sacredblame
@sacredblame

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Brooklyn Çılgınlıkları

Absürd kurgu adına henüz daha iyisi ile karşılaşmadığım Amerikalı yazar.Kitap sürpriz yumurta kıvamında.Belki üç yüz sayfa.Bu kadar az sayfalarda bu kadar çok ilginç olaylara vermesi ilginç.Yapay bir sürprizlik değil aslında.Sonuçta yer Amerika.Eşcinseller o kadar normal karşılanmıyor burada veya Monica Lewinsky kıvamında olaylar da pek yok. Sürükleyici,tiyatral anlamda başarılı bir Auster kitabı olmuş.Kişilerin iç yaşamlarına dair tahlillere sıkça yer vermiş bunu da okuyucunun canını sıkmadan yapmıştır.Diğer yazarlara dair bilgilerini kahramanların ağzından konuşturmuştur.Edgar E. Poe,Franz Kafka vs hakkında anlatılanları çoğu edebiyatsever bilmez.Ama satır aralarında yakalanabilir. Ölümün yakında bir zamanda kaçınılmaz olduğunu kafasına koyan yaşlı bir adamın hikayesi.Yeğenleri,eski eşi,kızı ve onların çocukları,onların sıradışı yaşamları,dolandırıcı iyi yürekli dostlar,yobaz dindarlar,pişmanlıklar,hayaller... Yine de kitabın sonunda verilen -verilmeye çalışılan mesaj- pek güzel değil.11 Eylül saldırısı kitabı okurken yüzüme verdiği gülümsemenin bir anda silinmesine yol açsa da ; -"Aklım Yugoslavya'ya takıldı;Saraybosna ve Kosova'daki dehşeti,sadece kendilerini öldürenlerden farklı olmaları nedeniyle katledilen binlerce masumu düşünüyorum." satırları ile elde var sıfır kıvamına indirgemiştir. Kitabın çevirmeni Seçkin Selvi açıklayıcı olamak adına elinden geleni yapmış.Eğer açıklama kısımları olmasaydı bir kaç nokta muallakta kalabilirdi. Sürükleyici,ilginç bir kitap okumak istiyorsanız kesinlikle kaçırmayın.

Yolda
3/1031.03.2013

Baskı: Yolda

Bu kitabın Türk versiyonu çıksa zevk alabilirsiniz.Tabi bizim hiç bir zaman hobo kuşağımız olmadı.O ayrı mesele ama bir adamın Amerika'yı eyalet eyalet dolaşması uçkur peşinde abazalık yapması çiçek çocuk ayağına göçebe yaşaması pek ilgi çekici değil.Üstelik oku oku bitmiyor. Zaten filmi de çıktı.Gidin filmini izleyin. Kristen Stewart oynuyor üstelik.

Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar

Rezil,Manyak,Lanet,Tip,Kıyak kelimelerinin;Vay canına,Tanrı aşkına,bittim buna ünlemlerinin sıkça tekrarlandığı başı sonu olayan bir kitap.Bir nevi zengin velet travması.Türkiye'de işler böyle yürümez.Okumayan çocuk yazın bir kaportacı yanına verilir zaten çocuğun aklı başına gelir. Tabi çocuk gözünden bakması,büyüklerin olmak istediği gibi değil onlara dayatıldığı gibi yaşaması küçük kahramanın sık sık midesinin bulanmasına neden oluyor. Bu kitabı okumak istememin nedeni,kitabın ismi aslında.Neden Çavdar Tarlası? Bunu kitabın 162. sayfasında anlayabiliyorsunuz. "Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta- yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey." Kısaca küçük kahraman babası gibi avukat abisi gibi yazar olmak yerine Çavdar tarlasında çocuk yakalayıcısı olmak istiyormuş.

Baskı: Aklından Bir Sayı Tut (Dave Gurney, #1)

Bir yazarın ilk romanı olması açısından başarılı sayılabilir.Ama bu kadar satan ve okunan roman bu muymuş? demekten kendimi alamadım.Güzel başladı ortasında yarım bırakmayı düşündüm sonu biraz hareketliydi.Klasik bir seri katil hikayesi.Hatta kitaba ismini veren olay olmasa aşırı derecede sıradan bir hikaye denebilir.

Beyaz Diş
10/1024.03.2013

Baskı: Beyaz Diş

Jack London'ın Amerika'da yazarlıkla voleyi vuran ilk Amerikalı olduğunu duyunca şaşırmıştım.Üstelik sosyalist olmasına rağmen.Sanırım Beyaz Diş kitabını okumak bunun nedenini anlamaya yetiyor.Altı üstü bir kurt köpeğinin hikayesi ne kadar ilginç olabilir ki önyargısı ile yıllarca okumayı ertelediğim bir kitap olsa da okuyunca ne çok şey kaçırmış olduğumu fark ettim. Bir solukta okuyabileceğiniz mükemmel kurguya sahip okudukça kendisine çeken bir sonraki sayfasını merak ettiğiniz kimi zaman hüzünlendiren kimi zaman gülümseten bir eser.Okumayan çok şey kaybeder.

On Küçük Zenci
9/1022.03.2013

Baskı: On Küçük Zenci

Çok zekice hazırlanmış bir kurgu.Okuduğum ilk Agatha Christie romanı olması nedeniyle diğerleri ile kıyas yapamasam da kulvarında dahiyane bir kitap diyebilirim.Hatta sonunda cinayetlerden sorumlu kişinin bıraktığı not olmasaydı yine de olaylar aydınlatılamaz bizde meraktan çatlardık.Mükemmel bir akıcılık barındıran kitabı bu tür romanlara merakı olmayanlar bile büyük bir keyif ve bağımlılıkla okuyabilir.Duyduk duymadık demeyin.

Dublörün Dilemması
9/1021.03.2013

Baskı: Dublörün Dilemması

Tarz yapmaya çalışan moloz yığınlarını hemen anlarım ama ne kadar ilginç olursa olsun bu kitap öyle değil.Altı çizilecek sözler kitabın 1/3'i kadar.Olaylar çok marjinal.Mükemmel sıfat tamlamaları.Elinize almanız yeterli zaten hemen okuyup bitirebilirsiniz.

Boyalı Kuş
10/1015.03.2013

Baskı: Boyalı Kuş

Kitabı benimle takas eden periyodik neşriyat'a teşekkür ediyor sayesinde ilginç bir kitap okuduğumu belirtmek istiyorum.Olay küçük kahramanın gözünden anlatılmış.Beklemediğim kadar akıcı,edebi. Altı çizilesi sözcükler barındıran kitap. (...)Beni şaşırtıyordu şu Almanlar.Amma ziyankardılar ha!Böylesine acımasız,sefil bir dünyanın hakimi olmak neye yarardı?(...) Biraz mide gerektiren cinsten.1940'lar Almanya'sı desem zaten ne kadar mide gerektiği anlaşılır.Okuduğum kitabın yayınevi E yayınları.Kitabın kapağında denildiği gibi 'Cehaletin,boş inancın tuzağı insanlar(...)' Arka planında olayları şekillendiren şiddetin şiirini yazan J. Kosinski eserini şiddetle okumanızı tavsiye ederim.

Bakire ile Çingene
5/1004.03.2013

Baskı: Bakire ile Çingene

Dönemin yasaklı yazarı Lawrence'ın ilginç bir kitabı.Amaç genel ahlak kurallarına başkaldırmak.-ki bunu da başarmış-.Belki biz Türk olduğumuz için aykırı kısmı nerede diye sorabiliriz ancak yıl 1885'ler bir rahip kızı ve bir çingene arası ilişki anlatılıyor.Dolayısıyla tepki toplaması gayet normaldir.Kurallara karşı gelmeye çalışan ergenler ,özgür irade ve bireysel tercihler var.Dışlanmak adına daha ne yazabilirsiniz ki? -hele ki bayan ise-,

Akl-ı Kemal 2. Cilt
10/1026.02.2013

Baskı: Akl-ı Kemal 2. Cilt

İçerikten; Hoca geliyor, söylüyor, çocuklar ezberliyor. Bu çocukları köleleştirme eğitimidir. Köle olan köle yapmaya çalışır. İnsanlar her yerde böyle yetiştirildikçe, barış olmaz. Biz Köy Enstitüleriyle eğitime -yaşayarak ve yaratarak eğitim-i katmıştık. Böyle bir eğitime doğru gidilseydi dünyada savaş olmazdı. Çünkü o, doğayla, gökyüzüyle, eşyayla birlikte gelişen gerçek bir insan olurdu. 20.yüzyılda Türklerin yarattığı ve insanlığa armağan ettiği en büyük iştir Köy Enstitüleri. Ben üç şeyle övünmesini isterim Türkiye’nin: Atatürk’ün gerçekleştirdiği kendine dönüş ve bağımsızlık politikası, Hakkı Tonguç’un gerçekleştirdiği demokratik eğitim. Ve Nazım Hikmet’in getirdiği insancıl, ulusal şiir… Az katkı değildir bunlar insanlığa, atom icat etmekten daha büyük bir katkıdır… Yaşar KEMAL Köy Enstitüleri’nin neden kapatıldığını ise DP milletvekili Kinyas Kartal şöyle açıklamıştı: “Köy Enstitüleri gelişiyor. Biz ağalar toplandık. Bu Köy Enstitüleri 10 yıl daha sürerse Doğu’da ağalık ölecek... 1950 seçimleri öncesinde Demokrat Parti ile pazarlık yaptık ve Köy Enstitüleri’ni kapatmaya söz verirseniz oyumuzu size vereceğiz dedik. Söz verdiler oyumuzu verdik. Enstitüleri de kapattırdık.” İçerik bakımından sadece köy enstitüleri değil merak edilen,her ağzı olanın konuştuğu konular kaynakçaları ile mevcuttur.Kesinlikle okunması gereken bir kitap.Tavsiye ederim.

Baskı: Dr. Jekyll ve Mr. Hyde Ve Diğer Fantastik Öyküler

Dili ve tiyatral anlamda canlandırmayı İngiliz yazarlarına bu kadar benzetmeye çalıştıkları için olsa gerek İskoç yazarlardan hoşlanmıyorum.Kitap üç hikayeden oluşuyor.Konular güzel ama ilginç bir konu bu kadar mı uyuşuk anlatılır.Bitse de kurtulsam artık dediğim ender kitaplardan biri işte.

Akl-ı Kemal 1. Cilt
7/1018.02.2013

Baskı: Akl-ı Kemal 1. Cilt

Diğer iki cildi nasıldır bilmem ama birinci cildinde beklediğim bilgi ve akıcılığı bulamadım.Ara ara serpiştirilmiş bilinmeyen bilgiler bulunmasa kendini zor okutur veya Cumhuriyet tarihi hakkında hiç bilgisi olmayan insanlar için tatmin edici bir kaynak olabilir.

Baskı: Cumhuriyet Tarihi Yalanları 2. Kitap

Tek parti camileri kapattı yalanının kökeni: (...)1942 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın en alevli günlerinde Hitler’in orduları sınırımıza dayandı. İsmet Paşa (...) İstanbul’daki saraylarda ve müzelerde bulunan tarihi eşyaları, zarar görmemeleri için Alman uçaklarının menzil dışında kalan bölgelerdeki camilere koymayı düşündü. O nedenle bütün saray eşyalarını, padişahların tahtlarını, mücevherleri, kutsal emanetleri, Hazreti Muhammed’in sancağını, kılıcını, Hırkai Saadeti, Hazreti Osman’ın kanlı Kuran’ı Kerimi’ni, Atatürk’ün Samsun’da çıktığı tahta iskeleyi, müzelerde ne varsa tümünü tam 48 vagona yerleştirerek Niğde’ye gönderdi. (...)Bu değerli eşyalar Niğde’de 3 camiye yerleştirildi. Camilerin etrafına nöbetçi askerler yerleştirildi.” İşte İsmet Paşa ve CHP düşmanları bu işi çarpıtarak “CHP; camileri depo yaptı!” yalanını parlattılar; halkı bununla kandırdılar. YA ABDÜLHAMİT? Savaş günlerinde camilerin milletin yararına olacak biçimde kullanılmasından daha güzel ne olabilir ki? Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamit; İstanbul’un camilerini uzunca bir süre bir tür otel gibi kullanıma açmıştı. Tarihimizde 93 Harbi diye bilinen 1877-78 Osmanlı -Rus savaşları vardır. Bu savaşlarda Osmanlı orduları yenilince hem Balkanlardan hem Kafkasya bölgesinden yüz binlerce göçmen geldi. Sultan Abdülhamit; bu insanları Sultan Ahmet Camii, Ayasofya, Beyazıt, Süleymaniye Camii gibi camilere yerleştirdi. Böylece camiler bir tür otel gibi kullanıldı. Bundan sonra 1912’de patlayan Balkan Savaşlarında da aynı durum ortaya çıktı. Balkanlar’dan kaçan Türkler; İstanbul’a sığındılar ve bunlar camilere yerleştirilerek koruma altına alındılar. Bütün bunlar; gayet doğaldır; çünkü camiler; sadece namaz kılınan yerler değildir; insanlara hizmet noktalarıdır. Bu kitabın sadece küçük bir bölümü.Bir çok tarih öğrencisinin dahi bilmediği detayları içeren kitabı Kesinlikle okumalısınız.Şu aralar pek meşhur olan çirkin söylemlere doyurucu cevaplar verilmiştir.Bir roman edasında okuyabileceğiniz kitabın okunması kafanızda acebaların yanıtını açısından mühimdir. Sinan Meydan belgelere,birebir tanıklara dayalı bir anlatımı tercih etmiştir.Akıcı bir anlatımı vardır.Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Açlık Sanatçısı
8/1009.02.2013

Baskı: Açlık Sanatçısı

Kafka okumak yüksek konsantrasyon isteyen bir iştir. Okurken dağılan dikkat Kafka'yi sıkıcı yapar. Anlattığı olaylar ilginç olmakla birlikte anlatım biçimi itibariyle detaycıdır. Açlık sanatçısı içinde dört hikaye vardır: 1-Ilk acı 2-küçük bir kadın 3-açlık sanatçısı 4-şarkıcı Josephine veya fare ırkı. Ben altı kırkbeş yayınlarından okudum. Kitaba başlamadan baskı çeviri bilgileri bulunan yerde şöyle bir not var: Kadıköy'ün yağmurlu ve puslu sokaklarında hazırlanan bu kitap sizi uçurumdan aşağı atabilecek güce sahip olabilir. Herhangi bir şekilde ve özellikle izinsiz olarak iktibas edildiğinde Kadıköy'ün o bilinen,serin ve rutubetli laneti,yıllar boyunca bunu yapanı takip eder,saçları dökülür,rüyasında sürekli olarak Kadıköy sokaklarından akın akın geçerek yıllık intiharlarını gerçekleştirmeye giden lemur sürüleri görür ve derin bir yalnızlığa gömülür. Bu da kitap kadar ilginç.

Küçük Prens
8/1008.02.2013

Baskı: Küçük Prens

Çocuk masalları gibi görünüyor ancak yolculuğu sırasında içimizden birilerine rastlamış,onları masallaştırmış mantık timsali çocuk anlatılıyor. Yıldızları sayan sahiplenen adam,içtiğinden utanip içen adam,kibirli adam,kurallara sadık adam vs. Altı çizilesi satırlar mevcut. 'insanlar arasında yalnızdır insan' dedi yılan. 'sırf beni üzmek için ölmeye kalkardi' 'insanların hiçbir şey öğrenecek vakitleri yok artık. Her şeyi satıcılardan hazır alıyorlar. Ama dost satan bir satıcı olmadığından,insanların dostları da yok artık' Sadece 1 saat ayırıp arşivinize katmanız gereken bir masal.

Baskı: Cumhuriyet Tarihi Yalanları

Belki biraz uzun olacaktır yorum ancak kitabı anlamak için okunması gerekiyor. (...)“İngiltere, Avrupa ve Asya’da gerek doğrudan doğruya Sultan’ın hakimiyeti altında bulunan, Türkçe konuşan ve gerekse özerklikten faydalanan vilayetlerde, Türkiye’nin ecnebilere karşı bağımsızlığını ve memleket içinde sessizliği temin etmek için gerekli gördüğü yerleri 15 yıl süreyle işgal edecektir… İngiltere, dostluk hisleriyle duygulanarak Osmanlı Bakanlıklarında gerekli görülen yerlere İngiliz müsteşarlarının Sultan tarafından tayinlerine izin verecektir.Bundan başka İngiltere hükümeti, her vilayette birer İngiliz Başkonsolosu tayin edecek ve bu konsoloslar 15 yıl süreyle vali yanında müşavirlik görevi yapacaktır. Vilayet, Belediye Meclisleri seçimleri ve parlamento üyelerinin seçimi İngiliz konsoloslarının kontrolleri altında yapılacaktır. İngiltere hem başkent İstanbul’da hem vilayetlerde maliyi çok sıkı kontrol etme hakkına sahip olacaktır. Anayasa, Doğu halkının siyasi anlayışına ve yeteneklerine uygun olarak sadeleştirilecektir(...) Vahdettin'in sözleri: "Bir millet var koyun sürüsü...Bir çoban lazım,o da benim!" Bir anekdot: Abdülmecit Efendi,Eski Mısır Kralı Faruk'la hilafet pazarlığı yapmıştır.Mısır Kralı Faruk,halifelik makamı karşılığında 45.000 İngiliz Lirası vermiş,Cumhuriyetin ilk ve son halifesi Abdülmecit ise 200.000 İngiliz Lirası istemiştir.Taraflar anlaşamadıkları için satış gerçekleşmemiştir...Sadece bu bilgi bile Atatürk'ün halifeliği kaldırma konusunda ne kadar ne kadar haklı olduğunu göstermeye yeter sanırım(...) (...)Padişah,bu iç savaşı,1919 güzünden 1920 güzüne kadar yaklaşık bir yıl sürdürmüştür.İç savaşı Damat Ferit'ten çok Vahdettin'e mal etmek gerekir,zira bu dönemin önemli bir bölümünde Ferit iş başında değildi(...) (...)Vahdettin,1923'te Mekke'de yayınladığı beyannamede Atatürk'ü,Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için seçerek Anadolu'ya göndermediğini,MUSTAFA KEMAL'İ ANADOLU'YA GÖNDEREN KABİNEYE UYDUM" diyerek itiraf etmiştir. 237.sayfada "Paşa Paşa! devleti kurtarabilirsin" cümlesinin iç yüzü ve anlatılmayan yanları anlatılıyor. Vahdettin'in Atatürk'ü Samsun'a yollarken verdiği 40.000 altın yalanı anlatılıyor. 254.-279. sayfada sağlam tespitler yapılmıştır. 297. sayfada Fikret Başkaya'nın herhangi bir belgeye dayanmadan kendi mantıksal çıkarımlarıyla ifade ettiği sözler için Mondros ve gizli antlaşmalarla İngiltere,Rusya,Fransa,İtalya,Yunanistan'ın Osmanlıyı nasıl bölüştüğüne bakması gerekir şeklinde küçük bir hatırlatma yapmıştır.Bunun nedeni Paradigmanın İflası eserinde "kurtuluş savaşı emperyalizme karşı verilmiş bir savaş değildir." demiştir. Devamında S. Meydan gün-ay-yıl olarak emperyalist güçlerin 81 yerin işgalini sıralıyor.Dönemin gazete örnekleriyle konuya açıklık kazandırmış. İngilizlerle sıcak çatışma olmamıştır diyen ahmaklara ithaf olunacak kaynaklarla ciddi bir eser hazırlamıştır.Üstelik alfabe ile alakalı çoğu insanın bihaber olduğu bilgilere de yer vermiştir.Dili gayet basit.Asla sıkmıyor bilakis sürükleyici bir roman okur gibi sürekli okuma isteği uyandırmakta.

Baskı: Zamanın Daha Kısa Tarihi

Sicim Kuramı, Solucan Delikleri, Karadelikler, Evrenin genişlemesi, Büyük patlama gibi fiziğin temelini konu almıştır.Ancak gerçek anlamda kısa anlatmıştır.Temel soru ve sorunları açıklayabilme kaygısı ile yazan Hawking çok sevdiğim çift yarık deneyine de yer ayırmıştır.Merak edenler için basitleştirilmiş videosu; http://www.youtube.com/watch?v=q3H7wR_IR3w

Baskı: Bir Dinozorun Gezileri

Yaşantı okumaktan haz almayan kişilerce bile keyifle okunabilen,sizinle,yaşantınızla benzerlikler taşımasa bile sizi ilgilendiren bir eser haline gelmeyi başaran yapıttır.Sadece Mina Urgan yoktur içerisinde Necip Fazıl,Abidin Dino,Sait Faik de bulabilirsiniz.Türkiye nin dört bir yanını anlattığı ve yetmediğinde diğer ülkeleri de kafamda tiyatral anlatımla canlandırdığı ,tekrar okunulası,ateist ve sosyalist kadının anlatısıdır.

Körlük
6/1005.02.2013

Baskı: Körlük

Beyaz aydınlıkta kör olan insanlar ve bu salgını diğer insanlara bulaştırmanın verdiği korku ile eski bir akıl hastanesine kapatılan;sayıları gittikçe artan gruplar.Kitabın ardında yazılı olan öldürücü olmasa da tüm etik değerleri yok eden hastalık olarak tanımlamış olan yazar eminim ki etik değerlerin zaten içine edildiği bir dünyada yaşadığımızın ve bunun için beyaz veya siyah bir körlüğe ihtiyaç duymadığımızın farkında olduğu halde ilginçtir ki körlük temasını kullanmıştır. Belkide istatistiksel deyimle evrenden örnek seçip örneği genele yaymak maksadı ile kullandığı üç yüz küsür civarı insan ile seçtiği mekan olan tımarhanenin , bulunduğumuz dünyadan hiçbir farkının olmadığını göstermek istemiştir.Ve yine aynı şekilde ayakta kalabilenin güçlü olduğu söylemiyle haklı çıkmıştır. Onursuz,insanlıktan uzak,mikro milliyetçilik olan bencillik duygusunun nasılda alenen normalleştiği anlatılmıştır.Yani kısaca insanın nasıl da hayvanlaştığını.

Baskı: Güvercinin Gerdanlığı Alamut'a Dönüş

İlk kitapla mukayese edilmeyecek kalite ve tarza sahip Alamut'a dönüş.Bizler Hasan Sabbah'tan çok tapınak şovalyelerini okuduk.Yinede güzel bir hristiyanlık taşlaması,müslümanlık eleştirisi olmuş.Özellikle dinlerin kadına olan bakış açısını tarafsız bir şekilde gözler önüne sermiş.Her şey iyi güzel de sonunu Ayetullah Humeyni'ye bağlaması kadar saçma bir olgu olamaz.

Baskı: Sana Gül Bahçesi Vadetmedim

Küçük bir kız;Deborah. Kendi bileklerini keserek bir bardak içerisine akıttığı kanı farkeden ailesince tımarhaneye yatırılan mazoşist şizofren yahudi kız. Ayrı bir dile sahip Deborah,Yr'ce.Merhaba onun dilinde acı çek kurban anlamına gelmekte. Toplumun onu dışlaması,aşağılaması nedeniyle kendi kafasında yarattığı dünyanın ayrıntılarını anlatan yazar bir nevi kendi hayatına değinmiştir.Nedeni yazar Joanne Greenberg'in de akıl hastalığı deneyiminin bulunmasıdır. Velhasıl akıl hastanesinde yaşadıkları, iyileşme süreci,aile ilişkileri hakkında nasıl bu kadar sıkıcı yazdığını anlayabilmiş değilim.

Baskı: Küçük Şeylerin Tanrısı

Gerek duyguların gerek nesnelerin hatta dokunuşların tasviri mükemmel.Yalnız dikkat edilmesi gereken bir husus var.Kitabın başından itibaren aile soy ağacını kafanıza iyi oturmanız gerekiyor çünkü geniş bir ailenin hikayesini tarihçesi ile yer verdiğinden sonradan kim kimin halası,dayısı belli olmuyor. Normal şartlarda sadece kitabın kapağını okuyarak aldıysanız kitabı beklentiniz ;kaçma kovalama,aile içi kan davası ve bilumum çirkeflikler oluyor.Ancak bu kez farklı.Hint kültüründe arabeskler farklı yaşanıyor.Hatta kitabın konusunu oluşturan bu direnişçi aşka son 50 sayfada rastlıyorsunuz.Öyle yeşilçam misali ayrılık ve gözyaşına maruz kalan çiftlerde yok. Kitapta yalnız Hindistan kast sistemine değil feminist esintilere de rastlıyorsunuz. Hikaye kısaca şu;Bir toplum düşünün ee hint toplumundan bahsediyorsak İngiliz etkisinde olan bir toplum.Bu toplumda bir kadın dul kalmış iki çocuk sahibi,sonradan paravan denen toplumda en aşağı tabakada sayılan bir adama aşık olur.İkiside bilir imkansız olduğunu bu yüzden hep küçük şeylerle yetinirler.Ama bir yere kadar tabi.

Koleksiyoncu
6/1005.02.2013

Baskı: Koleksiyoncu

Saplantılı bir kelebek koleksiyoncusunun saplantılı aşkını anlatır.Eser hem seven hem sevilen kişi tarafından anlatılır.Seven açısından okurken sevilene kızabilir,sevilen açısından okuyunca sevene kızabilirsiniz.Ancak esas olan üçüncü bölümdür.

Tutunamayanlar
5/1005.02.2013

Baskı: Tutunamayanlar

Çok zekice mısralar da var; (...)Etrafta sinirlenecek ne çok şey var.Önce sinekler...Sonra öğle sıcağında güneş...Yakar Allah deyu deyu...Bir bu eksikti,bir de mısralar takılsın aklıma.(...) Yine de neden bu kitabın abartıldığını anlayamadım.Basit bir dilde olayın içeriği şu; Selim intihar eder,Turgut'da Selim'in en yakın arkadaşıdır,Selim'in ölümünün ardından onun çevresine,bıraktıklarına bakarak Selim'i keşfeder onu anlamaya çalışır.O sıkıntılı halleri öyle bir anlatıyor ki kitabı okurken sıkıldım.Sürpriz bir son yok.içsesleri başarılı bir şekilde konuşturmuş.Ama sayesinde zaten bildiğim bir şeyin bir adı olduğunu öğrendim>;Lavoisier Kanunu

ÖncekiSayfa 6 / 8Sonraki