
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Ruhumdaki Canavar (Monster in His Eyes, #2)
Naz size ne cenneti,nede cehennemi vaat ediyor,onun size sunduğu tek şey Araf,çünkü onunla olmak tıpkı Araf'ta olmak gibi .... Gerçek Naz'a ulaşmak için çok derinlere bakmak gerekiyor,bir yanınız onun derinliğinde kaybolmak isterken,diğer yanınız son hızla kaçmanız gerektiğini fısıldıyor :) ilk kitabın finali tam bir kırılma noktasıydı,ve bu bize ikinci kitapta gerçek Naz'ı tanıma fırsatı verdi,yaşananları onun ağzından okumak güzeldi,soğukkanlı acımasız bir katilin kendisiyle yaptığı iç hesaplaşması Naz'a farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor... Naz gerçekten soğukkanlı bir katil,öldürdüğü insanların gözlerine bakarken kılı kıpırdamıyor,son yirmi yılını iki şeye adamıştı,ölen eşi ve doğmamış bebeğinin intikamını almanın yanı sıra Ray'e hizmet etmek, Ray ölen eşinin babası ve onu genç bir adamken yanına alıp katile dönüştüren kişi.. Naz ilk kitapta Karissa'ya aşık olduktan sonra ki olmasa ne güzel olurdu :) geçmişini sorgulamaya başlıyor,yıllardır görüşmediği ailesiyle bağlantı kuruyor yada kurmaya çalışıyor diyelim,yalnız bu arada işlediği cinayetlere yenilerini eklemekten de geri kalmıyor.... Karissa ilk kitaptaki kadar soğuk ve sevimsiz,yaşı gereği olsa gerek çocukça hareketleri çoktu, yetişkin gibi konuşmaktan aciz, kitabın yarısı boyunca triplerinden fenalık geldi :), kız ne aşkını ne tutkusunu yansıtamıyor, o sıcaklığı hiç bir satırda hissedemedim.. Naz bu kitapta da can almaya devam ediyor demiştim ama kendisi de ölüme yakın bir deneyim yaşıyor,ve bunun karşılığında aldığı canlardan birinin ucu Karissa'ya dokunuyor.. ilk kitaptan daha çok sevdim ikinci kitabı,ital'ya seyahatleri güzeldi,özellikle bu tatilde yaşanan yetişkin içerikli sahnelerin Naz'ın sert ve acımasız karakterini tam anlamıyla yansıttığını düşünüyorum :)) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/01/ruhumdaki-canavar-yorum.html#more
Baskı: Bekir (Bir Türk Masalı, #3)
Serinin bu son kitabında,bir diğer devemiz Bekir'in hayatına konuk oluyoruz,Sedat'la tanışmadan önceki hayatını,öksüzlüğünü,teyze kızı Selma ile tanışmasını ona olan aşkını,eline silah verip onu yer altının karanlık tünellerine çeken akrabalarını ve daha bir çok bilinmeyeni öğreniyoruz... Bekir,cesaretiyle,zekasıyla, karakteriyle bulunduğu ortamda dosttan çok düşmana sahip olan biri,düşmanı bile olsa kimseye ihanet edip sırtından vurmuyor, Bekir'in Sedat'la ilk tanışması askerliğini yaptığı yıllarda oluyor zaten kitabın ilk çeyreği Bekir'in askerllik yıllarına ayrılmış durumda ve eğlenceli bölümler vardı : ) Ama Bekir'in Sedat'ın tehlikeli dünyasına asıl dahil olması, Sedat'a kurulacak bir tuzağı haber vermesiyle oluyor,daha önceden tanıdığı bu gözü pek,onurlu adamın pis bir oyuna getirilmesine razı gelmiyor zira bu iki deve aynı pis çarkın içinde ama henüz biribirlerinin ne iş yaptıklarından tam olarak haberdar değiller :) Diğer kitaplarda açıkta kalan bazı olaylar bu kitapta çözülüyor,Bekir'in iki kez ölümden dönmesi, ki bunlardan biri Ali'm in hayatını kurtarırken oluyor, Selma ile ilk karşılaşmalarını ve aşklarının nasıl ilerlediğini öğreniyoruz,ayrıca Sedat'ın Bekir'i kendi ailesine sağ kolu olarak dahil etme çabası görülmeye değerdi,vurdulu kırdılı eğlenceli bölümlerdi Sedat bildiğimiz Sedat yani muhteşem :)) Güzel bir kitaptı fakat sevmediğim kısımlarda vardı mesela Selma'nın gereksiz ve saçma inadı,sonra yine Selma yüzünden boşa geçen onca yıl,kısacası kitabın en sevmediğim karakteri Selma oldu :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/01/bekir-yorum.html#more
Baskı: Kuzey Masalı
Çok güzel, çok eğlenceli,bol aşklı, birazda ütopik bir roman okudum desem sanırım özetlemiş olurum, ütopikler yorumun sonunda :) Masal yirmi altı yaşında ,ömrü teknoloji doktoralarıyla geçmiş, bir bilişim uzmanı,kendisi sekiz dil biliyor, ve arabalar hakkında bilmediği yok aynı zamanda çok güzel ve çok eğlenceli bir kız ayrıca bana biraz hiper aktif gibi geldi : ) Kuzey' in kendi teknoloji şirketi var ama aynı zamanda BiS'de yani Bilişim istihbarat Servisinde Ajan olarak çalışıyor, Masal ile aynı uçakta istanbul'a döndükleri sırada tanışıyorlar, Masal okuldan eve bir haftalık izni için dönerken Kuzey BiSS'in istanbul şubesine geri dönüyor, zira bir veri alışverişi için birileriyle buluşması gerekiyor.. Zaten olaylar bundan sonra başlıyor, bu ikilinin aynı anda aynı yerde olmaları için görünürde hiç bir sebep yok, ama bu Masal'ın Kuzey'in de içinde bulunduğu ve silahların konuştuğu bir alışverişin ortasında olduğu gerçeğini, değiştirmiyor :) Aslında karşılaşmaları ve aynı işe dahil olmaları başta tuhaf gelse de yazar sonlara doğru olayları öyle bir toparlıyor ki bu insanların geçmişten gelen, birbirleriyle olan bağlantılarını okudukça taşlar yerine oturuyor... Yazarın Kalemini çok sevdim, kalın bir kitap olmasına rağmen satırlar su gibi akıyor, Kuzey ve Masal'ın aşklarını, aralarındaki diyalogları zevkle okuyorsunuz, hatta bir süre sonra Kuzey'in homurtularına ve bağırtılarına alışmaya başlıyorsunuz :)) Kitap çok güzeldi güzel olmasına ama gelelim bana ütopik gelen eğlenceli kısımlara :)) Öncelikle, kitaptaki yabancı karakterler fazlaca türk vari olmuş, hatta ajanların içinde bir kontumuz bile var adı Alex oda neredeyse bizden biri gibi, ayrıca kendisi ikinci kitabın kahramanı.. Acaba diyorum Masal'ın özellikleri fazla mı abartılmış, yani bir insan tüm arabaların özelliklerini nefes almadan sıralayıp, latince dahil sekiz dil bilip, ve havaalanında x-ray cihazının içine girebilecek kadar nasıl sakar olabilir, tüm bunların üstüne, uçakta o bavulun nasıl olup da açıldığını ve o pembe külotun Kuzey'in başına nasıl düştüğünü söylemiyorum bile, üstüne birde adama pembe size çok yakıştı demez mi :)...son olarak Cemre'nin olayını çok gerçek dışı buldum, ve hala o örgütü nasıl kurduğunu mantığıma oturtamadım :)) Bu arada Ortaköy' de gizli yolla mı var yahu,bu Biss Sarıyer'de tam olarak nerede acaba, hayır oraya yakınımda http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/11/kuzey-masali-yorum.html?spref=fb
Baskı: Sonuna Kadar
Klasik bir aşk hikayesi daha :)) Gavin Luciano'nun geçmişinde kaybettiklerini aklı başına geldikten sonra geri kazanma çabasını okuyoruz, sırf kendisini sevdiğini söylediği için terk ettiği bir kız arkadaşı var adı Miranda,bağlanmaktan korktuğu için kızı öylece bırakıp gitmiş, hem kızı hem kendi ailesini ve ailesine ait italyan restoranının işlerini her şeyi yarıda bırakıp kaçmış.. Gavin her şeyi geride bıraktıktan sonra dünya yı dolaşmış en son Hindistan'a gitmiş orada karma felsefesini öğrenip oradaki hayatları görünce geçmişiyle yüzleşmeye, kendi karmalarını temizlemeye karar vermiş, tabi bu arada Miranda yı ne kadar çok sevdiğini aklından bir an bile çıkmadığını öğreniyoruz, Gavin en sonunda ülkesine geri dönmeye karar veriyor ama tam üç yıl sonra .. Öncelikle batmakta olan aile restoranının başına geçiyor ama bu iş göründüğü kadar kolay değil, restoranın kurtulması için neredeyse üç ayları var fakat sürekli işi savsaklayan bir erkek kardeşi, boş vermiş bir barmeni,her yemeğin tuzunu kaçırıp müşterilerin sürekli su sipariş vermelerini sağlayan bir de restoran şefi var :)) Bu arada Miranda'yı sürekli göz hapsinde tutuyor ama henüz cesaretini toplayıp karşısına çıkabilmiş değil, fakat Miranda o gece restorana gelince karma devreye giriyor, kız oranın Gavin'in ailesine ait olduğunu bilmiyor,zira onlarla hiç tanışmamış,ve Gavin'in geri döndüğünden de haberi yok... Fakat Asıl karma şu ki Miranda son yılların en beğenilen restoran eleştirmeni, ve o gece piyango Gavin'in ailesine ait restorana vuruyor, malum restoranın durumu içler acısı ve kızımız köşesinde bunu belirtmek zorunda, tabi Gavin'le göz göze geldiklerinde geçmiş yeniden canlanıyor terk edilmenin acısı, unutamadığı aşkı ve alınması gereken bir intikam olayın seyrini değiştiriyor : )) Klasik bir aşk kitabından öteye gidememiş, akılda kalıcı hiç bir sahne yada olay örgüsü yok, uzatmak için eklenen gereksiz diyaloglar kafa yoruyor, yazar aralarındaki aşkı aktarabilmeyi başarmış ama yinede kızımızın bir iki hayır dan sonra hemen affetmesini çok gerçekçi bulmadım, bırak aylarca sürünsün üç yılın acısını çıkar değil mi, ama nerdeee :)) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/11/sonuna-kadar-yorum.html?spref=fb
Baskı: Gözde Bekar
Maalesef çerezlik kitaplardan biri daha :) Her zaman ki gibi, zengin ve yakışıklı bir iş adamımız var,adı Brit Bencher, kendisi Excorp şirketlerinin Ceo'su ailesine düşkün biri , kardeşleri ve yeğenleri için yapamayacağı şey yok,bu uğurda kullanmakta sakınca görmeyeceği insanda ve güzel avukatımız Tori de bunlardan biri.. Brit'in kız kardeşi Melissa özel hayatında yaşadığı bir travmadan sonra kendi kabuğuna çekilir,Brit in onu iyileştirmek için aklına gelen plansa kardeşinin çalışmayı çok istediği ünlü Solen Laboratuvarının sahibi Garth Solen e ulaşmak, Britt kendince kardeşinin iş hayatına yoğunlaşırsa hayatına yeniden devam etmeye başlayacağını düşünüyor .. Tori Anderson oldukça akıllı ve işiyle yatıp kalkan bir kadın, alzheimer hastası bir annesi onu terk eden bir nişanlısı ve bir de kedisi var , en azından vardı :) hem arkadaşı hemde müvekkili Jerry nin Excorp şirketleriyle yapacağı ortaklık için, sözleşme şartlarını konuşmak üzere New York a şirketin sahibi Brit Bencher ile görüşmeye gidiyor.. Ve Brit in aradığı fırsatı bizzat ayağına götürüyor zira Brit in yaptığı araştırmalar sonucu Garth Solen e ulaşabilen sınırlı sayıda insanlardan biri de Tori ve Brit bu fırsatı değerlendirmek için zaman kaybetmiyor şirket sözleşmesinin yapılacağı gün Tori ye kur yapmaya başlıyor ve çekiciliğini kullanarak onu kendisine aşık etmeyi deniyor, aklınca Solen in telefon numarasını eline geçirecek ve bir kaç güzelde gece... Hikayenin gerisi standart, önce bir gecelik başlayan ilişki, bir aylık bir süreye uzuyor, sonra aşık oluyorlar falan filan , ikili arasındaki diyalogları pek beğenmedim, gereksiz sohbetler ve uzatmalarla sıkıldığım bir kitap oldu, karakterleri pek sevemedim, aşkları da beni hiç etkilemedi desem yalan olmaz :)) Bencher Family, Britt - Melissa ve Ross kardeşlerin hikayelerini anlatan 3 Kitaplık bir seri 1- Gözde Bekar ( Britt and Tori) 2- The Boss Fake Fiancee ( Melissa and Garth) 3- Falling for Mr. Wrong ( Ross and Kelsey ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/11/gozde-bekar-yorum.html#more
Baskı: Dikkat! Aşk Çıkabilir
Kitaba bayıldım, çok eğlenceli , romantik bir komediydi, eleştirdiğim bir iki yer var tabi ama geneline bakınca harikaydı. İlkim, kafasını kitaplarından ve makalelerinden kaldırmayan derslerinden başka hiç bir şey düşünmeyen ve Stanford'da okuma hayali kuran bir Bilim kadını adayı. Böyle bir kızın karşısına, sürekli öfkeli, her olayda eli belindeki silaha giden, vurmaya kırmaya meraklı bir Mağara ( pardon mafya) adamı çıkarsa ne olur , işte Asude neler olduğunu muhteşem kalemiyle yazmış, Kitabı o kurken bir ayağınız Türkiye'de diğer Amerika'da iki ülkede de olaylar hiç hızını azaltmıyor bu ikilinin didişmelerini, birbirlerine aşık olmalarını, yanlış anlaşılmaları ve bundan doğan çılgınlıkları keyifle okuyacaksınız :) Aslında bu kitapta İlkim ve Martin dışında harika bir çift daha var, Martin'in kız kardeşi Maryson ve boşandığı eşi Seth, eski eşi diyecektim vazgeçtim, zira ikisi de birbirleri için hiçte eskimiş değiller, üstelik onları birbirine bağlayan zeki ve tatlımı tatlı kızları janet var .. Maryson ve Seth hala birbirlerine aşık ve tutkuyla bağlılar, onların tanışmaları çocukluklarına dayanıyor, Maryson'ın sevdiği ve birlikte olduğu ilk ve tek adam Seth, her ne kadar yıllar önce boşanmış olsalar da dediğim gibi hala birbirlerine deli gibi aşık bir çift. Maryson inatçı, güzel ve çetin ceviz bir avukat Seth ise en az genç kadın kadar gururlu ve mağrur asla ilk adımı atmamaya kesin kararlı , bir araba tamirhanesi var daha başka şeyleri de var, asilik yakışıklılık ve karizma... Onların anlatıldığı satırları çok seveceksiniz ,bence bu ikiliden bir kitap harika olurdu keşke olsaydı : ( Dikkat Aşk Çıkabilir yazarın okuduğum ikinci kitabı , daha önce Gül ve Avcı kitabını okumuştum ona da bayılmıştım :) Not: Tekin Soyönder'in kitabını sabırsızlıkla bekliyorum :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Huysuz ve Ruhsuz
Kitabın kilit bölümleri, zorlama olmasaydı ve mantığıma ters düşmeseydi, tadından yenmezdi, ama yinede çok eğlenceli ve güzel bir kitaptı haksızlık etmeyeyim :)) Doğa kızımız bir iç mimar, aile işinde çalışmak yerine kendini göstereceğini düşündüğü ünlü Korkut Kardeşlerin şirketinde çalışmak istiyor, ilk gün Yağız Korkut ile olan tanışması ve akabinde yaşanan tatsızlık bana biraz zorlama gibi geldi, yani iş başvurusu yaptığın gün patronun odasını dinleyip, son hız içeri dalıp, adama ağzına geleni saydırıp, elini tehdit eder gibi göğsüne dürtüp, üstüne birde adamı kendine aşık etmek, zorlamaların ilkiydi :) Yağız,aile şirketinde kardeşi ile birlikte çalışıyor, bir tatil köyü projesi var ve doğa'nın çizimleri tamda adamın hayalini kurduğu türden, ilk gün kızın deneyimsizliğinden dem vurup bir iki laf sokunca ki doğa o sırada kapıda kulak misafiri , aralarında yaşanan tatsızlık ve kızın ona haddini bildirmesinden sonra ne hikmetse ışık hızıyla kıza tutuluyor, ertesi gün kızın kapısında alıyor soluğu, tanıdık geldi mi bu sahne :) Kitabın ilk yarısını okudukça inadına aşk dizisi canlandı gözümde, Doğa bildiğin Defne, kızın erkek kardeşlerini oludukca Çınar ve Toprak geliyor insanın gözlerinin önüne, bazı cümleler neredeyse aynı kullanılmış, zaten kapak fotoğrafı da aynı Yalın :) Bu kısımda spoiler vereceğim ona göre : )) Kitabın diğer zorlama kısımları ise , Doğa ve Yağız arasında başlayan aşkın, tamamen saçma sapan bir olay yüzünden bitmesi, hiçbir mantığı yok, sırf yazılmış olmak için yazılmış bir kötü kadın karakteri var ortada , akabinde kızın ortadan kaybolması, hamile olduğunu öğrenmesi ve kimseye haber vermeden doğurması ile üzerinden geçen üç koca yıl, yani kızın ailesi bildiğin taş fırın ailesi, bunca gizliliği nasıl başardın,böyle önemli bir olayı söylememek ne cesaret, bu arada Yağız her yerde kızı arıyor ve hala deliler gibi aşık... Yukarıdaki saçma kısımları görmezden gelirsek, girişte söylediğim gibi güzel ve eğlenceli bir kitaptı :)) ikilinin birlikteyken geçirdiği zamanları sevdim, aralarındaki aşk güzeldi, Yağız'ın küfürbaz ağzı bile sorun teşkil etmedi, hatta kitabın en eğlenceli kısımlarıydı diyebilirim , aslında Yağız karakterini Doğa'dan daha çok sevdim, adam geçen üç yılın acısını biraz daha çıkarabilirdi bence, zira kız bunu fazlasıyla hak etti. Bu arada kitabın en güzel taraflarından biride çok çabuk okunması, cümleler sizi boğmuyor :))
Baskı: Jacob (Gece Gezginleri #1)
Onlara Gece Gezginleri diyorlar, iblisler,kurt adamlar, vampirler aralarında bir çok türü var .. Jacob, dört yüz yaşında bir iblis, ve o bir infazcı, her bir iblis doğadaki bir elementi temsil ediyor, mesela Jacob bir toprak iblisi , o doğanın ta kendisi : ) iblislerin senede iki dolunay zamanları var,onlar için hem kutsal hem de lanetli bir zaman, lanetin nedeni ise , bu zamanlarda İblisler en güçlüsünden en zayıfına, en kadiminden en ergenine kadar, engel olamadıkları bir şehvetin büyüsü altına giriyor, insanlara karşı koyamadıkları bir arzuyla, cinsel birleşme amaçlı saldırıyorlar , bu o kadar şiddetli oluyor ki bu ilişki sırasında iblisler tüm iyi ve doğru yanlarının kapılarını kapatabiliyor, kendilerini o anın büyüsüne kaptırabiliyorlar ve bu da çoğu zaman insan olan tarafın ölümü ile sonuçlanıyor .. Jacob, insan ırkını bu tehlikeli dolunay zamanlarında kendi ırkından korumakla görevli, kim olursa olsun şiddetle cezalandırıyor bu nedenle çok yakın arkadaşları dışında infazcının neredeyse hiç seveni yok.. Aslında bu lanetlerinin çözümünü zamanında yaptıkları bir katliamla kendi elleriyle yok etmişler, tabi farkında olmadan, zira katlettikleri ırk Druid ırkı, yani onların bu lanetlerinin tek çözümü Druid ler le ya da onların soyundan gelenlerle birlikte olmalarında,.. Fakat gerçek şu ki, İblisler onları tamamen yok ettiklerini düşünseler de hayatta kalan Druid ler ,insanlarla çiftleşip bir şekilde soylarını devam ettirmişler, yani dünya da kadın ve erkek, yarı insan yarı druid kanından olan ölümsüzler dolaşıyor fakat insanlar bunu kendileri de bilmiyor … İsabella ve kız kardeşi Druid soyundan geliyor, fakat bundan haberleri yok zira normal bir hayat yaşamışlar, Bella ve Jacob un tesadüfi karşılaşmaları ki oda oldukça enteresandı,tüm bilinen gerçekler değişiyor ve her iblisin aslında bir Druid eşi olduğu ortaya çıkıyor.. Aslında bu biraz tehlikeli bir durum çünkü, bir iblis farkında olmadan bir şekilde Druid eşine tesadüfen rastlamış ve sırf şehvet zannederek ona kısa bir şekilde dokunmuş da olsa ayrıldıklarında , bu iki tarafından ölümü ile sonuçlanıyor, zira enerjileri ile birbirlerini besliyorlar, çünkü dokunuşları ile dna larını aktive etmiş oluyorlar, o andan itibaren ya birbirleriyle eşleşecekler yada ölümü göze alacaklar.. Kitabı çok beğendiğim , sevdiğim fantastik kitaplarımın arasında yerini aldı, aşk, erotizm, aksiyon derken okunması gayet keyifli, gerçi bazı okuyucular sıkılmış , yazar olaylar ve geçmiş kehanetler daha iyi anlaşılsın diye biraz fazla detaya girmiş o kısımlar belki sıkabilir :) Yayınevi mutlaka diğer kitapları da çıkarmalı, zira diğer kitapların karakterlerinden bazılarını bu kitapta tanıdım ve çok sevdim hepsi birbirinden tatlı :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/11/jacob-gece-gezginleri-yorum.html#more
Baskı: Milyonluk Günahkâr Düet (Million Dollar Duet, #2)
Serinin ikinci ve son kitabıydı, bu kitapta da kamış ve şeftalinin aşkı son hızla devam ediyor yani çiftimizin azgınlıkları tam gaz : )) Noah ilk kitabın sonunda Laini’ nin neden bu işi yaptığını öğrenince pişmanlık duymuş ve onu azad etmişti, fakat Laini’nin gitmeye niyeti yok, ama annesinin durumu ağırlaşınca zahmet edip gidiyor, bir ailesi olduğunu hatırladı sonunda :)aslında ailesi ile arası çok iyi, ama nedense Noah’ı görünce aile ikinci planda kalmıştı, yazar bu konuda açığı kapatmaya çalışmış bu kitapta,bu arada kızın özellikle annesi ile yaptığı sohbetlere tanık olunca rahatlığını nereden aldığını anlıyoruz : ) Noah bu ayrılığa çok dayanamıyor tabi, kızın peşinden ailenin yanına gidiyor, annesinin hastalığı için nüfusu ve parası da devreye girince ailenin kahramanı oluyor, tabi bu arada hastane dahil birlikte olmadıkları yer kalmıyor, Noah için yer ve mekan sorunu yok, adama her yer mübah :)) İlk kitapta Noah’ın eski arkadaşı ve şu anki iş ortağı David adında rezil bir adam vardı, bu kitapta onun yeni rezilliklerine tanık oluyoruz, uyuşturucu , kadın ticareti, şantaj, mübarek de yok yok bu kitapta çiftin başına iyice bela oluyor.. Yazar ilk kitaba göre daha hareketli ve romantik sahneler yazmış, özellikle Laine'nin pencereden atlamak için ağaç dallarında dolaştığı kısmı sevdim :) Kitabın finalini okuyunca gözümde Grinin Elli Tonu serisinin finali canlandı :) ama sevdim sonunu, yarım puan fazlayı hak etti : )) Puanım 3,5 http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/11/milyonluk-gunahkar-duet-yorum.html#more
Baskı: Çılgın Düğün (Spikes & Spurs, #4)
Yazar hikaye ye bayağı hızlı bir giriş yapmış, daha ilk satırlarda kendimi kilisede sırıtan bir rahibin karşısında buldum : )) Jasmine ve Ace yaklaşık iki yıldır arkadaşlar,Jamine’in cafe sinde hamburger yiyip sohbet etmeleri dışında ileri derece bir arkadaşlık bir samimiyet göremedim,.. Ben bu ikilinin arkadaşlıklarından bir şey anlamadım ki evliliklerinden anlayayım, kısacası ne dostluklarında bir sıcaklık, ne aşklarında bir tutku hissettim.. Bence aşkları adım adım ilerlemeliydi, dostlukları aşka dönüşürken o tutkuyu hissetmeliydik, anlaşmalı evliliğin daha ilk haftasında birlikte olup, sonra her fırsatta biz arkadaşız deyip ardından yine sex le biten bir ilişki pekte inandırıcı gelmedi, özellikle karakterlerin iticiliğini saymıyorum bile : ) Yazar bolca yan karakter kullanmış , gereksiz uzatmalarda eklenince kafayı şişiren kuru bir kalabalık çıkmış ortaya : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/cilgin-dugun-yorum.html#more
Baskı: Söylemeyeceğine Söz Ver
Kitap 1971 yılında öldürülen, Patates Kız lakaplı Del’in hikayesini anlatıyor, pedofili bir baba, birbirinden tuhaf erkek kardeşler ve patates çiftliğinde pislik içinde geçen bir hayat,Del’in akıl sağlığının pekte yerinde olmamasının en önemli nedenleri… Kitabı Del’in zamanında onunla tuhaf bir arkadaşlık kurduğu günümüzde okul hemşireliği yapan Kate’in ağzından dinliyoruz. Yıl 2002 yani cinayetin üzerinden tam otuz bir yıl geçmiş Kate on yedi yaşındayken terk ettiği kasabaya geri dönüyor çünkü annesi Alzheimer hastası… Kate bir yandan kaçtığı geçmişiyle yüzleşirken ki onun çocukluğu da pek de sağlıklı geçmemiş, bir yandan da Del’in hayaletiyle uğraşıyor , bir şekilde Del’in geri döndüğünün ve kendisini izlediğinin farkında zira gördüğü hayaller ve ona bırakılan ipucları bunun mümkün olabilme ihtimalini akla getiriyor.. Sayfalar ilerledikçe yıllar öncesine dönüp, Del’in yaşadığı tuhaf ve sancılı çocukluğuna ortak olurken yavaş yavaş bir cinayetin aydınlanmasına tanık oluyoruz.. İçerisine biraz paranormal olguların yerleştirildiği çoğunun akıl sağlığından şüphe ettiğimiz karakterleriyle anlatımı ağır, çoğu sayfalarda sıkıldığımız orta şekerli bir kitap : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/soylemeyecegine-soz-ver-yorum.html#more
Baskı: Günlerin Sonu (Penryn & the End of Days, #3)
Serinin bu kitabı diğerlerine göre daha hareketliydi, Raffe ve Penryn arasındaki aşk daha gözle görülür bir şekildeydi malum diğer kitaplarda asker arkadaşı gibiydiler : )) Meleklerin hem kendi içlerinde hem de insanlarla olan savaşı daha vahşi bir hal alıyor, Kötü meleğimiz Uriel’in Michael’ı saf dışı bırakarak kendisini tanrının habercisi ilan etme çabası iyice raydan çıkıyor, Paige'e yaptığı gibi ameliyatlarla değiştirdiği çocuklar yetmiyormuş gibi, adına 666 dediği altı kafalı yaratıklar peydahlanıyor, akrepleri saymıyorum bile,onlar artık aileden sayılır : )) Kitabın finalinde, herkesin dahil olduğu bir kıyamet savaşı yaşanıyor, Raffe ve Uriel karşı karşıya, Penryn direniş kampındaki insanların safında yer alıyor ve öyle bir an geliyor ki Raffe ve Penryn karşı karşıya geliyor, ve Raffe nin yaptığı fedakarlık finale damgasını vuruyor.. Bu arada bir yerlerde okumuştum yazar seriyi 5 kitaba çıkaracakmış : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/melegin-dususu-gunlerin-sonu-yorum.html#more
Baskı: Kıyamet Sonrası (Penryn & the End of Days, #2)
Serinin bu ikinci kitabı, Raffe'nin meleklerin ortak alanı olan ve direnişin çıkardığı saldırıda, yerle bir olan "Kuş Yuvasında" Penryn'in akrep meleklerin zehri ile öldüğünü düşünerek cansız bedenini ailesine ve direnişin adamlarına teslim ettiği yerden başlıyor.. Sonrasında Penrn'in ailesiyle birlikte direnişin kampına dönmesi , bir süre sonra Paige'in tekrar kaybolması ( kız bir yerinde durmadı) ardından akrep melekler tarafından kamptakilerin Alcatraz hapishanesine götürülmesi ile devam ediyor ... Penryn,Alcatraz da bulunan bir doktor , sayesinde kardeşinin başına geleni öğreniyor ki bu işin içinde doktor da var, küçük kızı insandan bir canavara dönüştürdükleri, bir dizi teste tabi tuttuklarını gösteren videolar izletiyorlar, ilk kitaptaki kötü meleklerimiz Uriel ve Beliel de bu işin içinde, zaten akrep meleklerin yaratılışını sağ olsun Uriel gerçekleştirmiş.. Penryn sonrasında doktorunda yardımıyla bir kaç kişiyle birlikte yeniden bir başka yerde kurulan "Kuş Yuvasına" gönderiliyor, Uriel in yanında manken gibi durmaları için, Uriel güzel insan kızlarından hoşlanıyor anlaşıldığı kadarı ile, ama onları sadece etrafında aksesuar olarak tutuyor, kardeşini orada bulabileceğini bilen Penryn balıklama atlıyor bu olaya ve orada Raffe ile tekrar karşılaşıyorlar... Raffe ilk kitapta Beliel tarafından çalınan kanatlarına kavuşuyor ama henüz kullanma aşamasına geçemedi, daha doğrusu savaşmaktan fırsat bulamadı , Beliel in ona taktığı iblis kanatlarıyla dolaşmaya ve korku salmaya devam ediyor .. Kitapta sevdiğim sahnelerden biri, kılıcın bazen Penryn'e rüyalar aracılığı ile, Raffe ile daha önce birlikte geçirdiği zamanlarda, Raffe nin onun hakkında ne düşündüğünü aktarmasıydı, bazı olayları Raffe nin gözünden gördü, bu arada kılıç bazende kızı başka bir paralele geçirerek , Raffe nin geçmişte katıldığı savaşları, gösterdi, Penryn bu savaşlarda Raffe ile yanyana savaştı, melek onu görmedi tabi, ama kılıç kızın, Raffe nin kılıç tutuş tekniklerini görmesini sağladı, yani kıza bu şekilde kılıçla nasıl savaşacağını öğretti, zira son yüz sayfada bayağı işe yaradı ama birden bire meleklerle eş değer bir savaşçı yaratması da çok saçma geldi, fazla zorlama oldu, meleklerden bahsediyoruz yani, bir iki rüyayla kılıç mı kullanılır allah aşkına :)) Bu kitapta da, ikili arasında, bir kaç sahne dışında, yine bir yakınlaşma, bir aşk yoktu maalesef :( Ben serinin bu kitabını da çok beğenmedim ki sanırım bu seriyi bir tek ben beğenmedim,kitap boyunca Penryn karakteri ön planda Raffe kitabın son yüz sayfasında ortaya çıkıyor, zaten kitabın en hareketli ve güzel olan kısımları da orası, son yüz sayfaya gelene kadar sıkıntıdan ölmezseniz o kısımlardan keyif alabilirsiniz :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/melegin-dususu-kiyamet-sonrasi-yorum.html#more
Baskı: Meleğin Düşüşü (Penryn & the End of Days, #1)
San Francisco şehrinde,Meteor yağmurlarından,yangınlardan,tsunamilerden geriye pek bir şey kalmamış , yağmacılar ve ardından başlayan salgın hastalıklar hayatı daha da zor bir hale getirmiş, yanan binalardan çıkan siyah dumanlar gerçekten korkunç bir görüntü oluşturuyor... Tüm bunların nedeni , Mahşer gününün Melekleri, modern dünyayı yerle bir eden, milyonlarca, belkide milyarlarca insanın canını alan doğa üstü varlıklar, aralarında Baş Melekler , iblisler, akrep denilen zehirli iğneleri olan melekler ve daha bir sürü tür var.. Penryn, lise öğrencisi bir genç kız, yani bir zamanlar bir okulu vardı artık yerinde yeller esiyor, tekerlekli sandalyeye mahkum Paige adında 7 yaşında bir kız kardeşi ve evlere şenlik deli bir annesi var , kadın görünmeyen varlıklarla, iblislerle konuşup duruyor , başlarına kötü bir şeyler geleceğini düşündüğünden, zamanında tüm parasını verme pahasına kızını en iyi dövüş tekniklerinin öğretildiği kurslara yazdırmış, aslında iyi de olmuş, kitap boyunca çok yararlandı bildiklerinden.. Meleklerin saldırısından sonra birde sokak çeteleri başa bela olunca herkes bulduğu bir binaya yerleşmiş durumda, fakat Penryn ve ailesi de artık başka yere geçmeleri gerektiğinin farkında, en azından yemek bulabilecekleri bir yere , planlarını uygulamak için dışarı çıktıkları bir gece,devasa boyutlarda, bir kaç meleğin kavgasına şahit oluyorlar... Meleklerden birisi Raffe, fakat karşındaki melekler onu bir konuda itaat etmemekle itham edip, kanatlarını koparıyorlar, zaten olaylar bundan sonra başlıyor, Penryn, annesi ve kardeşine kaçmalarını söyleyip, yere savrulan melek kılıcıyla, Raffe'ye yardım ediyor, fakat bir anda, kötü olan meleklerden biri, Paige'i kaçırıyor ve Penryn annesi o karmaşada kaçıyor... Penryn kardeşini bulmasında yardımcı olacağını, en azından kardeşini götürdükleri yeri bildiğini düşünerek, kanatları koparıldığı için , yerde kanlar içinde yatan Meleğe yardım etmeye devam ediyor, birlikte zorlu bir yolculuk başlıyor.. Konuyu böyle anlatınca çok güzel bir kitap ama, bu kadar sevilen bir serinin, ilk kitabı için bana göre biraz zayıftı, zira kitabın ilk yarısı çok sıkıldım, yazar gereksiz detaylarla doldurmuş kitabı , yağmalanan bir şehri detaylı anlatması gerekirken , yol boyunca konakladıkları binaların girişindeki tabelaya kadar gereksiz ne varsa anlatmış,mesela yukarıda yorumun girişinde bahsettiğim şehrin halini kitabın son sayfalarında ancak bu kadar net görüyoruz .. Yazarın kalemi biraz ağır, hareketli sahnelerde bile heyecanlandıramıyor, yalnız bu sözlerim kitabın ilk yarısı için geçerli,kitabın yarıdan sonrası daha güzeldi, Meleklerin yoğun olduğu, Kuş Yuvası diye adlandırılan yerde yaşananlar, insanlardan oluşan ve bir ara bizimkilerin esir düştüğü, Direniş 'in , Kuş Yuvasına saldırısı ve grubun lideri, Obi karakterini tekrar görmek güzeldi :) Raffe ile Penryn arasında elle tutulur bir yakınlaşma olmadı, kız biraz etkilendi, Raffe pek renk vermedi bir kaç bakış dışında , ama finalinde bir an vardı yakınlaştıkları, onda da sağolsun Raphael kızın burnundan getirdi, ayrıca sevdiğim sahnelerden biri Penryn başına gelenler karşısında meleğin verdiği tepkiydi :)) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/melegin-dususu-yorum.html#more
Baskı: Grinin Elli Tonu (Fifty Shades, #1)
İçeriğindeki cinselliğin yoğunluğundan dolayı okumakta kararsız kalanlara şunu söylemek isterim, kitaptaki bdsm gözünüzü korkutmasın zira tüm dikkatiniz ; Christian'ın Ana'ya olan aşkına, tutkusuna, onu tüm Dünya'dan koruma içgüdüsüne ve aynı Dünya'yı onun saçının tek teli için yakabileceği üzerinde olacaktır . Ayrıca Christian'ın geçmişinde yaşadığı travmayı öğrendikçe bazı şeyleri daha iyi anlamaya başlayacaksınız. Ben seriye bayıldım : ) Eleştirenler için söylemek isterim ki , kitaba yüzeysel bakan biri tabi ki porno görecek, bdsm görecek, ama bir kitabı okurken karakterleri ile empati kurabilirsen, acılarını da görebilirsin,yaşadığı travmaları da, mesela Christian'ın geçmişinde yaşadığı travmayı öğrendikçe, Ana'ya olan aşkına, tutkusuna ortak oldukça, bazı şeyleri daha iyi anlayıp, farklı bir gözle bakmaya başlıyoruz : ) Ayrıca bu tarzı seviyorum ama içinde bdsm olmasın diyorsanız Sylvia Day'in Crossfire serisini tavsiye ederim, serinin 4. kitabı 2015 yazında raflarda olacak : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Gece ile Şafak
Gece ile Şafak, yeşilçam tadında bir kitaptı : ) Gece, barlarda sahne alan, menekşe gözlü, büyüleyici bir sese ve güzelliğe sahip, her erkeğin aklını başından alan bir kadın, en son çalışmak için başladığı yer, gece hayatının en kötü adamlarından biri, Ayhan Çakır'ın barı Çakırkeyif, fakat Gece en baştan tavrını ortaya koyan, sadece sesiyle anılmak istediğini, başka hiç bir şekilde müşterilerle muhatap olmayacağını çok sert bir dille söyleyen korkusuz biri, bu tür adamların karşısında cesur ve gözü pek görünmek zorunda olduğunu biliyor, zira hayat buralarda çok farklı.. Aslında Gece, ilk andan itibaren gizemli hareketleri ve iç sesleriyle göründüğünden farklı bir kadın olduğunu fısıldıyor kulaklarımıza, nitekim satırlar ilerledikçe bizleri oldukça şaşırtan , derinden etkileyen, bir geçmişe sahip olduğunu öğreniyoruz, yeraltı camiasıyla bir derdi var orasını anlıyoruz, ve gerçek Geceyi satırlar arasında keşfettikçe şaşkınlığımız artıyor , duyduklarımızın, gördüklerimizin, aslında gerçek olmadığını öğreniyoruz, her söylenen söz yalan, ve herkesin yüzünde aslında bir maske var, ve en önemlisi , bu hikayede kimse gerçek değil .. Ayhan Çakır, gecenin koruması olarak, aralarına yeni katılan bir adamını görevlendiriyor, adı Şafak, Gece ile Şafak, isimler oldukça ironik geliyor bize, ama onlar için asıl ironi satırlar ilerledikçe ortaya çıkıyor, özellikle Gece için her şey baştan yazılmaya başlıyor, tüm geçmişi yeniden hayat buluyor, Şafak'ın sırlarında... Şafak, sıradan bir bar fedaisi gibi görünüyor ama değil, adamın geçmişini kimse bilmiyor, hakkında hiç bir bilgiye ulaşılamıyor, bir assolist korumasının çok üzerinde standartları olduğu, bir şeyler çevirdiği belli ama ne , onunda bu camiayla olan derdini ve özellikle Gece ile olan bağlantısını zamanla öğreniyoruz... Gelelim hikayenin en kötü adamına, Tuncay Demirhanlı, yazar öyle bir karakter yaratmış ki, kitabın kötü adamı olmasına rağmen, duruşuyla , kendine güveniyle, karizmasıyla, Şafaktan daha dikkat çekiciydi bana göre, özellikle sonlara doğru, Tuncay'ın geçmişini okudukça, Gece ve Şafak ile olan bağlantısına , özellikle Gecenin, çocukluğunun en önemli isimlerinden biri ile olan ilişkisine tanık oldukça, hikaye farklı bir boyuta taşınıyor.. Tuncay'ı bir yere kadar suçladım, ama öyle bir an geldi ki onun için gerçekten üzüldüm, keşke her şey daha farklı olabilseydi onun için, yalnız bu adama yakıştıramadığım bir şeyde Gece 'ye hitap ederken kullandığı "Sultanım" kelimesi oldu, böyle bir adamın ağzında çok iğreti durdu ve de komik : ) Kitapta olaylar günümüzde geçerken asıl hikayenin başlangıcı 1986 yılına uzanıyor, zaten sürekli o tarihlere dönüyor ve çok özel bir ailenin hayatına dahil oluyoruz, Akar ailesi bu hikayenin temelini oluşturuyor, Reyhan, Ceylan ve Karaca bu ailenin üç kızı, kendi hallerinde, kendi yağlarıyla kavrulan, sevgi dolu bir aile onlar ve onların hayatlarının bir parçası olan insanlar, Mahur ve küçük oğlu Toprak, Marika, Devran ve Demirhanlı Hasan, 1986 yıllarına yapılan geçişleri dikkatle okuduğumuzda ve günümüzde yaşananlar ile arasında oluşan bağlantıyı fark ettikçe hikaye daha bir güzelleşiyor... Söylediğim gibi, aslında kimse gerçek değil bu hikayede, herkesin bir sırrı, kaybettikleri ve bundan doğan intikam hırsı var : ) Hikaye de bana tuhaf gelen kısım, Gece'nin her olaydan çok basit bir şekilde kurtulması oldu, öyle bir alemin içinde, biraz gerçek üstü bir şansa sahip gibi geldi bana, zira gerçek hayatta Tuncay gibi bir karakterin özel anlarında o kadar töleranslı davranacağını ve bir kadınla güç anlamında başa çıkamayacak bir erkek olacağını hiç sanmıyorum bu kişi Gece gibi biri bile olsa : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/gece-ile-safak-yorum.html
Baskı: Kurt Seyt & Murka
Kurt Seyt & Murka kitabı 1924 yılında bıraktığımız yerden devam ediyor,bu sefer hikaye 1945’lere kadar uzanıyor, Shura’dan kalan boşluğu Mürvet ile yani Murka’sı ile doldurmaya çalışıyor Seyit, onunla bir aile kuruyor, Kurt seyit çok zeki ve çok çalışkan bir adam, hani taşı sıksa suyunu çıkarır derler ya, bu söz tam Seyit için söylenmiş İstanbul’a ilk geldiğinden çok farklı bir Seyit çıkıyor karşımıza, içindeki vatan hasreti, sevdiklerinin özlemi yakıp kavuruyor o hisleri baki, ama hayatın zor şartları karşısında çok çetin savaşlar veriyor, adeta yoktan var ediyor yeni hayatını, onun bu azmini, her şeye rağmen mutlu olma çabasını gıpta ile okudum, dürüst olmam gerekirse Murka ile olan ilişkisi Seyit’i çok fazla zorladı.. Murka’nın yaşının küçük oluşumu desem, yaşadığı hayat tarzımı desem, Seyit ile o kadar zıttı ki, keşke farklı bir yol ya da farklı birini mi seçseydi diye düşünmeden edemedim, Kurt Seyit, tüm hayatını, üzülerek ve hayranlık duyarak, okuduğum, acılarını en derinden hissettiğim bir insan oldu, fakat hayatı boyunca ona yakıştıramadığım tek bir şey yaptı, oda sonu oldu zaten, böyle bir adam ve böyle bir son ne desem bilemedim Savaşın yaşattığı acılar, binlerce insanın ölümü, kayboluşu, köklerinden ailelerinden uzaklara sürgün edilişi, insanı derinden etkiliyor, kitapların adını her duyduğumda, kapaklarına her baktığımda, sayfalarının kokusunu her aldığımda, burnumun direği sızlar, yaşananların gerçek oluşu, o kadar etkiliyor ki insanı, keşke o zaman dilimine, onların yanına bir yolculuk yapabilseydim dedim okudukça… Kitapların son sayfalarına eklenen siyah beyaz resimlere baktıkça, canlanıvereceklermiş gibi geliyor insana Kitapların son sayfalarına eklenen siyah beyaz resimlere baktıkça, canlanıvereceklermiş gibi geliyor insana Resimler http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/kurt-seyt-murka-yorum.html?spref=fb
Baskı: Kurt Seyt & Shura
Kurt Seyit.. Çar Nichola’nın muhafız alayında bir üsteğmen, hırslı,zeki ve cesur bir adam, fakat bu görevi onun Bolşevik’lerin ölüm listesine adının yazılmasına neden oluyor, hem ailesi hem kendisi , artık kaçmak ve saklanmak zorundalar, nitekim Seyit bir süre sonra Bolşeviklerin baskısı ve zulmü yüzünden, binlerce insan gibi, ülkesini terk etmek zorunda kalıyor.. Shura, saf güzelliği ve aşkıyla, karlı bir Moskova gecesinde, Tchaikovsky nağmeleri eşliğinde, Seyit’in dünyasına ansızın giren ve ona en derin, en güzel duyguları yaşatan bir kadın , oda ailesinin serveti ve ünvanı yüzünden Seyit ile birlikte, ülkesini terk etmek zorunda kalıyor.. Sonrasında, ne mi oluyor, Mustafa Kemal’in Kuvai Milliyesi’nden İstanbul’a kadar uzanan, acı dolu bir yolculuk başlıyor Seyit için, geride bıraktığı ailesi, gözlerinin önünde can veren kardeşi, ve yanında sevdiği kadın Shura ile her şeyi zorda olsa geride bırakıp, yeni ve çok zorlu bir hayata adım atıyor.. Kurt Seyt & Shura , 1890’ların Rusya’sından 1924’ün Türkiye’sine uzanan bir zaman dilimini anlatan muhteşem bir kitap, savaşın acı ve çirkin yüzünü ve bu yaşanan gerçekleri yazıya o kadar güzel dökmüş, okuyucuya öyle güzel aktarmış ki yazar, keşke o zaman dilimine gidebilme ve onlara yardım etme şansım olsaydı diye yandım durdum L fakat bu ilk kitabın sonunda, Shura ile nereden nereye geldiler diye hayret etmedim de değil, özellikle Shura beni çok şaşırttı, çok öfkelendirdi , doğruya doğru… Kitabın son sayfalarına eklenen siyah beyaz resimler tarihte görsel bir yolculuğa çıkarıyor bizleri... Resimler http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/10/kurt-seyt-shura-yorum.html?spref=fb
Baskı: Kötü Çocuklar - Soluk Soluğa
İki erkeğin aynı kıza aşık olması,kızın arsızlaşıp ikisini birden istemesi ve istemekle kalmayıp bunu denemesi... Olivia karakteri bu kadar basit bu kadar bayağı olmasaydı bu kitabı daha çok sevebilirdim... Karman çorman bir aşk hikayesi okumayı beklerken, kitabın sonlarına doğru iki kardeş hakkında öğrendiğimiz gerçek tam bir şok etkisi yapıyor, çoğu okuyucunun böyle bir gerçeğe hazır olduğunu sanmıyorum, : )) Kitabın bir aşk üçgeninden, bir macera filmine dönüşeceği kimin aklına gelirdi : ))
Baskı: Hep Senin Yanındayım
Durugörü yeteneği geçmişte Marlie'nin hayatını mahvetmişti, fakat görüntüler aniden bıçak gibi kesilmiş genç kadın geçmişe sünger çekmişti, yaşadığı travmayı tam anlamıyla atlatamamışken yeniden kanlı cinayet sahnelerini görmeye başlaması,hayatını tekrardan kabusa çevirdi. Tüm alaylara rağmen polisle yaptığı işbirliği hayatını yeniden düzene koymasını sağlayabilecekmiydi,yoksa sıradaki kurban kendisimi olacaktı, tabi tüm bunlar yaşanırken hayatının ortasına bomba gibi düşen Dedektif Dane Hollister işleri hiçte kolaylaştırmayacaktı : )
Baskı: Bir Günah Gibi
Oldukça uzun bir yorum oldu, o nedenle yarısını bloga sakladım linki altta :) Aşkın Renkleri serisinin ikinci kitabını bitirmiş bulunmaktayım en az çilek mevsimi kadar sevdim bu kitabı da, ama Çilek kokan kadın Mira karakterini Ela'dan daha çok sevdim o ayrı :) yalnız dikkat ettim de, yazar erkek karakterlerin duygularına daha ağırlık veriyor kitaplarında, bir kadın gözüyle çokta güzel yazıyor doğrusu :) ilk anda, kadının sesi dikkatini çekti adamın, sonra sözlerine kulak verdi, çünkü onun hissettiklerini dile getiriyor, adamın haftalardır, henüz kendisinin bile farkında olmadığı duygularını yüzüne vuruyordu, sonra gözlerini gördü , yeşilin en güzeli, tıpkı uçsuz bucaksız bir ormanın derinlikleri gibi, bakıştılar kısa bir an, kadın hiç bir şey anlamadı, çünkü adam onun için, bir oyuncakçı dükkanında kısa bir an göz göze geldiği bir yabancıydı sadece, yalnızca bakmakla yetindi adamın kahverengi gözlerine, sorasında ise çıkıp gitti, berbat hayatına kaldığı yerden devam etmeye... Sarp Aras, aile şirketinin en tepesindeki adam, çok güçlü, çok yakışıklı, çok zeki, ama hayatında bir şeyler eksik, henüz ne olduğunu kendisi de bilmiyor,neden her şeye sahipken, bu kadar yarım hissettiğini anlayamıyor, hiç bir tende aradığını bulamıyor, hiç bir göz bakmıyor ona derinden , hiç bir koku yakmıyor sol yanını, ta ki o oyuncakçı dükkanında, hüzünlü yeşil gözlerin sahibini görene kadar... Ela Kavaklı, zor bir hayatı olmuş, iki abi ve en az onlar kadar berbat bir baba için çalışıp durmuş yıllarca, ama onların gözünde bir köpek kadar bile değer görememiş,en sonunda da para karşılığı sevmediği bir adamla evlendirilmiş, evlilik dediysem sadece kanunen evli kaldı o sapık adamla, oda çok kısa bir süre, çünkü Sarp'ın ona olan inadı sayesinde, hiçbir zarar görmeden kutuldu o cehennemden, ve bence oldukça şanslıydı, en kötüsü yaşanmadan Sarp onu cennetine aldı.. Cehennemden çıkardı dediysem , kapısına gelin arabasıyla dayanmadı tabi :) DEVAMI http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/09/bir-gunah-gibi-yorum.html?spref=fb
Baskı: Duygu (Bir Türk Masalı, #1)
"Duygu " gereksiz gördüğüm ve eklenmese çok daha iyi olurdu dediğim bir kaç olaylı sahnesi dışında favorilerim arasında yerini aldı :) Romanımızın kahramanları Sedat, Bekir ve Ali yani namı diyar " Develer " Sır" serisinden sonra zaten psikopata bağlamıştım,bu seri de üzerine tuz biber oldu :) Kitabı bu kadar sevince, hatta bayılınca, oldukça uzun bir yorum yapmak farz oldu, ayrılamıyorum develerden ne yapayım :) Bu develer, istanbul'un en sözü geçen Mafyalarından biri , gittikleri yere namı kendilerinden önce gidiyor , ama öyle uyuşturucu, kaçakçılık işlerine bulaşmış bir mafya düşünmeyin,onların derdi sadece kötülerle, bizimkiler daha çok canlarını yakanlarla uğraşıyor , peki ne mi yapıyorlar, onlar genellikle, kafaya sıkar, kol bacak kırar, bilimum işkenceler yapar,sevdiklerinin peşine bir koruma ordusu takar, onlara yan gözle bakanı haşat eder , hele birde laf atmışsa, şahadet getirtir gözlerini bile kırpmadan kafasına sıkarlar :))) ( gülüyorum valla normal değilim) Ama şimdi haklarını yemeyelim, bizim develer aynı zamanda tam bir aşk adamı, sevdiklerinin gözlerinde kaybolur, onlar için dünyayı yakarlar, kolları en kötü kabuslarınızı, en güzel rüyalara çevirir, benimsin dedilermi iş biter ,sizi onların elinden alacak tek şey azrail'dir, gerçi o bile cesaret edebilir mi emin değilim :) DEVAMI http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/09/duygu-yorum.html?spref=fb
Baskı: Çilek Mevsimi
Çilek Mevsimi, adı gibi çilek tadında bir kitaptı :) Maalesef bu topraklarda töre denen bir gerçek var, aklın sınırlarını zorlayan , insanların hayatlarını mahveden bir lanet, işin en acı tarafı da varlığını bugün bile devam ettiriyor olması.. Hikayemizin erkek karakteri Yağız, Mardin'li başarılı bir mimar, yıllar önce sırf bu geri kalmış adetlerden kaçmak için terk etmiş doğduğu toprakları, kendisine yarım bir hayat kurmuş, yarım diyorum zira geride bıraktığı Aşiret'in peşini hiç bir zaman bırakmayacağının ve topraklarını ne kadar istese de tam anlamıyla terk edemeyeceğinin farkında , bu nedenle tam olarak bir yere yerleşememiş, ev diye kaldığı otelleri, aşk diye gecelik ilişkileri tercih etmiş, çünkü bir gün geri çağırıldığında arkasında bağlanabileceği birilerini bırakmak istememiş, ta ki Mira ile karşılaşıncaya kadar :) Mira, güzel ve akıllı bir kadın, kendisine ait küçük bir cafe si var, Yağız'ın aklını başından alan çilekli tartların sahibi, tamam tartı geçelim, direk sahibi Yağız'ın aklını başından almış olabilir :)) Güzel bir bahar günü, Yağız ve Mira'nın yolları çilek kokan bu Cafe'de kesişiyor, kız farkında bile olmadan adamın kalbine bir dilim Çilekli Tart la sahip oluyor, önceleri kaçıyor adam, bağlanmaktan korkuyor, bağlanırsa bırakamayacak, hep sahip olmak isteyecek, ve bu, kızında hayatını, törenin, aşiretin eline bırakması anlamına gelecek, Fakat işler hiçte istediği gibi olmuyor, aralarında başlayan tutkulu aşk, onları yakıp kavururken, Yağız'a töreyi de aşireti de unutturuyor ,evleniyor kadınla, ama mutlulukları kısa sürüyor, neden mi, çünkü Mardin'de işler karışmış durumda, Yağız'ın abisi kayboluyor ve onun öldüğüne karar veren lanet olası aşiret, dul kalan yengesiyle evlenmek zorunda olduğunu söylüyor, üstüne bir de hem köyün hemde Yağız ve ailesinin başına bela olan Berzan Ağa... Mardin'e geri dönüp işleri yoluna koyması gerek, nasıl yapacağını kendisi de bilmiyor ama, eğer gitmezse aşiret evlendiğini öğrenip, karısıyla tehdit edip hayatını mevzu bahis yapacak. Yağız'ın işi çok zor , Mardin'e dönüp işleri yoluna koyabilecek mi , töreden, kurşunlardan kurtulup geri dönse bile, döndüğünde hiçbir şey söylemeden sadece bir notla terk ettiği kadın onu affedebilecek mi , tüm bu sorular beynini kemirirken, Yağız, Mira'nın kucağındaki minik sürprizi gördüğünde töreye bir kez daha lanet ediyor.. Kitapta Yağız'ın çocukluk arkadaşı Sidar'da dikkat çeken bir karakter, soğuk ve karizmatik, kötü gibi görünen ama tam tersi olan bir adam, Mira'nın kuzeni Bengi ile tesadüfi karşılaşması ve birbirlerinden etkilenmelerini zevkle okudum, keşke onlarında hikayesini anlatacak ayrı bir kitap yazılsaydı :) Kitabın yan karakterlerinden Ela ve Mira'nın abisi Sarp'a pek yer verilmemiş, gerçi onlara ait kitap sırada ve okunmayı bekliyor "Bir Günah Gibi" Bu kadar güzel bir kitabın eksileri de vardı tabi söylemeden geçemeyeceğim, öncelikle yazı puntosu, insanı kör bırakmaya yetecek bir ölçüdeydi, üstelikte kitabın başlarında sürekli geçmişe dönülüyor, bu kadar küçük bir puntoyla üstüne bir de el yazısıyla , cehennem azabıydı desem yeridir :) Kitap aslında, daha kısa olabilirdi, iç sesler ve özellikle son yüz sayfa biraz fazla uzatılmış gibi geldi bana :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/09/cilek-mevsimi-yorum.html?spref=fb
Baskı: Tatlı Tuzak
Elisha Clewland, güzel ve dik başlı bir cadı, aşık olduğu adama daha yakın olabilmek için söylediği yalanın hayatını kökünden değiştireceğini düşünmemişti sanırım :) Elisha anne ve küçük erkek kardeşi ile yaşıyor babası bir ressam ve uzun zaman önce ölmüş, maddi açıdan kötü bir durumdalar ama iyi idare ettiklerini söyleyebilirim, pekte sıcak olmayan huysuz bir anneye ve dokuz yaşında olmasına rağmen çok bilmiş bir erkek kardeşe sahip, ama hayatında tatlı mı tatlı bir de kız arkadaşı var adı Claire .. Elisha, arkadaşı Claire'in ailesinin işlettiği bir handa onlara yardım ederken Grandoor Dükü Connor Tracey ile karşılaşıyor ve ilk görüşte aşık oluyor, dük yakışıklı, zengin ve kibirli biri ( sanırım bu soylular aynı fabrika çıkışlı fix menü ) geçmişte yaşadığı acı biten bir aşk tecrübesi ve hoşlanmadığı bir üvey annesi var,kibirli dükümüz bu durumla başa çıkmak için salıvermiş kendisini hayata, balolar,kadınlar keyfi yerinde :) Fakat hiç ummadıkları bir yerde umulmadık bir şekilde bir araya geliyor bu çiftimiz , mecburi olarak bir grup insanla kaldıkları bir evde bir gecede yaşananlar uzun ve zahmetli bir hayata mahkum ediyor onları , yanlış oda, yanlış kişi ve Elisha tarafından söylenen daha doğrusu düzeltilmeyen bir yalan , ikisinin de hayatını kökünden değiştiriyor, Elisha gerçekleri söylemek yerine sevdiği Devamı http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/08/tatli-tuzak-yorum.html#more