olsa yer vermiş yazar. Bu seriyi çok sevdim umarım serinin diğer kitapları da kısa sürede çevrilir.
Baskı: Aşkın Tadı 1-İçinde Aşk Var
Yazarın okuduğum ilk kitabı Aşkın Tadı serisini ilk kitabı eğlenceli, komik vakit geçirilecek çerezlik bir kitaptı. Ünlü bir restoran sahibi, başarılı bir şef, yaptığı yemekler konusunda eleştiriye gelemeyen Andrew Knight; artık yemeklerden, hayattan zevk alamadığını düşününce kendini dinlemek için kısa bir tatile çıkmaya karar veriyor. Andrew kafasını toplamak için çıktığı tatilde talihsiz bir kaza yüzünden huysuz, inatçı, güzel ve farklı lezzetlerle tanışmasına vesile olacak kişiyle Brooke Day yolu kesişiyor. İkisini okurken çok eğlendim. Özellikle ikisini yemek yaparken ve yaptıkları yemekler hakkında konuşurken okumak ayrı zevkliydi.
Baskı: Kalp Kırıkları - Kırık Kalp Serisi 3
2020 yılının ilk kitabı Aşk Kırıkları serisinin üçüncü ve son kitabıyla geldimm. Yazar serinin bir sonraki kitabında ivmeyi bir tık daha düşürmüş gibi. Sanki önceki kitaplarının tekrarı olmuş gibi geldi zevk almadım okurken. Colin ile Elisabeth, Tess’i yok etmek için yeni bir yol ararken bu sefer yalnız değiller. Tess’i yok etmek için bulacakları çözüm karşısında Colin’in tek bir isteği vardır ve bunun için Elisabeth’e şart koşar. Seri boyunca belirtiler olsa da son kitapta Elisabeth’in de onlardan bir olduğu netleşiyor. Ve yeni karakterler giriyor. Bu kitapta Elisabeth’deki duygu değişimlerine yetişemedim. Çok gelgitli bir karakterdi. Ve kitabın sonuuu; aslında o kadar sorundan, engelden sonra farklı bir son hayal etmiştim Colin ile Elisabeth için. O yüzden tatmin etmedi beni final kısmı.
Baskı: Hayal Kırıkları - Kırık Kalp Serisi 2
Yorumum için: https://birumuthayal.blogspot.com/2019/12/bettina-belitz-hayal-krklar.html#more
Baskı: Aşk Kırıkları
Ben ne okudum diyorum şu an. Yazarın Türkçeye çevrilen ilk serisi. Seri dedim çünkü şu an okuyup yorumladığım kitap üç kitaplık bir serinin ilk kitabı oluyor. Kitap ilk elime geçtiğinde kalınlığı gözümü korkutup aldığım için pişman olmak üzereydim; ama başladıktan sonra elimden bırakamadım. Kitap ne çok kötü ne de çok iyiydi, daha doğrusu daha tam kavrayamadım ne okuduğumu. Kitap başlarda durgun ilerledi, gizemli çocuğumuz, kızımızın her başı sıkıştığında yardıma koşması aynı zamanda da her seferinde kibirli bir şekilde kızımıza üstten bakmasını okuduk ve bu süreçte de Elisabeth ile birlikte çevresindeki gizemi anlamaya çalıştım. Genelde hep vampirler, kurtadamlar, melekler, vb. tarzda fantastik öğelere yer veriliyordu kitaplarda. Bu sefer kabuslara karşı savaşıyor karakterlerimiz aslında savaşmak demeyelim. Bundan sonrası spoiler içerir. İnsanların rüyalarından besleniyorlar. İsim olarak da kabus diyor kendilerine. Elisabeth ailesi ile birlikte Köln de yaşarken Westerwald’a isteksiz bir şekilde taşınıyorlar. Ve yeni yerleşim yeri onu tahmin edemeyeceği şeylerle karşılaştırıyor. Yalnız kitap okurken ben Elisabeth’in de kesin bir tuhaflığı olacak bir şey çıkacak diyordum; kız her müsait bulduğu yerde uykuya dalıp rüya görüyor. Ama bir şey çıkmadı. Kitabı anlatmaya kalksam daha çok şey var ama fazla spoiler vermeyeyim dedim. O yüzden Colin’i merak ediyorsanız bence okuyun derim.
Baskı: Bona Dea - Tutkunun Esareti
Yazarın kaleminden ilk kez fantastik bir kurgu okudum. Ve sevdim hatta çok sevdim. Sürükleyici bir anlatıma sahip kitap nasıl bitti anlayamadım. Kitaptaki her karakterin ayrı bir hikayesi var. Adrian, Nadia, Lucas, gecenin kızı Lssya, Miles… Normal insan hayatını sürdüren başarılı bir ressam olan Lssya aslında ne olduğunu bilmeden ruh eşiyle yollarının kesişmesiyle birlikte bilmediği bir dünyanın içine giriyor. Lucas ruh eşini bulmasıyla birlikte düşmanlarına ve bilinmezliğini koruyan kehanete karşı aşkını korumanın yollarını arıyor. Aslında detaylı bir şekilde anlatacak çok şey var ama anlatıp spoiler vermek istemedim. Yazar hayal gücünü ustaca öyle güzel kurgulamış ki okurken sayfalar su gibi akıp gidiyor.
Baskı: Hedef Sensin
Yazarın kalemini çok seviyorum öyle ki ismini görmem bile çıkardığı kitabı almam için yeterli artık. Öztürk kardeşlerin dünyasına Sana Aşk Getirdim kitabıyla giriş yapmıştık Esmer sayesinde. Hedef Sensin kitabıyla ise Savcı Güçer Öztürk’ün dünyasına merhaba diyoruz. Savcı Güçer Öztürk’ün gece yarısı kapısını çalan sarhoş komşusunun sabah cinayete kurban gitmesiyle olaylar başlıyor. Gazeteci Zeynep Erdem’in yatak odasında, yatağında tanımadığı genç bir kadın cinayete kurban gider. Savcı Güçer ile kapı komşusu gazeteci kızın yolları işlenen bu cinayetle kesişiyor. Katil kimin peşinde? Zeynep Erdem mi? Yoksa Savcı Güçer Öztürk mü? İçi dolu dolu bir kitaptı. Aksiyon, gizem, çözülmesi gereken bir bilmece gibi işlenmiş bu güzel kitapta azalmadan artan bir heyecan ve olmazsa olmazımız aşk… Ve Sancaktar kardeşlerden haberler alıyoruz az da olsa.. Öztürk kardeşlerden sıradaki Sinan Öztürk sanırım ve açıkçası şimdiden çok merak ediyorum. #alıntı1 “Yiğit, sence ben huysuz biri miyim?” “Anlamadım!” “Neyse boş ver.” “Bu soruyu dostun mu yoksa meslektaşın olarak mı cevaplandırayım?” “Cevabım asla dost olmaz, “dost acı söyler” den yola çıkıp bana giydirmene izin verecek değilim.” “Böylece sorun cevaplanmış oldu,” diyen Yiğit’in sesindeki tınıya keyif eklenmişti. “Ve bir dost olarak seni zor durumda bırakmamak için, bunu neden sorduğunu sormayacağım.” #alıntı2 Esmer’in ortağını destekleyen cümlesiyle Recep sırayla iki komiserin yüzüne baktı. “Siz harika bir ikili oldunuz, beni sonuçtan haberdar edin.” Amirleri arkasını dönüp giderken Mert ve Esmer önce donuk gözlerle birbirine baktı. Sonra da aynı anda yüzlerini buruşturup başlarını salladılar ve “Hayır, hayır, yanılıyor,” deyip ikisi ayrı yöne doğru uzaklaştılar. #alıntı3 “Önce aşkı bilmek, sonra kendini tanımak ve her koşulda sevgiye inanmak gerekir.”
Baskı: Yine Falda Sen Çıktın
Yazarın kitabını okurken hiç historical olacağını düşünmemiştim. Ne kitabın kapağı ne de arka kapak yazısı bana tarihi kurgu ile karşılaşacağımı düşündürmedi. Ama kitap beklediğimden daha iyiydi. İlk başlarda adapte olmakta zorlandım kitaba ama ortalarından sonra gayet akıcı ilerledi, nasıl bitti anlamadım. Sadie Moon, geçimini çay yapraklarına fal bakarak sağlayan ve bu konuda bayağı nam salmış olan genç kadının; on yıl önce para kazanmak için kendisini terk eden kocası Jack ile tesadüf eseri tekrar karşılaşmalarıyla hikaye başlıyor. Yanlış anlamalar, entrikalar, fallar, gizem ve tabi aşk.. Ne ararsan var kitapta. Aslında kitabın içeriğiyle ilgili yazılacak çok şey var ama bunları yazıp spoiler vermek istemiyorum. Gerçek Jack Friday aslen kim, ne iş yapar, gizemli kimliğini öğrenmek istiyorsanız hepsi kitapta.. Kesinlikle historical seviyorsanız tavsiye ederim; tabii sevgili yayınevi üç kitaplık serinin ortasından giriş yapıp, ikinci kitabını çevirerek beni / bizi hiç şaşırtmadı tabii. Umarım serinin diğer kitapları da tez vakitte çevrilir. ----------- #alıntı Sadie gülümsedi – Jack’in sözlerinden etkilenmemişe benziyordu. “Siz kendi kaderinizi çizmişsiniz gibi görünüyor Bay… Friday, değil mi?” Jack çenesini sıktı. “Peki siz? Leydi mi, Bayan Moon mu?” “Bayan,” diye cevap verdi Sadie çenesini sıkarak. “İlginç bir ad.” Jack tamamen sahte bir ilgiyle konuşuyordu. “Eşiniz bu gece burada mı?” Vienne şimdi onları inceliyordu, kaşlarının arasındaki kırışıklıktan belliydi. Başını mesafeyle konuşan Sadie’den yana çevirdi. “Benim eşim öldü.” Jack başını yana eğip, “Öyle mi? Büyük talihsizlik,” dedi. Sadie kaskatı kesildi ama direkt onun gözlerine bakabildi. “Tam tersine bayım. Bunun talihsizlik olduğunu hiç düşünmüyorum.” “Sanırım eşiniz için de talihsizlik değil,” diye sertçe cevap verdi Jack acı bir gülümsemeyle.
Baskı: Gardını Asla Düşürme (Fighting for Love #4)
Serinin üçüncü kitabında da karşılaştığımız Xander’ın kitabı. Kitap güzeldi ama sanki yazar serinin üçüncü kitabıyla zirve yapıp final kitabıyla inişe geçmiş gibi hissettim. Eski kafes dövüşçüsü Xander James, eski formunu yakalayıp tekrar şampiyon olmak isterken sahip olduğu spor salonunun kapanması tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Sophie Caldwell ise büyükannesinden kalan pastaneyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ve pastanesini kurtarması için de tek çaresi medeni durumunu değiştirmek.. Bir seriyi daha bitirmiş bulunmaktayım. Xander ile Sophie çiftini sevdim ama daha çok büyükanne Marjore’i çok sevdim. Kitap nasıl bitti anlayamadım. Boş vakitte okunacak çerezlik bir kitaptı.
Baskı: Aşkta Havlu Atma Sanatı (Fighting for Love #3)
Serinin ilk iki kitabını okuduktan sonra devam etmemiştim seriye. Bir anda aklıma düştü yorumları da iyi olunca okuyayım dedim. Serinin üçüncü kitabını ilk iki kitabından daha çok sevdim. Yaşadığı yeri terk eden Kat MacGregor küçük bir kasabada başka bir isimle garsonluk yapmaya başlamış, peşindeki mafya adamlarından saklanıyordu. Eski Kafes Dövüşçüsü Aiden “Irish” O’Brien eski bir dostunun ricası üzerine Kat’e göz kulak olamaya gider. Kat ve Irish’i okurken çok eğlendim. Aksiyonu bol, heyecanı durmadan artan bir kitaptı. ---------- “Bir soyadın vardır herhalde?” Kat bir kaşını kaldırdı. “Senin var mı Irish?” Elbette ki adamın soyadının olduğunu biliyordu. Herkesin bir soyadı vardı. Bu daha ziyade onların bu soyadını kullanmak isteyip istemediğiyle ilgiliydi ve buralarda birçok kişi Madonna ve Cher ‘in izinden gidiyordu. Dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm. “O zaman ‘kedicik’ demeye devam edeceğim.”
Baskı: Gizemli Yolcu
Kitabı okurken zaman nasıl geçti anlamadım. Yazarın yayınlanmış üç kitabı var ve benim ilk okuduğum kitap Gizemli Yolcu kitabı. Kurgusunu, anlatımını beğendim. Detaylı yorum için: https://birumuthayal.blogspot.com/2019/12/hamide-yesilyurt-gizemli-yolcu.html#more
Baskı: Siyah Kar
Eski hızıma döndüğümü düşünüp seviniyorum umarım bu sefer aksama olmaz diyorum. Yazarın kitaplarını neden daha önce okumadım diye hayıflanıyorum. Ama geç olsun güç olmasın, artık yeni kitabı çıktıkça takipteyim. Kitabı okurken bu kadar seveceğimi tahmin etmemiştim açıkçası. Her sayfası ayrı sürükleyiciydi. İçinde geçmişe dair gizem, tutku, aşk, aksiyon veee başlarda hiç tahmin etmesem de fantastiiik ne ararsan vardı. Genelde bir geçmiş bir gelecek tarzı anlatılan kitaplarda özellikle geçmiş zamanı anlatan kısımlarda sıkıldığım olurdu. Ama bu kitapta her ayrı zamanı okurken aynı heyecanı ve sabırsızlığı hissettim. Jillian Chambord’un acı bir geçmişi paylaştığı ikizi Isla, iki genç kızla birlikte İsviçre’den Paris’e giden gece yarısı ekspresinden kaçırılır. Jillian ve Samuel, olayı çözmek için gece yarısında Doğu Ekspresi treninde yolculuk ettiklerinde kendilerini çok farklı bir durumda bulurlar. Onlar artık 1937 yılındadır… Kitabı çok ama çok sevdim. Bu türü, zaman yolculuğunu sevenlere kesinlikle tavsiye ederim.
Baskı: Bal Bela
Wattpadde yayınlanmış ilk önce ama ben ilk kez basıldıktan sonra okudum kitabı. Aşktan Adamla adlı serinin ilk kitabı; geçmişlerinde ayrı yaralara sahip Öykü ve Poyraz’ın hikayesi. Öykü geçmişinde yaşadığı travmanın etkisini, yine hayatının belirli dönemlerde görüp aynı zamanda da o zamanki çaresiz kıza dönüşmemek için çabalarken yolu kalın duvarlara sahip olan Poyraz Ulusoy ile kesişiyor. Hem hüzünlü hem de eğlenceli çerezlik bir kitaptı. Okurken hem eğlendim hem de yer yer hüzünlendim. Serinin ikinci kitabı da Tolga ve Meyra’nın sanırım ve ben onların hikayesi daha çok merak ediyorum açıkçası. ------------------ Küçük bir alıntı: “Hayır Öykü,” dedi Poyraz tek nefeste. Başını iki yana salladı. “Kesinlikle hayır.” Dedikten sonra duraklayarak uzun parmaklarını yanağımda dolaştırdı. Bana en güzel gülümsemelerinden birini bahşedip o derinden gelen etkileyici sesiyle konuşmaya devam etti. “Tatlı kelimesi yetersiz kalır, tarif edemez seni. Ancak bal olabilir bu, bir sürü çiçekten yapılan. Onlarca çiçek özü bir araya toplanıyor ve belki de yeryüzündeki en tatlı şey meydana geliyor. Senin gibi… Her şeyden biraz var sende, tıpkı bal gibi. Gözlerin rengini ondan almış ancak onu bile kıskandıracak güzellikte. Hiçbir şeyin tatlı olmadığı kadar tatlı olan bal… O sensin ama bir o kadar da başa belasın, Bal Bela.”
Baskı: Günahkar - Yedi Aşiret Serisi 1
Yazarın kalemini çok seviyorum. İlk Mazi kitabıyla tanıdım kalemini ve artık sıkı okuyucularındanım. Savaş Kahraman, sürgün edildiği yerden ait olduğu topraklara yıllar sonra geri döndüğünde babası ölüm döşeğinde yaptıklarının bedeli ödemek üzere hayata gözlerini yummak üzeredir. Babasının ölümü ile birlikte babasının bağlı olduğu Yedi Aşiret içinde yer almak için ayrı, kardeşinin hayatı için ayrı mücadele edecek. Ve imkansız bir aşk.. Daha ne olsun değil mi ama.. Savaş’ın kardeşiyle imtihanını, Savaş’ın Yedi Aşiret ile olan imtihanını, Ve Savaş’ın aşkla olan imtihanını Okurken kitap nasıl bitti anlamayacaksınız. Ama o son yok mu o son acaba Roza ile Yaman’ın ileride okuma ihtimalimiz var mı???
Baskı: Yasak Cennet
Yazarın kitabına tesadüfen rastladım ve yorumları da güzel olunca ilgimi çekti. Temin eder etmez vakit kaybetmeden okudum. Türk yazarlarımızın bu türde kitaplar çıkarmaları ve neredeyse yabancı yazarların kitaplarıyla yarışabilecek kurguya sahip olması çok güzel bir şey. Yasak Cennet kitabı isminden de anlaşılacağı gibi (bazı kitap isimleri içerikle aynı olmuyor ama bu kitap ismi içeriği yansıtıyor ) melekler daha doğrusu düşmüş meleklerin hayatına hızlı bir giriş yapıyoruz. Sıradan bir insan olan Aden’in tek gecede düşmüş bir melekle yolunun kesişmesiyle kendisini bir anda varlığından bile haberdar olmadığı bir dünyanın içinde bulması bir oldu. Yalnız yeni öğrendiği şeyleri hiç şaşırma belirtisi göstermeden çabuk kabullenmiş olması gözüme battı. Aden’in iki aşk arasında kalması ki ben genelde böyle kitapları o kadar çok sevmiyorum. Ama umarım ikinci kitabında Aden’in kalbi gerçekte ne istediğine karar verir diyorum. Ve gönlüm Liam’dan yana açıkçası Kitap 2015 yılında basılmış ve aradan dört yıl geçmiş ama ikinci kitap hala yok. Ama ama neden yok. Umarım pek umutlu olmasam da unutulan bu kitabın devam kitabı da tez vakitte çıkar.
Baskı: Sina - Çatışma
Aralık ayının ilk kitabını vakit kaybetmeden okudum ve yorumluyorum. Serinin ikinci kitabı da en az ilk kitabı kadar çok güzeldi. Seri diyorum ama karakterlerimiz aynı sadece kurgu uzun olduğundan dolayı karşımıza üç kitap halinde çıkacak diye biliyorum. Detaylı yorumum için: https://birumuthayal.blogspot.com/2019/12/aslhan-doga-sina-catsma.html#more
Baskı: Sparrow
Kasım ayının son kitabı ile geldimm. Türü fantastiktir diye aldığım kitap beni hüsrana uğrattı. Kapağı ben fantastiğim diye bas bas bağırıyor; içeriği ise bambaşka bir şey anlatıyor. Troy Brennan, kendisine yapılan yanlışları asla unutmayan ve yanlış yapanların hesabını kendi yöntemiyle kesen Tamirci lakaplı İrlanda mafyasının içinden biri. Sparrow Raynes, uysal gibi görünmesine rağmen aslında hakkını savunan bir asi, bir anda hiç ummadığı biriyle kendi isteği dışında evlenmesiyle hayatının rotası şaşıyor. Neden kendisiyle evlendiğini, amacının ne olduğunu bilmeden olayların akışına bırakıyor kendisini. Kurgu güzeldi daha doğrusu okumayı sevdiğim türdendir. Ama olayların çok uzaması ya da birbirini tekrarlaması mı bilmiyorum ama ben okurken o kadar zevk alamadım maalesef. Kitabın genel olarak yorumları güzel olsa da ben okurken sıkıldım açıkçası. -------------- #alıntı “Artık Sparrow Brennan’ım,” diye düzeltti beni. “Senin kâbusunken Raynes’tim.” “Asla bir kâbus olmadın, ilk başta iştin…” Gülümseyerek parmaklarımı karnının üzerinde dolaştırdım. “Ve bir noktadan sonra zevkime dönüştün.” Elini benimkinin üzerine koydu ve parmaklarımı sıkıca tuttu. “Peki, şimdi neyim?” “Şimdi benim evimsin.”
Baskı: Minerva
Yazarın okuduğum ilk kitabı; ilk başta tereddüt etsem de kitap akıcı ilerledi. Bazı kısımlarda sıkılsam da vakit geçirmek için çerezlik güzel bir kitaptı. Kilise papazının sekiz çocuğundan en büyüğü olan kızı Minerva, kendi doğrularına bağlı, inanılmaz güzel olan genç kız, ailesinin maddi durumunun kötüleşmesi ve kardeşlerini daha iyi bir geleceğe sahip olması için varlıklı bir eş bulmak üzere ailesi tarafından Londra’ya gönderilir. Flört hakkında hiçbir şey bilmeyen Minerva’nın, bir de şehirde tanıştığı herkese ahlak dersi vermeye kalkması tamamen göze batmasını sağlar. Ve bu sırada devreye Minerva’nın daha önce tanıştığı Lord Sylvester girer. Bir günde okuyup bitirdiğim akıcı bir kitaptı. -------------------- #alıntı Minerva boğuk bir sesle, “Kibar olmaya çalışıyordum,” dedi. “Aslında, bayım, size katılıyorum. Onuru lekelenen benim.” “Elbette, birileri odama girdiğinizi görmediyse. Gören oldu mu?” “Hayır, lordum.” “Gördünüz mü? Endişelenecek bir şey yok.” Lord tekrar gerindi ve ağırlaşan gözkapakları düşmeye başladı. Minerva öfkeli bir sessizlikle onu izliyordu. “Uyumayacaksınız, değil mi?” “Neden olmasın?” diye geveledi adam. “Benim yatağım, benim odam ve benim yorgunluğum. Elbette, sizi tekrar öpmemi isterseniz yıldırım hızıyla uyanabilirim!” “Kesinlikle istemiyorum.” “O halde keyfiniz bilir, diye mırıldandı. “İyi geceler.”