
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Sahilde Kafka
Haruki Murakami'nin okuduğum ilk kitabı ama kesinlikle son olmayacak. Japon edebiyatına şans vermeliyim diye düşünmeme neden oldu. Kitap kesinlikle harika. Normalde tasvir okumaktan hiç hoşlanmadığım halde bütünlük bozulmasın diye tüm tasvirleri canlandıra canlandıra okudum. Kitap konusu çok ilginç hatta sürrealist denebilir. Sanki yazar LSD alarak yazmış gibi. Cinsel öğelere bolca yer veren (ensestlik derecesine varacak kadar) yine de rahatsızlık vermeyen ilginç bir olay dizisi. Feminizm, faşizm, komünizm, antimilitarizm ne ararsanız var. Kafka adlı bir genç kehanetler,paralel evrenler,hayvanlarla konuşabilen insanlar,absürtlükler.(Normalde kısaca olaya değinebilirdim ama o kadar karışık ki anlatımaz yaşanır kitaplarından biri işte.)
Baskı: Genesis
Okuduğum en güzel bilim kurgu romanıdır. Android insan fikir kapışmaları içerdiği kısımlara hayran kaldım. Bir android neden insan ırkından üstün olduğunu bir insan da neden bir android ırkından üstün olduğunu anlatırsa ortaya harika bir şey çıkar. Konusuna gelince; Bu bir distopya. Abd savaşıyor çevre kirlilliği artıyor yaşanmaz hale geliyor o sırada Plato isimli bir adam var parasını bir adaya yatırım yapıyor ki orayı yaşanacak hale getirmek için.Bölge bir süre sonra karantinaya alınıyor dışardan gelenlere kapanıyor virüslü olduklarına inanılıyor.Girmek isteyenler tereddütsüz öldürülüyor. Yalnız birgün Adam isminde bir adam vicdanını dinliyor ve bir kız çocuğunun adaya girmesini sağlıyor.Adam akalanıyor ve bir androidle aynı hücreye kapatılıyor.Diyaloglar sonrasında başlıyor.Misal; Ben bir makine değilim. Çünkü bir makine sabah vakti ıslak çimenin kokusunu, ya da ağlayan bir bebeğin sesini anlayabilir mi? Ben ılık güneşin tenimdeki hissiyim; ben üzerimde kırılan serin bir dalganın duyumsamasıyım. Ben hiç görmediğim, ama gözlerim kapalıyken hayal edebildiğim yerlerim. Ben bir kadının nefesinin tadı, saçının rengiyim. Yaşamımın kısalığı sana alay konusu oluyor, ama benim içime yaşam ateşini üfleyen de bu ölüm korkusunun kendisidir. Ben düşünce hakkında düşünen düşünürüm. Ben merakım, ben mantığım, ben aşkım ve ben nefretim. Ben aldırmazlığım. Ben bir babanın oğluyum, ki o da bir babanın oğluydu. Ben annemin gülme nedeni ve ağlama nedeniyim. Ben harikayım ve ben olağan üstüyüm. Evet, dünya senin devrelerinin içinden geçip giderken düğmelerine basabilir. Ama dünya benim içimden geçip gitmez. Oyalanır. Ben onun içindeyim, o da benim içimde. Ben evrenin kendini bilmesine olanak sağlayan aracım.Ben bir makinenin asla yapamayacağı şeyim. Ben anlamım. Yani kitapta anlatılmaya çalışılan insanı bir makineden ayıran nedir? Yalnız sonu sürprizle bitiyor. Kesinlikle beklemiyordum. Bilim kurgu sevenlerin kesinlikle bir oturuşta okuyabileceği bir kitap.
Baskı: Günlerin Köpüğü
Çok farklı bir aşk romanı olduğu kesin. Zaten Boris Ivan'da bunu 2 saat içinde ve uyuşturucu etkisi altında yazmış. Evcil hayvan niyetine beslenen fareler falan var.(kitabın sonunda kederinden intihar edecek ve fare konuşuyor) Şimdi bir adam var bir kadını çok seviyor hemen de evleniyorlar. Kadının ciğerlerinde Lotus çiçeği büyüyor iyileşmesi için de servetinin tamamını harcıyor.Adam zengin tabi o kadar zengin ki kankası da evlensin diye servetinin dörtte birini ona veriyor ama kankası. Jean-Sol Partre ve Bovouard Düşesi konusunda takıntılı olduğu için tüm serveti onun kitaplarına harcıyor. Kimisi metafor anlatım diyor ama metafor anlatımda bir kişi veya olayın ardına gizlenen totemler kullanılır. Uyuşturucu etkisi altında yazılmış bir kitabın metaforik bir anlatım olacağına inanmıyorum açıkçası.Sürrealizmin abartılmış hali sadece.
Baskı: Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
Tamamen sembolik bir kitap ama önce biraz konusuna değinirsek; Santiago isimli bir balıkçı vardır. Yaşlı bir adamdır ve günlerdir balık avlamaya çıktığı halde hiç balık tutamaz.Yanındaki küçük yardımcının bile (yaşlı adamın talihsizliğinden) ailesi artık onunla çalışmasını istemez. Tabi birgün tek başına denize açıldığında oltasına çok büyük bir balık gelir balıkla olan mücadelesini onu kaybetmemek için yaşadıklarını anlatır Hemingway. Yalnız bu sadece bir balık yakalama ve denizci hikayesi değildir. Metafor anlatım tercih edilmiştir. Mesela; Hemingway sıkı bir dindar olmasına rağmen hikayedeki denizcinin dini inançları kendisinin de itirafı ile azdır. İnatçı bir umut taşır balıkçı; ''Yenilmedim aslında belki biraz fazla açıldım o kadar.'' Yaşlı adamı İsa ile özdeşleştirenler de olmuştur. Ne de olsa bir yelken direğini sırtına alıp İsa'nın çarmıhı gibi sırtında taşımak,uyurken çarmıhtan indiriliş sonrası yatış pozisyonu almak gibi... Bu arada yeni öğrendiğim üzere Santiago İspanyolca'da Aziz Yakup'a verilen isimdir ve çile çekişin sembolüdür. Tabi benim gibi eline olta dahi almamış insanlara başta çok sıkıcı gelebilir hikaye ama bir süre sonra bunun bir balıkçı romanı olmadığını anladığınızda kitaba odaklanabilirsiniz. Bu arada bu Kübalı balıkçı da gerçektir. 2004 yılında 104 yaşında ölmüş bir balıkçıdır.
Baskı: Ramtha / Eşruhlar
Tam bir saçmalık. Saçmalığın nedeni konusunun eşruhlar olması değil. Kendi ile çelişen ifadeler kullanması. Hem eşruhunuz sizin içinizde o sizsiniz diyip hem de siz mutlu hissederseniz diğer ruh da bunu hissedip mutlu olur demesi. Dejavuyu açıklaması berbat ötesiydi. Hayatımda duyduğum en kötü açıklamaydı. Mısır'a piramitleri görmeye gittiğiniz vakit dejavu olursanız kesin önceki yaşamda da orada olmuşsunuz demesi tam bir fiyaskoydu. E ben Mısır'da değil evimde dejavu oluyorum önceki yaşamımda da mı evimdeydim? Adam(veya her neyse) seminerine kursuna katılan herkesi (seminer 1000 dolarmış bu arada) tanrı olduğuna inandırmış onu buldurmaya çalışıyor. 1000 dolara tanrı bulunur =) Tasavvuf okuyun arkadaşlarım Enel Hak'kı araştrın Tasavvuf Metafiziğine bakın ama para karşılığı tanrılaşma saçmalığına girmeyin. Zaten Ramtha denen kişi de sözde başka dünyadan bizim dünyamıza gelmiş bir erkek tanrı ama kadın bedeni kullanıyor.
Baskı: Demir Ökçe
Distopyaların en oligarşiğinden güzel bir Jack London kitabı. Kitap kahramanın ağzından öncelikle münazara ile başlar. Sosyalizm neden gereklidir? Oligarşi neden yanlıştır? Doğru olan nedir? sorularının cevaplarını verir. Das Kapitalin öykülenmiş hali gibidir. Malum Das Kapital okunabilecek en sıkıcı sosyalizm kitabıdır ama Demir Ökçe Das Kapital'in eğlenceli halidir. Tabi içinde küçük bir parça aşk da vardır. Babası fabrikatör olan bir kızın sosyalist bir devrimciye aşık olması gibi. Çok yabancı değil aslında günümüze sonuçta aristokrasinin günümüzde proleter yapıyı nasıl sömürdüğü ezdiği ve kendi yasaları ile alaşağı ettiği konusunda fikir birliğine varılırsa Jack Londan çok da farklı bir şey anlatmamıştır. Yine de üstüne basa basa anlatmaya çalıştığı şey örgütlenmeyen güç güç değildir.
Baskı: Incognito: Beynin Gizli Hayatı
Incognito İtanyanca bilinmeyen demek. İçinde ilginç bilgiler barındıran bilinç ve bilinçaltına dair bir kitap. İnsanlar dik oturunca daha mutlu hissederler, alkol alınca ortaya çıkan kişiliğin gerçek olup olmadığı,eşinize(sevgilinize) olan sadakatin genetik olabileceği,dinlemediğiniz halde bir konuşmada isminiz geçince neden kulak kesiliriz?,kimse kendini gıdıklayamaz ama şizofreni hastaları bunu yapabilir gibi ilginç ve hayret edilesi bir sürü bilgi barındıran bir kitap. Kısaca eğlenceli bir nöroloji kitabı.
Baskı: Ve Dağlar Yankılandı
Kutsal dram kitabı çıkmış ortaya. Kitap kapağındaki abi kardeşe aldanmayın. O sadece bir başlangıç.Devamında karakterler kalabalıklaşıyor ve her birinin kendi dramı tüm detayları ile anlatılıyor. ''İyi de kardeşim sonuçta bu iki kardeş kavuşuyor mu?'' diyorsunuz. Diğer Hosseini kitapları gibi akıcı yalnız fazla kalabalık. (Tabi yine kahraman Amerika profili). Olaylar kelebek etkisi kıvamında. Birinin tanıdığının tanıdığı diğerinin tanıdığının tanıdığının tanıdığını tanıyor gibi olmuş.Uçurtma avcısı gibi değil.Daha karışık ve daha çok takip zorunluluğu var.Kim kimin nesi oluyordu iyi bilmelisiniz yoksa ilerideki sürprizi kaçırabilirsiniz.Uçurtma avcısı ile tek ortak yanı sade olan dili. Yine de kitap öyle hüzünlü ve hareketli başladı ki maalesef sonunda sadece hüzün kaldı.
Baskı: Fahrenheit 451
Bir çoğumuzun bildiği üzere Fahrenheit 451 kağıdın yanma derecesi. Neden bu isim? Çünkü kitabın konusu bu. Bir dünya düşünün kitaplar yasaklanmış.Evde kitap mı bulunduruyorsunuz hemen itfaiye gelir evinizi yakar.(İtfaiyenin asıl işlevinin yangın söndürmek değil ev yakmak olduğu bir dünya). Eh her yasak kendi isyancısını da yaratır mantığıyla aklı mantığı yerine gelmeye başlayan ya da gelmiş ve sistemden hükümetten kaçan insanlar da var. Kaçanların çoğu da Ya harverd'da kürsü sahibi ya başka bir üniversitede hoca. İnsanlar TV'lere hapsolmuş.Duvardan duvara Tv alıp saçma programları izlemek ana dertleri. Yalnız bize çok uzak bir dünya da değil hani. Özellikle şu satırları okurken 'hadi canım aynı biz dedirtiyor.' Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme, birini ver. Daha da iyisi hiç verme. Bırak savaş gibi bir şeyin var olduğunu unutsun. Eğer Devlet yetersizse, havaleliyse ve vergi delisiyse, insanların Devlet üzerine endişelenmesindense bırak böyle olsun. Huzur, Montag. Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini, devletlerin başkentlerini veya Iowa'da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası olaylarla tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle gerçekten zeki hissetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar, çünkü bu tür olaylar değişmezler. Olayların bağlantılarını kurmaları için onlara felsefe ve sosyoloji gibi kaypak şeyler verme. O zaman melankolik olurlar. Bugünlerde birçok adamın yapabildiği gibi, TV duvarını ayırıp tekrar birleştiren kişi, insanı kaba, hayvansı hissettirmeden ölçülüp biçilemeyecek olan evreni ölçüp biçmeye çalışan kişiden daha mutludur. Biliyorum, ben denedim, cehenneme kadar yolu var. Sen kulüplerini ve partilerini, akrobatlarını ve sihirbazlarını, gözüpek adamlarını, jet arabalarını, motosiklet helikopterlerini, seks ve eroini, otomatik refleksle yapılacak her şeyi getir onlara.”
Baskı: Asi Ruhlar
Kitabın neredeyse 3/4'ü sonu merak edilesi hikayelerle dolu. Her bir hikaye mükemmel bir edebi tarz ile anlatılmış yerel bir edebiyat esintisi taşıyor. Kahramanlar devrimci, inandıkları uğruna ölmeyi göze alanlardan oluşuyor. Devrimci dediysem elinde kızıl bayrak oradan oraya koşmuyor. Kimisi aşkı için devrimci olmuş aşkı paraya servete tercih etmiş kimisi kaderine karşı gelmiş kimisi haksızlığa. Kadın konusunda ciddi anlamda bir sistem eleştirisi var. Kiliseye ise bir başkaldırı. ... bir insan... başka bir insanı öldürdü; herkes, azılı katil dedi. kral onu öldürdü; herkes adaletli kral dedi. ... bir insan... kiliseyi soymaya kalktı; herkes, gözü dönmüş hırsız dedi. kral onun hayatını elinden aldı; herkes, erdemli kral dedi. ... bir kadın... kocasına ihanet etti; herkes, fahişe dedi. kral onu çıplak olarak teşhir etti ve herkesin gözü önünde taşlayarak öldürttü, asil kral dediler. kan dökmek haramdır. peki, kralın kan dökmesi helal midir? mal gasbetmek suçtur. peki, can gasbetmek erdem midir? kadının ihaneti iğrençtir. fakat insanı taşlayarak öldürmek güzel midir? yasa, bir kötülüğe, daha büyük bir kötülük ile karşılık vermek midir? töre, bir yanlışı, daha büyük bir yanlışlıkla düzeltmek midir? adalet, bir suçu, daha büyük bir suçla cezalandırmak mıdır? --------------------------------------------------------------------------- Güçlü zenginlerin konaklarına ,zayıf fakirlerin kulübelerine girdim .Fildişi parçalarıyla ,altın iplikleriyle süslenmiş odalarda ,ümitsizliğin gölgesiyle ölümlerin nefesleriyle dolu barınaklarda durdum ,çocukları sütle birlikte köleliği emerken ,oğlan çocuklarını alfabeyle beraber boyun eğmeyi bellerken ; kızları ,elbiselerine tutsaklık ve baş eğmeyi astar olarak geçirmiş giyerken ,kadınları itaat ve uysallık yataklarında uyurken gördüm . -------------------------------------------------------------------------- Hemen hemen bir çok konuya değinen yazarın kitabında kölelik çeşitlerinden, fabllara,insanlık dersinden,aforizmalara dek birçok şey mevcut.
Baskı: Martin Eden
Belki şimdi sınıf farkı bu kadar anlam ifade etmiyor küreselleşme nedeniyle yalnız o zamanlar daha belirgin olan bu fark üzerine işlenmiş roman tadından yenmez.Bulabildiğiniz en kalın cildini okumaya çalışın. Konusu;denizci olan işçi sınıfından bir gencin (Martin Eden) yazar olma sevdasıdır. Çaba bile değil bu bir aşktır. Ruth adlı bir kızı ölesiye sever. Bir yandan yazar olmaya çalışır bir yandan Ruth'u elde etmeye çalışır. Oldu mu olacak mı cidden istediğini yapcak mı? Olursa ne değişecek olmazsa Martin ne yapacak derken koca itap bitiyor. İçeriğini, okuyacak olan arkadaşlar için anlatıp beddua almak istemem yalnız kesinlikle okumanız gerekir ve kesinlikle zevk alacağınız, sizde iz bırakacak bir kitap olacaktır. Sizi temin ederim. Bu arada Jack London neden intihar etmiştir açıkça bellidir. Bir nevi Martin Eden ile özdeşleştirerek kendisini anlatmıştır.
Baskı: Midak Sokağı
Klasik bir hikaye olabilir. Bir sokak var sokağın içinde yaşayan insanlar ...Kimi dürüst kimi o.. kimi Allah'a yakın kimi hırsız. İlk 10 sayfa insan ve sokak tasviri zaten ama kalan tam bir şenlik. Kendinizi bir film izliyor havasına girmiş hissediyorsunuz. Necip Mahfuz Mısırlı bir yazar. Arap dünyasının en büyük yazarı olarak görülüyor. Türk sineması tadında diyeceğim ama filmi de çevrilmiş zaten.
Baskı: Dinle Küçük Adam
İnsan nasıl olunur? kitabıdır aslında. Altı çizilesi not alınası sonra da çerçeveye alıp duvara asılası sözcüklerin 100 sayfa bile etmeyen bir kitaba sığdırılmasının somut hali. Keşke diyor insan keşke olsa böyle. ''Çünkü sana bir şey verenden çalıyor, seni soyana bir şeyler veriyorsun. Konuşma ve eleştirme özgürlüğüyle sorumsuz gevezelik ve adî şakaları birbirine karıştırıyorsun. Eleştirmeye her an hazırsın, ama eleştirilmek istemiyorsun ve bu nedenle de başkalarından kopuyorsun. Başkasına saldırmaya bayılıyorsun, ama saldırı karşısında kalmaya dayanamazsın. Bu yüzdendir ki, her zaman gizli bir siperden saldırıyorsun.'' (...) Kendi mutluluğunu yiyip bitiren sensin. Tam bir özgürlük içinde mutluluğun tadını çıkardığın olmadı hiç. Bu yüzden büyük bir oburluk içinde kendi mutluluğunu yiyorsun ve mutluluk sağlama onu koruma sorumluluğunu hiç üstlenmiyorsun. Mutluluğunu korumayı, onu, bir bahçıvanın çiçeklerini, bir çiftçinin ürünlerini yetiştirdiği, onlara gereken besini verdiği gibi beslemeyi öğrenmekten yoksun bıraktılar seni. Büyük araştırmacılar, ozan ve bilgeler kendi mutluluklarını korumak için senden kaçtılar. Senin çevrende, senin yörende mutluluğu yiyip bitirmek kolay ama onu korumak çok güçtür Küçük Adam. (...) Bu büyük adamın sunduğu engin bilgi ve fikir hazinesini sen nasıl kullandın peki, Küçük Adam? Bütün söylenenlerden yalnızca tek bir sözcük kaldı kulaklarında: diktatörlük! O büyük zekânın ve koca sıcak yüreğin önüne boca ettiği şeylerden tek bir sözcük kaldı ortada: diktatörlük. Geri kalan her şeyi denize döktün, özgürlük denen şey gitti, açıklık ve hakikat, iktisadî kölelik sorunlarının çözülmesi, ileriyi görme yöntemleri... her şey, ama her şey alaşağı edildi. Yerinde olmakla birlikte istenmeyerek seçilmiş tek bir sözcük kaldı elinde: diktatörlük!
Baskı: Swastika Geceleri
Ütopta seviyor musunuz? Hele ki disütopya! Kesinlikle keyif alacaksınız bu kitaptan.Huxley'in Cesur Yeni Dünyası kadar akıcı, sürükleyici ve tabi ki feminizm öğeleri bolca var. Hitler'in zafer kazandığı üzerinden 700 yıl geçtiği, Hitlerin tanrılaştırıldığı(gökgürültüsü tanrısının kafasından doğmuş), Hristiyanlığın aşağılandığı, sadece Almanların üstün kandan geldiği bir İngilizin bile Alman tarafından aşağılandığı, kadınların gettolara doldurulduğu ve sadece Damızlık olarak kullanıldığı,saç uzatmalarının dahi yasak olduğu,güzelliklerinin bilinçli olarak kaybettirildiği, erkek bebeklerinin 18 aylıkken ellerinden alındığı kız çocuklarının kendilerine bırakıldığı ,tecavüzün yasal olduğu, kadınların kendilerini erkeklerin karşısında değersiz olarak gördüğü bir ütopya. Aslında kitap 1937'de yazılıyor ancak o dönemlerde okunmuyor çünkü tam anlamıyla bir Nazi eleştirisi.Yine ilginç olan 1937'de yazılmış olmasına rağmen Yahudi soykırımını öngörebilmiş olmasıdır.
Baskı: Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?
Yeryüzü radyoaktif bir tozla kaplanmış. Kurbağa kadar sıradan hayvanların soyları bile tükenmiş. Soyu tükenmeyen bir hayvana sahip olmak bir güç gösterisi. Düşünsenize bahçenizde koyun at besleyebiliyorsunuz. Baykuş gibi bir hayvan astronomik bir rakamla satılabiliyor. Androidler ve onlardan haberi olmayan insanların ve bir de android avcılarının olduğu bir dünyada geçen bir hikaye.Gerçek insanları androidlerden ayırmanın çeşitli yolları(testleri var) testi geçemeyen emekli ediliyor.Zaten emekli edilmezse 2 yıl sonunda ölüyorlar. Kutsal bir öğretileri var. Mercerism. Neyse çok detaya girdim sanırım ama bilim kurgu okumak istiyorsanız,seviyorsanız bu kitap okunmalı.
Baskı: Açlık
Bahsedilen açlık öyle bir açlık ki; kahramanın parmaklarını ısırıp kanıyla midesini yatıştırmaya talaş yiyerek ayakta kalmaya yeleğinin düğmelerini satıp ekmek almaya giden bir süreci anlatır.Yine de tüm bu sıkıntıların amacı yazmaktır. Namusuyla yazmak. Yoksa üç günlük açlığınızla bakkala gidip size uzatılan ekmek yerine ille de mum istemek başka türlü açıklanamazdı. Utancın açlıkla bir araya geldiği yerde, kahramanın hiç olmayan köpekleri için kasaptan kemik istemesi bunu kuytu köşede kemirmesi de açlığı en güzel anlatan bölümlerdendi. Kesinlikle okunması gereken bir Knut Hamsun kitabı. Her ne kadar kendisi Nazi Almanyası'nı öven konuşmaları nedeniyle İskandinav ülkeleri tarafından dışlanıp bir daha evinden dışarı çıkamasa da Açlık konusunun başka kimse tarafından bu kadar güzel anlatılamayacağı aşikardır.
Baskı: Oğullar ve Rencide Ruhlar (Alper Kamu, #1)
5 yaşında bir çocuk cinayet çözüyor. Perception izlemekle eşdeğer ilginç bir kitap.Nedense aklıma okurken Murat Menteş geldi. Tarzı benziyor ama kim kime benziyor anlamadım.Sürükleyici, tiyatral anlatıma sahip eğlenceli bir kitap olmuş.
Baskı: Mucizevi Mandarin
Eğer hiç depresyon atlatmamışsanız çok da anlayabileceğinizi düşünmüyorum bu kitabı.Sürekli kendini suçlama psikolojisi hatayı kendinde arama ölüm vurgusu yalnızlığın kaçınılmazlığı hissiyatı.... İçinde farklı kişilerin hikayeleri var.Kitap ismini kısa bir hikayeden alıyor.Kitap kahramanlarının birinin anlattığı hikayeden. "Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gelgelelim güzel kadının her donuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş, dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarında yığılmış, ölmüş Bu arada mandarin Çin imparatorluğunda üst düzey kamu görevlisi imiş.
Baskı: Tom Amca'nın Kulübesi
Okunması eğlenceli hüzün verici sıkılmadan okunabilecek köleliğin kaldırılmasına dayanak olan kitaptır.Konu Amerika'da geçer özellikle güneyin zenciler için ne kadar zor olduğunu anlatmaya çalışır.Kitaba konu olan Tom Amca Josiah Henson'dan esinlenmiştir.Kanada'da bir barınma evi açmıştır ve bugün müze olarak da kullanılmaktadır. Yüksek oranda Hristiyanlık öğeleri barındırmakta yine de çok ilginçtir ki İncil'den sonra en çok okunulan kitap olduğu rivayet edilir.
Baskı: Asılacak Kadın
Gecenin bu vaktinde yazmazsam ölecektim sendromuna ve sizi şoka sokan, kısa olması önemli değil cidden ağır gelen bir eser. Zaten bir hamlede okursunuz ama sanmam ki etkisinden hemen kurtulasınız.Hikayesi gerçek yaşamdan alıntıdır. Belki biraz spoiler olacak ama; kadın yargıcın diğer yargıçlara, Melek'e, öldürdüğü kocası Hüsrev'in işkence ettiğini, onu başka erkeklerle ilişkiye zorlamasının ağır tahrik sayılabileceğini söylemesine karşılık erkek yargıçlar "karısı onun gözleri önünde başka adamlarla sevişti, asıl adam kadını öldürseydi bu yaptığı ağır tahriğe girerdi" derler. ve nasıl olursa konuyu 'kadından yargıç olmaz'a bağlarlar. Roman üç bölümden oluşuyor.Biliçakımı tekniği(karakterlerin düşüncelerini olduğu gibi yazmak) kullanılmıştır.Gayet de başarılıdır. Kitap davalardan dava beğenmiştir gerekçesi ise halkın edep haya duyguları ile oynamak vs vs vs gibi saçma sapan nedenlerdir.Eğer kitabı okurken içinizin parçalanması yerine edebiniz bozuluyorsa ciddi anlamda da psikolojik yardıma ihtiyacınız var demektir. Velhasıl okunması gereken kitaplardan biridir.
Baskı: Yatak Odasında Felsefe
Simgelediği tüm iğrençliklerin duvarı olarak tanrıyı suçlarken ateistlerin bile benimsemediği bir yaşam tarzı öne sürüyor olması en büyük kaybıdır. İnançların tümüne karşı çıkarken Paganizme sahip çıkması ikinci büyük saçmasıdır. Kadınların ikinci plana atılmış olması 'cinselliğin tamamlayıcı unsuru olan kadın' ile çelişir. Dönemin siyasetinden kaynaklı olsa gerek din-devlet ilişkisini kaynaştırmış.Laik devlet kavramından bihaber. Tarihe adını yazdırmanın ancak Messelina gibi yaşamaktan geçtiğini anlatan kişinin Agora'dan Rahibe Teresa'dan haberi yokmuş. Erkek şehveti odaklı,kadına seçim hakkı bırakmayan sodomist,ensest en sağlam Snuff filmlerine taş çıkartan pornografik-(sözde) felsefe kitabı. Zaten orijinal adı da Yatak Odasında Felsefe değil Yatak odasında Terör'dür.
Baskı: Tarihi Değiştiren Gizli Servisler
CIA(Büyük Abi) KGB(Düşman Kardeş) MI6(Asil Kardeş) MOSSAD(Şimarık Küçük Kardeş) 4 büyük gizli servisin mübalağa yapmadan temelsiz dedikodulara yer vermeden objektif kısa açıklamaları.İşin daha çok magazinsel yönü üzerinde durulmuş.Arada dökülen ilginç bilgiler arada hadi canım demenize yol açabilir. Misal;KGB'nin başkanı Kennedy'i öldüren Lee Harvey Oswald'ı süikastten önce,Rusya'da yaşadığı yıllarda izlediğini ama 'işe yaramaz dengesizin teki' teşhisiyle kendisine ajanlık teklif etmekten vazgeçtiğini biliyor muydunuz? KGB içinde Putin hakkında yazılanlar,Fidel Castro için düşünülen CIA oyunları,Mata Hari gibi bilindik isimler de unutulmamış.
Baskı: Kırmızı Pazartesi
İşleneceği herkesçe bilinen göz göre göre işlenen cinayetin romanı.Cinayet Kolombiya'da işlenir.Her namus(!) davası doğulu topraklarda işlenmiyormuş.Ayrıca cinayet gerçek bir olaya dayanıyor.Kitapta Marquez ismi de geçmekte.Hatta Marquez çocukluğunda olaya tanık olmuştur. Ayrıca toplumda var olan kadın erkek eşitsizliği,toplumsal baskı,cehalet de arka planda.Kitaptaki en çarpıcı cümle bunu özetliyor. "bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım"
Baskı: Utanç
Kitabın arkasındaki Coetzee fotoğrafı ile kendisinin arasında dağlar kadar fark olan 2003 Nobel ödüllü bu yazar amcanın kitabı öyle çok sürükleyici değil.(Nobel ödülü alan yazarlara da hep şüphe ile bakmışımdır).Sadece ilginç bir konusu var.Kitabın arka kapağında bu olayın yarısı anlatılmış.Can yayınlarından okuduğum kitapta dipnotların kimisi havada kalmış.Açıklanması gereken cümle ve terimler fazla. Üstelik yazar kahramanı konuşturmamış onun yerine kendi ağzından anlatmıştır.Lord Byron'a bulanmış kitap içerisinde metresinden düşüncelerine kadar her şeyi bulabilirsiniz.