
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Aşıklar
Yazarın özgün fikirleri olduğu bir gerçek, yalnız bunların pek çoğu yeterince olgunlaşmadan, altları doldurulmadan bitti kitap. Bu sebepten arka kapakta yazdığı gibi bir bilimkurgu klasiği olmanın -övülen finaline rağmen- çok uzağında.
Baskı: Rüzgarın Gölgesi (Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı, #1)
Kolayca belli bir türe dahil edemediğim favori kitaplarımdan birisi Rüzgarın Gölgesi. Yer yer polisiye, fantastik, korku ve dram gibi unsurlar barındırıyor ve en önemlisi de Zafon bu unsurları ustalıkla bir araya getirmeyi başarabilmiş. Harika kurgusundan ziyade bu kitabı benim için özel kılan etkenlerden belki de en önemlisi gözümde tek tek canlandırabildiğim karakterleri sanırım. Demek istediğim, örneğin bir karakter gözlerinizin önünde bir tehlikeye doğru adım adım ilerlerken siz yerinizde duramıyor ve kendinizi bütün benliğinizle karakterin başına bir şey gelmemesini diliyor halde buluyorsanız o karakter olmuş demektir. Yazar ilk kitabı olmasından dolayı kitaba bütün birikimini aktarmış gibi görünüyor. Bilirsiniz, ilk kitaplar ya yazarın diğer kitaplarından daha zayıf olur ya da öyle bir başarı yakalar ki arkasından gelen kitaplar bir daha o seviyeye kolay kolay ulaşamaz. Şüphesiz Rüzgarın Gölgesi ikinci kategoriye ait bir kitap. Zafon'la tanışmak adına yapılabilecek en iyi seçim olup, gönül rahatlığıyla edinilip okunabilir.
Baskı: İskambil Kağıtlarının Esrarı
Kitaptan; "Ben birçok kez uzaya çıktım diye övündü kozmonot ama tek meleğe bile rastlamadım." Beyin cerrahı önce şöyle bir baktı ona sonra "Ben de birçok akıllı insanın beynini ameliyat ettim" dedi "ama bir tek düşünceye bile rastlamadım." Jostein Gaarder genelde Sofie'nin Dünyası ile bilinir. Fakat aynı zamanda yazarın ilk kitabı olma özelliğini de taşıyan İskambil Kağıtlarının Esrarı, kitabı okumuş olan şanslı azınlık için yazarın en iyi kitabı olarak gösterilir. Norveçli yazar uzun yıllar felsefe ve edebiyat öğretmenliği yapmış. Kitaplarında genel olarak felsefeyi insanlara tanıtma, sevdirme gayesi vardır. Nitekim İskambil Kağıtlarının Esrarı da bu konuda bir istisna değil. Yalnız özellikle Sofie'nin Dünyası'nda felsefe bilgilerinin art arda ve yoğun bir şekilde verilişinin kitabın akıcılığını ve yer yer kurgusunu zedelemiş olduğunu düşünüyorum. İskambil Kağıtlarının Esrarı'nda ise yazar daha çok salt düşünce üzerinde durarak fikirlerini Alice Harikalar Diyarında ile kısmen benzerlik gösteren ve çeşitli fantastik öğeler taşıyan olağanüstü bir hikayeyle süsleyerek okuyucuya sunmuş. 3 nesil fırıncı, ancak büyüteçle okunabilecek ebatta bir kitap, mor gazoz, ıssız bir ada, adanın iskambil kağıdı sakinleri, görünenin ardını gören bir Joker ve kocasıyla oğlunu terk ederek Yunanistan'a kaçan anneyi bulmak için yola çıkan bir baba oğul. Bir yandan baba ile oğulun Yunanistan'a yolculuğunu diğer yandan da minik kitap aracılığıyla adada yaşananları okuyoruz. Yolculuk esnasında babadan, adada ise jokerden öğrenilecek çok şey var. Kitabı okuduktan sonra joker koleksiyonu yapmak ya da en azından bir jokeri kitabın arasına ayraç olarak koyma isteği duyabilirsiniz.
Baskı: Yer Açın! Yer Açın!
Karakterlerin tamamı rahatlıkla okurun gözünde canlandırabileceği, yapaylıktan uzak insanlar. Ayrıca yaratılan - doğum kontrolünden nasiplenmemiş, sürekli çoğalmış ve buna paralel tükettikçe tüketmiş insanların yaşadığı - dünyanın tasvirleri de takdir edilesi. 1966 yılında ilk baskısını yapmış olan kitapta Harrison, gelecekle ilgili endişelerini polis memuru Andy'yi odak alarak gayet akıcı ve en önemlisi de gerçekçi bir şekilde işlemiş. Türün meraklıları gönül rahatlığıyla vakit ayırıp okuyabilirler.
Baskı: Midas'ın Müritleri
Jack London'ın pek bilinmemekle beraber sevenlerinin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm Yüz Karası (Lost Face) hikayesini barındıran iki kitaptan biri (diğeri Epsilon Yayınevi'nden çıkan Seçme Öyküler kitabı) olması dahi alınıp okunması için yeterli bir sebep.
Baskı: Sineklerin Tanrısı
Şiddetin insanoğlunun doğasında olduğunu, sonradan öğrenilmediğini çocuklar üzerinden çarpıcı bir şekilde anlatmış William Golding. Okunası, üzerine düşünülesi, kişisel dersler çıkarılası bir kitaptır.
Baskı: Ben, Efsane!
Matheson'ın 1954'te kaleme aldığı, şimdiye dek 3 kez sinemaya uyarlanmış, Türkçede 3 defa farklı isimlerde basılmış (Hepimiz Vampiriz / 1972, Gecenin Konukları / 2000, Ben Efsane 2003) kimilerine göre Korku/Gerilim, kimilerine göre Bilimkurgu baş yapıtı. Robert Neville haçı vampirin yüzüne tutar fakat vampir korkmak şöyle dursun, pis pis güler kendisine. Haç her daim işe yaramamaktadır, önceleri buna bir anlam veremez fakat sonunda bulur, "Her vampir Hristiyan değildir." Kitap bu ve bunun gibi vampirlere dair pek çok tez öne sürüyor ve Robert Neville vampirlere karşı genel inanışları belli bir mantığa oturtarak hayatta kalma şansını arttırmaya çabalıyor. Kitabın korku/gerilim türüne ait olduğunu düşünmüyorum. Nitekim okuma fırsatı bulursanız kitabın içinde daha çok bir adamın zihinsel bunalımları, yalıtılmışlığın ve yalnızlığın boyutlarının bir kıyamet sonrası dönemi arka planında okuyucuya aktarıldığını göreceksiniz. Türkçe baskılarının hiç birisinin baskısı mevcut değil fakat "Gecenin Konukları" ve "Hepimiz Vampiriz" adlarıyla yapılmış baskılarını sahaflarda bulmak mümkün.
Baskı: Solaris
Hazmedilmesi kolay bir kitap değil Solaris. Stanislaw Lem okurunu pek çok yerde durup düşünmeye sevk ediyor. Bu sebepten kitap belli bir ilgi ve sabır gerektiriyor. Yazar yalnızca güçlü tasvirler yaparak değil aynı zamanda ana karakteri sık sık kütüphaneye yollayarak tarihini ve ayrıntılı bilimsel dökümünü veriyor Solaris'in. Yazarın yaratısını zengin bilgilerle sağlam bir altyapı kurarak desteklemesi takdir edilesi, yalnız bundan büyük zevk almış olmalı ki, bir süre sonra ipin ucunu kaçırmış olduğu düşüncesindeyim. Kitabın başında ilgi çekici görünen bilgilerin, kitap boyunca detaylandırılarak verilmeye devam edilmesi bir süre sonra gereksiz bir yoğunluk yaratıyor. Buna rağmen yüksek dozda macera içeren kitapların ardından, üzerine düşünülebilecek, bu sebepten uzun süre hafızanızda yer edecek, farklı bir deneyim.
Baskı: Yedinci Gün
Araya serpiştirilmiş küçük hikayeler, gülümseten ya da üzerinde çokça düşündüren ayrıntılar yazarın önceki kitaplarında olduğu gibi zevk verdi. Yalnız kitabın kurgusunu sevemedim, alelacele yazılmış, altı doldurulamamış bir hikaye izlenimi verdi. Örneğin Amat'la kıyaslayınca bu kitap İhsan Oktay Anar'a özenen bir yazarın başarısız bir denemesi gibi görünüyor. Özetle aradan geçen uzun zamandan sonra beklentilerimi karşılayamamış, önceki kitapların gölgesinde kalmış bir kitap okumuş oldum. Buna rağmen üstadın bir sonraki kitabını merakla bekliyorum.
Baskı: Hayalet Süvari
1888 tarihinde ilk baskısı yapılmış, tanıtım yazısında da değinildiği üzere modern bireyin trajedisini fantastik unsurlarla buluşturan, vurucu bir finale sahip, ülkemizde pek bilinmeyen bir klasik. Kitabı okumamın üzerinden 4-5 sene gibi uzun bir zaman geçmesine rağmen, yazarın ustalıkla işlediği baş karakter Hauke tüm hırsı ve kibriyle hafızamda ilk günkü canlılığını koruyor. Farklı bir şeyler okumak adına gönül rahatlığıyla alınıp okunabilir.
Baskı: Kaplan! Kaplan!
"Sizi domuzlar, sizi. Domuzlar gibi çürüyorsunuz. İçinizde en çoğu var, en azını kullanıyorsunuz. Beni duyuyor musunuz, ha? İçinizde milyon var, kuruşlar harcıyorsunuz. İçinizde bir dahi var, deliliği düşünüyorsunuz. İçinizde bir kalp var, boşluklar hissediyorsunuz. Hepiniz. Her bir, hepiniz... Harcamanız için savaş gerek. Düşünmeniz için engel gerek. Büyümeniz için bir meydan okuma gerek. Kalan zamanda yerinizde sayıyorsunuz. Domuzlar sizi! Tamam ya, Allah sizi kahretsin! Ben size meydan okuyorum, ben. Ölün ya da yaşayıp büyük olun. Kendinizi havaya uçurup nalları dikin ya da bana gelin, sizi heybetli yapayım. Ölün sizi kahrolasılar, ya da gelip beni, Gully Foyle'u bulun ve sizi büyük yapayım. Size yıldızları vereyim. Sizi adam edeyim!" Kitabın arka kapağında bir kısmına yer verilen bu tirat aslında Kaplan! Kaplan! 'ın temelini oluşturuyor. Sıradan bir adam olan Gulliver Foyle da 30 yıllık yaşamı boyunca yerinde saymıştır. Fakat Vorga-T:1339 adlı uzay gemisi ruhunun derinliklerindeki kapının kilidini döndürüp onu açan anahtar oluverir. Artık kaplan uyanmıştır ve kitap boyunca da sıkı sıkıya bağlandığı saplantısı kaplanı beslemeye devam edecektir. Kitabın önsözünde Neil Gaiman'ın da bahsettiği gibi Foyle sabit fikirlidir ve saplantılarından kurtulmak için çabalamak şöyle dursun onlara sıkı sıkıya bağlanmayı tercih eder. Uyuşuk, sıradan adamın intikam arayışında en büyük gücü de bu saplantıları olur. Kitapta olaylar hızla, okuyucunun hikayeden kopmasına fırsat tanımadan birbiri ardına gerçekleşiyor. Yazarın yazım tarzını bu yönüyle Roger Zelazny'ye benzettim. Aynı zamanda kitapta yer alan ayrıntılar ve rastlantılar da hikayeyi ilgi çekici kılıyor. (Kaplan maskesi gibi.) Monte Cristo'dan ilham alındığı bir gerçek fakat Alfred Bester klasik hikayeyi daha da derinleştirerek bu durumu sorguluyor. Gerçekten de insanın düşünmesi için engeller, büyümesi için bir meydan okuma mı gerekli? Kalan zamanda yerinde mi sayar insan? Sırf bize yönelttiği bu, üzerinde kafa patlatılacak derin sorular bile kitabı okumak için yeterli bir sebep olabilecekken Alfred Bester bilimi de kurgusu da güçlü, türü içerisinde kesinlikle klasik olarak anılması gereken bir hikaye ortaya çıkarmış.