ED
@edwardnorton

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Mutluluk Dağıtmak
10/1001.02.2014

Baskı: Mutluluk Dağıtmak

Mükemmel, mükemmel, mükemmel!!! Tek kelimeyle mükemmel..... Okumazsanız hiçbir kitap okumamış sayılırsınız.......

Yaşam Sevgi Kahkaha
10/1010.12.2013

Baskı: Yaşam Sevgi Kahkaha

Yaşam sevinci veren, yaşama ciddiyetle değil mizahla, sevgiyle yaklaşmanın özünü anlatan eşsiz bir kitap. Şiddetle tavsiye ederim. Kitaptan altını çizdiğim bazı güzel deyişlerle sizleri baş başa bırakıyorum: - Yaşam kendi içinde anlamlı değildir. Boş bir tuval gibidir. Anlamın yaşamın içinde yaratılması gerekir; anlam önceden verilmez. Sana özgürlük verilir, sana yaratıcılık verilir, sana yaşam verilir. Anlam yaratmak için gerekli olan herşey verilir. Anlamı oluşturan temel unsurların hepsi verilir, ama anlam verilmez, anlamı sen yaratmak zorundasın. Üzerine bir resim yap! - Sevginin en üstün hali asla bir ilişki değil, sadece senin var olma halindir. - İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi, kronik şüpheciler olmayı öğrenir. Ve bu o kadar yavaş, o kadar küçük dozlarda olur ki, başına gelene karşı asla uyanık değilsindir. Bu gerçekleştiğinde, artık çok geçtir. İnsanların “tecrübe” dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli derler: Onun çok deneyimli, çok akıllı, çok kurnaz bir insan olduğunu, onu kimsenin kandıramayacağını söylerler. - Belki onu kimse kandıramaz, ama o kendini kandırır. Değerli her şeyi kaybetti; hepsini kaybetti. O zaman tuhaf bir olay meydana gelir: İnsanlar, başka insanları sevemez, çünkü insanlar çok aldatıcı olabilir; nesneleri sevmeye başlarlar. Büyük bir sevgi ihtiyacı olduğu için, onun yerine koyacak bir şeyler koymaya devam ederler: Kimisi evini sever, kimisi arabasını sever, kimisi elbiselerini sever, kimisi parayı sever. - Hayat neşeyle karşılanmalıdır! Yaşam o kadar kahkahayla dolu, o kadar inanilmaz, o kadar komiktir ki, için tamamen kurumadıkça, ciddi olamazsın. Yaşama mümkün olan her yönden baktım. Neresinden bakarsan bak, hayat her zaman komiktir. Giderek daha da komikleşiyor! Yaşam, ahiretin güzel bir armağanıdır. - Her tür ciddiyete karşıyım. Benim yaklaşımım mizahtan yanadır ve en önemli özellik mizah duygusudur – hakikat değil, Tanrı değil, erdem değil, mizah duygusu. Bütün yeryüzünü kahkahayla, dansla, şarkıyla doldurabilirsek, yeryüzünü bir keyif karnavalına, bir ışık festivaline dönüştürebildiğimizde, dünyaya ilk kez hakiki bir gerçeklik duygusu getirmiş olacağız. - Yaşamın anlamını bir doktrinde, bir felsefede, dini bir inançta arıyorsan, hem yaşamı hem de anlamını kaçırmanın kesin yolu budur. - Yaşam zaten orada, senin içinde kaynıyor. Bu nedenle, eğer yaşamın ne olduğunu bilmek istiyorsan, hatırlanması gereken ilk şey, onu asla dışarıda aramamak, asla başka birisinden öğrenmeye çalışmamaktır. - Yaşamın ne olduğunu öğrendiğinde, ölümün ne olduğunu de bileceksin. Ölüm yaşamın sonu değildir; aslında bir yaşamın tamamlanması, bir yaşamın giderek yükselmesi, zirveye, son noktaya ulaşmasıdır. - Ölüm her dakika gerçekleşir. Nefes vermek ölüm, nefes almak yaşamdır – ikisi bir öküz arabasının iki tekerleği gibidir. Ölmeyi durdurursan, yaşayamazsın (Nefes vermezsen nefes alamazsın) - Ego ve yaşam karşıttır. Ego hem yaşama hem de ölüme karşıdır. Yaşamaktan korkar, çünkü yaşam için her çaba, her adım ölümü yakınlaştırır. Kendi çarmıhını taşıyan İsa’nın anlamı çok basittir: Herkes kendi ölümünü sürekli taşımak zorundadır, herkes her an ölmek zorundadır, herkes çarmıhın üzerinde olmak zorundadır, çünkü tam olarak yaşamanın tek yolu budur. - Bir insan kendinde aşkın olanı bildiği zaman, ölüm Tanrı’nın öbür yüzünden başka bir şey değildir. O zaman ölüm bir danstır. Sen ölümün kendisini kutlamaya muktedir olmadıkça, yaşamı kaçırdın demektir. Bütün yaşam bu son için bir hazırlıktır. - Yaşam senin yaşamındır, başka kimsenin değil. Sana başkaları tarafından emredilmesine izin verirsen – belki ebeveynlerin, toplumun, eğitim sistemin, politikacıların, din adamların, her ne iseler-, kendi yaşamını kaçırırsın. - Gerçekten asi olan, dik başlı değildir, çok alçakgönüllüdür. “Hatalı olabilirim ama lütfen kendime göre hatalı olmama izin verin.” der. - Kesinlik arıyorsan, öyle ya da böyle tuzaklardan birine düşersin. Kesinlik arama, anlayış ara. Kesinlik sana ucuz yoldan verilebilir, bunu sana herkes verebilir. Ancak son tahlilde, kaybeden sen olacaksın. Yaşam kesin değildir, yaşam güvenli değildir. Kişi ne olacağını asla bilemez. Öngörülebilir olsaydı, hayat yaşanmaya değer olmazdı. Özgürlüğün güvenilmezliğe ve belirsizliğe ihtiyacı vardır. Gerçek bir zekaya sahip insan her zaman kuşkuludur, çünkü güvenecek, dayanacak hiçbir inancı yoktur. Dikkat etmek ve karşılık vermek zorundadır. - Güvenlik arama, hayatını nasıl yaşayacağına dair nasihat arama. Hayatı yaşamaktan çok, onu öldürmekle ilgileniyorsun. Sana dayatılacak bir öğreti istiyorsun. - Hatalar yapmayacağını söylemiyorum, yapacaksın. Sadece tek bir şeyi hatırla – aynı hataları tekrarlama. Bu kadarı yeter. Her gün yeni bir hata bulabiliyorsan, onu yap. - İki yaşam asla ve asla aynı değildir. - Sevginin çevresinde evliliği yarattığın zaman güvenlik yaratıyorsun. Yapılamıyacak bir şeyi yapıyorsun – sevgi yasallaştırılamaz. Evlenilmemesi gerektiğini söylemiyorum, fakat gerçek olanın sevgi olduğunu hatırla. Sevgi ölürse, evliliğin değeri yoktur. - Her an geçmişi bırak. Onu bırakmayı hatırla. Her an içsel evini geçmişten temizle. Psikolojik anıların hepsinin bırakılması gerekir. - Gelecekten hiçbir şey bekleme. Onu bozma. Çünkü bütün beklentilerin gerçekleşirse de mutsuz olacaksın. Mutluluk ancak sürprizle mümkündür. Sorun beklediğin için ortaya çıkıyor. Geleceğe ilerleme. Beklentileri bırak. - Asla Tanrı’yı sorma. Onu göremiyorsan, bu sadece senin gözlerinin göremediğini gösterir. Tanrı şimdi buradadır. Var olan her şey, Tanrı’nın içindedir. - Bir kuruluşa katılarak dindar olamazsın, hatırla- din, ait olunacak bir kuruluş değildir. Dindar olmak için en içerideki özünde, gerçek özünde bir din doğurmak zorundasın . Din Hristiyan olmakla değil, İsa olmakla, Müslüman olmakla, Budist olmakla değil, Buda olmakla doğar. - Sevginin ıstırabı budur: Onu kaçırabilirsin. Onu ortaya çıkaramaman için her olasılık mevcuttur – korku, titreme, keder, kaygı bu yüzden: Bunu başarabilecek miyim? Sevgiye ulaşabilecek miyim? Sevgiye akabilecek miyim? - Sevgiye ulaşmak için dört adım: 1. Şimdi burada olmak. Düşüncelerini değil, duygularını dinlemek. 2. Zehirlerini bala dönüştürmeyi öğrenmek 3. Paylaşmak. (Olumsuzluk olduğu zaman kendine sakla, olumlu olduğun zaman paylaş) 4. Hiçbirşey ol. - Ego bir yara gibidir. Ego olmadığında, hiç acıtmaz. Birisi seni aşağılasa bile acıtmaz, sen yoksun -seni nasıl aşağılayabilir? Galip gelmek istediğin için yenik düşersin. Ego olmasa, yengi ve yenilgi arasındaki fark nedir? Başarı ve başarısızlık arasındaki fark nedir? Ego olmadığında basit bir biçimde yaşarsın. Ve bu basit yaşam, dindar yaşamdır. - Dünyada yaşa ama dünyanın sende yaşamasına izin verme. O zaman kalabalığın içinde bile yalnız olacaksın… ve kalabalığın içinde bile öbür kıyıyı göreceksin. Becerikli ol. Sev, fakat sevginin ihtirasa, bağlılığa, bağımlılığa, köleliğe dönüşmesine izin verme. O zaman çok sev. O zaman korku yoktur. Severek, öbür kıyıya hiçbir zorluk olmadan geçebileceksin. - Hiçbir yere kaçma. Kaçmak için sarf ettiğin gayretin daha fazlasını farkında olmak için göster. Hiçbir yere kaçmadan, kalbinde bir mağara yaratacaksın.. ve orada yaşamaya başlayacaksın. - Düşünmekten ziyade daha çok hisset. - Düşünce en büyük sahtekardır, çünkü düşünce insanın evreni anlama çabasıdır ve sevgi Tanrı’nın insanı anlama çabasıdır. - Sevgi, Tanrı’nın seni bulmasıdır. Sevgi, Tanrı’nın elinin seni araması, seni okşamasıdır. Bu nedenle, sevgiyi idare edemezsin. Aklı idare edebilirsin. Sevgi ortaya çıktığı an, etkini kesin olarak kaybedersin. - Onları affetmek zordur, onlara saygı göstermek çok çok zordur. Fakat anlarsan, onları affedersin. - Sahip olmaya başladığın her seferinde, sevgiyi öldürüyorsun. - Kalbi işlevini yerine getiren tek bir politikacıyla dahi karşılaşmadım. Kalp tamamen ölüdür- fakat sevilme, ihtiyaç duyulma, saygı duyulacak birisi olma gereksinimi oradadır. O gereksinimi doyurmak için politikacı kalabalıkları toplar. - Güç, sevgi ihtiyacını doyuramaz. Büyük krallıklara sahip olabilirsin ama ancak seninle uyum içinde çarpan bir kalbe sahip olursan, o zaman doyumu hissedersin. - Ciddiyetsiz ol. İçten ol, samimiyetsiz olma. Samimiyet başka bir şeydir; ciddiyet tamamen farklıdır. Varoluşa karşı samimi ol, o zaman gerçek olacaksın; bu kozmik oyunun parçası olacaksın. - Sevgi ölür mü, ölür. Zamanın olduğu yerde kişinin ölümü kabul etmesi ve hiçbir şikayet, hiçbir kin olmadan elveda demesi gerekir, çünkü bir şey bitmişse ne yapabilirsin? Zamanın olduğu yerde işlerin doğası budur, başlar ve biterler. - Seks konusunda benim yaklaşımım, ne dünyevi, ne de başka dünyalara aittir. Benim yaklaşımım bir şeyi reddetmek değil, onu kullanmaktır. Sana verilen her şey değerlidir. Değerini bilebilirsin, değerini bilmeyebilirsin, fakat o değerlidir; öyle olmasaydı, varoluş onu sana vermiş olmazdı. Sevgini daha çok ibadete dönüştürmek, seksini daha sevgi dolu bir hale getirmek zorundasın. Yavaş yavaş, seks kutsal bir faaliyete dönüştürülmeli, yükseltilmelidir. - Kutsanmışsın. Gerçekten yoksul olanlar, hiç aşık olmamış ve hiç acı çekmemiş olanlardır. Onlar hiç yaşamamışlardır. - Yalnızca çocuksu insanlar, birbirlerini tanıdıklarını düşünürler. Kendini bile tanımıyorsun, sevgilini tanıdığını nasıl düşünebilirsin? - Bütün bu insanlar neden bu kadar üzgün duruyor? Gözleri neden bütün ümitlerini kaybetmiş gibi bakıyor? Sebep basittir; sebep tekrardır. İnsan zekidir; tekrar sıkıntı yaratır. Sıkıntı bir üzüntü getirir, çünkü kişi yarın ne olacağını bilir ve yarından sonraki gün… mezara girinceye kadar aynı şey, aynı hikaye olacaktır. - İnsanlar, başkalarına güler, fakat asla kendilerine gülmezler. Bunun öğrenilmesi zorunludur. Kendine gülebiliyorsan, ciddiyet evini senin içinde kuramaz. Kendine gülmek egoyu öldürür ve dünyada hareket ettiğinde daha geçirgen, daha hafif olursun. Başkalarına gülmek bencilliktir; kendine gülmek ise büyük alçakgönüllülüktür. - Sırf dünya bu kadar saçma olduğu, sırf durumun bu kadar saçma olduğu için. Bütün olay o kadar saçmadır ki insanın gülmesi gerekir. - Biraz aptal olman gerekir. Aslında bilgeliğin en yüksek noktası içinde daima aptallık taşır, dünyanın en büyük bilgeleri aynı zamanda en büyük aptallardı. - Aptallar sözüm ona bilgelerden daha sağlıklıdır. Anda yaşarlar ve aptal olduklarını bilirler, bu yüzden de başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğünden endişe etmezler. Uzun yaşarlar ve son gülen olurlar. - Bir erkek olma ve bir kadın olma: Her ikisi de ol ki hiçbiri olmayasın. Bilge olma, aptal olma: Her ikisi de ol ki ötesine geçebilesin.

Baskı: Uzun Kuyruk Geleceğin İşi: Çokun Azını Satmak

Hitlerin sonu, sonu olmayan pazarlar, çeşitliliğin tahakkümü… Bu kavramları günümüz dünyasından örneklerle çarpıcı şekilde anlatan ilgi çekici bir kitap. Amazon, Google, Wikipedia… Bunların hepsi birer Uzun Kuyruk şirketidir. Uzun Kuyruk nedir? Şirketler gittikçe daha çok şey sundukça, talebin aslında arzı izlemesidir. Tercih olanaklarını gitgide arttırma eylemi o seçeneklere olan talebi çözüyor. Yeni pazarlar, yeni üreticiler, yeni beğeni yapımcılarını anlamak istiyorsanız bu kitabı okuyun. Tercih olanakları cennetine hoş geldiniz!

Son Oyun
9/1010.12.2013

Baskı: Son Oyun

“Güzel kadınların uyandırdığı şefkatten korkun” “Şehvetten sakının” Romanın kilit cümleleri bunlar. Ahmet Altan’dan yine sürükleyici bir anlatım. Başlayınca bırakamıyorsunuz. Olay örgüsü kuvvetli, günümüz gerçekleriyle ustaca harmanlanmış (mesela internetin hayatlar üzerindeki etkisini ustaca romana yedirmiş), erotiklik dozu yüksek, Tanrı’yla konuşmalar ve hesaplaşmalar içeren, bir yazarın nasıl bir süreçle katile dönüşebileceğini ustaca aktaran polisiye bir roman… Açık etmemek adına fazla kelam etmiyorum, ama Ahmet Altan’ın yazılarına daha önceden aşınaysanız ve tarzını seviyorsanız tavsiye ederim…

Baskı: Dorian Gray'in Portresi

Oscar Wilde, gerek yaşam tarzı ve cinsel tercihleriyle, gerek yapıtlarında ortaya koyduğu gözüpek yaklaşımla XIX. Yüzyıl İngiliz toplumunda tutucu çevrelerin şiddetli tepkisiyle karşılaşmış bir yazardır. Aydın bir aile ortamında yetişen, ülkesinin seçkin okullarında okuyan Wilde, İngiliz yazarlar John Ruskin ve Walter Pater’in sanatın insan yaşamında büyük önem taşıdığı yolundaki görüşlerinden derinliğine etkilenmiş ve bu görüşleri yapıtlarında sık sık yansıtmıştır. 1880’lerin başında estetikçiliğin Londra edebiyat çevrelerinde öfke ve düş kırıklığı yarattığı dönemde Wilde, zekası ve pırıltılı kişiliğiyle bu çevrelerde önemli bir yer edinmiştir. Dorian Gray’in Portresi adlı tek romanı, 1891’de ilk basıldığında ahlaksızlık suçlamalarıyla karşılaşarak büyük tepki çekmiş, buna karşılık sanatın özünde ahlakdışı olduğunu vurgulayan Wilde, romanının üç ana karakteri için şöyle demiştir: “Basil Halward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda…” Wilde yaşamı boyunca baskı görmesine ve parasızlık çekmesine karşın, George Bernard Shaw’un deyişiyle “ruhunun yenilmez neşesi”ni her zaman koruyabilmiştir. Romanın konusu, kısaca şöyledir: Ressam Basil Hallward, güzelliği karşısında büyülendiği genç Dorian Gray’in bir portresini yapar. Ressamın evinde Lord Henry Wotton’la tanışan Dorian, hayatta izlemeye değer tek şeyin güzellik olduğunu savunan Lord Henry’nin görüşlerine hayran kalır. Ama güzelliğinin bir gün solup gideceğinin farkına varınca kendisinin değil, portresinin yaşlanmasını diler. Dorian’ın büyük sırrını, portredeki değişimi sadece Basil fark edecektir… Sizlerle kitaptan altını çizdiğim güzel sözlerin ve deyişlerin bazılarını paylaşmak istiyorum: • Bütün bedensel ve beyinsel seçkinliklerde bir uğursuzluk vardır bence, tüm tarih boyunca kralların sarsak adımlarını izleyip duran türden bir uğursuzluk. Öbür insan kardeşlerimizden farklı olmamak daha iyidir. Bu dünyada en şanslı olanlar bence çirkinlerle aptallar. Yan gelip yayılarak yaşam denen oyunu ağzı açık seyredebilirler. Zafer denen şeyi bilmeseler bile hiç değilse yenilgiyi de tatmazlar. Aslında hepimizin yaşamamız gerektiği gibi yaşar onlar, kaygısız, kayıtsız, çalkantısız. • Ben birisinden çok fazla hoşlandım mı onun adını hiç kimseye söylemem. Onun kimliğinden bir parçayı başkasına teslim etmek gibi gelir bu bana. • Arkadaşlarımı güzelliklerini için seçerim, tanışlarımı karakterlerinin sağlamlığı için, düşmanlarımı da parlak zekaları yüzünden. Kişi düşmanını seçerken ne denli dikkatli olsa azdır. Benim bir tane bile aptal düşmanım yoktur. • Şeytandan kurtulmanın tek yolu şeytana uymaktır. Karşı gelindi mi ruh kendi kendine yasakladığı şeyin özlemiyle hasta düşer; kendi ürkünç yasalarının korkunçlaştırdığı ve yasallıktan çıkardığı şeye karşı duyduğu arzuyla marazileşir. • Bir kaprisle ebedi bir aşk arasındaki tek ayrım, kaprisin biraz daha uzun ömürlü olmasıdır. • Gençler sadık kalmak isterler, kalamazlar; yaşlılar sadakatsizlik etmek isterler, edemezler. • Samimi dürüstlük, gerçekten iyi olan bütün insanların düştüğü ve hiçbirinin tümüyle kurtulamadığı tek bağışlanmaz hatadır. • Erkek, yorgun düştüğü için evlenir, kadın merak duyduğu için. İkisi de hayal kırıklığına uğrarlar. • Ömürlerinde tek bir kez sevenlerdir asıl sığ olanlar. Onların vefa, sadakat diye adlandırdığı şeyi ben, ya alışkanlığın verdiği rahatlığa ya da hayal gücünün yokluğuna bağlarım. Zihinsel yaşam için tutarlılık neyse duygusal yaşam için de vefa odur: basit bir yenilgi itirafı. • İnsan aşık olduğu zaman hep kendi kendini aldatmakla işe başlar, başkalarını aldatmakla sona erdirir. • Kadınlar kendilerini saldırı yoluyla savunurlar, bazen de, ani, anlaşılmaz teslim oluşlarla da saldırıya geçerler. • Ahlak konusundaki önyargılarımızı açıklamak için gelmiyoruz ya dünyaya. Ben sıradan, basmakalıp kişilerin dediklerine hiç kulak vermem; sevimli, seçkin kişilerin yapıp ettiklerine de hiç karışmam. • Hepimiz başkalarına iyilik kondurmayı severiz, çünkü hepimiz de kendi kellemizden korkarız. İyilikseverliğin temeli katıksız korkudur. Bize yararı dokunabilecek erdemleri komşumuzda görebildiğimiz için kendimizi yüce gönüllü sanarız. Hesabımızdan daha çok para çekebilelim diye bankacıyı överiz, elini cebimize atmasın diye yol kesen haydutta iyi yönler buluruz. • Mutlu olduğumuz zamanlarda hep iyi bir insan oluruz da iyi insan olduğumuz zamanlarda ille de mutlu olmayabiliriz. • İyi insan olmak demek insanın kendi kendisiyle uyum içinde olması demektir. Uyumsuzluk da insanın başkalarıyla uyum içinde olmaya zorlanması demektir. • Hem zaten kadınlar çile çekmeye erkeklerden daha yatkındılar. Duygularıyla beslenirdi onlar. Salt duygularıyla düşünürlerdi. El altında biri olsun, karşılıklı bir şeyler yaşayabilsinler diye sevgili edinirlerdi. • Kişinin kendi kendini suçlaması doyum verici bir lükstür. Kendimizi suçladığımız zaman başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Kişiyi günahtan arındıran itirafın kendisidir, yoksa günah çıkartan papaz değil. • İnsan yaşamın rengini emmeli de ayrıntılarını asla hatırlamamalı. Ayrıntılar her zaman avam işidir. • Geçmişin tek çekiciliği geçmiş olmasındadır. Oysa kadınlar perdenin ne zaman kapandığını asla bilemezler. İlle de bir altıncı perde isterler; oyunun hiçbir ilginçliği kalmadığı anda onlar sürdürmeyi önerirler. Onlara uysam her komedi trajik bir sona bağlanır, her trajediyse farsa dönüşürdü. • Yaşı ne olursa olsun, eflatun giyen hiçbir kadına güvenme. Ne de otuzbeş yaşını aşmış, pembe kurdele düşkünü kadınlara. Mutlaka arkalarında bir tarihçe var, demektir. • Yaşam konusundaki hiçbir kuram ona yaşamın kendisi kadar önemli gelmiyordu. Düşünsel kuramların, eylem ve deneyimden koptukları zaman ne denli çorak kaldıklarının iyice ayırdındaydı. Biliyordu ki duyuların da ortaya serebilecekleri, ruhunkilerden geri kalmayacak ayarda ruhsal olan gizemleri vardı. • Kötü bir sofra açan, kalitesiz şarap sunan kişinin özel yaşantısında kusursuz bir insan olduğunu bilmek neye yarar? Baş yemeğin sofraya soğuk gelişinin günahını en üstün erdemler bile ödeyemez! Biçim, sosyete için kesinlikle vazgeçilmeyecek bir öğedir. • Kadınların yeniden evlenmeleri ilk kocalarından nefret ettikleri içindir. Erkeklerin yeniden evlenmeleriyse ilk karılarına tapındıkları içindir. Kadınlar şanslarını denemek uğruna yaparlar bunu, erkeklerse şanslarını yitirmek pahasına. • Kadınlar kusurlarımızdan ötürü severler bizi. Yeterince kusurumuz varsa her türlü aksaklığımızı bağışlarlar, zekamızı bile. • Geleceği olan erkeklerle geçmişi olan kadınlardan hoşlanırım ben. • Biz kadınlar kulağımızla severiz, nasıl ki siz erkekler de gözünüzle severseniz. • Karmaşık ve gergin huylu kişiler hep böyledir. Çok güçlü olan duyguları ya incitir ya da eğilir. Ya öldürür ya da ölür. Sığ hüzünler, sığ aşklar uzun ömürlüdür. Büyük aşklar, büyük üzüntülerse kendi büyüklüklerinin kurbanı olurlar. • Kişi ancak iki yoldan ulaşabilir uygarlığa. Biri kültürlü olmak, öbürü de ahlaksız olmak. Kent dışında yaşayanlar bunların ikisine de fırsat bulamadıkları için durgun sular gibi yosun tutup giderler.

Nöbet
10/1007.12.2013

Baskı: Nöbet

dean r.koontz benim favori gerilim yazarımdır, bu da ilk okuduğum ama çoğunluk tarafından da en iyi kabul edilen kitabıdır. Tavsiye ederim..

Baskı: Kıvılcım Anı Küçük Şeyler Nasıl Büyük Farklar Yaratır

mükemmel bir kitap... küçücük başlayan şeylerin nasıl kıvılcımlanarak akımlara, kitleleri arkasından sürükleyen olaylara dönüştüğünü anlatıyor:)

Çatırtı
8/1007.12.2013

Baskı: Çatırtı

kısa ama yeterince korkutucu...

Baskı: Aşka Şeytan Karışır

çok akıcı, Hande Altaylı'nın ilk ve en güzel romanı...

Bedava
9/1007.12.2013

Baskı: Bedava

Çok ilginç saptamalarla dolu, harika bir kitapla karşı karşıyayız. Uzun Kuyruk’un yazarı Chris Anderson, bu kitapta “bedava”nın ne kadar çok yerde karşımıza çıktığını örnekleriyle gösteriyor. “Herşey çok pahalı!”, “Az parayla iyi hayat bu devirde imkansız!” diyenlerdenseniz bu kitabı mutlaka okumalısınız… Günümüz bolluk şartlarının ve internet ekonomisinin nasıl herşeyi mümkün kıldığını gözlerinizle görün, kanıtlarıyla okuyun… Kitaptan anlatılacak çok şey var ama okuma zevkinizi rezil etmek istemiyorum. Grafiklerle süslü bir anlatım tarzı var. İlgi çekici bazı başlıklardan bahsedeyim, belki kitabı alma kararınızda yardımcı olur: - Önemsenemeyecek kadar ucuz: Bir şeyin fiyatı her yıl yarılanırsa sıfır kaçınılmaz olur - Enformasyon bedava olmak istiyor - Bedava ile rekabet etmek - Bedava ekonomi ne kadar büyük? - Parasal olmayan ekonomiler - İsraf (bazen) iyidir : Bolluktan yararlanmanın en iyi yolu kontrolü bırakmaktır - Bedava dünya - Freemium taktikleri - Bedava’yı temel alan 50 iş modeli

Görünmeyen Ekonomi
10/1007.12.2013

Baskı: Görünmeyen Ekonomi

Boyner Yayınları’ndan muhteşem bir kitap daha… Alıcaklar için kitabın tadını kaçırmadan biraz uzun bahsedecem, kusura bakmayın. Kitapta uzun uzun ispatlanan çok ilginç tespit ve çıkarsamalardan örnekler: - Seçimler: Siyasi bir aday için esas önemli olan şey ne kadar harcama yaptığı değildir; önemli olan “adayın kim olduğu”dur. Bazı politikacılar seçmenler için doğal olarak caziptirler, diğerleri ise açıkça cazip değildirler ve hiçbir para miktarı bunu değiştiremez. - Hile yapma yöntemleri nelerdir ve hile yapanları nasıl yakalayabiliriz? Bir İsrail kreşinden hikayeler… - Sınavlarda öğrencilere yardım eden hileci öğretmenler - Sumo güreşindeki müthiş yolsuzluklar - Bir bagel satıcısının gözlemleri: Hala umut var! İnsanoğlu sandığımızdan daha dürüst olabilir mi? - Ku Klux Klan nasıl içeriden çökertilir? - Neden her tür uzman sizi sömürmek için mükemmel konumdadır? - Emlakçıların şifreleri: Nasıl ev satarlar? - İnternetten randevulaşanlar hangi konularda yalan söylerler? - Neden fahişeler mimarlardan daha çok kazanır? - Hangisi daha tehlikelidir: bir silah mi yoksa bir yüzme havuzu mu? (silah dediyseniz bilemediniz!) - Siyahlarla beyazlar arasındaki sınav sonuçları farkları ve “beyazlar gibi davranmak” - İyi bir okul neden sandığınız kadar iyi olmayabilir? - Çocuklarına Winner (Kazanan) ve Loser (Kaybeden) isimlerini koyan bir baba… İsimler çocukların geleceğinde ne kadar etkili oldu? Merak ediyorsanız, cevabı kitapta… - İsimler,isimler,isimler.. En siyah ve en beyaz isimler. En üst ve en alt tabakadaki isimler ve yıllar içindeki değişimleri. Size isminizi verdikleri zaman ebeveynleriniz ne düşünüyorlardı? Eğer gerçekten kötü bir isminiz varsa değiştirmeniz gerekir mi? Ve daha birçok ilginç konu…. Ülkemizi de ilgilendiren son birkaç konuyla tamamlamak istiyorum. Televizyonlarda konuşan sözüm ona uzmanların ne kadar gerçeklerden uzak,yanıltıcı olduğunu göstermesi açısından bu kitap bir fenomen… Keşke okusalar da ders çıkarsalar. Çünkü “these are facts”, “not gossips”… - Nicola Çavuşesku’nun kürtaj hakkında zor yoldan öğrendiği şey nedir? (50 yıl önce yasakladığı şeyi sonra serbest bırakmak zorunda kaldı, biz 2013 yılında hala tartışıyoruz!) - Patlayan ekonomi suç dalgasını azaltır mı? (Neden olmadığını okuyun, öğrenin) - Jane Roe: Kürtaj hakkında Amerika’nın tarihi davası… 22 Ocak 1973′de bir ayıptan dönüldü ve kürtaj, tüm Amerika’da yasallaştı. Kürtajın yasal olmasının en dramatik etkisi, kendisini yıllar içerisinde ancak gösteren, suç üzerindeki etkisidir. Suç oranı düşmeye başladı. Yasallaşmış kürtaj istenmeyen çocukların sayısını azalttı; istenmeyen olmak ya da yeterli ekonomik şartlara sahip olmamak çocuğu suça itiyordu; yasallaşan kürtaj, bu nedenle, daha az suça yol açtı. Bunun her ülkede ve ülkemizde de böyle olacağı kesindir. Ve nedense bu çok önemli ve avantaj, birçok ekonomist ve araştırmacı tarafından gözardı edilmiş ve açıklıkla saptanamamıştır ta ki Levitt işe el koyuncaya kadar. Kürtajın diğer olumlu sonuçları şunlar oldu: Çocuk düşürme oranları ciddi ölçüde düştü, gebelik dolayısıyla mecburi nikahlar azaldı, yurtdışına çıkıp kürtaj yaptıranların sayısında da azalma oldu.

Dip
7/1007.12.2013

Baskı: Dip

Dip, başlangıçla ustalık arasındaki uzun, zor yoldur. Dip, acemice rasgele elde edilen başarı ile gerçek başarının arasındaki farktır. Başarılı insanlar sadece Dip’ten dışarı sağ salim çıkmazla kalmaz. Oradan enerjiyle fırlayarak ayakta kalırlar. Daha çok bastırırlar, kuralları değiştirirler ve yollarına devam ederler. Bu kitap, akıllıca vazgeçmenin başarısızlık olmadığını anlatan bir kılavuzdur. Vazgeçmekten utanmayın, vazgeçmek bir “loser” olduğunuzu göstermez. Dip’inizi iyi seçin ve eğer 1. olamayacaksanız, şimdi hemen vazgeçmelisiniz. Yolunuz açık olsun:)

Nutuk (Söylev)
10/1007.12.2013

Baskı: Nutuk (Söylev)

Yakın zamana kadar okumamakla büyük hata ettiğim, her Türk gencinin Atatürk ve Cumhuriyetimizin kuruluş safhası hakkında son derece detaylı bilgi sahibi olmak için okuması gereken kitap. Her evde Kuran ile birlikte bulunmalı bence. İkisini de Türkçesinden özümsemek ve anlamak kaydıyla tabiki. Anı/biyografi şeklinde, Mayıs 1919′da Samsun’a çıkışıyla başlayan ve Kasım 1924′e kadar olan süreci anlatıyor. Değinecek çok başlık var ama iç ve dış hainler kimlerdi, Amerikan mandasını kimler istiyordu, ne zorluklarla yürütülen bir savaş olduğunu ve bu halkın bağımsızlığı için ne yüce bir mücadele verdiğini, iyi polis-kötü polis oyunlarını, dış güçlerin özellikle İngiltere’nin her türlü musibetin başı olduğunu, Mustafa Kemal Atatürk’ün kafasındaki idealleri nasıl bir süreçle hayata geçirdiğini, kaç suikastten kurtulduğunu, Meclis’te saltanat veya yabancı maşalığı yapanların hikayesini ve daha birçok şeyi ilk ağızdan kanıtlarıyla(telgraf yazışmaları) okuyacaksınız. Televizyonunun, uçağın, internetin olmadığı bir dönemdi, şifreli telgraflarla sadece savaşın yürütüldüğünü göreceksiniz. Emeller için telgrafhane basılıp ele geçiriliyormuş, şimdi de interneti ele geçirmeye çalışıyoruz, yani ilerleme yok mu desek:P Türk milletinin ferdi hisseden herkes bu kitabı okumalı. Atamızın ruhu şad olsun…