Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kök Tengri'nin Çocukları
Öteki Gündem programından kazandığım (ve çok istediğim) ilk kitap. Bitirmem biraz zaman aldı ama şükür ki bitti. Ahmet Hoca'nın bu değerli çalışması; İslam Öncesi Türk Tarihinin güzel bir özeti olarak karşımıza çıkıyor. Başlamadan önce bize Eski Türkler döneminde zaman, mekan ve yaşam kültürünü anlatarak genel bir tanıtım sunmuş. Sonrasında bilinen ilk Türk devleti ile başlamış; Büyük Hun İmparatorluğu. Ardından Göktürkler ve diğerleri ile devam ederek Doğu-Avrupa Türk devletlerine kadar her birini yazmış, çizmiş ve anlatmış. Genel olarak hep doğu Türklerine odaklandığımdan batı Türkleri hakkında -doğuya nazaran- çok fazla bilgi sahibi değilim ve doğal olarak batı Türkleri(bilhassa Batı Hunlar) benim daha çok ilgimi çekti. Biraz bu konuda açlığım varmış, gördüm. Atilla dönemi başta olmak üzere Batı Hunlarını daha yakından tanımak istiyordum bir süredir. İskiler de buna dahil ama yazar, fazla kaynak olmadığını belirtmiş; üzücü. Kitabın sonunda -özellikle tarihi roman yazanlar için- faydalı olacak Türk kronolojisi eklenmiş ve devletlerin hangi boylardan oluştuğuna dair tablolar da var. Oldukça bilgilendirici ve güzel bir çalışma olmuş. Dili ne ağır ne de çok akıcı diyebilirim; ikisinin ortası. İslam Öncesi Türk Tarihini merak edenler için güzel bir giriş olmuş, tavsiye ederim. Siyasi/Savaş kültürü dışında yer yer sosyal ve sanat yönlerine de değinilmiş ama dediğim gibi kitabın geneli her şeyin bir özeti şeklinde. Aslında sanat/kültür çalışmaları fotolar ile desteklense idi güzel bir ayrıntı olurdu kitapta. Bir de Avarların vs. çok güçlü bazı savaş araçlarından vs. bahşetmiş yazar ama onların ne olduğuna değinmemiş, bu beni merakta bıraktı. Belki kaynaklara geçmediği için belirtmemiştir... Kendisine bu değerli eser için teşekkür ederiz. :) DİPÇE: Sayfa sayısı böyle bir kitap için gözünüze az gelebilir ama kitap, olağan kitap boyutlarının üstünde; bilginize. Ayrıca benim elimde 9. baskısı var ve kitap şimdiden 10. baskıyı görmüş. :)
Baskı: Ejderhaların Dansı (Buz ve Ateşin Şarkısı #5, Kısım 2)
Ve işte benim en sevdiğim kitap! Seri boyunca en çok 5. sevdim(1. de ikinci sırada yer alıyor.). Bol bol Jon'u görüyoruz ve dahası onun Lord Kumandan olduktan sonraki karakter değişimi(olgunlaşması vs.) çok güzel yansıtılmış. Artık genç kumandanımız büyüyor! Jon, ötekilerin geldiğinin farkında ve elinin altında harabeden bir Sur var; dahası Stannis'in askerleri ve esir edilen yabanılların bir kısmını da sayar ise ileride açlık tehlikesi de mevcut. Bunlardan daha önemlisi Jon, kız kardeşi Arya'nın Bolton piçi ile evlendirildiği haberini alır ve durum iyice içinden çıkılmaz hale girer(elbet biz onun Arya olmadığını biliyoruz.). Ayrıca Theon POV'ları sayesinde Arya(sahte) ve Piç'in bölümlerini vs. de görüyoruz. Dany ciddi bir sıkıntı içerisinde zira Meeren'de işler yolunda gitmiyor; Harpiyan'ın Oğulları sonu gelmeyen cinayetler ve başkaldırmalar ile Dany'nin saltanatını zora sokuyor. Tyrion ise onun yanına gitmek için yola çıkmış bile. Yolculuğa Varys'ın eski dostu olan Volantisli bir peynir tüccarı(1. kitapta Dany ve abisine yardım ettiğini görmüştük) vesilesi ile başlıyor ve bu yolculukta hiç umulmadık bir karakter ortaya çıkıyor; işler baya değişecek gibi. Jaimie, Brinnie ile buluştuğundan beri ortalıkta değil ve Cersei, İnanç takipçileri tarafından hapis edilmiş durumda ve kurtulması için bazı itiraflarda bulunması gerekmekte. En başta da söylediğim gibi en sevdiğim kitap bu oldu ve oldukça heyecanlı bir yerde bitti; bilhassa Jon'un sonu baya yürek kanatan cinsten(mecaz kullanmıyorum :D ). Onun kız kardeşine düşkünlüğünü okumak güzeldi, zaten ikisi de seri boyunca birbirlerini 42/48 defa düşünmüşler. Diyeceksiniz ki bir de oturdun saydın mı? Yok yav, başkası üşenmemiş saymış. Neden? Şey, aslında bu da ayrı bir kuram. :P (Seri, dizideki gibi ilerleyecek ise bu ikisi aslen ku.... haydi diziyi izlemeyenler için demiyorum. :D ). Serinin bitmesine 1 kitap kaldı ve yazar, 6. kitabı 6 senedir yazıyor. Bitirmekten de aylarca uzakmış dede efendiye bak hele! Birkaç ön okuma niyeti ile bölüm paylaştı ama o kadar uzun sürdü ki kitabın bitmesi yetmez oldu haliyle. 2018 çıksa inşallah, ya o ölecek ya biz bu gidişle.
Baskı: Ejderhaların Dansı (Buz ve Ateşin Şarkısı, #5, Kısım 1)
Ve işte benim en sevdiğim kitap! Seri boyunca en çok 5. sevdim(1. de ikinci sırada yer alıyor.). Bol bol Jon'u görüyoruz ve dahası onun Lord Kumandan olduktan sonraki karakter değişimi(olgunlaşması vs.) çok güzel yansıtılmış. Artık genç kumandanımız büyüyor! Jon, ötekilerin geldiğinin farkında ve elinin altında harabeden bir Sur var; dahası Stannis'in askerleri ve esir edilen yabanılların bir kısmını da sayar ise ileride açlık tehlikesi de mevcut. Bunlardan daha önemlisi Jon, kız kardeşi Arya'nın Bolton piçi ile evlendirildiği haberini alır ve durum iyice içinden çıkılmaz hale girer(elbet biz onun Arya olmadığını biliyoruz.). Ayrıca Theon POV'ları sayesinde Arya(sahte) ve Piç'in bölümlerini vs. de görüyoruz. Dany ciddi bir sıkıntı içerisinde zira Meeren'de işler yolunda gitmiyor; Harpiyan'ın Oğulları sonu gelmeyen cinayetler ve başkaldırmalar ile Dany'nin saltanatını zora sokuyor. Tyrion ise onun yanına gitmek için yola çıkmış bile. Yolculuğa Varys'ın eski dostu olan Volantisli bir peynir tüccarı(1. kitapta Dany ve abisine yardım ettiğini görmüştük) vesilesi ile başlıyor ve bu yolculukta hiç umulmadık bir karakter ortaya çıkıyor; işler baya değişecek gibi. Jaimie, Brinnie ile buluştuğundan beri ortalıkta değil ve Cersei, İnanç takipçileri tarafından hapis edilmiş durumda ve kurtulması için bazı itiraflarda bulunması gerekmekte. En başta da söylediğim gibi en sevdiğim kitap bu oldu ve oldukça heyecanlı bir yerde bitti; bilhassa Jon'un sonu baya yürek kanatan cinsten(mecaz kullanmıyorum :D ). Onun kız kardeşine düşkünlüğünü okumak güzeldi, zaten ikisi de seri boyunca birbirlerini 42/48 defa düşünmüşler. Diyeceksiniz ki bir de oturdun saydın mı? Yok yav, başkası üşenmemiş saymış. Neden? Şey, aslında bu da ayrı bir kuram. :P (Seri, dizideki gibi ilerleyecek ise bu ikisi aslen ku.... haydi diziyi izlemeyenler için demiyorum. :D ). Serinin bitmesine 1 kitap kaldı ve yazar, 6. kitabı 6 senedir yazıyor. Bitirmekten de aylarca uzakmış dede efendiye bak hele! Birkaç ön okuma niyeti ile bölüm paylaştı ama o kadar uzun sürdü ki kitabın bitmesi yetmez oldu haliyle. 2018 çıksa inşallah, ya o ölecek ya biz bu gidişle.
Baskı: Kargaların Ziyafeti (Buz ve Ateşin Şarkısı, #4, Kısım 1)
Kargaların Ziyafeti, serinin 4. kitabı olma şerefine nail olmakla birlikte ağırlıkta Kralın Şehrinde olan bitenlere odaklanmış. Sur ya da Essos hakkında hiçbir POV yok, haliyle Jon ya da Dany veyahut Tyrion hakkında neler olmuş bitmiş bilmiyoruz. Sur ile ilgili sadece Sam'in bir POV'u ile Jon'u bir kez görüyoruz ama sonrasında o da yok. Doğal olarak Jon Snow'un olmadığı bir kitap, benim için en sıkıcı kitap olmaya aday. Onsuz olmaz kardeş, cidden hoşlanmıyorum onsuz bir şeyi. Haliyle serinin acı-tatlı sonu Jon'suz olur ise bundan da hoşlanmayacam George dede, anladın? :D Evet, 3. kitap baya korkunç olaylara gebe olmuştu ; Ygritte öldü(umurumda değilsin kızım), Robb korkunç bir şekilde öldü(üzdü), Joff öldü(çok sevindik) ve evet, Tywin de öldü(baya rahatladık Stark destekçileri olarak. Aferin Tyrion.). Cersei POV'ları sayesinde hem onun geçmişi hem de Robert hakkında hatta Lannisterlar hakkında kayda değer bazı şeyler öğreniyoruz, bu açıdan Cersei POV'larını sevdiğimi söylemem gerekir. Sam POV'ları ile Braavos'u ve Hisar'ı gördük; Arya da hala orada ve eğitim görmeye devam ediyor; onu da gördük(zaten o da olmasa kitap toptan bayabilirdi beni; Jon'dan sonra desteklediğim 2. karakter). Jaimie POV'ları sevdiğim bölümlerden oluşmakta, karakter ve geçmişi hakkında gene güzel şeyler öğreniyoruz. Brinnie ile kurduğu saygı/dostluk ilişkisi neticesinde biraz adam olmuşa benziyor ve iç muhasebe yapıp duruyor. Bu arada bu kadının povları çok sıkıcı geldi hızlı hızlı geçtim. Dorne sahneleri de gördük ki Prens Doran hiç de sandığımız gibi bir adam değil, bunu göreceğiz. :) Genel olarak(Jon olmasa da) güzel ve entrika dolu bir kitap olmuş. Yazarın kurgu ve betimlemeleri her zamanki gibi güzeldi. Siz bunu okurken ben 5. kitabın yorumunu yazacağım. :)
Baskı: Yazma Sanatı ve Yazma Teknikleri
Sürekli takip edenler bilirler ki daha önce de yazma teknikleri ile ilgili birkaç kitap okumuş ve burada yorumlamıştım. Söz konusu bir konu hakkında tek bir kaynak yerine birden fazla uzmanın fikir, tecrübe ve bilgisine danışmak akıllı insanın yapacağı şey olduğundan imkan dahilinde olduğunda bu konu üzerine kitapları alıyorum. Zira ben de roman yazarı olmak istediğim için kendimi geliştirme fırsatını kaçırmak istemiyorum. Kitap, okuduğum kitaplar arasında en temelden başlayan, sıfırdan sizi yönlendiren ve her yaşa, bilhassa genç yaşlara, uygun güzel bir kitap. Temel bazı Türkçe dil bilgisi(en çok hata yaptığımız yazım hataları ile ilgili) kuralları dışında uygulama teknikleri ile de yazar olmaya ilk adımı atmamız için bizi cesaretlendiriyor. Genel olarak yararlı bulduğum, bilhassa daha yazmamış veya yeni yeni yazmaya başlamış, işin birazcık daha tekniğini öğrenmek isteyen ve uygulama yapmak isteyenler için güzel bir başlangıç kitabı. Genç yazar adayı arkadaşlara duyurulur. Tek eleştirim; verilen örnekler konusunda 'Allahlar' şeklinde verilen bir cümle... Allah isim olarak özel bir isim olması yanında sadece tek bir KİŞİ/VARLIĞA ait bir isim olduğu ve başkaları tarafından da kullanılamayacağı için böyle 'Allahlar' şeklinde bir cümle yazım bilgisi açısından facia bir örnektir. Dini konuya değinmiyorum bile.
Baskı: Kralların Çarpışması (Buz ve Ateşin Şarkısı, #2, Kısım 2)
Bir önceki kitap, Renly ve Stannis arasındaki savaşın başlayacağı yerde bitmişti. Kralların Çarpışması 2 de yine kaldığı yerden devam etmiş. Diziyi izlememiş olanlar muhtemelen iki kardeşin birbiriyle olan savaşı göreceğini düşünecektir ama işler hiç de sandığımız gibi ilerlemiyor. Bu kitapta Robb'u hiç görmedik ama yaptığı şeyleri sık sık duyduk. Diğer yandan Kral'ın Şehri saldırı altında ve onu korumak için liderlik edecek yegane kişi Tyrion Lannister gibi görünüyor... Sansa için kaçma umudu doğmuştur ama sabretmesi gereken en az bir iki ayı daha vardır... Arya, Harrenhall'da Jaqen ve Gendry ile kaçma planları yapadursun, Jon da duvarın ötesinde yabanıllar ile karşılaşsın ve hayatının en önemli vazifesini üstlensin... Bran ise kendi güçlerini kabullenecek ve Kışyarı'nı Theon'un ellerine bırakmak zorunda kalacaktır. Bundan sonra uzun süre evine geri dönemeyeceği kesin... Kitap, kaldığı yerden eski hızıyla devam ediyor. Aynı hareket, aynı heyecan ve aynı sürükleyicilik... Okurken yazarın aslında ne kadar kolaya da kaçtığını gördüm. GoT serisinin bol ayrıntıya sahip olduğunu herkes bilir ama bu ayrıntıdan kasıt olaylar örgüsü için değil diyarın tarihi ve karakterlerin geçmişi vb. hakkında. Olay örgüsündeki ayrıntılardan belli karakterlerin gözünde POV yazarak kurtulmayı başarmış. Yani Robb'un onca gerçekleştirdiği savaşı bize göstermek yerine sonucu sağdan soldan kişilerin ağzı ile anlatıp, etkilerini göstermiş. Akıllıca. Kesinlikle bir eksi olarak düşünmüyorum, 2. tekil şahıs yazarı bir çok ayrıntıdan kurtarıyor, yükünü hafifletiyor. Bilmeyenler için 2. tekil 1. tekil ile aynı mantıkla ama karakterin ağzından değil yine sizin ağzınızdan anlattığınız ama sadece karakterin gördüklerini ve düşündüklerini yazdığınız ve çok da yaygın olmayan bir anlatım tekniğidir. 1. var iken 2. tekilden neden yazalım diye düşünen varsa da hemen söyleyeyim; 1. tekil kullanarak genelde tek bir karakterin ağzından hikaye anlatılır ve bu karakter sayısının artışı pek alışıldık değildir ve şahsen ben hoşlanmıyorum, ters bir etki yaptığı görüşündeyim. Bu yüzden 2. tekil anlatım tarzı bu yönden idealdir. Genel olarak kitabın 2. kısmını da beğendim, sıkılmadım ve kısa sürede bitirdim hatta daha fazla okumak istedim ama Haziran ayını beklemem gerekiyor. Diziden daha iyi ve ayrıntılı ilerlediği için çok farklı bir tat veriyor, daha güzel bir tat. Yavaş yavaş da dizi ile frekansları değişmeye başlamış bu kitapta. Misal Harrenhal Tywin'in elinde iken ve Arya da onun hizmetinde iken kitapta el değiştirip Bolton'lara geçiyor ve Arya da Roose Bolton'un emrine giriyor ve kendine Nymeria diyor. Bir sonraki kitapta olacakları bildiğimden muhtemelen çok akılıca bir hareket. DİPÇE: Şu parantez içinde cümle yazma işi devam ediyor, açıkçası bu yöntem hiç alışılmadık bir yöntem. Genelde -...- kullanılır, zira makale vs. yazılmıyor. Neyse, muhtemelen diğerlerinde de aynen devam ettiğinden bir daha bunu belirtme gereği duymayacağım. :)
Baskı: Türk Mitolojisi
Okuyucularımdan birinin tavsiyesi üzerine aldığım kitabın bana bir hayli faydası olacağını düşündüm ve yanılmadım da. Malumunuz ağırlıkta tarihi/fantastik yazarım ve Türk mitlerinden beslenmek gibi bir huyum vardır. Bu yüzden bu kitap ayrıca önem arz etmekte. Genel olarak mit ve Türk mitleri hakkında güzel açıklamaları var. Daha sonra Türk mitlerinin özetlerini verip, onlar üzerinde yüzeysel de olsa bir çözümleme söz konusu. Bana göre çözümlemeleri yüzeysel zira daha önce Çağdaş Bilimler Işığında Oğuz Kağan Destanı kitabını okudum ve ikisi arasında mukayese yaptığımda böyle bir düşünce oluştu. Bu demek değil ki çözümlemeleri işe yaramaz vs. aksine faydalı bulduğumu söyleyebilirim. 600 sayfalık kitap oldukça doyurucu ve resimlerle de süslenmiş. Bana göre resimler, anlatılan konu ile ilgili olsa idi daha anlamlı olurdu. Ayrıca resimlerle süslenmiş kitapların renkli basım olmasını tercih ediyorum zira siyah beyaz olunca görüntü kalitesinde düşüş oluyor. Kamlar, destanlar ve mitlerin genel özellikleri hakkında vs. bir sürü bilgi edindim. Ayrıca destanlardan ilham alabileceğim bir çok noktayı çizdim ve defterime minik dipçeler aldım. Genel olarak memnun kaldığım ve fayda sağlayan, bilgilendirici bir kitap olduğunu düşünüyorum ama bana göre kitabın bir eksiği var. Kitapta Erlik kimdir, nasıl doğmuştur vs. yazmış ama Ülgen'den tutun bir çok Türk mitlerinde geçen ilah mı koruyucu ruh mu nedir, bunları tanıtan bir kısım yok. Bunları çok merak ediyordum oysa. Ağır bir eleştiri olarak imla ve dil bilgisine değinmem gerek. Cidden kabul edilemez bir seviye dil bilgisi hatası var, bir çok kelime yanlış yazılmış ya da harflerde kaymalar meydana gelmiş, böyle bir kitaba gayriciddi bir hava katıyor. Yayınevinin ilk kitabı olması dolayısıyla da daha bir önem vermeleri gerekirdi diye düşünüyorum, 5. baskıyı görmüş üstüne. İnşallah 6. baskıda bu hatalar düzeltilir.
Baskı: Beynin Sırları
Gündem Ötesi kitaplığının sıkı bir takipçisi olarak Beynin Sırları kitabını, keyifle okudum. Sinan Hocayı, zaman zaman programdan takip ediyorum zaten. Onun anlatım dili ve tarzı sayesinde beyin ve ona bağlı insan davranışları konusunda daha çok şey öğrenmişimdir, Allah razı olsun. Aynı tarzla Beynin Sırları kitabıyla bizlere beynin bilinen sırlarının bir kısmını anlatıyor. Gerçi onun da söylediği gibi beynin sırlarını çözmekten çok uzağız ama bize aktardığı kadarı bile beyne hayran kalmak için yeterli bir bilgi seviyesi diye düşünüyorum. Kitap sayesinde beyne olan ilgim birazcık daha arttı ve onu daha iyi anlayarak kendimi de biraz daha tanımış oldum. Bu açıdan çok memnun hatta mutlu oldum diyebilirim, zira kendimi keşfetmeye başlamış hissediyorum. Eh doğal olarak Allah'ın bize verdiği bu nimet karşısında da O'na şükür ediyorum. İnşallah verdiklerini hakkıyla kullanabiliriz. Aslında en ilgimi çeken kısımları küçük dipçeler halinde yazmayı düşündüm ama hangisini yazayım bilemedim, her biri ayrı bir ilginçlik ve cazibeye sahip noktalar. Fakat şu kısmı ekleyebilirim belki; beyin yıkama işinin sağda solda anlatılıp, yazıldığı gibi olmadığını bilimsel olarak açıklamasına sevindim. Hem biraz rahatladım hem de bilinçlendim diyebilirim. Bu kitabı kendisini tanımak isteyen herkese tavsiye ederim, Sinan hocama ve Pelin ablaya teşekkür ederim. Bir sonraki Gündem Ötesi kitabında buluşmak dileği ile. Dipçe: Editör az biraz dil bilgisi kurallarına dikkat ederse iyi olur, bağlaçların kullanımı hep yanlıştı.
Baskı: Kralların Çarpışması (Buz ve Ateşin Şarkısı, #2, Kısım 1)
Ned Stark'ın ve Kral Robert'ın ölümüyle beraber Westeros tam manasıyla bölünmüş ve savaşın eşiğine gelmişti. İkinci kitabımızda ise bu savaş artık tam manasıyla yaşanmakta; bilhassa Kuzeyin Kralı ilan edilen Robb Stark ve Tywin Lannister'ın güçleri savaşırken diğer yandan kendini Kral Robert'ın hak varisi ile eden Stannis ve Renly de kral olduğu iddiası ile birbirlerine karşı mücadele vermekte. Jon ise Sur'da amcası Benjen'i bulmak için gece bekçileri ve lord kumandan ile yola çıkar. Arya da eve dönmek için erkek kılığında kuzeye doğru ilerlemektedir. Sansa ise esir hayatına devam etmekte. Dany de kendi yolunu çizmeye çalışmakta. İlk kitap tek bir ciltten oluştuğu için hikaye, kopmadan ve tatmin edici bir şekilde bitmişti. Fakat bundan sonraki kitaplar iki kısma ayrılarak devam ettiği için hikayenin ortasında bitmiş havası vererek ilerliyor. Daha doğrusu tatmin etmiyor. Keşke ilki gibi diğerleri de tek bir ciltte toplansa ama sanırım daha fazla para kazanmalarına engel olacak bir şey. :) Kurgu her zamanki gibi güzel ve eğlenceliydi. Betimlemeler her şeyi kafanızda oluşturacak kadar güçlü ve yaşanan olaylar çok uzatılmadığı için sizi sıkmıyor. İlkinin seviyesinde devam ediyor yani. Yalnız ilk kitapta bahsettiğim baskı kayması dediğim bu kitapta da vardı ama bu sefer çok ama çok azdı. Ayrıca oldukça garip ve bu ünde bir kitaba yakıştıramadığım () içinde açıklama kısımları gördüm. Sanki senaryo okuyoruz ya da kompozisyon, makale yazıyoruz. Romanlarda olacak şey değil bu. Çeviriden kaynaklı olabileceğini düşünüyorum.
Baskı: Taht Oyunları (Buz ve Ateşin Şarkısı, #1)
Yıllar evvel dizisine başladıktan sonra okumuş ve içerik hakkında da neredeyse anlatmadığım hiçbir şeyin kalmadığı bir yorum yapmış ve devamını uzun süre almayacağımı söylemiştim. Neden? Çünkü dizinin ilk yılı ile ilk kitabı %99 uyumluydu. Haliyle alma gereği duymamıştım ama dizi ilerledikçe ciddi bir kopma yaşandı ve doğal olarak kitaba geri dönüş yaşadım. :) İlk okuduğum andan daha zevk alarak okuduğumu ve bir çok ayrıntıyı unuttuğumu ve biraz üzerinde düşününce bazı şeylerin farklı şekilde olduğunu gördüm. %1'lik farklı kısım işte. 800 küsur sayfa olunca tatmin seviyesi de en üst seviyede bir kitap oluyor. Harita konusunda fikrimi biliyorsunuz; gerçeklik kattığı için bayılıyorum. Bu kitapta da haritalar mevcut. Seri, insana ilham veren ve kurgu yeteneğini geliştirmek isteyenler için güzel bir öğretmen olmaya aday aslında; okuma sebeplerimden biri de bu. LOTR sonrası GoT serisini okumamak yazar adayı olan ben için kayıp olurdu. Kitap, diziden daha edepli, bunu söylemem gerekli ama yine de bir +16/17 sınırlaması koyardım. Sonuçta tek mesele edep değil. DİPÇE: Kitap hakkında bir eleştirim var; basımdan kaynaklı harflerde kayma olmuş ve sonlara doğru birkaç kez tekrar etmiş, okurken gözleri rahatsız eden bir bulanıklık oluyor. Sonraki basımlarda dikkat edilmesi gereken bir şey. Neyse ki okunmayı imkansız kılan bir hata değil ama hoş da değil.
Baskı: Konuşmanızla Hipnoz Edin
İnci ve Özlem isminde iki kız kardeşin bir araya gelerek tecrübelerini kitaplaştırdığı bu eserde, topluluk önünde konuşma sorunu çeken ve çok daha iyi bir konuşmacı olmayı hayal edenlere kılavuz olma güdüsüyle hareket ediyorlar. Oldukça ayrıntılı ve tatmin edici anlatımlarını tecrübe ve NLP gibi psikolojik yöntemlerle birleştiren AKTAŞ kardeşler, uygulamaya geçirmeniz halinde başarılı sahibi olacağını söylüyor. Anlatım dili akıcı ve anlaşılabilecek seviyede ama nedense kitabı bitirmem biraz zamanımı aldı, sanırsam tamamen kendimden kaynaklı bir durum. Kitabı beğendim ve faydalı buldum. Yöntemleri uygulamayı becerirsem topluluk önünde konuşma sorunumu çözeceğimi ümit ediyorum inşallah; mükemmel bir konuşmacı olma derdinde değilim sonuçta. Kendimi ifade edebilecek kadar olsa yeter. :D Bu arada ölümden sonra insanların en çok korktuğu şey topluluk önünde konuşmaymış. Tek değilmişim, sevindim. :D Gönül rahatlığı ile tavsiye edeceğim bir kitap.
Baskı: Gülmek Bedava
Güzel ablam Kader GÜNEŞ, ilk kitap denemesini gerçekleştirdiği bu eserde; temiz mizah düsturuyla hareket ederek günümüz gençlerin, başta internet ortamı olmak üzere, eğlenceli ve zihin geliştiren esprilerin bir kısmını bu kitapta bizler için derledi. Gülmek, insanın ruh halini değiştiren; bulaşıcı bir mutluluk pınarıdır. Bu pınarın kaynakları arasında da şüphesiz şakalar, espriler gelmekte. Bu eser de bize bunu vaat ediyor. Belli bölümlere ayrılmış ve hemen hemen bir çok konuda esprili sözlerin yer aldığı bu kitap, hem eğlendirecek hem güldürecek hem de insana, şaka yapmak için bel altı ve argo kullanması gerekmediğini gösterecek. Atalarımız boşa dememiş; "Neye güldüğünüz zekanızı, nasıl güldüğünüz edebinizi gösterir." Bu kitabı değerli kılan şeylerden biri de bu kanımca; küfürden, argodan uzak bir mizah hedeflemesi. Bu yönüyle 7'den 70'şe herkese hitap eden ve arkadaşlarınızla birbirinize yapabileceğini veya sosyal medyada paylaşıp bol bol beğeni alacağınız ( :D ) şakalar sizi bekliyor. Kitabın oldukça ilgi gördüğünü ve ilk baskısının tükendiğini de söylemeden geçemeyeceğim. Başarılarının devamını dilerim Kader ablacım. Bu güzel kitap için teşekkür ederiz. :) Beni güldüren şakalardan birkaçı: "Silgi, doğada 300 yıl, sınıfta 10 dk.'da kayboluyor." (Sadece silgi değil kalem de; tecrübe edilmiştir. :D ) "Boş kağıt verdim, kanka." havasında olan öğrencilerden biri de bendim. Elbet boş kağıt değil de kötü geçti be deyip en az 60- 70'i çakıyordum. Kısacası bu tarz şakalarda kendimi gördüm. :D Ayrıca İngilizce bölümünü ayriyeten sevdim; zaten iki dil arasındaki telaffuz benzerliği hep eğlenceli ve etkileyici gelmiştir. (HappyMiss Car TheShe's= tuttum bunu :D ) Yalnız sanırım ilk şakada bir hata var; yav he he'nin çevirisi olarak yavsheshe denmiş ama yavhehe olması gerekmez mi? Veyahut ben şakayı anlamadım, o da ihtimal. Biri beni aydınlatsın. :D
Baskı: Tarih Tıbbı Konuşturdu 2
İlk kitabını okuduğum kitabın üstünden en az 1 ila 1,5 sene geçti sanırsam. 2. senesindeyim yani. Doğrusunu söylemek gerekirse 2. kitabını çıktığını duyunca o kadar ilgimi çekmedi. Ben daha çok tarihi farklı alanlarıyla ilgilendiğimden sanırım tarihsel hastalıkların tarihi ve gizemiyle çok ilgilenmedim. Lakin bir dostum yazar Meryem Seyda Parlak'ın istediği bir kitap olduğu için temin ettim ve hazır elime de geçmişken okumak istedim. İyi ki okumuşum. Oldukça ilginç bilgiler öğrendim ve elbette tarihsel bir çok bilgiyi de Talha hocam eksik etmemiş. Elbette yine o kendine has harika tarzıyla. :) Kitapta Sultan Abdülaziz'in ve Atatürk'ün öldürülüp öldürülmediğine ve Hitlerin tıbbi savaş hileleri ve kendi sağlık sorunları; son dönemlerindeki garip ve dengesiz davranışlarının sebebi gibi nice tarihsel hastalık ve olaya değinmiş. Sultan Abdülaziz konusunda konunun ilgilileri zaten belli bir kanaate sahipler ama burada bahsedilen tıbbi gerekçelere bakarak şüphesi olan varsa da şüphesi ortadan kalkacaktır. En çok konuşulan konulardan biri de Atatürk öldürüldü mü yoksa öldürülmedi mi? konusuydu. En muamma olay bu. Doğrusu seveni ve sevmeyenlerinin ağzından bile "Öldürüldü!" dediğini duyduktan sonra burada da böyle bir sonuç ve gerekçeler sıralanacağından baya emindim. Sizce sonuç ne olmuştur? Bunun için kitabı okumanız gerekir. :) Yalnız Atatürk'ün sağlık sorunlarıyla ilgili baya bilgi sahibi oldum, adam neler yaşamış demeden geçemedim. Sadece yaşlılığı için konuşmuyorum. Sol gözü de gerçekten körmüş, onu öğrendim. Anneannem zamanında anama demişti o da bana demişti ama pek ihtimal vermemiştim doğru hatırladığına (malum inciğine kadar bahsettikleri için okulda, bunu anlatmadan geçmezler dedim.) ama gayet keskin hafızalıymış anneannem bunu öğrendim. Özür dilerim anneneciğim! Hitlerin tıbbi savaş hileleri deyince baya ayrıntılı ve bolcana noktaya değineleceğini falan sanmıştım. Biliyorsunuz adamın tıp konusunu kullanması; deneyleri vs. baya bir ünlü. Kendisi hakkında da az buçuk bilgi sahibi oldum. Kitapta Şehzade Cihangir'in rahatsızlığı ve benim en sevdiğim bölüm olan Osmanlı'nın çılgın birlikleri DELİLER'in Osmanlı tokadına kadar bir çok noktaya daha değiniliyor. Bu güzel eser için Talha ve Muammer hocama teşekkür ederim.
Baskı: Selçuklu'nun Şifreleri
Talha Uğurluel'in o güzel kaleminden Selçukluların kitabının çıktığını görür görmez ilk fırsatta sipariş ettim. Kısmetime; bir baktım ki Talha hocam ve Cansu hanım'dan imzalı gelmiş, ayrı bir mutlu oldum. Onlardan aldığım ilk imzalı kitap olmuş oldu, teşekkür ederim(kaza eseri mi karıştı bana geldi, şüphe etmiyor değilim. :D ). Gelelim kitabın içeriğine. Talha Hocamın bilgisine her zaman yüksek güven duymuşumdur ve anlatım tarzı, o soğuk resmi tarihin aksine, masalımsı ve insanı içine çeken bir havaya sahiptir. Her kitabında bunu görüyoruz. Elbette anlattığı yerlerin fotoğraflarını bizzat gidip kendi çekip kitaba ekleyince gidip görmüş kadar da oluyoruz. Yani Talha hocanın kitapları sadece tarih değil bir nevi sanat tarihi de kokan, sizi alıp o diyarlara taşıyan bir yapıya sahip. Bu yüzden onun eserlerine her daim ayrı bir önem ve sevgi vermişimdir. Selçuklu deyince okullarda öğrendiğimiz tek tük bilgi dışında çok fazla bilgi sahibi değilizdir. Hatta ben; okullarda anlatılan Türk tarihini eleştirmek için hep şu şekilde bir söz söylerim; İslam öncesi tarih bir iki santimlik bilgi; Selçuklu ve diğer devletlerin toplamı beş santim, Osmanlı bir on-on beş santim ama Cumhuriyetin kuruluşu ve inkılaplar şöyle bir yarım metre falan. Sonuncusu bilhassa hem lise hem üniversitede tekrar tekrar aynı şekilde karşınıza çıkar. İlkokuldan üniversiteye kadar Türk tarihi adına ne öğrendin deseniz inanın bana aslında hiç birimiz bir şey öğrenmiş değiliz. Bundandır ki Talha ve Mustafa gibi hocalarımızın kitaplarına önem veriyorum. Selçuklu Devletinin kuruluş aşamasından Anadolu'ya gelene kadarki süreçte yaşanan olaylar ve dikkat çekici ayrıntılar hep kitapta mevcut. Sadece Selçuk Bey veya Alparslan gibi ünlü Sultanlar değil; Atsız Bey, Artuk Bey ve elbette ki Nizamülmülk gibi nice vezir, emir de kitapta kendine yer bulan değerli insanlar. Bu kitapta Selçuklu'nun yaptığı hatalara da öyle güzel değinmiş ki adeta günümüz gençlerine ve siyasetçilerine ders ve uyarı niteliği olmuş; anlayana! En çok ilgimi çeken noktalardan biri de kitabın başında Türklerin, İslamiyet'e girmelerine vesile olan sahabelerin nasıl ve ne şartlarda Orta Asya'ya göç ettiği idi. İnanın bilmiyordum. Daha önce Türkler Neden Müslüman Oldu? isimli bir kitap okumuştum ama bu bahsi geçen ayrıntılara hiç değinmemişti ve haliyle kitabın çok kapsamlı olmadığını şimdi anlıyorum. Zaten kitabın ismi NEDEN oldu, NASIL oldu? değil, bu ayrıntıya da dikkat etmem lazımdı. :) Neyse. kitap her zaman ki gibi çok güzel ve en sevdiklerim arasında yerini aldı. Selçuklu'yu merak edenler için muhakkak almalarını tavsiye edeceğim güzel bir giriş kitabı olmuş. Yalnız merak ettiğim bir soru var; benim bildiğim ilk Müslüman Türk Devleti; Karahanlılar değil, Hazar bölgesinde kurulmuş olan İdil Bulgar Uygarlığı. Hatta bir iki sene önce bir tarihçinin çıktığı (sanırsam ya Öteki Gündem ya da Gündem Ötesi; hafızam yanıltıyor olabilir.) programda da değinilmişti. Ahmet Taşağıl'ın bu konuda çalışması vardır ve İslam Ansiklopedisi(sanal)'nde bilgi bulabilirisiniz, ilgilenen olursa. Karahanlılar ile hemen hemen yakın bir tarihte İslamlaştığı için belki tarihçiler arasında İLK sıralaması olarak değişik görüşler olabilir tabi. Yalnız sanki bu kitapta onları Hristiyan olduğu iması gördüm gibi, belki ben hatalıyım, sadece belirtmek istedim.
Baskı: Paganizm -1: Kadim Bilgeliğe Giriş
Erhan Altunay'ın çok ilgi gören, merak uyandıran Paganizm serisinin ilk kitabını, sık sık çıktığı programlarda duyardım. Nasip bu zamanaymış deyip, ilkini edinip okudum. Aslında birkaç gün önce bitirdim ama ancak yorumu yazıyorum. Az buçuk tembelliğim tutu da. :P Erhan Altunay'ı takip edeniniz varsa ilgi ve uzmanlık alanını biliyordur; programlarda da anlattığı kadarıyla Paganizm kitabını okumaya başladığımda, biraz daha farklı bir şey bekliyordum. Yani malum, sürekli olarak gizli örgütler ve yaptıklarından bahsedilen programlarda sık sık boy gösteriyor. Haliyle Paganizm kitabının da onların tarihini anlatacağını falan sandım ama tam olarak ilgisi yoktu. Nispeten onlara da ucu değse de genel olarak Paganizm, sapkınlıktan uzak, kadim insanların doğa ile uyumlandığı bir inanç kuralları olarak anlatılıyor. Kitapta gerek bu inanç kurallarına gerek felsefelerine değiniyoruz. Elbet bu kitap sadece bir giriş özelliği taşıyor ve daha fazlası için 2. alınmalı. Aslında 2. kitabın Mısır ve Mezepotamya konusuna değinmesinden dolayı biraz daha ilgimi çektiğini ve daha bir merak uyandırdığını söylemem gerek. Birinci kitap bir nevi Paganizm tebliği gibi olmuş ve son bölümlerde artık iş sosyolojiye kadar kaymış. Tüm kitap boyunca paganizm'in çok ilahlı bir din olmadığı hatta din olmadığı gibi sık vurgular yapılsa da Tanrı/Tanrıça inançları, tapınak/rahip-rahibe vb. şeylere sahip olması bana hiç de öyle bir izlenim vermedi. Yani tüm 'çok ilahlı değil, din de değil' vurgusuna rağmen kitabın her köşesinde çok ilahlı bir din kokusu buram buram burnuma doldu(Bir nevi Teslis inancındaki mantıksızlık gibi geldi vurgu ve yazılanlar.). Elbet kitapta Paganizm'in İslam'a karşı olmadığı ama İslam dışı da olduğu belirtilmiş. Fakat Doğa Tanrıça ve onu dölleyen Tanrı figürleri ve (bunlar simgesel yaklaşım demiş olsalar da 'simgesel' demek durumu kurtarmaya yetmemektedir.) büyü gibi şeylerin varlığı zaten başlı başına bu düşünce ya da yaşam biçiminin İslam mensubu kişilerce benimsenemeyeceği gerçeğini gözler önüne sürüyor. Zira cinselliğe kadar oldukça İslam'ın karşıt olduğu uygulamaları söz konusu. Göreceksiniz kitabın her köşesine notlar yazıp durdum. İyi, en azından yazanlar hakkında düşünmüşüm; boş okuyup geçmemişim. Bir yazar daha ne ister? :) Ben kitap boyunca "din değil" iddiası üzerinde çok durdum zira hep aksi yönde şeyler gördüm. Bu iddiayı güçlendirmek için din kelimesinin TDK karşılığına kadar vermiş ama bir şeyin sözlük anlamından önce kök anlamına bakmak gerektiğini en iyi yazar bilir; zira kendisi çok kez kelimelerin kök manasını vererek ilerlemiş. DİN KELİME KÖKENİ: 1- Hüküm, 2-Örf, adet, huy 3-Taat; yani Allah'ın (Yaratıcının) hoşlandığı şeyler(ibadet vs. de buna giriyor.) 4-Uyulan adet, yol, kanun, 5-İtaat, kulluk, hizmet...vb. bir çok manaya gelen tek belirli bir anlamı olmayan çok yönlü bir kelimedir. Bunlara ve fazlasına bakınca Paganizm bir dindir demek, doğrudur. Kaldı ki dinin bir çok tanımı söz konusudur, herkes kendi tanımını yapmakta. Otto "Din, kutsalın tecrübesidir." güzel bir tanımdır. Bunun gibi dini, oldukça geniş kapsama alanına sokan tanımlamalar vardır ve her biri kendi içerisinde doğru bir tanımdır. Yani sanıldığı gibi din'in dar çerçeveli bir kapsama alanı/tanımı yoktur. Bu yüzden Deizm de bir dindir, Ateizm de... Eğer siz dini; ilah, kutsal kitap, mabet, din adamı formülü ile açıklamaya çalışırsanız yanlış olur. Yalnız paganizmde de mabet ve din adamları ve ilah/lar var ve sözlü de olsa kutsal kuralları veya sözleri vs. var. Paganizm, bağlayıcılığı olan kurallar değildir dese de 'doğa ile uyumlanma' gibi kuralları bence bağlayıcılık içeriyor. Yani doğa ile bütün ol, saygı göster, eşit kabul et ve doğa dahil hiçbir şeye zarar verme aksi halde pagan olmazsın dersen bu bağlayıcılıktır. Bilmem bu kurallara uymayanlara ne ceza kesiliyor, suça ceza istinat edilmeyen hiçbir düşünce, inanç vs. yoktur sonuçta. DİPÇE: Sosyoloji mezunu olarak eklemek istediğim son bir nokta var. Farz edelim ki doğa tanrıça vb. isimlendirmeler tamamen simgesel olarak ilk başta var olmuş olsun ve bizim oyuncak ayımızı sevip isim vermemiz gibi bir mana içersin... İşin özünde bu bile yanlış bir başlangıçtır zira kutsallık atfederek isimlendirilen ve simge gözü ile bakılan bu şeyler, bir zaman sonra(ki çok zaman geçmesine gerek olduğu kanaatinde değilim) araç iken amaca dönüşür ve zihinlerde çarpılarak simge olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşür. Nitekim tarihte araç iken amaca dönüşen nice eylem/düşünce şekli söz konusudur. Misal Mekke Müşrikleri, putlarını araç olarak kullanıp Allah'a yaklaşmak için kullandıklarını söylemişlerdir ama zamanla put, Allah'ın yerini almıştır ve amaca dönüşmüştür. Bugün, hadisleri bir nevi Allah'ın isteklerini doğru anlama ve uygulama konusunda araç olarak kullanmşızdır ama zamanla bu hadisler, ayetin yani Allah'ın sözlerinin önüne geçerek araç iken amaç olmuştur. Ya da mezhepler veya tarikat liderleri böyle durumlara dönüşmüştür. Yani paganizm'in dayandığı tanrı/tanrıça kültü bile temelden yamuk doğmuş. Paganizm'in insanlığı en eski inancı olduğunu da reddediyorum. Zira kendi inancıma göre ilk insan bu zamana kadar tek ilahlı bir din düzeni söz konusuydu. Zamanla insanlar çoklu ilahlara ya da farklı inanç düzenlerine kaymışlardır. İkinci kitabı almadan önce içeriğini şöyle bir okuyup, incelemek istiyorum. Paganizm felsefesini vs. öğrenmek isteyen olursa tavsiye edebileceğim kapsamlı bir çalışma. Bu arada din konusunda güzel bir üniversite çalışması var, okumak isterseniz; http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/773/9864.pdf Yazarımıza da teşekkür ederiz.
Baskı: Gizli Bahçe (Gizli Bahçe, #2)
Serinin ikinci ve son kitabı. En son bizimkiler tekrar eski vücutlarına geri dönmüşlerdi. Sonunda kendi hayatlarına geri dönmeyi başarmışlarsa da yavaş yavaş Joo Woon ve Ra Im birbirinden kopamaz hale geleceklerdir ama Woon'un annesi, bu ilişkiyi onaylamayıp engellemek için elinden geleni yapacaktır. Diğer yandan Oska da kendi sorunları uğraşmakta eski sevgilisinin açtığı yaranın tamamen kapanmadığını idrak ederek artık karşı saldırıya geçme kararı alacaktır, diğer yandan da kariyeri ile ilgili sorunlarla boğuşacaktır. Son kitapta neden Woon ve Ra Im'in bedenlerinin değiştiğine ve bunun ardındaki kişiye de tanık oluyoruz. Kitabın sonunda ise ikilinin ilişkisi ya tamamen son bulacak ya da tamama erecek. :) Woon'un annesine o kadar sinirim ki feodal dönemlerde yaşadığını zanneden kibirli bir pislik! Gerçi oğlu da Ra Im ile karılaşana değin ona benzer bir kişilik sergiliyor olsa da anası kadar kötü değildi ve Oska... Tatlı ve samimi Oska'mız kesinlikle bu aileye ait olamaz. Ben Oska'nın yanındayım. :D Genel olarak kitap, bir öncekinin akıcılığında ve temposunda devam ediyor. Betimleme konusunda yaptığım şikayeti bu kitapta yapmayacağım, neden bilmem ama bu sefer öyle çok eksikliğini hissetmedim; alıştığım için mi tarzına? Emin değilim ama birkaç kelime hatasına denk geldim. Ayrıca kafam karıştı, biri beni aydınlatsın. Gizli Bahçe, bizimkilerin Jeju Adasında denk geldikleri lokantanın olduğu yer değil miydi? Woon'un evi de Water House değil miydi? Evinin bir bölümüne Gizli Bahçe ismini mi verdi bu oğlan da kaçırdım okurken? Woon, çok kez Gizli Bahçe'de betimlendi ama evinden bahsediyordu. Genelde dikkatli bir okuyucu olsam da hata bende mi yoksa çeviri de mi? O kısmı çözemedim. Ya da yazarın kendisinde?
Baskı: Gizli Bahçe (Gizli Bahçe, #1)
İzlediğim ilk Kore dizileri arasında yer alan Gizli Bahçe'nin kitabının da yazıldığını duyunca bir hoş oldum. İlk başta alıp almama konusunda kararsız kalsam da romanlaşmış halini merak ettiğimden aldım. Ayrıca dizi ile alakalı çok fazla şeyin aklımda kalmadığı için sıfırdan izliyormuş gibi olacağını düşündüm. Gerçekten de sıfırdan izler gibi oldu ama elbette okudukça bazı sahneler aklımda canlandı. Bazı şeyleri ise tamamen unutmuşum. Örneğin Oska'nın nasıl göründüğü, yaşı ve genç yönetmen/müzisyen çocuk... Gizli Bahçeye nasıl gittikleri gibi şeyler... Okuması zevkliydi, hem okuduğum ilk Kore romanı olduğu için de ayrı bir heyecan duydum. Genelde dizilerini sevdiğimden romanlarının da çevrilmesi gerektiğini düşünmeye başlıyorum. Yayınevlerine duyurulur. :) Genel olarak kitabı beğendim; dil akıcı idi ve hoş bir de kurgu olduğu bir gerçek. Lakin... Buraya koca bir LAKİN koyuyorum.... Kitabın ciddi bir eksiği var; betimleme. Bu ciddi bir eleştiri noktası olmak zorunda. Çünkü benim için çok büyük bir şey. Dahası eminim bir çok ciddi okuyucu için de büyük bir şey. Çünkü betimleme, karakterler ile özdeşmemiz, ortama akabilmemiz için çok önemli bir şeydir ki zaten kitabı, kitap yapan da betimlemedir. Böyle bir eksiği cidden beklemiyordum. Şaşırdım. Biraz rahatsızlık duysam da bende devamını okuma isteğini alıp götürmedi. Yine de büyük eksiklik olduğunu tekrar vurgulamam gerekir. Çünkü gerek çevre gerekse karakterlerin iç seslerinin betimleme eksiği her şeyin bir çırpıda olmuş bitmiş havası vermesine neden olmuş. Sanki senaryoyu almışlar, biraz ekleme yaparak roman diye kastırmışlar havası vermiş. Yazarın bilgilerine bakınca daha önce ciddi bir roman çalışması yapmışlığı yok gibi. Genelde oyun ve kısa hikayeler yazmış... Acemiliğinin kurbanı mı oldu ki? Yoksa çeviri ile mi alakalı? Bilemiyorum. Biz artık ikinci kitaba yol alırken, bu yorumun sizi hevesinizi kaçırmanıza izin vermeyin. Bu, sadece kitabın önemli eksiği olarak vurgulamak istediğim bir durum. Kurgunun güzelliğini bozmamış. Rahat olun. :) DİPÇE: Kapak tasarımı, posterler ve cildi de çok hoş. Kitap, baya hafif geldi elime ki neden bilmem bu bana hoş bir his verdi.
Baskı: Etkileyiciliğin Psikolojisi
Kişisel gelişim kitapları, genelde hayatımda çok yer almaz. Fakat şu sıralar hafiften ilgimi cezbetmeye başladılar. En azından psikoloji vb. alanlarda yazılan kişisel gelişimlere ilgi duyuyorum. Yazar, bizlere insanları nasıl etkileyeceğimize dair bir takım ipuçları vermiş ve yer yer de gerek afaki gerekse kendi hayatından örneklerle de pekiştirmiş. Giriş olarak; başarı ve başarısızlık nedir? ne değildir? sorularının cevaplarını vererek ve bir nevi bizleri de motive ederek kitaba başlamış. Başarı konusunda şu an biraz daha farklı bir bakış açımın olduğunu söylemem gerekir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde de insanları etkilemek için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini anlatmış. Genel olarak bize; basma kalıp bilgiler ve formüller yerine olayın genel hatlarını çizerek bilgi sunmuş. Bunu yaparken niyeti de bizlerin, kendimizi sınırlı alanlara hapsetmemek. Temeli alarak kendi kişiliğimize, becerilerimize ve anlayışımıza göre temel üstüne inşa etmemizi istiyor, anladığım kadarıyla. Eh, mantıklı. Sonuçta her insanın kişiliği farklıdır; yaşama farklı bakar. Her hastalığın tedavisi bellidir ama her hastaya aynı dozaj verilmez ve bazen ana ilacın yanında başka ilaçlarla da takviye edilmesi gerekebilir. Benim bakış açım bu. Neyse. Genel olarak kitabı çok sevdim, dolu dolu geldi. Zevkle okudum. Kendisi de oldukça açıklayıcı ve akıcı bir dille yazmış. Birkaç kez okunacak bir kitap. Herkese rahatlıkla tavsiye edebilirim. Bilhassa başarı konusunda takıntısı olanlara. Çünkü bu kitaptan çıkardığım sonuç; insanları etkilememiz için ilk önce kendimize değer vermeli, saygı duymalıyız ve doğal olarak da kendimizi geliştirmeli, kısacası yatırım yapmalıyız. Kendiniz geliştirmeden başkalarını da etkilemek pek mümkün değil. Yalnız 5. bölümde bir hata olduğunu düşündüğüm nokta var; Çin Atasözü olarak verilen alıntı, bir duadır. Atasözü o şekilde olmaz. Dahası Hz. Celaleddin Rumi'ye atfedildiği gibi Hitit Duası diyen de var. Lakin ben en sağlam olarak 'anonim söz' olarak dipçe düşülmesi taraftarıyım. Çünkü kime ait olduğu kesin değil gibi.
Baskı: Secdedaş
Deneme yazıları ve şiir, benim sevdiğim tür arasında son sırada bile yer almıyor ama bu demek değil ki asla okumam. Nail Bey, nezaket gösterip kitabını imzalı bir şekilde bana ulaştırdı ve elbette ki bana da kitap kurdu biri olarak, okumak düştü. İsmi baya bir ilgimi çekti, bu yüzden itiraf etmem lazım ki kitabı, okumam için öne çeken ana nedenlerden biri oldu. İlk sayfalardan itibaren kitap, resmen aşk kokuyor; sevdiğine ve sevdiğini gönlüne yerleştiren Rabb'ine. Tasavvuf Deneme Yazısı olarak da tabir edebileceğimi bu kitap, Nail Bey'in sevdiği hanıma karşı duygularını; yazı ve şiire dökerek itiraf etmesini dahası evlenme teklifi etmesine şahit oluyoruz. Bir nevi bu evlenme teklifine ve aşka; okuyucularını da Allah ile birlikte şahit tutmuş. Bir hanım olarak oldukça romantik bulduğumu ve kolay kolay hiçbir hanımın da bu teklife ret cevabı veremeyeceğini düşünüyorum. Duyguların sözlere ve mısralara dökümü de beni etkiledi, kalbime hiç dokunmadı dersem yalan oldu. Hanım kardeşimiz oldukça kısmetli, maşallah. Bu kitap, güzel de bir anı olmuş oldu onun için. İnşallah ikisi birlikte mutlu mesut yaşarlar hem bu ömrü hem de ahiret ömrünü. Böyle güzel bir kitabı, herkese tavsiye ederim. Bilhassa erkeklere; insan nasıl sevmeli? sorusuna güzel bir cevap olmuş. Teşekkürler Nail Bey.
Baskı: Arenya
Arenya, ortaokul ve üstü yaşa hitap edebilecek, hoş bir fantastik serinin ilk kitabı. Romandan ziyade hikaye serisi demeyi uygun görüyorum çünkü daha çok masalsı bir tadı var. Yazar, kendine özgü bir evren oluşturmuş. Anladığım kadarıyla da isimleri dahi kendi üretmiş. Anlatım dili bence çok hoştu; giriş şekli Shekspirvari bir havadaydı. Betimlemesi de bir o kadar yerinde ve kafamızda canlandırmamızı kolaylaştıran tarzdaydı. Şahsen genel olarak kitabı beğendim. Lakin heyecan seviyesinden uzak, merak uyandırmayan ve tek düze başlayıp yine aynı şekilde biten bir hikaye olduğunu söylemem gerekir. Kitabın sonu da pek bir kafa karıştırır cinsten oldu; tam anlayamadım hala. Fakat dediğim gibi ağızda hoş bir tat bırakan, masalsı bir hikaye. Okunmasını tavsiye ederim. DİPÇE: Artık ufak tefek imla hatalarına değinmediğimi fark etmişsinizdir? Yazmamam yok demek değil, sadece artık bahsetme gereği duymuyorum. :)
Baskı: Ejderin Ateşi (Ejderha Serisi 5)
Annwyl ve Talaith'in çocukları ciddi bir tehlike içindeyken savaş da gelip çatmıştır. Beş yıl süren savaşın sonunda taraflar son bir karşılaşma için hazırlanırken Annwyl, savaşı kazanmasına yardım edeceğine inandığınn 'İsyanvı Kral'ı ikna etmek için Izzy ile birlikte ortadan kaybolmuş, Rhona ve Vigholf ise Briec ve Fearghus'tan habersiz bir şekilde onları bulmak zorundadır. Bir de çocukları öldürmek için Kara Ovalara saldıran vahşi kabileleri unutmamak lazım... Dört kitap boyunca Fearghus ve kardeşlerinin aşkının merkezinde gelişen bir dizi olaya şahitlik ederken bu sefer Fearghus'un baba tarafından kuzeni olan Rhona ve kız kardeşi Keita'nın eşi Ragnar'ın erkek kardeşi arasındaki ilişki merkeze alınarak olaylar şekilleniyor. Diğer ilişkilerin gelişim aşamasına bakarsak bu sefer Rhona'nın diğer dişilere nazaran daha kolay lokma olduğunu ve çok direnç göstermediğini gördüm. Gerçi beş yıldır zaten birbirlerini tanıyan iki ejderin, ne gerekçe ile direnç göstermesi gerekir ki? Vigholf bu zaman boyunca zaten kıza aşıktır ve Rhona da ilgisine daha fazla direnç gösteremiyor... Bu sefer +18 çok yoktu. Yani diğer kitaplarda oldukça kendini hissettirmiş bu cinsel havayı bu kitapta nispeten hafiflemiş gördüm. Maalesef genel olarak konunun önüne geçiyorlar ama artık savaş ciddi manada başladığı için büyük olasılık ana konuyu öne çekmeye karar vermiş yazar. Bir sonraki kitaplarda da daha çok önde olmasını ve +18'in neredeyse hiç denecek seviyede olmasını isteriz. Beşinci kitap da güzel ve hoştu hatta bir hayli oldu bitti her şey, sıkılmadım, tempo biraz daha yüksekti... Lakin Fearghus'un kardeşlerine alıştığımdan herhalde bu sefer kuzenlere geçmesini az biraz yadırgadım. Şu ana kadar en sevdiğim Fearghus ve Briec'in ilişkisiydi... Acaba altıncı kitapta neler var. :D Eibher mi neydi mavi ejder, küçük kardeşleri, o da artık büyüdü ama Izzy ile ilişkisi ne olacak meraktayım. Kitabın sonunda öyle bir konuşma gerçekleşti ki sanki bir daha bu ikisinden bir şey olmayacak gibi sezdim ama zaten en başından beri de bir şey yoktu. Biz olmasını ummuştuk.
Baskı: Ejderin Tutkusu (Ejderha Serisi 3)
Evet, bu kitapta sarı ejderha olan, kadın düşkünü sapık Gwenvael ve canavar lakabı ile tanınan Dagmar ismindeki oldukça zeki bir kadının(bir derebeyinin kızıdır; kuzeyli) Annwyl'in doğacak çocuklarının güvenliği hakkında yapması gereken bir anlaşmanın tarafları olarak bir araya gelmesiyle başlıyor. Zaten 2. kitap sonunda bu Gwenvael denen ejderin Kuzey topraklarına gittiğini görmüştük. Kardeşleri kesinlikle haklı, Dagmar bu Gwenvael denen ejder için aşırı zeki ve dahası ona çok fazla ama demek ki Dagmar da zeka seviyesi kendisinden aşağı kişileri çekici buluyor, zevk meselesi. Olabilir. :D Bakmayın Gwenvael'i yerden yere vurduğuma aslında gamsız ve düşkün görüntüsünün aksine sorumluluk sahibi ve ailesi için elinden geleni yapmaya çalışan bir ejderha. Genel olarak kitap, diğer kitaplar gibi oldukça eğlenceli, akıcı ve kendine has güzelliği ile sizi uzaklara götürüyor. Diğerlerinin temposunda ve seviyesinde; ne bir tık aşağıda ne de yukarıda değil. +18 kısmı hala sakıncalı ve gereksiz bulduğum noktalardan biri. Kitapta Keita'nın aşkı olacak olan ejderi de göreceğiz ama oyunbozan bilgi vermeye gerek yok. :D DİPÇE: Gwenvael isminin üzerine tıklayıp düzeltme talep edince öneri olarak sadece 'Genelev' yazması bana oldukça manidar geldi. Yani bu oğlanın tam bir seks bağımlısı ve genelevlerden çıkmayan bir ejder olduğunu düşünürsek siz de bana hak vereceksiniz. :D Seriye devam ediyoruz efem... :)